5 Ağustos 2025 Salı

Gençler İçin Finansal Okuryazarlık

 

Çocuklar okullarda kermes yapıyor. Gıda, giysi, hediyelik eşya satıyorlar ve elde ettikleri geliri topluma faydalı derneklere bağışlıyorlar. Ne kadar para topladıklarını övünerek anlatıyorlar; ama sattıkları malın maliyeti hakkında hiçbir fikirleri yok. Sattıkları şeyler ya aile tarafından geçmişte alınmış ürünler oluyor ya da evde anne-babalarının hazırladığı yiyecekler. Hepsinin bir maliyeti var. Çocuklar bundan bihaber.

 

Oturduğumuz sitede de çocuklar bazen tezgâh kuruyor; site sakinlerine limonata, kek, şekerleme satıyorlar. Ticareti öğrenmeleri adına güzel bir etkinlik, destekliyorum. Ama bu çocuklara satılan malın maliyeti öğretilmiyor. Satıştan gelen paranın tamamını kazanç zannediyorlar.

 

Oğlum da yedi sekiz yaşındayken o da şekerleme tezgâhı açmıştı. Satacakları şekerleme ve atıştırmalıkları birlikte marketten aldık (parasını ben ödedim). Arkadaşıyla bir gün boyunca sattılar. Fiyatlamayı kafalarına göre yaptılar, bazılarını ucuza, bazılarını pahalıya sattılar, bazı çocuklara bedava şekerleme verdiler, bazen kendileri yediler. Satıştan gelen parayı da aralarında paylaştılar.

 

Ertesi gün aynı şeyi yapmak istediklerinde, satacakları malı bu kez kendilerinin alması gerektiğini söyledim. Birinci gün kazandıkları paranın tamamıyla marketten şekerleme ve atıştırmalık aldılar; bir öncekinden biraz daha fazla mal alabilmişlerdi. Fiyatlarını yükselterek daha çok kazanmanın peşine düştüler, bu sefer de “kazıkçı” yaftası yediler. Malları elden çıkarmak için gün sonuna doğru damping yaptılar. Bu kez ne kendileri yediler ne de kimseye ikramda bulundular.

 

Sonuçta ikinci gün daha iyi para topladılar. Ama asıl önemlisi şuydu: Topladıkları paranın yarısını ertesi gün (üçüncü gün) alacakları mala ayırdılar, kalan yarısını paylaştılar. Satılacak malın parasını köşeye koymayı kimse söylemeden akıl etmişlerdi. Yani “satılan malın maliyeti” kavramını kendi kendilerine keşfetmişlerdi.

 

Bence on beş on altı yaşına gelmiş bir genç, temel düzeyde finansal okuryazar olmalıdır. Alım satıma dair gelir gider hesabı yapabilmelidir. Bir iki yıl sonra da üretip satmaya dair. Gider türlerini ve kârlılık türlerini bilmeli, aralarındaki farkı anlamış olmalıdır.

 

Çünkü öyle ya da böyle onların da bütçesi var. Harçlık alıyorlar, bayram parası alıyorlar, küçük işler yapıp para kazanıyorlar ve kazandıklarını harcıyorlar.

 

Şimdi bir hikâye anlatacağım. Mert adında on beş yaşında bir çocuğun ticaretle uğraştığı altı günü. Hikâye bittiğinde de Mert’in bu 6 günlük ticaretinden ne kazandığını ele alacağız. Finansal tabloları gençlere olabildiğince basit bir dille ve tablolarla anlatmaya çalışacağım.

Hikayenin sonunda cevaplayacağımız dört soru

·         Ne kadar kazandım?  →  Gelir Tablosu

·         Neyim var, ne borcum var?  →  Bilanço

·         Kasama ne girdi, ne çıktı?  →  Nakit Akış Tablosu

·         Bütün kayıtlarım nerede?  →  Mizan

MERT’İN ALTI GÜNLÜK SU TİCARETİ

Turistik bir adanın küçük sahil kasabasında yaşayan 15 yaşındaki Mert sıcak bir yaz günü iskelede oturmuş adaya mal getiren tekneleri izliyordu. Bir yandan da satın almak için para biriktirdiği bisikletin hayalini kuruyordu.

 

O sırada teknelerden biri de kasalara dizilmiş, yarım litrelik pet şişelerde su getirmişti.

 

Mert’in hedefindeki bisikletin fiyatı 17.000 liraydı ama Mert’in birikimi henüz 4.000 liraydı. Karamsar bir şekilde tekneden indirilen pet şişe sulara bakarken birden aklına bir fikir geldi.

 

Şu tekne her gün tonlarca su getiriyor. Ben de alıp satsam? Pazarda, çarşıda, iskelede, plajda… Yazlıkçı var, turist var, yerel halk var. Bir hafta su satsam bisikletin parasını çıkarabilirim belki.”

 

Mert aklınca kaba bir hesap yaptı 6 günde 13 bin lira kazanabilirdi. Evde de zaten 4 bin lirası vardı.

 

Fikrini akşam annesine açtı. Annesi kısa düşündü: “Biriktirdiğin paranın sadece yarısıyla yarın su al ve sat. Bakalım gün boyunca ne kadar kazanacaksın. Zorlanmazsan ve ilk gün planladığın kadar kazanırsan ertesi gün devam edersin.” Babası da onay verdi.

 

Böylece Mert 2.000 lirayla işe başlayacaktı. Kalan 2.000 lira mavi zarfta kalacaktı, ona dokunmayacaktı. Mert, sermayesi olacak 2.000 lirayı beyaz bir zarfa koyarken kendi kendine bir söz verdi: “Bu para artık benim harçlığım değil. Su işimin parası.

 

1. Gün: “Sattığım her şey kâr değilmiş”

Mert sabah evlerinin deposunda duran eski el arabasını ödünç aldı. O araba işletmenin malı değildi, sadece kullanacaktı. Önce ikinci el dükkânına uğradı. Sıcakta ılık su içmek isteyen kimse yoktu; suları soğuk satmalıydı. Dükkânın önündeki eski mavi soğutucu için esnafa “bu kutu 6 gün dayanır mı?” diye sordu. Dükkân sahibi “dikkatli kullanırsan altı gün rahatça işini görür” dedi. Mert kutuya 360 lira verdi.

 

Yolda karnı acıktı, fırından 25 liralık poğaça ve çay aldı. Ayaküstü yerken hesap yapıyordu: Evden 2.000 lirayla çıkmıştı, şimdi 1.615 lirası vardı.

 

Limanda teknedeki satıcıyla konuştu. “200 tane su alsam kaça verirsin?” Adam elindeki kasayı yere bıraktı, Mert’i tepeden tırnağa süzdü. “Tanesi 8 lira.”

 

200 × 8 = 1.600 lira. Cebindekinin neredeyse tamamı. Bir an duraksadı; buz almak için elinde nakit kalmalıydı. “Şimdi 1.400 vereyim, kalan 200’ü yarın sabah getireyim.” Tekneci güldü: “Peki. Ama yarın sabah buradayım, unutma.

 

Suları el arabasına yükledi ve sonra markete gidip 150 liralık buz aldı. Artık cebinde 65 lira vardı.

 

Yolda kafasında güzel bir hesap vardı: 200 şişeyi 20 liradan satarsa 4.000 lira. Üstelik tanesini 8 liraya almıştı.

 

Ama işler kâğıttaki kadar kolay gitmedi. Pazarda bağırmaya başladı: “Buz gibi su!” Satışlar başladı. Bazı müşteriler 20 lirayı sorgulamadan ödedi. Bazıları ödemedi.

 

Yaşlı bir teyze şişeyi eline aldı, çevirdi, baktı. “Yavrum, 15 lira vereyim. Torunuma da alacağım, iki tane olsun.” Mert bir an düşündü; hayır dese satış kaçacaktı. “Tamam teyzeciğim.”

 

Saat üçte yorulmuştu. Tezgâhında 15 şişe kalmasına rağmen toparlandı. Defterinde şunlar yazıyordu: 90 şişe 20 liradan, 40 şişe 15 liradan, 30 şişe 19 liradan, 25 şişe 18 liradan. Toplam 185 şişe, 3.420 lira.

 

Yolda el arabasının lastiği patladı, tamirciye 50 lira verdi. Öğle yemeğine de 250 lira harcamıştı.

 

Günün dersi: Mert pet şişenin tanesini 20 liradan satmayı planlamıştı; ortalama satış fiyatı 18,5 lira çıktı. Yani farkında olmadan %7,5 indirim yapmıştı. Planladığınız fiyat ile sattığınız fiyat aynı şey değildir.

 

Soru: Sizce birinci günde Mert ne kadar kazandı? Bisikleti için mavi zarfa ne kadar daha para koyabildi?

 

2. Gün: “Sattım ama parasını almadım”

Sabah limana gitti, tekneciye 200 lira borcunu ödedi. Sonra tanesi 8 liradan 300 şişe aldı. Dünden kalan 15 şişeyle birlikte satacağı 315 şişe vardı. Markete uğrayıp 250 liralık buz aldı.

 

Bu sefer turistlerin dolaştığı çarşıya gitti. Satışlar iyi gitti ama fiyat aşağı doğru dağıldı: 95 şişe 20, 70 şişe 19, 50 şişe 18, 40 şişe 17, 20 şişe 16 liradan. 275 şişe, 5.130 lira.

 

Bir de berber vardı. Dükkânın önünde Mert’i görünce makası bıraktı, kapıya çıktı: “Bana on tane bırak. Müşterilere ikram ederim. Akşam dükkânı kapatınca öderim.” Mert duraksadı; parayı hemen almak isterdi. Ama berber kasabanın tanınmış esnafıydı. 10 şişeyi 16 liradan verdi, 160 lira alacağı oldu.

 

Akşamüstü uğradı. Berber ellerini havluya sildi: “Bugün kasa zayıf oldu evladım. Yarın sabah veririm, merak etme.” Mert defterine berberin adını ve 160 lirayı yazdı. Cebine hiçbir şey girmedi.

 

Gün içinde başka şeyler de oldu. Çevrede kendini tanıtmak ve müşteri çekmek için birkaç arkadaşına ve yaşlılara 5 şişe bedava verdi. Sıcaktan 2 şişe kendisi içti. Arabayı taşırken 1 şişe kayboldu, kalabalıkta 1 şişe çalındı, kaldırımdan inerken 1 şişe kırıldı.

 

Öğle yemeğine 350 lira verdi. Eve dönerken annesinin istediği 400 liralık ev alışverişini de işin kasasından ödedi. Akşam arabasında 20 şişe su kaldı.

 

Günün dersi: Berbere verilen 10 şişe satılmıştır, parası gelmemiş olması bunu değiştirmez. Buna alacak denir. Bedava verilen, kaybolan, çalınan, kırılan şişeler ise hiç satılmadan gitmiştir; onlar da bir maliyettir.

 

Not: Mert’in sıcakta içtiği iki şişeyi de bu maliyetin içinde sayacağız. Çünkü o suyu keyfinden değil, güneşin altında çalışırken içti; yani işin gereğiydi. Ama öğle yemeğini işin gideri saymayacağız, su satmasa da o yemeği yiyecekti. Bu ayrım bu makalenin en önemli konusu. (Gerçek işletmelerde bir harcamanın gider sayılıp sayılmayacağı daha ayrıntılı kurallara bağlıdır; biz burada en basit hâliyle kullanıyoruz.)

 

Soru: Sizce ikinci günde Mert ne kadar kazandı? Bisikleti için mavi zarfa ne kadar para koyabildi?

 

3. Gün: “Çok alırsan ucuza alırmışsın”

Mert sabah berbere uğradı; berber sözünü tuttu, 160 lirayı ödedi. Sonra limana gitti.

 

Bu sefer 400 alacağım,” dedi. Tekneci başını salladı: “O zaman tanesi 7,5 lira.” Mert şaşırdı. “Dün 8 liraydı ama?” Adam güldü: “Dün 200 alıyordun. Çok alana ucuza veririm, benim de işim kolaylaşır.”

 

Mert 400 şişeyi 3.000 liraya aldı, 300 liralık buz aldı. Dünden kalan 20 şişeyle 420 şişesi vardı.

 

Plaja gitti. İşler çok iyiydi; herkes 20 lirayı ödüyordu, kimse pazarlık etmiyordu. Ama güneşin altında çok yoruldu. Elinde 60 şişe kalmışken bıraktı. Gün içinde 5 şişe içmişti, 3 şişe çaldırmıştı, cankurtaranlara 10 şişe hediye etmişti.

 

342 şişeyi 20 liradan sattı: 6.840 lira. Öğle yemeğine 300 lira verdi.

 

Günün dersi: Çok alan ucuza alır. Buna miktar indirimi denir; toplu alımın sağladığı en bilinen avantajdır. Ama dikkat: ucuza almak için çok almak, parayı mala bağlamak demektir. Mert bugün 3.000 lirasını tek seferde mala yatırdı.

 

Soru: Sizce üçüncü günde Mert ne kadar kazandı? Bisikleti için mavi zarfa ne kadar para koyabildi?

 

4. Gün: “Yalnız yetişemiyorum”

Mert bir şey fark etmişti: Satamadığı için değil, yetişemediği için para kaybediyordu. Plajda tek başına hem satıp hem arabayı taşımak zordu.

 

Arkadaşı Bora’ya teklif götürdü: “Bana yardım et, günlüğü 1.000 lira.” Bora kabul etti. Aileler birbirleriyle görüşüp onay verdi.

 

O sabah tekneciden tanesi 7 liradan 600 şişe aldı, 400 liralık buz aldı. Dünden kalan 60 şişeyle 660 şişeleri vardı. İkinci el dükkânından 300 liraya bir megafon aldı (sesi daha fazla çıksın diye). Dükkâncı “sezon sonuna kadar dayanır” dedi; Mert üç günlük işi kaldığını hesapladı.

 

Saat 17:00’a kadar Bora ile birlikte plajda 20 liradan 480 şişe sattılar. Kalan 120 şişeyi akşam üstü çarşıda 15 liradan erittiler. Gün içinde ikisi toplam 10 şişe içti, 10 şişe çaldırdılar. Ellerinde 40 şişe kalmıştı.

 

Öğle yemeğinde Bora’nın hesabını da Mert ödedi: kişi başı 250 liradan ikisine toplam 500 lira. Akşam eve dönerken el arabasını boyamak için 200 liralık mavi boya, pankart yapmak için 50 liralık karton ve kalem aldı.

 

Gece babasıyla arabayı boyadı ve bir pankart hazırladı: “BUZ GİBİ SOĞUK SU - 20 TL DEĞİL, SADECE 15 TL

 

Günün dersi: Bugün dört farklı harcama yapıldı ve dördü de ayrı yere yazılır:

·         Bora’nın 1.000 lirası bir gider. O gün çalıştı, o gün bitti.

·         200 liralık boya bir bakım giderdir. Arabanın ömrünü uzatmaz, sadece görünümünü düzeltir.

·         50 liralık karton ve kalem bir tanıtım giderdir; pankart o gün yapılıp ertesi gün kullanılmaya başlandı.

·         300 liralık megafon ise farklıdır. Bugün alındı ama üç gün kullanılacak. Bu yüzden bedelinin tamamı bugünün gideri sayılmaz; kullanılacağı günlere bölünür: günde 100 lira.

 

Not: Uzun süre kullanılacak bir varlığın bedelinin, fayda sağladığı günlere dağıtılmasına amortisman (yıpranma payı) denir. Soğutucu kutu da öyleydi: 360 lira, altı gün, günde 60 lira.

 

Soru: Sizce dördüncü günde Mert ne kadar kazandı? Bisikleti için mavi zarfa ne kadar para koyabildi?

 

5. Gün: “Çok sattım ama…”

Tekneciyle sıkı pazarlık etti ve tanesi 6,5 liradan 800 şişe aldı. 500 liralık buz aldılar. Dünden 40 şişe kalmıştı.

 

Boyalı araba ve pankart işini gördü. Saat ikiye kadar plajda 800 şişeyi 15 liradan sattılar: 12.000 lira. 8 şişe içildi ve çaldırıldı, 32 şişe kaldı.

 

Öğle yemeği bile yemeden bitirdiler. Mert Bora’ya yevmiyesinin yanına 100 lira prim verdi.

 

Satış bittikten sonra Mert çarşıya gitti ve ikinci el dükkânından 2.000 liraya yedek bir el arabası aldı; ertesi gün daha çok su taşıyabileceklerdi. “Bisiklet parasını biriktirince, yani su satma işini bırakınca, tahminen bu arabayı 1.600’e satarım,” diye düşündü. “Yani bana 400 liraya mal olacak.” Sezonun iki satış günü kaldığını hesapladı: 400 lirayı iki güne bölecekti, günde 200 lira. Araba bugün hiç kullanılmadığı için bu pay yarından itibaren başlayacaktı.

 

Mert o akşam çok mutluydu. Dün 600 şişe satmıştı, bugün 800. Rekor kırmıştı. Ama akşam hesabı yapınca şaşırdı.

 

5. günün dersi: Ciro büyümesi, kâr büyümesi değildir

·         Dün: 600 şişe satıldı, hasılat 11.400 lira, brüt kar 7.171 lira, net kâr 4.970 lira.

·         Bugün: 800 şişe satıldı, hasılat 12.000 lira, brüt kar 6.779 lira, net kâr 4.967 lira.

·         Mert %33 daha fazla şişe sattı. Hasılatı %5 arttı. Ama kârı bir kuruş bile artmadı.

·         Sebebi basit: Dün sattığı 600 şişenin ortalama fiyatı 19 liraydı (480 şişe 20, 120 şişe 15 liradan). Bugün 800 şişenin tamamını 15 liradan sattı. Yani ortalama satış fiyatı 19 liradan 15 liraya düştü. Artan adet, azalan birim kârı ancak telafi edebildi. Ucuza satıp çok satmak, her zaman daha çok kazandırmaz. Hesaplamadan karar verirseniz çok çalışıp aynı parayı kazanırsınız.

·         Bir ders daha; Malınız öğleden önce bitiyorsa fiyatınız düşüktür.

 

Soru: Sizce beşinci günde Mert ne kadar kazandı? Bisikleti için mavi zarfa ne kadar para koyabildi?

 

6. Gün: “Cebimdeki her para benim değilmiş”

İki arabayla yola çıktılar. Tekneciden tanesi 6 liradan 1.000 şişe aldılar, 600 liralık buz aldılar. Dünden 32 şişe kalmıştı.

 

Bu kadar suyu bir seferde taşımak mümkün değildi. Tekneci malı plaja yakın bir depoya bıraktı; Mert ve Bora gün boyunca el arabalarıyla depo ile plaj arasında birkaç sefer yaptılar.

 

Plajda 15 liradan 700 şişe peşin sattılar. Sahildeki bir restoran 150 şişeyi 14 liradan aldı ama “ödemesini yarın yaparım” dedi. Gün içinde 10 şişe içildi, 5 şişe çalındı, cankurtaranlara ve görevlilere 20 şişe hediye edildi.

 

Akşama doğru plaja yakın bir seyyar satıcı yanlarına geldi: “Bana yarın 250 su getirirsen tanesi 12 liradan alırım.” Ve parayı peşin verdi: 3.000 lira.

 

Mert cebindeki paraya baktı ve mutlu oldu. Oysa o 3.000 lira henüz kazanılmış bir para değildi. Kasadaydı, harcayabilirdi, hatta yarınki suları o parayla alacaktı. Ama karşılığında 250 şişe su teslim etme yükümlülüğü vardı. Arabada ise sadece 147 şişe kalmıştı.

 

Gün içinde yeme içmeye ikisi toplam 500 lira harcadılar. Mert, Bora’ya yevmiyesinin üstüne 250 lira prim verdi. Bir de arkadaşı Efe geldi: “Bir haftalığına 5.000 lira borç verir misin?” Mert verdi.

 

Eve dönerken annesi aradı: “Gelirken yemek alır mısın?” Mert restorandan 600 liralık yemek aldı ve parasını annesinden almadı.

 

Günün dersi: Seyyar satıcının peşin verdiği 3.000 lira bir satış değil, yükümlülüktür (bir tür borçtur). Çünkü mal henüz teslim edilmedi. Parayı harcayabilirsiniz, ama yarınki yükümlülüğü karşılayacak nakdi mutlaka bırakmanız gerekir. Efe’ye verilen 5.000 lira ise gider değil, alacaktır, para gitti ama kaybolmadı. Cebinize giren her para sizin değildir, cebinizden çıkan her para da gider değildir.

 

Soru: Sizce altıncı günde Mert ne kadar kazandı? Bisikleti için mavi zarfa ne kadar para koyabildi?

 

Akşam hesabı

O akşam anne babası sordu: “Altı günde toplam ne kadar kazandın? Bisiklet için ne kadar açığın kaldı?” Mert cevap veremedi. Çünkü doğru dürüst hesap yapmamıştı.

 

Annesi ikinci soruyu sordu: “Peki şu anda bu işin neyi var, ne kadar borcu var?” Mert: “Onu da tam bilmiyorum.”

 

Baba: “Peki bu altı günde kasana ne kadar para girdi, ne kadar çıktı?” Mert: “Onu hesaplamak daha da karışık. Çünkü bazı paralar girdi ama satış değildi, bazı satışlar oldu ama para girmedi.”

 

Mert çekmecedeki ve cebindeki bütün paraları masaya boşalttı.

 

Babası sonuncuyu sordu: “O zaman şunu yapalım. Altı günde yaptığın her işlemi tek tek yazabilir misin?

 

Mert notlarını aldığı defterini açtı. Orada sadece satışlar vardı. Poğaça yoktu. Lastik yoktu. Kaybolan şişe yoktu. Boya yoktu. “Yazmadıklarımı hatırlayamıyorum,” dedi.

 

Şimdi bu dört sorunun cevabını birlikte bulalım.

BİRİNCİ SORU: NE KADAR KAZANDIM?

Cevabın adı: Gelir Tablosu

Gelir tablosu üç şeyi sırayla yapar: Önce sattıklarınızı toplar. Sonra sadece sattığınız malın maliyetini düşer. Sonra diğer giderleri düşer. Kalan, kârdır.

 

İkinci adımın altını çiziyorum. Mert altı günde 3.300 şişe su aldı ama hepsini satmadı. Satmadığı sular hâlâ onun malı; onların bedeli bugünün gideri değildir.

 

Önce her günün kaç şişe sattığını netleştirelim:

Altı günde 3.300 şişe nereye gitti?

Adet

1. Gün

2. Gün

3. Gün

4. Gün

5. Gün

6. Gün

Devreden stok

15

20

60

40

32

Alınan

200

300

400

600

800

1.000

Satışa hazır

200

315

420

660

840

1.032

Peşin satılan

185

275

342

600

800

700

Veresiye satılan

10

150

Bedava / hediye

5

10

20

İçilen, kaybolan, çalınan

5

8

20

8

15

Kalan stok

15

20

60

40

32

147

 

Her günün sütunu kendi içinde tutuyor: satışa hazır olan, satılan + elden çıkan + kalan stoka eşit. Bu kontrol tutmuyorsa bir yerde hata var demektir.

 

Bir şişe kaça mal oluyor?

Burada küçük bir sorun var. Mert her gün farklı fiyattan su aldı: 8, 8, 7,5, 7, 6,5 ve 6 lira. Elindeki stokta dünden kalanlarla bugün alınanlar birbirine karışıyor. Peki sattığı bir şişe hangi fiyattan sayılacak?

 

Bu hikâyede en kolay yöntemi kullanacağız: ağırlıklı ortalama. Yani o gün elde ne kadar para değerinde mal varsa, kaç şişeye bölünüyorsa ortalaması alınır.

 

Örnek: 3. günün birim maliyeti

·         Dünden devreden 20 şişe, tanesi 8 liradan alınmıştı → 160 lira

·         Bugün alınan 400 şişe, tanesi 7,5 liradan → 3.000 lira

·         Toplam: 420 şişe, 3.160 lira

·         Ortalama birim maliyet = 3.160 ÷ 420 = 7,52 lira

·         Satılan 342 şişenin maliyeti = 342 × 7,52 = 2.573 lira

 

Aynı hesabı her gün için yaptığımızda gelir tablosu şöyle çıkıyor:

Gün Gün Gelir Tablosu (TL)

Kalem

1. Gün

2. Gün

3. Gün

4. Gün

5. Gün

6. Gün

TOPLAM

Hasılat

3.420

5.290

6.840

11.400

12.000

12.600

51.550

(−) Satılan malın maliyeti

(1.480)

(2.280)

(2.573)

(4.229)

(5.221)

(5.114)

(20.897)

BRÜT KÂR

1.940

3.010

4.267

7.171

6.779

7.486

30.653

(−) Buz gideri

(150)

(250)

(300)

(400)

(500)

(600)

(2.200)

(−) Tanıtım gideri

(40)

(75)

(50)

(120)

(285)

(−) Kayıp gideri

(40)

(60)

(141)

(52)

(90)

(383)

(−) Personel gideri

(1.250)

(1.100)

(1.500)

(3.850)

(−) Bakım ve tamir

(50)

(200)

(250)

(−) Yıpranma payı

(60)

(60)

(60)

(160)

(160)

(360)

(860)

GÜNÜN KÂRI

1.680

2.620

3.771

4.970

4.967

4.816

22.824

 

Birinci sorunun cevabı: Mert altı günde 22.824 lira kazandı.

 

Bu tabloda dikkat edilecek üç şey

1.       Dördüncü ve beşinci günün kârı neredeyse aynı. 4.970 ve 4.967 lira. Oysa beşinci gün 200 şişe daha fazla satıldı. Hikâyede anlattığım dersin rakamdaki karşılığı budur: Çok satmak, çok kazanmak demek değildir.

2.       Yıpranma payı gerçek bir gider. Soğutucu 360 liraydı, altı gün kullanılacaktı: günde 60 lira. Megafon 300 liraydı, üç gün: günde 100 lira. El arabası 2.000 liraya alındı ama sezon sonunda 1.600’e satılabileceği tahmin ediliyor; yani amortismana tabi tahmini değer kaybı 400 lira. Bu da kalan iki satış gününe bölünüyor ve altıncı günden itibaren başlıyor: günde 200 lira. Toplamı 860 lira eder. Ama dikkat: amortisman gider olduğu gün kasadan yeniden para çıkmaz. Para mal alınırken çıkmıştır; muhasebe bu bedeli kullanıldığı günlere dağıtır.

3.       Poğaça, öğle yemekleri ve annesine aldığı yemek bu tabloda yok. Çünkü onlar su işinin gideri değil, Mert’in kendi harcamaları. Bu ayrım birazdan bilançoda karşımıza çıkacak.

İKİNCİ SORU: BU İŞİN NEYİ VAR, NE BORCU VAR?

Cevabın adı: Bilanço

Gelir tablosu bütün günü anlatır; bir film gibidir. Bilanço ise tek bir ana bakar, fotoğraf gibidir: Akşam saat sekizde bu işin neyi var ve kime ne borcu var?

Bilançonun iki tarafı vardır ve her zaman eşittirler. Sebebi basit: Bir işin sahip olduğu her şey ya borç parasıyla ya da sahibinin parasıyla alınmıştır. Üçüncü bir yol yoktur. (Sahibinin parası derken sadece işe koyduğu parayı değil, kazanıp içeride bıraktığı kârı da kastediyoruz — kâr da sahibinindir.)

Gün Sonu Bilançoları (TL)

Kalem

1. Gün

2. Gün

3. Gün

4. Gün

5. Gün

6. Gün

VARLIKLAR

 

 

 

 

 

 

Kasadaki para

3.185

4.715

8.115

12.865

16.065

15.615

Alacaklar

160

2.100

Efe’ye verilen borç

5.000

Stoklar

120

160

451

282

209

884

Soğutucu, megafon, arabalar

300

240

180

320

2.160

1.800

TOPLAM VARLIK

3.605

5.275

8.746

13.467

18.434

25.399

BORÇLAR

 

 

 

 

 

 

Tekneciye borç

200

Alınan avans

3.000

TOPLAM BORÇ

200

3.000

MERT’İN KENDİ PAYI

 

 

 

 

 

 

İşe koyduğu para

2.000

2.000

2.000

2.000

2.000

2.000

Bugüne kadarki toplam kâr

1.680

4.300

8.071

13.042

18.009

22.824

(−) Kendine harcadıkları

(275)

(1.025)

(1.325)

(1.575)

(1.575)

(2.425)

MERT’İN KENDİ PAYI

3.405

5.275

8.746

13.467

18.434

22.399

TOPLAM KAYNAK

3.605

5.275

8.746

13.467

18.434

25.399

 

İkinci sorunun cevabı: Altıncı günün akşamında bu işin 25.399 liralık varlığı ve 3.000 liralık borcu var. Mert’in kendi payı 22.399 lira.

 

Bilançoda görülecek dört şey

·         Her gün iki taraf da eşit. 3.605 = 3.605, 25.399 = 25.399. Bu tesadüf değil, kuraldır. Tutmuyorsa hata vardır.

·         Varlıkların hepsi para değil. Altıncı günün 25.399 lirasının sadece 15.615’i kasada. Geri kalanı restoranda, Efe’de, bahçedeki 147 şişede ve arabalarda duruyor.

·         Alınan avans borç tarafında. Seyyar satıcının verdiği 3.000 lira kasaya girdi ama Mert’in değil; karşılığında su borcu var.

·         Ve en önemlisi: Mert altı günde 22.824 lira kazandı, ama kendi payı 20.399 lira arttı. Aradaki 2.425 lira nereye gitti?

 

Dikkat: Mert verdiği sözü sekiz kez tutmadı

İlk sabah “bu para artık benim harçlığım değil” demişti. Ama altı gün boyunca su işinin kasasından şunları ödedi:

Ne aldı?

Hangi gün

Tutar

Poğaça ve çay

1. gün

25 TL

Öğle yemeği

1. gün

250 TL

Öğle yemeği

2. gün

350 TL

Markette ev alışverişi

2. gün

400 TL

Öğle yemeği

3. gün

300 TL

Kendi öğle yemeği

4. gün

250 TL

Kendi yemeği

6. gün

250 TL

Aileye akşam yemeği

6. gün

600 TL

TOPLAM

 

2.425 TL

 

Bunların hiçbiri su işinin gideri değil. Bu yüzden gelir tablosunda görünmüyorlar; bilançoda “kendine harcadıkları” olarak Mert’in payından düşülüyorlar.

 

Bu ayrım küçük görünüyor ama büyük şirketlerde de en sık yapılan hata budur: işin parası ile sahibinin parasını karıştırmak.

ÜÇÜNCÜ SORU: KASAMA NE GİRDİ, NE ÇIKTI?

Cevabın adı: Nakit Akış Tablosu

Bu tablo paranın nereye gittiğini gösterir ve üç kutuya ayrılır. Parantez içindekiler bu kutuların gerçek finans dilindeki adlarıdır; onları da öğrenin:

·         İşin kendisinden (işletme faaliyetleri): su satıp su almak, buz almak, yevmiye ödemek.

·         Yatırımlardan (yatırım faaliyetleri): soğutucu, megafon, el arabası; bir de Efe’ye verilen borç.

·         Sahibinden (finansman faaliyetleri): Mert’in işe koyduğu para ve işten kendine çektiği para.

 

Bu üçünü ayırmak çok önemlidir; çünkü “bu iş kendi faaliyetlerinden para üretiyor mu?” sorusunun cevabı esas olarak birinci kutudadır. “Kârlı mı?” sorusunun cevabı ise gelir tablosundadır.

Gün Gün Nakit Akış Tablosu (TL)

Kalem

1. Gün

2. Gün

3. Gün

4. Gün

5. Gün

6. Gün

TOPLAM

İŞİN KENDİSİNDEN

1.820

2.280

3.700

5.300

5.200

5.400

23.700

YATIRIMLARDAN

(360)

(300)

(2.000)

(5.000)

(7.660)

SAHİBİNDEN

1.725

(750)

(300)

(250)

(850)

(425)

GÜNÜN DEĞİŞİMİ

3.185

1.530

3.400

4.750

3.200

(450)

15.615

Gün başı kasa

3.185

4.715

8.115

12.865

16.065

 

GÜN SONU KASA

3.185

4.715

8.115

12.865

16.065

15.615

 

 

 

Not: SAHİBİNDEN için birinci gün 2.000 TL değil, 1.725 TL gözüküyor. Çünkü ilk gün Mert 275 TL’lik şahsi harcama yapmıştı.

 

Üçüncü sorunun cevabı: Altı günün sonunda kasada 15.615 lira var.

 

Bu tablodaki iki büyük ders

Birincisi: İşin kendisi nakit üretiyor. Altı günde işin kendisinden kasaya net 23.700 lira girdi. Bu iyi bir işaret. Ama tek başına “bu iş kârlı” demeye yetmez. Nitekim bu rakamın 3.000 lirası, henüz teslim edilmemiş suyun avansıdır. Nakit akış tablosunu her zaman gelir tablosuyla birlikte okuyun.

İkincisi ve daha şaşırtıcısı: Altıncı gün kasa azaldı. Mert o gün 4.816 lira kâr etti, ama kasasındaki para 450 lira düştü. Sebebi tablonun içinde: O gün Efe’ye 5.000 lira borç verdi, restorandan 2.100 liralık satışın parasını alamadı ve aileye 600 liralık yemek aldı.

 

Bugünün en önemli cümlesi: Kâr etmek ile cebinde para olması aynı şey değildir.

·         Kâr, “ne kadar kazandım?” sorusunun cevabıdır. Kasa ise “kaç lira elimde kaldı?” sorusunun. İkisi çok farklı sayılar olabilir ve genellikle de olur.

DÖRDÜNCÜ SORU: BÜTÜN İŞLEMLERİ NASIL GÖRÜRÜM?

Cevabı iki adımlıdır: önce günlük defter, sonra mizan

Mert’in asıl sorunu buydu: Defterinde sadece satışlar vardı. Yazmadığı hiçbir şeyi hatırlayamıyordu.

 

Çözüm çok basit ve muhasebenin en eski kuralıdır: Her işlemi, olduğu anda, sırasıyla yaz. Bu listeye günlük defter (yani yevmiye defteri) denir.

 

Ama iş orada bitmez. Günlük defter uzun bir liste olduğu için ona bakarak “kasamda ne kadar var?” sorusunu yanıtlayamazsınız. Bu yüzden aynı hesaba ait hareketler bir araya toplanır (büyük defter, yani defteri kebir). Bütün bu hesapların toplamlarını ve kalan bakiyelerini tek tabloda gösteren özete ise mizan denir.

 

Muhasebenin mimarisi: İŞLEM  →  KAYIT  →  HESAPLAR  →  MİZAN  →  FİNANSAL TABLOLAR

·         Bir şey olur. Olduğu anda yazılır. Aynı konudakiler bir araya toplanır. Hepsinin özeti çıkarılır. Ve o özetten gelir tablosu ile bilanço üretilir.

 

Ama bir püf noktası var: Muhasebede her işlem en az iki yere birden yazılır. Çünkü hiçbir şey yoktan var olmaz; bir şey artıyorsa başka bir şey ya azalmıştır ya da artmıştır.

 

Önce bir uyarı: “borç” ve “alacak” burada farklı anlama gelir

·         Muhasebede borç ve alacak kelimeleri, günlük hayattaki anlamlarını taşımaz. Kimseye borçlu olmak ya da birinden alacaklı olmak demek değildir.

·         Bunlar sadece bir hesabın sol tarafı (borç) ve sağ tarafı (alacak) demektir (varlık ve gider solda, borç, sermaye ve gelir sağda). Kelimeler kafanızı karıştırmasın; “sol” ve “sağ” diye düşünün.

·         Kural şudur: Her işlemde sola yazılan tutar ile sağa yazılan tutar birbirine eşit olmalıdır.

 

İki örnekle görelim:

Örnek 1: Mert 20 liraya peşin bir şişe su sattı

Hangi hesap?

Sol (borç)

Sağ (alacak)

Kasa — para girdi

20

Satışlar — satış oluştu

20

 

Örnek 2: 1.600 liralık su aldı; 1.400 ödedi, 200 borçlandı

Hangi hesap?

Sol (borç)

Sağ (alacak)

Stoklar — mal geldi

1.600

Kasa — para çıktı

1.400

Tekneciye borç — borç doğdu

200

 

İki örnekte de sol taraf ile sağ taraf birbirine eşit. Altı gün boyunca yapılan her işlem böyle yazılır. Sonra aynı hesaba ait tutarlar toplanır ve mizan ortaya çıkar:

Altı Günün Mizanı (TL)

Hesabın adı

Sol (borç)

Sağ (alacak)

Bakiye (sol)

Bakiye (sağ)

Kasa

54.450

38.835

15.615

Alacaklar

2.260

160

2.100

Efe’ye verilen borç

5.000

5.000

Stoklar

22.400

21.516

884

Soğutucu, megafon, arabalar

2.660

2.660

Birikmiş yıpranma

860

860

Tekneciye borç

200

200

Alınan avans

3.000

3.000

Mert’in işe koyduğu para

2.000

2.000

Mert’in kendine harcadıkları

2.425

2.425

Satışlar

51.550

51.550

Satılan malın maliyeti

20.896

20.896

Buz gideri

2.200

2.200

Tanıtım gideri

286

286

Kayıp gideri

384

384

Personel gideri

3.850

3.850

Bakım ve tamir gideri

250

250

Yıpranma gideri

860

860

TOPLAM

118.121

118.121

57.410

57.410

 

Dördüncü sorunun cevabı budur. Son satıra dikkat: İki taraf da 118.121 lira. Bu eşitlik tesadüf değildir; her işlem iki tarafa birden eşit tutarda yazıldığı için toplamlar zorunlu olarak tutar.

 

Ve mizanın en güzel tarafı: Yukarıdaki tabloların hepsi bu listeden ve arkasındaki kayıtlardan üretilir.

·         Gelir tablosu, satışlar ve giderler satırlarından yapılır.

·         Bilanço, kasa, alacak, stok, demirbaş, borç ve sermaye satırlarından yapılır.

·         Nakit akış tablosu ise mizan bakiyelerinden çıkmaz; kasa hesabının tek tek hareketlerine ve bunların hangi faaliyete (işletme, yatırım, sahibi) ait olduğuna bakmak gerekir.

 

Ama dikkat. Mizanın denk olması, kayıtların doğru olduğu anlamına gelmez.

·         Mert 600 liralık yemeği yanlışlıkla 60 lira yazsaydı ne olurdu? Ya da bir işlemi hiç yazmasaydı? Mizan yine denk çıkardı, ama sonuç yanlış olurdu.

·         Mizan sadece “toplamalar tutuyor mu?” sorusunu yanıtlar. “Doğru mu yazdım?” sorusunu yanıtlamaz.

PEKİ BİSİKLET?

Hikâyenin başında Mert’in bir hedefi vardı: 17.000 liralık bisiklet. Şimdi hesap yapalım, ama üç ayrı adımda. Çünkü bu sorunun tek bir cevabı yok.

 

Adım 1: Kâğıt üzerinde yetiyor mu?

Önce şunu hatırlayalım: Mert işe sıfırdan başlamadı. Cebinde zaten 4.000 lira birikimi vardı; bunun 2.000’ini işe koydu, 2.000’ini mavi zarfta bıraktı. Yani bisiklet için kazanması gereken para 17.000 değil:

 

Tutar (TL)

Bisiklet fiyatı

17.000

(−) Mert’in başlangıçtaki birikimi

(4.000)

Kazanması gereken para

13.000

Altı günde kazandığı kâr

22.824

(−) İşin kasasından kendine harcadıkları

(2.425)

Bisiklete ayırabileceği kazanç

20.399

Hedefi aşan kısmı

7.399

 

Kâğıt üzerinde fazlasıyla yetiyor. Mert hedefini 7.399 lira aşmış durumda.

 

Adım 2: Nakit olarak yetiyor mu?

Ama kâr bir hesap sonucudur; cepteki para ise başka bir şey. Bakalım:

 

Tutar (TL)

İşletme kasasındaki para

15.615

(+) Zarftaki kişisel birikimi

2.000

Elindeki toplam nakit

17.615

(−) Bisiklet fiyatı

(17.000)

Bisikleti alırsa kalan para

615

 

Nakit olarak da yetiyor. Mert bugün bisikletçiye gidip bisikleti alabilir. Cebinde 615 lira kalır.

O zaman mesele bitti mi? Hayır. Asıl soru şimdi başlıyor.

 

Adım 3: Peki almalı mı?

Mert’in yarın yapması gereken işler var. Seyyar satıcıya 250 şişe su teslim edecek; elinde ise sadece 147 şişe var. Üstelik yarın satacak malı da olmalı, buz da almalı, Bora’ya yevmiyesini de ödemeli.

Yedinci gün için gereken para

Tutar (TL)

Seyyar satıcıya olan teslim borcunun eksiği (103 şişe × 6 TL)

618

Yarın satmak için alınacak su (500 şişe × 6 TL)

3.000

Buz

600

Bora’nın yevmiyesi

1.000

Toplam

5.218

(−) Bisikleti alırsa elinde kalacak para

(615)

AÇIK

4.603

 

İşte cevap: Mert bisikleti alabilir ama almamalı.

 

Çünkü bütün parasını bisiklete verirse elinde 615 lira kalır ve ertesi gün su alacak parası olmaz. İş durur. Üstelik seyyar satıcıya söz verdiği 250 şişeyi teslim edemezse, ondan aldığı 3.000 lirayı da geri vermek zorunda kalır.

 

Peki kazandığı onca para nerede? Bakın:

Parasının nerede durduğu

Tutar (TL)

Restorandan alacağı

2.100

Efe’ye verdiği borç

5.000

Bahçedeki 147 şişe su (maliyet değeri)

884

Bir el arabası, soğutucu, megafon

1.800

Toplam

9.784

 

Parası kayıp değil; sadece başka şekillere dönüşmüş durumda. Restoranda, Efe’de, bahçedeki şişelerde ve arabalarda duruyor. Ama bunların hiçbiri bugün bisikletçide geçmez.

 

Makalenin son ve en önemli dersi

·         Bir işletmenin kasasındaki paranın hepsi harcanabilir para değildir.

·         Bir kısmı borçların karşılığıdır. Bir kısmı da işin yarın da dönebilmesi için orada durmak zorundadır. İşin günlük faaliyetlerini çevirebilmek için stokta, alacakta ve kasada bağlı tutmak zorunda olduğunuz kaynağa işletme sermayesi diyebiliriz. Bunun doğurduğu finansman ihtiyacı da işletme sermayesi ihtiyacıdır.

·         Kâğıt üzerinde zengin olmak ile kasada rahat olmak aynı şey değildir.

 

Mert’in yapması gereken belli: Yedinci gün restorandan 2.100 lirasını tahsil edecek, seyyar satıcıya sözünü tutacak, satışa devam edecek. Günlük kârı 4.800 lira civarında; iki gün daha çalışması hem bisikleti almasına hem de işini sürdürecek parayı elinde tutmasına yeter. Acele etmemesi gerektiğini artık biliyor.

GENÇLERE SEKİZ KURAL

1.       Satmak ile parayı almak aynı şey değildir. Berbere verilen 10 şişe satılmıştı ama parası ertesi gün geldi. Restorana verilen 150 şişenin parası hâlâ gelmedi.

2.       Stokta duran mal gider değildir. Satıldığında “satılan malın maliyeti”ne dönüşür; kaybolduğunda, tüketildiğinde veya hediye edildiğinde ise ilgili gidere.

3.       Kâr etmek ile cebinde para olması aynı şey değildir. Mert altıncı gün 4.816 lira kâr etti, kasası 450 lira azaldı.

4.       İşin parası ile senin paran ayrıdır. Mert bu sözü ilk sabah verdi, altı günde sekiz kez tutmadı. Toplam 2.425 lira.

5.       Uzun süre kullanacağın şeyin bedeli, fayda sağladığı günlere bölünür. Soğutucu 360 liraydı ama bir günlük payı 60 lira.

6.       Cebine giren her para senin değildir. Seyyar satıcının verdiği 3.000 lira bir borçtu; karşılığında su teslim edilecekti.

7.       Çok satmak, çok kazanmak demek değildir. Beşinci gün 200 şişe fazla satıldı ama kâr artmadı. Fiyatı düşürmeden önce hesap yapın.

8.       Yazmadığın hiçbir şeyi hatırlayamazsın. Dört tablonun dördü de yazılan işlemlerden doğar. Hafızadan değil.

 

Son söz

Mert bu altı günde su sattı. Ama asıl öğrendiği şey su ticareti değildi.

 

Bir işin iyi gidip gitmediğini anlamanın yolu, rakamları okumayı bilmekten geçer. Ve bunu öğrenmek için bir fabrikaya sahip olmak gerekmiyor; bir el arabası ve 200 şişe su yetiyor.

 

Bugün kendi harçlığınızı yönetiyorsanız, yarın bir işletmeyi yönetmenin temelini öğrenmişsiniz demektir. Rakamların sonuna sıfırlar eklenir; sorular değişmez.

 

Not: Bu makaledeki hikaye bir eğitim örneğidir. Konuyu sade tutmak için vergi, KDV, izinler ve bazı gerçek giderler hesaba katılmamıştır.

 

Konu hakkında derinleşmek isteyenler aşağıdaki makaleleri okuyabilirler.

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2025/01/patron-neden-mali-veriden-uzak-durur.html

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2025/02/dort-temel-tablo.html

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2025/03/tablodan-karara.html

 

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder