Projeli iş yapan firmaların satış ekipleriyle çalışırken en
sık duyduğum cümle şudur: “Murat Bey, biz teknik olarak en iyisiyiz. Ama işi
hep fiyat kıran alıyor.”
Bu cümleyi kuran satıcı çoğu zaman haklıdır; ürünü gerçekten
iyidir. Ama yanlış bir yerde savaşmaktadır. Çünkü ihale masasında herkes
aynı görünür. Orada bütün ürünler bir metraj satırına, bütün firmalar bir
fiyat rakamına indirgenmiştir. O masaya oturduğunuzda elinizde teknik üstünlük
değil, sadece bir rakam vardır.
İşin kaderi ihale masasında değil, çok daha önce belirlenir:
mimarın çizim masasında, proje müellifinin hesap tablosunda, yatırımcının
fizibilite toplantısında. Siz o odalarda yoksanız, geriye tek bir rolünüz
kalır: birilerinin şartnameye yazdığı ürünün fiyat kırma yarışında üçüncü
teklif olmak.
O odalara girebilmek ve girdikten sonra orada kalabilmek
için satış tekniği gerekir.
Satış dünyasında yıllardır kullanılan bir dizi teknik var:
sorgulatma (SPIN), meydan okuyan satış (Challenger), ÖFAF, hikayeleştirme,
sosyal kanıt, değer temelli satış… Bu tekniklerin hepsi doğrudur, hepsi işe
yarar. Ama hiçbiri projeli işler düşünülerek geliştirilmemiştir. Çoğu,
tek muhataplı ve kısa döngülü satışlar için tarif edilmiştir: bir kişi vardır,
ona sorarsınız, anlatırsınız, satarsınız.
Oysa bizim işimizde muhatap on kişi, döngü iki yıldır. Bu
yüzden bu teknikleri kitapta yazdığı gibi uygulayamazsınız; projeye
uyarlamanız gerekir.
Bu makalede sekiz tekniği tek tek ele alacağım. Her birinde
önce tekniğin ne olduğunu kısaca anlatacağım, sonra da asıl meseleye geleceğim:
bu teknik projeli işlerde nasıl uyarlanır? Sonunda da hangi tekniğin
hangi aşamada ve kime karşı kullanılacağını gösteren bir tablo bulacaksınız.
Peşinen bir uyarı: Bunlar birbirinin alternatifi değildir.
Sekizi de aynı projede, farklı aşamalarda ve farklı halkalarda kullanılır.
Uzun bir yazı olacak. Ama sabırla okursanız işinize
yarayacak bölümlere mutlaka rastlayacağınızı düşünüyorum. İyi okumalar.
ÖNCE İKİ GERÇEĞİ HATIRLAYALIM
Tekniklere geçmeden önce, hepsinin dayandığı iki gerçeği
kısaca hatırlatayım. Bu iki gerçeği kabul etmeyen bir satıcı, aşağıdaki
teknikleri yanlış yerde ve yanlış kişiye uygular.
Birinci gerçek: Müşteriniz tek kişi değil, bir zincirdir.
Bir yapı ürününün binaya girmesi için genellikle şu
halkalardan geçmesi gerekir: yatırımcı, mimar, proje müellifi
(mekanik/elektrik), iç mimar, proje yönetim firması, ana yüklenici, taşeron,
satın alma, şantiye şefi ve son olarak işletmeci.
Bu halkaların her biri başka bir şeye bakar. Mimar tasarım
bütünlüğüne ve mesleki sorumluluğa, müteahhit maliyete ve termine, yatırımcı
geri dönüşe ve işletme giderine, işletmeci bakıma ve yedek parçaya. Hepsine
aynı sunumu yapan satıcı, en fazla birini ikna eder.
Ayrıca zincirde seçme yetkisi olmayan ama veto yetkisi olan
halkalar vardır. Uygulaması zor bir ürüne taşeron direnir, bakımı pahalı bir
ürüne tesis yönetimi karşı çıkar. Seçtireni tanıdığınız kadar, engelleyeni de
tanıyın.
İkinci gerçek: Her projenin bir saati vardır.
Bir yapı projesi kabaca şu aşamalardan geçer: fizibilite >
avan proje > uygulama projesi ve şartname > metraj ve ihale > satın
alma ve sözleşme > uygulama > kabul ve işletme.
Bu zincirde ne kadar geç girerseniz, o kadar çok fiyat
konuşursunuz. Avan projede mimarla konuşan firma ürününü tasarımın parçası
yapar. Uygulama projesinde giren firma şartnameye girmeye çalışır. İhalede
giren firma sadece fiyat kırar.
Aşağıdaki tekniklerin bir kısmı sadece erken aşamada işe
yarar. Geç kalırsanız elinizde kalan teknik sayısı azalır ve kalanların hepsi
savunma amaçlıdır.
1. SPIN (SORGULATMA): Sorunu yaşayanla konuşun, cevabı
şartnameyi yazana taşıyın
SPIN, satın alma nedenini kendiniz anlatmak yerine müşteriye
buldurma tekniğidir. Dört soru grubundan oluşur:
·
S – Durum soruları: Mevcut işleyiş nasıl?
Ne kullanılıyor, ne sıklıkta, hangi koşullarda?
·
P – Problem soruları: Ne aksıyor? Nerede
sıkıntı yaşanıyor?
·
I – Etki soruları: Bu sorun neye mal
oluyor? Zaman, para, risk, itibar olarak karşılığı ne?
·
N – Fayda soruları: Bu sorun çözülse ne
kazanırsınız?
Görüşmenin yaklaşık %60’ını dinleyerek, %40’ını konuşarak
geçirin. Amaç bilgi toplamak değil, müşterinin kendi ihtiyacını kendi ağzıyla
söylemesini sağlamaktır.
Projeye uyarlaması: Üç sorun, üç çözüm
Birinci sorun: Yeni yapılacak binanın “mevcut durumu”
yoktur. SPIN’in ilk adımı mevcut durumu sorgulamaktır; ama henüz inşa edilmemiş
bir binada sorgulanacak bir geçmiş yoktur.
·
Çözüm: Sorguyu yeni binaya değil,
yatırımcının mevcut tesislerine yöneltin. “Şu anki fabrikanızda bu kalemde ne
yaşıyorsunuz? Geçen yıl kaç kez servis çağırdınız? En son ne zaman duruş oldu?”
Yatırımcının elinde zaten bir acı deneyim vardır ve yeni binada onu tekrarlamak
istemez. Yeni projede sorgulayacağınız mevcut durum, müşterinin eski binasıdır.
İkinci sorun: Sorunu yaşayan kişi ile kararı veren
kişi aynı kişi değildir. Kapının arızasından tesis yöneticisi çeker, ama kapıyı
mimar seçer. Mimara “kapılarınızda ne gibi sorunlar yaşıyorsunuz” diye
soramazsınız; onun kapısı yoktur.
·
Çözüm: Bu, bu işin en kritik hamlesidir.
SPIN’i sorunu yaşayan kişiye uygulayın, çıkan cevabı şartnameyi yazan kişiye
taşıyın. İşletmeciyle veya üretim müdürüyle yaptığınız görüşmede elde ettiğiniz
somut rakam, mimarın masasına bir gerekçe olarak gider:
·
“Bu grubun mevcut tesisinde geçen yıl bu
kalemden şu kadar plansız duruş yaşanmış. Şartnameye şu kriteri yazarsanız
aynısı tekrar etmez.”
·
Mimar buna itiraz edemez; çünkü rakam sizin
değil, kendi işvereninindir.
Üçüncü sorun: Zamanlama. İhale aşamasında SPIN
yapılmaz. O aşamada kimse sizinle sohbet etmez, herkes fiyat sorar.
·
Çözüm: SPIN, avan proje ve uygulama
projesi aşamasının tekniğidir. Geç kalırsanız elinizde sadece savunma
teknikleri kalır.
“I” harfi bu işte en önemlisidir
SPIN’in dört harfi içinde projeli işlerde en kritiği Etki
(Implication) sorularıdır. Çünkü şartnameye bir kriter yazdırmanın gerekçesi
orada üretilir.
Mimar size “neden standart ürün değil de bu kriteri
yazayım” diye sorduğunda vereceğiniz cevap, Etki sorularından çıkan
rakamdır. “Daha kaliteli” cevabı hiçbir şartnameye giremez; “plansız
duruş başına şu kadar kayıp, yılda şu kadar tekrar” cevabı girer.
Bu yüzden Etki sorularında ısrarcı olun ve müşteriyi rakama
zorlayın: Bir duruş kaç saat sürüyor? Saati kaç para? Yılda kaç kez oluyor?
Enerji faturanızın kaçta kaçı bu kalemden? Bir iş kazası olsa maliyeti ne
olurdu? Yedek parça beklemesi kaç gün sürüyor?
Müşterinin kendi söylediği rakam, sizin en güçlü satış
argümanınızdır, çünkü onu tartışamaz.
2. MEYDAN OKUYAN SATIŞ (CHALLENGER): Mimara bilmediğini
öğretin
2011’de yayınlanan geniş bir araştırma, binlerce B2B
satıcısını inceleyerek beş satıcı tipi tanımladı: ilişki kurucu, çalışkan,
yalnız kurt, sorun çözücü ve meydan okuyan. Karmaşık ve yüksek bedelli
satışlarda en başarılı çıkan tip, beklenenin aksine “ilişki kurucu” değil, “meydan
okuyan” oldu.
Meydan okuyan satıcı üç şey yapar:
·
Öğretir. Müşterinin kendi işi hakkında
bilmediği bir şeyi ona gösterir. Ürününü değil, müşterinin göremediği bir kaybı
anlatır.
·
Uyarlar. Aynı içgörüyü her muhataba onun
diliyle sunar.
·
Kontrolü elinde tutar. Fiyat baskısı
karşısında geri adım atmaz, süreci yönetir.
Bir uyarı: Meydan okumak, küstahlık değildir. Meydan
okuduğunuz şey müşterinin kendisi değil, onun kabulleridir. “Siz yanlış
biliyorsunuz” demek meydan okuma değil, kabalıktır. “Çoğu firma bunu
böyle hesaplar; oysa hesabın dışında kalan bir kalem var” demek meydan
okumadır.
Projeye uyarlaması: Bu tekniğin asıl muhatabı mimardır
Bu işte meydan okumanın en verimli olduğu halka mimardır.
Sebebi şu: Mimar tasarımı bilir, sizin ürününüzün on yıllık işletme
sonuçlarını bilmez. Bilmesi de gerekmez; onun işi değildir. Ama bu bilgiyi
ona getiren satıcı, mimarın gözünde tedarikçi olmaktan çıkıp danışmana dönüşür.
Meydan okumanın malzemesi, bu sektörde fazlasıyla var:
·
“Bu binada en pahalı kalem asansörün kendisi
değil, önümüzdeki yirmi beş yıl boyunca ödenecek enerji ve bakım bedelidir. İlk
yatırımda kazanılan fark, dördüncü yılda geri veriliyor.”
·
“Yangın kapısı çoğu projede bir maliyet
kalemi olarak görülür. Oysa o kapı, kullanma izninin ne zaman alınacağını ve
sigorta priminin ne olacağını belirliyor.”
·
“Bu kapılar bir yapı elemanı değil,
yönetmelik gözünde bir makinedir; yılda bir kez yetkili kişiye kontrol
ettirilmesi zorunludur. Şartnameye periyodik kontrol ve servis şartını
yazmazsanız, o yük beş yıl sonra işletmeciye kalır.”
Bu üç cümlenin ortak özelliği şudur: hiçbiri ürün
anlatmıyor, hepsi müşterinin göremediği bir maliyeti veya riski gösteriyor.
Ürün, ancak sorun kabul edildikten sonra devreye giriyor.
Kör noktayı bulmanın üç adımı
·
Adım 1: Kabulü tespit edin. Muhatabınız
neyi “böyle olur” diye kabul etmiş? (“Kapı kapıdır, hepsi aynı işi görür.”)
·
Adım 2: Kabulü verilerle sarsın. Genel
bir rakam, benzer bir vaka, bir yönetmelik maddesi getirin.
·
Adım 3: Yeni ölçütü koyun. Kararın hangi
kritere göre verilmesi gerektiğini siz tanımlayın: ilk fiyat değil ömür boyu
maliyet; ürün değil ürün + servis + yedek parça sürekliliği.
Üçüncü adım işin sırrıdır. Ölçütü siz koyarsanız, ihale
sizin sahanızda oynanır. Şartnameye kriter yazdırmak, teknik olarak zaten
budur.
Bir not: Meydan okuma tekniği, hazırlıksız satıcının
elinde tehlikelidir. Müşterinin sektörünü ondan iyi çalışmamışsanız, meydan
okuma girişiminiz ilk soruda çöker ve o kapı bir daha açılmaz. Bu teknik, en
çok hazırlık gerektiren tekniktir.
3. TRUVA ATI: Şartnameye detaydan girin
Bazen mimarla veya proje ekibiyle geç karşılaşırsınız.
Şartnamenin genel kurgusu bitmiştir, ana marka kararları verilmiştir ve mimar
bütün şartnameyi silip baştan yazmaya yanaşmaz. Duvar kalındır, kapıdan
giremezsiniz.
İşte bu durumda Truva Atı tekniği devreye girer. Projenin
ana ürün grubunu değiştirmeye çalışmak yerine, mimarın çizim masasında çözmekte
en çok zorlandığı, kimsenin dikkat etmediği küçük ama kritik bir teknik
detaya odaklanın.
Saha uygulaması:
·
Bütün yangın kapısı şartnamesini
değiştiremiyorsanız, mimarın yangın yönetmeliğine takıldığı o özel geçiş
detayının veya özel fitil/kasa çözümünün kriterini yazdırın.
·
Bütün cephe sistemini değiştiremiyorsanız, ısı
köprüsü oluşturan bir birleşim elemanının teknik detayını projeye işletin.
·
Bütün kapı paketini alamıyorsanız, kimsenin
çözmediği o tek özel ölçülü veya özel koşullu kapıyı alın.
O küçük teknik detay şartnameye veya çizime girdiğinde, o
detayla tam uyumlu çalışan tek ana ürün sizin ürününüz olur. Büyük kapıdan
giremediğiniz projeye teknik bir detay penceresinden girer, ihale aşamasında
tüm paketi içeri çekersiniz.
Bu tekniğin iki kuralı
·
Birincisi: Girdiğiniz detay gerçek bir
sorunu çözmelidir. Mimarın sıkıntı çekmediği bir yere kriter yazdırmaya
çalışmak, kısa sürede fark edilir ve güveninizi bitirir. Truva Atı’nın işe
yaraması, atın içinde gerçekten değerli bir şey olmasına bağlıdır.
·
İkincisi: Küçük işi küçümsemeyin. Pek çok
satıcı “bu projede sadece üç kapı varmış, uğraşmaya değmez” der ve
geçer. Oysa o üç kapı, o mimarla ilk çalışmanızdır. Bir sonraki projede ana
grubu size sorar. Projeli işte ilk hedef en büyük kalem değil, en kolay girilen
kalemdir.
4. ÖFAF: Aynı özellik, her halkada başka bir fayda üretir
ÖFAF; Özellik, Fark, Avantaj ve Fayda demektir. Sunumunuzda
anlattığınız her şeyi müşterinin ihtiyacıyla ilişkilendirmenizi sağlayan bir
sıralamadır:
·
Özellik: “Bu ürün nedir, içinde ne var?”
Tartışılamaz teknik gerçeklerdir. Müşteri “matkap” istemez, “duvarda delik”
ister; özellik sadece kanıttır.
·
Fark: “Mevcut olandan veya rakipten farkı
ne?” Kıyaslamayı kolaylaştırır.
·
Avantaj: “Bu özellik ne işe yarar?”
Özellik ile fayda arasındaki köprüdür.
·
Fayda: “Bu, sizin işinizi ve cebinizi
nasıl iyileştirir?” Duygusal ve finansal tatmin noktasıdır.
Satışa ulaşmada özelliklerin etkisi yaklaşık %10,
farkların %15, avantajların %25, faydaların %50 kadardır.
Yani konuşmanızın ağırlığı, ürününüzün ne olduğunda değil, müşteriye ne
kazandırdığında olmalıdır.
Projeye uyarlaması: ÖFAF matrisi
İşte bu işin farkı burada başlıyor. Klasik satışta bir
ürünün bir ÖFAF’ı vardır. Projeli işlerde ise aynı özellik, zincirin her
halkasında bambaşka bir fayda üretir. Tek bir ÖFAF hazırlayıp herkese aynı
şeyi anlatan satıcı, üç muhataptan ikisini kaybeder.
Bir örnekle gösterelim. Diyelim ki ürününüzün özelliği: EI90
yangın dayanımı ve belgeli kapama mekanizması.
|
Halka |
Bu özelliğin ona sağladığı FAYDA |
|
Mimar |
Yangın yönetmeliğine uygunluğu belgeyle ispatlanmış bir çözüm;
bölmelendirme detayında mesleki sorumluluk riski taşımaz |
|
Proje müellifi |
Yangın hesabına doğrudan girecek belgelendirilmiş performans değeri |
|
Müteahhit |
İtfaiye ve kabul aşamasında sorunsuz onay, kabulün kaymaması, gecikme
cezası riskinin ortadan kalkması |
|
Taşeron |
Standart detayla montaj, sahada revizyon çıkmaması |
|
Yatırımcı |
Kullanma izninin gecikmemesi, sigorta priminde iyileşme, olası bir
yangında hukuki sorumluluğun azalması |
|
İşletmeci |
Yıllık periyodik kontrolde eksik çıkmaması, yedek parça ve servis
sürekliliği |
Tek bir özellik, altı ayrı fayda. Ve bunların hiçbiri
diğerinin yerine geçmez.
Uygulama önerisi: Ana ürün gruplarınızın her biri
için bu tabloyu doldurun. Satırlar halkalar, sütunlar ürün özellikleri olsun.
Bu çalışma bir kez yapılır ve bütün satış ekibiniz kullanır. Tecrübeli
satıcınız bunu zaten sezgisiyle yapıyordur; tecrübesiz satıcınız ise bu tablo
olmadan mimara maliyet, müteahhide estetik anlatır.
Projede ÖFAF yazılı olmalıdır
Klasik satışta ÖFAF konuşulur. Projeli işlerde ise yazıya
dökülmelidir. Sebebi basit: sizin sunumunuz odada kalmaz. Mimar onu işverene
iletir, işveren müteahhide, müteahhit satın almaya. Siz o odaların hiçbirinde
yoksunuzdur. Bu yüzden ÖFAF’ınızı iki belgeye dönüştürün:
·
Karşılaştırma tablosu: Sizin ürününüz ile muadil
arasındaki farkı teknik kriterler üzerinden gösteren tek sayfa.
·
Şartname gerekçe notu: Mimarın “neden bu kriteri
yazayım” sorusuna cevap veren kısa metin.
Bu ikisi, siz odada yokken sizin adınıza konuşan
belgelerdir.
5. HİKAYELEŞTİRME: Referans listeniz aslında bir hikâye
arşividir
Ürünü, özellikleri ve farkı kuru kuruya anlatmayın.
Hikayeler, sayılara ve verilere göre insanların kafasında daha kalıcı ve
etkileyicidir. Hikayeleştirme karmaşık bilgiyi basitleştirir; teknik özellik
sıralamak yerine yaşanmış bir senaryo anlatmak her zaman daha anlaşılırdır. Müşteri
toplantıdan çıktıktan sonra ürünü hatırlamasa bile hikâyenizi hatırlar.
Projeli işlerde hikayeleştirmenin ayrı bir gücü var: Bu işte
satın alınan şey ürün değil, risk azaltmadır. Mimar yanlış ürün seçerse
itibarı zedelenir, müteahhit termini kaçırır, yatırımcı yıllarca sorunla
uğraşır. Üçü de aynı korkuyu taşır. Ve korkuyu anlatmanın en etkili yolu
istatistik değil, hikâyedir.
Anlatacağınız iki hikâye türü
Kötü hikâye (yanlış kararın hikâyesi). Ucuz veya
uygunsuz ürünün seçildiği ve sonucun kötü olduğu gerçek bir vaka. Bu, satışta
en güçlü hikâye türüdür; çünkü dinleyen kişi kendini o hikâyenin içinde görür.
Bir örnek:
“Geçen yıl bir lojistik
merkezinde şunu yaşadık. Yükleme peronlarına şartnamede yazan hızlı kapı
yerine, ihalede daha ucuz olan standart bir seksiyonel kapı konmuş. İlk kış
geldiğinde iki sorun aynı anda çıktı. Birincisi, kapı yavaş açılıp kapandığı
için soğuk hava içeri doldu ve depo sıcaklığı tutmadı. İkincisi, forkliftler
kapının açılmasını beklemeye başladı; peron başına günde ortalama on beş dakika
kayıp. Yatırımcı ikinci yılın sonunda kapıların hepsini söktürüp değiştirdi.
Yani ilk yatırımda kazandığını sandığı parayı, iki yıl sonra iki katıyla ödedi.
Üstelik aradaki iki yılın enerji faturasını da cebinden verdi.”
Bu hikâyede dikkat edilmesi gereken üç şey var: firma adı
verilmiyor, rakip markası kötülenmiyor ve sonuç bir rakamla bağlanıyor.
Hikâyeyi kişiselleştirdiğiniz an dedikoduya dönüşür ve inandırıcılığını
kaybeder. Hikâyenin düşmanı rakip firma değil, yanlış şartname kriteri
olmalıdır. Bu ayrım çok önemlidir. Rakibi hedef alan satıcı küçülür; kriteri
hedef alan satıcı uzmanlaşır.
İyi hikâye (doğru kararın hikâyesi). Kendi referans
projelerinizden çıkar. Ama dikkat: çoğu firma referanslarını bir fotoğraf
arşivi olarak tutar, oysa onlar bir hikâye arşividir.
Bir referans projede şu beş soruyu cevaplayabiliyorsanız
elinizde hikâye var demektir:
·
Müşterinin sorunu neydi?
·
Hangi çözüm önerildi ve neden?
·
Uygulamada hangi zorluk çıktı ve nasıl aşıldı?
·
Bugün sonuç ne?
·
Müşteri ne diyor?
Bu beş soruyu her tamamlanan projede sorup kaydeden bir
firma, üç yıl içinde rakiplerinin sahip olmadığı bir cephaneliğe kavuşur.
Hikâyeyi muhataba göre değiştirin
Aynı olayı üç ayrı hikâye olarak anlatabilirsiniz:
·
Mimara meslektaş hikâyesi anlatın.
Kahraman bir mimardır. “Bir mimar arkadaşımız şartnameye şu kriteri
yazmıştı, ihalede muadili geçti, iki yıl sonra iş dönüp kendisine geldi.”
Mimarın en büyük korkusu mesleki sorumluluktur; hikâyeniz bu korkuya
dokunmalıdır.
·
Müteahhide şantiye hikâyesi anlatın.
Kahraman bir şantiye şefidir. Konu termin, montaj, kabul ve ceza maddesidir. “Ürün
zamanında gelmedi, kabul iki ay kaydı, gecikme cezası yazıldı.”
·
Yatırımcıya işletme hikâyesi anlatın.
Kahraman bir tesis yöneticisidir. Konu enerji faturası, bakım maliyeti, duruş
ve yenileme yatırımıdır.
Aynı olay, üç farklı kahramanla üç farklı hikâye eder.
Hikâyeyi dinleyen kişi, kendine benzeyeni dinlemek ister.
6. SOSYAL KANIT VE EMSAL: Mimarın üzerindeki risk yükünü
alın
Mimar veya proje müellifi (tasarımcısı) ürün seçerken en çok
neyden korkar? Yanlış seçim yapıp mesleki itibarını riske atmaktan. Mimar,
projesinde daha önce denenmemiş, arkasında duramayacağı bir maceraya girmek
istemez.
Bu korkuyu yenmenin en kestirme yolu sosyal kanıt
ilkesidir. Ama dikkat: kuru bir referans listesi vermek sosyal kanıt değildir.
Mimara, tam da onun yaşadığı ikilemi yaşamış ve çözmüş bir meslektaşını
anlatmanız gerekir.
Saha uygulaması:
“X Karma Projesi’nin baş
mimarı Y Bey de bu detayda tam sizin gibi tereddüt etmişti. ‘Şartnameye bu
kriteri yazarsak şantiyede montaj aksar mı’ diye kaygılanıyordu. Kendisini aynı
kriteri kullandığımız Z Projesi’nin şantiye şefiyle görüştürdük ve uygulamanın
yarı sürede bittiğini sahada gösterdik. Ondan sonra şartnameyi onayladı.”
Mimara sadece “ürünümüz çok iyi” demeyin. Kendi
ölçeğindeki ve kendi prestijindeki diğer mimarların bu kararı nasıl verdiğini
gösterin. İnsanlar, özellikle de yüksek risk altındaki karar vericiler,
kendilerine benzeyenlerin ayak izlerini takip ederler.
Sosyal kanıtın en güçlü hali: yüz yüze getirmek
Bu tekniğin en etkili uygulaması anlatmak değil,
buluşturmaktır. Kararsız bir mimarı, aynı ürünü daha önce kullanmış bir
meslektaşıyla telefonda konuşturmak; kararsız bir yatırımcıyı, ürününüzün
yıllardır çalıştığı bir tesise götürmek. On sunumdan etkilidir.
Bu yüzden memnun müşterilerinizden referans olma izni
isteyin ve bir “referans veren” listesi tutun. Kimin hangi konuda konuşmaya
razı olduğunu bilin. Bu liste, satış departmanınızın en değerli belgelerinden
biridir.
Bir uyarı: İzinsiz isim vermeyin. Bazı yatırımcılar ve
mimarlar isimlerinin kullanılmasını istemez; bunu peşinen sorun. İzinsiz
verilen bir referans, kazandıracağı işten çok daha fazlasını kaybettirir.
7. İÇ SÖZCÜ GELİŞTİRME: Siz odada yokken sizi kim
savunacak?
Projeli işlerde kaybedilen işlerin sebebi sorulduğunda en
sık verilen cevaplardan biri şudur: “Rakibin içeride lobisi vardı; bizim
teklifimizi savunacak kimse yoktu.” Bu, teknik bir eksiklik değil,
stratejik bir eksikliktir. Ve giderilebilir.
Şu gerçeği kabul edin: Kararın verildiği toplantılarda siz
yoksunuz. Teklifiniz masaya konduğunda onu birinin savunması gerekir. O kişiye
iç sözcü diyorum. İç sözcü olmadan girilen projede teklifiniz, kendini
savunamayan bir kâğıt parçasıdır.
İç sözcü kim olabilir?
Karar verici olması şart değil; hatta çoğu zaman değildir.
Aranan üç özellik şudur: içeride sözü dinlenir, sizin çözümünüzden kişisel
olarak fayda görür ve size ulaşılabilir.
·
Adaylar: projeyi çizen mimar, mekanik
veya elektrik müellifi, teknik ofis şefi, kalite veya İSG sorumlusu, işletmeye
alacak tesis yöneticisi, hatta bazen şantiye şefi.
İç sözcü nasıl geliştirilir?
·
Ona bir kazanç sağlayın. Herkesin bir
derdi var. Mimarın derdi sorumluluk, İSG sorumlusunun derdi denetim, tesis
yöneticisinin derdi bakım yükü. Sizin çözümünüz onun kendi derdini çözüyorsa,
sizi savunması için ayrıca ikna etmeniz gerekmez.
·
Onu içeride güçlü kılacak malzemeyi verin.
İç sözcünüz, sizi kendi yönetimine savunmak zorundadır. Ona bu savunmayı
yapacak dokümanı hazır verin: karşılaştırma tablosu, geri dönüş hesabı,
yönetmelik dayanağı, referans listesi. İyi bir iç sözcüye argüman vermezseniz,
ikinci toplantıda susar.
·
Onu bilgilendirmeyi bırakmayın. Süreç
uzun. Aylarca sessiz kalırsanız, iç sözcünüz sizi unutur veya rakibinizin iç
sözcüsü olur.
·
Tek bir kişiye yaslanmayın. İç sözcünüz
istifa edebilir, görev değiştirebilir, projeden çıkabilir. En az iki temas
noktası kurun.
Test: Bir projede iç sözcünüz olup olmadığını anlamanın
basit bir yolu var. Kendinize sorun: “Yarın bir toplantı yapılsa ve bizim
teklifimiz eleştirilse, kim ayağa kalkıp bizi savunur?” Bu soruya bir isim
veremiyorsanız, o projede iç sözcünüz yok demektir.
Not: Rüşvetle, hediyeyle, tehditle veya hatırla iç
sözcü edinmeye kalkışmayın. Ters teper. Adil rekabete halel getirmeyin.
8. DEĞER TEMELLİ SATIŞ: Fiyatı değil, toplam sahip olma
maliyetini satın
Sıralamada bunu bilerek en sona koydum. Çünkü bu teknik,
ötekilerin hepsi yapıldıktan sonra devreye giren son savunma hattıdır.
İhale masasına oturduğunuzda herkes ilk satın alma fiyatına
odaklanır. Müteahhit ve satın almacı günü kurtarma peşindedir. Onların fiyat
baskısını kırmanın tek yolu, odağı ilk maliyetten toplam sahip olma maliyetine
kaydırmaktır.
Ürününüz muadillerine göre pahalıysa, masaya fiyat
listesiyle değil, 5 veya 10 yıllık işletme maliyeti hesabıyla oturun.
Saha uygulaması:
“Bu ürünün ilk alım fiyatı
muadilinden %15 yüksek görünebilir. Ancak bu sistem yılda %20 daha az enerji
tüketir ve bakım periyodu iki kat daha uzundur. Üçüncü yılın sonunda muadil
ürünün size çıkardığı işletme ve enerji faturası, aradaki %15’lik farkı tamamen
siler. Beşinci yılda ise pahalı sandığınız ürün size para kazandırmaya başlar.”
Pazarlığı “ürünün fiyatı” üzerinden yaparsanız fiyat
kırarsınız. Pazarlığı “binanın on yıllık işletme bütçesi” üzerinden yaparsanız
değer satarsınız.
Hesap tablosuna ne koyacaksınız?
Bir toplam maliyet hesabı, sadece “enerji tasarrufu” demekle
olmaz. Somut kalemler gerekir:
·
İlk yatırım (ürün + nakliye + montaj)
·
Yıllık enerji tüketimi farkı
·
Periyodik bakım ve yedek parça gideri
·
Beklenen arıza sıklığı ve arıza başına duruş
maliyeti
·
Ürün ömrü ve yenileme zamanı (10. yılda
değişecek bir ürün, hesaba bir kez daha girer)
·
Yasal yükümlülüklerin maliyeti (periyodik
kontrol, belgelendirme)
·
Kaçınılan riskler (iş kazası, ceza, kabul
gecikmesi)
Bunları bir tabloda toplayıp geri ödeme süresini
gösterdiğinizde, tartışma fiyattan çıkar, yatırım hesabına döner.
Bu tekniğin iki püf noktası
Birincisi: Hesabı müşterinin kendi rakamlarıyla
yapın. Sizin broşürünüzdeki tasarruf oranı bir iddiadır; müşterinin kendi
elektrik faturasından çıkan rakam bir gerçektir. Bu yüzden bu teknik, SPIN’in
Etki sorularıyla birlikte çalışır: orada topladığınız rakamlar, burada hesap
tablosuna girer.
İkincisi: Bu hesabı doğru kişiye gösterin. Müteahhit
toplam sahip olma maliyetiyle ilgilenmez; çünkü binayı o işletmeyecektir. Onun
karnesi ilk maliyet ve termindir. Toplam maliyet hesabının muhatabı yatırımcı,
tesis yöneticisi ve mimardır. Bu hesabı müteahhide anlatmaya çalışan satıcı,
doğru şeyi yanlış kapıda anlatır.
·
Nitekim bu, projeli işlerin en can sıkıcı
gerçeklerinden biridir: binayı yapan ile binayı işletecek olan farklı
kişilerdir ve çıkarları da farklıdır. Sizin işiniz, işletecek olanın sesini
yapım aşamasına taşımaktır.
HANGİ TEKNİK, HANGİ AŞAMADA, KİME?
Sekizini birlikte kullanacaksınız ama sırayla. Şu tablo, bu
makalenin özetidir:
|
Proje aşaması |
Baskın teknikler |
Muhatap |
Amaç |
|
Fizibilite / avan proje |
SPIN, Meydan okuma |
Yatırımcı, mimar |
İhtiyacı açığa çıkarmak, ölçütü tanımlamak |
|
Uygulama projesi / şartname |
Meydan okuma, ÖFAF, Truva Atı, Sosyal kanıt |
Mimar, proje müellifi |
Kriteri şartnameye yazdırmak |
|
Metraj / ihale |
ÖFAF, Hikayeleştirme, İç sözcü |
Müteahhit, satın alma |
Şartnameyi savunmak, muadili elemek |
|
Sözleşme / pazarlık |
Değer temelli satış, Hikayeleştirme |
Satın alma, yatırımcı |
Fiyat değil değer konuşturmak |
|
Uygulama / işletme |
Hikayeleştirme, Sosyal kanıt |
İşletmeci, mimar |
Bir sonraki projenin hikâyesini üretmek |
Son satıra dikkat edin. Bitirdiğiniz her proje, bir
sonraki projede anlatacağınız hikâyenin hammaddesidir. Bu yüzden montaj
bittiğinde işi kapatmayın; hikâyeyi toplayın.
SON BİR UYARI: TEKNİK, NUMARA DEĞİLDİR
Bu sekiz tekniği okuyup ezberleyen bir satıcı, ertesi gün
müşterinin karşısına geçip sırayla uygulamaya kalkarsa sırıtır. Karşınızdaki
mimar da, müteahhit de, satın almacı da yıllardır satıcı görüyor; numara
yaptığınızı ilk beş dakikada anlar.
Bu tekniklerin ortak paydası bir numara değil, bir tutumdur:
müşterinin işini kendi işiniz kadar merak etmek. Hikâye anlatmak için
önce dinlemek, ÖFAF kurmak için önce müşterinin neye ihtiyacı olduğunu bilmek,
SPIN yapmak için gerçekten meraklı olmak, meydan okumak için de o sektörü
müşteriden daha iyi çalışmış olmak gerekir.
Bu tutum yoksa teknik işe yaramaz. Bu tutum varsa,
teknikleri bilmeseniz bile satarsınız.
Buraya kadar anlattıklarımı birkaç cümleye indirmem
gerekseydi şunları söylerdim:
·
Teknikler ihale masası için değil, ondan
öncesi için vardır. Geç kalırsanız elinizde sadece fiyat kalır.
·
Sekiz tekniğin hiçbiri tek başına yeterli
değildir. Sorgulayacak, ölçüt koyacak, anlatacak, hikâyeleştirecek ve
savunduracaksınız.
·
Her tekniğin bir muhatabı vardır. Meydan
okuma mimara, toplam maliyet hesabı yatırımcıya, hikâye herkese.
·
Rakamı müşteri söylesin. Sizin
söylediğiniz rakam iddiadır, müşterinin söylediği rakam gerçektir.
·
Siz odada yokken sizi birinin savunması
gerekir. İç sözcüsü olmayan teklif, kendini savunamayan bir kâğıttır.
Son olarak şunu söylemek isterim. Bu makalede anlattığım
tekniklerin hiçbiri kötü bir ürünü satmanıza yaramaz. Kötü ürünü teknikle
satarsanız bir kez satarsınız; ikinci projede o mimar sizi aramaz. Bu
teknikler, iyi bir ürünün hak ettiği yeri almasını sağlamak içindir.
Türkiye’de yapı ürünü üreten firmalarımızın çoğu ürün
geliştirmede ve üretimde gerçekten iyi. Kalitede sorunumuz yok. Sorunumuz, o
kaliteyi doğru zamanda doğru masaya koyamamakta.
Son söz: Şartname yazılırken masada olmayan firma, ihale
açıldığında sadece fiyat olur.
Bol satışlar, tatlı kârlar dilerim.
Not 1: Makaledeki oran, süre ve hesap örnekleri
yöntemi göstermek amacıyla verilmiştir; ürün grubuna, proje ölçeğine ve
işverene göre önemli farklılıklar gösterir. Kendi verilerinizi yerine koyarak
değerlendiriniz.
Not 2: Meydan okuyan satış (Challenger) modeli,
Matthew Dixon ve Brent Adamson’ın 2011 tarihli çalışmasına; SPIN tekniği ise
Neil Rackham’ın araştırmalarına dayanmaktadır. Sosyal kanıt ilkesi, Robert
Cialdini’nin ikna üzerine çalışmalarında tanımlanmıştır.
Not 3: Aşağıda linki olan makalelerime de göz
atmanızı tavsiye ederim.
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2023/07/yeni-musteri-nasl-kazanlr.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2020/02/satsclar-neden-hedefini-tutturamaz.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2019/12/satn-almaclar-satclar-nasl-yener.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2019/10/musteri-temsilcisi-olmak.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2019/01/b2b-satcs-olmak.html
Not 4: Bu makalenin hazırlanmasında internetten ve yapay
zekadan destek alınmıştır.