“Patronlar ve Mali Veriler” adlı üç yazılık serinin ikincisi
Serinin birinci yazısında patronun mali veriden neden uzak
durduğunu konuştuk: günü kurtarma telaşı, muhasebenin “beyannameci” olarak
konumlandırılması, genel muhasebenin şirket dışında yapılması, finans işinin
hiç yapılmaması ve kayıt dışılık.
Şimdi asıl işe geliyoruz. Bu yazıda dört temel tabloyu ele
alacağım: mizan, bilanço, gelir tablosu ve nakit akış tablosu. Ama
tanımlarla yetinmeyeceğim. Her tablonun sonunda, patronun tam olarak hangi
satıra bakacağını ve o satırın ne anlattığını yazacağım. Çünkü tecrübeme göre
patronlar bu tabloların ne olduğunu öğrendikten sonra bile ellerine
aldıklarında nereye bakacaklarını bilemiyorlar.
Not: ERP'si olmayan, muhasebesi bu raporları
üretemeyen veya mikro ölçekli işletmeler için makalenin sonunda 5 basit Excel
raporundan oluşan alternatif bir yol haritası var.
Örnek A.Ş. ile ilerleyeceğiz
Anlatımı somutlaştırmak için baştan sona tek bir kurgusal
şirket kullanacağım: ÖRNEK A.Ş. Yıllık cirosu 120 milyon TL olan, orta
ölçekli, Türkiye’de sıkça rastladığım tipte bir firma. Tüm rakamlar milyon TL
cinsindendir. Dördüncü tabloya geldiğimizde bu şirketin aslında ne durumda
olduğunu birlikte göreceğiz. Göreceğiniz şey ilk bakışta anlaşılan şey
olmayacak.
Bu tablolar nereden geliyor?
Bir mali işlem gerçekleşir: fatura kesilir, fatura gelir,
para tahsil edilir, ödeme yapılır. Bu işlemin ispatı olan belge oluşur (fatura,
dekont, makbuz, banka ekstresi). Muhasebeci bu belgeye dayanarak hangi hesabın
borçlandığını, hangisinin alacaklandığını belirler ve yevmiye kaydını
yapar. Kayıtlar tarih sırasıyla Yevmiye Defteri’ne, oradan hesap bazında
Defteri Kebir’e, oradan da özet halinde Mizan’a akar. Mizandaki
bakiyelerden de bilanço ve gelir tablosu çıkar.
Günümüzde bu zinciri elle yürüten yok; muhasebe programına
veya ERP’ye faturayı girdiğiniz anda dört kayıt birden oluşuyor. Ama zinciri
bilmeniz gerekiyor, çünkü zincirin ilk halkası bozuksa son halkası da
bozuktur. ERP’ye yanlış girilmiş bir fatura, bilançonuza yanlış olarak
yansır. “ERP’ye doğru giriş” meselesinin patron açısından önemi tam
olarak budur.
Not: Bu zincirin teknik detayını bilmek patronun
değil, muhasebecinin işidir. Sizin bilmeniz gereken tek şey şudur: Tablolarınızın
kalitesi, girişlerinizin kalitesi kadardır.
1. MİZAN
Mizan, belirli bir tarihte Defteri Kebir’deki tüm hesapların
borç ve alacak toplamlarını ve bakiyelerini gösteren tablodur. Kümülatiftir;
yani alındığı tarih ile yılın ilk günü arasındaki tüm mali işlemleri kapsar.
Not: Mizan kelimesi dilimize Arapçadan girmiştir ve
denge, terazi anlamına gelir.
Mizanın klasik amacı, çift kayıt sisteminin gereği olarak
borç toplamının alacak toplamına eşit olup olmadığını kontrol etmektir. Bu
eşitlik, yevmiyeden kebire aktarmada denge hatası yapılmadığını gösterir. Ama
patron açısından mizanın asıl değeri başkadır: Mizan, şirketinizin bütün
hesaplarını tek sayfada gördüğünüz yegâne tablodur. Bilanço ve gelir
tablosu özettir; mizan detaydır.
Kritik uyarı: Mizanın denk olması, kayıtların doğru
olduğu anlamına gelmez
Bu, patronların en sık düştüğü yanılgıdır. “Mizanım denk,
demek ki her şey yolunda” cümlesi yanlıştır. Mizan aritmetiği doğrular,
doğruluğu doğrulamaz. Şu dört hata, mizan denk olduğu halde rahatça içinden
geçer:
·
Yanlış hesaba kayıt. Bir gider 770’e
yazılacakken 760’a yazılmıştır. Toplamlar tutar, ama gelir tablonuzdaki gider
dağılımı yanlıştır.
·
Ters kayıt. Borç ve alacak yer
değiştirmiştir; tutar aynı olduğu için denge bozulmaz.
·
Hiç yapılmamış kayıt. Unutulan bir fatura
mizanda hiç görünmez; olmayan bir şey de dengeyi bozmaz.
·
İki kez yapılmış kayıt. Çift girilen
fatura da dengeyi bozmaz; sadece rakamları şişirir.
Bu yüzden yıl sonunda, dönem sonu düzeltme ve kapanış
kayıtları yapıldıktan sonra hazırlanan Kesin Mizan için detaylı inceleme
şarttır. Bilanço ve gelir tablosu bu mizandaki nihai bakiyelerden üretilir.
Not (hesap aralıkları): Tekdüzen Hesap Planı’nda
100-299 arası hesaplar aktif, 300-599 arası pasif hesaplardır; bu ikisi
bilançoyu oluşturur. 600-799 arası hesaplar gelir tablosunun verilerini
oluşturur. 800’lü hesaplar serbest, 900’lü hesaplar nazım hesaplardır.
Patron mizanda şu 6 satıra bakar
1.
Geçen aya göre en çok değişen üç hesap.
Sebebini sorun. Net cevap gelmiyorsa, orada takip edilmeyen bir iş var
demektir.
2.
100 Kasa hesabının bakiyesi. Gerçekten
kasanızda o para var mı? Şişkin kasa Türkiye'de en yaygın kayıt sorunudur ve
bedeli ağırdır: Vergi idaresi, kasada fiilen bulunmayan parayı ortağın
kullandığı kabul eder ve üzerinden adat faizi hesaplar. Bu, hem kurumlar
vergisi matrahı hem de KDV doğurur.
3.
131 Ortaklardan Alacaklar. Bakiye varsa
şirketten para çekilmiş demektir. Kimin, ne zaman, niçin çektiğini bilin. Banka
bu satırı çok dikkatli okur.
4.
Bakiye vermemesi gereken hesaplarda duran
bakiyeler. Aylardır kapanmayan bir avans hesabı, arkada unutulmuş bir iş
olduğunu gösterir.
5.
Verilen ve alınan avans hesapları (159 /
340). Bu avansların yaşı, tedarik ve tahsilat disiplininizi olduğu gibi ele
verir.
6.
Şüpheli alacak hesapları (128 / 129).
Karşılık ayrılmış mı? Ayrılmadıysa kârınız olduğundan yüksek görünüyor
demektir.
Mizanı her ay isteyin. Anlamasanız bile isteyin. Birkaç ay
içinde hangi satırın ne manaya geldiğini ve neden değiştiğini kendiliğinizden
öğrenirsiniz. Mali okuryazarlık, tabloya alışmakla başlar.
Not: şirket kasası sizin şahsi cüzdanınız değildir.
Şirketin tüzel kişiliği ile patronun şahsi cebi arasındaki sınır,
kurumsallaşmanın ve sürdürülebilirliğin ilk kuralıdır. Şirketinizin sahibi
olmanız, kasanızdaki veya banka hesabınızdaki parayı dilediğiniz an şahsi
harcamalarınız için çekebileceğiniz anlamına gelmez; çünkü o varlık patronun
değil, şirketin tüzel kişiliğinindir. Şirketten kuralsız çekilen her kuruş,
mali tablolarda “Ortaklardan Alacaklar (131)” hesabını şişirerek
şirketin mali sağlığını bozar, vergi incelemelerinde örtülü kazanç dağıtımı
riskine yol açar ve bankalar nezdindeki kredi itibarınızı doğrudan zedeler.
Doğru kurgu; patronun şirketten kurala bağlı bir maaş veya kâr dağıtımı
(temettü) yöntemiyle para çekmesi, şahsi harcamaları ile şirket operasyonlarını
birbirinden tamamen ayırmasıdır.
2. BİLANÇO
Bilanço, bir işletmenin belirli bir tarihteki finansal
durumunu gösteren tablodur. O tarihte sahip olunan varlıkları ve bu varlıkların
hangi kaynaklardan finanse edildiğini gösterir.
Not: Bilanço kelimesi dilimize İtalyancadan girmiştir
ve o da denge, terazi anlamına gelir. Ancak mizan, muhasebe hesaplarının
bakiyelerini içeren tablo iken; bilanço, bu hesaplardan sadece aktif ve pasif
olanları içerir. Yani bilanço, mizanın bir bölümüdür.
Not: Bilanço bir defter değil, bir tablodur. Yasal
defterler yevmiye defteri, defteri kebir ve envanter defteridir. Bu ayrım küçük
görünür ama bilançoyu “tutulması gereken bir yükümlülük” değil, “okunması
gereken bir rapor” olarak görmenizi sağlar.
Temel bilanço denklemi şudur: VARLIKLAR = YABANCI
KAYNAKLAR + ÖZ KAYNAKLAR
Varlıklara “aktifler”, yabancı ve öz kaynakların toplamına “pasifler”
denir. Yabancı kaynaklara “borçlar” veya “yükümlülükler”, öz kaynaklara “öz
sermaye” de denir. Denklem şunu ifade eder: Şirketin sahip olduğu her şey ya
başkalarından (borç) ya da sahiplerinden (öz kaynak) gelen kaynakla elde
edilmiştir.
Kısaca yapısı:
·
Dönen Varlıklar: Bir yıl içinde nakde
dönmesi beklenenler: kasa, bankalar, alıcılar, stoklar, peşin ödenen giderler.
·
Duran Varlıklar: Bir yıldan uzun süre
kullanılacaklar: arsa, bina, makine, taşıt, demirbaş, iştirakler.
·
Kısa Vadeli Yabancı Kaynaklar: Bir yıl
içinde ödenecek borçlar: satıcılar, kısa vadeli krediler, ödenecek vergi ve SGK
primleri.
·
Uzun Vadeli Yabancı Kaynaklar: Bir yıldan
uzun vadeli krediler, tahviller, ertelenmiş vergi yükümlülükleri.
·
Öz Kaynaklar: Ödenmiş sermaye, kâr
yedekleri, geçmiş yıl kâr/zararları, net dönem kârı.
Bilançonun aktif tarafı “Neye sahibiz?”, pasif
tarafı “Sahip olduklarımızı kimden veya nereden finanse ettik?”
sorusunu yanıtlar. Gelir tablosunun dibinde oluşan net kâr veya zarar da öz
kaynaklar içinde yer alır; iki tablonun birbirine bağlandığı nokta burasıdır.
ÖRNEK A.Ş. Bilanço
(31 Aralık, milyon TL)
|
AKTİF (Varlıklar) |
Tutar |
PASİF (Kaynaklar) |
Tutar |
|
Kasa ve
Bankalar |
3 |
Satıcılar
(ticari borçlar) |
26 |
|
Ticari
Alacaklar |
38 |
Banka
Kredileri (kısa vadeli) |
40 |
|
Stoklar |
30 |
Ödenecek
Vergi ve SGK |
6 |
|
Ortaklardan
Alacaklar |
6 |
|
|
|
Diğer Dönen
Varlıklar |
2 |
|
|
|
Dönen
Varlıklar |
79 |
Kısa Vadeli
Yabancı Kaynaklar |
72 |
|
Maddi Duran
Varlıklar (net) |
33 |
Banka
Kredileri (uzun vadeli) |
12 |
|
Duran
Varlıklar |
33 |
Uzun Vadeli
Yabancı Kaynaklar |
12 |
|
|
Ödenmiş
Sermaye |
10 |
|
|
|
Geçmiş
Yıllar Kârları |
15 |
|
|
|
Net Dönem
Kârı |
3 |
|
|
|
Öz Kaynaklar |
28 |
|
|
TOPLAM AKTİF |
112 |
TOPLAM PASİF |
112 |
Patron bilançoda şu 7 satıra bakmalıdır.
1.
Kasa ve bankalar (3). Kaç günlük gideri
karşılıyor? Örnek A.Ş.’nin aylık nakit gideri kabaca 9 milyon. Yani kasasında
10 günlük bile nakit yok. Bu tek başına bir alarmdır.
2.
Ticari alacaklar (38) ve stoklar
(30). Toplamı 68; toplam aktifin %61’i. Şirketin parası müşterinin cebinde ve
depoda duruyor. Asıl bakılacak şey bu iki kalemin trendi: cirodan hızlı
büyüyorlarsa nakit sıkışması yoldadır.
3.
Ortaklardan alacaklar (6). Şirketten
çekilmiş paradır ve öz kaynağın (28) %21’i kadardır. Bu hesap dolu olduğu
sürece hem finansman gideri kısıtlamasıyla karşılaşırsınız hem de banka bunu
olumsuz bir sinyal olarak okur.
4.
Toplam finansal borç (40 + 12 = 52).
Bundan nakdi (3) düşünce net finansal borç 49 çıkar. Bunu bir sonraki bölümde
hesaplayacağımız FAVÖK’e (16) bölün: 3,1 kat. Bankaların rahatsız olmaya
başladığı seviye tam olarak burasıdır.
5.
Öz kaynak / toplam pasif (28 / 112 =
%25). Şirketin dörtte üçü borçla dönüyor. %30’un altı kırılganlık işaretidir.
6.
Dönen varlıklar / kısa vadeli borçlar (79
/ 72 = 1,10). Kâğıt üzerinde 1’in üstünde. Ama içinden ortaklardan alacakları
çıkarın: 73 / 72 = 1,01. Gerçek likidite budur.
7.
Döviz cinsinden varlık ve borçlarınızın
farkı. Standart bilanço formatında bu satır yoktur; muhasebenizden ayrıca
isteyin. Net açık pozisyonunuz varsa, kur %10 arttığında ne kaybedeceğinizi
mutlaka hesaplatın. Türkiye’de batan şirketlerin önemli bir kısmı kâr edemediği
için değil, bu satırı hiç görmediği için batmıştır.
Bilançoya bakmazsanız ne olur?
·
Borç ödeme gücünüz hakkında fikriniz olmaz. Ne
kadar borç kaldırabileceğinizi bilmeden borçlanır, tıkanır, en kötü ihtimalle
ödeyemez hale gelirsiniz.
·
Varlıklarınızın (bina, makine, stok) verimli
kullanılıp kullanılmadığını, atıl varlık olup olmadığını göremezsiniz.
·
Yatırım, finansman ve stok kararlarını mevcut
mali durumu bilmeden alırsınız.
·
Bankaya başvurup az kredi çıkınca şaşırırsınız.
Oysa cevap bilançonuzda yazılıydı; siz okumadınız, banka okudu.
Kısacası bilanço şirketin mali röntgenidir. Röntgen
çektirmeden ağrınızın sebebini bilemezsiniz; ağrı geçtiğinde de iyileştiğinizi
sanırsınız.
Not: Her ayın bilançosunu not edin ve aylık
değişimleri karşılaştırıp nedenlerini anlamaya (inceleme) çalışın. Böylece
şirkete yön verecek kararlarınızı “bilanço” perspektifinden geçirme disiplini
elde edersiniz. Bu da sizi bilançoyu iyileştirmeye, yani şirketinizi sürdürülebilir
büyümeye yönlendirir.
3. GELİR TABLOSU
Gelir tablosu, belirli bir hesap dönemi içindeki (örneğin 1
Ocak - 31 Aralık) tüm gelirleri ve giderleri göstererek dönem sonunda net kâr
mı net zarar mı edildiğini ortaya koyan tablodur. Amacı, işletmenin dönem
içindeki faaliyet performansını ölçmektir.
Aradaki farkı şöyle akılda tutun: Bilanço bir
fotoğraftır, gelir tablosu bir filmdir. Bilanço “şu an neredeyiz”, gelir
tablosu “bu dönem ne yaptık” sorusunu yanıtlar.
Tekdüzen Hesap Planı’na göre standart yapısı şöyle akar:
Brüt satışlardan indirim ve iadeler düşülür, net satışlara ulaşılır.
Satışların maliyeti düşülür, brüt satış kârı çıkar. Faaliyet giderleri
(pazarlama-satış-dağıtım, genel yönetim, Ar-Ge) düşülür, faaliyet kârı
çıkar. Diğer faaliyetlerden olağan gelir ve giderler ile olağandışı gelir ve
giderler eklenip çıkarılır, finansman giderleri düşülür, vergi öncesi dönem
kârı bulunur. Vergi karşılığı düşüldüğünde de net dönem kârı ortaya
çıkar.
ÖRNEK A.Ş. Gelir Tablosu (milyon TL)
|
Kalem |
Tutar |
Ciroya oranı |
|
Net Satışlar |
120,0 |
100,0% |
|
(−)
Satışların Maliyeti |
- 88,0 |
73,3% |
|
Brüt Satış
Kârı |
32,0 |
26,7% |
|
(−)
Pazarlama, Satış ve Dağıtım Giderleri |
- 8,0 |
6,7% |
|
(−) Genel
Yönetim Giderleri |
- 11,0 |
9,2% |
|
(−)
Araştırma ve Geliştirme Giderleri |
- 1,0 |
0,8% |
|
Faaliyet
Kârı |
12,0 |
10,0% |
|
(±) Diğer
Faaliyetlerden Olağan Gelir/Gider (net) |
1,0 |
0,8% |
|
(−)
Finansman Giderleri |
- 9,0 |
7,5% |
|
Dönem Kârı
(vergi öncesi) |
4,0 |
3,3% |
|
(−) Vergi
Karşılığı |
- 1,0 |
0,8% |
|
Net Dönem
Kârı |
3,0 |
2,5% |
|
FAVÖK
(Faaliyet Kârı + 4,0 Amortisman) |
16,0 |
13,3% |
Standart tabloda olmayan ama en önemli satır: FAVÖK
Tekdüzen gelir tablosunda FAVÖK (Faiz, Amortisman ve
Vergi Öncesi Kâr; İngilizcesi EBITDA) diye bir satır yoktur. Ama bankaların,
yatırımcıların ve şirket satın alanların ilk baktığı gösterge budur. Hesabı
basittir: FAVÖK = Faaliyet Kârı + Amortisman. Örnek A.Ş. için: 12,0 +
4,0 = 16,0 milyon TL, yani ciro üzerinden %13,3.
Neden bu kadar önemli? Çünkü FAVÖK, şirketin işini
yaparak ürettiği nakit gücünü gösterir; finansman yapısından ve amortisman
politikasından arındırılmıştır. Aynı işi yapan iki şirketten biri kredili,
diğeri sermayeli çalışıyorsa net kârları birbirinden çok farklı çıkar; ama
FAVÖK’leri karşılaştırılabilir. Bu yüzden şirket değerlemeleri de genellikle
FAVÖK’ün katı olarak yapılır.
Ve asıl mesele şu: Net Finansal Borç / FAVÖK oranı,
bankanın size ne kadar kredi vereceğini belirleyen tek sayıdır. (Net finansal
borç bilançodan çıkar.) Örnek A.Ş.’de bu oran 3,1 (49/16). Bu rakam 3’ün
üstündeyken yeni kredi bulmak zorlaşır, 4’ün üstünde ciddi ölçüde zorlaşır.
Bir de şuna dikkat edin: Örnek A.Ş.’nin gelir tablosunda faaliyet
kârı 12 milyon, finansman gideri 9 milyon. Yani şirket kazandığının dörtte
üçünü bankaya veriyor. Fabrika çalışıyor, satış ekibi çalışıyor, patron
çalışıyor; kâr bankada kalıyor. Türkiye’de en sık gördüğüm tablo budur ve gelir
tablosuna bakılmadan asla fark edilmez. Patron sadece “bu yıl 3 milyon kâr
ettik” cümlesini duyar ve işlerin fena olmadığını sanır.
Patron gelir tablosunda şu 6 satıra bakmalıdır.
1.
Brüt kâr marjı (%26,7). Bu yüzde her
şeyin anasıdır. Düşüyorsa ya fiyatınız eriyor, ya maliyetiniz artıyor, ya da
ürün kırılımınız bozuluyor. Tutara değil, yüzdeye bakın.
2.
Faaliyet giderleri / ciro (%16,7). Ciro
büyürken bu oran sabit kalmalı veya düşmelidir. Ciroyla birlikte büyüyorsa
ölçek ekonomisi çalışmıyor demektir.
3.
Faaliyet kâr marjı (%10,0). Şirketin asıl
işinden ne kazandığını gösterir. Diğer gelirlerle şişirilmemiş, temiz rakam
budur.
4.
FAVÖK ve FAVÖK marjı (16,0 / %13,3).
Bankanın, yatırımcının ve şirketinizi satın almak isteyenin baktığı sayı.
5.
Finansman gideri / faaliyet kârı (%75).
Bu oran %30’un üstündeyse şirketiniz kendisi için değil, bankası için
çalışıyordur.
6.
Net kâr marjı (%2,5). Bu satır en son
bakılacak satırdır, ilk değil. Çünkü net kâr; vergi tercihleri, tek seferlik
gelirler ve amortisman politikasıyla en çok oynanabilen satırdır.
Her rakamın yanında üç şey olmalı
Tek başına bir rakam anlamsızdır. Gelir tablonuzu her ay şu
üç karşılaştırmayla birlikte isteyin: geçen ay, geçen yılın aynı ayı ve
bütçe (varsa). Ayrıca her kalemin yanında sadece tutar değil yüzde de olsun.
“Bu ay 10 milyon sattık” cümlesi bilgi değildir. “Bu
ay 10 milyon sattık, brüt marj %24’e düştü, geçen yıl aynı ay %27’ydi”
cümlesi bilgidir. Aradaki fark, ikincisinin sizi bir soru sormaya mecbur
bırakmasıdır.
Gelir tablosuna bakmazsanız ne olur?
·
Zararına satış yaptığınızı fark etmezsiniz.
Zarar eden bir ürün veya iş kolu, kâr eden kısımları da aşağı çeker.
·
Hangi giderin aşırı arttığını, nerede tasarruf
potansiyeli olduğunu göremezsiniz.
·
Büyüme, küçülme, yeni pazara girme gibi
stratejik kararları yeterli bilgi olmadan alırsınız.
·
Bütçe yapamazsınız. Gelir tablosu okuma kültürü
olmayan bir firmanın bütçeli çalışması hayaldir.
Gelir tablosu işletmenin kalp atışıdır. Ama şunu da
unutmayın: Kalbin atıyor olması, kanın her yere ulaştığı anlamına gelmez. O,
sıradaki tablonun işidir.
Not: Bilanço takibi için söylediğim şey gelir tablosu
için de geçerli. Her ayın gelir tablosunu muhasebenizden yan yana isteyin.
Elbette kümülatifi de (o zamana kadarki toplamı) olsun. Aylık değişimleri
karşılaştırıp nedenlerini anlamaya (inceleme) çalışın. Böylece şirkete yön
verecek kararlarınızı “gelir tablosu” perspektifinden geçirme disiplini elde
edersiniz. Bu da sizi karlılıklarınızı artırmaya, yani şirketinizi sürdürülebilir
büyümeye yönlendirir.
4. NAKİT AKIŞ TABLOSU
Muhasebe tahakkuk esasına göre çalışır: Gelir
kazanıldığında, gider yapıldığında kaydedilir; parasının hareket edip
etmediğine bakılmaz. Nakit akış tablosu ise sadece nakdin el değiştirdiği
işlemleri dikkate alır. Bu yüzden “kâr ediyorum ama param yok” sorusunun
tek gerçek cevabı bu tablodadır.
Üç bölümden oluşur:
·
Faaliyetlerden nakit akışı: Ana, gelir
getirici faaliyetlerden doğan nakit. En kritik bölüm budur. Genellikle net
kârdan başlanır (dolaylı yöntem); nakit çıkışı olmayan giderler (amortisman
gibi) geri eklenir, çalışma sermayesindeki değişimler (alacak, stok, ticari
borç) düzeltilir.
·
Yatırım faaliyetlerinden nakit akışı:
Duran varlık alım ve satımı, uzun vadeli yatırımlar, başkalarına verilen
borçlar ve tahsilatları.
·
Finansman faaliyetlerinden nakit akışı:
Kredi kullanımı ve geri ödemesi, sermaye artırımı, tahvil ihracı, temettü
ödemesi.
Üçünün toplamı dönemin net nakit değişimini verir. Dönem
başı nakde eklendiğinde dönem sonu nakit bakiyesini vermelidir; bu, tablonun
doğruluk kontrolüdür.
ÖRNEK A.Ş. Nakit
Akış Tablosu (milyon TL)
|
Kalem |
Tutar |
|
Net Dönem
Kârı |
3,0 |
|
(+)
Amortisman |
4,0 |
|
(−) Ticari
Alacaklardaki Artış |
- 9,0 |
|
(−)
Stoklardaki Artış |
- 7,0 |
|
(+) Ticari
Borçlardaki Artış |
4,0 |
|
Faaliyetlerden
Nakit Akışı |
- 5,0 |
|
Duran Varlık
Alımları |
- 6,0 |
|
Yatırım
Faaliyetlerinden Nakit Akışı |
- 6,0 |
|
Net Kredi
Kullanımı |
10,0 |
|
Finansman
Faaliyetlerinden Nakit Akışı |
10,0 |
|
Net NAKİT
DEĞİŞİMİ |
- 1,0 |
|
Dönem Başı
Nakit |
4,0 |
|
Dönem Sonu
Nakit |
3,0 |
Bu tablo bir şirketin nasıl battığını anlatıyor
Dikkatli bakın. Örnek A.Ş. 3 milyon TL kâr açıklamıştır. Ama
faaliyetlerinden 5 milyon TL nakit kaybetmiştir.
Sebebi tablonun ilk beş satırında yazıyor: Alacakları 9
milyon, stokları 7 milyon artmış. Yani şirket büyümüş, satmış, kâr etmiş; ama
kârı müşterinin cebinde ve kendi deposunda kalmış. Üstelik bir de 6 milyonluk
yatırım yapmış.
Peki açığı nasıl kapatmış? Krediyle: Finansmandan 10 milyon
net giriş. Ertesi yıl ne olacak? Aynı büyüme devam ederse alacak ve stok yine
artacak, yine kredi çekilecek, finansman gideri de gelir tablosundaki 9
milyondan 12 milyona çıkacak. Faaliyet kârı 12 milyon olduğuna göre şirket,
kazandığının tamamını faize verdiği noktaya bir adım uzakta demektir.
Bu şirket kâr ederek batıyor. Ve bu ancak nakit akış
tablosuna bakılarak görülür. Bilanço tek başına bakıldığında “biraz borçlu ama
ayakta” der; gelir tablosu tek başına bakıldığında “kâr ediyor” der. Gerçeği
üçü birden söyler.
Zaten iflas eden şirketlerin çoğu zarar ettiği için değil,
nakit akışı bozulduğu için batmıştır. “Nakitsizlik, borçtan daha
tehlikelidir” sözü bu yüzdendir.
Geçmişe bakan tablo, geleceğe bakan projeksiyon
Fark ettiyseniz, bankaların ve denetçilerin sizden istediği
nakit akış tablosu geçmişi gösteriyor. Onlar geçmişte nakit sıkışıklığı yaşayıp
yaşamadığınızı öğrenmek istiyor. Elbette siz de geçmişteki darboğazlarınızı
görüp ders çıkarın.
Ama sizin asıl ihtiyacınız geleceği gösteren tablodur. Buna
nakit akış projeksiyonu denir, haftalık kurulur ve bence bir patronun eline
geçebilecek en değerli tek rapordur. Bu raporu kuran bir patron, birinci yazıda
anlattığım “gününü ödeme denkleştirmekle geçirme” kısır döngüsünden çıkar.
13 haftalık nakit projeksiyonu nasıl kurulur?
1.
Bir tablo açın; sütunlar önümüzdeki 13 hafta
olsun. Excel yeter, ERP’niz varsa daha iyi.
2.
Her hafta için beklenen tahsilatları yazın.
Vadesi o haftaya düşen alacaklar, tahsil edilecek çekler, peşin satışlar.
3.
Her hafta için yapılacak ödemeleri yazın.
Tedarikçi ödemeleri, maaşlar, SGK ve vergiler, kredi taksitleri, kira,
elektrik-su-doğalgaz, vadesi gelen çekler.
4.
Haftanın açığını veya fazlasını hesaplayın;
dönem başı nakitle birleştirip haftalık kapanış nakdini bulun.
5.
Bir hafta kaydırın. Temkinli olmak için
bir haftanın tahsilatını, o haftanın değil sonraki haftanın ödemesine tahsis
edin. 25. haftanın tahsilatı, 26. haftanın ödemesini karşılamalıdır. Ayrıca
şunu da unutmayın her tahsilat vaat edildiği tarihte gelmez, mutlaka gecikme
olur. 10-15 günlük gecikme payını
dikkate alarak projeksiyonu hazırlayın.
6.
Her hafta güncelleyin. Bu, bir kez
hazırlanıp rafa kalkacak bir rapor değildir; canlı tutulur. Güncellenmeyen
projeksiyon, projeksiyon değil temennidir. Biten haftadan dolayı projeksiyonda
12 hafta kalacak. Son haftanın önüne bir hafta daha ekleyin. Yani her hafta
önünüzdeki 13 haftayı görmeye çalışın.
Sonuç iki türlü çıkar:
·
Tahsilatlarınız ödemelerinizin üzerindeyse
olumlu. Fark, sonraki haftanın kaynağına eklenir.
·
Ödemeleriniz tahsilatlarınızın üzerindeyse
olumsuz. Bu fark için borç bulmanız, kredi çekmeniz veya ödemeyi
erteletmeniz gerekir. Buradaki kritik kelime “önceden”dir.
Yapılacak ödemelere hâkim değilseniz, yaptığınız tahsilattan
o ödemeye fon ayırmazsınız; ödeme günü geldiğinde de tutuşursunuz. Basiretli
bir patron veya becerikli bir finansçı, yapılacak ödemeleri tarihi ve tutarıyla
kayda alır ve parayı en geç bir gün öncesinden hazır eder. Yetişmeyeceği
anlaşılıyorsa kredi veya borç arayışına haftalar öncesinden girer. Borcunu
ödeyemeyen firma tüm paydaşları nezdinde itibar kaybeder; itibar da geri
kazanılması en pahalı varlıktır.
Nakit akışının asıl kaynağı: tahsilat disiplini
Maalesef Türkiye’de iş dünyası açık hesap (bakiyeli,
veresiye ticaret) ve vadeli ödemeyle dönüyor. “Para bu tarafa, mal bu tarafa”
yerine önce mal veya hizmet veriliyor, ödeme epey sonra alınıyor. Ödeme günü
geldiğinde de müşteri havale yerine çek öneriyor; pek çok iş adamı bunu ehveni
şer olarak kabul ediyor. Sonra aynı muameleyi kendi tedarikçisine yansıtıyor.
Yani firmalar birbirini finanse ediyor.
Bu düzeni tek başınıza değiştiremezsiniz. Ama içinde çok
daha disiplinli durabilirsiniz. Alacaklarınıza dair alacağınız önlemler:
·
Her müşterinin bakiyesini ikiye ayırtın:
gecikmiş bakiye ve normal bakiye. İkisinin de yaşlandırmasını (0-30 / 31-60 /
61-90 / 90+ gün) ayrı ayrı çıkartın. Gecikmiş bakiyelerin size yüklediği
finansal maliyeti de raporlatın; o maliyeti görmeden takibin ciddiyeti
anlaşılmıyor.
·
Haftada bir “Alacaklar Toplantısı” yapın.
Bu toplantı muhasebe/finans sorumlunuz ile satış ekibiniz arasında olur. Her
müşterinin gecikmiş ve normal bakiyesi konuşulur, o hafta beklenen tahsilat
isim isim taahhüt edilir.
·
Gecikmiş bakiyesi olan firmalara yazılı talep
gitsin. Talep edilen tutar ve vade açıkça yazılsın; mailin kopyası ilgili
müşteri temsilcisine de (ve/veya sorumlu saha satıcısına da) gönderilsin. Sözlü
takip iz bırakmaz, yazılı takip bırakır.
·
Sözleşmenize vade farkı ve kur farkı maddesi
koyun. Bunu sözleşmesine koyan firmalar ödemelerini tıkır tıkır alır.
Alamadığında da vade veya kur farkı faturasını yansıtarak finansal kaybını
amorti eder.
Bir uyarı: “Alacaklarınız cironuzun şu kadarını
geçmesin” tarzında tek bir sihirli yüzde yoktur; bu oran sektöre ve vade
politikanıza göre uçar. Perakendede çok düşük, projeye dayalı sanayide çok
yüksek olması normaldir. Doğru ölçü, alacaklarınızın kaç güne karşılık
geldiğidir ve bunu üçüncü yazıda hesaplayacağız.
Patron nakit akış tablosunda şu 5 satıra bakmalıdır.
1.
Faaliyetlerden nakit akışı. Pozitif mi, negatif
mi? Negatifse şirket işini yaparak nakit yakıyor demektir ve bu sürdürülebilir
değildir.
2.
Faaliyetlerden nakit ile net kâr arasındaki
fark. Fark büyükse, arada bir yerde (alacakta veya stokta) para sıkışmış
demektir. Örnek A.Ş.’de bu fark 8 milyon.
3.
Alacak ve stok değişimi satırları. Nakdin en sık
kaybolduğu iki yer burasıdır.
4.
Finansman satırı. Şirket açığını sürekli
krediyle kapatıyorsa bu bir çözüm değil, ertelemedir. Ertelenen her açık, bir
sonraki yıl faiziyle geri gelir.
5.
Dönem sonu nakit bakiyesi. Kaç haftalık ödemeyi
karşılıyor? Bu soruya saniyeler içinde cevap verebilmelisiniz.
Enflasyon muhasebesi: tabloları okuma biçiminiz değişti
Buraya kadar anlattığım her şey geçerli; ama bir şey eklemem
gerekiyor. Türkiye’de enflasyon düzeltmesi uygulanmaya başladıktan sonra
bilanço ve gelir tablosunun okunma biçimi değişti. Patronların büyük kısmı bunu
henüz fark etmedi; fark edenlerin de çoğu “mali müşavirin işi” deyip geçti.
Oysa doğrudan sizin işiniz. Kısaca ne oluyor:
·
Parasal olmayan kalemler (stoklar, maddi duran
varlıklar, öz kaynaklar) düzeltiliyor; yani değerleri güncelleniyor.
·
Gelir tablosuna daha önce olmayan bir satır
giriyor: net parasal pozisyon kazancı veya kaybı. Nakit ve alacak gibi parasal
varlık tutanlar enflasyonda kaybeder, parasal borç taşıyanlar kazanır; bu satır
o etkiyi gösterir.
·
Stok maliyeti ve amortisman düzeltilince büyür;
dolayısıyla brüt marjınız ve faaliyet kârınız, düzeltme öncesine göre farklı
çıkar.
Patron açısından pratik sonuçları şunlardır:
1.
Düzeltme öncesi ve sonrası tabloları yan yana
isteyin. İkisi arasındaki fark, “kâğıt üstü kâr” ile gerçek performans
arasındaki farktır.
2.
Yıllar arası karşılaştırmayı düzeltilmiş
rakamlarla yapın. Aksi halde enflasyonu büyüme sanırsınız. Son yıllarda en
sık yapılan hata budur: Cirosu %60 artan patron büyüdüğünü sanıyor, oysa reel
olarak küçülmüş olabilir.
3.
Parasal pozisyon kazancınız yüksek çıktıysa
rahatlamayın. Bu kazanç çoğu zaman çok borçlu olduğunuz anlamına gelir ve
size bir kuruş nakit getirmez.
4.
Vergi matrahınızın nasıl etkilendiğini mali
müşavirinize sorun. Düzeltme bazı şirketlerde vergiyi artırır, bazılarında
azaltır; hangisi olduğunu bilmek sizin hakkınız.
Bu tabloları kimler ister?
Siz talep etmeseniz de, siz bakmasanız da, başkaları
bakacaktır:
·
Bankalar. Bilanço, gelir tablosu, mizan
ve nakit akış tablosunu birlikte isterler. Banka, ne kadar kâr ettiğinizden çok
borcunuzu güvenilir biçimde ve zamanında ödeyip ödeyemeyeceğinize bakar. Bu
yüzden nakit akışı, borçluluk seviyesi, faiz ve anapara ödeme kapasitesi ve
likidite oranları öncelikleridir; özellikle de Net Finansal Borç / FAVÖK
oranı. Ayrıca tek dönemin rakamından çok trendlere, oranlara ve sektör içi
karşılaştırmalara bakarlar.
·
Holding denetçisi. Bir holdingin iştiraki
veya bağlı şirketiyseniz, aynı dört tabloyu isteyip gerçekle örtüşüp
örtüşmediğini denetler ve holdinge raporlar.
·
Yatırımcı adayı ve onun mali müşaviri.
Aynı tablolar. Üstelik şirketinize bu tablolar üzerinden değer biçilir.
·
SPK ve KAP. Borsaya açık bir şirketseniz
finansal tablolarınızı belirli dönemlerde KAP üzerinden kamuya açıklamak
zorundasınız. Analistler ve yatırımcılar hissenizin değerini bu tablolardan
okur.
·
Franchise veren firma, büyük
tedarikçileriniz, sigorta ve faktoring şirketleri. Onlar da size limit
tanımlarken bilançonuza bakar.
·
Vergi dairesi. Bilanço ve gelir tablosu
geçici vergi beyannamesiyle bildirilir. Not: 2022’den itibaren dördüncü dönem
geçici vergi beyannamesi kaldırılmıştır; artık yılda üç dönem beyan edilir. Yıl
sonunda kurumlar vergisi beyannamesiyle nihai vergi belirlenir ve yıl içinde
ödenen geçici vergiler bundan düşülür.
Şunu özellikle söyleyeyim: Bu beyannameleri genellikle mali
müşavirler hazırlar ve firmalara sadece ödeme dekontunu gönderir. Beyannamenin
kendisini isteyin. İçinde şirketinizin o dönemki bilançosu ve gelir tablosu
vardır. Bu, size hiçbir ek maliyet çıkarmadan ulaşabileceğiniz en hazır mali
veridir ve pek çok patron yıllardır bu veriye sahip olduğunu bilmeden yaşıyor.
Aylık rapor takviminiz
Bu yazıda anlattıklarımı bir takvime bağlamazsanız
uygulanmaz. Önerdiğim düzen:
|
Sıklık |
Talep
edeceğiniz rapor |
|
Günlük |
Nakit
pozisyonu; o gün yapılan tahsilat ve ödemeler |
|
Haftalık |
13 haftalık
nakit projeksiyonu, alacak yaşlandırma, Alacaklar Toplantısı notları |
|
Aylık |
Mizan, gelir
tablosu, bilanço, stok raporu; geçen ay ve geçen yıl karşılaştırmalarıyla |
|
Çeyreklik |
Geçici vergi
beyannamesi (yılda üç kez), oran analizi, döviz pozisyonu, çalışma sermayesi |
|
Yıllık |
Kesin mizan,
denetlenmiş tablolar, enflasyon düzeltmesinin etkisi, gelecek yıl bütçesi |
Bu takvimi muhasebecinize verin ve “her ayın 10’una
kadar bunlar masamda olsun” deyin. Şunu unutmayın: Ayın 10’unda gelen
yeterince iyi bir rapor, ayın 25’inde gelen mükemmel rapordan daha değerlidir.
Çünkü karar verilecek zaman ayın başıdır; ayın sonunda gelen rapor artık rapor
değil, tarihtir.
Bakkal Hesabı: ERP’si Olmayana Gerçekçi Yol Haritası
Muhasebeciniz yukarıdaki raporları veremiyorsa, düzgün bir
kayıt sisteminiz (ERP programınız) yoksa, gayri resmî hareketlerinizden dolayı
muhasebe yazılımınız gerçekçi tablolar oluşturamıyorsa ya da mikro bir işletme
olduğunuz için bu karmaşık tabloları okumakta zorlanıyorsanız pes etmeyin.
Aşağıdaki 5 temel Excel raporunu muhasebecinizden (veya para
işlerine bakan çalışanınızdan) ısrarla talep edin ve takibini yapın. Bu basit
ama etkili tablolar, şirketinizin mali durumuna hâkim olmanızı sağlayacak ve
duvara toslamanızı önleyecektir.
1. Günlük Para Hareketleri Tablosu (Kasa ve Banka
Defteri)
Her gün hazırlanmasını ve gün sonunda masanıza gelmesini
isteyin. Bu tabloyu Excel'de siz kurgulayın: Her güne bir sekme (örneğin “02.01”)
açın ve o günkü tüm para trafiğini işleyin.
·
Giren Para: Nereden ve hangi yolla geldi?
(Sadece müşteriden gelmez; ortaktan, alınan borçtan veya krediden de
gelebilir.)
·
Çıkan Para: Nereye ve hangi yolla gitti?
(Sadece tedarikçiye gitmez; ortağa, borç ödemesine veya resmi giderlere de
gidebilir.)
·
Devir ve Bakiye: Gün sonunda kasadaki,
bankalardaki (her banka ayrı) ve emanetteki parayı ayrı ayrı not edin.
Dövizinizi ve değerli madenlerinizi de ekleyin. Gün sonu bakiyesi, ertesi günün
başlangıç devridir.
·
Uyarı: Muhasebecinize veya finansçınıza
sonsuz güvenseniz bile bu raporu ihmal etmeyin. Takip edilmeyen para trafiğinde
hataları, kayıpları ve hatta suistimalleri asla fark edemezsiniz.
2. Giderler Listesi
Para hareketlerini tutan kişi, şirketin tüm giderlerini
(satılan malın maliyeti, faaliyet giderleri ve faaliyet dışı giderler) alt alta
işleyerek her hafta sonu size sunmalıdır.
·
Aylık Kayıt: Her ay için yeni bir sekme
açın. Her gideri; tarihi, anlaşılır açıklaması, miktarı ve belirleyeceğiniz “Gider
Sınıf Numarası” ile yan yana hücrelere yazın. Giderler alta alta olmalıdır.
Açıklamalar kime ne için ödeme yapıldığını, havale mi, elden mi yapıldığı
belirtilmelidir.
·
Gider Kıyaslaması Sekmesi: Kendi gider
sınıflarınızı oluşturun (Örn: 1-Kira, 2-Lojistik, 3-Pazarlama). 12 ayı yan yana
koyarak giderleri sınıf numarasına göre toplatın. Böylece hangi gider kaleminin
ay ay nasıl bir trend izlediğini görür; aşırı artışları anında inceleyip
müdahale edebilirsiniz.
3. Haftalık Satış ve Alacak Listesi (Müşteri Analizi)
Müşterilerinize yapılan aylık satış toplamlarını,
tahsilatları ve kalan bakiyeleri gösteren rapordur. Haftalık güncellenmeli ve
cirosal büyüklük sırasıyla patrona sunulmalıdır.
·
Tabloda her müşterinin açık hesap (kredi) limiti
ve tanınan vade süresi yer almalıdır.
·
Mümkünse tahsilatların yaşlandırmasına (kaç
günde kapandığını) ve bakiyelerin yaşlandırmasına (kaç gündür kapanmadığını) yer
verin.
·
Mümkünse müşteriye yapılan satışın maliyetini de
ekleyin ve elde edilen brüt karı/karlılığı da görün.
·
Bu rapor sayesinde sadece en çok satan müşteriyi
değil, size gerçekten brüt kâr getiren ve ödemesini disiplinli yapan katma
değerli müşteriyi bir çırpıda ayırt edersiniz.
4. Nakit Akış Projeksiyonu
Önümüzdeki 13 hafta boyunca yapılması gereken tahsilatları
ve ödemeleri hafta hafta gösteren canlı rapordur.
·
Gelecekteki nakit darboğazlarını haftalar
öncesinden görüp önlem almanızı sağlar.
·
Güncellenmeyen projeksiyon temenniden ibarettir;
her hafta geride kalan haftayı çıkarıp önüne yeni bir hafta ekleyerek 13
haftalık ufkunuzu daima açık tutun.
5. Stok Raporu
Her ay sonunda deponuzun röntgenini çekin. Hangi üründen
(SKU) ne kadar var? Alış fiyatı (son alınan değil, “güncel yerine koyma
maliyeti”), toplam alış değeri ve liste satış fiyatından ciro potansiyeli
nedir?
·
Adetsel Doğrulama: Dönem başı stok adedine giren
malları ekleyip satılanları düşün. Çıkan teorik stok ile ay sonu fiziki sayımı
karşılaştırın.
·
Türkiye’de firmaların %90’ında stok kayıtları
ile fiziki depo mevcudu birbirini tutmaz. Aradaki fark gayri-resmî işlemlerden,
depocunun ihmalinden veya hırsızlıktan kaynaklanır. Saymazsanız nedenini asla
bilemezsiniz.
Bu basit 5 raporu çalışanlarınızdan ısrarla talep eder,
disiplinle incelerseniz şirketinizin mali direksiyonuna gerçekten geçersiniz.
Aksi takdirde işlerin kötüye gittiğini ancak 2 yıl sonra duvara tosladığınızda
anlarsınız.
Özetle
·
Mizan bir kontrol aracıdır. Denk olması,
doğru olduğu anlamına gelmez.
·
Bilanço şirketin mali röntgenidir. Anlık
durumu ve borç taşıma gücünü gösterir.
·
Gelir tablosu kalp atışıdır. Dönemin
performansını ve asıl önemlisi marjları gösterir.
·
Nakit akış tablosu dolaşım sistemidir.
Kârın ne kadarının gerçekten cebe girdiğini gösterir.
Örnek A.Ş.’yi hatırlayın: Üç tabloya ayrı ayrı bakan üç
kişi, üç farklı sonuca varırdı. Üçüne birden bakan kişi ise gerçeği görürdü.
Mali tablolar tek tek okunmaz; birlikte okunur.
Serinin üçüncü ve son yazısında tam olarak bunu yapacağız:
Bu tablolardan hangi oranların çıkarılacağını, hangi KPI’ların takip
edileceğini, bütçenin nasıl kurulacağını ve bütçe-gerçekleşen (varyans)
analizinin nasıl okunacağını ele alacağım. Yani tablodan karara geçeceğiz.
Not: Tüm bunlar ve daha fazlası “PATRONLARIN
ODAKLANMASI GEREKEN MALİ KONULAR” başlıklı eğitimimde mevcuttur. Eğitim
Başvurusu: bilgi@referansnoktasi.com
Konuyla alakalı diğer makalelerim:
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2025/01/patron-neden-mali-veriden-uzak-durur.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2024/12/patronlarn-odaklanmas-gereken-mali.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder