15 Haziran 2024 Cumartesi

Zaman Yönetimi

Bu makalemde neler bulacağınıza dair kısa bir video oluşturdum. Videoyu izledikten sonra okumayı tercih edebilirsiniz.


  

Zaman yönetimi iş dünyasının temel eğitimlerinden biridir. Her kademeden çalışanın zamanını iyi yönetmesi hem kariyeri hem de verimliliği açısından önemlidir. Zamanını iyi planlayan, işlerini zamanında yetiştiren, kendisine verilen görevleri kaliteden ödün vermeden hızlı tamamlayan çalışanlar daima daha değerlidir. Çünkü şirkete katkıları daha çoktur.

 

Bana göre zaman yönetimi sadece iş hayatımızda dikkat etmemiz gereken bir beceri değildir. Özel hayatımızda da zamanımızı iyi yönetmemiz gerekir. Öğrenciler için de zaman yönetimi en az çalışanlar kadar önemlidir. Bu yüzden zaman yönetimini bazen hayatımızı nasıl yaşamalıyız sorusunun güçlü bir cevabı olarak görürüm.

 

Aslında zamanı yönetemeyiz. Zaman zaten akar. Yönetebildiğimiz şey; önceliklerimiz, dikkatimiz, enerjimiz ve hangi işe ne kadar zaman ayıracağımızdır.

 

Zaman yönetimi, daha fazla iş yapmak değil; doğru şeylere (İhtiyacımız olanlara görevimiz olanlara ve arzuladıklarımıza) yeterince zaman ayırabilmektir.

 

İtiraf edelim; hepimizin iş, özel veya okul hayatımızda "zamanı iyi değerlendiremediğimize", "zamanı verimli kullanamadığımıza" dair şikayetlerimiz vardır. Bizden beklenenleri geciktirmek, yapmamız gerekenleri ertelemek, yapılacaklar listemizin sürekli kabarması, dünden kalan işlerimizin olması, işlere son anda koyulmak, zaman kalmadığı için acele etmek, acele ettiğimiz için hata yapmak, yetiştiremediğimiz işler yüzünden yöneticilerimizden eksi puan almak, işe ve randevulara geç kalmak, eve iş getirmek, işteyken özel işlerimizi halletmek, hayata yetişememekten dolayı strese girmek... Bu problemlerle hemen hemen hepimiz farklı düzeylerde karşılaşmışızdır.

 

Özel hayatımızda da durum farklı değildir. Yapmak istediklerimizi sürekli ertelemek, yapılabilecek çok şey varken tembellik yapmak, harekete geçmek için odaklanamamak, sorumluluklarımızdan kaçmak müthiş bir duygusal yük ve pişmanlık oluşturur. Endişelerimiz artar, stresimiz coşar.

 

Bu yazıyı okuduğunuza göre sizin de zamanı iyi değerlendirememek, işleri ve söz verdiklerinizi yetiştirememek gibi problemlerle boğuştuğunuzu farz edebilirim. (Belki de zamanınızı zaten iyi değerlendiriyorsunuz ama daha iyisini arıyorsunuz. Bu da çok değerli.)

 

İşleri nasıl yetiştireceğiz? İşteki zamanımızı nasıl geçireceğiz, iş dışındaki vaktimizi nasıl harcayacağız? Eşimiz ve çocuklarımızla kaliteli zaman geçirmek için nasıl vakit yaratacağız? Arkadaşlarımızdan, hobilerimizden, eğlenceden geri kalmadan sorumluluklarımızı nasıl zamanında yerine getireceğiz? Haftamızı, ayımızı, yılımızı ve en nihayetinde kalan ömrümüzü nasıl yaşayacağız?

 

Bu yazıda iş odaklı klasik zaman yönetimi öğretisinin ötesine geçerek bu sorulara cevaplar arayacağım. Geniş kapsamlı ve uzun bir yazı olacak. (Umarım vaktiniz vardır 😊) Bu makalede sırasıyla şunları bulacaksınız:

      Zamanın değeri ve zamanımızı nasıl harcadığımız

      İş hayatımızda zaman yönetimi (hedefler, önceliklendirme, zaman hırsızları, yapay zeka ve patronlara öneriler)

      Özel hayatımızda zaman yönetimi

      Öğrenciler için birkaç söz

      Zamana dair özlü sözler

      Notlar: MoSCoW Yöntemi ve Triyaj Sistemi

 

Not: Öğrencilere yönelik ayrıntılı önerilerim için Öğrenciler İçin Zaman Yönetimi makalemi okuyabilirsiniz. İş hayatındaki zaman hırsızlarını ve onlarla nasıl başa çıkabileceğinizi ise Zaman Hırsızları makalemde tek tek ele aldım.

 

Zamanın Değeri

Vakit nakittir. Ama nakitten farklı olarak zamanın yerine yenisi konulamaz, biriktirilemez, geri sarılamaz. Paramızı kaybedersek yeniden kazanabiliriz; kaybettiğimiz bir saati ise asla geri alamayız.

 

Sıradan vatandaş için zaman geçip giden saatler, günler ve yıllardır. Bazı çalışanlar için zaman mesaidir. Bazı profesyoneller için zaman ücrettir (avukatlar, danışmanlar saatle çalışır). Bazı kişiler için zaman (bitse de gitsek cinsinden) tüketilmesi gereken bir kaynaktır. Bazıları için ise zaman hep yetersizdir.

 

Pek çok şeyin üst sınırı yokken zamanın sınırı vardır. Bir gün 24 saattir. Bir hafta 7 gündür. Bir yıl 365 gündür. Bir ömür de ortalama 75-85 yıldır. Üstelik bu ömrün yaklaşık %30'u, yani 80 yıllık bir ömürde 24 yılı uykuda geçer. Uyanık olarak yaşadığımız süre aşağı yukarı 56 yıldır.

 

Bu kısıtlı zamanın günümüz insanı için nasıl geçtiğini aşağıdaki tabloda kendi tahminlerimle hesapladım. Tablodaki süreler çocukluktan emekliliğe tüm ömrün ve hafta sonları dahil tüm günlerin ortalamasıdır. Bu yüzden örneğin "çalışmak" günde 3,7 saat görünüyor. Oysa çalışan bir yetişkin hafta içi günde 8-9 saat çalışır; ama çocukluk, öğrencilik, emeklilik yılları ve hafta sonları ortalamayı aşağı çeker.

 

Tablo: 80 yıllık bir ömürde zamanımızı nasıl harcıyoruz?

Günlük Faaliyetler

Günde Dakika

Günde Saat

80 Yılda Saat

Gün

Hafta

Ay

Yıl

Ömrün Yüzdesi

Uyumak

430

7,2

209.410

8.725

1.246

287

23,9

%29,9

Çalışmak

220

3,7

107.140

4.464

638

147

12,2

%15,3

TV / Video İzlemek

145

2,4

70.615

2.942

420

97

8,1

%10,1

İnternet ve Sosyal Medya

90

1,5

43.830

1.826

261

60

5,0

%6,3

Yolculuk / Ulaşım

90

1,5

43.830

1.826

261

60

5,0

%6,3

Eğitim / Öğrenim

70

1,2

34.090

1.420

203

47

3,9

%4,9

Yemek Yemek

70

1,2

34.090

1.420

203

47

3,9

%4,9

Kişisel Bakım

60

1,0

29.220

1.218

174

40

3,3

%4,2

Ev İşleri

60

1,0

29.220

1.218

174

40

3,3

%4,2

Aileyle Sosyalleşmek

50

0,8

24.350

1.015

145

33

2,8

%3,5

Arkadaş ve Akrabalarla Buluşmak

25

0,4

12.175

507

72

17

1,4

%1,7

Alışveriş Yapmak

20

0,3

9.740

406

58

13

1,1

%1,4

Telefon Görüşmeleri

20

0,3

9.740

406

58

13

1,1

%1,4

Yürüyüş ve Spor

15

0,3

7.305

304

43

10

0,8

%1,0

Oyun Oynamak

12

0,2

5.844

244

35

8

0,7

%0,8

Toplantılar

10

0,2

4.870

203

29

7

0,6

%0,7

Kültürel Aktivite (hobi, kitap, sanat)

6

0,1

2.922

122

17

4

0,3

%0,4

Beklemek

4

0,1

1.948

81

12

3

0,2

%0,3

Kayıp Eşyaları Aramak

2

0,0

974

41

6

1

0,1

%0,1

Dans Etmek

1

0,0

487

20

3

1

0,1

%0,1

Diğer

40

0,7

19.480

812

116

27

2,2

%2,8

Toplam

1.440

24

701.280

29.220

4.174

960

80

%100

 

Not: Tablodaki günlük faaliyetler 80 yıla yayılarak (hafta sonu, çocukluk, emeklilik dahil) günlük ortalama dakika ve saat bulunmuştur.

 

Elbette günlük faaliyetlere ayrılan zaman insandan insana değişir. Çalışmayan biri televizyona ve sosyal medyaya daha çok vakit ayırabilir. Bazıları kültürel aktivitelere, spora veya uykuya daha fazla süre ayırıyor olabilir. Ama tablo bize önemli bir şey söylüyor: Ömrümüzün yaklaşık 13 yılını televizyon, video, internet ve sosyal medya ile geçiriyoruz. Bu süre; eğitime (3,9 yıl), aileyle sosyalleşmeye (2,8 yıl), arkadaş ve akrabalarla buluşmaya (1,4 yıl), spora (0,8 yıl) ve kültürel aktivitelere (0,3 yıl) ayırdığımız sürelerin toplamından (9,2 yıl) bile fazla. Bu tabloyu özel hayatımızı ele alırken tekrar hatırlayacağız.

 

Çoğu insan zamanının bol olduğunu düşünür ve onu çarçur eder. Ne de olsa zamana para ödemez; zaman kendiliğinden verilir. Oysa bol gibi görünen zaman hızla akıp gider. Bir bakmışsınız işler bitmemiş, dersler öğrenilmemiş, yapılması gerekenler yapılamamış, yaşanması gerekenler yaşanamamış. Yaş 50'yi geçince zamanınızın ne kadarını har vurup harman savurduğunuzu daha net görürsünüz.

 

Pişman olmamak için zamanın değerini gençken kavramanızda, onu iyi değerlendirip dolu dolu yaşamanızda fayda var. (Zararın neresinden dönülse kârdır. 50'nizde bile zaman yönetimini öğrenmek, geri kalan hayatınızı çok daha verimli ve kaliteli geçirmenizi sağlar.)

 

Zamanımızı Nasıl Harcıyoruz?

Bazı insanlar zamanlarını kendiliğinden, neredeyse içgüdüsel olarak iyi kullanırlar. Rastgele vakit geçirmezler, yapacaklarını akıllarında öncelik sırasına koymuşlardır, işe ve özel hayatlarına dair her şeyi geciktirmeden yaparlar. (Tembellik yapacakları zamanı bile planlamışlardır.) Bu planlı, dakik insanlar yoğun ve dolu geçen günlerinden keyif alırlar.

 

Bazılarımız ise zamanın değerini pek bilmez. Adeta zaman denizinin dalgaları onları nereye götürürse oraya giderler. Sıkça boş sahillere vururlar, azca hedefledikleri limanlara ulaşırlar. Sonra da etraflarına bakıp "Bu insan bu kadar işi nasıl bitirebiliyor? Öteki hayatına nasıl bu kadar çok şey sığdırabiliyor?" diye hayret eder, gıpta ederler. Zamanlarını nasıl çarçur ettiklerinin farkında bile değildirler. Sık sık zaman darlığı çekerler, sık sık acele ederler, sık sık geç kalırlar, sık sık "yapamadım" derler. Bu "zamansızlık" onları endişeye ve strese sürükler.

 

Hangi gruptan olduğunuzu anlamanın en kolay yolu, zamanınızı nasıl geçirdiğinizi bir süreliğine takip etmektir. Bunun için telefon uygulamaları var. Telefonunuzdaki ekran süresi raporu bile çok şey anlatır. Olmadı bir hafta boyunca küçük bir günlük tutun ve yarım saatlik dilimlerle ne yaptığınızı yazın. Gördükleriniz sizi şaşırtabilir.

 

Zaman yönetimi iş, özel ve eğitim hayatımız için bu kadar önemliyken nedense liselerde veya üniversitelerde ders olarak okutulmaz. Sadece iş dünyasında bir yönetim becerisi olarak görülür ve çoğunlukla beyaz yakalılara verilen bir eğitimdir. Bu eğitimler adeta "İşteki zamanını çarçur etme de, iş dışındaki zamanını nasıl kullanırsan kullan" der gibidir.

 

Ebeveynlerimiz de bize zaman yönetimini öğretemedi. Çünkü onların yaşadığı dünya bizimkinden farklıydı. Hele ebeveynlerimizin ebeveynleri... Onların hayatı kolay değildi; tarlada, atölyede, fabrikada ağır şartlarda ve uzun saatler çalıştılar. Ama hayatları daha sadeydi. Seçenekleri, uğraşları ve dikkatlerini dağıtan şeyler azdı. Ne cep telefonu vardı ne sosyal medya ne de her dakika gelen e-postalar. Akşam işten dönen biri kahvehaneye veya komşuya gider, saatlerce sohbet edebilirdi.

 

Bizim hayatımız ise fiziksel olarak daha kolay ama zorunlu faaliyetler ve seçenekler açısından çok daha yoğun ve karmaşık. İhtiyaçlarımız, görevlerimiz, sorumluluklarımız, beklentilerimiz ve arzularımız atalarımızınkinden çok daha fazla. Hayat bizden daha bilgili, daha becerikli, daha verimli olmamızı bekliyor. Üstelik dikkatimizi çekmek için yarışan sayısız ekran var. Televizyonun yerini büyük ölçüde telefon ekranı aldı; ama ekran başında geçen toplam süremiz azalmadı, arttı. Modern zamanlar bize hem daha çok iş ve sorumluluk hem de daha çok oyalanma imkanı yükledi. Bugünün insanı zamanının kıymetini bu yüzden daha çok bilmek zorunda.

 

Madem öyle, önce iş hayatımızdaki zaman yönetimini ele alalım.

 

İş Hayatımızdaki Zaman Yönetimi

Çalışmak, para kazanmak hayatımızın belki de en önemli odağı. Bazılarımız maaşlı çalışan, bazılarımız işveren, bazılarımız da tek tabanca, yani kendi hesabına çalışan (yazar, danışman, pilates hocası...vb). İşimizde başarılı olduğumuz ölçüde düzenli gelire ve gelir artışlarına sahip olabiliyoruz. Böylece kendimizi ve ailemizi geçindirebiliyor, dünyanın nimetlerinden faydalanabiliyor, keyifli zaman geçirebiliyoruz. İşte başarılı olmanın temel yetilerinden biri de zamanımızı iyi yönetmektir.

 

Sizden Beklenenleri Bilin

İş hayatında zaman yönetiminin birinci maddesi, size verilen sorumlulukları ve sizden beklenenleri iyi bilmektir. Verilen görevleri makul süre içinde tamamlamak zaman yönetiminin temelidir. Görevlerinizi, sorumluluklarınızı ve yetkilerinizi iyi anlar ve zamanında yerine getirirseniz temel seviyede zamanınızı iyi yönetiyorsunuz demektir.

 

İşyerinde yöneticilerinizin sizden ne beklediğini tam manasıyla öğrenin. Hangi görevleri üstlenmenizi istiyorlar, sizi nelerden sorumlu tutacaklar, yetkileriniz ne? İş tanımınızdan ve oryantasyonda size anlatılan rolden yola çıkarak nelerle ilgilenmeniz gerektiğini tüm boyutlarıyla anlayın. Anlamadığınız bir şey varsa sorun, tahmin yürütmeyin. Leb deyince leblebiyi anlamak her zaman mümkün değildir.

 

Ana görevlerinizi asla atlamayın, düzenli şekilde yapın. Elbette size ara görevler de verilecek. Onları da layıkıyla yapmanız beklenir. Ana ve ara görevlerinizi aksatmadan ve yeterli seviyede yaparsanız işinizde kalıcı, hatta vazgeçilmez olursunuz.

 

Danışmanlık verdiğim firmalarda sıkça gördüğüm bir durum var: Bazı çalışanlar, özellikle beyaz yakalılar, neyle ilgilenmeleri gerektiği konusunda kafa karışıklığı yaşar. Kendi işlerini yetiştiremezken başka işlere dalarlar. Kendilerini çalışkan sanırlar ama yöneticilerinin gözünde "işini yapmayan ama her şeye karışan" kişi olurlar. Bu durum sürerse işlerini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırlar.

 

Bu, inisiyatif almayın demek değildir. Aksine, gelişmek ve yükselmek için zaman zaman sorumluluk alanınızın dışındaki işlere de talip olmanız gerekir. Yalnız sırası önemlidir: Önce kendi işlerinizi eksiksiz yapın. Sonra yöneticinizle konuşup onun onayıyla yeni sorumluluklar üstlenin. Kendi işlerini yetiştiren birinin yöneticisinden izin alarak yeni bir işe el atması gelişimdir. Kendi işlerini yetiştiremeyen birinin izinsizce başka işlere dalması ise işgüzarlıktır.

 

Hedef Belirleyin

Hedef belirlemek zaman yönetiminin önemli bir parçasıdır. Kısa, orta ve uzun vadeli hedefleriniz varsa zamanınızı nereye harcayacağınızı daha kolay planlarsınız. Koyabileceğiniz hedeflere birkaç örnek vereyim:

      Performans değerlendirme karnemde belirtilen zayıf yönlerimi bu yıl güçlendireceğim. Böylece terfi almaya yaklaşacağım.

      Excel kullanımımı bu yıl ileriye götüreceğim. Yıl sonunda en az 20 yeni formülü öğrenmiş ve kullanıyor olacağım. Pivot tablo hazırlamayı da temel seviyede öğreneceğim.

      Yöneticimin benden talep ettiği raporu bu hafta bitirip erkenden teslim edeceğim.

      Mevcut işlerimi aksatmadan ve yöneticimin onayını alarak, onun hazırladığı aylık satış raporunu hazırlamaya talip olacağım. Böylece hem rapor hazırlama becerim hem de terfi alma şansım artacak.

      Yeni yılda her ay bir şubemizi ziyaret edip hep telefonda konuştuğum depo sorumlularıyla yüz yüze tanışacağım ve onlara depo yönetimi eğitimi vereceğim. Yıl sonunda depolardaki fiili stoklarla kaydi stoklar arasındaki farkı yarıya indireceğim.

      Mevcut müşterilerden gelen aylık geliri, yeni bir çapraz satış stratejisi uygulayarak önümüzdeki mali çeyreğin sonuna kadar %15 artıracağım.

      Önümüzdeki 6 ay içinde bir online eğitim platformundan "Bulut Bilişim" (Cloud Computing) kursu alacağım.

      Şirketimizin sosyal medya etkileşim oranını (beğeni, yorum ve paylaşım toplamı / takipçi sayısı) önümüzdeki 6 ayda %3'ten %5'e çıkarmak için yeni bir içerik takvimi hazırlayıp uygulayacağım.

 

Hedeflerinizin SMART olması gerekir: Belirli (Specific), Ölçülebilir (Measurable), Ulaşılabilir (Achievable), İlgili (Relevant) ve Zaman Kısıtlı (Time-bound). "Daha iyi çalışacağım" bir hedef değil, bir temennidir. "Bu çeyrek sonunda satışları %15 artıracağım" ise bir hedeftir.

 

Hedefleriniz sadece performansla sınırlı kalmamalı; gelişim, iş birliği ve inisiyatif gibi alanları da kapsamalıdır. Yalnız hepsi iş yerindeki rolünüzle, ekibinizin hedefleriyle ve şirketin genel stratejisiyle uyumlu olmalıdır. İyi belirlenmiş hedefler motivasyonunuzu artırır, performansınızı yükseltir ve kariyerinizde ilerlemenize yardımcı olurken şirketin de hedeflerine ulaşmasına katkı sağlar. Hedefleriniz belliyse nelerle ilgilenmeniz gerektiğini de kolayca çözersiniz.

 

Yapılacaklar Listesi Hazırlayın

İşletmelerde her gün binlerce faaliyet olur. Bu faaliyetlerin bir kısmı sizin sorumluluğunuzda ilerler. Bunları hatasız ve zamanında yapabilmek için bir yapılacaklar listesi hazırlamalısınız. Yapmanız gerekenleri yazmazsanız bazılarını mutlaka unutursunuz. Söz uçar, yazı kalır.

 

Listenizi hep güncel tutun. Biten işleri yeşile boyayın veya üstünü çizin, yeni işleri ekleyin. Başladığınız ve devam eden işleri farklı bir renkle işaretleyin. Böylece hangi işin hangi aşamada olduğunu bir bakışta görürsünüz. (Bu, Kanban sistemine benzer bir yöntemdir.) Listenizi anlık olarak da güncelleyebilirsiniz ama en geç günlük olarak güncellemenizi öneririm.

 

Not: Kanban, kökeni Toyota üretim sistemine dayanan, daha sonra yazılım geliştirme ve diğer bilgi işi alanlarına uyarlanan bir iş akışı yönetim sistemidir. Japonca "gösterge kartı" anlamına gelir. Kanban panosu genellikle "Yapılacaklar", "Yapılıyor" ve "Tamamlandı" sütunlarından oluşur ve her iş bir kartla temsil edilir. Böylece devam eden tüm işler ve hangi aşamada oldukları net şekilde görülür. Trello gibi uygulamalar bu mantıkla çalışır.

 

Listenize her şeyi doldurmanıza gerek yok. 5 dakikadan kısa sürecek işleri listeye yazmayın; derhal yapın veya yapılmasını sağlayın. Kısa e-postalar, basit talepler, küçük görevler için "hemen yap" kuralı koyun. (Verimlilik yazarı David Allen da benzer bir "iki dakika kuralı" önerir.) Bu işler elinize yapışmaz; üşenmeyin, yapın gitsin. Listenize orta ve üst derecede önemli işlerinizi yazmanız yeterlidir.

 

Not: Zamanını iyi kullanan pek çok insan ajanda kullanır. Yapacakları işleri, notlarını ve hatırlatmalarını ajandalarına yazarlar. Bugün bu işi telefonlarımızdaki not uygulamaları, bilgisayarlarımızdaki takvim ve görev yönetimi programları çok daha kolay yapıyor. Hangisini kullandığınız önemli değil; önemli olan düzenli kullanmanız.

 

Verimli Çalışın

Listenize aldığınız işleri verimli şekilde yapmanız gerekir. İşte verimli olmak daha fazla iş yapmak demek değildir. Belirlenen hedeflere mümkün olan en az zaman, enerji ve kaynak harcayarak ulaşmak demektir. Yani sadece çok çalışmak değil, akıllıca çalışmak, doğru işlere odaklanmak ve zamanı etkin kullanmaktır. "Meşgul olmak" ile "üretken olmak" arasındaki fark buradan geçer. Verimli bir çalışan meşgul görünen değil, somut sonuç üreten ve hem kendi işini hem de ekibinin başarısını ilerleten kişidir.

 

Verimlilik bir varış noktası değil, sürekli bir süreçtir. Hangi yöntemlerin size en iyi geldiğini deneme yanılma yoluyla bulmanız ve bunları alışkanlık haline getirmeniz zaman alabilir. Bu makalede anlattığım yöntemlerin hepsi size uymayabilir. Deneyin, size uyanları tutun, uymayanları bırakın.

 

Önceliklendirme Yapın

Verimli olmak için önceliklendirme şarttır. Sadece sizden beklenenleri yapmak yetmez; onları önem ve aciliyet sırasına göre doğru sıralayarak yapmanız gerekir. Önceliklendirme, en kritik işlere hak ettikleri önceliği vermek ve daha az önemli işlere ayrılan zamanı buna göre ayarlamaktır.

 

Önceliklendirme için pek çok yöntem var. Burada iki yöntemi anlatacağım: kendi geliştirdiğim Öncelik Puanlaması ve çok bilinen Eisenhower Matrisi. MoSCoW Yöntemi ve Triyaj Sistemi gibi diğer yöntemleri makalenin sonuna not olarak ekledim.

 

Öncelik Puanlaması

Öncelik Puanlaması adını verdiğim bu yöntem için Excel'de bir yapılacak işler listesi hazırlamanız ve listedeki her işi 3 farklı açıdan 100 üzerinden puanlamanız gerekiyor:

      Önem Puanı: Önemli işlere, yani tamamladığınızda şirketinize katkı sağlayacak veya yapmazsanız şirkete para kaybettirecek işlere yüksek puan verin. Önemi az olan (harcıalem) işlere düşük puan verin. Bir işin önemi, kişisel ve profesyonel hedeflerinize ve uzun vadeli sonuçlara ne kadar katkı sağladığıyla ilgilidir.

      Aciliyet Puanı: Sizden erken istenen, son teslim tarihi yakın olan işlere yüksek puan verin. Bitirmeniz için daha fazla zaman verilen işlere daha düşük puan verin.

      Hız Puanı: Hızlı şekilde yapabileceğiniz işlere yüksek puan verin, yapımı zaman alacak işlere düşük puan verin. (Her işin ne kadar süreceğini tahmin etmek başlangıçta zor olabilir ama pratikle gelişir.)

 

Önem puanını 2 ile çarpın, sonra üç puanı toplayın. Önemi iki kat saymamın sebebi şu: Aksi takdirde kısa ve acil ama önemsiz işler, uzun ama önemli işlerin önüne geçer. Oysa bizi ileri taşıyan işler genellikle önemli olanlardır. Aşağıdaki örneğe bakın:

Yapılacak İş

Önem

Önem x2

Aciliyet

Hız

Toplam

Sıra

Yarınki yönetim kurulu sunumunu bitirmek

90

180

95

40

315

1

Yeni bayi sözleşmesinin taslağını hazırlamak (2 hafta süre var)

85

170

30

30

230

2

Departman toplantısının notlarını ekibe göndermek

30

60

60

90

210

3

Ofisin kırtasiye siparişini vermek

10

20

40

90

150

4

 

Önemi iki kat saymasaydık bayi sözleşmesi 145 puanla üçüncü sıraya düşecek, toplantı notları ise 180 puanla onun önüne geçecekti. Sözleşme, kırtasiye siparişiyle (140 puan) neredeyse aynı puanı alacaktı. Oysa sözleşme şirket için çok daha değerli bir iş.

 

Puanlamayı yaptıktan sonra işleri en yüksek puandan başlayarak sıralayın. Her iş için tahmini bitirme süresi belirleyin. Ardından molalarınızı da dikkate alarak her işe ne zaman başlayacağınızı gün ve saat olarak yazın. Çok zaman alacak işleri alt parçalara (zaman bloklarına) bölün ve farklı günlere dağıtın. Böylece zor ve uzun işleri adım adım ilerleterek tamamlarsınız.

 

İşlere gün ve saat atarken bilgisayarınızdaki ve telefonunuzdaki senkronize takvimden mutlaka yararlanın. Takvim uygulamaları sizi yaklaşan işlere ve bitmekte olan sürelere karşı otomatik olarak uyarır.

Sıralamayı yaptınız, süreleri ve zamanları belirlediniz. Artık işlere koyulun. Listenizi her gün güncelleyin; yeni işleri ekleyin, biten işleri işaretleyin, gerekiyorsa yeniden puanlayın. Günde 10 dakikanızı alacak bu çalışma sayesinde işleri doğru sırada ve zamanında bitirirsiniz.

 

Eisenhower Matrisi

Yapılacaklar listenizi önceliklendirmek için Eisenhower Matrisi'ni de kullanabilirsiniz. Matris adını ABD'nin eski başkanı Dwight Eisenhower'dan alır. Eisenhower 1954'teki bir konuşmasında, eski bir üniversite rektöründen duyduğu şu sözü aktarmıştır: "İki tür problemim var: acil olanlar ve önemli olanlar. Acil olanlar önemli değildir, önemli olanlar da asla acil değildir." Bu fikri bir matrise dönüştürüp yaygınlaştıran ise Stephen Covey'dir ("Etkili İnsanların 7 Alışkanlığı" kitabında). Matrise göre işler dört gruba ayrılır:

      Önemli ve acil işler hemen yapılmalıdır. Örnek: Yarınki sunumun son düzeltmeleri, acil bir müşteri şikayetini ele almak.

      Önemli ama acil olmayan işler planlanmalıdır. Örnek: Yeni bir beceri öğrenmek, gelecek ayki projeyi planlamak, sağlık kontrolüne gitmek. En çok ihmal edilen ama uzun vadede en çok fark yaratan işler bu gruptadır.

      Acil ama önemli olmayan işler devredilmelidir (astlarınıza veya o işin asıl sorumlusuna). Örnek: Size yönlendirilmiş ama başkasının cevaplaması gereken bir e-posta, katılmanız şart olmayan bir bilgilendirme toplantısı.

      Ne acil ne önemli olan işler yapılmamalıdır. Örnek: Saatlerce anlamsız internet sitelerinde gezinmek, önemsiz e-postaları defalarca okumak.

 

Eisenhower Matrisi basit ama güçlü bir araçtır. Aciliyetin baskısına kapılmak yerine gerçekten önemli olana odaklanmanızı sağlar. Öncelik Puanlaması ile birlikte de kullanabilirsiniz: Önce matrisle ne acil ne önemli olanları eleyin, acil ama önemsiz olanları devredin, kalanları puanlayıp sıralayın.

 

En Önemli İşten Başlayın

Çok satan iş kitaplarının yazarı ve kişisel gelişim uzmanı Brian Tracy, yapılacaklar listenize bakıp "Bu işlerden hangisi tamamlandığında en büyük etkiyi yaratır?" diye sormanızı önerir. İşleri en büyük etkiyi yaratacak olandan en az etkiyi yaratacak olana doğru sıralayın ve en tepedekinden (ki genellikle en zor olanıdır) başlayın. Tracy bu fikri Pareto Kuralına dayandırır: Sonuçların yaklaşık %80'i, nedenlerin yaklaşık %20'sinden kaynaklanır. Yani listenizin tepesindeki birkaç önemli işi bitirdiğinizde iş başarınızın büyük kısmını elde etmiş olursunuz.

 

İşlere Doğru Süre Verin

Bir işe doğru süreyi vermek önemlidir. Kısa sürecek bir işe uzun süre verirseniz o işi gerçekten uzun sürede yaparsınız. Buna Parkinson Yasası denir: "İş, kendisine ayrılan sürenin tamamını dolduracak şekilde genişler."

Tersi de geçerlidir. İnsanlar bir işin ne kadar süreceğini genellikle olduğundan kısa tahmin eder. Yazar ve bilim insanı Douglas Hofstadter bunu esprili bir yasayla anlatır: "Bir iş her zaman tahmin ettiğinizden uzun sürer, Hofstadter Yasası'nı hesaba katsanız bile." Bu iyimserliğe kapılıp uzun sürecek bir işe kısa süre verirseniz panikler, acele eder, hata yapar ve yine de işi süresinde bitiremezsiniz. İsveçliler bu tip insanlara tidsoptimist, yani "zaman iyimseri" derler. "Yarım saatte bitiririm" dedikleri iş bir buçuk saat sürer; "5 dakikada çıkarım" dedikleri halde 20 dakika sonra çıkarlar.

 

O halde yapılacaklar listenizdeki her işe ne az ne çok, hak ettiği süreyi verin. Tahminlerinizi not edin ve işi bitirdiğinizde gerçekte ne kadar sürdüğüne bakın. Bunu yaptıkça tahminleriniz iyileşecektir.

 

Hiçbir iş tıkırında gitmez. İşlere eklemeler gelir, öncelikler değişir, zaman hırsızları devreye girer, küçük krizler çıkar. Bu yüzden planınızı dakikası dakikasına doldurmayın. Günün yaklaşık %10-20'sini (8 saatlik bir iş gününde yaklaşık bir saati) yedek zaman olarak boş bırakın. Beklenmedik işler bu boşluğa sığar, planınızın geri kalanı bozulmaz. Aksi takdirde sürekli fazla mesai yapmak zorunda kalırsınız.

 

Dakik Olun

Dakik olun. İşe geç gelmeyin, toplantılara geç girmeyin. Zaman ve süre belirlediğiniz işlere zamanında başlayın ve belirlediğiniz süreyi aşmayın. Dakik olmak için telefonunuzdaki alarm ve hatırlatıcılardan faydalanın. Her gün aynı saatte alarmla uyanın. Evden çıkış saatiniz için de alarm kurun. Hatta gece yatma saatiniz için bile alarm kurun. Bu alarmlar hafta içi günler için sabit olsun. Düzenli uyku, düzenli bir günün temelidir.

 

Zor İşleri Enerjinizin En Yüksek Olduğu Saatlere Koyun

Önemli ve zor işleri mümkünse sabah saatlerinde yapın. Araştırmalar, çoğu insan için uyandıktan sonraki ilk birkaç saatin (genellikle sabah 9 ile 12 arası) analitik düşünme ve odaklanma gerektiren işler için en verimli zaman olduğunu gösteriyor. Uykusunu almış bir beyin günün başında dinç ve bilgiyi işlemeye hazırdır. Üstelik sabah saatlerinde e-posta trafiği, toplantılar ve iş arkadaşlarının kesintileri daha azdır. Bu da derin odaklanma gerektiren işler için uygun bir ortam yaratır.

 

En verimli saatlerinizi rutin e-postalara, dosyalamaya, önemsiz yazışmalara harcamayın. Bu işleri enerjinizin doğal olarak düştüğü öğleden sonra saatlerine bırakın.

 

Not: Herkesin biyolojik saati aynı değildir. Bazılarımız sabahçı, bazılarımız akşamcıdır. Örneğin yaratıcılık gerektiren işlerle uğraşan pek çok kişi en verimli saatlerinin akşam ve gece olduğunu söyler. Kendi en verimli saatlerinizi bulmak için birkaç hafta boyunca gün içindeki enerji, odak ve zihinsel keskinlik seviyenizi gözlemleyin. Sonra en zor işlerinizi o saatlere yerleştirin.

 

Başlayın

Planladığınız işlere başlama disiplininiz çok önemlidir. Atalarımız boşuna "Başlamak bitirmenin yarısıdır" dememiş. En zor olan çoğu zaman ilk adımdır. Başlamakta zorlandığınız bir iş varsa kendinize sadece 5 dakika çalışma sözü verin. Genellikle başladıktan sonra devam etmek kolaylaşır. Büyük işlerde de "raporu yazmak" yerine "raporun başlıklarını belirlemek" gibi küçük bir ilk adımla başlayın.

 

İşlere dair olası sorunları ve kötü sonuçları önceden görmek, bunları engelleyecek önlemleri almak da zaman yönetimi açısından önemlidir. Çünkü "geliyorum" diyen sorunlar geldiğinde zamanınızı epey çalar. Bir işe başlarken kendinize "Bu işte ne ters gidebilir?" diye sorun ve en olası iki üç soruna karşı önceden hazırlıklı olun.

 

Zaman Hırsızlarını Tanıyın

İş hayatında pek çok zaman hırsızı vardır. Bu hırsızlar işlerinize başlamanın, işlerinizi yapmanın ve tamamlamanın önünde büyük engeldir. Onları tanırsanız önlemlerinizi alabilirsiniz. Zaman hırsızlarını beş grupta toplayabiliriz:

      Kendi alışkanlıklarımız: Ertelemek, işleri yarıda bırakmak, kararsızlık, mükemmeliyetçilik ve detaylarda boğulmak, acelecilik, unutkanlık, düzensizlik, tembellik ve teknolojik araçları iyi kullanamamak bu gruptadır. Bunlar en çok zaman çalan ama en kolay düzeltebileceğimiz hırsızlardır, çünkü kontrol tamamen bizim elimizdedir.

      Plan ve öncelik hataları: Plansızlık, belirsiz veya gerçekçi olmayan hedefler, önceliklerin çatışması, her şeye "evet" demek, delege etmemek, kapasitemizin üzerinde iş üstlenmek ve üstümüze vazife olmayan işlere dalmak. Bu hırsızlar bizi sürekli "yangın söndürme" modunda çalışmaya iter.

      Dikkat dağıtıcılar: Aynı anda birden fazla iş yapmaya çalışmak (multitasking), sosyal medya ve dijital bağımlılık, sürekli gelen bildirimler, iş arkadaşlarının kesintileri, gürültülü ortam ve dedikodu. Her kesintiden sonra işe yeniden odaklanmak ayrıca zaman alır. Araştırmalar, işler arasında sürekli geçiş yapmanın verimli zamanımızın %40'a varan kısmını yiyebildiğini gösteriyor.

      Başkalarından ve kurumdan kaynaklananlar: İletişimsizlik, belirsiz beklentiler, yetersiz oryantasyon, gereksiz toplantılar, bürokrasi ve karmaşık onay süreçleri, teknik arızalar, krizler ve başkalarının plansızlığı yüzünden gelen son dakika talepleri. Bunları tamamen engelleyemeyiz ama etkilerini azaltabiliriz.

      Beden ve enerji: Molasız çalışmak, sürekli fazla mesai ve işkoliklik, uykusuzluk, kötü beslenme ve hareketsizlik yüzünden formsuz olmak. Yorgun bir zihin yavaş çalışır, çok hata yapar ve kolay erteler. Dinlenmeye ayırdığınız zaman kayıp değil, yatırımdır.

 

Bu zaman hırsızlarının her birini, nasıl başa çıkabileceğinize dair örneklerle birlikte Zaman Hırsızları makalemde ayrıntılı olarak anlattım. Onu da okumanızı tavsiye ederim.

 

Zihnimizdeki İki Güç

Zaman hırsızlarına neden bu kadar kolay yeniliyoruz? Bence sebep sadece irade eksikliği değil, zihnimizin çalışma biçimidir.

 

Zihnimizi, birbiriyle sürekli rekabet eden iki güç gibi düşünebiliriz. Birinci güç enerjiyi korumaktan yanadır. Kolay olanı, anlık hazzı, rahatlığı sever. Hızlı, otomatik ve duygusal kararlar verir. Sosyal medyada gezinmek, abur cubur yemek, zor işi ertelemek onun tercihleridir. Bilim insanları bu tür dürtüsel tepkileri kabaca beynin limbik sistem denen bölgeleriyle ilişkilendirir.

 

İkinci güç ise planlamaktan, sonuçları tartmaktan, uzun vadeli hedeflere odaklanmaktan yanadır. Dürtülerimizi frenler ve "Şimdi değil, önce işini bitir" der. Bu da daha fazla zihinsel çaba gerektirir. Bu işlevler de kabaca beynin ön kısmındaki prefrontal korteks ile ilişkilendirilir.

 

(Elbette beyin bu kadar basit çalışmaz; bölgeleri birbiriyle sürekli etkileşim halindedir. Bu ayrım, olup biteni anlamak için kullanışlı bir benzetmedir.)

 

Gün boyunca çok sayıda karar verdikçe ve dürtülerimizle mücadele ettikçe zihnimiz yorulur. Gün sonunda yorgunken daha kolay abur cubur yememizin, daha fevri kararlar vermemizin ve önemli işleri ertelememizin bir sebebi de budur. Buna karar yorgunluğu denir. (Bu konudaki bilimsel araştırmaların sonuçları tartışmalı olsa da çoğumuz bunu gündelik hayatta yaşarız.)

 

Peki ne yapmalı? İkinci gücü desteklemenin en iyi yolu, onu her an savaşmak zorunda bırakmamaktır. Rutinler oluşturun, önemli işleri enerjinizin yüksek olduğu saatlere koyun, dikkat dağıtıcıları ortamdan kaldırın (telefonu başka odaya koymak, iradenizi zorlamaktan çok daha etkilidir), küçük kararları otomatiğe bağlayın. Üşengeçliğimizin ve tembelliğimizin ne kadar üstesinden gelirsek irademizi o kadar elimize almış oluruz.

 

Akışa Geçin

İşlere kendimizi veremediğimizde yavaşlarız, iş daha uzun sürer. Ama işe odaklandığımızda, kendimizi kaptırdığımızda zaman da iş de akar gider. Psikolog Mihaly Csikszentmihalyi bu duruma akış (flow) adını verir. Akış, kişinin bir işe tamamen daldığı, yüksek odak, enerji ve keyif hissettiği zihinsel haldir. Akıştayken:

      Çevredeki dikkat dağıtıcıları (telefon, e-posta, gürültü) fark etmezsiniz.

      Zamanın nasıl geçtiğini anlamazsınız. Saate baktığınızda düşündüğünüzden çok daha fazla zamanın geçtiğini görürsünüz.

      İşi yapmanın kendisi keyif verir. Dışarıdan bir ödüle ihtiyaç duymazsınız.

      Yaptığınız iş üzerinde kontrol sahibi olduğunuzu hissedersiniz.

 

Akışa geçmek için birkaç şart gerekir: Hedef net olmalı, ilerlediğinizi görebilmelisiniz ve iş ne çok kolay (sıkıcı) ne de çok zor (bunaltıcı) olmalıdır. Becerilerinize uygun, sizi biraz zorlayan ama başarılabilir işler akış için idealdir. Bir de kesintisiz zaman gerekir: Bildirimleri kapatın, kapınızı kapatın, en az bir-bir buçuk saatlik bir blok ayırın.

 

Akıştayken erteleme olmaz, kararsızlık azalır, işler çok daha hızlı ve kaliteli ilerler. Birim zamanda üretkenliği artırmanın en etkili yollarından biri budur. Üstelik yaptığınız işten aldığınız keyif ve tatmin de artar.

 

Teknolojiyi ve Yapay Zekayı Kullanın

Şirketinizdeki ERP programını, bilgisayarınızdaki MS Office programlarını, telefonunuzdaki iş uygulamalarını ve dijital iletişim araçlarını (e-posta, WhatsApp, Zoom, Teams...vb) etkin kullanmayı öğrenin. Özellikle Excel'i orta ve ileri seviyede bilmek, saatler sürecek raporları dakikalara indirir. Klavye kısayolları, şablonlar, otomatik raporlar gibi küçük beceriler her gün dakikalar, her yıl günler kazandırır.

 

Hemen herkes "Bir yardımcım olsa işleri yetiştiririm" diye düşünür. Aslında bugün her çalışanın bir yardımcısı var. Adı da yapay zeka. Yapay zekayı sizin yerinize geçecek bir teknoloji olarak değil, iş yükünüzü hafifleten akıllı bir asistan olarak düşünün. Onu nasıl kullanacağınızı çözerseniz çok güçlü bir destek alırsınız:

      Uzun raporları, yazışmaları ve toplantı notlarını dakikalar içinde özetleyebilirsiniz.

      E-posta, teklif, sunum ve rapor taslaklarını hızla hazırlayabilirsiniz. Sıfırdan başlamanın getirdiği zaman kaybı ortadan kalkar.

      Excel formülleri, veri analizi ve tablolar konusunda anında yardım alabilirsiniz.

      Yabancı dildeki metinleri çevirebilir, kendi metinlerinizin dilini düzeltebilirsiniz.

      Bir konuyu araştırırken size yol gösterecek, anlamadığınız noktaları sade bir dille anlatacak bir danışmanınız olur.

 

Yalnız yapay zekanın ürettiklerini körü körüne kullanmayın. Özellikle rakamları, kaynakları ve alıntıları mutlaka kontrol edin. Yapay zeka bazen çok emin bir dille yanlış bilgi verebilir. Son söz ve sorumluluk her zaman sizindir.

 

Ben ChatGPT, Gemini ve Copilot'u aktif olarak kullanıyorum ve çok zaman kazanıyorum. Siz de yapay zekadan yararlanmayı hemen, gecikmeksizin öğrenin.

 

Patronlar İçin Zaman Yönetimi

Zaman yönetimi sadece çalışanlar için değil, patronlar için de çok önemlidir. Pek çok patron zamanını doğal olarak verimli kullanır. Hatta zamanlarını doğru kullandıkları için patron olabildiklerini söylesek yeridir. Ama yine de bazı patronlar zaman hırsızlarına yenik düşer.

Patronluk hayatının 20. yılını aşmış patronlara hep şunu söylerim: "Çok çalışan patron ahmaktır." İşinizi kurmanızın üzerinden 20 yıl geçtiyse artık işlerin çoğunu yöneticileriniz ve çalışanlarınız halletmelidir. Siz stratejik kararlarla, önemli toplantılarla, raporlarla ve KPI takipleriyle meşgul olmalısınız. 20 yılda şirketinizi kurumsallaştıramadıysanız, güvenebileceğiniz bir kadro kuramadıysanız maalesef ilk günkü gibi çok çalışmaya mahkum olursunuz.

 

Bir patron için zaman yönetimi sadece kendi işlerini planlamak değildir; ekibin zamanını ve şirketin iş akışını da yönetmektir. Patronlara önerilerim şunlar:

      Stratejik olana odaklanın. Sadece acil olanlara değil, şirketin büyümesini ve uzun vadeli başarısını etkileyecek işlere zaman ayırın. Yapılacaklar listenizdeki her şeyi sizin yapmanız gerekmez. En yüksek getiriyi sağlayacak işlere odaklanın.

      Etkili delegasyon yapın. Yöneticilerinize ve çalışanlarınıza güvenin, onlara işi tamamlamaları için gereken yetkiyi ve kaynağı verin. Mikro yönetimi bırakın.

      Net talimat verin. Ne istediğinizi, neden istediğinizi ve ne zamana kadar bitmesi gerektiğini açıkça söyleyin.

      Takip edin ama tepelerinde durmayın. İlerleme hakkında düzenli bilgi alın ama sürekli kontrol etmeyin. Çalışanlarınızın öğrenmesine ve bağımsızlaşmasına izin verin.

      Toplantılarınızı yönetin. Yönetim kurulu, icra kurulu, satış, üretim, mali durum gibi rutin toplantılarınız olsun ve bunların ötelenmesine izin vermeyin. Ekstra toplantı taleplerini sorgulayın; bir e-posta, kısa bir görüşme veya bir rapor yeterli olabilir. Toplantılardan önce gündemi ve beklenen sonucu paylaşın. Sadece katkı sağlayacak kişileri davet edin. 30 dakikalık veya daha kısa toplantıları tercih edin, başlangıç ve bitiş saatlerine riayet edin. Toplantı sonunda kimin neyi ne zamana kadar yapacağı yazılı olarak netleşsin.

      Doğru iletişim aracını seçin. Hızlı sorular için mesajlaşma, detaylı bilgi için e-posta, tartışma ve karar için toplantı. Ekibinizin size nasıl ve ne zaman bilgi vereceğini belirleyin (örneğin haftalık durum raporları).

      Odaklanma zamanlarınızı koruyun. Günün belirli saatlerinde kapınızı kapatın, bildirimleri kapatın. Çalışanlarınızın size soru sorabileceği belirli saatler ayırın ki gün boyu bölünmeyin.

      Çalışanlarınızı kendi çözümlerini bulmaya teşvik edin. Her soruyla doğrudan size gelmek yerine önce kendi araştırmalarını yapmalarını, meslektaşlarına danışmalarını ve size gelirken bir çözüm önerisiyle gelmelerini isteyin.

      Haftanızı planlayın. Hangi gün, hangi saatte neler yapacağınızı belirleyin. Takviminizde sadece toplantılara değil; stratejik düşünmeye, odaklanma gerektiren işlere ve molalara da bloklar ayırın. Aralara beklenmedik durumlar için boşluklar bırakın.

      "Hayır" demeyi öğrenin. Önceliklerinize uymayan taleplere kibarca ama kararlı bir şekilde hayır deyin veya alternatif önerin.

      Ziyaretçilerinizi sınırlayın. Patronların ziyaretçisi çok olur ve bu ziyaretlerin önemli bir kısmını dostlar yapar. Maalesef dostlar "ziyaretin kısası makbuldür" sözünü pek bilmez. Dostlarla sosyalleşmek güzeldir ama işe ayıracağınız zamanı çalar. Deponuzdan stok çalınınca önlem alıyorsanız, zamanınız çalınınca da önlem alın. Ziyaretleri belirli gün ve saatlere toplayın.

      Sistemleri kullanın ve kullandırın. ERP ve CRM programlarından rapor almayı öğrenin. Bilgiye hızlı erişim sağlayan bu sistemlerin şirketinizde doğru kullanıldığından emin olun. Yapay zekadan faydalanın.

      Enerjinizi yönetin. İyi uyku, iyi beslenme ve düzenli egzersiz enerjinizi yüksek tutar. Bazı patronlar kendilerine zaman yaratmak için az uyuyor. Bu hiç sağlıklı değildir. Önemli olan 7-8 saat uykuya zaman ayırdıktan sonra kalan zamanda işlere yetişebilmektir.

      Ekibinizin gelişimine yatırım yapın. Çalışanlarınızın becerileri ve özgüveni arttıkça size gelen soru ve düzeltme ihtiyacı azalır. Bu, uzun vadede size en çok zaman kazandıran yatırımdır.

      Zamanınızı nereye harcadığınızı ölçün. Birkaç hafta boyunca takviminizi ve günlerinizi kaydedin. Zamanınızın ne kadarının stratejik işlere, ne kadarının operasyonel ayrıntılara gittiğini görünce şaşırabilirsiniz.

 

Zaman yönetimini bir adım ileri taşımak isteyen patronlar ve yöneticiler için iki teknikten söz etmek istiyorum: Zaman Bloklama (Time Blocking) ve Zaman Kutulama (Time Boxing). İsimleri benzediği için sıkça karıştırılırlar ama farklıdırlar. (Elon Musk'ın gününü 5 dakikalık bloklara bölerek planladığı anlatılır. Bu kadar ileri gitmenize gerek yok ama mantık aynı.)

 

Zaman Bloklama, gününüzü veya haftanızı zaman dilimlerine ayırıp her dilimi belirli bir iş türüne tahsis etmektir. Örneğin bir pazartesi gününüz şöyle olabilir:

      09:00 - 10:30 Derin çalışma (strateji, önemli projeler)

      10:30 - 11:00 E-posta ve mesajlar

      11:00 - 12:00 Proje X üzerinde çalışma

      13:00 - 14:00 Haftalık yönetim toplantısı

      14:00 - 15:30 Çalışanlarla görüşmeler

      15:30 - 16:00 Yedek zaman (beklenmedik işler için)

      16:00 - 17:30 Raporları okuma ve değerlendirme

 

Böylece gününüz öngörülebilir hale gelir, önemli işlere yeterli zaman ayırdığınızdan emin olursunuz, dikkat dağınıklığı ve işler arası geçişler azalır.

 

Zaman Kutulama ise belirli bir işe önceden sabit bir süre ayırmak ve süre dolduğunda (iş bitmiş olsun olmasın) durmaktır. "Bu rapora 45 dakika ayıracağım", "E-postalar için 30 dakikam var" gibi. Süre dolunca ya bir sonraki işe geçersiniz ya da bilinçli olarak bir zaman kutusu daha ayırırsınız. Zaman kutulama, Parkinson Yasası'na karşı etkili bir silahtır ve mükemmeliyetçiliği sınırlar. Ders çalışan öğrencilerin çok iyi bildiği Pomodoro Tekniği (25 dakika çalışma, 5 dakika mola) de bir zaman kutulama şeklidir.

 

İki teknik birlikte kullanılabilir. Önce zaman bloklama ile gününüzün iskeletini kurarsınız ("09:00-10:30 derin çalışma"). Sonra bu bloğun içinde zaman kutulama yaparsınız ("ilk 30 dakika bütçe revizyonu, sonraki 60 dakika yatırım sunumunun taslağı").

 

Zamanını verimli kullanan patronlar şirketlerini daha kolay ve hızlı büyütür. Unutmayın, balık baştan kokar. Siz zamanınıza ne kadar özen gösterirseniz çalışanlarınız da o kadar özen gösterir.

 

Not: Zaman kaybettiğimiz dilimlerden biri de işe gidiş gelişlerimizdir. Tablodaki hesaba göre ömrümüzün 5 yılı yollarda geçiyor. Trafikte geçen bu süreyi müzik, haber veya işinize ya da keyfinize yarayacak podcast'ler dinleyerek değerlendirebilirsiniz. Aracı siz kullanmıyorsanız (serviste, toplu taşımada veya şoförlü araçta iseniz) kitap okuyabilir, piyasaları takip edebilir, eğitim videoları izleyebilirsiniz. Pek çok insanın yolda sadece etrafına bakındığını görüyorum. (Evet, bu da bir dinlenme biçimidir ve bazen iyi gelir.) Ama trafikte İngilizcesini geliştiren, sesli kitaplarla onlarca kitap bitiren insanlar tanıyorum. Neden siz de onlardan biri olmayasınız?

 

Özel Hayatımızdaki Zaman Yönetimi

Bana göre zaman yönetimi iki açıdan ele alınmalıdır: iş hayatımızdaki zaman yönetimi ve özel hayatımızdaki zaman yönetimi. Zamanı iyi yönetmek, hem iş hem de özel hayatımızdaki zamanımızı değerli geçirmek demektir.

 

Eve iş getirenler gördüğüm gibi, özel hayatını işyerine taşıyanlar da gördüm. Onlara ne iş hayatındaki zamanları yetiyor ne de özel hayatlarındaki. Bu insanlar genellikle zaman hırsızlarına yenilen, zamanını etkin yönetemeyen kişiler oluyor. Özel hayatına yeterince kaliteli zaman ayıramayanlar da uzun vadede hem kişisel mutluluklarında hem de iş hayatlarında sorun yaşıyor.

 

Kendimizle, işimizle, çevremizle ve hayatla barışık olabilmek için önce zamanın kıymetini bilmemiz gerekir. Görevlerimizin, sorumluluklarımızın, ihtiyaçlarımızın, beklentilerimizin ve arzularımızın da farkında olmalıyız.

 

Yalnız özel hayatta zamanı iyi değerlendirmek, iş hayatındaki gibi sürekli üretkenlik peşinde koşmak demek değildir. Daha çok bizi yenileyen, ilişkilerimizi besleyen, öğrenmemizi ve büyümemizi sağlayan, bize keyif ve anlam veren şeylere zaman ayırmak demektir. Dinlenmek de, hiçbir şey yapmadan balkonda oturmak da buna dahildir.

 

Özel Hayatımıza Ne Kadar Zaman Kalıyor?

Zaman kaynağımızı yeniden hesaplayalım. Gün 24 saat. Bunun ortalama 7 saatini uyuyarak geçiriyoruz. Geriye 17 saat kalıyor. Hafta içi günlerde bunun 9 saatini işe ayırıyoruz. Molalar ve işe gidiş gelişlerle birlikte bu süre 12 saati buluyor. Geriye özel hayatımız için 5 saat kalıyor. Neyse ki hafta sonları özel hayatımıza iki tane 17 saat ekleyebiliyoruz.

 

Böylece haftada 59 saatimizi (hafta içi 5 x 5 = 25 saat, hafta sonu 2 x 17 = 34 saat) özel hayatımıza ayırabiliyoruz. Bunu 7 güne bölersek günde ortalama 8,5 saat eder. Yani "8 saat uyku, 8 saat iş, 8 saat özel hayat" sözü, haftalık ortalama olarak aşağı yukarı doğrudur. Aradaki fark şu: Özel hayat saatlerimizin çoğu hafta sonuna yığılıyor, hafta içi ise elimizde sadece 5 saat var. Bazı ülkelerde denenen 4 günlük çalışma haftası yaygınlaşırsa özel hayatımıza daha fazla zaman kalacak. Ama o güne kadar elimizdekini iyi yönetmemiz gerekiyor.

 

Not: Uyku süresini özel hayattan saymıyorum. Ama iyi ve yeterli uyku, beden ve zihnin onarımı için en temel ihtiyaçtır. Uykunuzdan çalarak zaman kazanmaya çalışmayın. Uykunuza öncelik vermenizi şiddetle öneririm.

 

Özel Hayatımızda Nelerle İlgilenmeliyiz?

Bu 59 saatte nelerle ilgilenmemiz gerekiyor?

      Kişisel bakımımızla (yıkanmak, giyinmek, bakım...vb)

      Eşimizle, sevgilimizle ve çocuklarımızla (yemek, sohbet, oyun, ödev, birlikte aktivite...vb)

      Ev işleriyle ve evin ihtiyaçlarıyla (temizlik, alışveriş, tamirat...vb)

      Anne-babamız, kardeşlerimiz ve akrabalarımızla (telefon, ziyaret...vb)

      Arkadaşlarımız ve komşularımızla (buluşmalar, ortak aktiviteler...vb)

      Sağlığımız ve formumuzla (spor, yürüyüş, doktor kontrolleri...vb)

      Hobilerimizle (kitap okumak, müzik, resim, fotoğraf, doğa yürüyüşü, yüzme...vb)

      Finansal işlerimizle (ödemeler, birikimler, yatırımlar...vb)

      Kişisel gelişimimizle (yabancı dil, yeni beceriler, araştırma...vb)

      Eğlence ve keyifle (film, dizi, konser, tiyatro, sinema, gezi, tatil...vb)

Bunlardan vazgeçebileceğiniz var mı? Bence yok. Hepsinin hakkını vermemiz gerekir. Hakkını vermediklerimiz bir sorun yumağı olarak üzerimize gelir, huzurumuzu kaçırır. Hakkını vermek için de zaman ayırmak gerekir. Peki hafta içi 5 saatte, hafta sonu 34 saatte bunların hepsine yetişebilir miyiz?

Bazı insanlar uyku ve işten arta kalan zamana o kadar çok şey sığdırır ki şaşırırız. Aslında bunda büyük bir sır yok. Özel hayattaki zamanlarını iyi yönetiyorlar, o kadar.

İşe önce değerlerinizi netleştirerek başlayın. Özel hayatınızda sizin için gerçekten önemli olan ne? Aile mi, arkadaşlar mı, sağlık mı, hobiler mi, kişisel gelişim mi, seyahat mi? Bunu netleştirmek, zamanınızı nereye harcayacağınıza bilinçli karar vermenizi sağlar.

Özel hayatta yapılacakların sınırı neredeyse yoktur. Ama her şeye yetişmemiz mümkün değildir. Maymun iştahlı olmamalı, özel hayatımıza çok fazla şey tıkıştırmamalıyız. Bu yüzden önce yalınlaşmamız, yani bazı şeyleri azaltmamız gerekir.

 

Önce Yalınlaşın

Özel hayatımızda nerelerde zaman kaybettiğimizi görmek için başa, tabloya dönelim. Ömrümüzün 8 yılı televizyon ve video izleyerek, 5 yılı internet ve sosyal medyada geçiyor. Arkadaş ve akrabalarımızla buluşmaya ise sadece 1,4 yıl, spora 0,8 yıl, kitaba ve sanata 0,3 yıl ayırıyoruz. Demek ki yalınlaşmaya arkadaşlarımızdan veya ailemizden değil, ekranlardan başlamalıyız.

      Televizyon ve dizi izlemeyi azaltın. Anlamlı bir amacı veya gerçek bir keyfi olmadan saatlerce televizyon izlemek, dizilerin esiri olmak, platformlardaki dizilerin tüm bölümlerini bir gecede izleme maratonları yapmak tam bir zaman kaybıdır. Her şeyin azı karar, çoğu zarardır. İzleyeceğiniz şeyi seçerek izleyin, televizyonu "fon" olarak açık tutmayın.

      Sosyal medyayı disipline edin. Günümüzün en büyük zaman hırsızı sosyal medyadır. Telefonunuzdaki ekran süresi raporuna bakın. Muhtemelen günde 3-4 saati sosyal medyada geçirdiğinizi göreceksiniz. Bu süreyi 1 saate indirmenizi öneririm. Bunun için önce kullandığınız uygulama sayısını azaltın; örneğin Facebook, Instagram, TikTok, X ve benzerlerinden sadece ikisini tutun. Sonra sosyal medyaya belirli zaman dilimleri ayırın; örneğin öğle yemeğinden sonra 20 dakika, akşam yemeğinden sonra 40 dakika. Bu dilimler dışında hiç kullanmayın. Göreceksiniz bu size yetecek ve hiçbir şey kaçırmayacaksınız. Kaçırdığınızı düşündüklerinizin o kadar da değerli olmadığını fark edeceksiniz. Sosyal medyayı tamamen bırakan ve bu kararından gayet memnun olan insanlar tanıyorum. (Ben WhatsApp ve YouTube'u sosyal medyadan saymıyorum; biri haberleşme, diğeri bilgilenme platformu. Ama onları da iradeli ve planlı kullanmak gerekir. YouTube da kolayca bir zaman kuyusuna dönüşebilir. Youtubekolik olmayın.)

      İnternette amaçsızca dolaşmayın. Alakasız ve değersiz içeriklerde kaybolmayın, "tavşan deliğine" düşmeyin. Magazin haberlerinin peşine takılmayın. Faydası olmayacak araştırmalara dalmayın, bir konuyu bitirmeden diğerine atlamayın.

      Ekransız zamanlar yaratın. Akşam yemeklerinde telefonları bir kenara bırakmak, yatmadan bir saat önce ekranlardan uzaklaşmak, hafta sonu belirli saatlerde "dijital sessizlik" ilan etmek gibi basit adımlar büyük fark yaratır. Yatmadan önceki ekransız saat, uykunuzun kalitesini de artırır.

      Oyunlara dikkat edin. Video oyunları, iskambil, okey, kumar...vb bağımlılık yapabilecek oyunlara karşı uyanık olun. Siz onları oynayın, onlar sizi oynamasın. Bu tip oyunlar gerçek sorumlulukları ve daha zenginleştirici aktiviteleri ertelememize neden olur.

      Avunmak için alışveriş yapmayın. Bakıyorum, aileler hafta sonlarını alışveriş merkezlerinde geçiriyor. İnsanlar ihtiyaçları için değil, psikolojik olarak rahatlamak için alışveriş yapıyor. Bir ihtiyacınız olmadan sadece zaman geçirmek için fiziksel veya online mağazalarda dolaşmak hem zaman hem para kaybıdır. Rutin alışverişlerinizi mümkün olduğunca online yapın, bu size ciddi zaman kazandırır. Faturalarınızı ve düzenli ödemelerinizi otomatik ödemeye bağlayın, tek tek uğraşmayın.

      Maçı izleyin, gerisini kısın. Maç izlemek keyiftir. Ama haftada bir iki maça 90-180 dakika ayıranların, bu sürenin 3-4 katını maç yorumlarına, futbol haberlerine ve futbol tartışmalarına ayırdığını görüyorum. Bu da haftalık 59 saatlik özel hayatın 6-10 saati demek. Takımınızı sevin, maçınızı izleyin; ama maçın öncesine ve sonrasına ayırdığınız süreyi kendinize dürüstçe sorun.

      Kısa vadeli al-sat yatırımlarından uzak durun. Tanıdığım bazı insanlar işteyken de evdeyken de sürekli borsa, kripto para, altın ve döviz ekranlarına bakıyor. Paralarını kısa vadeli alım satımlarla kazanmaya odaklanmışlar. İniş çıkışları sürekli takip etmek zorundalar ve sürekli tedirginler. Hem iş hem de özel hayatlarından ne kadar zaman çaldıklarının farkında değiller. Üstelik çoğu gani gani para da kazanamıyor; el elde, baş başta kalıyorlar. Yatırımlarınızı uzun vadeli yapmanızı ve piyasalarla günde bir kez, belirlediğiniz bir saatte (örneğin akşam yemeğinden sonra 15-20 dakika) ilgilenmenizi öneririm. (Bu bir yatırım tavsiyesi değil, bir zaman yönetimi tavsiyesidir.)

      Dedikoduyu azaltın. Dedikodu tatlıdır ama oyalayıcıdır. Üstelik başa dert açar. Tamamen bırakmak neredeyse imkansızdır ama azaltılabilir. Dedikodunun peşinden koşmayı bırakın, zaman size kalsın.

      Faydasız tartışmalara girmeyin. İnternet forumlarında, sosyal medyada veya gerçek hayatta size hiçbir faydası olmayan, sadece enerji tüketen tartışmalar özel hayatınızdan çalar. Eşinizle, kardeşlerinizle, ebeveynlerinizle, kayınlarınızla sürekli didişmek de zihninizi yorar, moralinizi bozar. Bu tip tatsızlıklar özel hayatınızı zehir eder ve zamanınızı yönetmenizi engeller. Sorunlarınızı sakin bir zamanda ve çözüm odaklı konuşun.

      Gizli ilişkilere girmeyin. Eşiniz veya sevgiliniz varken gizli bir ilişki yaşamak, iki ayrı hayatı idare etmek demektir. Bu da inanılmaz zaman, enerji ve dikkat ister. Başınıza çok iş açar, sizi önemli işlerinizden ve kariyerinizden alıkoyar. Mutlu olmadığınız bir ilişkiyi sürdürmek zorunda değilsiniz. Ayrılmak, boşanmak dünyanın sonu değildir. Sizi mutlu edecek birini bulmak en doğal hakkınızdır. Ama önce mevcut ilişkinizi dürüstçe sonlandırın.

      Kontrolünüz dışındakilere takılmayın. Elinizde olmayan şeyler hakkında sürekli endişelenmek veya geçmişte olanları tekrar tekrar düşünmek zihinsel enerjinizi tüketir, çözüm üretmez, stresi artırır ve sizi şu an yapmanız gereken şeylerden alıkoyar.

      Her daveti kabul etmeyin. Enerjinizi ve zamanınızı gerçekten değer verdiğiniz kişilere ve aktivitelere ayırmak için "hayır" demeyi öğrenin. Ama bu, dostlarınızdan uzaklaşın demek değildir. Arkadaşlarınızla ve komşularınızla zaman geçirmek size daima iyi gelecektir. Buluşmalarınızın sayısını değil kalitesini düşünün; düzenli ve keyifli olsun.

Sanırım şu ana kadar özel hayatımızda epey yalınlaştık ve zaman kazandık. Şimdi kazandığımız zamanla faydalı ve keyifli şeyler yapma zamanı.

 

Kazandığınız Zamanı Değerli Şeylere Ayırın

Öncelik aileniz olmalıdır. Eşiniz ve çocuklarınızla yeterli sürede ve kaliteli bir şekilde vakit geçirmezseniz özel hayatınız tıkırında gitmez. Tüm özel zamanınızı onlara ayırın demiyorum; ama onların beklentilerini karşılayacak şekilde onlarla ilgilenmelisiniz. Zaman ayırmak istediğiniz diğer şeyler hakkında onları bilgilendirmeniz de doğru olur. Siz de insansınız; hobilerinize, arkadaşlarınıza ve kendinize de zaman ayırmalısınız.

Not: Eve iş getirmeyin. Acil durumlar dışında, iş saatleri dışında işle ilgili e-posta, mesaj ve aramaları kontrol etmeyin. (İşteki zaman yönetiminizi iyi yaparsanız buna zaten gerek kalmayacaktır.)

Kalıcı bir hobi edinin. Sizi besleyen, motive eden ve akışa sokan hobiler edinin. Bu aktiviteler zihninizi dinlendirir, yaratıcılığınızı artırır. Resim, müzik aleti çalmak, olta balıkçılığı, bahçıvanlık, fotoğrafçılık, el işleri, maket...vb. Birden fazla hobi veya kısa sürede vazgeçilen hobiler yerine kalıcı tek bir güçlü hobi size çok iyi gelebilir. Bazı aileler düzenli olarak kamp yapıyor, bazı çiftler folklorla ilgileniyor, bazı insanlar düzenli olarak dağ yürüyüşlerine çıkıyor, bazıları da maket araba ve uçak yapıyor. Bu hobilerin kulüpleri bile var. Gözlemlerime göre bu tür hobileri olan insanların televizyon izleme ve sosyal medya kullanma alışkanlıkları azalıyor. Özel hayatlarını verimli geçirdiklerini düşündükleri için de mutlu ve formda oluyorlar.

Yaratıcı projelere ve gruplara katılın. Küçük veya büyük yaratıcı projeler üzerinde (yazı yazmak, resim yapmak, beste yapmak...vb) çalışabilir, aktivite gruplarına (trekking, gezi, folklor, dans...vb) katılıp düzenli etkinlikler yapabilirsiniz. Bu gruplar aynı zamanda yeni dostluklar demektir.

Öğrenmeye devam edin. İlgi alanlarınıza yönelik kitaplar ve makaleler okumak hem bilgi birikiminizi artırır hem de zihninizi farklı yönlerde çalıştırır. İşle ilgisi olmayan yeni bir şey öğrenmek (bir dil, bir enstrüman, yemek pişirmek, kodlama...vb) zihni canlı tutar ve özgüveni artırır.

Hareket edin. Düzenli fiziksel aktivite (yürüyüş, koşu, yoga, spor salonu...vb) hem sağlığınızı korur hem stresi azaltır hem de enerjinizi artırır. Parkta yürüyüş yapmak, ormana gitmek, denize karşı oturmak zihinsel dinginlik sağlar.

Dinlenin. Dinlenmeye de zaman ayırın. Dinlenmek ve uyumak zaman kaybı değil, yatırımdır. Bazen sadece "hiçbir şey yapmamak", düşünmek, uzanmak için zaman ayırın. Zihnin serbest kalması yaratıcılığı artırır. Örneğin akşam yemeğinden sonra telefonu bir kenara bırakıp balkonda sessizce oturmak bile çok iyi gelir.

 

Özel Hayatınızı da Planlayın

Özel hayatınızda ilgilenmeniz gereken şeyleri yalınlaştırdıktan sonra bunları bir listeye yazın. Excel, Word veya telefonunuzdaki bir not uygulaması olabilir. Sonra yazdıklarınızı önem sırasına koyun, her birine süre ve tarih atayın. Bu listede bugüne, yarına, bu haftaya, bu aya, bu yıla ve hatta önümüzdeki yıllara dair "yapılacaklar" olsun. Bu hafta sonu çocuklarla pikniğe gitmek, ay sonuna kadar anneanneyi ziyaret etmek, bu yıl yüzme öğrenmek, iki yıl içinde hayalinizdeki ülkeyi gezmek gibi.

 

Gerçekçi süreler koyduktan sonra listenize uyun. Yapacaklarını planla, planladıklarını yap. Listenize her gün yeni şeyler girecek, yapılanlar çıkacak. Her sabah veya akşam birkaç dakikada güncellediğiniz böyle bir listeniz olursa, özel hayatınızda yapmak istediğiniz pek çok şeye zaman ayırabildiğinizi, hem sizin hem de sevdiklerinizin daha mutlu olduğunu göreceksiniz.

 

Yalnız özel hayatınızı iş hayatınız kadar sıkı planlamayın. Planınızda plansızlığa da yer olsun. Kendiliğinden gelişen bir sohbete, ani bir davete, "hadi çıkalım" diyen bir arkadaşa da yer bırakın. Özel hayat bir proje değil, yaşanacak bir hayattır.

 

Özel hayatınızdaki zaman yönetiminde başarılı olursanız muhtemelen iş hayatınızdaki zaman yönetiminde de başarılı olacaksınız. Bu ikisi birbirini besler.

 

Öğrenciler İçin Birkaç Söz

Öğrencilerin zamanı yetişkinlere göre daha boldur ama dikkat dağıtıcıları da daha çoktur. Onlara ayrı bir makale ayırdım. Burada sadece en önemli birkaç önerimi tekrarlayayım:

      Her gün aynı saatte, düzenli olarak ders çalışın. Verimli çalışırsanız günde 1,5 saat yeterlidir.

      Ders çalışırken telefonu odanın dışına çıkarın. Beyniniz aynı anda hem derse hem telefona odaklanamaz.

      Başlamakta zorlanıyorsanız kendinize "sadece 5 dakika" deyin. Başladıktan sonra devamı gelir.

      Sınava hazırlığı asla son geceye bırakmayın. Öğrendiklerinizi düzenli aralıklarla tekrar edin.

      Anlamadığınız konuları ertelemeyin; öğretmeninize, YouTube'daki ders videolarına veya yapay zekaya sorun.

      Uykunuzu, sporunuzu ve arkadaşlarınızı ihmal etmeyin. Verimli çalışan öğrenciye oyuna ve sosyalleşmeye daha çok vakit kalır.

Ayrıntılı önerilerim için Öğrenciler İçin Zaman Yönetimi makalemi okuyabilirsiniz.

 

Son Söz

Hiç kimse zaman yönetiminde mükemmel olamaz ve her daim zamanını iyi yönetemez. Buna gerek de yoktur. Ama hayatımızın belli dönemlerinde zaman yönetiminde en iyi performansımızı göstermemiz gerekir. Nasıl zaman zaman saatlerimizi ayarlıyorsak, zaman yönetimimizi de zaman zaman gözden geçirmeliyiz. Kötüleştiğini fark ettiğinizde bu tip makaleleri okuyarak, eğitim alarak veya videolar izleyerek yeniden iyileştirmeye başlayabilirsiniz.

 

Zaman yönetimini saplantı haline getirmeyin. Bu makalede yazanların hepsine her zaman uymaya çalışmayın. Zaman yönetimini arabanın motorunu çalıştıran marş motoru gibi düşünün. Bir dönem disiplinli bir şekilde üzerine giderseniz, zamanınızı etkili yönetmeyi içselleştirirsiniz. Sonra kendiliğinden, çok fazla plan yapmadan ve çaba göstermeden zamanınızı etkin yönetirsiniz. Doğrusu da budur.

 

Sonuçta zaman yönetimi takvim doldurmak değildir. Hayatta neyin önemli olduğuna karar vermek ve ona gerçekten zaman ayırmaktır.

 

Bu makaledeki önerileri uygularsanız işlerinizi daha kısa sürede ve daha az stresle bitirdiğinizi, hem işinize hem sevdiklerinize hem de kendinize daha çok zaman kaldığını göreceksiniz. Uzun ve öğretici bir makale oldu. Yılda bir kez okumanız zaman yönetiminize çeki düzen vermenize yardımcı olacaktır.

 

Zamana Dair Özlü Sözler

Makalemi, zaman üzerine düşünmüş insanların sözleriyle bitirmek istiyorum:

Seneca: "Bize kısa bir ömür verilmedi; biz onu kısa kılıyoruz."

Theophrastos: "Zaman, insanın harcayabileceği en değerli şeydir."

Hipokrat: "Zaman, içinde fırsatın bulunduğu şeydir; fırsat ise içinde çok fazla zamanın bulunmadığı şeydir."

William Penn: "Zaman en çok istediğimiz ama en kötü kullandığımız şeydir."

Jean de La Bruyère: "Zamanın kısalığından en çok şikayet edenler, onu en kötü kullananlardır."

Benjamin Franklin: "Vakit nakittir."

Benjamin Franklin: "Hayatı seviyor musunuz? Öyleyse zamanı çarçur etmeyin; çünkü hayat ondan yapılmıştır."

Horatio Nelson: "Hayattaki bütün başarımı, her zaman çeyrek saat erken davranmama borçluyum."

Arthur Schopenhauer: "Sıradan insanlar yalnızca zamanı geçirmeyi düşünür; yetenekli insanlar ise onu kullanmayı."

Charles Darwin: "Hayatından bir saati bile boşa harcamaya cesaret eden adam, hayatın değerini keşfetmemiştir."

Mark Twain: "Öbür gün de pekâlâ yapılabilecek bir işi asla yarına bırakma." (Bu espriyi "Bugünün işini yarına bırakma" atasözüyle karıştırmayın 😊)

Peter Drucker: "Zaman en kıt kaynaktır; o yönetilmedikçe başka hiçbir şey yönetilemez."

Alan Lakein: "Zaman hayattır. Zamanını ziyan eden hayatını ziyan eder; zamanına hakim olan hayatına hakim olur."

Stephen Covey: "Mesele takviminizdekileri önceliklendirmek değil, önceliklerinizi takviminize koymaktır."

Warren Buffett: "Zamanınızın kontrolünü elinizde tutmalısınız ve bunu hayır demeden yapamazsınız. İnsanların hayattaki gündeminizi belirlemesine izin veremezsiniz."

Steve Jobs: "Zamanınız sınırlı, bu yüzden onu başkasının hayatını yaşayarak boşa harcamayın."

Daniel Kahneman: "Mutluluğu artırmanın en kolay yolu, zamanınızı nasıl kullandığınızı kontrol etmektir."

Morgan Housel: "Zamanınızın kontrolünü elinizde tutabilmek, paranın size ödediği en yüksek temettüdür."

J. R. R. Tolkien (Yüzüklerin Efendisi'nde Gandalf'ın ağzından): "Tek karar vermemiz gereken şey, bize verilen zamanla ne yapacağımızdır."

Michael Altshuler: "Kötü haber şu ki zaman uçup gidiyor. İyi haber şu ki pilot sizsiniz."

 

 

Not 1: MoSCoW Yöntemi

MoSCoW Yöntemi, özellikle yazılım geliştirme, ürün yönetimi ve proje yönetiminde kullanılan bir önceliklendirme tekniğidir. Günlük iş listesinden çok, bir projenin kapsamına neyin girip neyin girmeyeceğine karar vermek için kullanılır. Adı İngilizce "must", "should", "could" ve "won't" kelimelerinin baş harflerinden gelir (aradaki "o" harfleri okunuşu kolaylaştırmak için eklenmiştir). İşler dört gruba ayrılır:

      Must Have (Olmazsa Olmaz): Mutlaka yapılması gereken işlerdir. Yapılmazlarsa proje başarısız olur, süreçler tıkanır, müşteri şikayet eder, şirket para kaybeder. Örnek: Son teslim tarihi gelen rapor. E-ticaret sitesinde ödeme sisteminin çalışması.

      Should Have (Yapılsa Çok İyi Olur): Önemli ama kritik olmayan işlerdir. İşin kalitesini artırır ama eksikliği sistemi tıkamaz. Zaman kalırsa yapılır veya ertelenir. Örnek: Raporun görsel düzenlemesi. Siparişin müşteriye SMS ile bildirilmesi.

      Could Have (Yapılsa Fena Olmaz): Ekstra değer katan ama işin başarısını etkilemeyen işlerdir. Örnek: Raporun yanına bir infografik hazırlamak. Sitede farklı tema seçenekleri sunmak.

      Won't Have (Bu Sefer Yok): Bu dönemde yapılmayacak, sonraki döneme bırakılan işlerdir. Tamamen unutulmaz, ileride ele alınmak üzere kaydedilir. Örnek: Raporun İngilizce versiyonu. Yapay zeka destekli ürün öneri sistemi.

MoSCoW'un en büyük faydası, kapsamı sürekli genişletme hevesini frenlemesidir. "Won't Have" listesine bir şey yazmak, "bunu şimdi yapmıyoruz" demeyi kolaylaştırır.

 

Not 2: Triyaj Sistemi

"Triyaj" (triage), Fransızca "ayırmak, sınıflandırmak" anlamına gelen bir kelimedir. Savaş, doğal afet, büyük kaza gibi durumlarda veya yoğun acil servislerde, sınırlı kaynakları (doktor, malzeme, zaman) en çok hayatı kurtaracak şekilde kullanmak için hastaları önceliklerine göre sınıflandırma yöntemidir. Temel kategoriler şunlardır:

      Kırmızı (Hemen): Hemen müdahale edilmezse kısa sürede hayatını kaybedebilecek hastalar. Örnek: Ağır kanama, solunum güçlüğü.

      Sarı (Bekleyebilir): Durumu ciddi olan, müdahale gerektiren ama hemen hayati tehlikesi olmadığı için bir süre bekleyebilecek hastalar. Örnek: Kırıklar, orta dereceli yanıklar.

      Yeşil (Hafif): Küçük yaralanmaları olan, kendi başının çaresine bakabilen veya çok daha sonra müdahale edilebilecek hastalar. Örnek: Küçük kesikler, morluklar.

      Siyah: Mevcut kaynaklarla kurtarılması mümkün olmayan durumlar. Bu en zor kategoridir; amaç kaynakları kurtarılabilecek kişilere yönlendirmektir.

Zaman yönetiminde triyaj aynı mantıkla, bir benzetme olarak uygulanır. İşlerimizi hasta gibi düşünür ve sınırlı zamanımızı en çok etkiyi yaratacak şekilde dağıtırız:

      Kırmızı Bölge: Hemen ilgilenilmezse ciddi zarar doğuracak işler (krizler, son dakika işleri, acil müşteri sorunları). Bunları hemen yapın.

      Sarı Bölge: Önemli ama birkaç gün bekleyebilecek işler (planlama, strateji, beceri geliştirme, önemli ilişkileri besleme). Bunları takviminize yerleştirin. Yalnız sarı bölgedeki işleri çok bekletirseniz kırmızıya dönerler.

      Yeşil Bölge: Başkasının yapabileceği veya çok az emekle halledilebilecek işler (bazı e-postalar, rutin talepler, katılmanız şart olmayan toplantılar). Bunları devredin veya en aza indirin.

      Siyah Bölge: Zamanınıza değmeyecek, hiçbir değer üretmeyen işler (amaçsız sosyal medya gezintisi, dedikodu, gereksiz tartışmalar). Bunları listenizden silin.

Triyajın Eisenhower Matrisi'nden farkı, sürekli yenilenmesidir. Acil serviste triyaj her yeni hasta geldiğinde yeniden yapılır. Siz de gün içinde yeni bir iş geldiğinde "Bu hangi renk?" diye sorarak hızlıca karar verebilirsiniz.

 

Not 3: Bu makale yapay zekadan (AI) yardım alınarak revize edilmiştir.