Birkaç yıl önce danışmanlığa başladığım bir firmada, ilk iş
olarak pazartesi sabahki satış toplantısına katılmak istedim. Toplantı saat
dokuzda başladı. On bir satıcı sırayla söz aldı; geçen haftanın ziyaretlerini,
tekliflerini ve siparişlerini tek tek okudu. Satış müdürü not aldı, arada bir “Bu
müşteri neden hala sipariş vermedi?” diye sordu. Saat on bire doğru patron
içeri girdi, rakamlara baktı, yirmi dakikalık bir konuşma yaptı ve çıktı.
Toplantı öğleye çeyrek kala bitti.
Çıkışta satış müdürüne sordum: “Bu toplantıda hangi
kararları aldınız?”
Bir süre düşündü, notlarına baktı ve “Herkes bu hafta
daha fazla ziyaret yapacak” dedi.
Aynı gün öğleden sonra satıcılardan biriyle çay içtik. Ona
da toplantının kendisine ne kazandırdığını sordum. Gülümsedi: “Hocam,
pazartesi sabahlarına biz ceza saati diyoruz.”
O gün gördüğüm tablo bir istisna değildi. Onbeş yılı aşkın
danışmanlık hayatımda en sık karşılaştığım tablolardan biriydi. Toplantı
yapılıyor, rakamlar okunuyor, nasihat ediliyor; ama satış yönetilmiyor. Herkes
işinin başına dönüyor ve ertesi hafta neyin farklı olacağını kimse bilmiyor.
Bu yazıda, satış toplantılarını o “ceza saati”nden
çıkarıp satışı gerçekten geliştiren bir çalışmaya nasıl dönüştürebileceğinizi
anlatmaya çalışacağım. Hangi toplantının ne sıklıkla yapılacağını, gündemin
nasıl kurulacağını, hedefini tutturan ve tutturamayan satıcıya nasıl
davranılacağını, az satılan ürün ve zayıf bölge sorunlarının toplantıda nasıl
ele alınacağını ve patronun bu toplantılardaki yerini konuşacağız.
Uzun bir yazı oldu. Ama bir satış müdürünün masasında
durmasını istediğim bir yazı. İyi okumalar.
Önce kendi toplantınıza bir bakalım. Aşağıdaki cümlelerden
kaçı sizin satış toplantınız için doğru?
·
Toplantının büyük bölümü rakamların sesli
okunmasıyla geçiyor.
·
Katılımcılar raporları ilk kez toplantıda
görüyor.
·
Toplantıda en çok konuşan kişi satış müdürü.
·
Her satıcı sırayla bütün müşterilerini
anlatıyor, diğerleri sırasını bekliyor.
·
Hedefini tutturamayan satıcı herkesin önünde
sorgulanıyor.
·
Toplantı planlanandan en az yarım saat uzun
sürüyor.
·
Toplantının sonunda yazılı bir karar listesi
çıkmıyor.
·
Bir önceki toplantıda alınan kararlar bir
sonrakinde hiç konuşulmuyor.
·
Satıcılar kötü haberi toplantıda değil,
koridorda söylüyor.
·
Toplantı iptal edildiğinde ekipte gözle görülür
bir rahatlama oluyor.
İkisi ya da üçü doğruysa, düzeltilebilir küçük sorunlarınız
var. Beş ve üzeriyse, toplantınız bir satış geliştirme toplantısı olmaktan
çıkmış, raporlama toplantısına dönüşmüş demektir. Sekiz ve üzeriyse, ekibiniz o
toplantıyı benim o firmada duyduğum gibi “ceza saati” olarak görüyordur.
Aslında son madde tek başına yeterli bir testtir: Toplantı
iptal edildiğinde ekibiniz rahatlıyorsa, o toplantı ekibinize bir şey
kazandırmıyor demektir.
SATIŞ TOPLANTISI NE İŞE YARAR?
Satış toplantısı elbette hedeflerin ve gerçekleşmelerin
konuşulduğu yerdir. Ama yalnızca bundan ibaretse, aynı bilgiyi bir e-postayla
da paylaşabilirdiniz. On kişiyi bir saat boyunca aynı odaya (veya Zoom’a) toplamanın
tek geçerli sebebi, o on kişinin birlikte bir şey üretmesidir.
Bence iyi bir satış toplantısı beş işi birden görür:
·
Ölçer: Hedefin neresindeyiz?
·
Anlar: Rakamlar neden böyle oluştu?
·
Öğrenir: Müşterilerden, rakiplerden ve
birbirimizden ne öğrendik?
·
Karar verir: Neyi değiştireceğiz?
·
Harekete geçirir: Kim, neyi, ne
zamana kadar yapacak?
Çoğu toplantı ilk maddede kalır. Ölçer, ölçer, ölçer ve
dağılır. Oysa ölçmek işin yalnızca başlangıcıdır.
Bunu satış müdürünün sorduğu sorulardan anlarsınız. “Bu
ay ne kadar sattınız?” diye soran müdür rakamları takip ediyordur. “Neden
böyle sattık, gelecek ay neyi farklı yapacağız?” diye soran müdür ise
satışı yönetmeye başlamıştır.
Rakamın büyüklüğüne değil, kalitesine bakın
Danışmanlık yaptığım bir firmada, yılın en yüksek cirosunun
yapıldığı ayın ardından satış toplantısında pasta kesildiğine tanık oldum.
Herkes mutluydu. Toplantıdan sonra finans müdürüyle birlikte rakamları açtık. O
ay verilen ortalama iskonto önceki aylarınkinin neredeyse iki katıydı, vadeler
uzamıştı ve en büyük siparişlerden ikisi tahsilat sorunu yaşanan müşterilerden
gelmişti. Firma rekor ciro yapmıştı, ama o ay önceki aylardan daha az para
kazanmıştı.
O günden sonra o firmada toplantının ilk tablosu yalnızca
ciro olmaktan çıktı; ciro, brüt kar ve tahsilat yan yana konuşulmaya başlandı.
Ciro artarken karlılık düşüyorsa hemen kutlamaya başlamayın.
Önce bunun nedenlerini araştırın. Daha fazla satış yapmak her zaman daha fazla
para kazanmak anlamına gelmez.
Toplantıda her rakam için şu soruları sorun: Bu satış ne
kadar iskontoyla geldi? Vadesi ne? Tahsil edilecek mi? Hangi ürünlerden
oluşuyor?
Bu yazıyı okuyan patronlardan bazıları “satıcıların
önünde brüt karlılığın konuşulması ne kadar doğru?” diye kendi kendine
soruyor olabilir. Brüt karlılık şirketin nihai karı değildir. Net
satışlardan satılan malın maliyeti çıkarıldıktan sonra elde edilen kardır. Dolayısıyla
brüt kardan şirketin faaliyet giderleri karşılanacaktır. Faaliyet giderleri
karşılandıktan sonra kalan kar da “faaliyet karıdır” ki, o bile nihai kar
değildir. Ondan daha pek çok gider ve vergi düşülecektir. Dolayısıyla brüt karı
satıcılarınızla paylaşmanız, onların “vayy ne kadar da çok kar ediyormuşuz”
demesine neden olmaz. Ama brüt karlılık beklentinizi bilmeleri ve satışlarında
bu hedefi kollayarak iskonto yapmaları önemlidir.
Satıcılarınızla brüt karlılığınızı paylaşmak istemiyorsanız
ürünlerinize liste fiyatı verin ve satıcılarınızın bu liste fiyatlarından ne
kadar ortalama iskonto vererek sattıklarını hesaplayın. Belirlediğiniz “maksimum
iskonto” oranından daha az iskonto veren satıcılar kaliteli satış yapıyor
demektir. Toplantıda bunun masaya yatırılması satıcıların kaliteli satış
beklentinizi anlamasına yarayacaktır.
Elbette toplantıda satıcıların portföylerine dair vade
uygulamaları, ortalama tahsilat süreleri ve gecikmiş bakiyeleri de masaya
yatırılmalıdır. Satışın kalitesi tahsilatın ne kadar erken yapıldığıyla da
ilgilidir ve bunu satıcılar çok iyi kavramalıdır.
HER TOPLANTI AYNI TOPLANTI DEĞİLDİR
Satış toplantılarının verimsiz geçmesinin en yaygın
sebeplerinden biri, her şeyi tek bir toplantıya sığdırmaya çalışmaktır. Aynı
toplantıda geçen haftanın siparişleri, bir satıcının kişisel performansı, yeni
yılın stratejisi ve bir müşteri şikayeti konuşulursa, hiçbiri doğru dürüst
konuşulmamış olur.
Ben firmalara genellikle dört ayrı toplantı ritmi
öneriyorum:
|
Toplantı |
Sıklık ve süre |
Odak |
|
Haftalık
operasyon |
Haftada bir,
45–60 dakika |
Geçen
haftanın kararları, kritik fırsatlar, |
|
Aylık
performans |
Ayda bir,
2–3 saat |
Hedefler, karlılık,
tahsilat, ürünler, |
|
Üç aylık
strateji |
Üç ayda bir,
yarım gün |
Pazar,
rakipler, büyüme fırsatları, |
|
Bire bir
görüşme |
Bir ya da
iki haftada bir, |
Satıcıya
özel performans, koçluk, |
Bu tablonun en çok ihmal edilen satırı sonuncusudur. Bire
bir görüşme yapılmayan firmalarda, satıcının kişisel meselesi ekip toplantısına
taşınır. Sonra on kişinin katıldığı bir toplantı, bir kişinin performans
değerlendirmesine dönüşür. Dokuz kişi bekler, bir kişi mahcup olur, kimse bir
şey öğrenmez.
Kural basittir: Haftalık toplantıda ekibi
ilgilendiren, ortak karar gerektiren ya da kritik risk taşıyan konular
konuşulur. Geri kalan her şey, satış müdürüyle satıcı arasında bire bir
görüşmede ele alınır. “Bunu toplantıdan sonra ikimiz konuşalım” cümlesi,
iyi bir satış yöneticisinin en sık kurduğu cümle olmalıdır.
ALTMIŞ DAKİKALIK BİR HAFTALIK TOPLANTI
Haftalık toplantı için önerdiğim ve firmaların kendi
koşullarına göre uyarladığı gündem şöyle:
|
Süre |
Konu |
|
5 dakika |
Önceki toplantıda alınan kararların takibi |
|
10 dakika |
Hedef ve gerçekleşmelerdeki kritik sapmalar |
|
15 dakika |
Önemli müşteriler, kapanmak üzere olan ve takılan fırsatlar, kaybedilen
işler |
|
10 dakika |
Sahadan gelen bilgiler: rakipler, müşteri talepleri, şikayetler |
|
10 dakika |
Kısa bir ürün ya da itiraz çalışması |
|
10 dakika |
Yeni kararlar, sorumlular ve teslim tarihleri |
İlk maddeye dikkat edin: Toplantı, geçen haftanın
kararlarıyla başlar. Bunu yapmayan firmalarda bir süre sonra herkes şunu
öğrenir: Toplantıda alınan kararlar uygulanmasa da kimse sormuyor. O noktadan
sonra toplantınız ciddiyetini kaybetmiştir.
İkinci maddeye de dikkat edin: Gündemde “hedef ve
gerçekleşmeler” yazmıyor, “kritik sapmalar” yazıyor. Yolunda giden her kalemi
tek tek okumanıza gerek yok. Toplantıda yalnızca hedeften belirgin biçimde
sapan rakamlar konuşulur.
Raporlar toplantıdan önce okunur
Bunun için raporların toplantıdan en az bir gün önce
dağıtılması ve katılımcıların bunları okuyarak gelmesi gerekir. Toplantı,
raporların ilk kez görüldüğü yer olmamalı; üzerinde düşünülüp karar verildiği
yer olmalıdır. Rakamları toplantıda sesli okumak, on kişinin bir saatini, bir
kişinin beş dakikada okuyabileceği bir tabloya harcamaktır.
Veriye güvenmiyorsanız toplantı tahmine döner
Bir şey daha var ve çoğu firmada atlanıyor: Önceden
dağıtılan raporun doğru olması.
Bir firmada, CRM kayıtlarına göre son bir ay içinde üç kez
ziyaret edilmiş bir bayiye satış müdürüyle birlikte gittik. Bayi bizi gülerek
karşıladı: “Sizden en son bayramdan önce biri gelmişti.” Kayıtlar,
toplantıda soru gelmesin diye doldurulmuştu. O firmanın satış toplantılarında
aylarca bu kayıtlar üzerinden konuşulmuş, bu kayıtlara göre kararlar alınmıştı.
Ziyaret, teklif ve fırsat kayıtları güncel ve dürüst
değilse, toplantıda konuştuğunuz şey gerçek değil, tahmindir. Bu yüzden
müşterilerime şu kuralı öneririm: Kayda girmeyen ziyaret yapılmamış sayılır;
gerçeğe uymayan kayıt ise hiç yapılmamış ziyaretten daha zararlıdır. Satış
müdürü de bu kuralın uygulanıp uygulanmadığını ara sıra sahada kendisi kontrol
etmelidir.
Ben satıcıların elektronik olarak takip edilmesinden
yanayım. Hem şirket araçlarına takılan takip sistemlerinden hem de şirket
telefonlarını takip sistemlerinden satıcıların nerede olduğu takip edilmeli ve
beyanlarıyla doğruluğu kontrol edilmelidir. Elbette bunu satış müdürü değil,
asistanı yapmalıdır. Anlık takipten bahsetmiyorum, şüpheli görülen durumlarda
kontrol edilmesinden bahsediyorum. Bunu gizli kapaklı yapmanızı da önermem.
Satış müdürünün odasındaki televizyonda araç takip programının açık olması
yeterli. Satıcılar nerede olduklarının izlenebildiğini görmeleri onları hem rut
planlarına uymaları konusunda hem de dürüst beyan yapma konusunda teşvik
edecektir.
Ayrıca satış ekibinin bulunduğu bir Whatsapp grubu
oluşturmanın hem satıcıları takip etme hem de iletişimi güçlendirme açısından
faydalı olduğunu düşünüyorum ve müşterilerime öneriyorum. Satıcılar bu gruptan
ziyaret ettikleri yerlere dair fotoğraf, konum veya konuları buradan paylaşıp
müdürlerini anında bilgilendirebiliyorlar. Böylece CRM’e giriş yapmaları da
kolaylaşıyor. Ayrıca vaka/tecrübe paylaşımı da sağlanmış oluyor.
Satış Müdürü Toplantıya Dersini Çalışarak Gelmeli
Satış toplantılarına yalnızca satıcılar değil, satış müdürü
de hazırlıklı gelmelidir. Hatta toplantıya en hazırlıklı gelen kişi satış
müdürü olmalıdır. Çünkü satış toplantıları, satış müdürünün ekibine, pazara,
müşterilere, rakiplere ve satış faaliyetlerine ne kadar hakim olduğunu
göstermesi için önemli bir fırsattır. Bu kapsamlı hazırlık, özellikle aylık
performans toplantısı ve üç aylık strateji toplantısı içindir.
Satış müdürü yalnızca satıcılarının anlattıklarını dinleyen,
satış raporlarını inceleyen, hedefleri hatırlatan ve gerektiğinde hesap soran
kişi olmamalıdır. Aynı zamanda ekibini bilgilendiren, eğiten, yönlendiren, yeni
fırsatları gösteren ve mücadeleye hazırlayan kişi olmalıdır.
Ben satış müdürünün toplantıdaki rolünü biraz da mafya
filmlerinde ekibini bilgilendiren bir istihbarat şefine benzetiyorum. Hani
filmlerde büyük bir operasyon öncesinde herkes bir odada toplanır; istihbarat
şefi duvara yansıtılan haritalar, fotoğraflar, krokiler ve grafikler üzerinden
durumu anlatır. Kim nerede, rakiplerin gücü ne, zayıf noktaları nereler, hangi
fırsatlar var, nerede nasıl hareket edilmeli? Herkes dikkatle dinler, sorular
sorar ve sonunda ne yapması gerektiğini bilerek odadan çıkar. İyi bir satış
müdürü de satış toplantısını böyle yönetebilmelidir.
Örneğin Türkiye haritasını ekrana yansıtıp hangi illerde
güçlü, hangilerinde zayıf olduklarını göstermelidir. Bölgelere göre satışları,
müşteri sayılarını, bayi yaygınlığını ve mümkünse pazar paylarını grafiklerle
anlatmalıdır. Pazar payı verileri yoksa bunların tahmini olduğunu açıkça
belirtmeli, hangi verilerden hareketle hesaplandığını göstermelidir. Rakiplerin
hangi bölgelerde güçlü olduklarını, hangi ürünlerle öne çıktıklarını, nasıl
fiyatlandırma yaptıklarını ve müşterileri hangi avantajlarla kazandıklarını
açıklamalıdır.
Sadece geçmiş ayın satışlarını göstermekle yetinmemelidir.
Satışların hangi ürünlerde yoğunlaştığını, hangi ürünlerin yeterince
satılmadığını, hangi müşteri gruplarına ulaşamadıklarını, hangi bölgelerde
büyüme fırsatlarının bulunduğunu da ortaya koymalıdır.
Örneğin bir ürünün Marmara'da çok iyi satılırken Ege'de
neden yeterince satılmadığını araştırmış olmalıdır. Benzer şekilde, rakiplerin
güçlü olduğu bir bölgede hangi müşterilere, hangi ürünlerle ve hangi satış
argümanlarıyla gidilebileceğine ilişkin öneriler geliştirmelidir.
Üstelik bütün bunları sayılarla dolu sıkıcı Excel
tablolarından okuyarak değil; grafiklerle, haritalarla, ürün görselleriyle,
rakip karşılaştırmalarıyla ve gerektiğinde müşteri fotoğraflarıyla desteklenen
etkili bir sunumla anlatmalıdır. Satıcıların önlerine yalnızca rakamlar değil,
pazarın fotoğrafı konulmalıdır.
Satış müdürü zaman zaman bir ürünün satışına özel olarak da
hazırlanmalıdır. Örneğin az satılan bir ürünü ele alıp bu ürünün hangi müşteri
ihtiyaçlarını karşıladığını, hangi rakip ürünlerle mücadele ettiğini, hangi
avantajlarının öne çıkarılması gerektiğini ve müşterilerin muhtemel
itirazlarına nasıl cevap verileceğini anlatmalıdır. Satıcılarına örnek satış
konuşmaları sunmalı, gerektiğinde birlikte prova yapmalıdır.
Elbette satış müdürünün bütün bu bilgileri tek başına
toplaması gerekmez. Pazarlama, ürün yönetimi, satış operasyonları ve saha
ekiplerinden yararlanabilir. Ancak bilgileri bir araya getirmek, yorumlamak,
sonuç çıkarmak ve bunlardan bir satış stratejisi oluşturmak onun
sorumluluğudur.
Böyle hazırlanmış bir toplantıya katılan satıcı, müdürünün
yalnızca kendisinden satış beklemediğini, kendisinin daha fazla satış
yapabilmesi için de çalıştığını görür. Müdürünün pazarı tanıdığını, rakipleri
takip ettiğini, müşterilerin beklentilerini bildiğini ve satış fırsatlarını
araştırdığını fark eder. Bu da müdürüne duyduğu güveni ve saygıyı artırır.
Üstelik iyi hazırlanmış, görsellerle desteklenmiş, yeni
bilgiler ve fırsatlar sunan bir satış toplantısı, satıcılar için sıkıcı bir
zorunluluk olmaktan çıkar. Merakla beklenen, yeni şeyler öğrendikleri,
heyecanlandıkları ve motive oldukları bir buluşmaya dönüşebilir.
Ancak satış müdürünün sunumu tek taraflı bir konferansa da
dönüşmemelidir. Müdür bildiklerini anlatmalı, ardından satıcıların gözlemlerini
dinlemeli, varsayımlarını onlarla sınamalı ve birlikte kararlar almalıdır.
Çünkü masa başında hazırlanan en iyi pazar analizi bile sahadaki satıcıların
deneyimleriyle tamamlandığında değer kazanır.
Satış müdürü toplantıya yalnızca “Geçen ay ne yaptınız?”
diye sormak için değil, “Pazarda neler oluyor, önümüzde hangi fırsatlar var
ve bunları nasıl değerlendireceğiz?” sorularına cevap vermek için de
gelmelidir.
Bence satış toplantısının sonunda satıcıların yalnızca
hedeflerini ve eksiklerini değil; rakiplerini, fırsatlarını, hangi müşterilere
hangi ürünlerle gideceklerini ve nasıl satış yapacaklarını da daha iyi biliyor
olmaları gerekir.
Kısacası iyi bir satış müdürü ekibinin karşısına yalnızca
bir denetçi gibi değil; pazara hakim bir istihbarat şefi, yol gösteren bir
stratejist ve ekibini mücadeleye hazırlayan bir antrenör gibi çıkmalıdır.
TOPLANTIDA SADECE MÜDÜR KONUŞMASIN
Bir firmada yetmiş beş dakika süren bir toplantıda satış
müdürünün kaç dakika konuştuğunu not etmiştim: elli iki dakika. Geri kalan
yirmi üç dakikayı yedi satıcı paylaşmıştı. Toplantıdan sonra bunu müdüre
söylediğimde çok şaşırdı. Kendisini ekibini dinleyen bir yönetici olarak
görüyordu.
Bu çok yaygın bir durumdur. Müdür toplantıya girer,
rakamları yorumlar, görevleri hatırlatır, nasihat eder ve toplantıyı kapatır.
Oysa müşterinin içine giren, rakibin yeni fiyat listesini ilk gören, sahadaki
itirazları ilk duyan kişiler satıcılardır. Satıcılar toplantının dinleyicisi
değil, bilgi kaynağıdır. Toplantının yarısından fazlasını müdür konuşuyorsa,
ortada bir toplantı yoktur; bir sunum vardır.
Bunu değiştirmenin basit bir yolu var. Her satıcıdan
haftalık toplantıya şu üç sorunun cevabıyla gelmesini isteyin:
·
Geçen hafta müşterilerden ya da rakiplerden ne
öğrendim?
·
Hangi satış fırsatını fark ettim?
·
Hangi konuda ekipten ya da yönetimden destek
istiyorum?
Bu üç soru toplantının havasını değiştirir. Bir satıcı
rakibin bayilere yeni bir vade kampanyası sunduğunu anlatır. Bir başkası
müşterilerde henüz karşılayamadığınız bir ihtiyaç fark ettiğini söyler. Bir
diğeri kaybettiği büyük siparişin gerçek nedenini paylaşır. İyi yönetilen bir
toplantıda bunların her biri bir karara dönüşür.
Müdürün işi de her şeye cevap vermek değil, doğru soruyu
sormaktır. “Bu iş bu ay kapanır mı?” sorusu bir tahmin ister. “Bu işin
kapanması için ne olması gerekiyor?” sorusu ise bir plan ister. İkinci soruyu
soran müdür, toplantıdan bir aksiyonla çıkar.
Dikkat: Satıcılara daha fazla söz verin diyorum ama bu satıcıların
fiyatlardan, iskontolardan, sevkiyatlardan, ürünlerden, rakiplerden,
ekonomiden, maaş ve primlerden şikayet seansına da dönüşmemelidir. Böyle bir
yaklaşım varsa satış müdürü “bu şikayetlerin üç ayda bir yapılan strateji
toplantısında ele alınacağını” söyleyerek haftalık toplantının odağından
uzaklaşılmamasını sağlamalıdır.
HEDEFİNİ TUTTURAN SATICIYA NASIL DAVRANMALI?
Başarı takdir edilmelidir; mümkünse herkesin önünde. Ama
nasıl takdir edildiği çok önemlidir.
Bir toplantıda patronun ayın en iyi satıcısını ayağa
kaldırıp ekibe dönerek şöyle dediğini hatırlıyorum: “Hepiniz bundan örnek
alın. O yapabiliyorsa siz de yapabilirsiniz!” Övülen satıcı yerine
oturduğunda yüzü kızarmıştı. Birkaç hafta sonra bana, ekipte kendisine mesafe
konduğunu, artık kimsenin ona bir şey danışmadığını anlattı. Patron onu
ödüllendirdiğini sanıyordu; aslında onu ekibin geri kalanını azarlamak için
kullanmıştı.
Doğru takdir, başarının nasıl elde edildiğini görünür kılar:
“Ahmet, bu ay hedefinin %115'ini gerçekleştirdin, tebrik ederim. Üstelik üç
yeni müşteri kazandın ve iki eski müşteriyi geri getirdin. Bunu nasıl yaptığını
gelecek toplantıda on dakika arkadaşlarınla paylaşır mısın?”
Bu cümlede hem takdir hem öğretme var. Ahmet ödüllendirilir,
ekip de Ahmet'in ne yaptığını öğrenir. Başarı bir kişinin şansı olmaktan çıkar,
ekibin kullanabileceği bir yönteme dönüşür.
Bir de şunu unutmayın: Hedefini tutturan satıcının da
gelişmeye ihtiyacı olabilir. Hedefini mevcut birkaç büyük müşteriden gelen
kolay siparişlerle tutturmuş, hiç yeni müşteri kazanmamış ya da aşırı iskonto
vermiş olabilir. Bu yüzden satıcıyı yalnızca ciroyla değil; yeni müşteri, ürün
çeşitliliği, karlılık ve tahsilatla birlikte değerlendirmek gerekir.
HEDEFİNİ TUTTURAMAYAN SATICIYA NASIL YAKLAŞMALI?
Burada kural basit: Ekip önünde genel tablo, bire bir
görüşmede kişisel ayrıntı.
Satış müdürü haftalık toplantıda ekibin hedefin gerisinde
kaldığını söyleyebilir, hangi bölgede ya da hangi üründe açık olduğunu
gösterebilir. Ama bir satıcının kişisel eksikleri on kişinin önünde konuşulmaz.
O konuşmanın yeri bire bir görüşmedir ve orada da önce soru sorulur: “Mehmet,
bu ay hedefinin %78'ini gerçekleştirdin. Nelerin yolunda gitmediğini ve gelecek
ay neyi değiştireceğimizi birlikte anlamamız gerekiyor. Sence en önemli
nedenler neler?”
Sonra dinlenir. Rakip mi daha ucuz? Ürün mü stokta yok?
Teslimat mı gecikti? Büyük bir müşteri mi kaybedildi? Yoksa satıcı yeterince
ziyaret yapmadı, tekliflerini takip etmedi, yeni müşteri aramadı mı? Aynı rakam
çok farklı nedenlerle ortaya çıkabilir. Her başarısızlığa aynı tepkiyi veren
müdür, çalışan satıcıyı da çalışmayan satıcıyı da aynı anda kaybeder.
Dinlemek, her açıklamayı kabul etmek anlamına gelmez. Satıcı
planlanan otuz ziyaretin yalnızca on ikisini yapmışsa, konu artık pazar
koşulları olmaktan çıkmıştır. Satış müdürü bunu açıkça söylemeli, nedenini
sormalı, yeni bir faaliyet planı istemeli ve takip etmelidir. Nazik olmak
gevşek olmak değildir; hesap sormak da azarlamak değildir.
Bu dört durumu birbirinden ayırmak işinizi kolaylaştırır:
|
Durum |
Yönetim yaklaşımı |
|
Hedefini tutturdu, |
Takdir edin, yöntemini ekibe yaygınlaştırın. |
|
Hedefini tutturdu ama |
Sonucu takdir edin, yöntemi düzeltin. |
|
Hedefini tutturamadı ama |
Engelleri araştırın, koçluk ve destek verin. |
|
Hedefini tutturamadı, |
Açık bir uyarı, ölçülebilir bir gelişim planı |
Karşılaştırırken adil olun
“Ali yapıyor, sen neden yapamıyorsun?” sorusu çoğu
zaman haksızdır. Ali'nin bölgesi, müşteri portföyü ve pazar potansiyeli
bambaşka olabilir. Satıcıyı önce kendi geçmiş performansıyla ve bölgesinin
gerçek potansiyeliyle karşılaştırın.
Hatanın söylenebildiği bir ortam kurun
Bir firmada, büyük bir ihaleyi kaybeden satıcının bunu iki
ay boyunca toplantılarda söylemediğini öğrenmiştik. Fırsat, listede “görüşmeler
sürüyor” diye duruyordu. Neden sakladığını sorduğumda cevabı çok netti: “Söyleseydim
toplantıda iki saat bunu konuşacaktık.”
O iki ay boyunca firma, gelmeyecek bir siparişe göre üretim
ve satın alma planı yaptı. Kaybın asıl maliyeti ihalenin kendisinden çok,
saklanmasıydı.
“Bu müşteriyi nasıl kaybettik?” sorusu suçlu bulmak
için değil, aynı kaybı bir daha yaşamamak için sorulmalıdır. Kötü haberi
getiren satıcı cezalandırılırsa, bir süre sonra toplantınızda yalnızca iyi
haberler konuşulur. Ve gerçeği en son öğrenen kişi siz olursunuz.
ÇOK SATILAN ALTI ÜRÜN, SATILMAYAN ELLİ DÖRT ÜRÜN
Şimdi toplantıda bir satış sorununun nasıl ele alınacağını
bir örnek üzerinden anlatayım.
Yapı kimyasalları üreten bir firmada çalışırken, ürün
listesinde altmış ürün kalemi olduğunu ama cironun yaklaşık yüzde sekseninin
yalnızca altı üründen geldiğini gördük. Satışlar kötü değildi, firma büyüyordu.
Ama portföyün büyük bölümü kullanılmıyordu.
Satıcılarla konuştuğumuzda tablo netleşti. Satıcılar iyi
bildikleri, kolay sattıkları ve müşterinin zaten istediği ürünlere
yönelmişlerdi. Diğer ürünleri ya yeterince tanımıyorlar ya da müşteriye
önermeyi akıl etmiyorlardı.
Burada bir uyarı yapmam gerek: Az satılan her ürün bir satış
başarısızlığı sayılmaz. Bazı ürünlerin pazarı küçüktür, bazılarının rakiplerine
karşı şansı azdır, bazıları zaten belirli bir müşteri grubu için üretilmiştir.
Önce ürünleri gerçek potansiyellerine göre ayırmak gerekir.
O firmada elli ürünü toplantıda art arda tanıtmaya
kalkışmadık. Potansiyeli en yüksek beş ürünü seçtik ve her biri için beş soruya
cevap hazırladık:
·
Bu ürünü hangi müşteri kullanır?
·
Müşterinin hangi sorununu çözer?
·
Rakibe karşı üstünlüğü nedir?
·
Hangi çok satılan ürünle birlikte önerilebilir?
·
Satıcı konuyu müşteriye hangi soruyla açabilir?
Satıcıya ürün bilgisi değil, satış gerekçesi verin
Bu beş üründen biri derz dolgusuydu. Firma seramik
yapıştırıcısını çok iyi satıyor, derz dolgusunu ise neredeyse hiç satamıyordu.
Oysa seramik yapıştırıcısı alan her usta, birkaç gün sonra derz dolgusu da
alıyordu.
Satış müdürü toplantıda “Derz dolgusunu da satın!”
demedi. Şunu söyledi: “Seramik yapıştırıcısı alan müşterilerimiz derz
dolgusunu kimden alıyor? Neden bizden almıyor? Bu hafta her biriniz seramik
yapıştırıcısı alan dört müşterinizle konuşsun, derz dolgusunu teklif etsin,
aldığı cevapları da gelecek toplantıya getirsin.”
Bir sonraki toplantıda en sık duyulan cevap hepimizi
şaşırttı: “Siz derz dolgusu da mı yapıyordunuz?”
Müşteriler ürünü beğenmedikleri için değil, varlığından
haberleri olmadığı için almıyordu. Bu bilgi o toplantıda ortaya çıktı ve kalıcı
bir çapraz satış çalışmasına dönüştü.
Yalnız bir şeyin altını çizeyim: Çapraz satış, müşteriye
ihtiyacı olmayan ürünü yüklemek demek değildir. Amaç, müşterinin zaten ihtiyaç
duyduğu ürünü rakipten değil, sizden almasını sağlamaktır.
Her hafta on dakikalık bir ürün çalışması
Haftalık gündemdeki on dakikalık ürün ve itiraz çalışması
tam da bunun içindir. O ürünü başarıyla satan bir satıcı, ürünü hangi müşteriye
nasıl anlattığını kısaca paylaşır. Sonra bir başka satıcı müşteri rolüne girer;
fiyat itirazı yapar, rakibi tercih ettiğini söyler ya da bir kullanım sorununu
dile getirir. Satıcı da cevap vermeyi dener.
İlk haftalarda satıcılar bu çalışmadan çekinir, gülüşmeler
olur. Üç dört hafta sonra ise toplantının en canlı bölümü haline gelir. Ben
uzun ve sıkıcı teknik sunumların satışa yansıdığını pek görmedim; bu kısa
uygulamaların yansıdığını ise çok gördüm.
Ürün çeşitliliğini artıran satıcıyı da takdir edin. Yalnızca
cironun şampiyonunu değil, daha önce satılmayan bir ürünü yeni müşterilere
kazandıranı da görünür kılın. Prim sisteminiz de, uygun olduğu ölçüde, karlı
ürünlerin yaygınlaşmasını ve yeni müşteri kazanımını ödüllendirmelidir.
Hedef, her satıcının altmış ürünün hepsini satması değildir.
Hedef, potansiyeli olan ürünün doğru müşteriye, doğru gerekçeyle teklif
edilmesidir.
BİR BÖLGEDE ÇOK, ÖBÜRÜNDE AZ SATILIYORSA
Aynı mantık bölgeler için de geçerlidir. Marmara'da satışlar
çok iyiyken İç Anadolu'da ya da Akdeniz'de düşük olabilir. Böyle bir durumda
zayıf bölgenin satıcısını sıkıştırmak kolaydır ama bir şey çözmez. Önce farkın
nedenini anlamak gerekir.
Şu sorulara cevap arayın: Bölgenin pazar büyüklüğü ne? Kaç
potansiyel müşteri ya da bayi var ve bunların kaçı aktif müşteriniz? Müşteri
başına satışınız ne kadar? Rakipler orada ne kadar güçlü? Nakliye koşulları
sizi dezavantajlı duruma düşürüyor mu? Sorumlu satıcılar kaç nitelikli ziyaret
yapıyor?
Bu sorular sorulmadan iki bölgenin toplam cirosunu
karşılaştırmak yanıltıcıdır. Bir bölgedeki bayi sayısı ve inşaat hacmi
diğerinin üç katı olabilir. Bölgeyi başka bir bölgeyle değil, kendi
potansiyeliyle ölçün.
Güçlü bölgeye şöyle yaklaşılabilir: “Marmara ekibimiz
yeni bayi kazanımında çok iyi bir yöntem geliştirdi, tebrik ediyorum. Bunu
hangi adımlarla yaptıklarını birlikte öğrenelim. Diğer bölgelerde
uygulanabilecek yanları var mı?”
Zayıf bölgeye ise şöyle: “İç Anadolu'da doksan potansiyel
bayi tespit etmişiz, ama yalnızca yirmi beşi aktif müşterimiz. Diğerleriyle
neden çalışmıyoruz? Kaçını ziyaret ettik, hangi itirazlarla karşılaştık,
rakipler orada ne yapıyor? Sizden yalnızca açıklama değil, müşteri kazanma
önerisi de bekliyorum.”
Bu iki cümlenin tonu farklı ama mantığı aynı: İkisi de bir
soruyla bitiyor ve ikisi de toplantıdan bir aksiyon çıkarıyor.
Ürünü ve bölgeyi aynı tabloda görün
Bölge bazlı ciro tablosu çoğu zaman yetmez. Aylık toplantı
için basit bir ürün-bölge tablosu hazırlayın: Hangi ürün, hangi bölgede, aktif
müşterilerin yüzde kaçına satılıyor? Örneğin derz dolgusu Marmara'daki aktif
bayilerin yüzde yetmişine, İç Anadolu'dakilerin ise yüzde yirmisine
satılıyorsa, konuşulacak bir şey var demektir. Ürün ihtiyacı mı farklı, satıcı
ürünü mü tanımıyor, rakip mi güçlü, fiyat mı yanlış?
Bu tablo, “Daha çok satın!” demekten çok daha
işe yarar. Çünkü genel bir şikayeti somut bir müşteri, ürün ve bölge sorusuna
dönüştürür.
BAYİYE SATTINIZ DİYE SATMIŞ OLMAZSINIZ
Bayi üzerinden satış yapan firmalarda toplantıda mutlaka
konuşulması gereken bir konu daha var: Bayiye yaptığınız satış ile bayinin son
kullanıcıya yaptığı satış aynı şey değildir.
Bir firmada, ay sonunda hedefi tutturmak için bayilere
ekstra iskontoyla mal yüklendiğine tanık oldum. O ay hedef tuttu, satış ekibi
primini aldı. Sonraki iki ay bayilerden neredeyse hiç sipariş gelmedi, çünkü
depoları doluydu. Üstelik bazı bayiler stoklarını eritmek için ürünü piyasada
liste fiyatının altında satmaya başladı ve bu da diğer bayilerle sorun yarattı.
Bayi stoklarını, bayilerin satış hızını ve aktif bayi
sayısını izlemeyen bir satış toplantısı, bu tabloyu ancak iş işten geçtikten
sonra görür.
Kısaca şunu da ekleyeyim: Satış modeliniz değiştikçe
gündemin ağırlığı da değişir. Kurumsal müşterilere proje ve çözüm satan
firmalarda teklif havuzu, karar vericiler ve kaybedilen teklifler öne çıkar.
Bayi satışında aktif bayi oranı, bayi stokları ve ürün yaygınlığı; perakendede
ise dönüşüm oranı, ortalama sepet ve iadeler daha çok konuşulur. Bu yazıdaki
ilkeler hepsi için geçerlidir; değişen, masaya konan rakamlardır.
PATRON TOPLANTIYA GİRİNCE
KOBİ'lerde en hassas konulardan biri budur: Patron satış
toplantısına girmeli mi? Bence girmeli, ama her toplantıya değil. Ve girdiğinde
satış müdürünün yerine geçmemeli.
Danışmanlık yaptığım firmalarda çok sık gördüğüm bir sahne
var. Satış müdürü toplantıyı yönetirken kapı açılır, patron içeri girer. O
andan itibaren satıcılar sandalyelerini patrona doğru çevirir; artık müdüre
değil, patrona konuşurlar. Patron birkaç soru sorar, sonra yeni görevler
dağıtır, bazen de müdürün beş dakika önce aldığı bir kararı herkesin önünde
değiştirir. Müdür sessizce oturur. Patron çıktıktan sonra toplantı kaldığı
yerden devam edemez, çünkü herkes asıl kararın kimden çıktığını görmüştür.
Patron bunu çoğu zaman iyi niyetle yapar. Ama bunun bedelini
satış müdürünün otoritesi öder. Otoritesi zedelenen bir müdür de bir sonraki
toplantıda ekibine hedef veremez.
Oysa patronun tek bir cümlesi bu tabloyu tersine
çevirebilir: “Bu öneri mantıklı görünüyor. Satış müdürümüz uygun bulursa,
üzerinde çalışıp bize bir uygulama planı getirsin.” Bu cümle hem satıcının
fikrini sahiplenir hem de kararı müdüre bırakır.
Benim önerim şöyle:
·
Haftalık operasyon toplantısını satış
müdürü yönetir. Patron bu toplantılara düzenli olarak katılmaz.
·
Aylık performans toplantısına patron
gerektiğinde katılır; dinler, sorar, kaynak gerektiren konularda karar verir.
·
Üç aylık strateji ve yıllık planlama
toplantılarında patron aktif olarak yer alır. Bütçe, fiyat politikası,
yatırım ve kadro kararları zaten bu masada verilir.
·
Kritik müşteri ve kriz konularında
patronun katkısı gerekebilir; ama bu bir istisnadır, rutin değil.
Patronun satış ekibini birinci ağızdan dinlemek istemesi çok
değerlidir. Müşteri beklentilerini, rakiplerin hareketlerini, teslimat ve stok
sorunlarını sahadan duymak, hiçbir raporun veremeyeceği bir şeydir. Bunun için
toplantıda çok konuşmak yerine dinlemeli, merak ettiğini sormalı ve satış
müdürüne ihtiyaç duyduğu desteği vermelidir.
Şunu da unutmamak gerekir: Satıcıların patronun yanında
söylemekten çekindiği konular vardır. Bu yüzden patronun katılmadığı
toplantılar da mutlaka yapılmalıdır. Patronun satışı takip etmesi için her
toplantıda bulunmasına gerek yoktur. Hedef ve gerçekleşmeleri, önemli
fırsatları, riskleri ve yönetimden beklenen kararları içeren bir sayfalık
haftalık bir rapor çoğu zaman yeterlidir.
Patronun satıştaki rolünü “Patron
En İyi Satıcıysa“ başlıklı makalemde ayrıntılı olarak anlatmıştım. Bu
konuda zorlanan patronlara o yazıyı da okumalarını öneririm.
TOPLANTIYI MAHKEMEYE ÇEVİRMEYİN
Satış toplantılarında kaçınılması gereken davranışların
çoğunu yukarıda anlattım. Bir kez de toplu olarak sıralayayım:
·
Satıcıyı herkesin önünde azarlamak,
·
Başarılı satıcıyı diğerlerine karşı koz olarak
kullanmak,
·
Mazeret ile gerçek engeli ayırt etmeden herkesi
aynı şekilde suçlamak,
·
Toplantının çoğunu tek bir kişinin konuşmasıyla
geçirmek,
·
Sayfalarca raporu sesli okumak,
·
Müşteri şikayetlerini kişisel tartışmaya
dönüştürmek,
·
Ve sonunda hiçbir karar almadan dağılmak.
“Bahane istemiyorum, satış istiyorum!”
cümlesini pek çok toplantıda duydum. Kulağa kararlı geliyor. Ama ben bu
cümlenin satışı artırdığını pek görmedim. Buna karşılık satıcıların sorunları
toplantıda dile getirmeyi bıraktığını çok gördüm. “Satışın önündeki
engelleri anlıyorum; bunları aşmak için hangi adımları atacağız?” sorusu
çok daha verimli bir tartışma başlatır.
Satış müdürü kendi payına düşeni de kabul edebilmelidir. Bir
firmada, iki aydır stokta olmayan bir ürün yüzünden hedefini tutturamayan
satıcıların toplantıda sorgulandığına tanık oldum. Ürün yoktu, teslimat
gecikiyordu, ama hesap sahadan soruluyordu. Böyle bir toplantıda “Bu sonuçta
yönetim olarak bizim de payımız var” diyebilen bir müdür, ekibine on
nasihatten daha fazla güven verir.
KARAR LİSTESİ YOKSA TOPLANTI DA YOKTUR
Karar alınmayan ya da alınan kararların izlenmediği bir
toplantıyı ben boşa harcanmış zaman olarak görürüm. Her toplantının sonunda
kısa ve net bir eylem tablosu çıkmalıdır: Kim, neyi, ne zamana kadar yapacak ve
bunun yapıldığını nasıl anlayacağız?
Örneğin şöyle bir tablo:
|
Yapılacak iş |
Sorumlu |
Süre |
Kontrol ölçütü |
|
Son üç ayda siparişi azalan |
Bölge yöneticileri |
2 hafta |
20 ziyaret raporu ve |
|
Potansiyeli yüksek 5 ürün için |
Satış müdürü ve |
1 hafta |
Her ürün için hedef |
|
Kaybedilen 10 büyük teklif |
Kurumsal satış |
3 hafta |
Kayıp nedenleri ve |
|
Zayıf bölgeler için yeni bayi planı |
Bölge yöneticileri |
1 ay |
Aday, ziyaret, teklif |
Görevler, süreler ve hedefler elbette her firmanın kendi
koşullarına göre belirlenir. Önemli olan, bu tablonun bir sonraki toplantının
ilk beş dakikasında açılmasıdır. Takip edilmeyen bir kararın, hiç alınmamış bir
karardan farkı yoktur. Ekip bunu çok çabuk öğrenir.
Karar tablosunun güzel bir yan etkisi de vardır: Satış
müdürünün kendi görevleri de bu tabloya yazılır. Fiyat onayı almak, teknik
destek ayarlamak, lojistikle bir sorunu çözmek... Satıcılar müdürün de
kendisine düşeni yaptığını gördükçe, toplantının ciddiyetine daha çok
inanırlar.
Anlattıklarımı birkaç cümleye indirmem gerekseydi şunları
söylerdim:
·
Satış toplantısının amacı geçmişi okumak değil,
önümüzdeki haftanın sonucunu değiştirmektir.
·
Her şeyi tek toplantıya sığdırmayın. Haftalık,
aylık ve üç aylık toplantıları ve bire bir görüşmeleri birbirinden ayırın.
·
Raporlar toplantıdan önce okunur. Toplantıda
sapmalar ve kararlar konuşulur.
·
Satıcı, toplantının bilgi kaynağıdır. Müdür daha
az konuşup daha çok soru sormalıdır.
·
Başarıyı herkesin önünde, kişisel eksikleri bire
bir konuşun.
·
Patron toplantıya girdiğinde müdürün yerine
geçmesin.
·
Her toplantı bir karar listesiyle biter, bir
sonraki toplantı o listeyle başlar.
Yazının başındaki pazartesi toplantısına dönelim. O firmada
değişikliklere başladıktan yaklaşık dört ay sonra haftalık toplantı bir saatin
altına inmişti. Raporlar bir gün önceden geliyor, her toplantı bir karar
listesiyle bitiyor, patron yalnızca aylık toplantılara katılıyordu. Bir hafta,
bayram tatili nedeniyle toplantı iptal edildi. Tatil dönüşü satıcılardan biri
satış müdürünün kapısını çaldı: “Bu hafta toplantı yapmayacak mıyız?
Konuşmamız gereken iki iş var.” Bence bir satış toplantısının başarılı olup
olmadığının en iyi ölçüsü budur. Satıcıların haftalık satış toplantısını
istemesi.
Son söz: Toplantıdan çıkan her satıcı iki şeyi bilmelidir:
Önümüzdeki günlerde ne yapacağını ve bunu yapabilmek için hangi desteğe sahip
olduğunu.
Bol satışlar, tatlı karlar dilerim.
Not 1: Bu makalede değindiğim bazı konuları daha önce ayrı
ayrı ele almıştım. Derinleşmek isteyenlere şu makalelerimi de öneririm:
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2020/11/iskonto-politikalar.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2020/02/satsclar-neden-hedefini-tutturamaz.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2020/01/kritik-performans-istatistikleri.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2017/12/komisyon-degil-prim-verin.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2017/10/patron-en-iyi-satcysa.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2016/12/satsn-temel-performans-gostergeleri.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2014/02/sats-ve-tahsilat-kalitesi.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2013/09/sats-acsndan-depo-yonetimi.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2013/03/sats-mudurunun-hakimiyet-alan.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2013/02/sats-sureclerinde-mudurun-rolu.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2012/05/prim-sistemi-nasl-olmal.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2011/12/satsclarn-performansn-artrmak.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2011/11/sats-yonetebiliyor-musunuz.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2011/10/sats-mudurunden-ne-beklemelisiniz.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2010/04/sats-yonetimi.html