ilişki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ilişki etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1 Şubat 2021 Pazartesi

Hızlı ve Öfkeli (Filmi Çekilir, Patronu Çekilmez)

Bu makalemde neler bulacağınıza dair kısa bir video oluşturdum. Videoyu izledikten sonra okumayı tercih edebilirsiniz.


(Bu makale aşırı sinirli patronları rehabilite etmek için kaleme alınmıştır. Hafif sinirli patronlar için yazılmamıştır; yine de okumalarında fayda olabilir. Ama okuyup da gücenmek yok, çünkü size yönelik değil burada yazdıklarım. Kronik sinirliliğe sahip patronlar kendileriyle yüzleşsinler diye yazdım bu makaleyi. Sinirli olmayan patronlar ise es geçsinler, huzurlu huzurlu para kazanmaya devam etsinler, onlara selam olsun.)

 

……………………………………………..

 

Okumaya başlamadan: Seninle bir anlaşma yapalım

Bu yazı sana saldıracak.

Canını acıtacak, zoruna gidecek, bir yerinde bu adam kim oluyor da bana bunları söylüyor diye düşüneceksin.

Bunu bilerek yapıyorum. Neden yaptığımı da yazının sonunda anlayacaksın.

O yüzden şimdi seninle bir anlaşma yapalım: Sinirlenip kapatma. Çünkü sinirlenip kapatırsan, benim haklı olduğumu kendi elinle ispat etmiş olursun.

Sonuna kadar okuyabilirsen, zaten sandığın kadar sinirli değilsin demektir. Bu da senin için iyi haber.

Anlaştık mı?

Başlayalım.

 

……………………………………………..

 

İçindekiler

1. Aynaya bak

2. Yaptığın şeyin bir adı var

3. Sebep çalışanların mı, sen misin?

4. Çalışanının kafasının içi

5. Bedelini bedenin ödüyor

6. Bakkal hesabı: Öfkenin yıllık faturası

7. Peki sen neden sinirleniyorsun?

8. Şimdi asıl mesele: Nasıl?

9. Son söz

 

 

BÖLÜM 1 - AYNAYA BAK

Sinirli bir patronsan, hele sinirliliğin kronikleşmişse, senin için üzülüyorum. Ama seninle çalışanlara daha çok üzülüyorum.

 

Sinirlenmenin sebebi çalışanların sanıyorsun. Değil. Asıl sebebi bizzat kendinsin.

 

Alt benliğin sürekli sinirli olmayı bir marifet sanıyor. İzlediğin filmler, diziler, dinlediğin patron efsaneleri kafana şunu yerleştirmiş: Patron dediğin sert olur. Liderlik sinirlilikten geçer. Sinirlenirsen herkes daha çok çalışır, daha dikkatli olur, daha iyi karar alır zannediyorsun. Sert görünürsen disiplin sağlanır, verimlilik artar, maliyetler düşer, hatalar azalır sanıyorsun.

 

Sanrıların seni fena hâlde yanıltıyor.

 

Sinirli olmak işine hiç yaramayacak. Tam tersine, işlerin önce olduğu yerde sayacak, sonra tepetaklak gidecek. Sinirlilik sana hiçbir şey kazandırmayacak, sadece kaybettirecek.

 

Ben sinirli patron sayılmam deme. Aşağıdakileri sık sık ve uzun süredir yapıyorsan, sinirli bir patronsun:

·         Küçük olaylar karşısında hızla öfkeleniyorsan.

·         Çalışanlarına selam vermeyi gereksiz buluyorsan.

·         Suratın sirke satıyorsa, kaşların çatıksa.

·         Barut fıçısı gibi dolaşıyorsan.

·         Öfkelendiğinde gözün kimseyi görmüyor, suçlu suçsuz herkesin kalbini kırıyorsan.

·         Bağırıp çağırıyor, küfür savuruyorsan.

·         Sabırsızsan; beklemekten ve bekletilmekten deliye dönüyorsan.

·         Eleştirilmekten nefret ediyorsan.

·         Çalışanlarının duygularını, saygınlığını hiç önemsemiyorsan.

·         Çalışanlarına sinirlenmeyi kendine hak görüyorsan.

 

Yarısı bile sana uyuyorsa, sen kronik sinirli bir patronsun.

 

Şimdi biraz daha sarsalım.

·         Sinirli bir patronsan; sabır gibi yüce bir erdemden yoksun olduğunu bil.

·         Sinirli bir patronsan; içinde bir yerlerde bir diktatör yaşadığını, sana faşist duygular pompalayan o diktatörün kuklası olduğunu bil.

·         Sinirli bir patronsan; çalışanlarının kölen olmadığını, saygı görmeyi hak eden özgür ve eşit bireyler olduğunu bil. Senden fakir olabilirler, ama senin kadar gururlular.

·         Sinirli bir patronsan; sadece kendini akıllı, çalışanlarını aptal ve işe yaramaz gördüğün için sinir krizleri geçirdiğini bil.

·         Sinirli bir patronsan; kendine kızamadığın için çalışanlara kızdığını cümle âlemin bildiğini bil.

·         Sinirli bir patronsan; işleri nasıl yöneteceğini, nasıl sistem kuracağını bilemediğin için sinirlendiğini bil. Sertlik, bilgisizliğin kılıfıdır.

·         Sinirli bir patronsan; sebep olduğun korku iklimi yüzünden çalışanlarının senden bilgi sakladığını bil. Sana kötü haber getiren kalmadıysa, kötü haber bittiği için değil; getirenin başına gelenleri gördükleri içindir.

·         Sinirli bir patronsan; çalışanların sana soru sormaya çekindiği için pek çok işin beklediğini bil.

·         Sinirli bir patronsan; IQ'n yüksek olabilir ama EQ'n, yani duygusal zekân çok düşük; bunu bil.

·         Sinirli bir patronsan; sadece çalışanlara değil; eşine, çocuklarına, anne-babana da dünyayı zindan ettiğinin bilindiğini bil.

·         Sinirli bir patronsan; para kazanabilirsin ama insan kazanamayacağını bil.

·         Sinirli bir patronsan; ne kadar sinirlenirsen sinirlen, hiçbir şeyi sinirlenerek çözemeyeceğini bil.

·         Sinirli bir patronsan; hiç sevilmediğini ve sevilmeyeceğini bil. Arkandan ruh hastası dediklerini bil.

·         Sinirli bir patronsan; cenazene az kişinin katılacağını, pek çok kişiden helallik alamayacağını bil.

·         Sinirli bir patronsan; hiç çekilmediğini bil. (Bu da başlığa gönderme.)

 

Nasıl? Yeterince sarsıldık mı?

Etrafına iyi bak. Pek çok patron sinirlenmeden, bağırmadan, sağa sola küfretmeden işini yönetiyor ve şirketini büyütüyor. Onlar yapabiliyorsa sen de yapabilirsin.

 

Üç kuruşluk dünyada kimsenin kalbini kırmana gerek yok. Evine ev, arsana arsa katmak, arabanı daha pahalısıyla değiştirmek için; dikili ağacı olmayan, toplu taşımayla işe gelen çalışanına dünyayı zehretmene gerek yok. Maaşını veriyorsun diye köle muamelesi yapmana gerek yok.

 

Çalışanların kalpsiz robot değil. Onları azarlarsan, aşağılarsan, hakaret edersen kalpleri kırılır. Sen taş kalpli olabilirsin; ama onlar iyi kalpli.

 

BÖLÜM 2 - YAPTIĞIN ŞEYİN BİR ADI VAR

Çalışanını insan yerine koymayan, korkutan, kovmakla tehdit eden patron mobbing yapıyor demektir.

 

Mobbing, iş yerinde bir kişiye veya gruba yönelik sistematik ve sürekli düşmanca davranış sergilemektir. Kurbanın fiziksel saldırıya uğramadığı bir psikolojik şiddet biçimidir. Sonucunda insanlar stres, anksiyete, depresyon, yorgunluk ve fiziksel sağlık sorunları yaşar.

 

Hukuki durumu şu: Türkiye'de mobbing, ceza kanununda ayrı bir suç başlığı olarak düzenlenmiş değildir. Ama Anayasa, Borçlar Kanunu ve İş Kanunu üzerinden hukuki sorumluluk doğurur; maddi ve manevi tazminata, işçinin haklı nedenle fesih hakkına konu olur. Üstelik içerdiği bazı fiiller (hakaret, tehdit, cinsel taciz) ayrıca suçtur.

 

Yani mobbing diye bir suç yok diye rahatlama. Ödeyeceğin fatura orada duruyor.

 

Sinirli patronların çoğu, sinirlilik gösterileriyle mobbing yaptığının farkında bile değildir. Sorsan kendini çalışanlarına karşı melek zanneder. İnsanlıktan çıkmıştır ama haberi yoktur.

 

Bilmiyorsan öğretelim. Ama düz bir liste vermeyeceğim, çünkü hepsi aynı ağırlıkta değil. Üç kademede anlatayım.

 

Birinci kademe: Her hâlükârda mobbingdir. Bunların iş gerekçesi olmaz, istisnası olmaz, ama ben iyi niyetliydimi olmaz:

·         Azarlamak. Hakaret etmek. Küfretmek. Küçük düşürmek. Alay etmek. Aklıyla alay etmek. Tembellikle suçlamak. Arkasından konuşmak, iftira atmak, itibarını zedelemek. Diğerlerini ona karşı kışkırtmak. Odadan kovmak. Telefonu yüzüne kapatmak. Küsmek, yüzüne bakmamak. Kovmakla tehdit etmek. Dayakla korkutmak. Cezalandırmakla korkutmak. İncir çekirdeğini doldurmayacak konulara aşırı tepki vermek. Cinsiyeti, milliyeti, kökeni, inancı, rengi, yaşı, tuttuğu takımı, siyasi görüşü veya cinsel yönelimi üzerinden hedef almak. Kanuni molasını iptal etmek. Hatası yüzünden ücretinden kesinti yapmak. Özel işlerine koşturmak.

 

İkinci kademe: Sistematik ve keyfî yapılırsa mobbing olur. Bunlar tek başlarına yöneticinin hakkıdır. Ama belirli bir kişiye, sürekli, iş gerekçesi olmadan ve sırf canını sıkmak için yapılırsa mobbinge dönüşür:

·         Sık denetlemek. Kamerayla izlemek. Görev değişikliği yapmak, proje takımından çıkarmak. Fazla mesai istemek. Görev tanımı dışında iş vermek. Toplantıya çağırmamak. Oturma düzenini değiştirmek.

 

Üçüncü kademe: Bu artık mobbing değil, suçtur. Bunlar iş yeri gerginliği değildir. Bunların adı Türk Ceza Kanunu'nda yazılıdır ve karşılığı hapistir.

 

·         Sözle taciz. Elle taciz. Cinsel içerikli fıkra ve iltifat. Cinsel hayatını sormak. Flört etmeye çalışmak. Konuşmalarını gizlice dinlemek, yazışmalarını gizlice okumak.

 

Hem sinirli olup hem mobbing yapmamak neredeyse imkânsızdır. O yüzden sinirli patron mobbing konusuna eğilmeli, hangi davranışının bu listelere girdiğini gözden geçirmeli ve acilen bırakmalıdır.

 

Çünkü bir gün mobbing yaptığın çalışanlardan biri cesaret eder, birkaç arkadaşı da ona tanıklık ederse; hem ciddi bir tazminat ödersin hem de iş dünyasına rezil olursun. (Daha doğrusu rezil bir insan olduğun tescillenir.)

 

Ama ben senden asıl şunu beklerim: Cezadan değil, vicdanından ve ahlakından dolayı bırak. Varsa tabii.

 

BÖLÜM 3 - SEBEP ÇALIŞANLARIN MI, SEN MİSİN?

Şimdi kısa bir mola verip sana hakkını teslim edeyim. Haklısın. Çek ödemek zor. Sabah beşte kalkıp gece on ikide eve dönmek zor. Elli kişinin maaşını düşünerek uyumak, kimsenin anlamadığı kadar yalnız bir yüktür. Nakite sıkıştığında telefonların susması, ödeyemediğin faturayı bir ay daha ötelemek, yarın ne olacak diye tavana bakmak zordur. Bunu biliyorum ve küçümsemiyorum. Kimse patronun yükünü hafife almasın.

 

Ama şunu da biliyorum: O yükün altında ezilen ilk insan sensin, ikincisi de yanındakiler. Ve sinirlenmek o yükü bir gram hafifletmiyor; sadece taşımana yardım edecek insanları kaçırıyor.

 

Şimdi devam edelim.

 

Neden sürekli çalışanlarına kızgınsın? Bunu hiç kendine sordun mu?

Performansları yetersiz olduğu için mi? Çok hata yaptıkları için mi? Aynı hatalar tekrarlandığı için mi? Aralarında koordinasyon olmadığı için mi? Disiplinsiz oldukları için mi? Ümit bağladıkların fos çıktığı için mi? İşler yetişmediği için mi? Ürün kaliteli çıkmadığı için mi? Sevkiyat gecikti diye mi? Müşteri şikâyeti yüzünden mi? Reklamasyon cezası kesildi diye mi? Müşteri kaybettiğin için mi? Nakit akışın bozulduğu için mi? Tedarikçin sorun çıkardığı için mi?

 

Şimdi kötü haber: Bu sorunların hiçbirini sinirlenerek çözemezsin. Ve bu sorunlar çıktı diye çalışanlarına kızamazsın. Çünkü bu sorunların çıkmasında baş aktör sensin. Çünkü bu sorunları çalışanların değil, sen çözmelisin.

 

Şirketinde yolunda gitmeyen bir şey varsa ve bu sürekli tekrarlanıyorsa, ilk sorumlusu sensin. Balık baştan kokar. Bunu kabullenmezsen hiçbir şeyi çözemezsin.

 

Kuramadığın düzenden, kurumsallaştıramadığın şirketinden, oluşturamadığın kadrodan dolayı çalışanlarını suçlamayı bırak.

 

Suçu neden hep başkasında ararız?

Çünkü kendi hatalarımızı görmezden gelme veya küçümseme eğilimindeyizdir. Başkasının hatası bize daha belirgin, daha önemli görünür. Kendimizi suçlu veya yetersiz hissetmek istemediğimizde, suçlamayı başkasına yönelterek sorumluluğumuzu azaltmaya çalışırız. Bu bir psikolojik savunma mekanizmasıdır. Hatamızı kabul etmek zordur, özgüvenimizi sarsar. Bu yüzden kolayına kaçarız.

 

Özellikle kendi hatalı kararlarını örtmek isteyen patronlar öfkelerini çalışanlarından çıkarır. Yanlış yatırımla, yanlış harcamayla nakit akışını bozan patron; ofiste barut fıçısı gibi dolaşır, ota boka sinirlenir, incir çekirdeğini doldurmayacak hataları abartır.

 

Başkasını suçlamak rahatlatıcıdır, ama geçicidir.

Zayıf insan başkasını suçlar. Güçlü insan hatayı önce kendinde arar ve şikâyet etmeden çözüm bulmaya çalışır.

 

Şu kısır döngüden çık: İş yerinde sinirli sinirli dolaşırsan, bağırırsan, çalışanların strese girer. Strese girerse daha çok hata yapar. Daha çok hata yapınca sen daha çok sinirlenir, daha çok bağırırsın. Onlar daha çok strese girer. Daha çok hata yapar.

 

Bu döngüden çıkmanın tek yolu var: Bağırmayı senin bırakman. Bağırmazsan strese girmezler. Strese girmezlerse hataları azalır. BİLMEM ANLATABİLDİM Mİ?

 

Not: Yazının burasına kadar geldiysen, yani sinirlenip çıkmadıysan, sende bir umut ışığı var demektir. Öfkeni kontrol altına alabilirsin. (Kolay olmayacak.)

 

BÖLÜM 4 - ÇALIŞANININ KAFASININ İÇİ

Sen bağırıp çağırdıkça çalışanların ne düşünüyor, ne hissediyor biliyor musun? Anlatayım.

·         Strese giriyorlar. Aşırı stres daha çok hata yaptırıyor, performanslarını düşürüyor.

·         Aşağılanmış hissediyorlar. Önce hayal kırıklığı, sonra kalp kırıklığı, sonra öfke ve nefret. (Bil bakalım kime?)

·         Korkuyorlar. Hata yapmaktan korktukları için hiçbir şeye başlamıyorlar. Sana soru sormaktan korkuyorlar. Azarlanmaktan korkuyor, azarlandıkları için utanıyor, içine kapanıyorlar.

·         Kötü haberi senden saklıyorlar. Bu, listedeki en tehlikeli maddedir. Bir gün bir problemi çok geç öğreneceksin ve ne olduğunu anlamayacaksın. Ben söyleyeyim: Kimse sana söylemeye cesaret edemedi.

·         Birbirlerine de senin gibi davranıyorlar. Patron ne yaparsa kurum kültürü o olur. Çatışmalar artıyor, iş yerin mutsuz bir yere dönüşüyor.

·         Daha sık hastalanıyorlar. İlk fırsatta rapor almaya çalışıyorlar.

·         Zam talepleri artıyor. Madem bu kadar azarı işiteceğim, daha çok para alayım diye düşünüyorlar. Öfken sana zam olarak da geri dönüyor.

·         Motivasyonları ölüyor. Sadece bedenlerini veriyorlar, akıllarını vermiyorlar. Sistem kurmaya çalışmıyor, tasarruf yollarını düşünmüyor, ekstra çaba sarf etmiyorlar. “Benim adım Hıdır, elimden gelen budur” anlayışına bağlıyorlar.

·         Karar almaktan kaçıyorlar. İnisiyatif almıyor, yeni göreve talip olmuyorlar. Çünkü karar alan, hata yapma riskini de alır; hata yapanın başına ne geldiğini gördüler.

·         İş tatminleri bitiyor. İlk fırsatta iş değiştiriyorlar. İyi olanlar önce gidiyor, çünkü onları başkası da işe alır.

·         İçten içe zarar etmeni istiyorlar. Bu yüzden tasarrufa aldırmıyor, süreçleri geliştirmiyor, satış fırsatını değerlendirmiyorlar. Bazıları sabotaj bile yapıyor.

·         Sana beddua ediyorlar. Haklarını helal etmiyorlar.

·         Ve bütün bunları eve götürüyorlar. Eşleriyle, çocuklarıyla geçinemez oluyorlar. Bu da senin eserin.

 

Öfken sana baldan tatlı geliyorsa, yukarıdakilere de katlanman gerekir. Gülü seven dikenine katlanır.

 

Sinirli patronun kendi ayağına bastığını, kendi kuyusunu kazdığını gördün mü?

 

Keşke sinirliliğin bedeli bu kadar olsa.

 

BÖLÜM 5 - BEDELİNİ BEDENİN ÖDÜYOR

Öfkeyle kalkan zararla oturur, derler. Sinirli olmaya devam edersen zararı bizzat sen göreceksin. Hem bedenen hem ruhen.

 

Kronik sinirlilik; yüksek tansiyona, kalp hastalıklarına, mide ülseri, gastrit ve reflü gibi sindirim sorunlarına, bağışıklık sisteminin zayıflamasına, migren, kas gerginliği ve baş ağrısına zemin hazırlar.

 

Kronik sinirlilik; ilişkilerini bozar. Çalışanınla, ailenle, arkadaşlarınla çatışırsın. Yalnız kalırsın. Sosyalleşme becerini kaybedersin.

 

Kronik sinirlilik; dikkatini ve odaklanmanı bozar. Yani seni asıl işinde de kötüleştirir.

 

Kronik sinirlilik; anksiyete, depresyon ve uyku bozukluğuna yol açar.

 

Kronik sinirlilik; kortizolü sürekli yüksek tutarak uzun vadede bilişsel sağlığını tehdit eder.

 

Yani sinirlenerek şirketini kurtardığını zannederken ömründen çalıyorsun. Ve o ömrü, sevmediğin bir adam olarak geçiriyorsun.

 

Nasıl, gözün korktu mu? Keskin sirke küpüne zarar, değil mi?

 

BÖLÜM 6 - BAKKAL HESABI: ÖFKENİN YILLIK FATURASI

Şimdi senin anladığın dilden konuşalım: para.

 

Çünkü sen bu yazıda buraya kadar okuduğun her şeye duygusallık diyebilirsin. Peki şuna ne diyeceksin?

 

Elli kişilik bir şirketin olduğunu varsayalım.

 

Kalem

Hesap

Yıllık tutar

Personel devri

Sinirin yüzünden yılda 12 kişi ayrılıyor.
Her birinin yerine adam bulma, işe alma,
eğitme ve verim kaybı maliyeti ortalama
3 aylık toplam maliyeti kadar

252.000 TL

Stres kaynaklı hata ve fire

Korku iklimi hata oranını artırıyor.
Cironun yalnızca %1'i bile olsa

200.000 TL

Bekleyen işler

Sana soru sormaya çekindikleri için
duran işler, gecikmeler, kaçan teslimat

?

Tazminat riski

Bir mobbing davasının kıdem, ihbar ve
manevi tazminat toplamı

?

Gelmeyen fikirler

Kimsenin söylemediği öneri, kurulmayan
sistem, yapılmayan tasarruf

Ölçülemez

Senin sağlığın

Uykun, tansiyonun, ömrün

Paha biçilemez

 

Sadece ilk iki satırın toplamı: 452.000 TL. Yani sinirin sana yılda yaklaşık (bugünkü kurla) 63 bin dolar ödetiyor. Sen buna disiplin diyorsun.

 

Şimdi kâğıdı al, kendi rakamlarını yaz. Kaç kişi ayrıldı bu yıl? Yerlerine kaça adam buldun? Fire oranın ne? Kaç dava dosyan var?

 

Sonra o kâğıda bak ve bana bir daha “bağırmasam iş yürümez” de bakalım.

 

BÖLÜM 7 - PEKİ SEN NEDEN SİNİRLENİYORSUN?

Buraya kadar ne yaptığını konuştuk. Şimdi neden yaptığını konuşalım. Çünkü sebebi bulmadan davranışı değiştiremezsin.

 

İki grup sebep var ve bunları birbirine karıştırmayacağız. Birincisi senin kendi başına düzeltebileceklerin, ikincisi ise yardım alman gerekenler.

 

A) Kendi başına düzeltebileceklerin

·         Yorgunsun. En sık sebep bu ve en çok küçümsenen bu. Uykunu almıyorsun, öğün atlıyorsun, tatile çıkmıyorsun, hafta sonu çalışıyorsun. Uykusuz insanın öfke eşiği düşer; bu bir karakter meselesi değil, biyolojidir. Kendine bak: son ne zaman yedi saat uyudun? Son ne zaman iki gün üst üste iş konuşmadın?

 

·         Tükenmişsin. İşkoliksin, kendine sürekli iş çıkarıyorsun, yalın yaşamayı bilmiyorsun, aileye ve arkadaşa vakit ayırmıyorsun. Adı sürmenajdır ve sonu çöküştür. Tükenmiş insan, iş yapamadığı için değil, iş yapacak duygusu kalmadığı için patlar.

 

·         Sistem kuramamışsın. Bu bence en yaygın sebep. Görev tanımların yazılı değil, kimin neye karar vereceği belli değil, ölçtüğün hiçbir rakam yok, düzenli toplantın yok. Böyle bir yerde her şey sana geliyor, her şeyi sen çözüyorsun ve boğuluyorsun. Sonra da boğulmanın acısını çalışandan çıkarıyorsun. Sinirin, sistemsizliğin faturasıdır.

 

·         Öfkeyi böyle öğrenmişsin. Baban da böyleydi belki. Bağırarak iş yaptıran, korkutarak saydıran bir modelle büyüdün ve bunu yönetim sandın. Öğrenilmiş davranış değiştirilebilir; ama önce öğrenilmiş olduğunu kabul etmen gerekir.

 

·         Beklentin gerçekçi değil. Özellikle çalışanken patron olanlarda görülür. Ben nasıl çalışıyorsam onlar da öyle çalışsın dersin, olmayınca bunu sana yapılmış bir haksızlık, hatta ihanet sayarsın.

o   Şunu net söyleyeyim: Çalışan, emeğini kiraladı; hayatını satmadı. Kârdan pay almıyorsa senin kadar sahiplenmesi beklenemez, beklenmemeli de. İçlerinde istisna işkolikler ve kurum sevenler çıkar, sevin; ama hepsinin öyle olmasını beklemek hayalcilik, olmayınca kızmak haksızlıktır.

 

·         Duygusal zekân düşük. IQ'nla övünüyorsun ama karşındakinin yüzündeki ifadeyi okuyamıyorsun. Empati kuramıyor, kendi duygunu yönetemiyor, eleştiri gelince savunmaya geçiyor, her şeyi kontrol etmek istiyorsun. IQ seni patron yapar; EQ patron tutar.

 

·         Egon şişmiş. Kendini herkesten üstün görüyor, sadece kendi doğrunu doğru sayıyor, kimseye danışmıyor, katkıları görmezden geliyorsun. Bunun adı kibirdir ve kibir, öfkenin en sadık dostudur. Çünkü kibirli insan sürekli hak ettiği saygıyı görmediğini düşünür ve sürekli kırılır.

 

B) Tek başına çözemeyeceklerin

Şimdi tonumu değiştiriyorum. Çünkü buradakiler kusur değil, hastalık.

 

·         Depresyonda olabilirsin. Depresyon sadece üzgün olmak değildir; sinirlilik, tahammülsüzlük ve öfke patlaması da depresyonun belirtisidir. Uykunun bozulması, hiçbir şeyden zevk almamak, sürekli yorgun olmak, sabah kalkmakta zorlanmak... Tanıdık geliyorsa bu senin zayıflığın değil.

 

·         Atlatamadığın bir travman olabilir. Çocuklukta yaşanan şiddet, ihmal, zorbalık veya sonradan yaşanan büyük kayıplar; insanın stresle baş etme kapasitesini kalıcı olarak düşürür. Küçük olaylara büyük tepkiler veriyorsan sebebi bu olabilir.

 

·         Öfke kontrol sorunun olabilir. Kontrol edemediğin, sonrasında pişman olduğun, nasıl oldu da o kadar bağırdım dediğin patlamalar yaşıyorsan, bu bir irade meselesi değildir.

 

Bunlar ayıp değildir. Kalbi tıkanan adam nasıl kardiyoloğa gidiyorsa, sen de gideceksin. Bunda utanılacak bir şey yok; aksine, gitmek cesaret ister.

 

Bir psikiyatriste veya psikoloğa görünmek seni zayıf göstermez. Şirketinin makinesi arızalanınca teknisyen çağırıyorsun da, şirketi yöneten beynin arızalanınca neden çağırmıyorsun?

 

Türkiye'de patronların en büyük tabusu budur. Kırılması gereken de budur.

 

Yukarıdakilerin hiçbiri sende yoksa; yorgun değilsen, tükenmiş değilsen, hasta değilsen, sistemin de kuruluysa (ve buna rağmen insanları ezmekten keyif alıyorsan) o zaman senin sorunun öfke değil.

 

Ne olduğunu ikimiz de biliyoruz. Ve bu yazı sana yardım edemez.

 

BÖLÜM 8 - ŞİMDİ ASIL MESELE: NASIL?

 

Buraya kadar bol bol yapma dedim. Şimdi nasıl diyeceğim. Çünkü niyet tek başına hiçbir şeyi değiştirmez; teknik lazım.

 

1. Altı saniye kuralı

Öfke anında vücuduna adrenalin boşalır, tepe yapar ve düşmeye başlar. O tepe yaklaşık altı saniye sürer. Altı saniye konuşmazsan, ön beynin devreye girer ve karar verme yetin geri gelir.

 

Pratiği şu: Öfkelendiğin an konuşma. Ağzını açma. Su iç. Ayağa kalk. Odandan çık. Altıya kadar say.

 

Basit geliyor değil mi? Bu basit hareket, senin bütün ilişkilerini kurtarabilir. Çünkü sinirli patronun bütün hasarı, o altı saniyenin içinde meydana geliyor.

 

2. Sinirliyken yazılan hiçbir şey gönderilmez

Öfkeliyken e-posta yazma. Yazdıysan gönderme, taslakta bırak. Ertesi sabah kahveni iç, sonra oku. Sana garanti veriyorum: Yüzde doksanını göndermeyeceksin. Kalan yüzde onu da yumuşatacaksın.

 

Aynısı WhatsApp mesajı için de geçerli. Gece yarısı ekibine attığın o mesajlar, sabaha kadar okunuyor ve sabaha kadar konuşuluyor.

 

3. Tetikleyici günlüğü tut (iki hafta)

Bu, sana vereceğim en işe yarar ödev. İki hafta boyunca her öfke patlamandan sonra bir deftere beş şey yaz:

·         Saat kaçtı?

·         Dün gece kaç saat uyudun?

·         Aç mıydın?

·         Kime bağırdın?

·         Gerçek sebep neydi?

 

İki hafta sonra o deftere bak. Neredeyse kesin olarak şunu göreceksin: Öfken rastgele değil. Belirli saatlerde (genelde öğleden sonra ve akşamüstü), belirli günlerde (ödeme günleri, ay sonu), belirli bir yorgunluk seviyesinden sonra ve genelde aynı iki üç kişiye yöneliyor.

 

Ölçtüğün an yönetebilirsin. Ölçemediğini yönetemezsin (bunu iş için biliyorsun, kendin için de geçerli).

 

4. Kendine bir emniyet valfi ata

Şirketinde güvendiğin bir kişiye açıkça yetki ver: Sesim yükseldiğinde bana patron de.

 

Sonra en zor kısmı: O kişi bunu yaptığında teşekkür et. Bir kere ters cevap verirsen sistem o gün ölür ve bir daha kimse denemez.

 

5. Özür dile

İşte bu, en zor ve en dönüştürücü madde.

 

Yıllardır bağırdıysan, yıllardır kalp kırdıysan, bugün sakin olmaya karar vermen tek başına yetmez. Çünkü onlar sana inanmayacak. Bir haftaya döner diyecekler ve seni izleyecekler.

 

O duvarı yıkmanın tek yolu var. Ekibini topla ve şunu de:

 

Ben bugüne kadar yanlış yaptım. Size bağırdım, kırdım, azarladım. Bunun sebebi siz değildiniz. Bundan sonra böyle olmayacak. Olursam bana söyleyin.

 

Zor mu? Çok zor. Gururunu kırar mı? Kırar.

 

Ama şunu bil: Bu üç cümleyi kuran patronun ekibi, o günden sonra onun için ateşe atlar. Çünkü Türkiye'de bir çalışan hayatı boyunca patronundan özür duymaz. Duyduğunda unutmaz.

 

Özür dilemek zayıflık değildir. Özür dileyebilen adam, kendine güvenen adamdır.

 

6. Sinirin asıl ilacı: sistem

Öfkenin büyük kısmı sistemsizlikten çıkıyor demiştim. O hâlde asıl tedavi burada. Şu beşini kur, öfkenin yarısı kendiliğinden gider:

1.       Yazılı görev tanımları. Kim neyden sorumlu, yazılı olsun. Ben sanmıştım ki cümlesi böyle biter.

2.       Yetki tablosu. Kim, hangi tutara kadar, hangi konuda kendi başına karar verebilir? Bunu yazmazsan her karar sana gelir, sen de boğulup patlarsın.

3.       Haftalık gündemli toplantı. Otuz dakika. Geçen hafta ne oldu, bu hafta ne olacak, sorun ne? Düzenli konuşulan sorun, birikip patlamaz.

4.       Basit bir gösterge paneli. Beş on rakam yeter: üretim, fire, tahsilat, devamsızlık, personel devri. Rakam varken tartışma azalır; rakam yokken herkes kendi hikâyesini anlatır ve sen sinirlenirsin.

5.       Kök sebep analizi. Hata olduğunda “kim yaptı” diye değil, neden oldu diye sor. Bu tek soru, hem hataları azaltır hem senin tansiyonunu düşürür.

 

7. Bedenine bak

Ve en sıkıcı, en çok atlanan, en çok işe yarayan maddeler. Hepsini tek listede topluyorum ki bir daha tekrarlamayayım:

·         Uyu. Yedi saat. Pazarlık yok. Uykusuz patron, sinirli patrondur.

·         Yürü. Haftada üç gün yarım saat. Egzersiz stres hormonunu yakar.

·         Ye. Öğün atlama. Aç insanın sabrı olmaz.

·         Yeşil takıl. Alkolü azalt, sigarayı bırak.

·         Tatile çık. Yılda en az iki kez, telefonu kapatarak. Bensiz yürümez diyorsan zaten daha büyük bir sorunun var.

·         Nefes ve farkındalık. Günde on dakika. Gülüp geçme, denemeden konuşma.

·         Sosyalleş. İş dışı arkadaş, hobi, sinema, doğa. Hayatı sadece işten ibaret olan adamın öfkesinin de tek adresi iş olur.

·         Gerekiyorsa profesyonel yardım al. Yukarıdaki B grubunu bir daha oku.

 

BÖLÜM 9 - SON SÖZ

Şimdi sana bir itirafta bulunacağım. Bu yazı boyunca canını acıttım. Seni sarstım, suçladım, aşağıladım, korkuttum. Sevilmiyorsun dedim, cenazene kimse gelmeyecek dedim. Belki birkaç kez elini yumruk yaptın.

 

Bunu bilerek yaptım. Sana bilerek zorbalık yaptım.

 

Çünkü zorbalığın ne demek olduğunu, karşı taraftan nasıl hissettirdiğini tatmanı istedim.

 

İşte az önce hissettiğin şey; o savunmaya geçme isteği, o haksızlık ediyor bana duygusu, o içindeki kabarma. Senin çalışanların her gün bunları yaşıyor. Aradaki tek fark şu: Sen bu yazıyı kapatabilirsin. Onlar kapatamıyor. Yarın sabah yine geliyorlar.

 

Şimdi söyle: Böyle anılmak hoşuna gider mi?

·         Bizim patron çok kötü bir insan.

·         Bizim patron tam bir vicdansız.

·         Bizim patron sürekli sinirli, patronluğun yükünü kaldıramıyor.

·         Bizim patron küçükken ne yaşadıysa aynısını bize yaşatıyor.

 

Bu cümleler senin arkandan kuruluyorsa, kazandığın paranın bir anlamı yok.

 

Can çıkar huy çıkmaz derler; sen bu önyargıya inat, değişebileceğini göster. Bu yazıyı bir kez daha oku. Bu akşam yastığa başını koyarken yarın nasıl bir patron olacağına karar ver. Sabah ola, hayrola.

 

Bakalım başarabilecek misin?

 

Sinirinden kurtulduğunda hayattan çok daha fazla keyif alacaksın ve bu yazıyı okuduğuna şükredeceksin.

 

Sözü, kulağa küpe olmuş özlü sözlerle bağlayalım:

-          Öfkeyle kalkan zararla oturur.

-          Öfke baldan tatlıdır, ama sonu çok acıdır.

-          Öfkeli başta akla yer olmaz.

-          Öfke gelir göz kararır, öfke gider yüz kızarır.

-          Öfke gelir gider, kelle gider gelmez.

-          Öfke ateşe benzer; küçük bir kıvılcım büyük bir yangın olur.

-          Keskin sirke küpüne zarar.

-          Kaynayan kazan kapak tutmaz.

-          Yangına körükle gidilmez.

-          Pire için yorgan yakılmaz.

-          Rüzgâr eken fırtına biçer.

-          Zorla güzellik olmaz.

-          Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.

-          Patron olmak kolay, adam olmak zor.

 

Ne mutlu öfkesini yenebilene.

 

Siz ne dersiniz?

 

 Not: Aşağıdaki makalelerime de göz atmak isteyebilirsin.

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2021/01/sirketiniz-buyurken-siz-de-buyuyor.html

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2015/04/zor-insanlarla-basa-ckmak.html

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2015/01/iletisimin-tarihi-onemi-veya-derslik.html