Çocuklar okullarda kermes yapıyor. Gıda, giysi, hediyelik
eşya satıyorlar ve elde ettikleri geliri topluma faydalı derneklere
bağışlıyorlar. Ne kadar para topladıklarını övünerek anlatıyorlar; ama
sattıkları malın maliyeti hakkında hiçbir fikirleri yok. Sattıkları şeyler ya aile
tarafından geçmişte alınmış ürünler oluyor ya da evde anne-babalarının
hazırladığı yiyecekler. Hepsinin bir maliyeti var. Çocuklar bundan bihaber.
Oturduğumuz sitede de çocuklar bazen tezgâh kuruyor; site
sakinlerine limonata, kek, şekerleme satıyorlar. Ticareti öğrenmeleri adına
güzel bir etkinlik, destekliyorum. Ama bu çocuklara satılan malın maliyeti
öğretilmiyor. Satıştan gelen paranın tamamını kazanç zannediyorlar.
Oğlum da yedi sekiz yaşındayken o da şekerleme tezgâhı
açmıştı. Satacakları şekerleme ve atıştırmalıkları birlikte marketten aldık
(parasını ben ödedim). Arkadaşıyla bir gün boyunca sattılar. Fiyatlamayı
kafalarına göre yaptılar, bazılarını ucuza, bazılarını pahalıya sattılar, bazı
çocuklara bedava şekerleme verdiler, bazen kendileri yediler. Satıştan gelen
parayı da aralarında paylaştılar.
Ertesi gün aynı şeyi yapmak istediklerinde, satacakları malı
bu kez kendilerinin alması gerektiğini söyledim. Birinci gün kazandıkları
paranın tamamıyla marketten şekerleme ve atıştırmalık aldılar; bir öncekinden
biraz daha fazla mal alabilmişlerdi. Fiyatlarını yükselterek daha çok
kazanmanın peşine düştüler, bu sefer de “kazıkçı” yaftası yediler. Malları
elden çıkarmak için gün sonuna doğru damping yaptılar. Bu kez ne kendileri
yediler ne de kimseye ikramda bulundular.
Sonuçta ikinci gün daha iyi para topladılar. Ama asıl
önemlisi şuydu: Topladıkları paranın yarısını ertesi gün (üçüncü gün) alacakları
mala ayırdılar, kalan yarısını paylaştılar. Satılacak malın parasını köşeye
koymayı kimse söylemeden akıl etmişlerdi. Yani “satılan malın maliyeti”
kavramını kendi kendilerine keşfetmişlerdi.
Bence on beş on altı yaşına gelmiş bir genç, temel
düzeyde finansal okuryazar olmalıdır. Alım satıma dair gelir gider hesabı
yapabilmelidir. Bir iki yıl sonra da üretip satmaya dair. Gider türlerini ve
kârlılık türlerini bilmeli, aralarındaki farkı anlamış olmalıdır.
Çünkü öyle ya da böyle onların da bütçesi var. Harçlık
alıyorlar, bayram parası alıyorlar, küçük işler yapıp para kazanıyorlar ve
kazandıklarını harcıyorlar.
Şimdi bir hikâye anlatacağım. Mert adında on beş yaşında
bir çocuğun ticaretle uğraştığı altı günü. Hikâye bittiğinde de Mert’in bu
6 günlük ticaretinden ne kazandığını ele alacağız. Finansal tabloları gençlere
olabildiğince basit bir dille ve tablolarla anlatmaya çalışacağım.
Hikayenin sonunda cevaplayacağımız dört soru
·
Ne kadar kazandım? →
Gelir Tablosu
·
Neyim var, ne borcum var? →
Bilanço
·
Kasama ne girdi, ne çıktı? →
Nakit Akış Tablosu
·
Bütün kayıtlarım nerede? →
Mizan
MERT’İN ALTI GÜNLÜK SU TİCARETİ
Turistik bir adanın küçük sahil kasabasında yaşayan 15
yaşındaki Mert sıcak bir yaz günü iskelede oturmuş adaya mal getiren tekneleri
izliyordu. Bir yandan da satın almak için para biriktirdiği bisikletin hayalini
kuruyordu.
O sırada teknelerden biri de kasalara dizilmiş, yarım
litrelik pet şişelerde su getirmişti.
Mert’in hedefindeki bisikletin fiyatı 17.000 liraydı
ama Mert’in birikimi henüz 4.000 liraydı. Karamsar bir şekilde tekneden
indirilen pet şişe sulara bakarken birden aklına bir fikir geldi.
“Şu tekne her gün tonlarca su getiriyor. Ben de alıp
satsam? Pazarda, çarşıda, iskelede, plajda… Yazlıkçı var, turist var, yerel
halk var. Bir hafta su satsam bisikletin parasını çıkarabilirim belki.”
Mert aklınca kaba bir hesap yaptı 6 günde 13 bin lira
kazanabilirdi. Evde de zaten 4 bin lirası vardı.
Fikrini akşam annesine açtı. Annesi kısa düşündü: “Biriktirdiğin
paranın sadece yarısıyla yarın su al ve sat. Bakalım gün boyunca ne kadar
kazanacaksın. Zorlanmazsan ve ilk gün planladığın kadar kazanırsan ertesi gün
devam edersin.” Babası da onay verdi.
Böylece Mert 2.000 lirayla işe başlayacaktı. Kalan 2.000
lira mavi zarfta kalacaktı, ona dokunmayacaktı. Mert, sermayesi olacak 2.000
lirayı beyaz bir zarfa koyarken kendi kendine bir söz verdi: “Bu para artık
benim harçlığım değil. Su işimin parası.”
1. Gün: “Sattığım her şey kâr değilmiş”
Mert sabah evlerinin deposunda duran eski el arabasını ödünç
aldı. O araba işletmenin malı değildi, sadece kullanacaktı. Önce ikinci el
dükkânına uğradı. Sıcakta ılık su içmek isteyen kimse yoktu; suları soğuk
satmalıydı. Dükkânın önündeki eski mavi soğutucu için esnafa “bu kutu 6 gün dayanır
mı?” diye sordu. Dükkân sahibi “dikkatli kullanırsan altı gün rahatça
işini görür” dedi. Mert kutuya 360 lira verdi.
Yolda karnı acıktı, fırından 25 liralık poğaça ve çay
aldı. Ayaküstü yerken hesap yapıyordu: Evden 2.000 lirayla çıkmıştı, şimdi
1.615 lirası vardı.
Limanda teknedeki satıcıyla konuştu. “200 tane su alsam
kaça verirsin?” Adam elindeki kasayı yere bıraktı, Mert’i tepeden tırnağa
süzdü. “Tanesi 8 lira.”
200 × 8 = 1.600 lira. Cebindekinin neredeyse tamamı.
Bir an duraksadı; buz almak için elinde nakit kalmalıydı. “Şimdi 1.400
vereyim, kalan 200’ü yarın sabah getireyim.” Tekneci güldü: “Peki. Ama
yarın sabah buradayım, unutma.”
Suları el arabasına yükledi ve sonra markete gidip 150
liralık buz aldı. Artık cebinde 65 lira vardı.
Yolda kafasında güzel bir hesap vardı: 200 şişeyi 20 liradan
satarsa 4.000 lira. Üstelik tanesini 8 liraya almıştı.
Ama işler kâğıttaki kadar kolay gitmedi. Pazarda bağırmaya
başladı: “Buz gibi su!” Satışlar başladı. Bazı müşteriler 20 lirayı
sorgulamadan ödedi. Bazıları ödemedi.
Yaşlı bir teyze şişeyi eline aldı, çevirdi, baktı. “Yavrum,
15 lira vereyim. Torunuma da alacağım, iki tane olsun.” Mert bir an
düşündü; hayır dese satış kaçacaktı. “Tamam teyzeciğim.”
Saat üçte yorulmuştu. Tezgâhında 15 şişe kalmasına rağmen
toparlandı. Defterinde şunlar yazıyordu: 90 şişe 20 liradan, 40 şişe 15
liradan, 30 şişe 19 liradan, 25 şişe 18 liradan. Toplam 185 şişe, 3.420 lira.
Yolda el arabasının lastiği patladı, tamirciye 50 lira
verdi. Öğle yemeğine de 250 lira harcamıştı.
Günün dersi: Mert pet şişenin tanesini 20 liradan
satmayı planlamıştı; ortalama satış fiyatı 18,5 lira çıktı. Yani farkında
olmadan %7,5 indirim yapmıştı. Planladığınız fiyat ile sattığınız fiyat aynı
şey değildir.
Soru: Sizce birinci günde Mert ne kadar kazandı? Bisikleti
için mavi zarfa ne kadar daha para koyabildi?
2. Gün: “Sattım ama parasını almadım”
Sabah limana gitti, tekneciye 200 lira borcunu ödedi.
Sonra tanesi 8 liradan 300 şişe aldı. Dünden kalan 15 şişeyle birlikte
satacağı 315 şişe vardı. Markete uğrayıp 250 liralık buz aldı.
Bu sefer turistlerin dolaştığı çarşıya gitti. Satışlar iyi
gitti ama fiyat aşağı doğru dağıldı: 95 şişe 20, 70 şişe 19, 50 şişe 18, 40
şişe 17, 20 şişe 16 liradan. 275 şişe, 5.130 lira.
Bir de berber vardı. Dükkânın önünde Mert’i görünce makası
bıraktı, kapıya çıktı: “Bana on tane bırak. Müşterilere ikram ederim. Akşam
dükkânı kapatınca öderim.” Mert duraksadı; parayı hemen almak isterdi. Ama
berber kasabanın tanınmış esnafıydı. 10 şişeyi 16 liradan verdi, 160
lira alacağı oldu.
Akşamüstü uğradı. Berber ellerini havluya sildi: “Bugün
kasa zayıf oldu evladım. Yarın sabah veririm, merak etme.” Mert defterine
berberin adını ve 160 lirayı yazdı. Cebine hiçbir şey girmedi.
Gün içinde başka şeyler de oldu. Çevrede kendini tanıtmak ve
müşteri çekmek için birkaç arkadaşına ve yaşlılara 5 şişe bedava verdi.
Sıcaktan 2 şişe kendisi içti. Arabayı taşırken 1 şişe kayboldu, kalabalıkta 1
şişe çalındı, kaldırımdan inerken 1 şişe kırıldı.
Öğle yemeğine 350 lira verdi. Eve dönerken annesinin
istediği 400 liralık ev alışverişini de işin kasasından ödedi. Akşam
arabasında 20 şişe su kaldı.
Günün dersi: Berbere verilen 10 şişe satılmıştır,
parası gelmemiş olması bunu değiştirmez. Buna alacak denir.
Bedava verilen, kaybolan, çalınan, kırılan şişeler ise hiç satılmadan
gitmiştir; onlar da bir maliyettir.
Not: Mert’in sıcakta içtiği iki şişeyi de bu
maliyetin içinde sayacağız. Çünkü o suyu keyfinden değil, güneşin altında
çalışırken içti; yani işin gereğiydi. Ama öğle yemeğini işin gideri
saymayacağız, su satmasa da o yemeği yiyecekti. Bu ayrım bu makalenin en
önemli konusu. (Gerçek işletmelerde bir harcamanın gider sayılıp
sayılmayacağı daha ayrıntılı kurallara bağlıdır; biz burada en basit hâliyle
kullanıyoruz.)
Soru: Sizce ikinci günde Mert ne kadar kazandı?
Bisikleti için mavi zarfa ne kadar para koyabildi?
3. Gün: “Çok alırsan ucuza alırmışsın”
Mert sabah berbere uğradı; berber sözünü tuttu, 160
lirayı ödedi. Sonra limana gitti.
“Bu sefer 400 alacağım,” dedi. Tekneci başını
salladı: “O zaman tanesi 7,5 lira.” Mert şaşırdı. “Dün 8 liraydı ama?”
Adam güldü: “Dün 200 alıyordun. Çok alana ucuza veririm, benim de işim
kolaylaşır.”
Mert 400 şişeyi 3.000 liraya aldı, 300 liralık
buz aldı. Dünden kalan 20 şişeyle 420 şişesi vardı.
Plaja gitti. İşler çok iyiydi; herkes 20 lirayı ödüyordu,
kimse pazarlık etmiyordu. Ama güneşin altında çok yoruldu. Elinde 60 şişe
kalmışken bıraktı. Gün içinde 5 şişe içmişti, 3 şişe çaldırmıştı,
cankurtaranlara 10 şişe hediye etmişti.
342 şişeyi 20 liradan sattı: 6.840 lira. Öğle
yemeğine 300 lira verdi.
Günün dersi: Çok alan ucuza alır. Buna miktar
indirimi denir; toplu alımın sağladığı en bilinen avantajdır. Ama dikkat:
ucuza almak için çok almak, parayı mala bağlamak demektir. Mert bugün 3.000
lirasını tek seferde mala yatırdı.
Soru: Sizce üçüncü günde Mert ne kadar kazandı?
Bisikleti için mavi zarfa ne kadar para koyabildi?
4. Gün: “Yalnız yetişemiyorum”
Mert bir şey fark etmişti: Satamadığı için değil,
yetişemediği için para kaybediyordu. Plajda tek başına hem satıp hem arabayı
taşımak zordu.
Arkadaşı Bora’ya teklif götürdü: “Bana yardım et, günlüğü
1.000 lira.” Bora kabul etti. Aileler birbirleriyle görüşüp onay verdi.
O sabah tekneciden tanesi 7 liradan 600 şişe aldı, 400
liralık buz aldı. Dünden kalan 60 şişeyle 660 şişeleri vardı. İkinci el
dükkânından 300 liraya bir megafon aldı (sesi daha fazla çıksın diye).
Dükkâncı “sezon sonuna kadar dayanır” dedi; Mert üç günlük işi kaldığını
hesapladı.
Saat 17:00’a kadar Bora ile birlikte plajda 20 liradan 480
şişe sattılar. Kalan 120 şişeyi akşam üstü çarşıda 15 liradan erittiler. Gün
içinde ikisi toplam 10 şişe içti, 10 şişe çaldırdılar. Ellerinde 40 şişe
kalmıştı.
Öğle yemeğinde Bora’nın hesabını da Mert ödedi: kişi başı 250
liradan ikisine toplam 500 lira. Akşam eve dönerken el arabasını boyamak
için 200 liralık mavi boya, pankart yapmak için 50 liralık karton
ve kalem aldı.
Gece babasıyla arabayı boyadı ve bir pankart hazırladı: “BUZ
GİBİ SOĞUK SU - 20 TL DEĞİL, SADECE 15 TL”
Günün dersi: Bugün dört farklı harcama yapıldı ve
dördü de ayrı yere yazılır:
·
Bora’nın 1.000 lirası bir gider. O gün
çalıştı, o gün bitti.
·
200 liralık boya bir bakım giderdir. Arabanın
ömrünü uzatmaz, sadece görünümünü düzeltir.
·
50 liralık karton ve kalem bir tanıtım
giderdir; pankart o gün yapılıp ertesi gün kullanılmaya başlandı.
·
300 liralık megafon ise farklıdır. Bugün
alındı ama üç gün kullanılacak. Bu yüzden bedelinin tamamı bugünün gideri
sayılmaz; kullanılacağı günlere bölünür: günde 100 lira.
Not: Uzun süre kullanılacak bir varlığın bedelinin,
fayda sağladığı günlere dağıtılmasına amortisman (yıpranma payı) denir.
Soğutucu kutu da öyleydi: 360 lira, altı gün, günde 60 lira.
Soru: Sizce dördüncü günde Mert ne kadar kazandı?
Bisikleti için mavi zarfa ne kadar para koyabildi?
5. Gün: “Çok sattım ama…”
Tekneciyle sıkı pazarlık etti ve tanesi 6,5 liradan 800
şişe aldı. 500 liralık buz aldılar. Dünden 40 şişe kalmıştı.
Boyalı araba ve pankart işini gördü. Saat ikiye kadar plajda
800 şişeyi 15 liradan sattılar: 12.000 lira. 8 şişe içildi ve
çaldırıldı, 32 şişe kaldı.
Öğle yemeği bile yemeden bitirdiler. Mert Bora’ya
yevmiyesinin yanına 100 lira prim verdi.
Satış bittikten sonra Mert çarşıya gitti ve ikinci el
dükkânından 2.000 liraya yedek bir el arabası aldı; ertesi gün daha çok
su taşıyabileceklerdi. “Bisiklet parasını biriktirince, yani su satma işini
bırakınca, tahminen bu arabayı 1.600’e satarım,” diye düşündü. “Yani
bana 400 liraya mal olacak.” Sezonun iki satış günü kaldığını hesapladı:
400 lirayı iki güne bölecekti, günde 200 lira. Araba bugün hiç kullanılmadığı
için bu pay yarından itibaren başlayacaktı.
Mert o akşam çok mutluydu. Dün 600 şişe satmıştı, bugün 800.
Rekor kırmıştı. Ama akşam hesabı yapınca şaşırdı.
5. günün dersi: Ciro büyümesi, kâr büyümesi değildir
·
Dün: 600 şişe satıldı, hasılat 11.400
lira, brüt kar 7.171 lira, net kâr 4.970 lira.
·
Bugün: 800 şişe satıldı, hasılat 12.000
lira, brüt kar 6.779 lira, net kâr 4.967 lira.
·
Mert %33 daha fazla şişe sattı. Hasılatı %5
arttı. Ama kârı bir kuruş bile artmadı.
·
Sebebi basit: Dün sattığı 600 şişenin
ortalama fiyatı 19 liraydı (480 şişe 20, 120 şişe 15 liradan). Bugün 800
şişenin tamamını 15 liradan sattı. Yani ortalama satış fiyatı 19 liradan 15
liraya düştü. Artan adet, azalan birim kârı ancak telafi edebildi. Ucuza satıp çok
satmak, her zaman daha çok kazandırmaz. Hesaplamadan karar verirseniz çok
çalışıp aynı parayı kazanırsınız.
·
Bir ders daha; Malınız öğleden önce
bitiyorsa fiyatınız düşüktür.
Soru: Sizce beşinci günde Mert ne kadar kazandı?
Bisikleti için mavi zarfa ne kadar para koyabildi?
6. Gün: “Cebimdeki her para benim değilmiş”
İki arabayla yola çıktılar. Tekneciden tanesi 6 liradan
1.000 şişe aldılar, 600 liralık buz aldılar. Dünden 32 şişe
kalmıştı.
Bu kadar suyu bir seferde taşımak mümkün değildi. Tekneci
malı plaja yakın bir depoya bıraktı; Mert ve Bora gün boyunca el arabalarıyla
depo ile plaj arasında birkaç sefer yaptılar.
Plajda 15 liradan 700 şişe peşin sattılar. Sahildeki
bir restoran 150 şişeyi 14 liradan aldı ama “ödemesini yarın yaparım”
dedi. Gün içinde 10 şişe içildi, 5 şişe çalındı, cankurtaranlara ve görevlilere
20 şişe hediye edildi.
Akşama doğru plaja yakın bir seyyar satıcı yanlarına geldi:
“Bana yarın 250 su getirirsen tanesi 12 liradan alırım.” Ve parayı peşin
verdi: 3.000 lira.
Mert cebindeki paraya baktı ve mutlu oldu. Oysa o 3.000 lira
henüz kazanılmış bir para değildi. Kasadaydı, harcayabilirdi, hatta
yarınki suları o parayla alacaktı. Ama karşılığında 250 şişe su teslim etme
yükümlülüğü vardı. Arabada ise sadece 147 şişe kalmıştı.
Gün içinde yeme içmeye ikisi toplam 500 lira harcadılar.
Mert, Bora’ya yevmiyesinin üstüne 250 lira prim verdi. Bir de arkadaşı Efe
geldi: “Bir haftalığına 5.000 lira borç verir misin?” Mert verdi.
Eve dönerken annesi aradı: “Gelirken yemek alır mısın?”
Mert restorandan 600 liralık yemek aldı ve parasını annesinden almadı.
Günün dersi: Seyyar satıcının peşin verdiği 3.000
lira bir satış değil, yükümlülüktür (bir tür borçtur). Çünkü mal henüz teslim
edilmedi. Parayı harcayabilirsiniz, ama yarınki yükümlülüğü karşılayacak nakdi
mutlaka bırakmanız gerekir. Efe’ye verilen 5.000 lira ise gider değil, alacaktır,
para gitti ama kaybolmadı. Cebinize giren her para sizin değildir,
cebinizden çıkan her para da gider değildir.
Soru: Sizce altıncı günde Mert ne kadar kazandı?
Bisikleti için mavi zarfa ne kadar para koyabildi?
Akşam hesabı
O akşam anne babası sordu: “Altı günde toplam ne kadar
kazandın? Bisiklet için ne kadar açığın kaldı?” Mert cevap veremedi. Çünkü
doğru dürüst hesap yapmamıştı.
Annesi ikinci soruyu sordu: “Peki şu anda bu işin neyi
var, ne kadar borcu var?” Mert: “Onu da tam bilmiyorum.”
Baba: “Peki bu altı günde kasana ne kadar para girdi, ne
kadar çıktı?” Mert: “Onu hesaplamak daha da karışık. Çünkü bazı paralar
girdi ama satış değildi, bazı satışlar oldu ama para girmedi.”
Mert çekmecedeki ve cebindeki bütün paraları masaya
boşalttı.
Babası sonuncuyu sordu: “O zaman şunu yapalım. Altı günde
yaptığın her işlemi tek tek yazabilir misin?”
Mert notlarını aldığı defterini açtı. Orada sadece satışlar
vardı. Poğaça yoktu. Lastik yoktu. Kaybolan şişe yoktu. Boya yoktu. “Yazmadıklarımı
hatırlayamıyorum,” dedi.
Şimdi bu dört sorunun cevabını birlikte bulalım.
BİRİNCİ SORU: NE KADAR KAZANDIM?
Cevabın adı: Gelir Tablosu
Gelir tablosu üç şeyi sırayla yapar: Önce sattıklarınızı
toplar. Sonra sadece sattığınız malın maliyetini düşer. Sonra diğer giderleri
düşer. Kalan, kârdır.
İkinci adımın altını çiziyorum. Mert altı günde 3.300 şişe
su aldı ama hepsini satmadı. Satmadığı sular hâlâ onun malı; onların bedeli
bugünün gideri değildir.
Önce her günün kaç şişe sattığını netleştirelim:
Altı günde 3.300
şişe nereye gitti?
|
Adet |
1.
Gün |
2.
Gün |
3.
Gün |
4.
Gün |
5.
Gün |
6.
Gün |
|
Devreden stok |
— |
15 |
20 |
60 |
40 |
32 |
|
Alınan |
200 |
300 |
400 |
600 |
800 |
1.000 |
|
Satışa
hazır |
200 |
315 |
420 |
660 |
840 |
1.032 |
|
Peşin satılan |
185 |
275 |
342 |
600 |
800 |
700 |
|
Veresiye satılan |
— |
10 |
— |
— |
— |
150 |
|
Bedava / hediye |
— |
5 |
10 |
— |
— |
20 |
|
İçilen, kaybolan, çalınan |
— |
5 |
8 |
20 |
8 |
15 |
|
Kalan
stok |
15 |
20 |
60 |
40 |
32 |
147 |
Her günün sütunu kendi içinde tutuyor: satışa hazır olan,
satılan + elden çıkan + kalan stoka eşit. Bu kontrol tutmuyorsa bir yerde hata
var demektir.
Bir şişe kaça mal oluyor?
Burada küçük bir sorun var. Mert her gün farklı fiyattan su
aldı: 8, 8, 7,5, 7, 6,5 ve 6 lira. Elindeki stokta dünden kalanlarla bugün
alınanlar birbirine karışıyor. Peki sattığı bir şişe hangi fiyattan sayılacak?
Bu hikâyede en kolay yöntemi kullanacağız: ağırlıklı
ortalama. Yani o gün elde ne kadar para değerinde mal varsa, kaç şişeye
bölünüyorsa ortalaması alınır.
Örnek: 3. günün birim maliyeti
·
Dünden devreden 20 şişe, tanesi 8 liradan
alınmıştı → 160 lira
·
Bugün alınan 400 şişe, tanesi 7,5 liradan
→ 3.000 lira
·
Toplam: 420 şişe, 3.160 lira
·
Ortalama birim maliyet = 3.160 ÷ 420 = 7,52
lira
·
Satılan 342 şişenin maliyeti = 342 × 7,52 = 2.573
lira
Aynı hesabı her gün için yaptığımızda gelir tablosu şöyle
çıkıyor:
Gün Gün Gelir
Tablosu (TL)
|
Kalem |
1. Gün |
2. Gün |
3. Gün |
4. Gün |
5. Gün |
6. Gün |
TOPLAM |
|
Hasılat |
3.420 |
5.290 |
6.840 |
11.400 |
12.000 |
12.600 |
51.550 |
|
(−)
Satılan malın maliyeti |
(1.480) |
(2.280) |
(2.573) |
(4.229) |
(5.221) |
(5.114) |
(20.897) |
|
BRÜT KÂR |
1.940 |
3.010 |
4.267 |
7.171 |
6.779 |
7.486 |
30.653 |
|
(−) Buz
gideri |
(150) |
(250) |
(300) |
(400) |
(500) |
(600) |
(2.200) |
|
(−)
Tanıtım gideri |
— |
(40) |
(75) |
(50) |
— |
(120) |
(285) |
|
(−) Kayıp
gideri |
— |
(40) |
(60) |
(141) |
(52) |
(90) |
(383) |
|
(−)
Personel gideri |
— |
— |
— |
(1.250) |
(1.100) |
(1.500) |
(3.850) |
|
(−) Bakım
ve tamir |
(50) |
— |
— |
(200) |
— |
— |
(250) |
|
(−)
Yıpranma payı |
(60) |
(60) |
(60) |
(160) |
(160) |
(360) |
(860) |
|
GÜNÜN KÂRI |
1.680 |
2.620 |
3.771 |
4.970 |
4.967 |
4.816 |
22.824 |
Birinci sorunun cevabı: Mert altı günde 22.824 lira
kazandı.
Bu tabloda dikkat edilecek üç şey
1.
Dördüncü ve beşinci günün kârı neredeyse
aynı. 4.970 ve 4.967 lira. Oysa beşinci gün 200 şişe daha fazla satıldı.
Hikâyede anlattığım dersin rakamdaki karşılığı budur: Çok satmak, çok kazanmak
demek değildir.
2.
Yıpranma payı gerçek bir gider. Soğutucu
360 liraydı, altı gün kullanılacaktı: günde 60 lira. Megafon 300 liraydı, üç
gün: günde 100 lira. El arabası 2.000 liraya alındı ama sezon sonunda 1.600’e
satılabileceği tahmin ediliyor; yani amortismana tabi tahmini değer kaybı
400 lira. Bu da kalan iki satış gününe bölünüyor ve altıncı günden itibaren
başlıyor: günde 200 lira. Toplamı 860 lira eder. Ama dikkat: amortisman gider
olduğu gün kasadan yeniden para çıkmaz. Para mal alınırken çıkmıştır; muhasebe
bu bedeli kullanıldığı günlere dağıtır.
3.
Poğaça, öğle yemekleri ve annesine aldığı
yemek bu tabloda yok. Çünkü onlar su işinin gideri değil, Mert’in kendi
harcamaları. Bu ayrım birazdan bilançoda karşımıza çıkacak.
İKİNCİ SORU: BU İŞİN NEYİ VAR, NE BORCU VAR?
Cevabın adı: Bilanço
Gelir tablosu bütün günü anlatır; bir film gibidir. Bilanço
ise tek bir ana bakar, fotoğraf gibidir: Akşam saat sekizde bu işin neyi var ve
kime ne borcu var?
Bilançonun iki tarafı vardır ve her zaman eşittirler. Sebebi
basit: Bir işin sahip olduğu her şey ya borç parasıyla ya da sahibinin
parasıyla alınmıştır. Üçüncü bir yol yoktur. (Sahibinin parası derken sadece
işe koyduğu parayı değil, kazanıp içeride bıraktığı kârı da kastediyoruz — kâr
da sahibinindir.)
Gün Sonu
Bilançoları (TL)
|
Kalem |
1.
Gün |
2.
Gün |
3.
Gün |
4.
Gün |
5.
Gün |
6.
Gün |
|
VARLIKLAR |
|
|
|
|
|
|
|
Kasadaki para |
3.185 |
4.715 |
8.115 |
12.865 |
16.065 |
15.615 |
|
Alacaklar |
— |
160 |
— |
— |
— |
2.100 |
|
Efe’ye verilen borç |
— |
— |
— |
— |
— |
5.000 |
|
Stoklar |
120 |
160 |
451 |
282 |
209 |
884 |
|
Soğutucu, megafon, arabalar |
300 |
240 |
180 |
320 |
2.160 |
1.800 |
|
TOPLAM
VARLIK |
3.605 |
5.275 |
8.746 |
13.467 |
18.434 |
25.399 |
|
BORÇLAR |
|
|
|
|
|
|
|
Tekneciye borç |
200 |
— |
— |
— |
— |
— |
|
Alınan avans |
— |
— |
— |
— |
— |
3.000 |
|
TOPLAM
BORÇ |
200 |
— |
— |
— |
— |
3.000 |
|
MERT’İN
KENDİ PAYI |
|
|
|
|
|
|
|
İşe koyduğu para |
2.000 |
2.000 |
2.000 |
2.000 |
2.000 |
2.000 |
|
Bugüne kadarki toplam kâr |
1.680 |
4.300 |
8.071 |
13.042 |
18.009 |
22.824 |
|
(−) Kendine harcadıkları |
(275) |
(1.025) |
(1.325) |
(1.575) |
(1.575) |
(2.425) |
|
MERT’İN
KENDİ PAYI |
3.405 |
5.275 |
8.746 |
13.467 |
18.434 |
22.399 |
|
TOPLAM
KAYNAK |
3.605 |
5.275 |
8.746 |
13.467 |
18.434 |
25.399 |
İkinci sorunun cevabı: Altıncı günün akşamında bu işin
25.399 liralık varlığı ve 3.000 liralık borcu var. Mert’in kendi payı 22.399
lira.
Bilançoda görülecek dört şey
·
Her gün iki taraf da eşit. 3.605 = 3.605,
25.399 = 25.399. Bu tesadüf değil, kuraldır. Tutmuyorsa hata vardır.
·
Varlıkların hepsi para değil. Altıncı
günün 25.399 lirasının sadece 15.615’i kasada. Geri kalanı restoranda, Efe’de,
bahçedeki 147 şişede ve arabalarda duruyor.
·
Alınan avans borç tarafında. Seyyar
satıcının verdiği 3.000 lira kasaya girdi ama Mert’in değil; karşılığında su
borcu var.
·
Ve en önemlisi: Mert altı günde 22.824
lira kazandı, ama kendi payı 20.399 lira arttı. Aradaki 2.425 lira nereye
gitti?
Dikkat: Mert verdiği sözü sekiz kez tutmadı
İlk sabah “bu para artık benim harçlığım değil”
demişti. Ama altı gün boyunca su işinin kasasından şunları ödedi:
|
Ne
aldı? |
Hangi
gün |
Tutar |
|
Poğaça ve çay |
1. gün |
25 TL |
|
Öğle yemeği |
1. gün |
250 TL |
|
Öğle yemeği |
2. gün |
350 TL |
|
Markette ev alışverişi |
2. gün |
400 TL |
|
Öğle yemeği |
3. gün |
300 TL |
|
Kendi öğle yemeği |
4. gün |
250 TL |
|
Kendi yemeği |
6. gün |
250 TL |
|
Aileye akşam yemeği |
6. gün |
600 TL |
|
TOPLAM |
|
2.425
TL |
Bunların hiçbiri su işinin gideri değil. Bu yüzden gelir
tablosunda görünmüyorlar; bilançoda “kendine harcadıkları” olarak
Mert’in payından düşülüyorlar.
Bu ayrım küçük görünüyor ama büyük şirketlerde de en sık
yapılan hata budur: işin parası ile sahibinin parasını karıştırmak.
ÜÇÜNCÜ SORU: KASAMA NE GİRDİ, NE ÇIKTI?
Cevabın adı: Nakit Akış Tablosu
Bu tablo paranın nereye gittiğini gösterir ve üç kutuya
ayrılır. Parantez içindekiler bu kutuların gerçek finans dilindeki adlarıdır;
onları da öğrenin:
·
İşin kendisinden (işletme faaliyetleri):
su satıp su almak, buz almak, yevmiye ödemek.
·
Yatırımlardan (yatırım faaliyetleri): soğutucu,
megafon, el arabası; bir de Efe’ye verilen borç.
·
Sahibinden (finansman faaliyetleri):
Mert’in işe koyduğu para ve işten kendine çektiği para.
Bu üçünü ayırmak çok önemlidir; çünkü “bu iş kendi
faaliyetlerinden para üretiyor mu?” sorusunun cevabı esas olarak birinci
kutudadır. “Kârlı mı?” sorusunun cevabı ise gelir tablosundadır.
Gün Gün Nakit Akış
Tablosu (TL)
|
Kalem |
1.
Gün |
2.
Gün |
3.
Gün |
4.
Gün |
5.
Gün |
6.
Gün |
TOPLAM |
|
İŞİN
KENDİSİNDEN |
1.820 |
2.280 |
3.700 |
5.300 |
5.200 |
5.400 |
23.700 |
|
YATIRIMLARDAN |
(360) |
— |
— |
(300) |
(2.000) |
(5.000) |
(7.660) |
|
SAHİBİNDEN |
1.725 |
(750) |
(300) |
(250) |
— |
(850) |
(425) |
|
GÜNÜN
DEĞİŞİMİ |
3.185 |
1.530 |
3.400 |
4.750 |
3.200 |
(450) |
15.615 |
|
Gün başı kasa |
— |
3.185 |
4.715 |
8.115 |
12.865 |
16.065 |
|
|
GÜN
SONU KASA |
3.185 |
4.715 |
8.115 |
12.865 |
16.065 |
15.615 |
|
Not: SAHİBİNDEN için birinci gün 2.000 TL değil,
1.725 TL gözüküyor. Çünkü ilk gün Mert 275 TL’lik şahsi harcama yapmıştı.
Üçüncü sorunun cevabı: Altı günün sonunda kasada 15.615
lira var.
Bu tablodaki iki büyük ders
Birincisi: İşin kendisi nakit üretiyor. Altı günde
işin kendisinden kasaya net 23.700 lira girdi. Bu iyi bir işaret. Ama tek
başına “bu iş kârlı” demeye yetmez. Nitekim bu rakamın 3.000 lirası, henüz
teslim edilmemiş suyun avansıdır. Nakit akış tablosunu her zaman gelir
tablosuyla birlikte okuyun.
İkincisi ve daha şaşırtıcısı: Altıncı gün kasa
azaldı. Mert o gün 4.816 lira kâr etti, ama kasasındaki para 450 lira
düştü. Sebebi tablonun içinde: O gün Efe’ye 5.000 lira borç verdi, restorandan
2.100 liralık satışın parasını alamadı ve aileye 600 liralık yemek aldı.
Bugünün en önemli cümlesi: Kâr etmek ile cebinde para
olması aynı şey değildir.
·
Kâr, “ne kadar kazandım?” sorusunun
cevabıdır. Kasa ise “kaç lira elimde kaldı?” sorusunun. İkisi çok farklı
sayılar olabilir ve genellikle de olur.
DÖRDÜNCÜ SORU: BÜTÜN İŞLEMLERİ NASIL GÖRÜRÜM?
Cevabı iki adımlıdır: önce günlük defter, sonra mizan
Mert’in asıl sorunu buydu: Defterinde sadece satışlar vardı.
Yazmadığı hiçbir şeyi hatırlayamıyordu.
Çözüm çok basit ve muhasebenin en eski kuralıdır: Her
işlemi, olduğu anda, sırasıyla yaz. Bu listeye günlük defter (yani yevmiye
defteri) denir.
Ama iş orada bitmez. Günlük defter uzun bir liste olduğu
için ona bakarak “kasamda ne kadar var?” sorusunu yanıtlayamazsınız. Bu yüzden
aynı hesaba ait hareketler bir araya toplanır (büyük defter, yani defteri
kebir). Bütün bu hesapların toplamlarını ve kalan bakiyelerini tek tabloda
gösteren özete ise mizan denir.
Muhasebenin mimarisi: İŞLEM →
KAYIT → HESAPLAR
→ MİZAN →
FİNANSAL TABLOLAR
·
Bir şey olur. Olduğu anda yazılır. Aynı
konudakiler bir araya toplanır. Hepsinin özeti çıkarılır. Ve o özetten gelir
tablosu ile bilanço üretilir.
Ama bir püf noktası var: Muhasebede her işlem en az iki
yere birden yazılır. Çünkü hiçbir şey yoktan var olmaz; bir şey artıyorsa
başka bir şey ya azalmıştır ya da artmıştır.
Önce bir uyarı: “borç” ve “alacak” burada farklı anlama
gelir
·
Muhasebede borç ve alacak
kelimeleri, günlük hayattaki anlamlarını taşımaz. Kimseye borçlu olmak ya da
birinden alacaklı olmak demek değildir.
·
Bunlar sadece bir hesabın sol tarafı
(borç) ve sağ tarafı (alacak) demektir (varlık ve gider solda, borç,
sermaye ve gelir sağda). Kelimeler kafanızı karıştırmasın; “sol” ve “sağ” diye
düşünün.
·
Kural şudur: Her işlemde sola yazılan tutar ile
sağa yazılan tutar birbirine eşit olmalıdır.
İki örnekle görelim:
Örnek 1: Mert 20
liraya peşin bir şişe su sattı
|
Hangi
hesap? |
Sol
(borç) |
Sağ
(alacak) |
|
Kasa — para girdi |
20 |
— |
|
Satışlar — satış oluştu |
— |
20 |
Örnek 2: 1.600
liralık su aldı; 1.400 ödedi, 200 borçlandı
|
Hangi
hesap? |
Sol
(borç) |
Sağ
(alacak) |
|
Stoklar — mal geldi |
1.600 |
— |
|
Kasa — para çıktı |
— |
1.400 |
|
Tekneciye borç — borç doğdu |
— |
200 |
İki örnekte de sol taraf ile sağ taraf birbirine eşit. Altı
gün boyunca yapılan her işlem böyle yazılır. Sonra aynı hesaba ait tutarlar
toplanır ve mizan ortaya çıkar:
Altı Günün Mizanı
(TL)
|
Hesabın
adı |
Sol
(borç) |
Sağ
(alacak) |
Bakiye
(sol) |
Bakiye
(sağ) |
|
Kasa |
54.450 |
38.835 |
15.615 |
— |
|
Alacaklar |
2.260 |
160 |
2.100 |
— |
|
Efe’ye verilen borç |
5.000 |
— |
5.000 |
— |
|
Stoklar |
22.400 |
21.516 |
884 |
— |
|
Soğutucu, megafon, arabalar |
2.660 |
— |
2.660 |
— |
|
Birikmiş yıpranma |
— |
860 |
— |
860 |
|
Tekneciye borç |
200 |
200 |
— |
— |
|
Alınan avans |
— |
3.000 |
— |
3.000 |
|
Mert’in işe koyduğu para |
— |
2.000 |
— |
2.000 |
|
Mert’in kendine harcadıkları |
2.425 |
— |
2.425 |
— |
|
Satışlar |
— |
51.550 |
— |
51.550 |
|
Satılan malın maliyeti |
20.896 |
— |
20.896 |
— |
|
Buz gideri |
2.200 |
— |
2.200 |
— |
|
Tanıtım gideri |
286 |
— |
286 |
— |
|
Kayıp gideri |
384 |
— |
384 |
— |
|
Personel gideri |
3.850 |
— |
3.850 |
— |
|
Bakım ve tamir gideri |
250 |
— |
250 |
— |
|
Yıpranma gideri |
860 |
— |
860 |
— |
|
TOPLAM |
118.121 |
118.121 |
57.410 |
57.410 |
Dördüncü sorunun cevabı budur. Son satıra dikkat: İki
taraf da 118.121 lira. Bu eşitlik tesadüf değildir; her işlem iki tarafa birden
eşit tutarda yazıldığı için toplamlar zorunlu olarak tutar.
Ve mizanın en güzel tarafı: Yukarıdaki tabloların hepsi bu
listeden ve arkasındaki kayıtlardan üretilir.
·
Gelir tablosu, satışlar ve giderler
satırlarından yapılır.
·
Bilanço, kasa, alacak, stok, demirbaş,
borç ve sermaye satırlarından yapılır.
·
Nakit akış tablosu ise mizan
bakiyelerinden çıkmaz; kasa hesabının tek tek hareketlerine ve bunların hangi
faaliyete (işletme, yatırım, sahibi) ait olduğuna bakmak gerekir.
Ama dikkat. Mizanın denk olması, kayıtların doğru
olduğu anlamına gelmez.
·
Mert 600 liralık yemeği yanlışlıkla 60 lira
yazsaydı ne olurdu? Ya da bir işlemi hiç yazmasaydı? Mizan yine denk çıkardı,
ama sonuç yanlış olurdu.
·
Mizan sadece “toplamalar tutuyor mu?”
sorusunu yanıtlar. “Doğru mu yazdım?” sorusunu yanıtlamaz.
PEKİ BİSİKLET?
Hikâyenin başında Mert’in bir hedefi vardı: 17.000 liralık
bisiklet. Şimdi hesap yapalım, ama üç ayrı adımda. Çünkü bu sorunun tek bir
cevabı yok.
Adım 1: Kâğıt üzerinde yetiyor mu?
Önce şunu hatırlayalım: Mert işe sıfırdan başlamadı. Cebinde
zaten 4.000 lira birikimi vardı; bunun 2.000’ini işe koydu, 2.000’ini mavi zarfta
bıraktı. Yani bisiklet için kazanması gereken para 17.000 değil:
|
|
Tutar
(TL) |
|
Bisiklet fiyatı |
17.000 |
|
(−) Mert’in başlangıçtaki birikimi |
(4.000) |
|
Kazanması
gereken para |
13.000 |
|
Altı günde kazandığı kâr |
22.824 |
|
(−) İşin kasasından kendine harcadıkları |
(2.425) |
|
Bisiklete ayırabileceği kazanç |
20.399 |
|
Hedefi
aşan kısmı |
7.399 |
Kâğıt üzerinde fazlasıyla yetiyor. Mert hedefini 7.399 lira
aşmış durumda.
Adım 2: Nakit olarak yetiyor mu?
Ama kâr bir hesap sonucudur; cepteki para ise başka bir şey.
Bakalım:
|
|
Tutar
(TL) |
|
İşletme kasasındaki para |
15.615 |
|
(+) Zarftaki kişisel birikimi |
2.000 |
|
Elindeki
toplam nakit |
17.615 |
|
(−) Bisiklet fiyatı |
(17.000) |
|
Bisikleti
alırsa kalan para |
615 |
Nakit olarak da yetiyor. Mert bugün bisikletçiye
gidip bisikleti alabilir. Cebinde 615 lira kalır.
O zaman mesele bitti mi? Hayır. Asıl soru şimdi
başlıyor.
Adım 3: Peki almalı mı?
Mert’in yarın yapması gereken işler var. Seyyar satıcıya 250
şişe su teslim edecek; elinde ise sadece 147 şişe var. Üstelik yarın satacak
malı da olmalı, buz da almalı, Bora’ya yevmiyesini de ödemeli.
|
Yedinci
gün için gereken para |
Tutar
(TL) |
|
Seyyar satıcıya olan teslim borcunun eksiği (103 şişe × 6
TL) |
618 |
|
Yarın satmak için alınacak su (500 şişe × 6 TL) |
3.000 |
|
Buz |
600 |
|
Bora’nın yevmiyesi |
1.000 |
|
Toplam |
5.218 |
|
(−) Bisikleti alırsa elinde kalacak para |
(615) |
|
AÇIK |
4.603 |
İşte cevap: Mert bisikleti alabilir ama almamalı.
Çünkü bütün parasını bisiklete verirse elinde 615 lira
kalır ve ertesi gün su alacak parası olmaz. İş durur. Üstelik seyyar satıcıya
söz verdiği 250 şişeyi teslim edemezse, ondan aldığı 3.000 lirayı da geri
vermek zorunda kalır.
Peki kazandığı onca para nerede? Bakın:
|
Parasının
nerede durduğu |
Tutar
(TL) |
|
Restorandan alacağı |
2.100 |
|
Efe’ye verdiği borç |
5.000 |
|
Bahçedeki 147 şişe su (maliyet değeri) |
884 |
|
Bir el arabası, soğutucu, megafon |
1.800 |
|
Toplam |
9.784 |
Parası kayıp değil; sadece başka şekillere dönüşmüş
durumda. Restoranda, Efe’de, bahçedeki şişelerde ve arabalarda duruyor. Ama
bunların hiçbiri bugün bisikletçide geçmez.
Makalenin son ve en önemli dersi
·
Bir işletmenin kasasındaki paranın hepsi
harcanabilir para değildir.
·
Bir kısmı borçların karşılığıdır. Bir kısmı da işin
yarın da dönebilmesi için orada durmak zorundadır. İşin günlük
faaliyetlerini çevirebilmek için stokta, alacakta ve kasada bağlı tutmak
zorunda olduğunuz kaynağa işletme sermayesi diyebiliriz. Bunun doğurduğu
finansman ihtiyacı da işletme sermayesi ihtiyacıdır.
·
Kâğıt üzerinde zengin olmak ile kasada rahat
olmak aynı şey değildir.
Mert’in yapması gereken belli: Yedinci gün restorandan 2.100
lirasını tahsil edecek, seyyar satıcıya sözünü tutacak, satışa devam edecek.
Günlük kârı 4.800 lira civarında; iki gün daha çalışması hem bisikleti
almasına hem de işini sürdürecek parayı elinde tutmasına yeter. Acele etmemesi
gerektiğini artık biliyor.
GENÇLERE SEKİZ KURAL
1.
Satmak ile parayı almak aynı şey değildir.
Berbere verilen 10 şişe satılmıştı ama parası ertesi gün geldi. Restorana
verilen 150 şişenin parası hâlâ gelmedi.
2.
Stokta duran mal gider değildir.
Satıldığında “satılan malın maliyeti”ne dönüşür; kaybolduğunda, tüketildiğinde
veya hediye edildiğinde ise ilgili gidere.
3.
Kâr etmek ile cebinde para olması aynı şey
değildir. Mert altıncı gün 4.816 lira kâr etti, kasası 450 lira azaldı.
4.
İşin parası ile senin paran ayrıdır. Mert
bu sözü ilk sabah verdi, altı günde sekiz kez tutmadı. Toplam 2.425 lira.
5.
Uzun süre kullanacağın şeyin bedeli, fayda
sağladığı günlere bölünür. Soğutucu 360 liraydı ama bir günlük payı 60
lira.
6.
Cebine giren her para senin değildir.
Seyyar satıcının verdiği 3.000 lira bir borçtu; karşılığında su teslim
edilecekti.
7.
Çok satmak, çok kazanmak demek değildir.
Beşinci gün 200 şişe fazla satıldı ama kâr artmadı. Fiyatı düşürmeden önce
hesap yapın.
8.
Yazmadığın hiçbir şeyi hatırlayamazsın.
Dört tablonun dördü de yazılan işlemlerden doğar. Hafızadan değil.
Son söz
Mert bu altı günde su sattı. Ama asıl öğrendiği şey su
ticareti değildi.
Bir işin iyi gidip gitmediğini anlamanın yolu, rakamları
okumayı bilmekten geçer. Ve bunu öğrenmek için bir fabrikaya sahip olmak
gerekmiyor; bir el arabası ve 200 şişe su yetiyor.
Bugün kendi harçlığınızı yönetiyorsanız, yarın bir işletmeyi
yönetmenin temelini öğrenmişsiniz demektir. Rakamların sonuna sıfırlar
eklenir; sorular değişmez.
Not: Bu makaledeki hikaye bir eğitim örneğidir.
Konuyu sade tutmak için vergi, KDV, izinler ve bazı gerçek giderler hesaba
katılmamıştır.
Konu hakkında derinleşmek isteyenler aşağıdaki makaleleri
okuyabilirler.
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2025/01/patron-neden-mali-veriden-uzak-durur.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2025/02/dort-temel-tablo.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2025/03/tablodan-karara.html