Marketler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Marketler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Aralık 2021 Salı

Mahalle Marketleri Üç Harflilere Karşı Nasıl Başarılı Olur?

Bu makalemde neler bulacağınıza dair kısa bir video oluşturdum. Videoyu izledikten sonra okumayı tercih edebilirsiniz.




Gençliğimde bakkallar süpermarketlerden şikayetçiydi. Pek çok bakkal “market” açarak rekabet etmeye çalıştı. Daha sonra indirim marketleri piyasaya (mahallelere) girmeye başladı. Bu sefer hem bakkallar hem de mahalle marketlerinin sahibi olan girişimciler isyan halinde: “Biz bunlarla nasıl rekabet edeceğiz? Bizim aldığımız fiyata satıyorlar.

 

Bu cümleyi kuran esnafın haklı olduğu bir taraf var. Ama bu cümle bir strateji değil. Şikâyet strateji değildir. Şikâyet, stratejiye başlamadan önce insanın içini rahatlatan bir moladır sadece. Şikayeti bırakın, oyunun kurallarını değiştirin.

 

Bu yazıyı, mahallesinde tek şubeyle veya şehrinde 2-3 şubeyle market işleten girişimciler için yazıyorum. Yani 100 ile 400 metrekare arasında satış alanı olan, kendi parasını kendi işine koymuş, sabah dükkânı kendi açan insanlar için. (Bakkalların da okumasında fayda var.)

 

Baştan söyleyeyim: Üç harflilerle (BİM, A101, ŞOK…vb) onların oyununu oynayarak rekabet edemezsiniz. Onların oyunu ölçek oyunudur. Sizin oyununuz başka bir oyun olmak zorunda.

 

Önce şunu kabul edin: Onlar sizinle aynı işi yapmıyor

Rekabette en tehlikeli hata, rakibi kendinizin büyütülmüş hali sanmaktır. Değil. İndirim marketi bir "market" değil, bir maliyet düşürme makinesidir. İş modelinin tamamı şu beş sütunun üzerine kuruludur:

·         Sınırlı sayıda ürün kalemi tutmak (siz 2.000 çeşit tutarken onlar 1000 çeşit tutar)

·         Ürünlerin büyük kısmını kendi markasıyla ürettirmek

·         Az personelle çalışmak

·         Gösterişsiz, ucuz mağaza tertibatı kullanmak

·         Yüksek hacimle düşük marjı telafi etmek

 

Bu modelde sizin sahip olduğunuz hiçbir esneklik yoktur. Bir zincirin mağaza müdürü, rafına yerel bir üreticinin peynirini koyamaz. Müşterisinin istediği ürünü sipariş edemez. Fiyat inisiyatifi kullanamaz. Kasada bir müşteriye “sen sonra verirsin” diyemez.

 

Sizin bunların hepsini yapabilme yetkiniz var. Bu yetkiyi kullanmıyorsanız, zincirin kötü bir kopyasısınız demektir. Kopya olan taraf her zaman kaybeder.

 

İkinci gerçek: Onlar aslında sandığınız kadar ucuz değil

Bu, esnafın en çok şaşırdığı konudur. Türkiye'de indirim marketi müşterileri üzerine yapılmış akademik bir saha araştırması var. 1.291 kişiye "bu marketi neden tercih ediyorsun?" diye açık uçlu soruluyor. Yani şık sunulmuyor, insan aklına ne geliyorsa onu söylüyor. Sonuçlar şöyle:

·         Fiyat: %42,84

·         Yakınlık: %36,87

·         Kalite: %14,87

 

Bu tabloyu şöyle de okuyabilirsiniz: Katılımcıların %57'si fiyatı ağzına bile almadı. 1.291 kişinin 738'i, indirim marketine gitme sebebini anlatırken fiyattan hiç söz etmedi; yakınlık dedi, kalite dedi, çeşit dedi, alışkanlık dedi. Mahalle marketinin hedef kitlesi işte bu %57'dir.

 

Asıl ilginç olan, marketler tek tek incelendiğinde çıkıyor. Üç büyük zincirden birinde fiyatı sebep gösterenlerin oranı %61 iken, diğer ikisinde %32 ve %22'ye düşüyor. O iki markette birinci sebep fiyat değil, “yakınlık”.

 

Peki bu üç zincir arasında gerçekten böyle bir fiyat farkı var mı? Yok. Karşılaştırılabilir ürünlerde (mesela kendi markalı bir litrelik sütte) fiyatlar birbirine neredeyse yapışık.

 

Yani insanların "ucuz" dediği şey, çoğu zaman fiyatın kendisi değil, fiyat algısıdır.

 

Aynı konuda yapılmış bir başka çalışma bunu doğruluyor. Tüketicilerin zihninde üç büyük indirim marketinin çağrışım haritası çıkarıldığında, “ucuzluk” ve “indirim günleri” çağrışımları üç markanın da ortak malı çıkıyor. Yani ucuzluk, bir markanın değil, kategorinin malı. Tüketici “indirim marketi” dediği anda zihninde ucuzluk lambası yanıyor; o mağazanın etiketlerine bakmadan.

 

Bunu anladığınızda savaşın nerede olduğunu da anlarsınız. Savaş rafta değil, zihinde.

 

İndirim marketleriyle başa çıkabilmeniz için size 11 ipucu vereceğim. Önce nerede rekabet edeceğinizi, sonra mağazayı nasıl işleteceğinizi, en son da parayı nasıl yöneteceğinizi anlatacağım. Bu önerilerime kulak verirseniz ayakta kalmaya devam edersiniz.

 

1)      Fiyatla değil, fiyat algısıyla savaşın

Zincirle her üründe fiyat yarışına giremezsiniz. Girerseniz batarsınız. Ama girmenize de gerek yok.

 

Çünkü müşteri sizin 3.000 ürününüzün fiyatını bilmiyor. Ortalama bir tüketicinin ezberinde 40 ila 80 arasında ürün fiyatı vardır. Perakende literatüründe bunlara “bilinen değerli ürünler” denir. Ekmek, süt, yumurta, çay, şeker, ayçiçek yağı, makarna, pirinç, deterjan, tuvalet kağıdı, sigara, su, kola, yoğurt...

 

Müşteri sizin pahalı mı ucuz mu olduğunuza bu 40-80 ürüne bakarak karar verir. Diğer 2.900 ürünün fiyatı hakkında hiçbir fikri yoktur.

 

Yapmanız gereken şudur:

1.       Kendi satış verilerinizden en çok satan 60-80 ürünü çıkarın.

2.       Bu listeyi ayda bir kere zincirlerle karşılaştırın. Bizzat gidin, fotoğraflayın, tabloya işleyin. Bunu personelinize haftalık görev yapın.

3.       Bu listedeki ürünlerde ya zincirle aynı fiyatı verin ya da bir tık altına inin. Bu ürünlerde marj beklemeyin. Bunlar “algı ürünleri”dir, kâr ürünleri değil.

4.       Kâr marjınızı; şarküteri, manav, fırın, kuruyemiş, baharat, temizlik, kırtasiye, hazır yemek gibi müşterinin fiyat ezberi olmayan kategorilerden çıkarın.

 

Bu bir hile değil, kategori yönetiminin ta kendisidir. Zincirler zaten aynısını yapıyor.

 

Bir de şunu ekleyin: Bu 60-80 ürünün rafına büyük ve okunaklı fiyat etiketi koyun. Müşteriye “ben pahalı değilim” demenin en ucuz yolu, ucuz olduğunuz yerde bunu göstermektir. Türkiye'de mahalle marketlerinin en büyük problemi pahalı olmaları değil, pahalı sanılmalarıdır.

 

Not: Üç harfli marketler de şeker, yağ benzeri Fiyat Algısı Yüksek Ürünlerde çok fazla kar etmezler, hatta maliyetine bile satıyor olabilirler. Müşteriyi bu tip ürünlerle içeri çekip plastik leğenden, atıştırmalıklardan ve benzeri ürünlerden kar ederler.  

 

2)      Yakınlık savaşını kazanın

Yukarıdaki araştırmanın en kıymetli bulgusu şu: Tercih sebebi olarak yakınlığı gösterenlerin oranı, eğitim ve gelir düzeyi yükseldikçe artıyor. Lisans mezunlarında %46, lisansüstünde %50, yüksek gelir grubunda %55.

 

Yani zaman parası olan insan için mesele fiyat değil, mesafedir.

 

Zincirin yakınlığı sabittir; şubesi neredeyse orada. Sizin yakınlığınız ise esnetilebilir bir yakınlıktır. Bunu kullanın:

·         WhatsApp sipariş hattı kurun. Numaranızı kasaya, poşete, faturaya, kapıya yazın. Mahalledeki her apartmanın grubuna girmeye çalışın.

·         Teslimat sözü verin ve tutun. “20 dakika içinde kapınızda.” Motorlu ya da yaya, fark etmez. Zincir bunu yapamaz; yapması için merkezden karar çıkması gerekir.

·         Sabit müşterilerinizin standart siparişini kaydedin. “Her cumartesi 2 ekmek, 1 süt, 1 yoğurt” diyen müşteriye siz hatırlatın.

·         Yaşlılara ve hareket kısıtı olanlara ayrı davranın. Mahallede yalnız yaşayan yaşlıların market işini üstlenen esnaf, o mahallede rakipsizdir. Bu hem doğru bir iştir hem de kârlı bir iştir.

 

Yakınlık, sadece coğrafi bir şey değildir. Ulaşılabilirliktir.

 

Bir ulaşılabilirlik avantajı daha: Mahalle marketinin en ucuz ve en etkili silahı, zincirin kapalı olduğu saatte açık olmak olabilir. Zincirler tipik olarak 09:00–21:00 çalışır. Yeterli elemanınız varsa siz 07:00'de açıp 23:00'te kapatabilirsiniz. Sabah ekmek-süt, gece son dakika ihtiyaçlarını karşılayabilirsiniz.

 

3)      Amiral gemisi taze grup olsun

Zincirin en zayıf karnı burasıdır ve bu yapısaldır, geçici değildir. Taze ürün merkezî tedarik zinciriyle iyi yönetilemez. Fire yüksektir, standardı tutturmak zordur, günlük karar gerektirir. Zincir bu yüzden manavda ve şarküteride hep vasat kalır.

 

Müşteri en iyi domatesi, en iyi beyaz peyniri, en taze ekmeği sizde bulacağını bilirse, kuru gıdasını da sizden alır. Perakendede buna “müşteri çekici kategori” denir. Sizin çekiciniz tazedir.

 

Bunun için:

·         Manavı mağazanın giriş bölümüne koyun. Müşteri içeri girer girmez tazeliği görsün.

·         Manavda günde iki kez eleme yapın. Çürüğü, ezileni, solmuşu anında çıkarın. Tek bir çürük domates, bütün reyona olan güveni öldürür.

·         Şarküteriyi görünür ve göze çarpar bir yere koyun. İstek uyandırsın.

·         Şarküteride tattırın. Yeni gelen peyniri, zeytini müşteriye bir parça verin. Bu maliyet değil, yatırımdır. Zincirde her şey paketlidir; 500 gramlık peynir, 1 kiloluk zeytin. Sizde ise müşterinin istediği kadar alma özgürlüğü olmalı. "Bana 150 gram ezine, 20 liralık da siyah zeytin ver" diyen öğrenciyi, tek yaşayan emekliyi veya küçük aileleri zincir marketler kucağınıza iter.

·         Mümkünse fırın kurun ya da günde iki kez sıcak ekmek getirin. Sıcak ekmek kokusu, dünyanın en ucuz reklamıdır.

·         Zincirin satmadığı şeyleri satın: köy yumurtası, günlük süt, ev yapımı turşu, yöresel peynir, tereyağı, bal, salça, tarhana.

·         Kendi aktüel gününüzü yaratın. Haftanın bir gününü seçin, o gün tek bir kategoriden çarpıcı bir fiyat verin ve bunu WhatsApp grubundan duyurun. Zincirin salısı varsa sizin perşembeniz olsun.

 

Yıllar önce Adana’dan bir mahalle marketi esnafı benden akıl istemişti. Marketi 400 metrekareydi. Marketin önüne koyduğu meyve sebze reyonuna en iyi meyve ve sebzeleri almasını ve Migros ve Carrefour ile karşılaştırıp %5 veya daha fazla ucuza satmasını söyledim. Evet çok daha az kar elde edecekti ama müşterisini de kendisine aşık edecekti. Tüketiciler ev halkına da, komşulara da aldıkları meyve ve sebzenin ne kadar iyi olduğunu anlatmaya bayılırlar (biliyorum, çünkü ben de öyleyim). Manav kalitesindeki malı hesaplı almak da insanı iyi hissettirir.

 

Peki ne oldu? Öncelikle daha öncesine göre meyve ve sebze reyonundan daha fazla kar ürettiler. Evet karlılık oranı düşüktü ama sürümü arttığı için miktarsal olarak karı büyüdü. Daha da iyisi, meyve sebze reyonu markete yeni müşteriler çekti. Meyve sebze reyonu resmen efsaneleşmişti. Bu ürünler için gelenler elbette ev için gereken diğer ürünleri de alıyorlardı (one stop shopping). Sadece bu taktikle marketin satışları 6 ay içinde iki katına çıktı. Alım miktarı artan market elbette tedarikçilerinden de daha iyi indirimler de almayı başarmıştı.

 

Not: Bir kategori hem kâr merkeziniz hem müşteri çekiciniz olamaz. Birini seçeceksiniz. Ama şunu unutmayın; süpermarketin %5 altında olmak, indirim marketinin %5 altında olmak demek değildir. Manavda kıyas edeceğiniz rakip zincir indirim marketi değil, süpermarkettir. Orada hem ucuz görünüp hem para kazanabilirsiniz.

 

Meyve reyonunda kaliteli ürünü iyi fiyata veremiyorsanız veya bunu yapmanıza rağmen rekabet avantajı sağlayamıyorsanız, et reyonunda bu taktiği deneyin. İyi eti hesaplı almak da tüketicilerin çok hoşuna gider ve sizi efsaneleştirirler.

 

Ez cümle; en az bir ürün grubunda efsaneleşmeye çalışın. 

 

4)      Zincirin yapamadığı hizmeti satın

Zincirde personel sayısı m² başına hesaplanır ve müşterilere markette kimse yokmuş hissi verecek kadar azdır. O yüzden zincirde hizmet yoktur, sadece satış vardır.

 

Sizin ise hizmet verecek insanınız var. Bunu ücretsiz bir rekabet silahı olarak kullanın:

·         Eti müşterinin istediği gibi kesin, kıyın, ayıklayın.

·         Peyniri, zeytini, kaşarı istediği gramajda tartın.

·         Karpuzu kesip gösterin.

·         Ağır poşeti arabaya kadar taşıyın.

·         Bizde yok ama yarın getirtirim” deyin ve gerçekten getirtin. Bu cümle, bir müşteriyi 10 yıl elinizde tutar.

·         Ismarlama iş yapın: Düğün, mevlit, taziye, iftar için toptan sipariş alın. Mahalledeki her organizasyondan ciro çıkarmalısınız.

 

5)      Sepeti büyütün

Kapıdan içeri giren müşteri ne kadar çok alışveriş yaparsa, yani sepetini ne kadar doldursa sizin için o kadar çok iyidir. Öncelikle müşteri alışverişini kolayca yapabilsin diye mutlaka sepet veya araba verin (küçük mağazada el sepeti, 300 m² üstünde araba). Böylece içine daha çok şey koyma fırsatı tanımış olursunuz.

 

Zincirler müşteriyi daha çok harcatmak için onlarca yöntem kullanır. Bunların bir kısmı manipülasyondur, bir kısmı ise iyi mağazacılıktır. İkisini ayırt edin; ikincisini uygulayın:

·         Temel ihtiyaç maddelerini arkaya koyun. Ekmek, süt, yumurta mağazanın dip tarafında olsun ki müşteri bütün mağazayı gezsin.

·         Çapraz teşhir yapın. Makarnanın yanına salça ve sos, cipsin yanına içecek, çayın yanına kesme şeker ve bisküvi.

·         Kasa önünü boş bırakmayın. Sakız, çikolata, pil, çakmak, ıslak mendil.

·         Göz hizasına marjı yüksek ürünü koyun. Alt ve üst raflara marjı düşük olanları.

·         Yok satmayın. Rafların boşalmadığından emin olun. Rafta azalan ürünleri stoktan rafa hızlıca yerleştirin.

·         Mevsimi öne çıkarın. Okul zamanı kırtasiye, kış girerken çorba ve turşu malzemesi, yaz başında mangal ve dondurma.

 

Ama şunu da söyleyeyim: Müşteriyi kandırmayın. Etiketle rafı tutmayan fiyat, son kullanma tarihi geçmiş ürün, “indirim” diye asılan sahte tabela... Bunlar marketinizin namını batırır ve bir daha kaldırmaz. Zincirin müşterisi anonimdir, sizinki komşunuzdur. Komşuyu bir kere kandırırsınız.

 

6)      His ile değil, rakamla yönetin

Esnaf işi hakkında fazla istatistik tutmaz. Cirosunu bilir karını bilmez. Bu yüzden batanlar işlerin kötü olduğunu 2 yıl sonra anlar.

 

Oysa bir marketin patronunun her ay bakması gereken beş rakam vardır:

1.       Kategori kârlılığı. Hangi reyon ne kadar kâr getiriyor? Manav mı taşıyor, sigara mı batırıyor?

2.       Stok devir hızı. Paranız rafta kaç gün yatıyor? 45 günün üzerindeki her ürün sizin nakdinizi yiyor.

3.       Fire oranı. Özellikle manav ve şarküteride. Cironun %5'ini geçtiyse kârınız erimiş demektir. Kuru gıdada %1’in üstü felakettir. Fire oranlarını kategori bazında ayrı ayrı ölçün; mutlak rakamdan çok kendi geçmiş ayınızla kıyaslamanız önemlidir."

4.       m² başına ciro. Alanınız sınırlı. Satmayan ürünü rafta tutmak kira ödemektir.

5.       Sepet ortalaması. Müşteri başına ne kadar satıyorsunuz? Gün be gün fiş ortalamanızı takip edin. Bunu artırmak yeni müşteri bulmaktan daha ucuzdur.

 

Bunları takip edebilmek için düzgün bir POS/market otomasyon programına ihtiyacınız var. Bu bir masraf değil, bir görme organıdır. Ölçemediğinizi yönetemezsiniz.

 

7)      Yalnız satın almayı bırakın

Küçük perakendecinin en büyük dezavantajı satın alma gücüdür. Zincir 10 bin şubesine mal alırken siz tek dükkana alıyorsunuz. Aradaki fark, kapanmayacak kadar büyüktür.

 

Ama tek başına alma zorunluluğunuz yok. Türkiye'de yerel marketlerin bir araya gelerek kurduğu satın alma birlikleri ve gönüllü zincir yapıları var. 10 market bir araya gelip tek bir sipariş verdiğinde, tedarikçinin masasında bambaşka bir müşteri olursunuz. Ayrıca ortak bir markayla ortak özel markalı ürün çıkarabilir, ortak broşür bastırabilir, ortak depo kullanabilirsiniz.

 

Bu, esnafın en çok direndiği maddedir. “Benim işime kimse karışmasın” der. Anlıyorum ama söyleyeyim: Tek başına kalan esnafın tek başına kalma özgürlüğü, kapanınca biter.

 

Bulunduğunuz ilçedeki 8-10 market sahibiyle bir akşam yemeği ayarlayın. Konu bu olsun.

 

8)      Yerel üreticiyi rafınıza alın

Zincirin merkezî yapısı, yerel üreticiyi rafına almasına izin vermez. Bu boşluk sizindir. İlçenizde peynir yapan, bal üreten, salça kuran, ekmek pişiren, turşu kuran, zeytin işleyen kim varsa bulun. Rafınızda onlara özel bir bölüm açın. Üreticinin fotoğrafını, köyün adını yazın.

 

Bu üç şeyi birden yapar: Marjınızı yükseltir (yerel ürün fiyat ezberi olmayan bir kategoridir), sizi farklılaştırır, ve mahallede “yerli malı satan market” itibarı kazandırır.

 

Bugün tüketici, üreticisini bildiği ürüne para vermeye hazır. Zincir bu hikâyeyi anlatamaz. Siz anlatabilirsiniz.

 

9)      Dijitalleşin

Mahalle marketinin dijitalleşmesi, uygulama yaptırmak değildir. Dört şey yeterlidir:

·         Google İşletme Profili. Ücretsiz. Fotoğraflarınızı, saatlerinizi, telefonunuzu girin. “Yakınımdaki market” diye arayan herkes sizi görsün.

·         WhatsApp Business. Katalog özelliğini kullanın, haftalık ürünlerinizi yayınlayın.

·         Bir Instagram hesabı. Günlük gelen taze ürünün fotoğrafı yeterli. Süslü içerik gerekmiyor.

·         Hızlı teslimat platformlarına üyelik. Şartları hesabınıza uyuyorsa, uymuyorsa girmeyin. Komisyon marjınızı yiyorsa faydası zarardan az olur.

 

Dijital bir öneri: Bizim kültürümüzde bakkal ile müşteri arasındaki en güçlü bağ "güven" üzerine kuruluydu; bunun da somut karşılığı veresiye defteriydi. Zincir marketlerin asla sunamayacağı bu esnekliği tamamen terk etmek yerine modernize edin. Defteri kapatın ama güveni dijitalleştirin. Örneğin maaşlı çalışan müşterilerinize Veresiye Kart verebilirsiniz. Alışverişini tamamlayan müşteri veresiye kartını kasiyere verir, barkod okuyucuyla veresiye kart okunur ve fiş hem müşterinin hesabına işlenir, hem de müşterinin cep telefonuna Whatsapp üzerinden görsel olarak gönderilir. Ay sonunda da ödemenizi alırsınız. “Ay sonu öde” esnekliği sunmak ya da harcadıkça küçük indirim puanları biriktirmelerini sağlamak, zincirlerin devasa bütçeli sadakat programlarından çok daha samimi ve bağlayıcıdır. Müşteri bilmeli ki; cüzdanını evde unuttuğunda ya da maaş gününe iki gün kala dükkanınıza girdiğinde darda kalmaz.

·         Limit disiplini şart. Kart verilecek müşteri seçilmeli, limit gelire göre konmalı ve limit aşımında sistem otomatik uyarmalı. Aksi halde veresiye, iyi niyetle başlayıp işletmeyi batıran bir alacak yığınına dönüşür. Bakkallık tarihinin en bilinen batış sebebi budur.

·         Nakit akışı hesabı. Ay sonu tahsilat, tedarikçi vadesiyle uyumlu olmalı. Müşteriden 30 günde alıp tedarikçiye 15 günde ödüyorsanız, kendi paranızla müşterinizi finanse ediyorsunuz demektir.

 

10)  Personeliniz sizin en büyük farkınızdır

Zincirde personel devir hızı çok yüksektir. Müşteri her ay başka bir yüz görür. Sizin kasanızdaki insan üç yıldır aynı insansa, müşterinin adını biliyorsa, çocuğunu tanıyorsa, bu zincirin hiçbir bütçeyle satın alamayacağı bir varlıktır.

 

O yüzden personelinize piyasanın biraz üstünde ödeyin. Sigortasını tam yatırın. Sattırdığı yüksek marjlı kategorilerden küçük bir prim verin. Bir insanı elinizde tutmanın maliyeti, her altı ayda bir yenisini yetiştirmenin maliyetinden düşüktür.

 

Ve bir şey daha: Dükkanın başında durun. Marketini gezmeyen, rafına dokunmayan, kasasına oturmayan patronun marketi ilk üç yılda ortalamaya düşer.

 

11)  Mali disiplin şart

Kasanıza giren para sizin değildir, bir kısmı sizindir, önemli bir kısmı tedarikçilerinizindir. Tedarikçilerinizin payını harcamayın, ayırın. Kalan kısmın da hepsini harcamayın, çünkü önemli bir kısmı işletme giderlerine gidecek.

 

Marketin arkasında büyük bir deponuz varsa eninde sonunda orası ağzına kadar stok dolar. Stok da aslında paradır. Üstelik sizin cebinizde olması gereken paradır. Deponuz küçük olsun, hatta hiç olmasın. Öyle bir tedarik düzeniniz olsun ki raftaki ürünleriniz bitmeye yakın tedarikçileriniz mal getirsin.

 

Satışlarınızın bir kısmı, nakit, bir kısmı kredi kartı, bir kısmı da veresiye olacak. Sattığınız mallar da ortalama 30 gün market raflarında misafir olacak. Bu durumda tedarikçilerinizle ortalama 45 gün vadeli çalışmanızı öneririm. Elbette ürün kategorilerinin sirkülasyon hızına göre bu vade süresi değişkenlik gösterecektir.

 

Marketin mülkü size aitse kira derdiniz olmaz ve daha rekabetçi olabilirsiniz. Ama kiradaysanız, mülk sahibiyle uzun dönemli kira sözleşmesi yapın. Sermayeniz arttıkça tasarruf edin ve ilk fırsatta marketinizin mülkünü satın alın (veya mülkü size ait bir yere marketinizi taşıyın).

 

………………………..

 

Buraya kadar yazdıklarım esnafın kendi elindeki işlerdi. Ama bu meselenin bir de düzenleme tarafı var ve orada büyük bir boşluk duruyor.

 

Türkiye'de indirim marketlerinin sayısı 30 bini aştı. Nüfusa oranla dünyadaki en yoğun indirim marketi ağlarından birine sahibiz. Buna rağmen sektörü metrekare bazında, nüfus bazında, bölge bazında düzenleyen bir mevzuatımız yok. Bir mahallenin 200 metrelik sokağına dört tane zincir market açılabiliyor ve buna "rekabet" diyoruz.

 

Somut ve uygulanabilir bir öneri sunuyorum: Belirli bir şube sayısının üzerindeki market zincirleri (indirim marketleri ve süpermarketler) pazar günleri kapalı olsun. Mahalle marketleri, bakkallar, manavlar, fırınlar ve tek şubeli işletmeler bu düzenlemenin dışında tutulsun.

 

Gerekçelerimi sıralayayım:

·         Birincisi, hafta tatili çalışan insanın hakkıdır. Bu zincirlerde on binlerce insan çalışıyor. Çoğu asgari ücretle, dönüşümlü vardiyayla, yılın 365 günü açık olan mağazalarda. Bu insanların ailesiyle birlikte olabileceği, dinlenebileceği, çocuğunu parka götürebileceği ortak bir gün yok. Hafta içi izin, ailenin geri kalanı işte ve okuldayken verilen izindir; sosyal olarak izin sayılmaz. Bir toplumun herkesin aynı anda dinlendiği ortak bir güne ihtiyacı vardır. Almanya, Avusturya, Norveç, Polonya gibi ülkelerde pazar günü perakende kısıtlaması vardır ve bu ülkelerde ne ticaret durmuştur ne insanlar aç kalmıştır.

·         İkincisi, rekabet dengesidir. Küçük esnafın zincire karşı tek yapısal avantajı, sahibinin işin başında olmasıdır. Ama sahip aynı zamanda insandır; 7 gün 14 saat çalışamaz. Zincir ise vardiyayla süreklilik satın alabilir. Pazar tatili, bu asimetriyi kısmen düzeltir ve küçük işletmeye nefes alma imkânı verir.

·         Üçüncüsü, pazar günü küçük esnafın günüdür. Bakkalın, manavın, fırının ciro yaptığı gün pazardır. Zincir o gün de açık olduğu sürece, küçük işletmenin haftanın hiçbir gününde savunulabilir bir alanı kalmıyor.

·         Dördüncüsü, semt pazarlarının korunmasıdır. Türkiye'de semt pazarları binlerce üretici ve pazarcı esnafını ayakta tutan bir yapıdır. Zincir mağazasının pazar günü manav reyonuyla açık olması, bu geleneksel kanalı doğrudan zayıflatıyor.

·         Beşincisi, toplumsal maliyetlerdir. Pazar günü kapalı bir perakende, daha az trafik, daha az enerji tüketimi ve daha çok aile zamanı demektir. Bunlar ölçülmesi zor ama değeri yüksek kazanımlardır.

·         Altıncısı, küçük işletmenin rekabet edebileceği tek boyut zamandır. Sermayede, ölçekte, satın alma gücünde, reklam bütçesinde zincirle yarışamaz. Ama "zincirin olmadığı saatte ben varım" diyebilir. Bu son alan da elinden alınırsa, geriye yarışacak hiçbir boyut kalmaz.

 

Bu öneriye itiraz edenler olacaktır: “Tüketici mağdur olur”, “serbest piyasaya müdahale olur” denecektir. Bu itirazlar ciddiye alınmalıdır. Ancak tüketici tarafında mağduriyet iddiası, tatil günü açık olan mahalle marketleri ve bakkallar sayesinde büyük ölçüde karşılıksız kalır. Zaten önerimin özü de budur: pazar günü alışverişi tümüyle yasaklamak değil, o günü küçük işletmeye bırakmaktır. Serbest piyasa itirazına gelince: Zaten çalışma saatleri, asgari ücret, hafta tatili gibi düzenlemeler var. Mesele piyasaya müdahale edip etmemek değil, hangi dengeyi gözeterek müdahale ettiğimizdir.

 

Şunu da açıkça söyleyeyim: Bu düzenleme yarın çıkmayacak. Belki hiç çıkmayacak. O yüzden hiçbir esnaf bunu bekleyerek vakit kaybetmesin. Bu bir talep, bir çözüm değil. Çözüm yukarıdaki onbir maddede.

 

Uzun yazdım. Kısaltayım:

1.       En çok satan 60-80 ürünün listesini çıkarın ve zincirle fiyat karşılaştırması yapın. Bu ürünlerde fiyatı eşitleyin.

2.       Kâr merkezinizi taze gruba ve fiyat ezberi olmayan kategorilere kaydırın.

3.       Manav reyonunu marketin girişine alın, günde iki kez eleyin.

4.       WhatsApp sipariş hattı kurun ve teslimat sözü verin.

5.       POS programınızdan kategori kârlılığı ve stok devir hızı raporu almaya başlayın.

6.       İlçenizdeki market sahipleriyle satın alma birliği için ilk toplantıyı yapın.

7.       Yerel üreticiler için bir raf açın.

8.       Google İşletme Profilinizi doldurun.

9.       Personelinizin ücretini gözden geçirin, prim sistemi kurun.

10.   Haftada en az 30 saat dükkanın içinde olun.

11.   Parayı yönetmekten anlayın.

 

Üç harflilerle savaşmayacaksınız. Onların savaşmadığı yerde kazanacaksınız.

 

Zincir ucuzluk satar. Siz güven, tazelik, yakınlık ve tanıdıklık satın. Bunların hiçbirinin merkez ofisten sipariş edilebilir bir karşılığı yok.

 

Sevgiyle kalın, hoşça kalın.

 

Kaynaklar:

·         Yılmaz, Aykaç, Özkaynar, Yolcu (2021), "İndirim Marketlerini Kimler, Neden Tercih Eder?" Uluslararası İktisadi ve İdari İncelemeler Dergisi

·         Başfırıncı, Çilingir Ük, Gültekin (2019), "Türkiye'deki İndirim Marketlerinin Marka İmajlarının Sosyal Ağ Analizi Yöntemiyle İncelenmesi", Uluslararası Ekonomi ve Yenilik Dergisi