1 Ocak 2015 Perşembe

İletişimin Tarihi Önemi (veya Derslik Önemi)

Bu makalemde neler bulacağınıza dair kısa bir video oluşturdum. Videoyu izledikten sonra okumayı tercih edebilirsiniz.



İletişim… Hayatımızın her anında var olan, bazen farkında bile olmadığımız, ama onsuz yapamadığımız bir olgu. Fakat bu basit gibi görünen kavram, tarihin en eski dönemlerinden beri üzerine düşünülmüş, tartışılmış, ve belki de bugün bildiğimizden çok daha derin anlamlar yüklenmiş.

 

Duygu ve düşüncelerimizi, bilgi ve tecrübelerimizi, haberleri ve anekdotları, duyduklarımızı ve gördüklerimizi temasta olduklarımıza iletişimle aktarabiliriz. Bu iletişim; sözlü, yazılı veya beden diliyle olabilir.

 

Ağzı olan konuşabilir, kalemi/klavyesi olan yazabilir ama her duyulan, her yazılan anlaşılmaz. Eğer iletişim düzeyimiz (yeteneğimiz) iyiyse konuştuklarımız da yazdıklarımız da daha iyi anlaşılır. Karşı tarafı daha iyi anlar, kişilerle olan ilişkilerimiz daha sağlıklı ilerler. Yaşam kalitemiz artar.

 

Eşimizle, çocuklarımızla, anne-babamızla, kardeşlerimizle, komşumuzla, yakın arkadaşlarımızla, uzak arkadaşlarımızla, çalışma arkadaşlarımızla, astlarımızla, üstlerimizle, patronlarımızla kurduğumuz iletişimin kapsamı, kalitesi ve başarısı elbette birbirinden farklı olacaktır. Önemli olan “nabza göre şerbet misali” kiminle, nerde, ne zaman, hangi şartlar altında nasıl iletişim kurduğumuzun farkına vararak iletişimimizi kurgulayabilmektir.

 

İyi iletişim becerilerine sahipseniz sosyal hayatta daha mutlu olabilir, iş hayatında da daha başarılı olabilirsiniz.

 

Hal böyleyken iletişim üzerine ne kadar düşündük, ne kadar okuduk, ne kadar araştırdık, ne kadar ders aldık?

 

Gerçekten ilk ne zaman iletişim dersi aldınız?

 

Bazılarınızın “ne ilki, hiç iletişim dersi almadık ki” dediğini duyar gibi oluyorum.

 

Halbuki matematik, fizik, kimya, biyoloji kadar gerekli bir ders bence. İletişim hakkında bilgisi ve bilinci yüksek toplumların huzur ve mutluluk seviyesinin yüksek olacağına inanıyorum.

 

Keşke ortaokuldan itibaren böyle bir ders olsa müfredatta.

 

Gelin önce tarihi kişiliklerden iletişim dersleri alalım, sonra sözü varacağı noktaya ulaştıralım.

 

Eski Mısır'da bir vezir olan Ptahhotep, tarihteki ilk "iletişim uzmanı" olarak kabul edilebilir (MÖ 2400 civarı). Yazdığı "Ptahhotep'in Öğütleri" (The Maxims of Ptahhotep), bilinen en eski kitaptır ve oğluna iyi bir yönetici ve insan olması için tavsiyeler içerir. İletişimle ilgili tespitleri bugün bile geçerliliğini korumaktadır:

·         Dinlemenin Önemi: "Konuşmaktan çok dinlemeyi öğren. İyi bir dinleyici, konuşanın kalbini fetheder."

·         Sessizlik: "Söz gümüşse sükût altındır" prensibine benzer şekilde, gereksiz konuşmaktan kaçınılmasını öğütler.

·         Adil İletişim: Konuşurken gerçeğe sadık kalınmasını ve öfkeyle konuşulmamasını tavsiye eder.

 

Yazıyı bulan Sümerler, iletişimi kalıcı hale getiren ilk uygarlıktır. "Şuruppak’ın Oğlu Ziusudra’ya Öğütleri", Mısır'daki Ptahhotep ile çağdaş veya ondan biraz daha eski olabilecek bir metindir. Burada da sosyal iletişim üzerine tavsiyeler bulunur:

·         "Kavgaya karışma, sakin konuş."

·         "Yalan söyleme, sözün senet olsun."

 

Hititler döneminde devletler arası iletişim, diplomasi yoluyla yürütülürdü. I. Şuppiluliuma (MÖ 1344 - MÖ 1322), Hitit İmparatorluğu’nun en güçlü krallarından biri olarak, iletişimin diplomasi üzerindeki önemine vurgu yapmıştır. Diplomatik yazışmaların, barışın sağlanması ve anlaşmazlıkların çözülmesindeki rolü, I. Şuppiluliuma’nın yönetim anlayışında merkezi bir yer tutar. “Dostlukla kurulmuş bir bağ, ordulardan daha güçlüdür.” sözüyle, iletişimin barışı koruma üzerindeki gücünü vurgular.

 

İlyada ve Odysseia destanlarının yazarı olarak bilinen İzmirli Homeros (MÖ. 9.yüzyıl), şiirleriyle sadece kahramanlık hikayeleri anlatmakla kalmamış, aynı zamanda toplumun ortak değerlerini ve inançlarını da dile getirmiştir. Homeros’un eserleri, sözlü geleneklerin en güzel örneklerinden biridir ve bu eserler aracılığıyla insanlar arasındaki kültürel iletişim güçlenmiştir. “Hikayeler, bizi birbirimize bağlayan görünmez ipliklerdir” der Homeros.

 

M.Ö. 551-479 yılları arasında yaşamış olan Konfüçyüs, Çin’in en ünlü filozoflarından biri olarak bilinir ve onun öğretileri asırlardır insanlara rehberlik etmiştir. Konfüçyüs’e "Bir ülkeyi yönetseydiniz ilk işiniz ne olurdu?" diye sorulduğunda, "Dili düzeltirdim" demiştir. Konfüçyüs’e göre iletişim, insanlar arasındaki bağların temel taşıdır. Şöyle der: “Sözler, insanları bir araya getirir, ama onları ayıran da yine sözlerdir.” Konfüçyüs’e göre, sözcükler sadece bilgi aktarmakla kalmaz; aynı zamanda ilişkileri şekillendirir, toplumu inşa eder veya yıkar. Konfüçyüs, toplumsal düzenin sağlanmasında iletişimin ve dilin rolüne büyük önem vermiştir. İletişimde süslü sözlerden ziyade samimiyetin ve doğruluğun (dürüstlük) esas olduğunu savunmuştur. Konfüçyüs’e göre, eğer kelimeler doğru kullanılmazsa, düşünceler iyi anlatılamaz; düşünceler iyi anlatılamazsa yapılması gerekenler yapılamaz. Yani iletişimin temeli "doğru kelimeleri kullanmaktır". Konfüçyüs’e göre, “asil insan (Junzi), sözlerinde yavaş (dikkatli), eylemlerinde hızlı olmalıdır." Çok konuşmak değil, öz ve eyleme dönük konuşmak erdemdir.

 

MÖ 5.yüzyılda Antik Yunan etkisindeki Sicilya’da yaşayan Koraks ve Tisias adlı filozoflar, iletişimi teknik bir disiplin (Retorik/Hitabet) olarak ele alan ilk kişilerdir. Mahkemelerde insanların kendilerini savunabilmeleri için ikna edici konuşma sanatını (Retorik) formüle etmişlerdir. Bir konuşmanın; giriş, gelişme (argümanlar) ve sonuç şeklinde düzenlenmesi gerektiğini ilk onlar ortaya koymuştur.

 

Antik Yunan'da Sofist filozoflardan olan Protagoras ve Gorgias (MÖ 5.yüzyıl), iletişimi bir güç ve ikna aracı olarak görmüşlerdir. Onlara göre mutlak doğru yoktur, "ikna edici" doğru vardır. Sözcüklerin gücüyle en zayıf argümanı bile en güçlü hale getirmeyi öğretmişlerdir. Bu, modern "algı yönetimi" ve "propaganda"nın atası sayılır.

 

“Savaş Sanatı” adlı eseriyle ünlü olan ve MÖ 6. veya 4. yüzyılda yaşadığı sanılan Çinli bilge Sun Tzu, ordu komutanlarının ve devlet liderlerinin doğru iletişimle zafer kazanabileceğini belirtir.

·         Sun Tzu, iletişimde dürüstlük ve güvenilirliğin önemini vurgular. Liderler ve askeri komutanlar, askerlerinin güvenini kazanmalıdır.

·         Sun Tzu, liderlerin ve komutanların net ve yönlendirici talimatlar vermesi gerektiğini belirtir. Talimatlar muğlak olmamalı ve birbirleriyle tutarsız olmamalıdır. Ona göre iyi iletişim, birliklerin hedeflerine ulaşmasına yardımcı olur.

·         Sun Tzu, dinlemenin önemini vurgular. Hem askeri liderler hem de devlet adamları altlarındaki kişilerin görüşlerini dinlemeli ve değerlendirmelidir.

·         Sun Tzu, komutanların askerlerini iyi motive etmeleri gerektiğini belirtir. Motivasyonu artırmak için iyi iletişimin şart olduğunu söyler.

 

Antik Yunan’ın büyük trajedi yazarlarından biri olan Aiskhylos (MÖ 525-455), dramalarıyla tanınır. Onun eserlerinde, karakterler arasındaki diyaloglar, iletişimin ne denli önemli olduğunu gösterir. Aiskhylos, eserlerinde bireylerin birbirleriyle kurduğu ilişkilerin ve bu ilişkilerde kullanılan dilin, insanın kaderini nasıl etkilediğini gözler önüne serer.

 

Antik Yunanın en etkili filozoflarından Sokrates (MÖ 469-399) diyaloğu çok önemser ve teorize eder. "Sokratik Yöntem" olarak bilinen bu diyalog tekniği, aslında iletişimin temel taşlarından biridir. Sokrates’e göre, doğru bilgiye ulaşmanın en etkili yolu diyalog kurmaktır. Karşılıklı konuşma ve sorgulama, hem bireysel hem de toplumsal gelişim için şarttır. “Konuş ki seni görebileyim” der Sokrates. Sokrates bu sözle, bir insanın fiziksel görünüşünün, giysilerinin veya statüsünün onun gerçek kimliği hakkında hiçbir şey söylemediğini vurgular. Bir insanı "görmek" (yani onu gerçekten tanımak, ruhunu ve zekasını anlamak), ancak o kişi düşüncelerini kelimelere döktüğünde mümkün olur. Dil, düşüncenin ve karakterin en net yansımasıdır. Ona göre iletişim sadece bilgi aktarımı değildir; bir insanın nasıl düşündüğünü, değer yargılarını ve bilgelik seviyesini ortaya koyan bir eylemdir.

 

Felsefe, etik, politika ve toplumsal düzen gibi birçok konuyu ele almış olan antik Yunan düşünürü Platon (MÖ 424-348) başta “Devlet” olmak üzere pek çok eserinde iletişimin önemini eğitim ve liderlik bağlamında ele alır. Platon, idealar dünyası teorisiyle bilinir ve ona göre, iletişim bu ideaların dünyasına bir köprü olarak hizmet eder. “Gerçek bilgi, iletişim yoluyla açığa çıkar” der Platon. Onun felsefi düşüncesi, iyi bir iletişimin, insanların düşünme yeteneklerini geliştirdiğini ve toplumun daha adil ve düzenli bir şekilde işlemesine katkı sağladığını öne sürer.

·         Platon, ideal bir toplumu ve yönetimi tasvir ederken eğitimin önemini vurgular. Eğitim, bireylerin düşünme yeteneklerini geliştirir ve iletişim becerilerini artırır. İyi bir eğitim, toplumun daha iyi iletişim kurmasına yardımcı olur. Bireyleri arasında iyi iletişim olan topluluklar daha az iç çatışma yaşar, birbirlerine daha sadık olurlar, dışarıya karşı daha çok birlik olurlar der. 

·         Platon, liderlerin iyi iletişim becerilerine sahip olmaları gerektiğini belirtir. İyi bir lider, halkla etkili bir iletişim kurmalı ve toplumun ihtiyaçlarına duyarlı olmalıdır. Halkın arasına karışabilmeli, dertleri dinlemeli, yapamadıklarını açıklayabilmelidir. Halkıyla yüzleşmekten çekinmemelidir.

·         Platon, iletişimin dürüstlük ve doğruluk temelinde olması gerektiğini vurgular. Yöneticilerin ve bireylerin iletişimlerinde yalan ve manipülasyondan kaçınması gerektiğini öğütler.

·         Platon, dilin önemini ve retorik sanatının (konuşma sanatı) etkili iletişimde nasıl kullanılması gerektiğini ele alır. İyi bir konuşma, duygusal ve mantıklı açıdan ikna edici olmalıdır.

·         Platon, iletişim sırasında karşılaşılan olası engelleri de tartışır. Önyargılar, yanlış anlamalar ve kötü niyetli iletişim, toplumun düşünce ve iletişim özgürlüğünü engelleyebilir.

·         Platon sanatın ve felsefenin halkların kültürünü ve iletişimini iyileştirme gücüne sahip olduklarını söyler. Devlet adamlarının ve aristokratların sanatçıları ve filozofları desteklemesi gerektiğini söyler.

 

İletişimi bilimsel bir çerçeveye oturtan ve en kapsamlı teoriyi yazan kişi Aristoteles'tir (MÖ 384-322). "Retorik" adlı eseri, bugün hala iletişim fakültelerinde temel kaynaktır. Bu kitabında Aristo ikna edici iletişimin üç temel unsurunu belirlemiştir: (1) Ethos: Konuşmacının güvenilirliği ve karakteri. (2) Pathos: Dinleyicinin duygularına hitap etme. (3) Logos: Mantıklı argümanlar ve kanıtlar sunma.

·         Aristo, bu kitabında, konuşmanın temel amacının insanları ikna etmek olduğunu belirtir. Aristo’ya göre; İyi bir konuşma, dinleyicilerin düşünce ve duygularını etkileyerek onları istenen sonuca yönlendirmelidir.

·         Aristo’ya göre; konuşmacının dinleyicileri iyi anlaması ve onların ihtiyaçlarına ve duygularına dikkat etmesi önemlidir. İletişim, dinleyicileri anlama ve onları etkileme sanatıdır.

·         Aristo’ya göre; iyi bir konuşma, giriş, gelişme ve sonuç bölümlerini içermelidir. Konuşma, mantıklı bir sırayla ilerlemelidir. Aristo, iletişimde kullanılan argümanların mantıklı ve tutarlı olması gerektiğini vurgular. Argümanların içeriği, konuşmanın etkililiğini belirler. Konuşma yapmadan önce konuyu iyi bir şekilde anlamak ve hazırlık yapmak gerektiğini belirtir. Bilgi eksikliği veya yetersiz hazırlık, konuşmanın etkisini azaltabilir.

·         Aristo, konuşma sanatını (retoriği) öğrenmek ve geliştirmek için sürekli çalışma (pratik yapma) gerektiğini söyler.

 

Aristoteles’in öğrencisi Büyük İskender (MÖ 336-323), dünya tarihinin en büyük fatihlerinden biri olarak bilinir. Ancak onun başarılarının ardında yalnızca askeri deha değil, aynı zamanda etkili bir iletişim stratejisi yatmaktadır. İskender, liderlik ettiği topluluklarla kurduğu iletişimin gücünü iyi bilirdi. Onun için iletişim, hem birleştirici hem de motive edici bir araçtı. "Birlik, iletişimin gücüyle sağlanır" diyen Büyük İskender fethettiği ülkelerin ordularının kendisine katılmasını ve halklarının kendisine biat etmesini sağlamıştır.

 

Romalı hatip Marcus Tullius Cicero (MÖ 106-43) Roma döneminde iletişimi zirveye taşıyan isimdir. Cicero'ya göre iletişim sadece ikna etmek değil, aynı zamanda "iyi bir insan" olmanın gereğidir. İyi bir hatibin sadece ağzı laf yapan biri değil, aynı zamanda kültürlü, ahlaklı ve bilgili biri olması gerektiğini savunmuştur (Vir bonus dicendi peritus - İyi konuşan iyi adam).

 

Roma’nın efsanevi generali ve lideri Julius Caesar (MÖ 100-44), sadece bir asker değil, aynı zamanda usta bir hatip ve diplomattı. Caesar, hitabet sanatını mükemmelleştirerek, halkın gönlünü kazanmayı başarmıştı. Onun iletişim becerileri, politik başarılarının anahtarıydı. Ona göre “sözler, kılıçtan daha keskindi”.

 

MS 1. yüzyılda yaşayan Quintilian, 'Bir Hatibin Yetiştirilmesi' adlı dev eserinde iletişimin beşikten mezara kadar süren bir eğitim süreci olduğunu ve ahlaktan bağımsız düşünülemeyeceğini söyleyerek, belki de tarihteki ilk kapsamlı iletişim müfredatını yazmıştır. Ona göre; iletişim teknikleri (retorik) kötü bir adamın elinde tehlikeli bir silahtır. Sadece ahlaklı insanlar "gerçek hatip" olabilir. Quintilian 12 ciltlik kitabında beden diline de yer vermiştir. İletişimde jest ve mimiklerin nasıl kullanılacağına dair tarihteki en detaylı teknik analizleri yapmıştır (Hangi parmak nasıl durmalı, togayla nasıl hareket edilmeli vs.).

 

Denizli (Hierapolis) doğumlu Stoacı filozof Epiktetos (MS 50-135), iletişimde "dinleme"nin önemini belki de en sert vurgulayan kişidir. Meşhur "İki kulağımız ve bir ağzımız var; demek ki konuşmaktan iki kat daha fazla dinlemeliyiz" sözü ona atfedilir. İyi iletişim konuşmak değil, dinlemektir. Çoğu insan "cevap vermek" için dinler; oysa Epiktetos "anlamak" için dinlemeyi öğütler. Ona göre az konuşup çok dinleyen insan hata yapmaz, karşısındakini onurlandırır ve gereksiz tartışmaların stresinden kurtulur.

 

Romalı tarihçi ve senatör Tacitus (MS 56-120) İletişimin kalitesinin, o toplumdaki özgürlük ortamıyla doğru orantılı olduğunu savunan ilk düşünürlerden biridir. Ona göre baskı rejimlerinde iletişim (hitabet) ölür, dalkavukluk başlar. "Neden artık Cicero gibi büyük hatipler çıkmıyor?" sorusuna cevabı manidardır: "Çünkü cumhuriyet bitti."

 

500’lü yıllarda yaşamış Papa 1.Gregory “Çobanlık Kuralı” adlı eserinde yaklaşık 40 farklı insan tipi tanımlamış ve her biriyle nasıl iletişim kurulacağını anlatmıştır. Herkese aynı dille konuşulmaz. Erkekle kadına, gençle yaşlıya, fakirle zengine, neşeliyle üzgüne farklı hitap edilmelidir.

 

Abbasi döneminde yaşamış olan El Cahiz (776-868), belki de Doğu'nun ilk "İletişim Bilimcisi"dir. El-Beyan ve’t-Tebyin (İfade ve Açıklama) adlı eseri doğrudan doğruya iletişim, retorik ve dilbilim üzerinedir. Bu kitapta El-Cehiz;

·         Bazen susmanın konuşmaktan daha etkili bir iletişim aracı olduğunu savunur.

·         Konuşurken el-kol hareketlerinin (jestlerin) anlamı nasıl tamamladığını inceler.

·         Konuşma bozukluklarının fizyolojik ve psikolojik nedenlerini araştırmıştır.

·         İletişimin temel kuralı "açıklık"tır. Anlaşılmayan söz, söz değildir.

 

11. yüzyılda yaşamış Karahanlı Türkü olan Yusuf Has Hacib devlet adamlarına başarılı olmaları için öğütler veren kitabı Kutadgu Bilig’de (Kutlu Bilgi) “insanda dilince değişir kader, ya yurda baş olur, ya başı gider” diyerek başta padişah olmak üzere tüm devlet yöneticilerine iletişimin önemini vurgular. Eserinde, yöneticilerin davranışlarıyla ve hitabetiyle iletişim içinde olduğunu, hareketlerine ve sözlerine dikkat etmeleri gerektiğini söyler.  Bu eser, yöneticilerin sadece bilgi ve yetenekleriyle değil, aynı zamanda iletişim becerileri ve ahlaki değerleriyle de liderlik yapmaları gerektiğini öğütler.

·         Yusuf Has Hacib eserinde; yöneticilere danışmanın ve danışmanları dinlemenin önemini vurgular. Ona göre iyi bir lider, çevresindeki akıllı insanların görüşlerine değer verir ve istişarede (görüş alışverişinde) bulunur. İletişimde adaleti ve eşitliği sağlamak önemlidir. Yönetici, herkesin söz hakkına sahip olduğunu kabul etmeli ve adaleti gözetmelidir. İletişimde dürüstlük ve doğruluk önemlidir. Yönetici, sözlerinde dürüst ve doğru olmalıdır. Yanıltıcı veya yanlış bilgi vermekten kaçınmalıdır. Yönetici, halkın ve çalışanların ihtiyaçlarını ve duygusal durumlarını anlamaya çalışmalıdır. Empati, iyi iletişim için temel bir özelliktir. Eser, yöneticilere halkla iyi ilişkiler kurmanın önemini anlatır. İyi bir lider, halkın güvenini kazanmalı ve onların destek ve işbirliğini sağlamalıdır. Eser, kötü sözlerden ve kabalıktan kaçınmanın önemini vurgular. Yönetici, nazik ve saygılı bir iletişim tarzı benimsemelidir. Yönetici, davranışları ve iletişimiyle iyi bir örnek olmalıdır. Diğerleri için ilham kaynağı olmalıdır.

 

1027-1283 yılları arasında yaşamış olan Mevlânâ Celâleddin-i Rûmî "Aynı dili konuşanlar değil, aynı duyguları paylaşanlar anlaşabilir" demiştir. Hem bir mutasavvıf hem de evrensel bir düşünür olan Mevlana, iletişimin en büyük paradoksuna dikkat çeker: "Sen ne dersen de, söylediğin, karşındakinin anladığı kadardır." Ona göre iletişim tek taraflı bir yayın değildir. Karşı tarafın seviyesini, ruh halini ve kapasitesini gözetmeyen bir konuşma, gürültüden ibarettir. Ayrıca "Sözü bilen kişinin, yüzünü ak edeceğini; sözü pişirip diyenin işini sağ edeceğini" söyler. Mevlana’ya göre; anlaşılmadığında öfkelenmek yerine üslubunu değiştirmeyi öğrenen kişi, ilişkilerdeki hayal kırıklığını azaltır.

 

13.yüzyılda yaşamış büyük Türk ozanı Yunus Emre "Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı" demiştir.

 

1469 ile 1527 yılları arasında yaşamış ünlü düşünür Niccolò Machiavelli  iletişimi "iktidarı korumak ve halkı yönetmek için bir araç" olarak görür. Rönesans döneminin bu ünlü düşünürü "Prens" (Hükümdar) adlı eserinde iletişime ahlaki değil, tamamen faydacı (pragmatik) bir açıdan yaklaşmıştır. Ona göre liderin ne olduğu değil, halkın gözünde nasıl göründüğü önemlidir. Bugün modern siyasette ve iş dünyasında kullanılan "Kişisel Marka" ve "Algı Yönetimi" kavramlarının temelini o atmıştır.

·         Machiavelli iletişimin en acımasız kuralını koyar: "Herkes senin dışarıdan nasıl göründüğünü görür, ancak çok az insan senin gerçekte kim olduğunu hisseder." Ona göre bir liderin dindar, dürüst veya merhametli olması gerekmez; ama mutlaka öyle görünmesi gerekir. İletişim, kitlelerin gördüğü vitrini düzenleme sanatıdır.

·         Machiavelli'ye göre iyi bir iletişimci tek bir üsluba saplanıp kalmaz. "Tuzakları fark etmek için tilki (kurnaz), kurtları korkutmak için aslan (güçlü) olmalısın" der. Yani iletişim dili duruma göre değişmelidir; bazen diplomatik ve zeki, bazen de sert ve korkutucu olunmalıdır.

·         Machiavelli, "Eğer sözünü tutmak çıkarlarına ters düşüyorsa, akıllı bir hükümdar sözünde durmaz" diyerek iletişimin stratejik yalanlarla yürütülebileceğini savunur. Bu, dürüstlük ilkesine ters olsa da tarihteki "realist" iletişimin bir gerçeğidir.

·         Lider halkıyla iletişim kurarken sevilmeyi mi yoksa korkulmayı mı hedeflemelidir? Machiavelli, "İkisi birden olamıyorsa, korkulmak sevilmekten daha güvenlidir" der. Çünkü sevgi bağı pamuk ipliğine bağlıdır, korku ise ceza tehdidiyle sürer. Bu, otoriter iletişimin temelidir.

·         Machiavelli iletişimi silah gibi kullanmayı öneren ve bu görüşleriyle çok tutulan anti kahraman gibidir.

 

16. yüzyıl Fransız düşünce ve edebiyat dünyasının en önemli isimlerinden Michel de Montaigne (1533-1532) sohbeti bir "zihin egzersizi" olarak görür. Montaigne için en iyi iletişim, "karşıt fikirle" yapılan iletişimdir. “Benimle aynı fikirde olan biriyle konuşmaktan zevk almam; ondan bir şey öğrenemem. Benimle çelişen kişi beni eğitir." Ona göre; iletişim sadece onaylanma aracı değildir. Eleştiriyi ve farklı fikri, kişisel bir saldırı olarak değil, zihni bileyen bir fırsat olarak görmek gerekir. Farklılıklara tahammül edebilen insan, egosu zedelenmediği için çok daha özgür ve bilge bir yaşam sürer.

 

Aydınlanma filozofu Locke (1632-1704), iletişimi "zihindeki fikirlerin kelimelere dökülüp karşı tarafa aktarılması" (kodlama ve kod açma) süreci olarak tanımlayan ilk modern düşünürlerdendir.

 

Gazetelerin yaygınlaşmasıyla birlikte ilk medya eleştirisini yapan Soren Kierkegaard’dır (1813-1855) Ona göre basın, bireysel iletişimi öldürmektedir ve yerine "kamuoyu" denen hayali bir canavar yaratmıştır. Medya ile birlikte herkesin konuştuğu ama kimsenin bir şey söylemediği “gevezelik çağı” başlamıştır. 

 

John Stuart Mill (1806-1873) iletişimin hukuksal ve toplumsal zemini olan “Düşünce ve İfade Özgürlüğü”nü en net savunan isimdir. Ona göre, yanlış bir fikir bile susturulmamalıdır; çünkü doğruyla çarpıştığında doğrunun daha net anlaşılmasını sağlar. Özgür iletişim olmadan toplum gelişemez.

 

1900’lerde yaşamış olan iletişim kuramcıları Claude Shannon ve Warren Weaver, “İletişimin Matematiği” (1948) adlı eserlerinde iletişimi bir sosyal aktivite olmaktan çıkarıp, mühendislik şemasına (modeline) oturtan kişilerdir. Onlara göre iletişimdeki en büyük düşman "Gürültü"dür. Bu sadece fiziki gürültü değildir; önyargılar, dikkatsizlik, kültürel farklar da birer gürültüdür. "Mesajınızın net olması yetmez, 'gürültüyü' (engelleri) en aza indirmeniz gerekir."

 

20. yüzyılın en etkili filozoflarından biri olarak kabul edilen Avusturya doğumlu Ludwig Wittgenstein (1889-1951) dilin zihnimizi nasıl hapsettiğini anlatır. "Dilimin sınırları, dünyamın sınırlarıdır." Ona göre; kelime dağarcığınız ve ifade yeteneğiniz ne kadar darsa, dünyayı algılama ve sorunları çözme yeteneğiniz de o kadar dardır. Kendini ifade edemeyen insan, öfkeye sığınır. Kendini daha iyi ifade etmek için kelime hazinesini geliştiren kişi, duygularını daha iyi tanımlar ve bu da psikolojik sağlamlık (resilience) sağlar.

 

Siyaset bilimi ve propaganda üzerine çalışmaları olan Harold Lasswell 1948 tarihli kitabında iletişimi analiz etmek için bugün hala kullanılan meşhur formülü yazmıştır. "Kim, Kime, Hangi Kanalda, Ne Söylüyor ve Hangi Etkiyle?". Lasswell, “kaynağın niyetini sorgulamadan mesajı kabul etmeyin” der. Bir iletişim sürecini anlamak istiyorsanız, sadece söylenen söze bakmayın; "Bunu kim söylüyor ve amacı ne?" sorusunu sorun der.

 

Kanadalı iletişim kuramcısı Marshall McLuha, Medyumun Gücü (1960'lar) adlı eserinde “araç mesajdır” tespitinde bulunmuştur. Televizyonda ne izlediğinizin (içeriğin) bir önemi yoktur. Televizyonun kendisi (araç), sizin dünyayı algılama şeklinizi değiştirir. Araç, içeriği şekillendirir. “Elektronik iletişim sayesinde dünya küçücük bir köye dönecek, herkes birbirinden haberdar olacak” diyerek İnterneti öngörmüştür.

 

Profesyonel hayatın ilk iletişim eğitimcilerinden ve pek çok kişisel gelişim kitabının yazarı Dale Carnegie (1888-1955) “İletişim, karşıdakine kendini "önemli hissettirme" sanatıdır” demiştir. Carnegie, iletişimin merkezine "egoyu" değil "karşıdakini" koyar. Ona göre; en iyi konuşmacı, karşısındakine kendisinden bahsetme fırsatı veren ve onu can kulağıyla dinleyendir. İnsanların en sevdiği kelime "kendi isimleri"dir.

 

Modern yönetim biliminin babası sayılan Peter Drucker (1909-2005), iş dünyası ve insan ilişkileri için iletişimin en kritik tanımını yapmıştır: "İletişimdeki en önemli şey, söylenmeyeni duymaktır." İnsanlar her zaman duygularını veya ihtiyaçlarını kelimelere dökemezler. Korkular, çekinceler, arzular satır aralarındadır. Gerçek iletişimci, kelimelerin arkasındaki duyguyu "okuyan" kişidir. Drucker’a göre; eşinizin, çocuğunuzun veya iş arkadaşınızın "söyleyemediklerini" duyduğunuzda, derin bir bağ ve güven inşa edersiniz.

 

Amerikalı bir psikolog ve yazar Marshall Rosenberg (1934-2015) modern dünyada iletişimin kalitesini artırmaya yönelik en sistematik yaklaşımı (Nonviolent Communication) geliştirmiştir. Ona göre; İletişimimiz genellikle yargılayıcıdır ("Sen tembelsin", "Hatalısın"). Rosenberg bunun yerine “Gözlem” -> “Duygu” -> “İhtiyaç” -> “Rica” formülünü önerir. “Yargılarımız, karşılanmamış ihtiyaçlarımızın trajik ifadeleridir."

 

20. yüzyılın en önemli bilimkurgu ve fantastik edebiyat yazarlarından Ursula K. Le Guin (1929-2018), dinlemeyi bir eylem olarak görür: "Dinlemek, sadece sessiz kalmak değildir; dinlemek, henüz söylenmemiş olanı duymaya hazır olmaktır." Ona göre; konuşmak genellikle bir güç gösterisi (eril), dinlemek ise bir kabul ediş ve alan açma (dişil) eylemidir. İletişim, iki kişinin birbirine kelime fırlatması değil, "ortak bir anlam havuzu" oluşturmasıdır.

 

Dünyaca ünlü dilbilimci ve medya eleştirmeni Noam Chomskykitle iletişim araçları, halkı bilgilendirmek için değil, şirketlerin ve devletlerin çıkarlarına uygun "rıza üretmek" (beyin yıkamak) için çalışır” der ve ekler “manipülasyona karşı uyanık olun”.

 

Ünlü psikolog ve iletişim uzmanı Doğan Cüceloğlu’na göre iletişim, kelimelerin alışverişi değil, canların (ruhların) birbirine değmesidir. Cüceloğlu'na göre her insan, karşısındakinden (özellikle anne-baba, öğretmen ve yöneticisinden) şu 5 mesajı duymak için çırpınır. İletişim, kelimelerle değil, tavırla bu mesajları verme sanatıdır:

·         Umursanıyorum: (Seni görüyorum, seni fark ettim.)

·         Kabul Ediliyorum: (Seni olduğun gibi, yargılamadan kabul ediyorum.)

·         Değerliyim: (Sen benim için önemlisin, "yer dolduran" bir eşya değilsin.)

·         Yeterliyim: (Sana güveniyorum, yapabilirsin.)

·         Seviliyorum: (Varlığından mutluluk duyuyorum.)

 

Bakın Cüceloğlu iletişim konusunda başka neler diyor?

·         İletişim insanlar arasındaki ilişkilerin temelini oluşturur. İnsanlar, duygusal ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamak için iletişim kurarlar. Bu nedenle sağlıklı ve etkili iletişim, sağlıklı insan ilişkilerinin temelidir.

·         Cüceloğlu, iletişimin sadece sözlü iletişimden ibaret olmadığını, duygusal anlayış ve empati gerektirdiğini belirtir. İnsanların birbirlerini anlamaları ve duygusal olarak desteklemeleri, iletişimi güçlendirir.

·         İletişim, bireylerin kişisel gelişimine katkı sağlar. Kendi düşüncelerini ve duygularını ifade etmek, özgüveni artırır ve duygusal zeka üzerinde olumlu etkiler yapar.

·         Doğan Cüceloğlu, toplum içinde uyumun ve işbirliğinin iletişim sayesinde mümkün olduğunu söyler. İnsanlar arasındaki anlaşmazlıkların ve çatışmaların çözümü de etkili iletişimle mümkün olur.

·         İletişim, bilgi ve deneyimlerin paylaşılması için önemlidir. Bilgi paylaşımı sayesinde toplumlar ilerler ve yeni bilgilere erişim sağlanır.

·         Cüceloğlu, iletişimin bir problem çözme aracı olduğunu belirtir. İnsanlar iletişim yoluyla sorunları tartışabilir, farklı görüşleri dinleyebilir ve ortak çözümler bulabilirler.

·         İletişim, bireylerin düşüncelerini ve fikirlerini özgürce ifade etme hakkını destekler. İfade özgürlüğü, demokratik toplumların temel taşlarından biridir. İnsanlar sadece siyasette değil, ikili ilişkilerinde de kendini özgürce ifade edebilmelidir. Kimse kimsenin görüşünü kısıtlamaya çalışmamalıdır.

·         Doğan Cüceloğlu'nun iletişimin önemine dair görüşleri, insan ilişkileri, kişisel gelişim ve toplumsal uyum açısından iletişimin merkezi rolünü vurgular. Ona göre, etkili iletişim insanların daha sağlıklı, mutlu ve toplumsal açıdan başarılı bir yaşam sürdürebilmeleri için temel bir beceridir.

·         Ona göre iletişimin en büyük kanseri samimiyetsizliktir. "İçinizden gelenle ağzınızdan çıkan, yüzünüzdeki ifadeyle gönlünüzdeki niyet bir olsun. Maskelerle konuşursanız, karşınızdaki maskeyle cevap verir. Canınızla konuşursanız, karşınızdaki canıyla cevap verir."

·         Ona göre iletişim kazalarının çoğunun altında kelime hatası değil, "niyet bozukluğu" (hükmetmek, aşağılamak, hava atmak, suçlamak) yatar. "İletişime başlamadan önce niyetini kontrol et. Niyetin bağ kurmak mı, yoksa dövmek (haklı çıkmak) mi? Eğer niyetin üzüm yemek değil de bağcıyı dövmekse, dünyanın en iyi hitabet sanatını da bilsen o iletişim zehirlidir."

 

………………………………………..

 

Tarihte ve günümüzde pek çok ünlü figürün iletişim hakkında söyledikleri böyle. Bir de dinlerin iletişimin önemi üzerine neler dediğine bakalım.  

 

Müslümanlık, Hristiyanlık, Musevilik, Zerdüştlük, Hinduizm ve Budizm dinlerine baktığımızda hepsinin ortak noktasının "nasıl konuşursan öyle yaşarsın" fikrinde birleşmeleridir diyebiliriz. Tüm dinlerde olduğu gibi bu dinler de iletişimde; dürüstlük, nezaket, dedikodudan uzak durma telkin ederler.

 

Müslümanlık (İslam)

İslam'da iletişim, "güzel ahlak"ın bir yansımasıdır. Kur'an-ı Kerim ve Hz. Muhammed'in hadisleri, sözün içeriği kadar üslubuna da odaklanır. İslam, "dilin afetleri"nden (yalan, iftira, dedikodu) kaçınmanın, toplumdaki güveni (kardeşlik hukuku) inşa edeceğini ve bireyin iç huzurunu sağlayacağını savunur.

·         Kutsal Kitap (Kur'an): İletişimde nezaket esastır. Allah, Hz. Musa'yı Firavun'a gönderirken bile ona "Kavl-i Leyyin" (yumuşak söz) söylemesini emreder (Taha Suresi, 44). Ayrıca Hucurat Suresi'nde alay etmek, lakap takmak ve gıybet etmek (dedikodu) kesin dille yasaklanmıştır.

·         Peygamber Sözü: Hz. Muhammed, "Ya hayır söyle ya da sus" diyerek iletişimin kalitesizleştiği yerde sessizliğin daha erdemli olduğunu belirtir. Ayrıca "Tebessüm sadakadır" diyerek sözsüz iletişimin (beden dili) önemine vurgu yapar.

·         Hz. Muhammed tüm ilişkilerinde adil, dürüst, sabırlı, merhametli ve cömertti. Hz. Muhammed “El-Emin (güvenilir) olarak bilinirdi. Sözünün eriydi. Kul hakkına çok önem verirdi. Birinin sözünü kestiği zaman bile kul hakkı yediğini düşünürdü. Ayrım yapmadan herkesle diyalog kurardı. Daha peygamber olmadan önce içinde Musevi’nin de, Hristiyan’ın da, Zerdüşt’ün de, Sabii’nin de, putperestin de olduğu, amacı toplumda ve yönetimde ahlaki değerleri ve adaleti yükseltmek olan Erdemliler İttifakı adlı grubun aktif bir üyesiydi. Hz. Muhammed herkese karşı, bilhassa yakınındakilere karşı cömertti. Kervan ticaretinde iyi gelir elde ettiği zaman, kendisine yetecek kadar olanı alır, fazlasını kervanda görevli çalışanlara ve kölelerine dağıtırdı. Hz. Muhammed istişareyi severdi. Çevresindekilerin görüşlerini alarak karar verirdi.

Hristiyanlık

Hristiyanlıkta söz (Kelam/Logos) yaratıcı bir güce sahiptir ve Tanrı sevgisinin insanlara aktarılma aracıdır. Hristiyanlık, affedici ve lütufkâr bir dilin, cemaat içindeki birliği sağladığını ve insan ilişkilerindeki "zehri" (öfke ve düşmanlığı) temizleyerek yaşamı iyileştirdiğini öğretir.

·         Kutsal Kitap (İncil): Yakup'un Mektubu'nda (3. Bölüm) dil, gemiyi yönlendiren küçük bir dümene benzetilir; küçük bir organdır ama tüm yaşamın yönünü değiştirebilir. Pavlus'un mektuplarında ise "Ağzınızdan hiç kötü söz çıkmasın... dinleyenlere lütfetsin" (Efesliler 4:29) denilerek yapıcı iletişimin önemi vurgulanır.

·         Öğreti: İletişim, "sevgi" temelli olmalıdır. Gerçeği söylerken bile bunu sevgiyle yapmak esastır. Hz. İsa'nın en ünlü öğretilerinden biri "Altın Kural"dır. "İnsanlara, sizin de insanlara davranmasını istediğiniz gibi davranın" şeklinde ifade edilir. Bu kural, empati ve sevgi temelinde iyi bir iletişimi teşvik eder.

Musevilik (Yahudilik)

Musevilik, dilin kullanımı konusunda belki de en detaylı kurallara (Halaha) sahip dinlerden biridir.

·         Kutsal Kitap (Tora/Tanah): Süleyman'ın Özdeyişleri'nde "Dilin gücünde ölüm ve yaşam vardır" (18:21) denilir. Bu, sözün fiziksel bir silah kadar etkili olabileceğini gösterir. Musevilik, temiz bir iletişimin sadece sosyal ilişkileri korumakla kalmayıp, kişinin manevi saygınlığını da koruduğunu savunur.

·         Öğreti: Yahudi etiğinde "Lashon Hara" (Kötü Dil) çok büyük bir günahtır. Musevilik öğretisine göre "Diline hakim olan, ruhunu beladan korur." Doğru olsa bile, bir başkası hakkında negatif konuşmak yasaktır. Dedikodu, "üç kişiyi öldürür" denir: Söyleyeni, dinleyeni ve hakkında konuşulanı.

Zerdüştlük

Zerdüştlük inancının temel direği doğrudan iletişim ve niyet üzerinedir. Zerdüştlükte söz, eylemin tohumudur. Eğer iletişim (söz) kirlenirse, eylem de kirlenir ve dünya yaşanmaz hale gelir. Kaliteli iletişim, aydınlık ve mutlu bir yaşamın ön koşuludur.

·         Temel Söylem: Din, üç temel prensip üzerine kuruludur: Humata, Hukhta, Hvarshta (İyi Düşünce, İyi Söz, İyi Eylem).

·         Öğreti: "İyi Söz", dürüstlüğün ve gerçeğin (Asha) ifadesidir. Yalan söylemek (Druj), bu dinde en büyük kötülüklerden biri olarak kabul edilir çünkü evrensel düzeni bozar. Zerdüştlük öğretileri, insanların “iyi düşünce”, “iyi söz” ve “iyi davranışta” bulunmalarını teşvik eder. İletişimde iyi sözler ve düşüncelerin kullanılması önemlidir. Burada "İyi Söz" (Hukhta), düşünce ile eylem arasındaki köprüdür. Zerdüşt'e göre iletişim (söz), sadece bir bilgi aktarımı değil, gerçekliği inşa eden bir eylemdir. Ağızdan çıkan her söz, evrendeki düzeni (Aşa) ya güçlendirir ya da bozar. Dolayısıyla iletişim, ibadetin bir parçasıdır.

Hinduizm

Hinduizm'de "Söz" (Vak), tanrısal bir güç olarak kabul edilir. Bilgelik ve sanat tanrıçası Saraswati, aynı zamanda sözün ve dilin tanrıçasıdır. "Söz bir oktur, ağızdan çıktıktan sonra geri dönmez" diyerek, konuşmadan önce süzgeçten geçirmeyi şart koşar. İletişimi sadece insanlar arası bir bağ değil, kişinin ruhsal tekamülünün bir göstergesi olarak kabul eder.

·         Kutsal Kitap (Vedalar): Vedalar’da (Bhagavad Gita, Bölüm 17, Şloka 15) Krishna, "Sözün Disiplini"ni şöyle tarif eder: "Sıkıntı ve huzursuzluk vermeyen, doğru, hoş ve faydalı sözler söylemek; ayrıca kutsal metinleri düzenli okumak, konuşma disiplinidir."

·         Öğretiler: Hinduizm, dürüstlüğü temel bir erdem sayar, ancak bunu "Ahimsa" (Şiddetsizlik) ilkesiyle dengeler. Sözlü şiddet de bir şiddet türüdür. “Doğruyu söyle, hoşa gideni söyle. Ama kırıcı olan doğruyu söyleme.” Ağızdan çıkan her kötü söz, negatif bir enerji yaratır ve bu enerji döngüsel olarak kişinin kendisine geri döner. Kaba konuşan, dedikodu yapan veya yalan söyleyen kişi, kendi gelecekteki yaşam kalitesini düşürür.

Budizm

Budizm'de iletişim, Nirvana'ya giden yolda "Sekiz Aşamalı Yol"un doğrudan bir parçasıdır. "Doğru Söz" pratiğinin zihni berraklaştırdığını, çatışmaları önlediğini ve hem bireyin hem de çevresinin acısını (Dukkha) azalttığını öğretir. İletişimdeki farkındalık (mindfulness), huzurlu bir yaşamın temelidir.

·         Öğreti (Samma Vaca - Doğru Söz): "Doğru Söz", aydınlanma yolundaki zorunlu adımlardan biridir. Bu öğreti dört şeyi yasaklar: (1) Yalan söylemek. (2) İftira atmak/Ara bozucu konuşmak. (3) Kaba ve kırıcı konuşmak. (4) Boş konuşmak (Dedikodu/Geyik muhabbeti).

·         Öğreti: MÖ 6 veya 5. yüzyılda Hindistan'da yaşadığı tahmin edilen ve Budizm'in kurucusu olduğu düşünülen din adamı Siddhartha Gautama, namı diğer Buda, öğretilerinde iletişime doğrudan bir vurgu yapmasa da, insanlar arasındaki ilişkileri ve iletişimi iyileştirmeye yönelik bazı önemli söylemleri vardır. Buda'nın öğretileri, iletişimde saygı, dürüstlük, anlayış ve şiddetsizlik gibi değerleri vurgular ve bu değerler, insanların daha sağlıklı ve pozitif ilişkiler kurmalarına yardımcı olacağını söyler. Budizm öğretisine göre sözlerin "Karma"sı vardır. Ağızdan çıkan her kelime bir enerji yayar ve bu enerji kişiye geri döner.

 

Gördüğünüz gibi; dinler de iletişimin önemini vurgulamıştır.  

………………………..

 

Anlayacağınız iletişimin önemi günümüze ait değildir, insanlık, iletişimin değerini binlerce yıl önce keşfetmiş ve nasıl olması gerektiğini neredeyse günümüzdekine eş değer bir şekilde vurgulamıştır. Büyük bir ihtimalle insanlık konuşmaya başladığından beri iletişimin önemini vurgulamaktadır.

 

İletişim bu kadar önemliyken, neden ilkokullarda, ortaokulda ve/veya lisede iletişim dersleri olmaz?

 

Bilirsiniz; iletişim yoksa, iletişimsizlik vardır.

 

İletişimsizlik yüzünden başımıza pek çok kötü şey gelmiştir. Geç kalmışızdır, yanlış yapmışızdır, yanlış anlaşılmışızdır, yanlış anlamışızdır, ziyan etmişizdir, çatışmalar yaşamışızdır, küsmüşüzdür, boşanmışızdır, kovulmuşuzdur, rezil olmuşuzdur ve daha pek çok olumsuzluklar yaşamışızdır.

 

İletişimsizlik yaşam kalitemizi böylesine bozuyorsa, çocuklarımıza erken yaşlarda iletişimin önemini anlatmamız, doğru iletişim için yapacaklarını söylememiz ve göstermemiz gerekmez mi?  

 

Çocuklarımızın, torunlarımızın ve gelecek nesillerin daha az iletişim sorunu yaşaması için, birlikte daha mutlu yaşamaları için İletişim Dersleri başlasın, diyorum.

 

Siz ne dersiniz?