Markanız firma değerinizin ne kadarı?
FAVÖK'ten marka değerine
Geçen ay bir müşterim heyecanla aradı. Yurt dışından bir
yatırımcı grubu şirketine talip olmuş. “Bize bir rakam söylediler, kabul
edeyim mi?” diye sordu. “Rakamı nasıl buldular?” dedim. “Bilmiyorum,
sanırım bilançoya bakmışlar” dedi.
Sanıyordu. Bilançoya bakmışlardı. Ve 30 yıldır inşa ettiği
markayı, üzerinde hiç durmadan, bedavaya alıyorlardı.
Bu manzarayı çok gördüm. Türk patronu makinesinin,
arsasının, kamyonunun kaç para ettiğini kuruşu kuruşuna bilir. Markasının kaç
para ettiğini ise hiç bilmez. Bilmediği için de pazarlık masasında markasını
bedavaya verir. Bir de üstüne “iyi anlaşma yaptım” der.
Bu konuda geçmişte çok yazdım. Şimdi tekrar yazıyorum ama
daha güncel ve daha pratik bilgilerle yazıyorum.
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2023/05/sirket-sats-ve-satn-alma-sureclerinde.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2022/07/hissemi-kaca-satsam.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2022/02/ebitda-carpan.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2010/07/firma-degeri-marka-degeri-nedir-bunun.html
Önce şu yanlıştan kurtulalım
2010'daki makalemde markanızın değerini bulmak için “bugüne
kadar markalaşmaya harcadığınız paraların toplamını alın, markanızın gücüne
göre 1 ile 7 arası bir katsayıyla çarpın” demiştim. Pratikti, kolaydı,
sahada iş de görüyordu. Ama yanlıştı.
Neden yanlış? Çünkü bu yöntem geriye bakıyor. Harcadığınız
parayı ölçüyor. Oysa ben yıllardır size ne diyorum: marka, ederinden fazlasını
alabilme gücüdür. Yani marka değeri, geçmişte ne harcadığınızla değil,
gelecekte ne kadar fazla para alabileceğinizle ilgilidir.
İki firma düşünün. İkisi de son 10 yılda reklama 50'şer
milyon TL harcamış. Birinin markası tüketicinin aklına ilk gelen marka olmuş,
ürünlerini rakiplerinden %15 pahalıya satıyor. Diğerinin reklamları izlenmiş
ama akılda kalmamış, hâlâ fiyat kırarak satıyor. Harcamaları eşit. Marka
değerleri eşit mi? Elbette hayır.
Bir de şunu söyleyeyim: reklama hiç para harcamadan
markalaşan firmalar tanıyorum. Onların marka değeri sıfır mı? Değil.
Öyleyse marka değeri harcamayla değil, markanın ürettiği
fazladan kârla ölçülmelidir. Bu makalede size bunun nasıl yapılacağını
anlatacağım.
Bu hesabı ne zaman yaparsınız?
Marka değerini merak etmek lüks bir uğraş değil. Aşağıdaki
durumlardan biri başınıza geldiğinde bu rakama mecburen ihtiyacınız olacak. Ve
o gün geldiğinde hazırlıksız yakalanmak, ödeyeceğiniz en pahalı bedellerden
biri olacak.
·
Firmanızı veya markanızı satarken
·
Firmanıza ortak/yatırımcı alırken
·
Ortağınız ayrılırken, ona ne ödeyeceğinizi
belirlerken
·
Kardeşler arasında bölünme veya nesil devri
yaparken
·
Markanızı başka bir firmaya lisanslarken
(kiralarken)
·
Marka teminatlı kredi kullanırken
·
Bir marka satın alırken (karşı tarafın istediği
rakam doğru mu?)
·
Halka arza hazırlanırken
·
Marka hakkı ihlali davasında tazminat talep
ederken
·
Markalaşmaya ayırdığınız bütçenin geri dönüşünü
ölçerken
Sonuncusunun altını çizeyim. Marka değerinizi her yıl aynı
yöntemle hesaplarsanız, elinizde markalaşma yatırımlarınızın karnesi olur.
Geçen yıl 8 milyon TL marka iletişimi harcaması yaptınız, marka değeriniz 20
milyon TL arttıysa iyi bir yıl geçirmişsiniz demektir. Marka değeriniz 3 milyon
TL arttıysa, o paranın bir kısmını çöpe atmışsınız demektir. (Ölçmediğinizi fark
edemezsiniz de.)
BEŞ ADIMDA MARKA DEĞERİ (iki yöntem, iki sağlama)
Şimdi size sahada kullandığım yöntemi adım adım anlatacağım.
Brand Finance, Interbrand, Millward Brown gibi kuruluşların yaptığı işin
sadeleştirilmiş, Türkiye'ye ve KOBİ gerçeğine uyarlanmış hali. Onlar 60-70
sayfalık raporlar üretir, siz bunu bir Excel dosyasıyla halledeceksiniz.
Adım 1: FAVÖK'ünüzü bulun
Her şey buradan başlar. Marka değeri, firma değerinin
içinden çekip çıkarılır. Firma değeri de FAVÖK'ten bulunur.
FAVÖK (İngilizcesi EBITDA), firmanızın esas faaliyetlerinden
ürettiği kârdır. Formülü basittir:
FAVÖK = Faaliyet Kârı + Dönem
Amortismanı
FAVÖK hesaplamasını, amortismanın mantığını ve
muhasebecinizden bu rakamı nasıl isteyeceğinizi “EBITDA Çarpanı”
başlıklı makalemde uzun uzun anlatmıştım. Oraya bakın (linki yukarıda), burada
tekrar etmeyeyim.
Dikkat: Arsanızı sattığınız için, kur farkından, faiz
gelirinden veya hurda satışından kazandığınız paralar bu hesaba girmez. Bunlar
faaliyet dışı gelirlerdir ve markanızla hiçbir ilgileri yoktur. Bunları hesaba
katarsanız markanızı olduğundan değerli sanırsınız.
Adım 2: Firma değerinizi bulun
FAVÖK’ünüzü biliyorsanız firma değerinizi hesaplamak oldukça
kolaydır. İşte formül:
Firma
Değeri = FAVÖK
× Sektör EBITDA Çarpanı
Sektörünüzün EBITDA çarpanını nasıl bulacağınızı da yine “EBITDA
Çarpanı” makalemde anlatmıştım: sektörünüzden Borsa İstanbul'a açık
firmaları listeleyin, firma değerlerini FAVÖK'lerine bölün, ortalamasını alın.
Yarım günlük iştir.
Adım 3: Görünmez varlıklarınızı ayıklayın
Firma değerinizden net görünür varlıklarınızı çıkarın. Yani
arsa, bina, makine, taşıt, demirbaş, stok, alacak ve kasadaki nakdi toplayın;
borçlarınızı düşün. Kalan rakam firmanızın görünmez varlıklarının toplam
değeridir. Formülü budur:
Görünmez
Varlıklar =
Firma Değeri − Net Görünür Varlıklar
Not: Buradaki net görünür varlıklardan kastımız,
bilançonuzdaki özkaynaklarınızın reel/güncel değeridir
Bu rakam sizi şaşırtabilir. Çoğu sağlıklı firmada görünmez
varlıkların değeri, görünür varlıkların değerini geçer. Zaten firmaları asıl
değerli kılan da budur. Amerikan şirketlerinin değerinin %90'ı fiziki olmayan
varlıklara dayanırken bizde bu oran %32 civarındadır (Ocean Tomo, 2020) .
Batılı firmalarla yerli firmalarımız arasındaki bu marka değeri farkını yıllardır
sunumlarımda anlatıyorum. Aradaki uçurumun adı markalaşamamaktır.
Görünmez varlıklarınız şunlardır:
·
Markalarınız
·
Patentleriniz, tasarım tescilleriniz, know-how'ınız
·
İnsan kaynağınız (ekibinizin bilgi ve tecrübesi)
·
Bayi ve satış kanalı ağınız
·
Tedarikçi ilişkileriniz
·
Müşteri portföyünüz ve müşteri verileriniz
·
İş yapış biçiminiz, süreçleriniz, kurumsallaşma
seviyeniz
·
Yazılımlarınız, veri altyapınız
Adım 4: Markanın payını belirleyin
Fark ettiğiniz gibi görünmez varlıkların tamamı marka değil.
Şimdi bu havuzun ne kadarının markaya ait olduğunu bulacağız. Buna marka
rolü diyoruz: müşteri sizi tercih ederken kararının yüzde kaçını marka
veriyor?
Bir kadın çanta alırken kararının çoğunu marka etkiler. Bir
fabrika rulman alırken kararının çoğunu teknik şartname, fiyat ve teslim süresi
etkiler. İkisinin marka rolü aynı olamaz.
|
Sektör / iş
modeli |
Marka Rolü |
|
Lüks ürün,
moda, mücevher |
%50–70 |
|
Kozmetik,
kişisel bakım |
%40–60 |
|
Gıda, hızlı
tüketim (FMCG) |
%30–50 |
|
Perakende
zincirleri, restoran |
%30–50 |
|
Dayanıklı
tüketim, mobilya, beyaz eşya |
%25–40 |
|
B2B sanayi
ürünleri, yapı malzemesi |
%10–25 |
|
Fason
üretim, emtia, ara mal |
%0–10 |
Yukarıdaki tablodan feyz alarak kendi sektörünüzün aralığını
seçin. Aralığın neresinde olduğunuza şöyle karar verin: müşterileriniz sizi
ürününüz için mi tercih ediyor, markanız için mi? Ürününüzü markasız, isimsiz,
ambalajsız satsanız satışlarınızın yüzde kaçı buhar olur? İşte o oran sizin
marka rolünüzdür.
Yani formül şöyledir: Marka Değeri = Görünmez Varlıklar × Marka Rolü
Fason üretim yapanlar bu satırda dursun ve düşünsün. Marka
rolünüz %0-10 ise, firmanızı sattığınızda markanız için beş kuruş
almayacaksınız. 30 yıllık emeğinizin karşılığı makinelerinizin ikinci el değeri
olacak. Bu makaleyi okuma sebebiniz bu olmalı.
Adım 5: Marka Gücü Karnesi ile sağlama yapın
Dördüncü adımda bulduğunuz rakam tek başına yeterli değil.
Şimdi onu bambaşka bir yoldan gelerek doğrulayacağız. Brand Finance'ın
kullandığı yönteme “royalty relief” deniyor. Türkçesi şu: “Bu
markanın sahibi ben olmasaydım, bu markayı kullanabilmek için sahibine her yıl
ne kadar lisans bedeli öderdim?”
Çünkü marka sahibi olmanın size sağladığı gerçek fayda
budur: kimseye lisans bedeli ödemiyorsunuz. Ödemediğiniz o para, markanızın
yıllık geliridir.
Peki lisans oranını nereden bileceksiniz? İki şey gerekiyor:
sektörünüzün lisans aralığı ve markanızın gücü.
Sektörünüzün marka lisans aralığı (cironun yüzdesi olarak):
|
Sektör |
Lisans |
|
Moda, hazır
giyim, ayakkabı |
%5–10 |
|
Kozmetik,
kişisel bakım |
%4–8 |
|
Mobilya, ev
tekstili, dekorasyon |
%3–6 |
|
Gıda,
içecek, hızlı tüketim |
%2–5 |
|
Perakende
zincirleri |
%2–4 |
|
Dayanıklı
tüketim, elektronik |
%2–4 |
|
Hizmet,
danışmanlık, eğitim |
%1–3 |
|
İnşaat,
gayrimenkul |
%1–3 |
|
B2B sanayi,
ara mal |
%0,5–2 |
Aralığın neresinde olduğunuzu Marka Gücü Karnesi
belirleyecek. 2010'da size 7 soruluk kaba bir liste vermiştim; şimdi onun daha
gelişmiş hali:
|
Kriter |
Puan |
|
|
1 |
Yardımsız bilinirlik. Hedef kitleniz kategoriyi düşündüğünde
markanızı hatırlıyor mu? Kaçıncı sırada? |
?/10 |
|
2 |
Fiyat primi. Aynı kalitedeki rakibinizden ne kadar pahalıya
satabiliyorsunuz? |
?/10 |
|
3 |
Tercih ve pazar payı. Kategorinizde pazar payınız nedir, artıyor mu? |
?/10 |
|
4 |
Sadakat ve tekrar alım.
Müşterileriniz geri geliyor mu? Sizi tavsiye ediyorlar mı? |
?/10 |
|
5 |
Bulunurluk. Hedef kitlenizin ulaşabileceği yerlerin yüzde
kaçında varsınız? |
?/10 |
|
6 |
Konumlandırma netliği ve tutarlılığı. Markanızın
ne olduğunu bir cümlede söyleyebiliyor musunuz? Kaç yıldır aynı cümle? |
?/10 |
|
7 |
Görsel kimlik ve hukuki koruma. Logonuz
ayırt edici mi? Tescilleriniz tüm sınıflarda ve tüm hedef ülkelerde tam mı?
Alan adlarınız sizde mi? |
?/10 |
|
8 |
Marka mimarisi sağlığı. Alt
markalarınız ilkeli bir düzen içinde mi, yoksa kaos mu? |
?/10 |
|
9 |
Yurt dışı yaygınlık. Markanız kaç ülkede tanınıyor ve satılıyor? |
?/10 |
|
10 |
İtibar ve dijital algı. Kriz
geçmişiniz temiz mi? İnternette ve yapay zekâ asistanlarına sorulduğunda
markanız doğru şekilde anılıyor mu? |
?/10 |
Yukarıdaki kriterlere 10 üzerinden verdiğiniz puanların
toplamı markanızın gücüdür. Sonra lisans oranınızı şöyle bulursunuz:
Lisans
Oranınız = Alt
Sınır + (Üst Sınır − Alt Sınır) × (Marka Gücü Puanınız ÷ 100)
Ve nihayet:
Marka Değeri = Yıllık Ciro × Lisans Oranı × Yıl Sayısı
Yıl sayısı, EBITDA çarpanı mantığıyla aynıdır: yatırımcının
parasını kaç yılda geri almayı beklediği. Genelde 5 ile 10 arasıdır. Sektörünüz
istikrarlıysa ve markanız köklüyse yukarı, moda etkisine açıksa aşağı çekin. Sektörünüz
hızlı değişiyorsa (moda/teknoloji) 5-6 yıl; köklü ve oturmuş bir sektördeyseniz
(gıda/perakende) 7-8 yıl alabilirsiniz.
(Akademisyenler bu noktada bana kızacak. Çünkü doğrusu, her
yılın marka gelirinden vergiyi düşüp kalanı bugüne indirgemektir. Haklılar. Ama
ben size 40 satırlık bir finans formülü değil, kendi başınıza yapabileceğiniz
bir hesap veriyorum. Aradaki sapmayı zaten iki yöntemi karşılaştırarak
yakalayacağız.)
Şimdi bir örnek yapalım
Nardan Gıda, sos ve baharat üreten bir aile şirketi
olsun. (Nardan markası bu makale için tarafımdan uydurulmuştur. Marketinizden
ısrarla istemeyiniz.)
Elimizdeki veriler:
·
Yıllık ciro (net satışlar) 400.000.000
TL
·
FAVÖK 60.000.000
TL
·
Sektör EBITDA çarpanı 8
·
Net görünür varlıklar (varlıklar − borçlar) 200.000.000 TL
Birinci yöntem (firma değerinden inerek):
|
Adım |
Hesap |
Sonuç |
|
Firma değeri |
60.000.000 x 8 |
480.000.000 TL |
|
Görünmez varlıklar |
480.000.000 − 200.000.000 |
280.000.000 TL |
|
Marka rolü (gıda: %30–50, orta seviye alındı) |
40% |
|
|
Marka değeri |
280.000.000 x 40% |
112.000.000 TL |
İkinci yöntem (lisans bedelinden çıkarak):
Nardan'ın Marka Gücü Karnesi'nden aldığı puan 50/100 olsun. Hatırlarsanız
gıda sektörünün lisans aralığı %2–5 idi.
|
Adım |
Hesap |
Sonuç |
|
Lisans oranı |
2% + (5% − 2%) x 50% |
3,5% |
|
Yıllık marka geliri |
400.000.000 × 3,5% |
14.000.000 TL |
|
Yıl sayısı |
|
7 |
|
Marka değeri |
14.000.000 x 7 |
98.000.000 TL |
Sonuç: İki yöntem 112 ve 98 milyon TL veriyor.
Aradaki sapma %13. Bu kabul edilebilir bir sapmadır; ortalamasını alırsınız:
·
Nardan'ın marka değeri ≈ 105.000.000 TL
·
Firma değerinin %22'si.
Yani Nardan'ın patronu şirketini 480 milyon TL'ye satacaksa,
o paranın 105 milyonu makinelerin, binaların, stokların değil, kapıdaki
tabelanın karşılığıdır.
İki yöntem arasındaki sapma %20'yi geçiyorsa bir yerde hata
var demektir. Ya marka rolünü fazla yüksek seçmişsinizdir, ya Marka Gücü
Karnesi'nin notunu kendinize cömert davranarak vermişsinizdir, ya da
FAVÖK'ünüzün içine faaliyet dışı gelirler karışmıştır. Geri dönün, tekrar
bakın.
Zarar eden firmanın markası değersiz midir? Hayır. “EBITDA
Çarpanı” adlı makalemde yazmıştım: FAVÖK'ü iyi olduğu halde kötü yönetimden
dolayı zarar eden firmalar vardır, tersi de vardır. FAVÖK'ünüz eksiyse birinci
yöntem çalışmaz; ikinci yöntemi kullanın. Çünkü lisans bedeli kârdan değil,
ciradan hesaplanır.
Üçüncü bir sağlama: fiyat primi testi
Bu testi çok severim, çünkü tek soruyla bütün hesabı yerle
bir edebilir.
Markanız yıllık 14 milyon TL değerinde bir lisans bedeline
layıksa, gerçek hayatta da bunu üretiyor olması gerekir. Nasıl kontrol
edersiniz?
Rafta yanınızda duran, sizinle aynı kalitedeki markasız veya
zayıf markalı rakibinizin fiyatına bakın. Siz ondan yüzde kaç pahalıya
satıyorsunuz? Bu farkı yıllık cironuza uygulayın.
Diyelim ki Nardan rakibinden %6 pahalıya satıyor. 400 milyon
ciro üzerinden bu, yaklaşık 22 milyon TL'lik bir fiyat primi demektir.
Markanın yıllık geliri olarak bulduğumuz 14 milyon TL bu rakamın altında
kaldığına göre hesabımız tutarlı, hatta biraz muhafazakâr.
Ama fiyat priminiz sıfırsa, yani ürününüzü rakibinizle aynı
fiyattan, hatta ondan ucuza satıyorsanız, durun. Markanızın hesapladığınız
değeri üretmesi mümkün değil. Karnenizi tekrar doldurun, bu sefer dürüstçe.
Şunu da net söyleyeyim: fiyat primi olmayan markanın
marka değeri de yoktur. İsminiz vardır, logonuz vardır, bilinirliğiniz bile
olabilir; ama markanız yoktur. Yıllardır anlattığım şey tam olarak budur.
Sık yapılan sekiz hata
1.
Bilançoya bakarak değer biçmek. Bilanço
geçmişi gösterir, marka geleceği. Bilançoda markanız zaten görünmez (siz satın
almadıysanız).
2.
Reklam harcamalarını marka değeri saymak.
Harcadığınız para gider kalemidir; ürettiği fark değerdir.
3.
Faaliyet dışı gelirleri FAVÖK'e katmak.
Kur farkından kazandığınız paranın markanızla ilgisi yok.
4.
Marka rolünü şişirmek. Herkes kendi
sektörünün marka odaklı olduğunu düşünür. Fason üretim yapıp da marka rolünü
%40 seçmeyin.
5.
Karneyi kendinize not vererek doldurmak.
10 kriterin en az yarısı ölçülebilir. Bilinirlik araştırması yaptırın, pazar
payınızı öğrenin, fiyat karşılaştırması yapın. Tahminle karne doldurmak
kendinizi kandırmaktır.
6.
Firma değeriyle marka değerini karıştırmak.
Markanızı satarsanız fabrikanız yerinde kalır ama artık o fabrikada ne
üreteceksiniz? Marka değeri firma değerinin bir parçasıdır, ayrı bir servet
değil.
7.
Ortak markalarda payı hesaba katmamak.
Marka ortaklar arasında paylaşılıyorsa ya da lisansla kullanılıyorsa hesabınız
bölünür.
8.
Tescil eksikliğini görmezden gelmek.
Tescili olmayan markanın değeri tartışmalıdır. Alıcı ilk olarak tescil
dosyanıza bakar; hedef ülkelerde tesciliniz yoksa teklifi anında düşürür.
Marka değerinizi nasıl artırırsınız?
Aslında bu sorunun cevabı yukarıdaki karnenin içinde saklı.
Formüle tekrar bakın: Marka
Değeri = Ciro × Lisans Oranı × Yıl
Elinizde üç kaldıraç var:
·
Ciroyu büyütün. Bulunurluğunuzu artırın,
yeni pazarlara girin, yeni kanallara açılın. Ama dikkat: fiyat kırarak
büyüttüğünüz ciro marka değerinizi artırmaz, azaltır. Çünkü lisans oranınızı
düşürür.
·
Lisans oranınızı yükseltin. Bu, Marka
Gücü Karnesi'ndeki puanınızı yükseltmek demektir. Karnedeki her bir madde
aslında bir yol haritasıdır: konumlandırmanızı netleştirin ve yıllarca
değiştirmeyin, marka mimarinizi düzene sokun, tescillerinizi tamamlayın, yurt
dışına açılın, itibarınızı koruyun. Bunların hepsini ayrı ayrı makalelerde
anlattım; hepsinin finansal karşılığı bu tek satırda toplanıyor.
·
Yıl sayısını uzatın. Markanızı kalıcı ve
öngörülebilir kılın. Tutarlı markalar daha uzun projeksiyonu hak eder. Her üç
yılda bir logosunu değiştiren, her ajans değişikliğinde konumlandırmasını
yenileyen markaya kimse 10 yıllık gelecek biçmez.
Bu üçünün kesişiminde şu var: markalaşmak bir hesap kitap
işidir. Yıllar önce “Karlılaşmak için markalaş” başlıklı makalemde yazmıştım,
bugün de aynısını söylüyorum. Fark şu ki, artık elinizde o hesabı yapacak
formül de var.
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2009/04/karllasmak-icin-markalas.html
Peki ya birden fazla markası olan firmalar ne yapacak? Onlar
da ellerindeki markaların değerini aynı yöntemle mi hesaplayacak? Hayır.
Çok markalı firmada birinci yöntem ikinci sıraya düşer
Tek markalı firmada işe firma değerinden başlamış, aşağı
inmiştik. Çok markalı firmada bu yol tıkalıdır. Çünkü firma değeri bir bütündür
ve içinden hangi markanın kaç lira ettiğini söylemez.
Ama ikinci yöntem (lisans bedeli yöntemi) çok markalı
firmada kusursuz çalışır. Neden? Çünkü her markanın kendi cirosu bellidir.
Cirosu belliyse lisans bedeli de hesaplanır.
Yani çok markalı firmada:
·
Asıl yöntem: Lisans bedelinden çıkarak
her markayı ayrı ayrı hesaplamak
·
Sağlama: Beş markanın toplamının,
firmanın toplam marka havuzunu aşmadığını kontrol etmek
Sıra tersine döndü. Kuralı şöyle aklınızda tutun: tek
markanız varsa yukarıdan aşağı inin, çok markanız varsa aşağıdan yukarı çıkın.
Her markaya ayrı karne, her markaya ayrı rol
İki şeyi markalarınız için ayrı ayrı yapacaksınız:
·
Marka Gücü Karnesi'ni beş kez
dolduracaksınız. Aynı çatı altındaki markaların gücü asla eşit değildir.
Premium markanız 65 puan alırken, ekonomik markanız 25 puan alabilir. Bu,
ikisinin lisans oranının farklı olması demektir.
·
Marka rolünü de her marka için ayrı
belirleyeceksiniz. Aynı firmanın gurme markasında marka rolü %50 iken,
market rafındaki ucuz markasında %15 olabilir. Çünkü birini marka olduğu için
alırlar, diğerini ucuz olduğu için.
Karneyi doldururken bir uyarı: markalarınızı
birbirleriyle değil, kendi kategorilerindeki rakipleriyle kıyaslayın. Kendi
portföyünüzün en zayıf markasına "ötekilere göre kötü" diye 3 puan
verirseniz yanılırsınız; o marka kendi segmentinde lider olabilir.
Örnek: Nardan Gıda'nın beş markası
Yukarıda anlattığım Nardan Gıda'nın 400 milyon TL cirosunun
beş markadan geldiğini varsayalım.
|
Marka |
Ne Satıyor |
Ciro |
Karne |
Lisans |
Yıllık |
Yıl |
Marka |
|
Nardan |
Soslar (ana marka) |
160.000.000 |
50 |
3,50% |
5.600.000 |
7 |
39.200.000 |
|
Baharatçı |
Baharat |
90.000.000 |
45 |
3,35% |
3.015.000 |
7 |
21.105.000 |
|
Tadıben |
Ekonomik segment |
70.000.000 |
25 |
2,75% |
1.925.000 |
7 |
13.475.000 |
|
Nardan Chef |
Profesyonel mutfak |
60.000.000 |
40 |
3,20% |
1.920.000 |
7 |
13.440.000 |
|
Kırmızıtepe |
Gurme (satın alınmış) |
20.000.000 |
60 |
3,80% |
760.000 |
7 |
5.320.000 |
|
TOPLAM |
400.000.000 |
13.220.000 |
92.540.000 |
Sağlama: Makalenin başında birinci yöntemle firmanın
toplam marka havuzunu 112 milyon TL bulmuştuk. Beş markayı ayrı ayrı
hesapladığımızda 92,5 milyon TL çıktı. Sapma %17. Kabul edilebilir sınırda;
hesap tutuyor.
Buradan çıkan ders: Beş marka, tek markadan daha
değerli değil. Hatta biraz daha az. Kotler'in yıllardır tekrarladığım sözü tam
da bunu anlatıyor: "Markaların gücü sahip oldukları farklı ürün
çeşidiyle ters orantılıdır." Portföyünüzü genişletmek cironuzu büyütür
ama marka değerinizi otomatik büyütmez. Beş markaya böldüğünüz iletişim
bütçesi, tek markaya harcansaydı daha yüksek bir karne puanı üretirdi.
Şimdi işin can alıcı yerine geldik. Yukarıdaki tablo
size her markanın kâğıt üzerindeki değerini verdi. Ama o markayı gerçekten
satıp satamayacağınızı marka mimariniz belirler.
Belli başlı "Marka Mimarisi Modelleri" aşağıdaki
tablodaki gibidir.
Not: Batılı marka danışmanların marka mimarisine dair
farklı modellere verdiği isimlendirmenin bir markalama problemi yarattığını
gördüğüm için marka mimarisine uygun bir marka mimarisi modeli ortaya konması
gerekiyordu ve yaklaşık 11 yıl önce yukarıda gördüğünüz tabloyu ve markalamayı
geliştirdim. Bkz: https://muratsaylan.blogspot.com/2016/10/markalama-stratejisi-ve-marka-mimarisi.html ve https://muratsaylan.blogspot.com/2014/09/marka-mimarisi-turleri.html
Bu marka mimarisi modellerinin satış masasında her birinin
karnesi şudur:
·
Bağımsız Markalama (Unilever ve P&G
modeli): Markanız ana markadan bağımsız yaşıyorsa temiz ayrılır. Alıcı markayı
alır, götürür, sizin adınız hiçbir yerde geçmez. En yüksek fiyatı bu modelde
alırsınız. Nardan portföyünde Kırmızıtepe böyledir; sonradan satın alınmıştır,
ana markayla bağı yoktur, yarın satılır.
·
Bağımlı Markalama (FedEx ve Virgin
modeli): Alt markanızın isminde ana markanız geçiyorsa o marka satılamaz.
Virgin Atlantic'i Virgin'den ayıramazsınız. Satarsanız ana markanızı da vermiş
olursunuz. Nardan Chef'i satmaya kalkarsanız alıcıya "Nardan" adını
da devretmiş olursunuz, ki bu, tabelanızı satmak demektir.
·
Destekli Markalama (Algida ve Ülker modeli):
Alt marka kendi adıyla anılır, ana marka onun yanında destekçi olarak durur.
Magnum, Magnum'dur; Algida arkasında durur. Albeni, Albeni'dir; Ülker arkasında
durur. Bu modelde marka satıldığında ismi değişmez, sadece ambalajdaki ana
marka ibaresi kalkar. Yani temiz ayrılır. Ama alıcı size şunu soracak: "Bu
markanın bilinirliğinin ne kadarı kendisinin, ne kadarı sizin?" Haklı
bir soru. Marka ana markadan güç alıyorsa, koptuğu anda o gücü kaybeder. Buna
bağımlılık iskontosu deyin ve hesapladığınız değerden %15-25 düşün.
·
Kodlu Markalama (Nestlé ve Sabancı
modeli): Burası satış masasının en çetrefilli yeridir. Çünkü ana markanızın
kodu alt markanın isminin içine gömülüdür. Nescafé, Nesquik, Nestea'daki
"Nes" hecesi; TeknoSA, KordSA, EnerjiSA'daki "SA" eki. Bu
markalardan birini sattığınızda alıcı sadece markayı değil, kodunuzu da almış
olur. Ve o kod portföyünüzdeki diğer bütün markaların üzerinde duruyor. Bu
yüzden markayı satarken kodun tescilini vermeyin, yani o kod ile yeni markalar
üretemesin alıcı. Ayrıca kodu kullanma şeklini de 1-2 yılla sınırlayın, daha
sonra kodu sizinkilerden farklı bir tasarımla kullanmaya devam etsinler. Bu
yüzden kodlu markalamada iskonto en yüksektir: %30-50.
·
Adaletsiz Markalama (CocaCola modeli):
Ana markayla adaş olan alt markanız satılamaz, diğerleri satılabilir.
Portföyünüzü satılabilirlik açısından ikiye ayırın.
·
Kaotik Markalama (Hilton modeli):
İlkesizdir ama satış masasında beklenmedik bir avantajı vardır: her marka
bağımsız doğduğu için her biri ayrı satılabilir.
·
Tekil Markalama: Firma adınız marka
adınızla aynıysa, markayı satmak firmayı satmaktır. Aradaki fark sadece
formalitedir.
Şunu iyi anlayın: satılabilir marka, kurulurken
satılabilir olarak tasarlanmış markadır. Bugün "keşke bu markayı
ana markamdan ayrı kursaydım" diyorsanız, geç kalmışsınız demektir.
Marka mimarisi kararları, alınmalarından 10-15 yıl sonra faturalarını keser. Bu
makalenin belki de en pahalı cümlesi budur.
Markayı mı satıyorsunuz, işi mi?
Çok markalı firmalarda en sık gördüğüm karışıklık budur. İki
farklı şeyi aynı sanıyorlar:
·
Marka satışı: Alıcıya ismi, logoyu,
tescilleri ve alan adlarını verirsiniz. Fabrikanız, makineniz, ekibiniz,
müşteri listeniz sizde kalır. Alıcı üretimi kendi yapar. Fiyatı da yukarıda
hesapladığınız marka değeridir.
·
İş birimi satışı: Markayla birlikte
üretim hattını, stokları, bayi ağını, satış ekibini ve müşteri portföyünü de
verirsiniz. Fiyatı bambaşkadır ve o markanın ürettiği FAVÖK üzerinden
hesaplanır:
İş Birimi Değeri = O Markanın FAVÖK Katkısı × Sektör Çarpanı
Pratikte alıcılar neredeyse her zaman ikincisini ister.
Çünkü markayı alıp da üretecek tesisi yoksa marka onun elinde yıllarca boş
durur.
Buradaki hesabın püf noktası, ortak giderlerin markalara
dağıtılmasıdır. Genel yönetim, fabrika sabit giderleri, lojistik, satış
ekibi ve benzerleri, bunlar tek merkezden çıkar ve beş markaya birden hizmet
eder. Dağıtım anahtarınız ciro payı olmasın; her markanın gerçekten tükettiği
kaynağa bakın. Ciro payına göre dağıtırsanız, az ciro yapan ama fabrikada çok
yer kaplayan markanız kârlı görünür ve onu ucuza satarsınız.
En kritik hesap: markanın size maliyeti
Şimdi kimsenin yapmadığı ama yapmazsa zarar ettiği hesabı
anlatacağım. Bir markayı sattığınızda sadece o markayı kaybetmezsiniz. Kalan
portföyünüz de zarar görür. Çünkü giden markanın taşıdığı sabit gider yükü
ortadan kalkmaz; kalan dört markanın sırtına biner.
Nardan Gıda'nın Tadıben markasını sattığını varsayalım.
(Patronlar genelde en zayıf markalarını satmak ister; Tadıben'in karne puanı da
en düşüktü.)
|
Tadıben'in FAVÖK katkısı |
6.000.000 TL |
|
Tadıben gidince ortadan |
2.000.000 TL |
|
Satış sonrası firma FAVÖK'ü |
60.000.000 − 6.000.000 − 2.000.000 = 52.000.000 TL |
|
Satış öncesi firma değeri |
60.000.000 × 8 = 480.000.000 TL |
|
Satış sonrası firma değeri |
52.000.000 × 8 = 416.000.000 TL |
|
Firma değerinizdeki düşüş |
64.000.000 TL |
Şimdi üç rakamı yan yana koyun:
·
Tadıben'in marka değeri: 13,5 milyon TL
·
Tadıben'in iş birimi değeri: 6.000.000 ×
8 = 48 milyon TL
·
Tadıben'in size maliyeti: 64 milyon TL
Taban fiyatınız bu üçünden en büyüğüdür: 64 milyon TL.
Elbette alıcı size 64 milyon vermeyecektir; onun için o iş
48 milyon eder. Aradaki 16 milyon sizin fabrikanızda kalacak boşluğun bedelidir
ve alıcıyı ilgilendirmez. Bu fark, çoğu zaman "satma" demenin
gerekçesidir. Satacaksanız, satıştan önce o boşluğu doldurma planınız hazır
olmalı: fason üretim almak, yeni bir marka koymak veya kapasiteyi küçültmek.
Planınız yoksa markayı değil, kendi geleceğinizi satıyorsunuz.
Yani markanızın kendi başına ettiği para (13,5 milyon) ile o
markadan vazgeçmenin size maliyeti (64 milyon) arasında beş kat fark var. Bu
hesabı yapmadan masaya oturursanız, markanızı 20 milyona satıp "kârlı
iş yaptım" diye sevinirsiniz. Halbuki 44 milyon zarar etmişsinizdir ve
bunu iki yıl sonra, fabrikanız yarı boş çalışmaya başladığında anlarsınız.
Düzeltme payı: Giden markanın müşterilerinin bir
kısmı kalan markalarınıza kayacaktır. Tadıben'in müşterilerinin %20'si Nardan'a
geçerse zararınız azalır. Ama bu payı iyimser tutmayın; alıcı o markayı sizin
rafınızdan çıkarmayacak, orada tutup size karşı satacak. Kendi elinizle rakip
yaratıyor olabilirsiniz.
Peki hangisini satmalısınız?
Sonunda hep aynı yere geliriz. Patron en zayıf markasını
satmak ister. Alıcı en güçlü markayı almak ister. Anlaşma da genellikle ortada
bir yerde, patronun aslında satmak istemediği markada olur.
Karar verirken şu dört soruyu sırayla sorun:
1.
Hangi markam ana markamdan bağımsız
yaşayabiliyor? Satılabilecek olan odur, en çok istediğiniz o olmasa bile.
2.
Hangi markam kendi yağıyla kavruluyor,
hangisi ana markanın havuzundan besleniyor? Beslenen markayı satarsanız
alıcı ona bağımlılık iskontosu uygulayacak.
3.
Hangi markamı sattığımda fabrikam boş kalmaz?
Boş kalıyorsa fiyatınız marka değeri değil, boşluğun maliyetidir.
4.
Hangi markam gelecekte ana markamla
yarışacak? Ana markanızın değerini gölgeleyecek bir alt marka
büyüttüyseniz, onu en değerli olduğu anda satmak akıllıca olabilir.
Bu dört sorunun tamamı aslında tek bir soruya çıkar: marka
mimariniz doğru mu kurulmuş?
Doğru kurulmuşsa portföyünüzü istediğiniz gün, istediğiniz
parçayı, tam değerinden satarsınız. Yanlış kurulmuşsa markalarınız birbirine
yapışmıştır; ayırmaya kalktığınızda hepsi birden yara alır. Yıllardır "marka
mimarinizi bugünden planlayın" derken kastettiğim tam olarak
budur. Bugün önemsiz gibi görünen bir isimlendirme kararı, 15 yıl sonra masaya
konacak çekin üzerindeki rakamı belirler.
Not: Portföyünüzdeki markaların hepsini aynı anda
değerlemenizi öneririm, sadece satacağınızı değil. Çünkü hangi markanın
satılacağına karar vermeden önce, hangisinin ne ürettiğini görmeniz gerekir.
Beş markanın karnesini yan yana koyduğunuzda çoğu patron şaşırır: sattırmak
istemediği marka değersiz, gözden çıkardığı marka ise portföyün en değerlisi
çıkar.
Son bir uyarı
Markanızın (veya markalarınızın) değerini hesaplayın, ama
sonucu karşı tarafa söylemeyin. Firmanızı ya da markanızı satarken, ortak
ararken bulduğunuz rakamı masaya koymayın. Markanızın gücünü gösterin; bilinirlik
araştırmanızı, fiyat priminizi, tescil dosyanızı, yurt dışı yaygınlığınızı,
bayi ağınızı gösterin. Teklifi karşı taraf yapsın. Ve mutlaka en az üç adayla
aynı anda görüşün.
Sizin hesapladığınız rakam, kabul edeceğiniz en düşük
rakamdır. Tavanınız değil, tabanınızdır.
Kolay gelsin.
Not 1: Bu makaledeki yöntem, uluslararası marka
değerleme kuruluşlarının kullandığı yaklaşımların basitleştirilmiş halidir.
Firmanızı gerçekten satacaksanız veya hukuki bir süreçte kullanacaksanız
mutlaka bağımsız bir değerleme raporu yaptırın (bana yaptırtabilirsiniz).
Buradaki hesap size pazarlık masasına oturmadan önce nerede durduğunuzu
gösterir; imza atarken dayanacağınız belge değildir.
Not 2: Marka değerlemede kullanılan tüm yöntemler
tartışmalıdır ve hiçbiri “gerçek” rakamı vermez. Aynı markaya üç ayrı kuruluş
üç ayrı değer biçer. Önemli olan aynı yöntemi her yıl tekrarlamanızdır. Rakamın
kendisinden çok, yönünün ve hızının anlamı vardır.
Not 3: Merak edenler için: Brand Finance'ın Mayıs
ayında yayınlanan 2025 raporuna göre Türkiye'nin en değerli markası 2 milyar 266
milyon dolarla Türk Hava Yolları. Onu 1 milyar 645 milyon dolarla Arçelik ve 1
milyar 240 milyon dolarla İş Bankası izliyor. En değerli 125 markamızın toplam
değeri geçen yıla göre %15,6 artmış. Sevindirici. Ama hâlâ dünyanın ilk 500
markası arasında bir tane bile Türk markası yok. Her ülke sahip olduğu markalar
kadar zengindir; biz bu konuda hâlâ fakiriz.
Not 4: Bu makaleyi okuduktan sonra hesabı yapıp da
çıkan rakamı beğenmediyseniz, doğru yerdesiniz. Beğenmediğiniz rakam, işe
nereden başlayacağınızı gösteren rakamdır.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder