Bugüne kadar yazdığım mali içerikli makalelerin hepsi
şirketin parasını konuştu: alacak, borç, nakit, bütçe, firma değeri. Bu makale
ilk kez patronun kendi parasını konuşuyor.
Konuya girmeden önce bir gözlemimi paylaşayım. Yıllardır
gördüğüm şu: Bir patron şirketinin bilançosunu okumayı öğrendiğinde bile, kendi
bilançosunu hiç çıkarmamış oluyor. Şirketinin kaç para ettiğini merak eden
adam, kendisinin kaç para ettiğini merak etmiyor. Oysa ikisi arasındaki bağ,
çoğu patronun sandığından çok daha tehlikeli.
Birinci gerçek: Servetinizin neredeyse tamamı tek bir
hissede
Bir yatırım danışmanına gidip “Portföyümün %90’ını tek
bir şirketin hissesine koydum” deseniz, adam yerinden fırlar. Oysa
Türkiye’deki patronların büyük çoğunluğunun durumu tam olarak budur. Kimse buna
“portföy” demediği için kimse rahatsız olmaz.
Üstelik durum düşündüğünüzden de kötü. Çünkü elinizdeki bu
tek hisse:
·
Likit değildir. Borsadaki bir hisseyi bir
günde satarsınız; kendi şirketinizin hissesini satmak 12-18 ay sürer. (Şirket
satış sürecini ayrı bir makalede ayrıntısıyla anlatmıştım.)
·
Fiyatı belirsizdir. Değeri bir rakam
değil, bir aralıktır; ve o aralık alıcının kim olduğuna göre değişir.
·
Aynı zamanda gelir kaynağınızdır. Şirket
kötüye giderse hem servetiniz erir hem maaşınız kesilir. İki riski aynı anda
taşıyorsunuz.
·
Üstelik kefaletle şahsi malvarlığınıza
bağlıdır. Yani şirket batarsa sadece o hisseyi kaybetmezsiniz; evinizi de
kaybedebilirsiniz.
Bu dört maddeyi yan yana koyun. Bir yatırım uzmanına
gösterseniz, size “derhal çeşitlendirin” der. Ama patronların çoğu bunun
tam tersini yapar: Kazandığı parayı da alıp yine aynı şirkete koyar. Yani zaten
aşırı yüklü olduğu pozisyonu her yıl biraz daha büyütür.
Bunun bir sebebi var ve makul bir sebep: Patron, kontrol
edebildiği tek yerin kendi şirketi olduğunu düşünür. Borsayı, fonu, altını
kontrol edemez; ama fabrikasını edebilir. Bu duygu anlaşılır ama bir yatırım
stratejisi değildir.
İkinci gerçek: Şirketin kasası sizin cüzdanınız değildir
Türkiye’de aile şirketlerinin en yaygın alışkanlığı budur:
Patron paraya ihtiyaç duyduğunda şirketten çeker, fazlası olduğunda şirkete
koyar. Muhasebe bunu 131 Ortaklardan Alacaklar hesabında biriktirir ve yıllar
içinde o hesap şişer.
Bu alışkanlığın üç ayrı bedeli vardır:
1)
Vergisel bedel. Şirket ortağına faizsiz
para kullandırmış sayılır. Emsal faiz üzerinden adat faizi hesaplanır; bu hem
kurumlar vergisi matrahı hem KDV doğurur. Bir vergi incelemesinde geriye dönük
olarak karşınıza çıkar.
2)
Finansal bedel. Banka, 131 hesabındaki
bakiyeyi “şirketten kayıtsız çıkış” olarak okur ve kredi notunuza
yansıtır. Şirketinizin öz kaynağı olduğundan zayıf görünür.
3)
Yönetimsel bedel. En sinsi olanı budur:
Şirketten ne kadar para çektiğinizi bilmezsiniz. Yıl sonunda “ben bu yıl ne
kazandım?” sorusunun cevabı yoktur, çünkü kazancınız kâr payı olarak değil,
dağınık çekişler olarak gerçekleşmiştir.
Doğrusu: kâr dağıtımını bir sisteme bağlayın
Yapmanız gereken şey basit ama disiplin ister: Şirketten
para çekmeyi bırakın, kâr dağıtmaya başlayın.
·
Genel kurulda kâr dağıtım kararı alın ve
dağıtılacak tutarı belirleyin. Kâr payı üzerinden %15 stopaj ödenir (bu oran 22
Aralık 2024’ten itibaren %10’dan %15’e çıkarılmıştır).
·
Kendinize bir maaş belirleyin ve bordrolu olarak
alın. Patronun maaşsız çalışması, şirketin kârını olduğundan yüksek gösterir ve
sizi kendi performansınız hakkında yanıltır.
·
Kâr dağıtımının zamanını ve tutarını nakit akış
projeksiyonunuza yazın. Şirketten çıkacak paranın plansız olması, en sık
gördüğüm nakit sıkışıklığı sebeplerinden biridir.
Not: “Vergi ödemeyeyim diye çekiyorum”
diyorsanız, hesabı bir yapın. Kâr payı stopajı ile adat faizinden doğan vergi
ve KDV yükünü yan yana koyun; üstüne bir de düşük kredi notunun size ödettiği
faiz farkını ekleyin. Çoğu şirkette düzenli kâr dağıtımı, kayıtsız çekişten
daha ucuz çıkar.
Statü tuzağı: egoyu şirket kasasından finanse etmek
Şirket kasasının cüzdan gibi kullanılmasının arkasında her
zaman finansal mecburiyetler yatmaz. Çok daha yaygın ve sinsi bir sebep vardır:
Patronun kendi dünyasında girdiği statü yarışı.
Gördüğüm pek çok hikâye şöyle başlar: Patron işleri biraz
büyütür, belirli bir çevreye girer. O çevrede konuşulan şeyler fabrikadaki
üretim hızı veya Öz Kaynak Kârlılığı değildir; kimin hangi araca bindiği, hangi
saati taktığı, hangi marinada teknesi olduğudur.
Diğer patronlardan etkilenerek başlayan bu yarış, bir süre
sonra kontrolsüz bir hovardalığa dönüşür. Zaten garajda duran iki araca
üçüncüsü eklenir; ihtiyaçtan değil, “filanca patronda da var” diye tekne
büyütülür; milyonluk saatler, pahalı takılar, fütursuzca yapılan kişisel
harcamalar başlar.
Bunun finansal faturası iki aşamada ödenir:
1. Kişisel servet erir.
Patron, kâğıt üstünde zengin olduğunu sandığı için kişisel likiditesinin çok
üzerinde bir yaşam standardı kurar. Kazancından çok daha hızlı büyüyen bu lüks
tüketim, şahsi varlıkları eritmeye başlar.
2. Şirketin aktiflerine
sulanma başlar. Şahsi bütçe bu hovardalığa yetmemeye başladığında, o meşhur
refleksi görürüz: Şirketin kasasına el uzatılır. Şirkete ait olması gereken
işletme sermayesi, patronun garajındaki lüks arabayı, kolundaki saati veya
tatil masraflarını finanse etmeye başlar.
Buradaki temel yanılsama şudur: Patron, o arabayı veya saati
aldığında “prestij” satın aldığını ve bunun işine fayda sağlayacağını düşünür.
Oysa finansal gerçeklik soğuktur:
·
Kolunuzdaki saat veya garajdaki araba
bilançonuzda likit bir varlık değildir; kriz anında fabrikanın maaş ödemesini
yapamaz.
·
Şirketin öz kaynağını emen bir lüks, şirketi
dışarıdan gelen ilk ekonomik dalgada savunmasız bırakır.
·
Egoyu finanse etmek için şirketten çekilen her
para, şirketin geleceğinden çalınan yatırımdır.
İş adamlığı ile “zengin taklidi yapmak” arasındaki
fark tam olarak burada ortaya çıkar. Gerçekten güçlü bir patron, gücünü
kolundaki saatten veya marinasındaki tekneden değil; şirketinin nakit
akışından, öz kaynak sağlamlığından ve şahsi likiditesinden alır.
Şirketinizin aktiflerini kişisel hırslarınızın ve statü
arayışınızın finansman aracı yapmayın. Şirketinize yapacağınız en büyük iyilik,
kendi kişisel yaşam standardınızı şirket kârlılığıyla ve kişisel nakit
akışınızla disipline etmektir.
Kendinize bir kural koyun: Kişisel yaşam standardınızı,
şirketten aldığınız maaş ve dağıtılmış kâr payı belirlesin, şirketin kasası
değil. Yılın sonunda kişisel harcamanızı bu iki kalemin toplamıyla
karşılaştırın. Harcamanız fazlaysa, aradaki farkı nereden karşıladığınıza
bakın. Cevap büyük ihtimalle 131 hesabıdır ve o hesap, size ait olmayan bir
parayla yaşadığınızın kaydıdır.
Üçüncü gerçek: Kefaletleriniz nerede duruyor?
Bu, patronların en az takip ettiği ama servetlerini en çok
tehdit eden konudur. Yıllar içinde imzalanmış onlarca kefalet, teminat mektubu
ve ipotek vardır; çoğunun nerede olduğu bile bilinmez.
Bugün oturun ve muhasebenizden şu listeyi isteyin:
·
Hangi bankaya, hangi kredi için, ne tutarda
şahsi kefalet verdiniz?
·
Eşiniz veya çocuklarınız da kefil mi?
·
Kapanmış kredilere ait kefaletler resmen
kaldırıldı mı, yoksa dosyada duruyor mu?
·
Tedarikçi sözleşmelerinde şahsi kefalet maddesi
var mı?
·
Hangi gayrimenkulünüz üzerinde şirket borcu için
ipotek var?
Bu envanteri yılda bir kez güncelleyin. Ve şunu bilin:
Kapanan kredinin kefaleti kendiliğinden kalkmaz. Bankaya yazılı başvurup
kaldırtmanız gerekir. Ödenmiş bir kredinin kefaletinin yıllarca dosyada durduğu
ve yeni bir borçta karşınıza çıktığı durumlar gördüm.
Kişisel bilançonuzu çıkarın
Şirketiniz için yaptığınız şeyi kendiniz için de yapın.
Aşağıdaki tabloyu bir kâğıda çizin ve doldurun. Yarım saatlik bir iştir ve pek
çok patron bunu hayatında ilk kez yaptığında şaşırır.
Patronun Kişisel
Bilançosu
|
VARLIKLAR |
BORÇLAR |
|
Nakit ve
mevduat |
Kişisel
krediler |
|
Döviz ve
altın |
Kredi kartı
borçları |
|
Yatırım
fonları, hisse senetleri |
Konut ve
taşıt kredileri |
|
Bireysel
emeklilik (BES) |
Yakınlara
olan borçlar |
|
Oturduğunuz
konut |
Diğer
kişisel yükümlülükler |
|
Yatırım
amaçlı gayrimenkuller |
|
|
Şirket
hisseleriniz (öz kaynak değeri) |
|
|
Şirketten
alacaklarınız |
|
|
Araç,
koleksiyon, diğer* |
|
|
TOPLAM
VARLIK |
TOPLAM BORÇ |
|
NET KİŞİSEL
SERVET = Toplam Varlık − Toplam Borç |
|
Nazım kalem olarak ayrıca yazın: Şirket için verdiğiniz
şahsi kefaletlerin toplamı. Bu tutar bilançonuzda borç olarak görünmez ama bir
gün borcunuz olabilir. Kefalet toplamınız net servetinizi aşıyorsa, teknik
olarak zaten iflas riskiyle yaşıyorsunuz demektir.
*Bu kalemi gerçekçi değerleyin: bugünkü ikinci el satış
fiyatını yazın, aldığınız fiyatı değil. Statü harcamalarının çoğu bilançoda
varlık görünür, ama her yıl değer kaybeder ve kriz anında istediğiniz fiyata
satılmaz.
Şimdi asıl testi yapın
Bilançonuzu doldurduktan sonra varlıklarınızı üçe ayırın:
|
Grup |
Nakde dönme süresi |
Neler girer? |
|
Likit |
0 – 7 gün |
Nakit,
mevduat, döviz, altın, para piyasası fonu |
|
Yarı likit |
1 – 6 ay |
Hisse
senedi, yatırım fonu, satılabilir konut |
|
Likit
olmayan |
1 yıl ve üzeri |
Şirket
hisseniz, ticari gayrimenkul, girişim yatırımları |
Patronun kişisel likidite testi
·
Yarın şirketiniz kapansa ve hiç geliriniz
olmasa, likit varlıklarınızla ailenizin normal yaşam standardını kaç ay
sürdürebilirsiniz?
·
Cevap 6 aydan az ise, servetiniz ne kadar
büyük görünürse görünsün kırılgansınız.
·
Cevap hiç ise (ki gördüğüm patronların
azımsanmayacak kısmında cevap budur) servetiniz aslında yok; sadece şirketiniz
var.
Bu testin amacı sizi korkutmak değil. Amaç şu ayrımı
görmenizi sağlamak: Zengin olmak ile likit olmak farklı şeylerdir. Türkiye’de
pek çok patron kâğıt üzerinde zengin, nakit olarak dardır. Ve krizler kâğıt
üzerindeki zenginliği sormaz.
Şirket dışında bir çekirdek kurun
Buraya kadar anlattıklarımın tek bir pratik sonucu var:
Şirketinizin dışında, şirketiniz batsa bile ayakta kalmanızı sağlayacak bir
varlık çekirdeği kurmalısınız. Bu çekirdek üç özelliğe sahip olmalıdır:
1)
Şirketten tamamen ayrı olmalı. Şirkete
kefil edilmemiş, ipotek verilmemiş, şirketle iş yapmayan varlıklar.
2)
Likit veya yarı likit olmalı. Kriz anında
satamayacağınız bir varlık, kriz anında yoktur.
3)
Dokunulmaz olmalı. Şirket sıkıştığında
oraya el atmayacağınıza dair kendinize söz verin. Pek çok patron bu çekirdeği
kurar, sonra ilk sıkışıklıkta şirkete aktarır ve tekrar sıfıra döner.
Peki bu çekirdek ne kadar olmalı? Herkese uyan tek bir rakam
yok, ama pratik bir başlangıç ölçüsü verebilirim: Ailenizin 12 aylık yaşam
giderini karşılayacak kadar likit varlık. Buna ulaştıktan sonra, dağıttığınız
her kâr payının belirli bir oranını (örneğin yarısını) şirket dışında
değerlendirmeyi kural haline getirin.
Bunu bir “tasarruf” olarak değil, risk yönetimi
olarak görün. Şirketinizde döviz açık pozisyonunu nasıl kapatıyorsanız, kişisel
servetinizde de konsantrasyon riskini öyle kapatıyorsunuz.
Yatırım kararı nasıl alınır?
Patronların yatırım kararlarında gördüğüm en yaygın hata,
sıralamayı ters kurmalarıdır. Önce araç seçilir (“altın mı alsam, daire mi?”),
sonra gerekçe aranır. Doğrusu tersidir; araç en sonda gelir.
1)
Amaç: Bu para ne için? Emeklilik mi,
çocukların eğitimi mi, şirket dışı gelir mi, servet koruma mı?
2)
Vade: Bu paraya ne zaman ihtiyacınız
olacak? 1 yıl, 5 yıl, 15 yıl? Vadeyi bilmeden risk seviyesi belirlenemez.
3)
Likidite ihtiyacı: Ani nakit ihtiyacı
doğarsa bu paraya dokunmanız gerekir mi? Gerekiyorsa gayrimenkule bağlamayın.
4)
Risk toleransı: Bu paranın değeri bir
yılda %30 düşse ne yaparsınız? Uyuyabilir misiniz, yoksa panikle satar mısınız?
Dürüst cevap verin; kâğıt üzerindeki risk toleransı ile gerçekteki farklıdır.
5)
Alternatif getiri: Bu parayla
yapabileceğiniz en iyi diğer şey ne? Yatırımınızın başarısı mutlak getirisiyle
değil, bu alternatife göre ölçülür.
6)
Ve en sonda: araç seçimi.
Alternatif getiri: patronun en çok atladığı kavram
Beşinci maddeyi biraz açayım, çünkü bu makalenin şirket
tarafıyla bağlandığı yer burasıdır.
“Patronlar ve Mali Veriler” serisinde Öz Kaynak Kârlılığı
(ROE) göstergesini anlatmıştım: Net kâr ÷ Öz kaynak. Örnek şirketimizde bu oran
%10,7 çıkmıştı ve şu rahatsız edici soruyu sormuştuk: Bu şirkete koyduğunuz
para, size riske girmeden elde edebileceğinizden fazlasını kazandırıyor mu?
İşte kişisel yatırım kararınız da tam bu soruyla başlar.
Çünkü şirketinize koyduğunuz her ek sermaye, aslında bir yatırım kararıdır (sadece
siz ona yatırım demiyorsunuz).
Şirketinize sermaye koymadan önce
·
Şirketinizin son üç yıllık ROE ortalamasını
hesaplayın.
·
Aynı dönemde risksiz alternatifin getirisiyle
karşılaştırın.
·
ROE’niz alternatifin altındaysa, şirkete
koyacağınız para kötü bir yatırımdır. Bu, şirketi kapatın demek değildir; önce
şirketin kârlılığını düzeltin, sonra sermaye koyun demektir.
·
Ve unutmayın: Şirkete koyduğunuz sermaye,
alternatifin aksine hem likit değildir hem de kefaletle katlanmış risk taşır.
Yani sadece eşit getiri bile yeterli değildir; şirketin belirgin biçimde
fazlasını kazandırması gerekir.
Yatırım araçları: dürüst bir değerlendirme
Aşağıdaki tabloda araçları getiri sıralamasına göre değil,
bir patron için taşıdıkları anlama göre karşılaştırdım. Getiri tahmini
vermiyorum; kimse veremez.
Yatırım
araçlarının patron açısından karşılaştırması
|
Araç |
Likidite |
Zaman ister mi? |
Patron için not |
|
Mevduat / para piyasası fonu |
Çok yüksek |
Hayır |
Acil rezervin doğal yeri. |
|
Döviz |
Yüksek |
Hayır |
Şirketinizin döviz açık pozisyonu varsa, |
|
Altın |
Yüksek |
Hayır |
Uzun vadeli değer saklama aracı. |
|
Yatırım fonu |
Yüksek |
Az |
Zamanı olmayan patron için en makul yol. Fon seçerken geçmiş |
|
Hisse senedi |
Yüksek |
Evet |
Kendi sektörünüze yatırım yapmayın. Sektör kötüye giderse |
|
Gayrimenkul |
Düşük |
Evet |
Türkiye’de aşırı sevilir. |
|
Girişim / melek yatırımcılık |
Çok düşük |
Çok |
Kaybetmeyi göze alamayacağınız parayı koymayın. |
|
Kendi şirketiniz |
Çok düşük |
Zaten |
En büyük pozisyonunuz. |
Not: Bu tablo bir yatırım tavsiyesi değildir;
araçların yapısal özelliklerini karşılaştırır. Yatırım kararlarınızı kendi
durumunuza göre, gerekirse bir yatırım danışmanıyla birlikte verin.
Patronların yaptığı dört yatırım hatası
1)
Acil rezerv tutmamak. Nakdin tamamı “çalışmalı”
diye düşünülür. Oysa acil rezervin işi çalışmak değil, hazır olmaktır.
2)
Getiriyi nominal hesaplamak. “Daireyi
2 milyona aldım, 4 milyona satıyorum” cümlesi tek başına bir şey ifade
etmez. Aynı dönemde enflasyon ne oldu, alternatif getiri ne oldu? Reel
hesaplamadan kâr ettiğinizi bilemezsiniz.
3)
Duygusal karar vermek. Akrabanın önerisi,
komşunun kazancı, sofra sohbeti. Şirketinizde bu şekilde karar vermiyorsanız,
kendi paranızda da vermeyin.
4)
Çıkış planı olmadan girmek. Bir yatırıma
girerken “bunu ne zaman, hangi şartla, kime satacağım?” sorusunun cevabı
yoksa, aslında yatırım yapmıyorsunuz; sadece para bağlıyorsunuz.
Akıl veren çok olur: patronlara yapılan en tehlikeli 6
tavsiye
Etrafınızda patron olduğunuzu bilen ve paranızı “sizin
adınıza yönetmeye” hevesli pek çok insan olacaktır. Bankacılar,
danışmanlar, gayrimenkul satıcıları veya “ben bu işi çözdüm” diyen eş
dost... Bu tavsiyelerin büyük kısmı iyi niyetli olsa da, bir patronun risk
profilini anlamadan verildiği için servetiniz için büyük tehdit oluşturur.
İşte kulağa cazip gelen ama arkasında büyük tuzaklar
barındıran en sakıncalı tavsiyeler:
1. “Şirketin parası kasada durmasın, gayrimenkule
bağlayalım; hem değerlenir hem teminat gösteririz.” En sık düşülen
tuzaktır. Şirketin işletme sermayesini alıp “nasıl olsa değerleniyor”
diye arsaya, dükkana bağlarlar. Sonra ilk krizde nakit sıkışıklığı yaşandığında
o gayrimenkul 1 günde satılamaz. Bankaya teminat verseniz bile kredinin limiti
gayrimenkulün değerine göre değil, nakit akışınıza göre belirlenir. Şirketin
likiditesini gayrimenkule gömmek, bilançoyu kilitler.
2. “Tüm yumurtaları aynı sepete koyma; gel bildiğin
sektöre yakın başka bir işe ortak olalım.” Yatırım danışmanının “çeşitlendirme”
dediği şey ile patronun anladığı çeşitlendirme farklıdır. Patron genellikle
bildiği sektöre yakın (örneğin tedarikçisine, müşterisine veya yan koluna)
yatırım yapmayı “güvenli” sanır. Oysa o sektör krize girdiğinde, yatırdığınız
parayla birlikte kendi ana işiniz de vurulur. Gerçek çeşitlendirme, ana
işinizle riski korele olmayan alanlarda yapılır.
3. “Faizde/fondaki paranı çek, kendi işini büyüt; en
iyi bildiğin iş senin işindir.” Kulağa gurur okşayıcı gelir ama
finansal bir intihardır. Kendi şirketinize koyduğunuz sermayenin Öz Kaynak
Kârlılığı (ROE) alternatif getirinin altındaysa, paranızı kendi işinize
yatırmak “bildiğin işte paranı eritmek” demektir. İşinizi büyütmek
romantik bir duygu, kârlı büyütmek ise finansal bir zorunluluktur.
4. “Şahsi varlıklarını şirkete ipotek/teminat ver,
kredi limitin açılsın, işleri patlatalım.” Finansman direktörlerinin
veya bankacıların en sevdiği tekliftir. Şirketin büyüme iştahı için kişisel
servetin koruma kalkanını kaldırmaktır. Bir kriz anında şirket batmakla kalmaz;
oturduğunuz evi, kişisel birikimlerinizi de beraberinde götürür. Kişisel
varlıklar, şirket borçlarının kefaleti veya teminatı olmamalıdır.
5. “Şu arsayı/şirketi krizde kelepire kapatıyoruz,
hemen şahsi paranı koy.” Fırsat kaçırma korkusu (FOMO) sadece borsadaki
küçük yatırımcıda olmaz; patronlarda daha ağır olur. Piyasadaki likidite
krizini görünce “kelepir varlık” avına çıkmak, eldeki hazır acil durum
rezervini tüketir. Unutmayın: Krizde en değerli varlık kelepir gayrimenkul
değil, nakdin kendisidir. Nakdi bitiren patron, en kelepir malı bile işletemez.
6. “Vergi ödememek için kârı dağıtma, şirkette tut ya
da gayri-resmi çek.” Mali aklın en zayıf olduğu yerdir. Kâr dağıtıp
stopaj ödemekten kaçınırken; adat faizi riskine, düşük kredi notuna ve dağınık
para çekişlerinin getirdiği kontrolsüzlüğe razı olunur. Üstelik şirkette
biriken dağıtılmamış kârlar, operasyonel risklerin hedefi haline gelir. Vergi
planlaması yapmak başkadır, sırf vergi ödememek için serveti şirketin içinde
hapsedip riske atmak başkadır.
Devir ve emeklilik: servetin son bölümü
Bir patronun servet yönetimi, o servetin nasıl devredileceği
planlanmadan tamamlanmış sayılmaz. Bu konuyu ayrıntısıyla “Şirket Satış ve
Satın Alma Süreçleri” makalemde ele almıştım; burada sadece kişisel servet
açısından üç noktaya değineceğim.
·
Şirketiniz sizden bağımsız çalışabiliyor mu?
Cevap hayırsa, servetinizin en büyük kalemi aslında satılabilir değildir.
Patrona bağımlı şirket, patron gidince değerinin önemli bir kısmını kaybeder.
Şirketi kurumsallaştırmak, bir yönetim tercihi değil; kişisel servet kararıdır.
·
Devir mi, satış mı? Çocuklarınız işi
devralmak istiyor mu? Gerçekten istiyor mu, yoksa siz mi istiyorsunuz? Bu
soruyu erken sorun. İsteksiz bir devir, hem şirketi hem aile ilişkilerini
yıpratır.
·
Miras planı yapın. Hisse dağılımı,
vasiyet, ortaklık sözleşmesindeki devir maddeleri. Bunlar hayattayken
konuşulduğunda pazarlık; sonrasında konuşulduğunda davadır.
Yıllık kişisel finans takviminiz
Şirketiniz için bir rapor takvimi kurmanızı önermiştim.
Aynısını kendiniz için de kurun; çok daha hafiftir:
|
Ne zaman |
Ne yapılacak |
|
Ocak |
Kişisel bilançonuzu çıkarın. |
|
Nisan |
Genel kurul dönemi: kâr dağıtım kararı. |
|
Temmuz |
Portföy gözden geçirme. Dağılım hedeflerinizden saptı mı? |
|
Ekim |
Gelecek yıl planı ve vergi planlaması. |
|
Yılda bir |
Kefalet envanterini güncelleyin. |
|
Her ay |
Acil rezervinizin kaç aylık gidere denk geldiğini kontrol edin. |
Özetle
·
Servetinizin büyük kısmı tek bir hissede: kendi
şirketinizde. Bu bir tercih değil, çoğu zaman fark edilmemiş bir durumdur.
·
Şirketten para çekmeyi bırakıp kâr dağıtmaya
geçin. Kayıtsız çekiş, sandığınızdan pahalıdır.
·
Kefalet envanterinizi çıkarın. Servetiniz büyük
ölçüde şirkete rehinli olabilir ve bunu bilmiyor olabilirsiniz.
·
Kişisel bilançonuzu çıkarın ve likidite testini
yapın: şirketiniz olmasa kaç ay yaşarsınız?
·
Şirket dışında, dokunulmaz bir çekirdek kurun.
·
Şirketinize koyduğunuz sermayeyi de bir yatırım
olarak görün ve getirisini ROE ile ölçün.
Ve son olarak şunu söyleyeyim. Bir patronun başarısı,
şirketinin cirosuyla ölçülmez. Yıllar sonra geriye dönüp baktığınızda önemli
olacak tek şey şudur: Kurduğunuz iş, size ve ailenize güvenli bir gelecek
bıraktı mı? Bu sorunun cevabı şirketin bilançosunda değil, sizin bilançonuzda
yazılıdır. Ve o bilançoyu çıkarmak, tamamen sizin elinizde.
Not: Bu makale bilgilendirme amaçlıdır ve yatırım
tavsiyesi niteliği taşımaz. Vergi, hukuk ve yatırım kararlarınızda mali
müşaviriniz, avukatınız ve yatırım danışmanınızla birlikte değerlendirme
yapmanızı öneririm.
Tüm bunlar ve daha fazlası “PATRONLARIN ODAKLANMASI
GEREKEN MALİ VERİLER” başlıklı eğitimimde mevcuttur. Eğitim başvurusu: bilgi@referansnoktasi.com
Ek okuma önerilerim:
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2025/03/tablodan-karara.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2025/02/dort-temel-tablo.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2025/01/patron-neden-mali-veriden-uzak-durur.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2023/05/sirket-sats-ve-satn-alma-sureclerinde.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2022/07/hissemi-kaca-satsam.html