Bir satıcının kariyeri boyunca en çok duyacağı cümle budur: “Pahalısınız.”
Bu cümleyi ilk kez duyan genç satıcı bozulur. Bin kez duymuş
kıdemli satıcı ise çoğu zaman refleksle karşılık verir: “Tabii bu liste
fiyatı, biraz esnetebiliriz…” İkisi de yanlış. Birincisi paniktir, ikincisi
teslimiyet.
Yıllardır satış ekipleriyle çalışan biri olarak size şunu
söyleyeyim: Satıcıların büyük çoğunluğu “pahalısınız” cümlesini bir
itiraz sanıyor. Oysa o cümle çoğu zaman bir sorudur. Müşteri size “almayacağım”
demiyor; “bu farkı neden ödeyeyim, bana bir sebep söyle” diyor.
Sebebi söyleyemeyen satıcı fiyat kırar. Söyleyen satıcı satar.
Bu makalede önce B2B satışlarda bu cümlenin ne anlama
geldiğini, sonra arkasındaki sekiz farklı sebebi ve her birinin ayrı
reçetesini, ardından da ilk otuz saniyede ne yapılması gerektiğini anlatacağım.
Sonunda indirim yerine verilebilecekleri ve indirim yapmak zorunda kaldığınızda
uyacağınız kuralları yazacağım. Hemen ardından B2C satışlarda fiyat itirazını
nasıl karşılamanı gerektiğini anlatacağım. Son bölümü de patronlara ve satış
müdürlerine ayırdım; çünkü bu meselenin bir kısmı satıcının elinde değildir.
ÖNCE ŞUNU BİLİN: BU CÜMLE İYİ HABERDİR
Rahatlatıcı bir gerçekle başlayalım. İlgilenmeyen müşteri
fiyat pazarlığı yapmaz. Ürününüzü almayacak olan adam sizinle fiyat
tartışmaz; “teşekkür ederim, değerlendiririz” der ve kapıyı kapatır. Bir
insanın sizinle fiyat üzerine konuşması, o ürünü zihninde çoktan satın almış
olmasındandır. Şimdi sadece parasını daha az vermenin yolunu arıyordur.
Bunu bilmek satıcının psikolojisini kökten değiştirir. “Pahalısınız”
cümlesi bir ret değil, görüşmenin en ileri aşamasına geldiğinizin işaretidir.
Bir gerçeği daha ekleyeyim: Müşteriler, almak istedikleri
bir ürün için tedarikçilerden birine daha fazla ödemeyi saçma bulmazlar. Sadece
aradaki farkı neden ödemeleri gerektiğine dair bir açıklama ve ikna olmak
isterler. İnsanlar hayatlarında sürekli daha pahalı olanı zaten satın
alıyorlar; hiçbiri en ucuz arabayı, en ucuz telefonu, en ucuz ayakkabıyı
almıyor. Demek ki mesele fiyatın yüksekliği değil, farkın açıklanamamasıdır.
O halde işiniz fiyatı savunmak değil, farkı görünür
kılmaktır.
SEKİZ FARKLI “PAHALISINIZ”
Aynı cümlenin arkasında bambaşka sebepler olabilir ve her
birinin reçetesi farklıdır. Sebebi bilmeden verilen cevap, hastalığı bilmeden
yazılan reçetedir.
1. Bütçe gerçekten yetmiyor. Müşterinin niyeti var,
bütçesi yok. Bu, en dürüst itirazdır.
·
Nasıl anlarsınız: Rakip fiyatından hiç
bahsetmez. Ürünü beğenmiştir, hatta över. Konuşma “keşke” tonundadır.
·
Ne yaparsınız: Fiyatı değil kapsamı
küçültün. İhtiyacı karşılayacak, daha az özellikli bir alternatif sunun. Paketi
bölün, bir kısmını sonraya bırakın. Vade veya taksit önerin. Nakliyeyi,
kurulumu veya ilk bakımı üstlenin. Bedava indirim yerine küçültülmüş paket
sunmak, satıcının en güçlü hamlelerinden biridir.
Bu yaklaşımın bir faydası daha var: bütçenin gerçekten sabit
olup olmadığını da anlarsınız. Paket küçüldüğünde memnun olmuyorsa, mesele
bütçe değildi.
2. Rakiple kıyaslıyor. Elinde başka bir teklif var ve
sizinki daha yüksek.
·
Nasıl anlarsınız: Rakamı telaffuz eder,
bazen teklifi gösterir, “şu firma şu fiyatı verdi” der.
·
Ne yaparsınız: Önce şunu kontrol edin:
karşılaştırılan iki teklif gerçekten aynı şeyi mi içeriyor? Çoğu zaman içermez.
Sizin fiyatınız montaj, nakliye, iki yıl garanti ve teknik destek içerirken
rakibinki bunların hiçbirini içermiyordur. Ya da farklı kapasitede, farklı
standartta, farklı ömürde bir ürün teklif edilmiştir.
Bu durumda yapılacak iş fiyatı savunmak değil, kıyaslamayı
düzeltmektir. Bir karşılaştırma tablosu hazırlayın; iki teklifi kalem kalem yan
yana koyun. Bu tablo, satıcının elindeki en güçlü belgedir; çünkü tartışmayı
fiyattan çıkarıp kapsama taşır.
3. Değeri anlamadı (yani sunum hatası sizde). Bu, en
sık rastlanan ve satıcının en zor kabul ettiği sebeptir.
·
Nasıl anlarsınız: Müşteri ürününüzü
rakibin ürünüyle aynı şey sanıyordur. Farkınızı sayamıyordur. Sorduğunuzda “sonuçta
hepsi aynı işi görüyor” der.
·
Ne yaparsınız: Fiyat konuşmayı bırakın,
geri dönün ve farkı anlatın. Ama özellik sıralayarak değil; o farkın müşterinin
cebinde ve işinde ne ürettiğini anlatarak. Bir satış sunumunun satışa
ulaşmasında özelliklerin etkisi yaklaşık %10, farkların %15, avantajların %25,
faydaların ise %50’dir. Fiyat itirazı alan bir satıcı, genellikle sunumunun
%50’lik kısmını hiç yapmamıştır.
4. Refleks pazarlık. Müşteri kararını vermiştir,
sizden alacaktır; ama bunu size hissettirmeden bir de fiyat kırdırmak ister.
Onun için ne koparsa kârdır.
·
Nasıl anlarsınız: İtiraz gecikmeli gelir
— her şey konuşulup bitmiş, teslimat ve montaj konuşulmaya başlanmıştır. Ürüne
dair hiçbir teknik itirazı kalmamıştır. “Biraz daha yapalım, bağlayalım” der.
·
Ne yaparsınız: Sakin olun ve karşılıksız
hiçbir şey vermeyin. Bu, pazarlığın altın kuralıdır. İndirim isterse atakla
cevap verin: “Avansı %30’dan %50’ye çıkarabilirseniz ve bakiyeyi 90 gün
vadeli çekle değil 30 gün vadeli çekle ödeyebilirseniz, %5 ek iskonto
yapabiliyoruz.” “Siparişinizi iki katına çıkarırsanız %5 ek iskonto
verebiliyoruz.”
Bu tip bir cevap iki işi birden görür: talebi geri
çevirmeden karşılık ister ve müşteriye her indirimin bir bedeli olduğunu
öğretir.
5. İçeriden onay alması gerekiyor. Karşınızdaki kişi
sizi tercih etmiştir ama bunu kendi yönetimine savunmak zorundadır. Size “pahalısınız”
derken aslında elinize bir savunma dokümanı vermenizi istiyordur.
·
Nasıl anlarsınız: “Ben ikna oldum ama
müdürüm/patronum/yönetim kurulu…” cümlesi kurulur. Ürünü savunur, fiyatı
savunmaz.
·
Ne yaparsınız: Ona iç sözcü muamelesi
yapın. Fiyat kırmak yerine, onun içeride kullanacağı malzemeyi hazırlayın:
karşılaştırma tablosu, geri dönüş hesabı, referans listesi, yönetmelik
dayanağı, tek sayfalık gerekçe notu. Bu kişiye argüman vermezseniz, ikinci
toplantıda susar ve iş rakibinize gider.
6. Asıl sorun fiyat değil. “Pahalısınız”,
söylemesi en kolay ve en az rahatsız edici gerekçedir. Gerçek sebep başka
olabilir: size güvenmemiştir, teslim sürenize inanmamıştır, firmanızı yetersiz
bulmuştur, zamanlaması uygun değildir, ya da içeride başka bir tedarikçinin
lobisi vardır.
·
Nasıl anlarsınız: Verdiğiniz her cevaba
yeni bir itiraz gelir. İndirim yaparsınız, yine olmaz. Bu, kılıf itirazının
klasik belirtisidir.
·
Ne yaparsınız: Şu soruyu sorun (bu
makaledeki en değerli sorudur): “Fiyatı bir an için bir kenara koysak,
teknik olarak ve firma olarak bizi tercih eder miydiniz?” Cevap net bir “evet”
ise sorun gerçekten fiyattadır. Cevap tereddütlü ise, mesele fiyat değildir ve
indirim yapmak sadece paranızı kaybetmenize yarar. O tereddüdün ne olduğunu
bulun.
7. Bir satın alma taktiği uygulanıyor. Karşınızdaki
profesyonel bir satın almacıysa, “pahalısınız” cümlesi bir duygu değil,
bir tekniktir. Sık kullanılanlar: gösterilmeyen bir rakip teklifi, fiyatı duyar
duymaz abartılı bir irkilme tepkisi, “bütçemiz bu kadar” savunması, ya
da anlaşma bitmişken eklenen son bir talep.
·
Nasıl anlarsınız: Rakamlar yuvarlaktır,
teklif gösterilmez, kapsam konuşulmaz, tepki teklifin detayına bakılmadan
gelir.
·
Ne yaparsınız: Panikleyip indirim
yapmayın; soru sorun. “Teklifin kapsamı bizimkiyle aynı mı? Vadesi ne?
Teslim süresi ne? Servis ve yedek parça dahil mi?” Ve şu cümleyi cebinizde
tutun: “Sadece fiyat kıyaslıyorsanız benim tarafımdan verecek bir cevap yok;
ama toplam maliyeti kıyaslıyorsak konuşalım.”
8. Gerçekten pahalısınız. Bazen itiraz haklıdır.
Rakip yeni bir ürün çıkarmıştır, bir ithalatçı agresif fiyatla pazara
girmiştir, sizin maliyetiniz artmıştır veya konumlandırmanız o segmente
uymamaktadır.
·
Nasıl anlarsınız: Aynı sebep bir
müşteriden değil, herkesten gelir. Ve kaybettiğiniz tekliflerde “fiyat”
gerekçesi üst üste baskın çıkar.
·
Ne yaparsınız: Bu artık bir satış sorunu
değildir; fiyatlama veya ürün sorunudur ve çözümü satıcıda değildir. Yapmanız
gereken şey direnmek değil, durumu ölçüp yönetime raporlamaktır. Bu maddeye son
bölümde döneceğim.
İLK OTUZ SANİYE: NE YAPMAYACAKSINIZ
Fiyat itirazı geldiğinde kaybın büyük kısmı ilk otuz
saniyede yaşanır. Şunları yapmayın:
·
Hemen indirim teklif etmeyin. “Bir şeyler
yapabiliriz” cümlesi, tek bir kaş hareketiyle kâr verdiğinizin itirafıdır.
Üstelik müşteriye şunu öğretir: ısrar edersen alırsın.
·
Savunmaya geçmeyin. Savunan taraf zayıf
taraftır. Siz açıklama yapan değil, soru soran taraf olun.
·
“Bizimki daha kaliteli” demeyin. Bu
cümlenin hiçbir ikna gücü yoktur; herkes söyler, kimse inanmaz.
·
Rakibi kötülemeyin. Rakibi hedef alan satıcı
küçülür. Konuşmanız gereken şey rakip değil, kriterdir.
·
Özür diler gibi konuşmayın. Fiyatınızdan utanan
satıcı, ürününe kendisi inanmıyor demektir.
·
Sessizliği doldurmayın. Fiyatınızı söyleyip
sustuğunuzda karşı taraf bekliyorsa, o sessizliği siz bozarsanız kendi
kendinizle pazarlık etmiş olursunuz.
Bunların yerine yapılacak tek şey var: Susun, sonra sorun.
“Pahalısınız” yanıtına karşılık hemen soru sormak bazen
müşteride sorgulanıyor hissi yaratabilir. İlk yanıt şöyle olabilir: “Fiyat
konusundaki hassasiyetinizi çok iyi anlıyorum, bütçeyi doğru yönetmek en doğal
hakkınız. İzninizle tam olarak neyi kıyasladığımızı netleştirmek adına...”
Bu kısa yumuşatma (LAA: Listen, Acknowledge, Ask) diyaloğu daha sıcak tutar.
Kök nedeni bulan sorular
•
“Fiyatın yüksek olması bu ürüne ayırdığınız
bütçeyle mi ilgili, yoksa başka tekliflerle kıyasladığınızda mı böyle
görünüyor?”
•
“Neye göre pahalı? Hangi rakamla
kıyaslıyorsunuz?”
•
“Karşılaştırdığınız teklifin kapsamı
bizimkiyle aynı mı?”
•
“Bu bütçe nasıl belirlendi? Neye göre
hesaplandı?”
•
“Fiyatı bir kenara koysak, bizi tercih eder
miydiniz?”
Bu beş sorunun cevabı, size yukarıdaki sekiz sebepten
hangisiyle karşı karşıya olduğunuzu söyler. Teşhis koymadan tedaviye
başlamayın.
DEĞERİ GÖRÜNÜR KILMANIN YOLLARI
Teşhisi koydunuz ve sorun gerçekten değerin anlaşılmaması.
Şimdi farkı görünür kılacaksınız. Beş yol var:
1.
Toplam sahip olma maliyetini konuşun. Bir
ürünün fiyatı, ona ödeyeceğiniz paranın tamamı değildir. Enerji tüketimi, bakım
gideri, yedek parça, arıza sıklığı, duruş maliyeti, ömür ve yenileme zamanı…
Bunları bir tabloya döktüğünüzde tartışma fiyattan çıkar, yatırım hesabına
döner.
2.
Farkı zamana bölün. Aradaki fark yıllara,
aylara, hatta günlere bölündüğünde küçülür. “Aradaki 90.000 TL fark, beş
yıllık kullanımda ayda 1.500 TL ediyor. Bu ürünün önlediği tek bir duruş, o
rakamın kaç katı?”
3.
Riskin maliyetini hesaplayın. Ucuz ürünün
getirdiği risk bir maliyettir ama faturası kesilmez, o yüzden görünmez. Görünür
kılın: bir arıza kaç saat duruş demek, saati kaç para, yılda kaç kez? Bir iş
kazasının maliyeti ne? Bir gecikmenin cezası ne?
4.
Rakamı müşteriye söyletin. Sizin
verdiğiniz rakam bir iddiadır; müşterinin kendi ağzından çıkan rakam bir
gerçektir ve onu tartışamaz. Bu yüzden değer anlatımına geçmeden önce sorularla
müşterinin kendi rakamlarını masaya koydurun.
5.
Kıyaslamayı düzeltin. Elma ile armut
kıyaslanıyorsa, tartışmanın kendisi haksızdır. Karşılaştırma tablosu, bu
haksızlığı düzelten belgedir.
Fiyatı maliyet değil, yatırım olarak algılatın. Müşteri
“Bütçemiz yok” dediğinde, sunduğunuz ürün/hizmetin kaç ayda kendi maliyetini
çıkarttığını (Payback Period) gösterebilirseniz, o harcama bir “maliyet”
olmaktan çıkıp “yatırım/tasarruf” kalemine dönüşür. İçerideki onay
mekanizmasını ikna etmenin en kestirme yolu ROI tablosudur.
İNDİRİM YERİNE VEREBİLECEKLERİNİZ
Bir satıcının elinde yalnız fiyat varsa, her pazarlıkta
fiyat verir. Elinde bir taviz sepeti varsa, fiyata sıra en son gelir.
Sepetinizi doldurun:
•
Ödeme tarafı: vade uzatma,
taksitlendirme, ödeme planını iş programına bağlama, sipariş avansını düşürme
•
Garanti tarafı: garanti süresini uzatma,
kapsamı genişletme, yedek parça bulunurluk taahhüdü
•
Hizmet tarafı: ücretsiz montaj, ilk
bakımın hediye edilmesi, kullanıcı eğitimi, teknik danışmanlık hattı, öncelikli
servis. Satıcı için maliyeti düşük, müşteri gözündeki değeri yüksek tavizleri
öne çıkarın. (Örneğin: Şirketiniz için maliyeti çok düşük olan bir eğitim veya
uzatılmış yazılım desteği, müşteri gözünde binlerce liralık bir değer
taşıyabilir.)
•
Teslimat tarafı: erken teslim, kısmi
sevkiyat, depolama desteği, nakliyenin üstlenilmesi
•
Kapsam tarafı: ilave numune, yedek parça
seti, deneme veya pilot uygulama, tek birimlik demo kurulum
•
Ticari taraf: yıllık ciro primi, kademeli
fiyat, sonraki alımlarda fiyat sabitleme
Bu listenin ortak özelliği şudur: hiçbiri kalıcı fiyat
indirimi değildir ama hepsi satın alma kararını kolaylaştırır. İndirim kârınızı
kalıcı olarak yer; bunların çoğu bir kerelik maliyettir.
Ve kararsız kalan müşteride son bir hamleniz daha var: demo
satışı. “Dilerseniz size bir tane takalım. Verimini ve kalitesini
gördükten sonra kalan kırk dokuzu konuşuruz.” Bir firmaya girmenin en zor
kısmı ilk faturadır; ikincisi çok daha kolay gelir.
İNDİRİM YAPACAKSANIZ: SEKİZ KURAL
Bazen indirim yapmak gerekir. O zaman da kuralına göre
yapın.
1.
Talep edilmeden vermeyin. Kendi kendine
indirim yapan satıcı, hem parayı hem saygınlığını kaybeder.
2.
Karşılıksız vermeyin. Her indirimin bir
bedeli olsun: daha yüksek avans, daha kısa vade, daha büyük parti, yıllık
taahhüt, peşin ödeme, referans olma izni. Karşılıksız verilen taviz, taviz
değil eğitimdir; karşı tarafa “ısrar edersen alırsın” diye öğretir.
3.
Gerekçelendirin. Sebepsiz yapılan
indirim, ilk fiyatınızın şişirilmiş olduğunu itiraf eder. “Bu miktarda alım
yaptığınız için”, “peşin ödeme yaptığınız için”, “bu ayki üretim
planımıza denk geldiği için” gibi bir gerekçe her zaman olsun.
4.
Kademeli ve azalarak verin. İlk taviz
büyükse ikincisi beklenir. %5, sonra %2, sonra %0,5. Azalan taviz, sınıra
yaklaştığınızın doğal mesajıdır.
5.
Tek seferlik olduğunu belirtin. Yoksa o
müşteri bir daha asla liste fiyatından almaz ve her seferinde aynı rakamı
bekler.
6.
Kapsamı küçülterek verin. Aynı işi ucuza
yapmaktansa, daha az işi ucuza yapın.
7.
Yetkinizi kullanın. “Bu rakam için
içeriden onay almam gerekiyor” cümlesi, satıcıyı masada koruyan en güçlü
kalkandır. Bunu kullanın; ama kullanabilmeniz için firmanızın size bir marj
tanımlamış olması gerekir.
8.
Yazılı politikaya bağlayın. İskontonun
alım miktarına ve ödeme vadesine göre kademelendiği yazılı bir tablonuz varsa,
artık pazarlık etmezsiniz; kural uygularsınız. “Bu koşullarda size şu
iskonto uygulanır” cümlesi, “ne kadar kırabilirim” düşüncesinden çok
daha güçlüdür ve müşteride de ciddiyet algısı yaratır.
Kendi kırmızı çizginizi bilin: Masadan kalkmayı başarmak
Pazarlığın en tehlikeli anı, satıcının satışı kapatma
arzusuyla kontrolü tamamen kaybettiği andır. Vazgeçme noktasını önceden
belirlememiş bir satıcı, her geri adımda bir taviz daha verir ve sonunda
masadan zaferle değil, şirketin kârını bırakarak kalkar.
Şu kuralı zihninize kazıyın: Zararına, marjı sıfırlayarak
veya markanın değerini ayaklar altına alarak yapılan bir satış, kaçırılmış bir
satıştan çok daha maliyetlidir. Kötü bir satış sadece paranızı eksiltmez;
operasyonel yük getirir, müşterinin gözündeki ciddiyetinizi bitirir ve o
müşteriyi ömür boyu indirim bağımlısı yapar. Masadan kalkabilmek bir yenilgi
değil, markanızın ve ürününüzün değerine duyduğunuz saygının duruşudur. Bazen
en kârlı satış, hiç yapmadığınız satıştır.
B2B VE B2C FARKINA DİKKAT: KURUMSAL İLE BİREYSEL MÜŞTERİ
AYNI DİLİ KONUŞMAZ
Buraya kadar anlattıklarımın önemli bir kısmı B2B, yani
kurumdan kuruma yapılan satışların dinamiklerini taşıyor olabilir. Ancak aynı “pahalısınız”
cümlesi B2C’de, yani bireysel tüketiciye yapılan satışta masaya geldiğinde
oyunun kuralları biraz değişir.
B2B müşterisi fiyat itirazı yaparken mantığıyla, riskiyle ve
bilançosuyla hareket eder. Onu ikna edecek şey Toplam Sahip Olma Maliyeti
(TCO), Yatırımın Geri Dönüşü (ROI) ve riskin sıfırlanmasıdır. B2C müşterisi ise
fiyat itirazını çoğunlukla duygusuyla, anlık bütçe kaygısıyla ve alım gücüyle
yapar.
Bireysel müşteriye detaylı maliyet hesapları ya da karmaşık
analiz tabloları sunarsanız onu ikna etmez, yorarsınız. B2C’de “pahalısınız”
diyen müşteriye verilecek cevap fiyattan ziyade ödeme kolaylığına ve duyguya
odaklanmalıdır:
·
Taksit ve vadeli ödeme seçenekleri:
Toplam rakamı küçültüp aylık/günlük harcama algısına indirmek (örneğin “günde
bir kahve fiyatına” yaklaşımı).
·
Duygusal fayda ve sahip olma arzusu:
Ürünün ona yaşatacağı konforu, statüyü veya çözeceği anlık problemi tekrar
hissettirmek.
·
Güven ve kolay iade taahhüdü: Bireysel
alıcının en büyük korkusu pişman olmaktır; riski onun üzerinden alacak esnek
şartlar sunmak.
Kısacası; kurumsal müşteriye kazandıracağı veya tasarruf
ettireceği parayı, bireysel müşteriye ise ödemeyi nasıl kolaylaştıracağınızı ve
ona ne hissettireceğinizi anlatırsınız.
PATRONA VE SATIŞ MÜDÜRÜNE
Bu bölüm satıcılar için değil, onların yöneticileri içindir.
Çünkü yukarıdakilerin bir kısmı satıcının elinde değildir.
1.
Ölçmediğiniz şeyde direnç beklemeyin.
Satıcı bazında ortalama iskonto oranını ve brüt kârlılığı ölçmüyorsanız, hiçbir
satıcı pazarlıkta direnmez. Direnmenin bir karşılığı yoksa direnmek zahmettir.
Ortalama %23 iskontoyla satan satıcı ile %27 ile satan arasındaki fark,
ölçüldüğü ve prime bağlandığı gün ortaya çıkar.
2.
Yedek kâr koyun ve pazarlık yetkisi verin.
Fiyatlamanızın içine feda edilebilecek bir marj koyun ve satıcının bu marj
içinde onaysız hareket etmesine izin verin. Her iskonto için size koşan satıcı,
müşterinin gözünde ciddiyetini kaybeder.
3.
Yazılı iskonto ve vade kademeleri hazırlayın.
Bu tek belge, satış ekibinizin pazarlık gücünü tek başına yükseltir.
4.
Herkese eşit uygulayın.
Tutturabildiğinize yüksek fiyatla satıp dişli müşteriye taviz veren firma,
piyasa dar olduğu için mutlaka yakalanır. Duyulduğu anda güvenilirliğinizi
kaybedersiniz.
5.
Ay sonu baskısını satıcıya yansıtmayın.
Deneyimli alıcı sizin ay sonu hedefinizi bilir ve ayın son haftasını bekler.
Kendi ay sonu baskınız, karşı tarafın en güçlü silahına dönüşür.
6.
“Hayır” diyebilme iznini açıkça verin.
Satıcınız kârsız bir işten çekildiğinde azarlanacağını düşünüyorsa her şartı
kabul eder. Hangi seviyenin altındaki işten çekilmenin doğru karar sayılacağını
net söyleyin.
7.
Kaybedilen tekliflerin sebebini kaydedin.
Üç ay üst üste “fiyat” gerekçesi baskın çıkıyorsa bu bir satış sorunu değil,
fiyatlama sorunudur. O noktada satıcıyı sıkıştırmak sadece iyi satıcılarınızı
kaybettirir.
8.
Eğitim verin. Pazarlık ve itiraz
karşılama öğrenilebilir becerilerdir. Aylık toplantılarınızda yarım saat rol
yapma çalışması yaptırın: biri alıcıyı, diğeri satıcıyı oynasın, yukarıdaki
sekiz “pahalısınız” sırayla masaya gelsin. Bu, en ucuz ve en etkili
satış eğitimidir.
ÖZET
•
“Pahalısınız” bir ret değil, bir sorudur.
İlgilenmeyen müşteri pazarlık etmez.
•
Teşhis koymadan tedaviye başlamayın. Sekiz
farklı “pahalısınız” vardır ve her birinin reçetesi ayrıdır.
•
İlk otuz saniyede susun ve sorun. Kaybın çoğu,
refleksle verilen “biraz esnetebiliriz” cümlesinde yaşanır.
•
Taviz sepetiniz doluysa fiyata sıra en son
gelir. Sepeti boş olan satıcı her pazarlıkta kâr verir.
•
Karşılıksız taviz vermeyin. Verilen bedelsiz
indirim, karşı tarafa ısrarın işe yaradığını öğretir.
Son olarak şunu söylemek isterim. Türkiye’de satıcılara
pazarlık öğretilmiyor. Satın almacılara öğretiliyor, satıcılara öğretilmiyor.
Bu dengesizlik sürdükçe firmalarımız kârlarını masada bırakmaya devam edecek.
Oysa bu iş bir yetenek meselesi değil, bir hazırlık
meselesidir. Vazgeçme noktasını bilen, taviz sepetini doldurmuş, farkını rakama
çevirebilen ve karşılıksız taviz vermemeyi kural haline getirmiş bir satıcı,
karşısındaki kim olursa olsun masadan dik kalkar.
Son söz: Müşteri pahalı olduğunuzu söylüyorsa, ona
henüz neden pahalı olduğunuzu anlatmamışsınız demektir.
Bol satışlar, tatlı kârlar dilerim.