Bu makalemde neler bulacağınıza dair kısa bir video oluşturdum. Videoyu izledikten sonra okumayı tercih edebilirsiniz.
Giriş Notu: Bu makaleyi kurumlara hizmet üreten firmalar için yazdım. Ajanslar, danışmanlık ve eğitim şirketleri, yazılım ve bilişim firmaları, mali müşavirler, hukuk büroları, lojistik ve nakliye firmaları, temizlik, güvenlik, catering, bakım-onarım, insan kaynakları firmaları ve benzeri firmalara bin bir emekle kazandıkları müşterileri kaybetmemek için neler yapmaları gerektiğini anlatmaya çalışacağım. Elbette bu makalede yazılanlar B2B alanında üretici olan veya ticaret yapan firmalar için de faydalı ipuçları içermektedir.
Eldeki kuş, daldaki kuştan daha değerlidir.
Yeni müşteri kazanmak çok emek ister, pazarlama yapmak çok
para ister. Ama hali hazırdaki müşterilere kaliteli hizmet vermek ve onların
takdirini almaya devam etmek bir firma için en önemli hedef olmalıdır. Çünkü
patron dahil şirkette çalışan herkesin kazançlarını ve şirketin tüm
olanaklarını karşılayan aktif müşterilerdir, yani size her ay düzenli
ödeme yapan eldeki müşterilerdir.
Firmaların çoğu müşteri kazandığında sevinir. Toplantıda
duyurulur, tebrik edilir, belki bir kutlama yapılır. Müşteri kaybettiğinde ise
çoğu zaman kimse fark etmez. Çünkü müşteri kaybı gürültülü olmaz. Sözleşme
yenilenmez, iş azalır, telefon seyrekleşir ve bir gün birileri “şu firma bir
süredir bizden hizmet almıyor galiba” der.
Çoğu zaman müşteri pasifleşir, yani hizmet alımını durdurur.
Pek çok firmanın carilerinde binlerce müşteri vardır ama son 3 ayda bunların
sadece beşte birine hizmet vermiş ve fatura kesmiştir. Hatta yarısına son bir
yılda hiç hizmet vermemiş ve fatura kesmemiştir. Sizden uzun süredir hizmet
veya ürün almayan müşteri pasif müşteridir. Onları da kaybedilen müşteriler
olarak görmeniz gerekir. Ama onlar hiç çalışmadığınız müşterilerden daha kolay
kazanılabilir.
Eğer satış departmanınız her ay bu konuda istatistik çıkarıp
incelemiyorsa müşterinin pasifleşmesi çok zor fark edilir.
Kovanın deliğini tıkamadan içine su taşımak, satış
departmanlarının en yorucu ve en verimsiz halidir. Yeni müşteri kazanmak zordur
ve pahalıdır; mevcut müşteriyi elde tutmak ise çok daha ucuzdur. Buna rağmen
pek çok hizmet firması bütün enerjisini yeni iş peşinde harcarken,
elindekilerin sessizce erimesine seyirci kalır.
Hizmet işinde bu mesele, ürün satan firmalardakinden çok
daha kritiktir. Sebebini üç maddede açayım:
·
Sattığınız şey elle tutulmaz. Müşteri bir
makine almıyor; bir vaat, bir emek ve bir güven alıyor. Böyle bir ilişki,
memnuniyetsizlik başladığında çok daha hızlı çözülür.
·
Geliriniz tekrarlıdır. Ürün satan firmada
müşterinin gitmesi bir siparişi kaybettirir; hizmet firmasında bir gelir
akışını kaybettirir. Aylık şu kadar ödeyen bir müşteri gittiğinde, o rakamın on
iki katı, hatta ilişkinin kalan ömrü kadarı gitmiş olur.
·
Sizin işiniz görünmezdir. İyi iş
çıkardıkça sorun azalır, sorun azaldıkça müşteri neden para ödediğini unutur.
Buna hizmet sektörünün en acı paradoksu diyorum: işinizi ne kadar iyi
yaparsanız, o kadar gereksiz görünürsünüz.
Bu makalede önce müşteri kaybının neden görünmez olduğunu,
sonra gerçek sebeplerini on iki başlıkta, ardından erken uyarı sinyallerini,
ölçüm sistemini ve elde tutma programını anlatacağım.
Uzun bir yazı olacak. Ama sabırla okursanız işinize
yarayacak bölümlere mutlaka rastlayacağınızı düşünüyorum. İyi okumalar.
MÜŞTERİ KAYBI NEDEN GÖRÜNMEZ?
Bir müşteriyi kaybetmek ani bir olay değildir; aylar süren
bir çürümenin son adımıdır. Kararın alındığı gün ile size bildirildiği gün
arasında genellikle uzun bir mesafe vardır.
Bunun görünmemesinin üç sebebi var:
·
Birincisi, müşteri şikâyet etmez.
Memnuniyetsiz müşterilerin çok küçük bir kısmı firmaya resmî olarak şikâyette
bulunur. Kalanı sessizce gider ve memnuniyetsizliğini çevresine anlatır. Bir
araştırmaya göre memnuniyetsiz müşterilerin yirmi altısından yalnızca biri
firmaya şikâyette bulunuyor. Yani karşınızda duran her bir şikâyetin arkasında,
hiçbir şey söylemeden gitmeye hazırlanan bir kalabalık var.
·
İkincisi, hizmet ilişkisinin bitişi
belirsizdir. Ürün satışında müşterinin siparişi kesildiğinde bunu
görürsünüz. Hizmette ise iş yavaş yavaş azalır: kapsam daralır, projeler
ertelenir, sözleşme “bu sene şimdilik uzatmayalım” denir. Her adım tek
başına masumdur.
·
Üçüncüsü, ilişki yürüten kişi kötü haberi
yukarı taşımaz. Müşteri temsilciniz, müşterinin soğuduğunu genellikle
sizden önce fark eder. Ama bunu size söylemesi, kendi başarısızlığını itiraf
etmek gibi gelir. Bu yüzden son ana kadar “iyi gidiyor” der. Kötü haberin
gecikmeli gelmesi, çoğu zaman kurtarma şansını da yok eder.
Kaybın Bedelini Hesaplayın
Müşteri kaybı görünmez olduğu için bedeli de hesaplanmaz.
Oysa hesabı çok basittir ve bir kez yaptığınızda bakışınız değişir.
Dünya markası Bosch firmasının kurucusu Robert Bosch’un “Müşteri
kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim” sözü öylesine söylenmiş
bir söz değildir.
Bir müşterinin size yıllık 600.000 TL getirdiğini ve
ortalama 4 yıl kaldığını varsayalım. O müşterinin yaşam boyu değeri 2,4 milyon
TL’dir. Yerine yenisini koymanın maliyeti ise sadece satış masrafı değildir:
teklif hazırlama emeği, tanışma toplantıları, ilk aylardaki öğrenme dönemi,
ekibin yeni işe adaptasyonu…
Şimdi şu soruyu sorun: Geçen yıl kaç müşteri kaybettiniz ve
toplam yaşam boyu değerleri neydi?
Bu rakamı hesaplayan bir yönetici, ertesi gün elde tutma
konusuna bambaşka bir gözle bakar. Çünkü çoğu hizmet firmasında bu rakam, o yıl
yeni müşteri kazanmak için harcanan bütün çabanın karşılığından büyüktür.
FİRMALAR NEDEN MÜŞTERİ KAYBEDER?
Carilerinizde bulunan müşterilerden bazıları neden
pasifleşti, neden artık sizden ürün/hizmet almıyor veya artık neden sizi terk
ettiler, neden “sizinle artık asla çalışmayacaklarını” ifade ettiler? Bu
soruların cevaplarını merak ediyor musunuz? Merak etmelisiniz. Çünkü bu
soruların cevapları firmanızı mükemmelleştirmek için size çok kaliteli ipuçları
verecektir.
Pek çok türden firmanın pasifleşen veya terk eden müşterileriyle
araştırmacılar tarafından yapılan görüşmelerde (doğrudan mülakatlar, telefon
anketleri ve derinlemesine görüşmeler) çalıştıkları tedarikçileri "neden
bıraktıkları" analiz edilmiştir.
Akademik düzeyde makalelerin ve araştırmaların yayınlandığı
ünlü iş ve işletme dergisi Harvard Business Review’da (Haziran, 2019) yer
alan bir yazıda (How B2B Companies Can Win Back Customers They've Lost, Cespedes
& Poblete) B2B şirketlerinin kaybettiği müşterileri analiz etme ve geri
kazanma dinamiklerini incelemişlerdir. B2B'de ana kayıp nedeni genellikle tek
bir "kötü hizmet" veya "yüksek fiyat" değildir. Firmaların
%70'inden fazlasında kayıp gerekçesi; iç organ değişimi (müşteri tarafındaki
kilit satın alma yöneticisinin değişmesi), süreç uyumsuzlukları ve satış
sonrası ilgisizlik/iletişimsizliktir.
2015 yılında yapılan bir başka araştırmada telekomünikasyon
ve B2B sektörlerinde kayıp müşterilerle yapılan geri kazanma görüşmelerinin
verileri analiz edilmiştir. Müşterilerin ayrılma sebebinin "fiyat" mı
yoksa "hizmet kalitesi" mi olduğuna bağlı olarak geri kazanılabilme
olasılıklarının değiştiği görülmüştür. Hizmet kalitesi nedeniyle ayrılan
müşterilerin, sorun çözüldüğünde geri dönme ve daha yüksek yaşam boyu değer
(CLV) sunma olasılığının fiyat nedeniyle ayrılanlara göre daha yüksek olduğu
bulunmuştur.
Accenture'ın 2019 yılında yayınladığı "Service
is the New Sales" başlıklı araştırmanın en çarpıcı bulgusu şudur: B2B
alıcılarının %80'i, hizmetini kendi beklentileriyle uyumlandıramayan
tedarikçisini terk etmiştir. Bu cümleyi bir kez daha okuyun. Burada "kötü
ürün" yok, "pahalı fiyat" yok. Burada olan şey, tedarikçinin
verdiği hizmetle müşterinin beklediği hizmetin birbirinden kopmasıdır.
Araştırma ayrıca, alıcıların dijital araçlarla insan temasının bir arada
yürümesini beklediğini, birini diğerine tercih etmediğini de ortaya koyuyor.
Yani müşteri ne sizi robotlaşmış görmek istiyor, ne de her şeyi telefonla
halletmek. Bunun bize söylediği şudur: müşteri sizden ayrılırken çoğu zaman
"kötüydünüz" demiyor. "Bana uymuyordunuz"
diyor. Ve uyumsuzluk, ilk günden itibaren konuşulmadığı için yıllar içinde
sessizce birikiyor.
·
Bu araştırma on ülkede ve on altı sektörde, 748
B2B alıcısı ile 1.499 B2B satıcısıyla yapılmıştır. Yani hem alan hem de satan
tarafa aynı anda sorulmuştur ki bu, bu tip araştırmalarda ender rastlanan bir
titizliktir.
Küresel B2B pazar araştırma kuruluşu B2B International
tarafından 2010’lu yıllarda yaptırılan araştırmalar B2B sanayi, imalat ve
profesyonel hizmet sektörlerindeki yüzlerce kayıp müşteri görüşmesinden elde
edilen verileri kapsamaktadır. Bu araştırmalardan derlenen bilgilere göre B2B
müşterilerinin doğrudan rakibe geçiş nedenleri şu şekilde sıralanmaktadır:
•
%35–40 Hizmet Teslimatı ve Güvenilirlik:
Müşteri ilişkileri yöneticisinin ilgisizliği, taahhüt edilen teslim sürelerinin
aksaması veya proaktif yaklaşım eksikliği.
•
%25–30 Fiyat / Toplam Sahip Olma Maliyeti
(TCO): Rakiplerin daha cazip koşullar sunması veya fiyata karşılık alınan
değerin net hissedilememesi.
•
%15–20 Ürün / Çözüm Yetersizliği:
Müşterinin büyüyen/değişen ihtiyaçlarına firmanın teknolojik veya operasyonel
olarak yanıt verememesi.
•
%10–15 İç Organizasyonel Değişimler:
Satın alan firmanın birleşmesi, satın alınması veya üst yönetim stratejisinin
değişmesi.
Bir başka araştırmada B2B alanında sözleşmesiz (spot
veya sipariş bazlı) çalışan firmaların sipariş sıklıklarındaki düşüşü ve terk
sebeplerini veri madenciliğiyle incelemişlerdir. Bu araştırmanın bulgularına
göre; B2B müşteriler doğrudan "ilişkiyi kestim" demez; sipariş
aralıklarını uzatarak ve sipariş hacmini rakiplere kaydırarak pasifleşir
(Sessiz Kayıp). Yapılan görüşmelerde, erken uyarı sinyalleri fark edilip
müdahale edilmediği için kopuşun gerçekleştiği görülmüştür.
Earl Naumann ve arkadaşlarının 2010 yılında Journal
of Marketing Management dergisinde yayımlanan araştırması ise daha rahatsız
edici bir gerçeği ortaya koyuyor. Tesis yönetimi sektöründe iki aşamalı olarak
yürütülen çalışmada, tedarikçisini terk eden firmalar incelenmiş ve şu bulguya
ulaşılmıştır: Ayrılan firmaların yaklaşık %90'ı, ayrılmadan önce mevcut
tedarikçisinden memnundu. Yani memnundular ve yine de bir yıl içinde başka bir
tedarikçiye geçtiler. Bu bulgu, pek çok patronun en sevdiği cümleyi
çürütüyor: "Bizim müşterilerimiz memnun, anketlerde hep yüksek puan
alıyoruz." Memnuniyet, sadakat demek değildir. Memnuniyet sizi sadece şikâyet
listesinden çıkarır; tercih listesinden çıkarmaz.
Araştırmanın ikinci bulgusu daha da düşündürücü: Müşteriler,
kendi beyan ettiklerinden çok daha fazla oranda fiyat gerekçesiyle tedarikçi
değiştiriyorlar. Memnun oldukları halde ayrılanların yarıdan fazlası ayrılık
sebebi olarak fiyatı göstermiş, çok daha küçük bir bölümü ise “daha iyi bir
ilişki bulduk” demiştir.
·
Müşteride sizden ayrılma enerjisi biriktiğinde,
fiyat o enerjinin boşaldığı kapı olur. Yani fiyat, ayrılığın sebebi değil,
ayrılığın kılıfıdır. Bir müşteriyle aranızda gerçek bir bağ, görünür bir değer
ve süregelen bir ilgi varsa, rakibin ucuz teklifi masada kalır. Bunlar yoksa, o
teklif ayrılığı tetikleyen son dokunuş olur.
·
Memnun bir müşteri, sadık bir müşteri değildir.
Sadakat memnuniyetle değil, ilgi ve görünür değerle kurulur.
Bu tip araştırmalar tüketicilere yönelik abonelik bazlı ürünler/hizmetler
satan B2C firmaları tarafından da yaptırılmıştır.
•
1995 yılında Prof. Susan M. Keaveney'nin Journal
of Marketing’de yayımlanan araştırmasında, hizmet sektöründe başka markaya/firmaya
geçen 500’den fazla bireysel müşteriyle birebir görüşülmüştür. Görüşmelerin
bulgularına göre; müşterilerin %44'ünün temel hizmet başarısızlığı (ürün/hizmet
hatası), %34'ünün olumsuz çalışan davranışı (kabalık, ilgisizlik), %30'unun
fiyatlandırma (fiyat artışları, gizli ücretler) ve %21'inin erişim/rahatsızlık
nedeniyle ayrıldığı saptanmıştır. Müşterilerin çoğunlukla tek bir nedenle
değil, birden fazla olumsuz deneyimin birikmesiyle ayrıldığı ortaya konmuştur.
•
1999 yılında Prof. Bernd Stauss ve Prof. Christian
Friege, şirketlerin terk eden müşterileriyle yaptıkları mülakatları ve geri
kazanma (win-back) süreçlerini incelemiştir. Pasif müşterilerin önemli bir
kısmının "sessizce bırakanlar" olduğu görülmüştür. Bu müşteriler
firmaya hiçbir şikayette bulunmadan satın almayı keser. Görüşmelerde en sık
belirtilen sebep, firmanın müşteriyle olan iletişimini kesmesi ve "ilgisizlik"
hissettirmesidir.
B2B kayıp müşteri analizinin B2C’den temel farkları
aşağıdaki gibi açıklanabilir.
|
Parametre |
B2C Kayıp Analizi |
B2B Kayıp Analizi |
|
Karar Verici Yapı |
Bireysel tüketici |
Birden fazla yönetici |
|
Ayrılma Sebebi |
Anlık memnuniyetsizlik, duygu veya fiyat |
Çok katmanlı (teknik, finansal, yönetsel uyumsuzluk) |
|
Veri Kaynağı |
Otomatik anketler, veri analitiği |
Birebir derinlemesine mülakatlar |
|
Finansal Etki |
Müşteri başına düşük hacim |
Tek bir müşterinin kaybı toplam ciroda ciddi sapma yaratabilir |
MÜŞTERİ NEDEN GİDER?
Literatürdeki bu akademik veriler ve araştırmalar, sahada
birebir yaşadığımız pratiklerle birebir örtüşmektedir. Şimdi bu genel
istatistiklerin arkasında yatan ve danışmanlık süreçlerimde B2B hizmet
firmalarında en sık karşılaştığım 12 somut sebebi ve çözümlerini inceleyelim.
1. İhmal
Müşteri kayıplarının en yaygın sebebi kötü iş değil, ilgisizliktir.
Tablo hep aynıdır. İş kazanılırken herkes ayaktadır;
toplantılar yapılır, sunumlar hazırlanır, telefonlar hemen açılır. Sözleşme
imzalandıktan sonra ilgi yavaşça azalır. Aylık toplantı iki ayda bire düşer,
sonra “gerek kalmadı, mail atarız” olur. Müşteri bir soru sorduğunda
cevap ertesi güne kalır. Kimse aramaz, kimse ne yaptığını anlatmaz.
Müşteri o noktada şunu hisseder: “Biz artık öncelik
değiliz.”
Bu duygu, kötü bir teslimattan çok daha tehlikelidir. Çünkü
kötü teslimat düzeltilir, ihmal edilmişlik duygusu ise birikir.
Sebebi genellikle kötü niyet değil, kapasitedir. Ekibiniz
yeni işlere koşarken, mevcut müşteriler “zaten oturdu” diye arka plana atılır.
Yani acil olan, önemli olanı yer. Yeni iş acildir; mevcut müşteriyle
ilgilenmek önemlidir ama acil değildir.
Çözüm: Her müşteri için bir temas takvimi
kurun ve bunu takip edilebilir hale getirin: haftalık durum maili, aylık
ilerleme toplantısı, üç ayda bir üst düzey değerlendirme, yılda bir strateji
oturumu. Bu takvimi müşteri talep ettiği için değil, siz kural haline
getirdiğiniz için uygulayın. Müşterinin aramak zorunda kalması, ilişkinin
ilk çatlağıdır.
2.
Sonucu Görememek
Hizmet firmalarının en sık düştüğü tuzak budur.
İşinizi iyi yaparsınız. Sorunlar çıkmaz, süreç akar, kriz
yaşanmaz. Ve tam da bu yüzden müşteri şunu düşünmeye başlar: “Zaten her şey
yolunda gidiyor, bunlara ne diye bu parayı veriyoruz?”
Bir güvenlik firması düşünün: hiç olay yaşanmıyorsa müşteri
güvenliğin gereksiz olduğunu düşünmeye başlar. Bir mali müşavir düşünün: hiç
ceza gelmiyorsa müşteri işin kolay olduğunu sanır. Bir bakım firması düşünün:
makine hiç durmuyorsa müşteri bakımın gereksiz olduğuna kanaat getirir.
Önlediğiniz felaket, kimsenin göremediği felakettir.
Buna bir de şu gerçeği ekleyin: müşteri sizinle çalışmaya
başladığı günkü halini unutur. Kıyaslamayı bugünle dünün arasında değil,
bugünle “olması gerektiğini düşündüğü” hal arasında yapar.
Çözüm: Değerinizi kendiniz görünür kılın; müşteri
fark etsin diye beklemeyin.
•
Ne yaptığınızı düzenli olarak raporlayın.
Ay içinde kaç talep karşılandı, kaç sorun çözüldü, kaç saat harcandı, hangi
riskler önlendi.
•
Önlediğiniz zararı parayla ifade edin. “Bu
ay üç uyumsuzluğu tespit edip düzelttik; ceza kesilseydi tutarı şu kadar olurdu.”
“Planlı bakım sayesinde iki duruş önlendi; her duruşun maliyeti şu kadar.”
•
Yılda bir “değer raporu” hazırlayın. Yıl
boyunca yaptıklarınızı ve müşteriye kazandırdıklarınızı tek bir sayfada
özetleyin ve bunu sözleşme yenileme tarihinden önce sunun.
Bu üç alışkanlık, hizmet firmalarında sözleşme yenileme
oranını en çok yükselten uygulamalardır.
3.
A Takımı kazandı, B Takımı hizmet
veriyor.
Bu, hizmet sektörünün en klasik ve en affedilmez hatasıdır.
İşi kazanmak için müşterinin karşısına en tecrübeli, en
parlak kadro çıkar. Patron gelir, kıdemli uzman gelir, referanslar anlatılır,
güven verilir. Sözleşme imzalanır. Sonra iş, mesleğe yeni başlamış bir ekibe
devredilir ve o kıdemli kadro bir daha görünmez.
Müşteri bunu hemen anlar. Ve şunu düşünür: “Bana satılan
bu değildi.”
Çözüm: Satış ekibiyle icra ekibi arasındaki devri bir
tören haline getirin, bir kaçış haline değil. İşi kazanan kıdemli kişi, ilk üç
ay boyunca toplantılarda görünmeye devam etsin. Kim ne yapacak, hangi kıdemde
kaç kişi çalışacak, kıdemli kadro ne sıklıkla dahil olacak — bunları sözleşme
aşamasında yazılı olarak konuşun. Sonradan çıkan hayal kırıklığı, baştan
söylenen sınırlamadan çok daha pahalıdır.
4.
İlk 90 günün kaçırılması
Uluslararası araştırmalar, B2B hizmet ilişkilerinde
kayıpların çok büyük bir bölümünün ilk 90 gün içinde belirlendiğini gösteriyor.
Yani müşteri, henüz hiçbir sonuç görmeden, gitme kararını içten içe vermiş
oluyor.
Sebebi şudur: müşteri sözleşmeyi imzaladıktan sonra bir
pişmanlık ve tedirginlik dönemine girer. “Doğru firmayı mı seçtim?” diye
sorar. Bu dönemde onu rahatlatacak somut işaretler görmezse, güven bir daha tam
olarak kurulmaz.
Çözüm: İlk 90 günü şansa bırakmayın, yazılı bir
başlangıç programı kurun:
•
İlk hafta: Başlangıç toplantısı. Kim
kimle muhatap olacak, hangi kanaldan iletişim kurulacak, ne zaman ne teslim
edilecek, başarı neyle ölçülecek. Bunları bir sayfaya yazıp müşteriye verin.
•
İlk ay: Küçük ama görünür bir kazanım
üretin. Uzun vadeli işlerde bile, ilk aylarda müşterinin patronuna
gösterebileceği somut bir çıktı olmalıdır.
•
İlk üç ay: Normalden sık temas edin. Bu
dönemde “fazla” iletişim diye bir şey yoktur.
•
90. gün: Bir değerlendirme toplantısı
yapın ve açıkça sorun: “Beklentileriniz karşılanıyor mu? Neyi farklı
yapmamızı istersiniz?” Bu son soru çok önemlidir. Sormazsanız cevabını on
ikinci ayda, sözleşme yenilenmeyerek öğrenirsiniz.
5.
Beklenti Yönetimi Hatası (satarken
abartmak)
Müşteri kayıplarının önemli bir kısmının tohumu, satış
aşamasında atılır. İşi kapatmak için verilen abartılı vaatler,
tutulamayacak teslim tarihleri, “biz her şeyi yaparız” tavrı, gerçekçi
olmayan sonuç taahhütleri… Bunlar sözleşmeyi imzalatır ama ilişkiyi baştan
zehirler. Çünkü müşteri artık sizi kendi gerçekliğinizle değil, ona satılan
hayalle kıyaslayacaktır.
Çözüm: Satıcınızın ne vaat ettiğini icra ekibi bilsin
ve mümkünse teklif aşamasında onaylasın. Teklife neyin dahil olmadığını da
yazın. Ve satış ekibinizin primini yalnızca imzalanan sözleşmeye değil, o
müşterinin bir yıl sonra hâlâ sizinle olup olmadığına da bağlayın. Getirdiği
müşterinin kalıcılığından sorumlu tutulmayan satıcı, tutamayacağı sözü
vermekten çekinmez.
6.
Kötü Haberi Geç Vermek
Hizmet işinde aksaklık kaçınılmazdır. Proje gecikir, bir
hata yapılır, bir teslim atlanır, bir sonuç beklenenin altında kalır. Müşteriler
aksaklığa katlanır. Katlanmadıkları şey, aksaklığı sizden değil başkasından
öğrenmektir.
Ne yazık ki insan doğası bunun tersini yapmaya iter. Ekip,
kötü haberi vermeyi erteler; “belki toparlarız, o zaman söylemeye gerek
kalmaz” der. Toparlanmadığında ise haber çok geç ulaşır ve mesele bir
gecikme sorunu olmaktan çıkıp bir dürüstlük sorununa dönüşür.
Çözüm: Ekibinize şu kuralı koyun: Kötü haber, ortaya
çıktığı gün müşteriye ulaşır. Ve haberi verirken üç şeyi birlikte söyleyin: ne
oldu, sebebi ne, ne yapıyoruz. Bunu yapan bir firma, aksaklıktan güven
kazanarak çıkar.
Bir de şunu unutmayın: iyi çözülen bir sorun, hiç sorun
yaşanmamış olmasından daha fazla sadakat yaratır. Şikâyet eden müşteri, size
hatanızı düzeltme şansı veren müşteridir; utanmak, kızmak, inkar etmek veya
bahane üretmek yerine teşekkür edin ve şikayet sebebini bir daha yaşanmayacak
şekilde düzeltin. Bu tutum firmanızı geliştirir.
7.
Rutinleşme ve Fikirsizleşme
Bu ilişkinin ikinci veya üçüncü yılında ortaya çıkan sessiz
bir hastalıktır. İlk yıl heyecanlıdır; öneriler getirilir, fikirler tartışılır,
iyileştirmeler yapılır. Sonra iş rayına oturur ve firma hizmetlerini eksiksiz
üretmeye başlar. Her ay aynı rapor, aynı toplantı, aynı hizmet. Kimse yeni bir
şey önermez.
Müşteri bir süre sonra şunu düşünür: “Bunlar bize artık
bir şey katmıyor, sadece işi yürütüyorlar.” Ve yürütmek, ikame edilebilir
bir iştir. Bu, özellikle yerinizin alınabileceği anlamına gelir. Çünkü
rakibiniz masaya bir fikirle gelir; sizin son fikriniz üç yıl öncesindendir.
Çözüm: Her müşteri için yılda en az iki kez, hizmet
kapsamınızın dışında bir öneri götürün. Sektöründeki bir gelişme, göremediği
bir risk, iyileştirilebilecek bir süreç, denenebilecek yeni bir yöntem. Öneri
kabul edilmese bile ilişkiyi tazeler ve sizi “işi yapan” konumundan “düşünen
ortak” konumuna taşır.
•
Şunu bilin: stratejik ortak
değiştirilmez, tedarikçi değiştirilir. Aradaki farkı belirleyen, masaya fikirle
gelip gelmediğinizdir.
8.
İlişkinin Tek Kişiye Bağlı Olması
Bu, hizmet firmalarının hem en sık yaşadığı hem de en kolay
önlenebilecek kayıp sebebidir. İki ayrı hali vardır ve ikisi de tehlikelidir:
•
Müşteri tarafındaki tek kişi: Sizi
içeriden savunan, işinizi bilen, sizi çağıran kişi vardır. O kişi istifa eder,
terfi eder veya görevi değişir. Yerine gelen kişi sizi tanımaz, size dair bir
sadakat hissetmez ve genellikle kendi tanıdığı tedarikçileri getirmek ister.
Yeni yönetici, yeni tedarikçiye en açık kişidir. Bunu “Yeni Müşteri Nasıl
Kazanılır?” başlıklı makalemde bir fırsat olarak yazmıştım; burada aynı gerçek
sizin aleyhinize işliyor.
•
Sizin tarafınızdaki tek kişi: Müşteriyle
bütün ilişkiyi tek bir müşteri temsilcisi yürütür. O kişi işten ayrıldığında
müşteri firmayla değil, o kişiyle bağ kurmuş olduğunu fark eder. Hatta bazen
müşteri, ayrılan kişinin peşinden gider.
Çözüm: Her önemli müşteride en az üç temas noktası
kurun. Operasyonel muhatap, yönetici muhatap ve üst düzey muhatap. Sizin
tarafınızdan da en az iki kişi müşteriyi tanısın. Ayrıca müşteri
firmasında bir yönetici değişikliği duyduğunuz an harekete geçin: yeni
gelen kişiyle ilk iki hafta içinde tanışın, ona işin geçmişini ve ürettiğiniz
değeri anlatın. Bu bir nezaket ziyareti değil, bir savunma hamlesidir.
9.
Küçük Aksaklıkların Birikmesi
Müşteriler nadiren tek bir olay yüzünden gider. Genellikle
giden müşteri, biriken küçük sürtüşmelerin toplamından gider. Cevaplanmayan
bir mail, bir gün geciken bir rapor, toplantıya beş dakika geç girmek,
isimlerin yanlış yazılması, aynı şeyi ikinci kez anlatmak zorunda kalmak,
faturada tekrar eden bir hata… Her biri şikâyet edilmeyecek kadar küçüktür. Ama
biriktiğinde müşteride şu cümle oluşur: “Bunlarla çalışmak yoruyor.”
Çözüm: Bu tür sürtüşmeleri ölçülebilir hale getirin:
talebe ilk cevap süresi, çözüm süresi, teslim tarihine uyum oranı, tekrar eden
hata sayısı. Ve iç ekibinize şunu öğretin: müşteriyi yormamak, müşteriyi memnun
etmenin ilk şartıdır.
Özellikle “yetkisiz yetkili” tuzağına dikkat edin. Müşterinin
karşısındaki kişi sorunu çözme yetkisine sahip olmalıdır. Her seferinde
başka birime yönlendirilen, aynı şeyi üç kez anlatmak zorunda kalan müşteri,
sizden değil ama sizinle uğraşmaktan yorulur.
10.
Ticari Sürtüşme ve Faturalama Sorunları
Hizmet firmalarında en çok ilişkiyi bozan konulardan biri,
kapsam ve fatura tartışmasıdır. Kapsamda olmayan işler zamanla “buna da bir
bakıverin” diye eklenir. Firma bir süre yapar, sonra bunu faturalamaya
kalkar. Müşteri şaşırır: “Bunu zaten yapıyordunuz, şimdi neden para
istiyorsunuz?”
•
Ya da tersi olur: firma bu ek işleri hiç
faturalamaz, kârı erir, hizmet kalitesi düşer ve ilişki iki taraf için de
zehirlenir.
Çözüm: Kapsamı sözleşmede net yazın ve kapsam dışı
talepleri o anda işaretleyin. “Bu güzel bir talep, kapsamımızın dışında ama
şu şekilde ekleyebiliriz” cümlesini kurmayı ekibinize öğretin. Sessizce
yapıp sonra faturalamak, yapıp hiç faturalamamaktan da beter bir seçenektir. Zamları
da yılda bir, gerekçesiyle ve önceden haber vererek yapın; sürpriz zam, tek
başına müşteri kaybettirir.
11.
Müşterinin Kendi İşinin Değişmesi
Bazı kayıpların sizinle hiçbir ilgisi yoktur. Müşteri
küçülmüştür, bütçesi kesilmiştir, şirket satılmıştır, ana ortak değişmiştir,
hizmeti kendi bünyesinde yapmaya karar vermiştir veya tedarikçi listesini
konsolide etmektedir. Bunlara üzülmeyin ama teslim de olmayın. Çünkü bu
kararların bir kısmı, doğru zamanda doğru teklifle etkilenebilir.
Çözüm: Müşterinizin kendi işini takip edin.
Sektörünü, büyümesini, yatırımlarını, yönetim değişikliklerini bilin. Bütçe
daralması geliyorsa, siz kapsamı küçültülmüş bir alternatif önerin; hizmeti
tamamen kesmesini beklemeyin. Küçülmüş bir müşteri, kaybedilmiş bir müşteriden
iyidir — hem gelir üretmeye devam eder hem işler düzeldiğinde ilk size döner.
12.
Fiyat
Fiyatı bilerek en sona bıraktım. Çünkü hizmet firmalarında “bizden
fiyat yüzünden ayrıldılar” cümlesi, çoğu zaman gerçeğin üstünü örten bir
kılıftır. Müşteri de bunu tercih eder; ayrılık sebebini fiyata bağlamak, “bize
yeterince ilgi göstermiyorsunuz” demekten çok daha kolaydır. Böylece iki
taraf da rahatsız bir konuşmadan kurtulur.
Nitekim uluslararası araştırmalar da bunu doğruluyor: hizmet
firmalarının kaybedilme sebepleri sıralamasında fiyat, zayıf stratejik
yönlendirme ve kötü iletişimin belirgin biçimde gerisinde kalıyor.
Bunun pratik sonucu şudur: fiyat indirerek tutulmaya
çalışılan müşteri, genellikle yanlış sorunu tedavi ettiğiniz müşteridir.
İndirim yaparsınız, müşteri altı ay daha kalır, sonra yine gider (ama bu kez
daha düşük bir fiyattan gider).
Çözüm: Fiyat itirazı geldiğinde önce şu soruyu sorun:
“Fiyatı konuşmadan önce, aldığınız hizmetten memnun musunuz?” Cevap
tereddütlüyse mesele fiyat değildir. Gerçek fiyat baskısı varsa da indirimden
önce kapsamı konuşun: hizmet seviyesini düşürerek fiyatı aşağı çekmek, aynı işi
ucuza yapmaktan iyidir. Aksi halde hem kârınızı hem kalitenizi kaybedersiniz.
ERKEN UYARI SİNYALLERİ
Müşteri gitmeden önce mutlaka işaret verir. Ama bu işaretler
sözle değil, davranışla verilir. Sözlü memnuniyet ölçümlerine fazla güvenmeyin;
bir müşteri size on üzerinden dokuz verip üç ay sonra gidebilir.
Şu davranışsal sinyalleri izleyin:
•
Cevap süresi uzuyor. Eskiden aynı gün
dönen mailler iki gün sürüyorsa, ilgi azalmıştır.
•
Sizi savunan kişi sessizleşiyor.
İçerideki şampiyonunuz toplantılara girmiyor, aramalarınıza geç dönüyorsa
dikkat edin.
•
Toplantılara yeni ve kıdemli isimler giriyor.
Özellikle satın alma veya finans tarafından biri masaya oturduysa, ilişki
değerlendirmeye alınmış olabilir.
•
Kapsam daralıyor. Yeni talep gelmiyor,
mevcut işler azaltılıyor, ek projeler ertelenmeye başlıyor.
•
Ödemeler gecikmeye başlıyor. Bu çoğu
zaman nakit sorunu değil, öncelik sorunudur. Değer gördüğü tedarikçinin
faturasını geciktirmez.
•
Toplantılar iptal ediliyor veya erteleniyor.
Üst üste iki iptal, bir mesajdır.
•
Rakiplerinizin adı geçmeye başlıyor. “Şöyle
bir sunum dinledik” cümlesi masumca söylenmiş olabilir; masumca dinlemeyin.
•
Sözleşme detayları sorulmaya başlanıyor.
Fesih maddesi, ihbar süresi, veri devri gibi konular gündeme geliyorsa karar
çoktan konuşulmuştur.
Bu sinyallerden ikisi aynı anda görülüyorsa, o müşteri artık
bir “risk dosyası”dır ve üst düzey müdahale gerektirir. Müdahale, sözleşme
yenileme tarihinden en az 60 gün önce başlamalıdır. Yenileme haftasında yapılan
hamle, çoğu zaman geç kalmış hamledir.
Günümüzde ileri düzey B2B firmaları bu erken uyarı
sinyallerini manuel takip etmek yerine; iletişim sıklığı, fatura ödeme hızı ve
talep yoğunluğunu birleştirerek her müşteri için bir “Müşteri Sağlık Skoru”
oluşturmakta ve skoru düşen müşteriyi otomatik olarak risk masasına
yatırmaktadır.
ÖLÇÜN: KAYBI GÖRÜNÜR HALE GETİRİN
Bu makalenin başında kaybın neden görünmez olduğunu
anlatmıştım. Görünür kılmanın tek yolu ölçmektir. Hizmet üreten bir firmanın
düzenli olarak takip etmesi gereken rakamlar şunlardır:
•
Müşteri kayıp oranı: Dönem başındaki
müşterilerin yüzde kaçı dönem sonunda yok? Hem müşteri adedi hem gelir bazında
hesaplayın; birkaç küçük müşteri kaybetmekle bir büyük müşteri kaybetmek aynı
şey değildir.
•
Gelir tutma oranı: Mevcut
müşterilerinizden gelen gelir, geçen yıla göre arttı mı azaldı mı? Bu rakam % 100’ün
üzerindeyse, hiç yeni müşteri kazanmadan bile büyüyorsunuz demektir.
•
Ortalama müşteri yaşam süresi:
Müşterileriniz ortalama kaç yıl kalıyor? Bu rakam kısalıyorsa, sorun kazanmakta
değil tutmaktadır.
•
Müşteri başına gelir ve kârlılık. Hangi
müşteri size gerçekten kâr bırakıyor?
•
Talebe ilk cevap süresi ve çözüm süresi.
•
Sözleşme yenileme oranı.
•
Kayıp sebebi kayıtları. Bu, listenin en
önemli maddesidir ve neredeyse hiç yapılmaz.
Kayıp Müşteri Analizi: B2B sektörlerde satış ekipleri
veya bağımsız pazar araştırma şirketleri aracılığıyla pasif hesapların karar
vericileriyle yapılan derinlemesine görüşmelerle yapılır. B2B literatüründe
kabul gören metodoloji 3 adımdan oluşur:
•
Çıkış Görüşmeleri: Kaybedilen müşterinin
kilit karar vericileriyle (tercihen tarafsız bir üçüncü taraf araştırma firması
aracılığıyla) derinlemesine mülakat yapılması. B2B müşterileri mevcut satış
temsilcisine doğrudan gerçeği söylemekten kaçınabilir.
•
Kök Neden Analizi: "Fiyat yüksek
geldi" gibi yüzeysel sebeplerin derine inilerek (gerçekten fiyat mı,
yoksa sunulan değer mi anlaşılamadı?) kategorize edilmesi.
•
Erken Uyarı Göstergeleri: B2B pasifleşme
sinyallerinin (destek taleplerinin artması veya sıfırlanması, fatura ödeme
sürelerinin uzaması, sipariş frekansının düşmesi) takibe alınması.
Ayrılan Müşteriyle Mutlaka Konuşun
Bir müşteri ayrıldığında yapılacak en değerli şey, gitmesine
üzülmek değil, neden gittiğini öğrenmektir. Ama bu görüşmeyi ilişkiyi yürüten
kişi yapmasın. Kendi performansı sorgulanacak kişiye dürüst cevap verilmez. Bu
görüşmeyi bir üst yönetici, mümkünse patron yapsın. Ve satış konuşması olmasın;
amaç geri kazanmak değil, öğrenmek olsun. İşin güzel tarafı şu: kalıcı bir soru
sorulan müşteri, bazen kendiliğinden geri döner.
Sorulacak sorular:
•
Kararınızı ne zaman verdiniz? (Cevap sizi
şaşırtacaktır — genellikle sandığınızdan çok önce.)
•
Bizim yapmadığımız neydi?
•
Bir noktada size sorsaydık, kalır mıydınız?
•
Yeni tedarikçinizde sizi ikna eden ne oldu?
Bu dört sorunun cevabını bir yıl boyunca biriktirin. Ortaya
çıkan liste, size bütün danışmanlık raporlarından daha fazlasını söyleyecektir.
Kaybettiğiniz Müşteriyi Unutmayın
Ayrılan müşteri, listeden silinmesi gereken bir kayıt
değildir; en kolay geri kazanılacak müşteri adayıdır. Sizi tanıyor, çalışma
biçiminizi biliyor, ekibinizle tanışmış. Üstelik yeni tedarikçisinde hayal
kırıklığı yaşama ihtimali hiç de düşük değildir.
Bu yüzden ayrılan her müşteriyi bir takvime bağlayın: üçüncü
ayda kısa bir hatır sorma, altıncı ayda sektörel bir bilgi paylaşımı, yıl
dönümünde bir tanışma teklifi. Kapıyı çarparak çıkmayın; iyi vedalaşılan
müşteri geri gelir.
ELDE TUTMA PROGRAMI: KİM SORUMLU?
Bütün bunları okuduktan sonra sorulacak asıl soru şudur:
Firmanızda müşteriyi elde tutmaktan kim sorumlu? Çoğu hizmet firmasında bu
sorunun net bir cevabı yoktur. Satış yeni müşteriden sorumludur, operasyon işi
yapmaktan sorumludur, mevcut müşterinin ilişkisinden kimse sorumlu değildir.
İşte kayıplar tam da bu boşlukta yaşanır.
Yapmanız gerekenler:
1.
Her müşteriye bir sahip atayın. Adı
müşteri temsilcisi, hesap yöneticisi veya proje sorumlusu olabilir. Önemli
olan, o müşterinin memnuniyetinden ve büyümesinden tek bir kişinin sorumlu
olmasıdır.
2.
Portföyü ikiye ayırın. Yeni müşteri
bulmakla mevcut müşteriyi yönetmek farklı işlerdir ve aynı kişiye verildiğinde
biri diğerini yer. Ayıramıyorsanız hiç değilse takvimde ve hedefte ayırın.
3.
Müşterileri risk seviyesine göre
sınıflandırın. Her çeyrekte müşterilerinizi yeşil, sarı ve kırmızı olarak
işaretleyin. Kırmızıya düşenler için yazılı bir kurtarma planı yapın ve bunu
üst yönetim takip etsin.
4.
Prim ve performans sistemini tutmaya
bağlayın. Yalnızca yeni müşteriyi ödüllendiren bir sistem, kaçınılmaz
olarak delik kovaya su taşır. Sözleşme yenileme, müşteri büyütme ve müşteri
memnuniyeti de primin bir parçası olmalıdır.
5.
Müşteriye temas eden herkesi eğitin. Bir
müşterinin firmanızla yaşadığı deneyim satış toplantısıyla sınırlı değildir;
santralden muhasebeye, sahadaki teknisyenden raporu yazan uzmana kadar herkes
bu deneyimin bir parçasıdır. Müşteriye temas eden herkes, satışın bir
parçasıdır.
6.
Yenilemeyi bir tarih değil, bir süreç sayın.
Sözleşme bitmeden 60 gün önce değerlendirme toplantısı yapın. O toplantıya
yıllık değer raporuyla gidin.
Anlattıklarımı birkaç cümleye indirmem gerekseydi şunları
söylerdim:
•
Müşteri kaybı sessizdir. Şikâyet eden
müşteri azınlıktır; çoğunluk hiçbir şey söylemeden gider.
•
En büyük sebep kötü iş değil, ihmaldir.
Müşteri sizi kötü olduğunuz için değil, yokluğunuzu hissettiği için bırakır.
•
İşinizi iyi yaptıkça görünmez olursunuz.
Değerinizi kendiniz görünür kılmazsanız, kimse sizin adınıza kılmaz.
•
Karar, size söylenmeden aylar önce verilir. Davranışsal
sinyalleri izleyin; anket cevaplarına değil, cevap sürelerine bakın.
•
Fiyat, listenin sonundadır. İndirimle
tutulan müşteri, altı ay sonra daha ucuza gider.
Son olarak şunu söylemek isterim. Hizmet satmak, ürün
satmaktan zordur; çünkü sattığınız şey elle tutulmaz, gösterilmez, rafta
durmaz. Sattığınız şey güvendir. Ve güven, tek bir olayla değil,
yüzlerce küçük temasla kurulur ve yine yüzlerce küçük ihmalle çözülür.
Yeni müşteri kazanmak heyecan vericidir; mevcut müşteriyi
elde tutmak ise sabır ister. Ama bir hizmet firmasının değeri, kaç müşteri
kazandığıyla değil, kaç yıldır aynı müşterilerle çalıştığıyla ölçülür. On
yıllık müşterisi olan firma, sektöründe hiçbir referansa ihtiyaç duymaz.
Son söz: Müşteri, kötü olduğunuz için değil; onu
unuttuğunuzu hissettiği için gider.
Bol ve kalıcı müşteriler, tatlı kârlar dilerim.
Not 1: Aşağıda linkleri bulunan makalelerimi de
okumanızı öneririm.
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2023/07/yeni-musteri-nasl-kazanlr.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2021/10/ihracat-satcs-olmak.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2021/05/hizmet-veren-olmak.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2020/02/satsclar-neden-hedefini-tutturamaz.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2019/12/satn-almaclar-satclar-nasl-yener.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2019/10/musteri-temsilcisi-olmak.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2019/01/b2b-satcs-olmak.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2016/12/satsn-temel-performans-gostergeleri.html
•
https://muratsaylan.blogspot.com/2015/06/satsta-kariyer.html
Not 2: Bu makalenin hazırlanmasında yapay zekadan
destek alınmıştır.