Mikro işletmeden KOBİ’ye, KOBİ’den BOBİ’ye kurumsallaşmanın değişen anlamı
Bir pazartesi sabahı düşünün. Patron saat sekizde fabrikaya
giriyor. Kapıda onu satış müdürü bekliyor: Bir müşteri yüzde üç ek iskonto
istiyor, verelim mi? Merdivende üretim şefi yakalıyor: Fırın arıza
yaptı, servisi çağıralım mı? Odasına girdiğinde masasında imza bekleyen
kırk çek var. Telefon çalıyor; muhasebe soruyor, bu ay hangi tedarikçiye
önce ödeme yapılacak?
Saat daha dokuz olmadan yirmi küsur kararı tek tek verdi. Mesai
bitesiye kadar 100-150 kararı tek başına vermişti. Sonra akşam evde şunu
söyleyecekti: “Biz hala kurumsallaşamadık.”
Teşhis doğru. Ama reçete o kadar net değil. Çünkü
kurumsallaşma denince herkesin aklına başka bir şey geliyor. Kimi organizasyon
şeması çizmeyi anlıyor, kimi ERP almayı, kimi ISO belgesini, kimi profesyonel
genel müdürü. Bunların hepsi kurumsallaşmanın bir parçası olabilir. Ama hiçbiri
tek başına kurumsallaşma değildir.
Yirmi yıldır şirketlere danışmanlık yapıyorum. Bu sürede
şuna ikna oldum: Kurumsallaşma, şirket büyüdükçe yönetim biçiminin de
büyümesidir. Beş kişilik işletmeyi yöneten yöntemle elli kişilik
işletme yönetilemez. Elli kişiliği yöneten yöntemle de beş yüz
kişilik şirket yönetilemez. Ciro, çalışan sayısı, ürün çeşidi, müşteri
sayısı ve coğrafya büyürken yönetim sistemi yerinde sayıyorsa, bir süre sonra
büyümenin kendisi sorun üretmeye başlar.
Bu yüzden kurumsallaşmayı tek bir reçete olarak değil, bir
olgunlaşma süreci olarak ele alıyorum. Bu makalede şirketleri üç ölçekte
düşüneceğim: mikro işletme, KOBİ ve BOBİ.
Bir parantez açayım. Mevzuatta mikro işletmeler de KOBİ
tanımının içindedir ve KOBİ “Küçük ve Orta Boy İşletmeler” tanımının
kısaltmasıdır. BOBİ ise “Büyük ve Orta Boy İşletmeler” demektir. KOBİ de BOBİ
de daha çok muhasebecilerin bildiği, finansal raporlama standartlarından gelen
bir kısaltmadır. Ben bu üç kelimeyi teknik eşikler için değil, şirketin
olgunluk evresini anlatmak için kullanıyorum: Patronun her şeyi bizzat yaptığı
küçük işletme, bölümleri ve yöneticileri olan büyüyen işletme ve orta ölçeği
aşıp profesyonel bir yönetişim yapısına ihtiyaç duyan şirket.
Mikro işletmede amaç, patrona bağımlılığı azaltmaktır.
KOBİ’de amaç, bir yönetim sistemi kurmaktır. BOBİ ölçeğinde ise mesele kurumsal
yönetişim, risk ve sermaye tahsisidir.
Makale boyunca zaman zaman üç yıldır danışmanlık verdiğim
bir aile şirketinden örnekler vereceğim. Kardeşlerin birlikte kurduğu, otuzsekiz
yıllık, birkaç şehirde fabrikası olan bir sanayi şirketi. İsmini vermeyeceğim.
Ama bu makalede anlattığım adımların çoğunu onlarla birlikte yaşadık.
Kurumsallaşma Nedir?
Kurumsallaşmayı en basit hâliyle şöyle tanımlıyorum: Bir
işletmenin faaliyetlerinin belirli kişilerin varlığına bağlı olmadan
sürdürülebilmesi ve geliştirilebilmesi için gerekli yapının, sistemin, yetki
düzeninin ve davranış biçiminin kurulmasıdır.
Bu tanım kişileri önemsizleştirmez. Tam tersine, doğru
insanın doğru yerde, doğru yetkiyle ve doğru sistem içinde çalışmasını sağlar.
İnsan her zaman önemlidir. Ama bir şirketin bütün hafızası, ilişkileri,
kararları ve iş yapma biçimi bir iki kişinin kafasındaysa, orada kurumdan çok
kişiye bağlı bir işletme vardır.
Kurumsallaşmış bir şirkette satış müdürü ayrılabilir,
muhasebe müdürü değişebilir, üretim müdürü emekli olabilir, genel müdür başka
bir şirkete geçebilir. Bu değişiklikler elbette hissedilir; iyi bir çalışan her
zaman fark yaratır. Ama şirketin temel işleyişi durmaz. Çünkü müşteri bilgisi
sistemdedir, süreçler tanımlıdır, yetkiler bellidir, performans ölçülür,
raporlama devam eder ve yeni gelen kişi neyi devralacağını bilir.
Kurumsallaşma başarıyı garanti etmez. Kurumsal bir şirket de
yanlış strateji kurabilir, yanlış yatırım yapabilir, pazarını kaybedebilir.
Fakat kurumsallaşma başarıyı tesadüf olmaktan çıkarır. Tekrar edilebilir hale
getirir. Sürdürülebilir olma ihtimalini artırır.
Kurumsallaşma Ne Değildir?
Sahada en çok karşılaştığım dört yanlış anlamayı
sıralayayım.
·
Kâğıt üretmek. Duvara organizasyon şeması
asmak, klasörler dolusu prosedür hazırlamak, herkesin önüne görev tanımı koymak
ya da ERP programı satın almak sizi kendiliğinden kurumsal yapmaz. Kâğıtta
duran ama hayatta uygulanmayan sistem, sistem sayılmaz.
·
Büyük şirketten yönetici transfer etmek.
Çok kurumsal bir şirketten getirdiğiniz yönetici, sistemi olmayan bir şirkette
başarısız olabilir. Çünkü o yöneticinin başarısının arkasında alıştığı veri,
süreç, yetki, ekip ve kontrol düzeni vardı. Onlar olmadan tek başına sihir
yaratamaz.
·
Patronun şirketten çekilmesi. Patron
şirketten çekilmez; rolü değişir. Bunu aşağıda ayrıca konuşacağız.
·
Bürokrasi. İyi kurumsallaşma karar almayı
hızlandırır, kötüsü imza sayısını artırır. İyi sistem çalışana neyi hangi
sınırlar içinde yapabileceğini söyler. Kötü sistem herkesin her şey için
yukarıya bakmasına yol açar.
Kurumsallaşmanın amacı şirketi ağırlaştırmak değil, şirket
büyürken yönetilebilir kalmasını sağlamaktır.
Şirket Büyürken Neden Eski Yönetim Tarzı Yetmez?
Mikro işletmenin önemli bir üstünlüğü vardır: Patron her
şeyi görür. Müşteriyi tanır, ürünü bilir, çalışanı tanır, kasayı bilir. Karar
süresi kısadır. Hatta prosedür olmaması bazen avantajdır; insanlar birbirine
bakarak ne yapacağını anlar.
Fakat büyümenin bir bedeli vardır: karmaşıklık. Çalışan
sayısı arttıkça patron herkesi tanıyamaz. Ürün çeşidi arttıkça bütün
maliyetleri aklında tutamaz. Müşteri sayısı arttıkça hangi müşterinin neden
kaybedildiğini bilemez. Şube ve tesis sayısı arttıkça her noktada aynı kaliteyi
sağlayamaz. Bölümler büyüdükçe birinin aldığı karar diğerinin performansını
bozabilir.
Bir noktadan sonra patron, şirketin en güçlü tarafı olmaktan
çıkar ve darboğazına dönüşür. Her fiyat onayı ona geliyorsa, her işe alım onun
masasından geçiyorsa, satın alma onun telefonuyla sonuçlanıyorsa, üretimde
sorun çıkınca herkes onu arıyorsa, büyümenin önündeki sınır artık pazar değil,
patrondur.
Pazartesi sabahı yirmi küsur karar veren patronu hatırlayın.
O patronun şirketi, patronun gün içinde verebileceği karar sayısı kadar
büyüyebilir. Daha fazlası değil.
Kurumsallaşma tam bu noktada devreye girer. Şirketi büyüten
girişimcilik enerjisini öldürmeden, büyümenin yarattığı karmaşıklığı
yönetilebilir hale getirir.
Üç Ölçek, İki Geçiş
Şirketler bu üç ölçeği sırayla yaşar. Asıl zorluk ölçeklerin
kendisinde değil, birinden diğerine geçerken yaşanır. Çünkü bir önceki ölçekte
işe yarayan yöntem, bir sonrakinde sorun üretmeye başlar. Aşağıdaki tablo her
ölçekte neyin değiştiğini özetliyor.
|
Konu |
Mikro İşletme |
KOBİ |
BOBİ / Büyük Ölçek |
|
Temel sorun |
Patron bağımlılığı |
Bölümler arası yönetim |
Karmaşıklık, risk ve |
|
Ana hedef |
İşi kişiden sisteme |
Yönetim sistemi kurmak |
Kurumsal yönetişim |
|
Patronun rolü |
Her işi yapan |
Yöneticileri yöneten |
Hissedar ve yönetim |
|
Planlama |
Kısa vadeli hedefler |
Bütçe ve yıllık plan |
3–5 yıllık strateji ve |
|
Finans |
Nakit ve temel kârlılık |
Yönetim muhasebesi ve bütçe |
Finansal planlama, |
|
İnsan |
İyi çalışan bulmak |
Görev, performans, yetkinlik |
Yetenek, halefiyet ve liderlik |
|
Kontrol |
Patron kontrolü |
Yetki matrisi ve raporlama |
İç kontrol, risk ve iç denetim |
|
Veri |
Excel ve temel yazılım |
ERP ve CRM |
Entegre veri ve karar sistemleri |
1. Geçiş: Mikro İşletmeden
KOBİ’ye
Mikro işletmenin kurumsallaşma meselesi büyük yönetim
sistemleri kurmak değildir. İlk hedef, patronun şirketin her noktasında
bulunmak zorunda kalmadığı bir düzen kurmaktır. Bu aşamada gereğinden fazla
prosedür şirketi güçlendirmez, yavaşlatır. Yapılması gereken, en kritik işleri
görünür ve devredilebilir hale getirmektir.
Önce yönünüzü belirleyin
Kurumsallaşmanın ilk adımı organizasyon şeması çizmek değil,
nereye gittiğinizi bilmektir. Şirket neyi satıyor, hangi müşteriye hizmet
ediyor, hangi işlerden para kazanıyor, hangi işleri artık yapmak istemiyor, üç
yıl sonra hangi büyüklüğe ulaşmak istiyor? Bu soruların cevabı patronun
kafasında kalmamalı, yazıya dökülmelidir.
Eğitimlerimde “on yıllık hedef koyun” derim. Bu, on
yıllık ayrıntılı plan yapın demek değildir. On yıl vizyonun ufkudur; üç beş yıl
stratejinin, bir yıl da bütçenin. Bu aşamadaki bir şirkete uzun vadeli bir
istikamet, üç beş yıllık bir yön ve yıllık hedefler yeter.
Strateji yalnızca ne yapacağınızı değil, ne yapmayacağınızı
da söylemelidir. Her fırsata koşan şirket büyüyor gibi görünür ama çoğu zaman
odağını kaybeder.
Patronun yaptığı işleri masaya yatırın
Patronlara sık verdiğim bir ödev var: Bir hafta boyunca
yaptığınız her işi not edin. Ortaya çıkan liste her seferinde öğreticidir:
fiyat onaylamak, personel sorununa bakmak, çek imzalamak, müşteri aramak, satın
alma pazarlığı yapmak, sevkiyatı sormak, üretime müdahale etmek… Bu listenin
tamamını patronun yapması gerekmez.
Listeyi üçe ayırın: patronda kalması gerekenler,
yöneticilere devredilebilecekler ve sistemin yürütebileceği işler.
Kurumsallaşmanın ilk gerçek adımı delegasyondur. Ama delegasyon “sen yap”
demekle olmaz. Görevle birlikte yetki, hedef, veri ve hesap verme sorumluluğu
da devredilmelidir.
Basit ama gerçek bir organizasyon kurun
Mikro işletmede herkes her işi yapar. Başlangıçta bu
normaldir. Ama büyürken satış, operasyon ya da üretim, satın alma ve lojistik,
finans ve muhasebe, insan kaynakları ve idari işler gibi temel fonksiyonların
birer sorumlusu olmalıdır.
Organizasyon şeması bir süs eşyası değildir. Kimin kime
bağlı olduğunu, hangi işin sahibinin kim olduğunu ve kararın nerede alınacağını
gösterir. Bugünkü şema bugünkü gerçeği göstermelidir. Gelecekte ihtiyaç
duyacağınız yapıyı ise ayrı bir “hedef organizasyon” olarak çizin.
Görev, yetki ve sorumluluğu birlikte tanımlayın
Bir çalışana görev verip yetki vermezseniz kurumsallaşmış
olmazsınız. Satış müdürüne ciro hedefi verip fiyatta hiçbir inisiyatif
tanımıyorsanız, o kişi aslında müdür değil, mesaj taşıyıcıdır. Satın alma
sorumlusundan maliyet düşürmesini bekleyip bütün tedarikçi seçimlerini kendiniz
yapıyorsanız, yetki devri gerçekleşmemiştir.
Görev tanımları kısa ve anlaşılır olsun. Bu pozisyon neden
var? Hangi sonuçlardan sorumlu? Hangi kararları kendi alabilir, hangilerini
onaya götürür? Kime rapor verir? On sayfalık görev tanımı yazıp kimsenin
okumadığı dosyalar üretmenin kimseye faydası yoktur.
İş akışını kişilerin kafasından çıkarın
Şirketinizde işlerin nasıl yapıldığını (iş akışını) yazılı
hale getirin. Yazmaya para ve müşteriyle ilgili akışlardan başlayın: müşteri
bulma, teklif, sipariş, üretim ya da tedarik, sevkiyat, faturalama ve tahsilat.
Sonra satın alma, stok, ödeme, işe alım ve kalite gibi akışlara geçin.
Amaç her işi yüz maddelik bir prosedüre bağlamak değil. Yeni
başlayan makul bir çalışan “Bu şirkette bu iş nasıl yapılıyor?” diye
sorduğunda net bir cevap bulabilmeli. Ölçüt bu kadar basit.
Yetki matrisi oluşturun
Büyüyen şirketlerin en yaygın derdi her kararın yukarıya
gitmesidir. Bunun ilacı yetki matrisidir. Kim ne kadar iskonto yapabilir? Kim
hangi limite kadar satın alma yapabilir? Kim vadeyi uzatabilir? Kim işe alımı
onaylayabilir? Hangi yatırım mutlaka patrona ya da yönetim kuruluna gider?
Yetki matrisi patronun gücünü azaltmaz. Patronun zamanını
küçük kararlardan kurtarır ve gerçekten kritik kararlara ayırmasını sağlar.
Pazartesi sabahındaki kırk kararın otuz beşini yetki matrisi çözer.
Muhasebeden yönetim muhasebesine geçin
Birçok küçük işletmede muhasebe vergi ve resmî kayıt için
vardır. Oysa büyüyen işletmenin yönetmek için de muhasebeye ihtiyacı vardır.
Patron her ay en azından satışları, brüt kârı, faaliyet kârını ya da FAVÖK’ü,
nakdi, alacakları, borçları, stoku, tahsilatı ve temel müşteri ile ürün
kârlılığını görebilmelidir.
Cironuz artarken nakdiniz azalıyor olabilir. En çok
sattığınız ürün aslında para kaybettiriyor olabilir. En büyük müşteriniz en
kârlı müşteriniz olmayabilir. Kurumsallaşma biraz da bu yanılgıları veriyle
görünür hale getirmektir.
Bütçe disiplinini başlatın
Bu aşamada karmaşık bir bütçe modeline gerek yok. Satış
bütçesi, gider bütçesi, yatırım planı ve nakit akışı tahminiyle
başlayabilirsiniz. Önemli olan yıl başında tahmin yapmak değil, yıl içinde
bütçeyle gerçekleşeni düzenli olarak karşılaştırmaktır.
Her sapmanın bir açıklaması, gerekiyorsa bir aksiyonu
olmalıdır. Bütçe, geleceği tahmin etme alıştırması olduğu kadar şirketin kendi
davranışını disipline etme aracıdır.
Az ama anlamlı KPI kullanın
KPI konusunda en sık yapılan hata, ölçülebilen her şeyi KPI
ilan etmektir. Her rakam KPI değildir. Yönetim raporu başka şeydir, metrik
başka, kritik performans göstergesi başka.
Bir bölüm için üç beş kritik gösterge çoğu zaman yeter.
Satışta ciro kadar brüt kâr ve tahsilat; üretimde adet kadar fire, zamanında
teslim ve kalite; satın almada fiyat kadar stok devir hızı ve tedarik
sürekliliği önemlidir. Unutmayın, ölçüm davranışı yönlendirir. Yanlış şeyi
ölçerseniz çalışanlarınızı yanlış davranışa teşvik edersiniz.
Düzenli toplantı trafiği
Ayaküstü konuşmalar, koridorda verilen talimatlar ve
WhatsApp mesajları bir yönetim sistemi değildir. Şirket büyüdükçe düzenli bir
toplantı ritmi gerekir. Haftalık operasyon toplantısı, aylık yönetim
toplantısı, üç aylık stratejik değerlendirme ve yıllık bütçe ve strateji
toplantısı çoğu şirket için yeterli bir başlangıçtır.
Kurumsal şirket çok toplantı yapan şirket değildir. Doğru
kişilerin doğru veriyle, gündemli, süreli ve karar odaklı toplantı yaptığı
şirkettir. Her kararın bir sorumlusu ve bir termin tarihi olmalı, bir sonraki
toplantıda kararın akıbeti sorulmalıdır.
Mikro işletmeden KOBİ’ye geçiş tamamlandığında patron birkaç hafta
şirkete gelmese de işler yürümelidir. Patronun yokluğu günlük operasyonu değil,
yalnızca stratejik kararları etkilemelidir.
2. Geçiş: KOBİ’den BOBİ’ye
KOBİ büyüyüp çok sayıda yöneticiye, bölüme, ürüne,
müşteriye, tesise ve lokasyona ulaştığında yeni bir sorun ortaya çıkar. Artık
mesele patronun her şeye yetişememesi değildir. Şirketin kendi içindeki
karmaşıklığı yönetmek zorlaşmıştır. Satış bir yöne, üretim başka bir yöne,
finans bambaşka bir yöne çekebilir. Bölümler kendi hedeflerini tuttururken
şirketin bütünü zarar görebilir.
Stratejiyi kurumsal bir yönetim sürecine dönüştürün
Bu ölçekte strateji, patronun yılda bir kez anlattığı
gelecek hayali olmaktan çıkmalıdır. Şirketin üç beş yıllık yönü, yıllık
stratejik öncelikleri, yatırım planı, pazar ve ürün portföyü ve coğrafi büyüme
tercihleri yönetim sisteminin parçası haline gelmelidir.
Strateji uzun bir sunum değildir. Şirketin kaynaklarını
nerede kullanacağına dair tercihlerdir. Hangi pazarlara gireceğiz? Hangi
ürünleri büyüteceğiz? Hangi işlerden çıkacağız? Hangi kabiliyetlere yatırım
yapacağız? Bu soruların cevabı net değilse şirket büyür ama dağılır.
SAHADAN: Otuz beş hedef, bir saatlik toplantı
Danışmanlık verdiğim aile şirketinde stratejik planı ilk
hazırladığımızda ortaya otuz beş hedef çıktı. Hepsi gerçekti, hepsi önemliydi.
Hedefleri stratejilere, stratejileri projelere, projeleri departman, birim ve
kişi KPI’larına bağladık; oradan da iş planlarına indik. Kâğıt üzerinde
kusursuz bir zincirdi.
Ama bir sorun vardı: Yönetim kurulu ayda bir saatlik
toplantıda otuz beş hedefi konuşamaz. Bu yüzden otuz beş hedefin üzerine üç
dört “atılım hedefi” koyduk. Yönetim kurulu bunları takip ediyor, gerisini
departmanlar.
Strateji neye zaman ayıracağınızı söylediği kadar, neye
daha az zaman ayıracağınızı da söylemelidir.
Hissedar, yönetim kurulu ve icra ayrımını netleştirin
KOBİ’den büyük ölçeğe geçişte en kritik eşiklerden biri
budur. Hissedarın şirketin sahibi olması, her operasyonel kararı kendisinin
vermesi gerektiği anlamına gelmez. Yönetim kurulu şirketin yönünü, sermaye
kullanımını, risk iştahını ve üst yönetimin performansını gözetir. İcra
yönetimi ise bu çerçeve içinde şirketi yönetir. Patronun bu ayrımdaki yerini
aşağıda ayrıca ele alacağım.
Gerçek bir üst yönetim takımı kurun
Bu ölçekte tek tek iyi müdürlere sahip olmak yetmez. Genel
müdür, finans, satış, operasyon, insan kaynakları, pazarlama ve iş geliştirme
gibi fonksiyonların başındaki kişiler bir takım olarak çalışmalıdır.
Her yönetici yalnızca kendi bölümünün başarısından değil,
şirketin bütününden sorumlu olduğunu bilmelidir. Satış müdürünün işi ne
pahasına olursa olsun ciro yapmak, finans müdürünün işi ne pahasına olursa
olsun nakdi tutmak, üretim müdürünün işi ne pahasına olursa olsun kapasiteyi
doldurmak olamaz. Kararlar şirketin toplam değerine bakılarak alınmalıdır.
Fonksiyonları profesyonelleştirin ama gereksiz departman
üretmeyin
Şirket büyüdükçe bazı fonksiyonların uzmanlaşması doğaldır.
Finans; muhasebe, hazine, bütçe ve raporlama, finansal planlama olarak
ayrışabilir. Satış; kanal, kilit müşteri, ihracat ve satış operasyonu gibi
yapılara bölünebilir. İnsan kaynakları bordro ve özlük işlerinden çıkıp yetenek
ve organizasyon gelişimine yönelir.
Ama kurumsallaşma uğruna departman açmak da yanlıştır. Her
yeni bölümün net bir iş gerekçesi olmalıdır. İhtiyaç doğmadan kurulan yapı
maliyet ve bürokrasi üretir.
Finansı geçmişi kaydeden birim olmaktan çıkarın
Bu ölçekte finans yalnızca aylık kapanış yapan bir bölüm
olamaz. Müşteri, ürün, kanal, bölge ve tesis bazında kârlılık; işletme
sermayesi; nakit dönüşüm süresi; yatırım getirisi; borçluluk; kur ve faiz riski
düzenli olarak izlenmelidir.
Finansın görevi “Ne oldu?” sorusundan “Ne olacak
ve ne yapmalıyız?” sorusuna geçmektir. Senaryo analizi, tahmin, yatırım
değerlendirmesi ve sermaye tahsisi üst yönetimin vazgeçilmez araçları haline
gelir.
ERP’den veri mimarisine geçin
Büyüyen şirkette ERP önemlidir ama tek başına yetmez. CRM,
üretim sistemleri, insan kaynakları sistemleri, yönetim panelleri ve doküman
yönetimi birbirini beslemelidir.
Buradaki altın kural hiç değişmez: Önce süreç, sonra
yazılım. Kötü bir süreci ERP’ye taşırsanız kurumsallaşmış olmazsınız; kötü
süreci dijitalleştirmiş olursunuz. Toplantılarda “Doğru rakam hangisi?”
tartışması yaşanıyorsa, her verinin tek bir kaynağı ve bir sahibi olmalıdır.
İç kontrol ve görevler ayrılığını kurun
Şirket büyüdükçe hata ve suistimal ihtimali de büyür.
Tedarikçiyi seçen, siparişi açan, malı kabul eden ve ödemeyi onaylayan aynı
kişiyse, orada bir tehlike vardır. Görevler ayrılığı, limitler, çift onay, stok
sayımları, müşteri kredi limitleri ve sözleşme kontrolleri artık sistemli hale
gelmelidir.
Kontrolün amacı herkese şüpheyle bakmak değildir. İyi
kontrol, iyi çalışanı da korur. Kimin neyi hangi yetkiyle yaptığı açık
olduğunda hem hata azalır hem sorumluluk daha adil dağılır.
Kurumsal risk yönetimini başlatın
Büyüyen bir şirketin gündemi yalnızca satış ve kârlılık
olamaz. Kur, faiz, müşteri yoğunlaşması, tedarikçi bağımlılığı, hammadde, siber
güvenlik, mevzuat, iş sürekliliği, itibar ve insan kaynağı riskleri görünür
hale getirilmelidir.
Her önemli riskin bir sahibi, bir olasılık ve etki
değerlendirmesi ve bir azaltma planı olmalıdır. Risk yönetimi felaket senaryosu
yazmak için yapılmaz. Sürprizleri azaltmak için yapılır.
SAHADAN: Boş kalan sütun
Aynı aile şirketinde, stratejik plan çalışmasının içinde
şirketin karşı karşıya olduğu yirmi yedi riski tek tek listeledik. Tablo
hazırdı ama bir sütun bomboştu: “Riskin sorumlusu.”
Herkes risklerin farkındaydı. Ama hiçbir riskin bir sahibi
yoktu. Herkesin sorumlu olduğu işten kimse sorumlu değildir. (Sonrasında her
riske departman değil, bir isim yazdık.)
Kriz planını hazırlarken de benzer bir şey yaşadık.
Şirketin farklı şehirlerde fabrikaları olması depreme karşı büyük bir
avantajdı: Bir tesis durursa diğerleri yükü alabilirdi. Ama “alabilir”
demek yetmiyordu. Hangi tesisin, kaç günde, ne kadar kapasiteyle devreye
gireceğini hesaplamamız gerekiyordu.
Risk yönetimi bir listeyle başlar. Ama ancak isimle ve
rakamla çalışır.
İnsan kaynaklarını personel işlerinden çıkarın
Bu aşamada insan kaynakları yalnızca bordro, izin, işe giriş
ve çıkış işlerini yürüten bir bölüm olamaz. Organizasyon tasarımı,
yetkinlikler, performans, ücret yapısı, prim sistemi, kariyer yolları, yönetici
geliştirme, çalışan bağlılığı ve yetenek yönetimiyle ilgilenmelidir.
Özellikle halefiyet planlaması kritik hale gelir. “Bu
müdür yarın ayrılırsa yerine kim geçecek?” sorusunun cevabı yoksa, şirket
kişiye bağımlılıktan kurtulamamış demektir. Kurumsallaşma yalnızca kurucuya
değil, yıldız yöneticilere bağımlılığı da azaltmalıdır.
KPI’dan performans mimarisine geçin
Büyüyen şirkette KPI’lar birbirine bağlanmalıdır. Şirket
stratejisinden şirket hedefleri, oradan bölüm hedefleri, oradan da yönetici ve
çalışan hedefleri türemelidir.
Satış ekibini yalnızca ciroyla ödüllendirirseniz iskonto
artar, kötü müşteri alınır, tahsilat bozulur. Bu yüzden büyüme, marj, tahsilat,
müşteri kalitesi ve stratejik ürün karması birlikte değerlendirilmelidir.
Performans sistemi, şirketin stratejisini davranışa çeviren mekanizmadır.
Yatırım ve sermaye tahsisini sistemleştirin
Şirket büyüdükçe yanlış yatırımın bedeli de büyür. “Bu
makineyi alalım”, “Şu ülkede şirket açalım”, “Bu firmayı satın
alalım” türünden kararlar yalnızca sezgiyle verilemez.
Yatırım tutarı, beklenen satış ve kâr etkisi, nakit akışı,
geri ödeme süresi, net bugünkü değer ve iç verim oranı gibi finansal
göstergeler, kapasite kullanımı ve risk senaryoları birlikte
değerlendirilmelidir. Büyük şirketleri çoğu zaman kırtasiye gideri değil,
yanlış sermaye tahsisi zayıflatır.
Yönetim kurulunu gerçek görevine taşıyın
Yönetim kurulu aylık operasyon ayrıntılarında
boğulmamalıdır. Strateji, bütçe, sermaye tahsisi, büyük yatırımlar, risk, üst
yönetim ve denetim gibi başlıklara odaklanmalıdır.
Şirket dışından deneyimli üyeler ya da bir danışma kurulu,
özellikle aile şirketlerinde iç körlüğü azaltır. Mesele dışarıdan birini
getirmiş olmak değil, farklı bakış açısını ve sağlıklı sorgulamayı karar
sistemine sokmaktır.
KOBİ’den BOBİ’ye geçiş tamamlandığında şirket, yalnızca
patron değiştiğinde değil, üst yönetimin bir kısmı değiştiğinde de yönünü ve
performansını koruyabilmelidir.
Kurumsallaşmanın Yedi Sistemi
Şirketin ölçeği ne olursa olsun, kurumsallaşmayı yedi temel
sistem üzerinden düşünmek işe yarar. Şirket büyüdükçe bu sistemler derinleşir;
ama mantıkları değişmez.
1.
Stratejik yönetim: Nereye gideceğiz,
nerede rekabet edeceğiz, hangi işleri yapacağız, hangilerini yapmayacağız?
2.
Organizasyon ve yetki: Kim hangi sonuçtan
sorumlu, hangi kararı hangi limite kadar alabilir?
3.
Süreç yönetimi: Müşteriden tahsilata,
satın almadan üretime kadar işler hangi standart akışla yürür?
4.
Finansal yönetim: Şirket nereden para
kazanıyor, nakdi nasıl yönetiyor, sermayesini nereye bağlıyor?
5.
İnsan ve performans: Doğru insanı nasıl
seçiyor, geliştiriyor, ölçüyor, ödüllendiriyor ve yedekliyoruz?
6.
Veri ve yönetim ritmi: Hangi veriye
bakıyoruz, hangi sıklıkla raporluyoruz, hangi toplantıda hangi kararı alıyoruz?
7.
Kontrol ve yönetişim: Yetkinin kötüye
kullanılmasını, hatayı ve riski nasıl sınırlıyor, yönetimi nasıl hesap
verebilir kılıyoruz?
Bir şirket bu yedi sistemin hepsinde aynı olgunlukta
olmayabilir. Satışı çok gelişmiş, finansı zayıf olabilir. Üretimi disiplinli,
insan kaynakları kişisel ilişkilere bağlı olabilir. Bu yüzden kurumsallaşma tek
bir proje değil; şirketin zayıf yönetim kaslarını sırayla güçlendirme
sürecidir.
SAHADAN: Aynı hızda olgunlaşmayan sistemler
Üç yıldır birlikte çalıştığım aile şirketinde bunu çok net
yaşadık. Danışmanlık seanslarımda ve eğitimlerimde anlattığım kurumsallaşma
adımlarının hepsini masaya koyduk. Çoğunu başarıyla uyguladık; bugün şirketin
gündelik işleyişinin parçası oldular. Bir kısmında ise henüz farkındalık
aşamasındayız. Herkes neden gerekli olduğunu biliyor, ama sistem henüz
oturmadı.
Bunu bir başarısızlık olarak görmüyorum. Kurumsallaşmanın
bitiş çizgisi yoktur. Bugün o şirkette yaptığımız iş yeni adımlar eklemek
değil; mevcut adımlarda derinleşmek, her birinde biraz daha iyi olmak.
Patronun Rolü Nasıl Değişmeli?
Kurumsallaşmanın en hassas konusu patronun rolüdür. Şirketi
kuran, ilk müşteriyi bulan, ilk riski alan, yıllarca her sorunu çözen biri için
yetki devri teknik bir yönetim konusu değildir. Psikolojik bir dönüşümdür.
Kurucu, şirketin ilk yıllarında en hızlı karar verendir;
çünkü bütün bilgi ondadır. Şirket büyüdüğünde aynı alışkanlık devam ederse, bu
kez bütün bilginin ona gelmesi gerekir. Şirket de kurucusunun kapasitesi kadar
büyüyebilir.
Doğru dönüşüm iki basamaklıdır. Patron önce işi yapan
kişiden yöneticileri yöneten kişiye dönüşür. Sonra şirketin yönünü ve
sermayesini yöneten hissedara ve yönetim kurulu üyesine. Soruları da değişir: “Bugün
kaç sevkiyat yaptık?” sorusunun yerini “Bu yatırımı neden yapıyoruz,
sermayenin getirisi ne olacak, üç yıl sonra yönetici kadromuz hazır mı?”
soruları alır.
Bu dönüşüm patronun önemini azaltmaz, zamanını daha değerli
kılar. Patronun bir saati sevkiyat listesine değil yeni yatırım fırsatına,
küçük bir iskonto onayına değil yönetici yetiştirmeye, günlük satın almaya
değil şirketin üç yıllık geleceğine gider.
Patron şirketten çekilmez; operasyondan çekilir. İşi
yönetmekten, işi yöneten sistemi yönetmeye geçer.
Aile Şirketlerinde Kurumsallaşma Bir Kat Daha Zordur
Aile şirketlerinde şirket ilişkileriyle aile ilişkileri iç
içe geçer. Bu yüzden kurumsallaşma burada daha zor ama daha da önemlidir.
Kardeş olmak iyi ortak olmayı, evlat olmak iyi yönetici olmayı, aynı soyadını
taşımak aynı ücreti hak etmeyi garanti etmez.
Aile üyelerinin şirkette çalışmasına karşı değilim. Mesele
aileden olmak değil, kuralların herkese aynı uygulanmasıdır. Aile üyesi şirkete
hangi eğitim ve deneyimle girecek? Kime bağlı çalışacak? Performansını kim
değerlendirecek? Ücreti göreve göre mi, hisseye göre mi belirlenecek? Terfi
ölçütü ne olacak? Bunlar önceden konuşulmazsa, şirket büyüdükçe aile içi
sorunlar şirket sorunu haline gelir.
Bu yüzden belli bir ölçeğe gelen aile şirketlerinde aile
konseyi, hissedarlar arası karar ilkeleri, halefiyet planı, aile üyelerinin
şirkette çalışma ölçütleri ve gerektiğinde bir aile anayasası hayati önem
taşır. Şirketin yönetimi ile ailenin yönetimi birbirinden ayrılmalıdır.
SAHADAN: En zor konuşma ve yazılı kurallar
Aynı şirketin kriz planını hazırlarken en kolay konuşulan
senaryo deprem oldu. En zoru ise bir kurucunun vefatıydı. Burada mesele
kapasite değil, hisseydi. İkinci kuşakla birlikte hissedar sayısı hızla
artıyordu. Böyle bir yapıda ortaklık sözleşmesi yoksa, tek bir vefat şirketi
bir gecede mahkemeye taşıyabilir. Bu konuşmayı yapmak kolay olmadı.
Bu şirkette ikinci kuşaktan çok sayıda genç çalışıyor. Aile
anayasasını yazarken en çok zaman ayırdığımız konu, bu gençlerin şirkete nasıl
gireceği ve nasıl yükseleceğiydi. Sonunda şu kuralları yazdık: Aile üyesi en
alt kademeden başlar ve her kademede çalışır. Her yeni başlayan aile üyesine
profesyonel bir yönetici mentor olarak atanır; ayda iki saat görüşürler.
Şirkette çalışan aile üyeleri yılda en az otuz saat eğitim alır. Aile üyeleri
rakip firmalarda çalışamaz. Hissedarlar kurulunun haberi olmadan kendi işini
kuran kişi, şirketten elde ettiği geliri iade eder.
Bu kuralların hiçbiri aile üyelerine güvenmemekten doğmadı.
Tam tersine, güven kişilere değil kurallara dayansın diye yazıldı.
Kurumsallaşmanın aile şirketlerine en büyük katkısı budur:
Aile üyelerinin birbirine güvenmesini beklemek yerine, güveni destekleyen
kurallar kurmak.
Kurumsallaşırken Yapılan Dokuz Büyük Hata
1.
Her şeyi aynı anda yapmak. Kurumsallaşma
bir gecede olmaz. Şirketin en kritik darboğazı neredeyse oradan başlayın. Bazen
ilk ihtiyaç nakit akışıdır, bazen görev karmaşası, bazen satış disiplini, bazen
de yönetim kadrosu.
2.
Belgeyi sistem sanmak. Prosedür yazmak
kolaydır, uygulatmak zordur. Kâğıtta var olup hayatta uygulanmayan sistem
kimseyi kurumsal yapmaz.
3.
Yetki vermeden sorumluluk yüklemek. Sonuç
beklediğiniz kişiye karar alanı da tanıyın. Yoksa yöneticileriniz patronun
talimatını ileten bir ara kademeye dönüşür.
4.
ERP ile kurumsallaşacağını sanmak.
Yazılım yönetime yardım eder, yönetimin yerini tutmaz. Süreç bozuksa sistem
bozuk sonucu yalnızca daha hızlı üretir.
5.
KPI sayısını artırmak. Çok gösterge
görmek daha iyi yönetmek anlamına gelmez. Kararı değiştirecek az sayıda doğru
göstergeyi izleyin.
6.
Bürokrasi üretmek. Her karar için üç imza
istemek kontrol sayılmaz. Yetki sınırlarını netleştirin, yalnızca istisnaları
yukarı taşıyın.
7.
Profesyonel yöneticiye mucize yüklemek.
Sistem, ekip ve yetki vermeden dışarıdan getirilen en iyi yönetici de başarısız
olur.
8.
Patronu tamamen devre dışı bırakmak.
Kurumsallaşma kurucunun tecrübesini çöpe atmaz. Onu günlük ayrıntılardan
kurtarır ve daha değerli konulara yöneltir.
9.
Şirket kültürünü ihmal etmek. Kuralların
yazılı olması yetmez. İnsanlar adaletsizlik görüyorsa, fikrini söylemekten
korkuyorsa, yöneticiler kuralları deliyorsa, sistem kâğıt üzerinde kalır.
Şirketiniz Ne Kadar Kurumsal?
Aşağıdaki sorulara olabildiğince dürüst cevap verin. “Hayır”
dediğiniz her soru, üzerinde çalışmanız gereken bir kurumsallaşma alanıdır.
·
Patron bir ay şirkete gelmese günlük işler
aksamadan yürür mü?
·
Bir yönetici ayrıldığında bilgi ve müşteri
ilişkileri şirkette kalıyor mu?
·
Çalışanlar kimin hangi kararı verebileceğini
biliyor mu?
·
Aynı iş farklı kişiler tarafından aynı
standartla yapılıyor mu?
·
Şirketin aylık performansı birkaç gün içinde
güvenilir verilerle görülebiliyor mu?
·
Bütçe ile gerçekleşen sonuçlar düzenli olarak
karşılaştırılıyor mu?
·
Her bölümün üç beş kritik performans göstergesi
tanımlı mı?
·
Yönetim toplantılarında alınan kararların
sorumlusu ve termin tarihi yazılıyor mu?
·
Müşteri ve ürün bazında gerçek kârlılık
biliniyor mu?
·
Yatırım kararları yalnızca sezgiyle değil,
finansal ve stratejik analizle mi veriliyor?
·
Kritik yöneticilerin bir yedeği ya da halefi var
mı?
·
Aile üyeleri ile profesyonel çalışanlar için
temel kurallar aynı mı?
·
İç kontrol mekanizmaları kişilere güvenmenin
ötesinde, sistemli mi işliyor?
·
Şirketin başlıca riskleri ve bu risklerin
sahipleri belli mi?
·
Patron gününün önemli bir kısmını operasyon
yerine geleceğe, yatırıma, yöneticilere ve stratejiye ayırabiliyor mu?
Bu soruların amacı şirketinize “kurumsal” ya da “kurumsal
değil” etiketi yapıştırmak değil. Kurumsallaşmanın bir bitiş çizgisi
yoktur. Şirket büyüdükçe dün yeterli olan sistemler yetersiz kalır ve yeniden
tasarlanmaları gerekir.
Son Söz
Kurumsallaşma çoğu zaman şirket büyüdükten sonra gündeme
gelir. Oysa doğrusu, yönetim sisteminin büyümenin birkaç adım önünden
gitmesidir. Sistem büyümeden şirket büyürse, sorunlar da onunla birlikte büyür.
On kişilik bir şirkete iç denetim departmanı önermek ne
kadar anlamsızsa, yüzlerce çalışanı olan bir şirketi patronun kişisel takibiyle
yönetmeye çalışmak da o kadar yanlıştır. Herkese uyan tek bir reçete yok.
O yüzden doğru soru “Kurumsallaşmak için hangi
prosedürleri yazmalıyız?” değildir. Doğru soru şudur: “Bugünkü
büyüklüğümüz ve yarın gitmek istediğimiz yer düşünüldüğünde, artık hangi
yönetim sistemlerine ihtiyacımız var?”
Bu makaleyi üç cümleyle özetlemem gerekse şunu söylerdim:
·
Mikro işletmede: Patronun olmadığı gün de
işler yürüsün.
·
KOBİ’de: Şirket, yöneticilerin kişisel
becerisiyle değil, ortak bir yönetim sistemiyle çalışsın.
·
BOBİ’de: Yönetim kadrosu değişse bile
strateji, kontrol, sermaye disiplini ve kurum hafızası devam etsin.
Kurumsallaşma şirketi kişilerden arındırmak değildir. Doğru
insanların, doğru sistem içinde, doğru yetkiyle çalışmasını sağlamaktır.
Not: Bu makale işinize yaradıysa bu konuda işinize
yarayabilecek diğer makalelerimin linklerini aşağıda bulabilirsiniz.
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2022/09/yoneticiligin-abcsi.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2021/01/sirketiniz-buyurken-siz-de-buyuyor.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2020/01/kritik-performans-istatistikleri.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2017/03/patronlarn-skca-sormas-gereken-sorular.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2017/01/isin-srr.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2014/12/organizasyon-semas-nasl-olmal.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2014/06/nasl-kurumsallasacaksnz.html