Geçen ay Pazarlamanın Guruları adlı makalemi
yayınlamıştım. Sıra elbette Satışın Gurularına geldi.
Satış dünyasında yüzlerce yazar, eğitmen ve konuşmacı var.
Hatta kendisine “satış gurusu” diyenlerin sayısı satışçılardan fazla olabilir.
Ama kitap yazmak, sahnede iyi konuşmak veya sosyal medyada milyonlarca
takipçiye sahip olmak insanı satış düşünürü yapmıyor.
Ben bu yazıda popüler olmaktan öte, satış dünyasında kalıcı
bir fikir, yöntem veya ekol bırakmış isimlere bakmak istiyorum.
Bu arada hepsini aynı kefeye koymamak gerekir. Bazıları
binlerce satış görüşmesini inceleyerek metodoloji geliştirmiş araştırmacılar.
Bazıları yıllarca sahada çalıştıktan sonra deneyimlerini sistemleştirmiş
satışçılar. Bazıları ise daha çok satışçı psikolojisi, motivasyon ve kişisel
performans alanında etkili olmuş konuşmacılar. Dolayısıyla söylediklerinin
bilimsel ağırlığı aynı değil. Ama hemen hepsinden öğrenilecek bir şey var.
Aşağıdaki sıralama önem sırası değildir; düşünce
akrabalığına göre kurulmuştur. Önce modern B2B metodoloji ekolü, sonra avcılık
ve disiplin ekolü, ardından müzakere, en sonda da klasik ilişki ve psikoloji
ekolü geliyor. Bazı isimlere daha çok yer ayırdım; bunun sebebi onları daha çok
sevmem değil, bıraktıkları metodolojinin daha ayrıntılı olması.
Peki satış nedir? Doğuştan gelen bir ikna yeteneği mi?
İnsanları etkileme sanatı mı? Öğrenilebilir bir meslek mi? Yoksa ölçülebilir,
öğretilebilir ve sistemleştirilebilir bir yönetim faaliyeti mi?
Son 50-60 yılda satış düşüncesinin nasıl değiştiğine
baktığınızda aslında bu soruların cevaplarını da görüyorsunuz.
İlk dönem satış guruları daha çok şunu soruyordu: “Satıcı
müşteriyi nasıl ikna eder?” Sonra soru değişti: “Satıcı müşterinin
gerçek ihtiyacını nasıl anlar?” Ardından: “Karşısındaki gerçekten
müşteri mi?” Sonra: “Müşteriye bizim bilip onun bilmediği ne
öğretebiliriz?” Ve nihayet: “Bütün bunları tesadüfe bırakmadan nasıl bir
satış sistemi kurabiliriz?”
Satış düşüncesi de satışın kendisi gibi gelişti. Aşağıdaki
tabloyu bu nedenle bir nevi satış ekolleri haritası olarak görebilirsiniz.
|
Alan |
En güçlü isim / ekol |
Dönem |
Temel düşünce |
|
|
1 |
İhtiyaç analizi, soru sorma |
Neil Rackham |
1980’ler |
Anlatma, doğru sorularla |
|
2 |
Karmaşık B2B, karar zinciri |
Miller & Heiman |
1980’ler |
Tek muhatap yoktur; |
|
3 |
Fırsat nitelendirme |
David Sandler |
1970’ler |
Her müşteri adayı |
|
4 |
Karmaşık B2B, öğreterek satış |
Dixon & Adamson |
2010’lar |
Müşteriye yeni bir |
|
5 |
Değer yaratma ve değişim |
Anthony Iannarino |
2010’lar |
Değer yarat, değişim |
|
6 |
Meşgul alıcıya satmak |
Jill Konrath |
2010’lar |
Alıcının vakti yok; |
|
7 |
Yeni müşteri kazanımı |
Jeb Blount |
2010’lar |
Havuz boşsa asıl sorun |
|
8 |
Yeni müşteri + satış yönetimi |
Mike Weinberg |
2010’lar |
Temel satış faaliyetlerini |
|
9 |
Müzakere |
Chester Karrass, |
1970’ler / 2010’lar |
Hak ettiğinizi değil, |
|
10 |
İlişki, güven, kişisel marka |
Jeffrey Gitomer |
1990-2000’ler |
Önce size güvenirler, |
|
11 |
İlişki ve ikna |
Zig Ziglar |
1970-80’ler |
Güven oluştur, ihtiyacı anla |
|
12 |
Satış psikolojisi |
Brian Tracy |
1980’ler |
Satışçı performansı |
|
13 |
Satış zanaatı, kapanış |
Tom Hopkins |
1980’ler |
Satış becerileri çalışılarak |
|
14 |
Aktivite ve ısrar |
Grant Cardone |
2010’lar |
Daha çok faaliyet, |
Ama bu tabloyu okurken önemli bir şeyi unutmayın: Bunların
hiçbiri satışın tamamını anlatmıyor. Satış büyük bir yapbozsa her biri yapbozun
başka bir parçasını eline almış.
Dolayısıyla bence sorulması gereken soru “En iyi satış
gurusu kim?” değil, “Satışın hangi aşamasında kimden ne öğrenebilirim?”
1. NEIL RACKHAM (1949-…)
SPIN Satış
Tekniği. Anlatma, sordur; hatta mümkünse müşteriye söylet.
Neil Rackham bence satış literatüründeki en önemli
isimlerden biri. Onu birçok satış gurusundan ayıran önemli bir özelliği var:
Rackham fikirlerini sadece kendi satış tecrübesinden veya “ben böyle yaptım,
çok sattım” hikâyelerinden üretmedi. Kapsamlı saha araştırmalarına dayandırdı.
SPIN Selling yaklaşımı on binlerce satış görüşmesinin incelenmesinden çıktı ve
özellikle büyük, karmaşık B2B satışlar için geliştirildi.
Rackham’ın en önemli bulgularından biri şuydu: Küçük
satışlarda işe yarayan klasik kapanış teknikleri büyük satışlarda aynı sonucu
vermeyebiliyor. Çünkü 500 liralık bir ürünle 5 milyon liralık makine aynı
şekilde satılmaz. Büyük satışlarda müşteriyi sürekli kapanışa zorlamak yerine
ihtiyacı geliştirmek gerekir.
Rackham bunun için SPIN modelini geliştirdi:
·
Situation (Durum). Müşterinin mevcut durumunu
anlamak.
·
Problem (Problem). Müşterinin yaşadığı
sıkıntıları ortaya çıkarmak.
·
Implication (Etki). Bu problemin müşteriye neye
mal olduğunu göstermek.
·
Need-payoff (Çözümün değeri). Problemin
çözülmesinin sağlayacağı faydayı ortaya çıkarmak.
Buradaki incelik önemli. Satıcı “bizim makinemiz enerji
tasarrufu sağlar” diyebilir. Ama müşteri kendi ağzıyla “enerji
tüketimini yüzde 15 azaltabilirsek yılda şu kadar tasarruf ederiz”
dediğinde bambaşka bir noktaya gelirsiniz. İnsan kendi söylediğine daha kolay
inanır.
SPIN’in bana göre en önemli dersi şudur: İyi satıcı çok
konuşan değil, doğru soruları sorandır.
Bizim satışçılarımızın yaygın hastalıklarından biri
müşteriyi yeterince dinlemeden ürünü anlatmaya başlamaktır. Çantayı aç.
Kataloğu çıkar. Şirketi anlat. Ürünü anlat. Referansları anlat. Müşteri ne
istiyor? Onu sonra öğreniriz.
Bence tam tersini yapmalıyız. Önce müşteriyi anlayın; sonra
ürününüzü anlatıp anlatmayacağınıza karar verirsiniz.
Rackham özellikle teknik ürün, proje ve karmaşık B2B satışı
yapan şirketler için mutlaka okunması gereken isimlerden biri.
Öne çıkan kitapları: SPIN Selling, Major Account
Sales Strategy, Rethinking the Sales Force (John DeVincentis ile).
Bakınız: https://en.wikipedia.org/wiki/Neil_Rackham
2. ROBERT MILLER & STEPHEN HEIMAN
Strategic Selling.
Karşınızda tek bir müşteri yok, bir karar zinciri var.
Bu ikiliyi listenin başlarına koyuyorum; çünkü Rackham size
görüşmeyi öğretiyorsa, Miller ve Heiman fırsatın tamamını öğretiyor.
1985’te yayınlanan Strategic Selling, satış ve pazarlama
dünyasını değiştiren kitaplardan biri kabul edilir. Manipülatif taktikleri
reddedip “süreç” vurgusu yaptı ve dönemin en etkili kavramı olan Win-Win’i
literatüre soktu. Kurdukları küçük şirket Miller Heiman, zamanla dünyanın en
tanınmış satış eğitimi kuruluşlarından birine dönüştü.
Ekolün asıl katkısı şudur: Karmaşık bir B2B satışında
karşınızda tek bir muhatap yoktur. Metodoloji, satıcının ilk görüşmeden önce
bütün paydaşları haritalamasını ister ve dört alıcı tipi tanımlar:
·
Ekonomik alıcı: Parayı veren, son onayı
koyan.
·
Kullanıcı alıcı: Ürünü fiilen kullanacak
olan.
·
Teknik alıcı: Şartnameye uygunluğu
denetleyen, eleyen.
·
Koç: İçeride size yol gösteren, sizi
savunan kişi.
Bu haritayı “Blue Sheet” dedikleri bir belgede tutmayı ve
süreç boyunca güncellemeyi şart koşarlar.
Bu ekolü neden önemsediğimi açıkça söyleyeyim. Ben yıllardır
projeli işlerde satışın bir karar zinciri meselesi olduğunu, satıcının o
zincirin her halkasıyla ayrı bir dille konuşması gerektiğini ve içeride bir iç
sözcü kazanmadan girilen ihalenin çoğu zaman kaybedildiğini yazıyorum. Meğer
Miller ve Heiman kırk yıl önce aynı yere varmış ve bunu bir sisteme bağlamış.
Sahada kendi başınıza vardığınız bir sonucun literatürdeki
karşılığını bulmak, insanı hem sevindiriyor hem alçakgönüllü kılıyor.
Ülkemizde asansör, cephe, endüstriyel kapı, mekanik tesisat,
otomasyon gibi projeli işlerde çalışan firmalar için bu ekol Rackham kadar,
hatta bazen ondan daha faydalıdır.
Öne çıkan kitapları: The New Strategic Selling,
Conceptual Selling, Successful Large Account Management.
3. DAVID H. SANDLER (1927-1995)
Sandler Satış
Sistemi. Her müşteri adayı müşteri değildir.
David Sandler klasik “sunum yap + ikna et + teklif ver +
kapat” anlayışına itiraz eden isimlerden biri. Sandler sisteminde satıcı
müşterinin peşinden koşan kişi değildir. Satıcı müşteriyi de değerlendirir,
yani nitelendirir.
Bence bu fikir çok önemli. Müşteri aradı: “Fiyat verir
misiniz?” Satıcı heyecanlandı: “Elbette.” Teklif hazırlandı, teknik
ekip çalıştı, maliyet çıkarıldı, satış müdüründen iskonto alındı, PDF
gönderildi. Sonra? Ses yok.
Çünkü belki karşınızdaki gerçek müşteri değildi. Belki
sadece fiyat topluyordu. Belki mevcut tedarikçisine fiyat kırdıracaktı. Belki
bütçesi yoktu. Belki karar verici değildi. Belki satın alma niyeti bile yoktu.
Sandler’ın önemli düşüncelerinden biri şudur: Satıcının da
müşteriyi seçme hakkı vardır. İhtiyaç var mı? Bütçe var mı? Kararı kim verecek?
Ne zaman verecek? Bunları anlamadan saatlerce ücretsiz danışmanlık yapmayın.
Benim “teklif mezarlığı” dediğim problemin önemli
nedenlerinden biri tam da budur. Her fiyat sorana teklif veriyoruz, sonra
yüzlerce teklifin arkasından koşuyoruz. Satıcının en kıymetli sermayelerinden
biri zamanıdır. Paranızı herkese dağıtmıyorsanız zamanınızı da dağıtmayın.
Sandler ayrıca satış başarısını tutum, davranış ve teknik
üçlüsü üzerinden ele alır ve satış eğitiminin bir günlük seminerle değil,
sürekli tekrar ve davranış değişikliğiyle sonuç vereceğini savunur.
Buna da katılıyorum. İki günlük satış eğitimi verip
pazartesi günü bambaşka satışçılar beklemeyin. Satış öğrenilir; ama tekrar,
saha uygulaması, koçluk ve ölçümle öğrenilir.
Öne çıkan kitapları: You Can’t Teach a Kid to Ride a
Bike at a Seminar, The Sandler Rules, Sandler Success Principles.
Bakınız: https://sandler.com/david-sandler/
4. MATTHEW DIXON & BRENT ADAMSON
Meydan Okuyan
Satış. Müşteriye sadece soru sormayın, bir şey de öğretin.
Modern B2B satış literatüründeki en önemli ekollerden biri
Challenger yaklaşımıdır. Dixon ve Adamson’ın araştırmaları yüksek performanslı
satıcıları farklı profillere ayırdı. Karmaşık satışlarda öne çıkan tipin “Challenger”,
yani meydan okuyan profil olması dikkat çekti. Daha da ilginci, klasik
anlamdaki “ilişki kurucu” profilin en başarılı profil olmamasıydı.
Challenger satıcısının üç temel davranışı vardır: öğretmek,
müşteriye göre uyarlamak ve süreci yönetmek.
Rackham “doğru soruları sor” diyor. Challenger bir
adım daha ileri gidiyor: “Sadece sorma. Müşteriye bilmediği bir şey de
öğret.” Çünkü bazen müşteri probleminin ne olduğunu biliyor, bazen
bilmiyor, hatta bazen problemini yanlış tanımlıyor.
İyi satıcı, müşterinin söylediğini yazıp teklif hazırlayan
kişi değildir. Müşteriye “probleme bir de şu açıdan bakın” diyebilen kişidir.
Özellikle teknik ürün, yatırım malı ve proje satışlarında bu
yaklaşımı çok değerli buluyorum. Satıcı ürün kataloğunu müşteriden daha iyi
bilmekle yetinmemeli; müşterinin işini, sektörünü ve ekonomisini de anlamalı.
Ancak o zaman müşteriye yeni bir şey öğretebilir.
Bir uyarı: Meydan okumak küstahlık değildir. Meydan
okuduğunuz şey müşterinin kendisi değil, onun kabulleridir. Hazırlıksız
satıcının elinde bu teknik tehlikelidir; ilk soruda çöker ve o kapı bir daha
açılmaz.
Öne çıkan kitapları: The Challenger Sale, The
Challenger Customer, The Effortless Experience.
Bakınız: https://en.wikipedia.org/wiki/The_Challenger_Sale
5. ANTHONY IANNARINO (1967-…)
Modern B2B ve
Değer Yaratma. Satıcı teklif veren değil, değişimi yöneten kişi olmalı.
Anthony Iannarino daha yakın dönemin B2B satış
düşünürlerinden. Satıcının yalnızca ürün bilgisiyle değil, müşterinin daha iyi
iş kararları vermesine yardımcı olacak ticari görüş ve danışmanlık yeteneğiyle
değer yaratması gerektiğini savunuyor.
Müşteri “bana teklif ver” derse teklif vermek kolay.
Zor olan şu soruya cevap verebilmek: Müşterinin fikri neden değişmeli? Mevcut
tedarikçisiyle devam edebilir. Eski makinesini kullanabilir. Yatırımı bir yıl
erteleyebilir. Hiçbir şey yapmayabilir. Satışta en büyük rakibiniz bazen başka
bir firma değildir; hiçbir şey yapmamaktır. Iannarino’nun yaklaşımında satıcı,
müşterinin değişim kararına liderlik eder.
Bir başka ilginç görüşü kapanış hakkındadır. Satış tek bir
büyük “evet, satın alıyorum” anıyla kapanmaz. Müşteri önce görüşmeyi
kabul eder, bilgi verir, teknik ekibiyle sizi buluşturur, çözümü değerlendirir,
karar vericiyle görüştürür, teklifi tartışır. Her biri küçük bir taahhüttür.
Satış bu küçük “evet”lerin üzerinde ilerler. Bu yaklaşım özellikle uzun
B2B satış döngülerinde çok değerlidir.
Öne çıkan kitapları: The Only Sales Guide You’ll Ever
Need, The Lost Art of Closing, Eat Their Lunch.
Bakınız: https://www.thesalesblog.com/anthony-iannarino
6. JILL KONRATH (1954-…)
SNAP Selling.
Alıcının vakti yok; işini kolaylaştırın.
Listedeki tek kadın isim olması bu ekolün önemini
azaltmıyor; aksine listenin geri kalanının neden hep erkeklerden oluştuğunu
düşündürüyor.
Jill Konrath’ın çıkış noktası çok basit ve çok doğru bir
tespit: Bugünün alıcısı boğulmuş durumda. Zamanı yok, dikkati bölünmüş,
ajandası dolu, kendisine ulaşmaya çalışan onlarca satıcı var ve karar vermek
onun için ekstra bir yük.
Böyle bir alıcıya klasik yöntemlerle satamazsınız. Uzun
sunum yapamazsınız, üç toplantılık süreç kurgulayamazsınız, “önce tanışalım”
diyemezsiniz.
Konrath’ın önerisi satıcının karmaşıklığı azaltması: teklifi
sadeleştirin, kararı küçük parçalara bölün, her temasta somut bir değer
taşıyın, alıcının riskini düşürün ve onun işini kolaylaştırın.
Bu yaklaşımın bizim piyasamızda özellikle karşılığı var.
Türkiye’de bir satın almacı veya işletme sahibi, aynı anda beş işi birden
yürütüyor. Ona “yirmi dakikanızı ayırın, size firmamızı anlatayım” demek
çoğu zaman kapıyı kapatır. “Sizin sektörünüzde şu üç firmanın yaşadığı bir
sorun var, on dakikada anlatayım” demek ise açar.
Konrath ayrıca satıcının kendi öğrenme hızı üzerine de
yazar. Ürünler, pazarlar ve müşteriler hızla değişirken satıcının yeni bilgiyi
ne kadar çabuk öğrenip uygulayabildiğinin başlı başına bir rekabet avantajı
olduğunu savunur.
Öne çıkan kitapları: SNAP Selling, Agile Selling,
Selling to Big Companies.
Bakınız: https://en.wikipedia.org/wiki/Jill_Konrath
7. JEB BLOUNT (1969-…)
Yeni Müşteri
Kazanımı ve Satış Disiplini
Jeb Blount’ın en güçlü olduğu alan yeni müşteri kazanımıdır.
Fanatical Prospecting özellikle bu alanda etkili olmuş kitaplardan biridir.
Blount yeni müşteri bulmayı yetenek veya kişilik meselesinden çok günlük bir
satış disiplini olarak görür.
Bu yaklaşım benim çok sevdiğim bir Türk atasözüne denk
geliyor: Dolaşan kurt avlanır.
Satıcı yeni müşteriyi nerede bulacak? Sahada. Telefonda.
E-postada. LinkedIn’de. Fuarda. Referanslarda. Eski müşterilerde. Pasif
müşterilerde. Ama bulacak. Müşteri kendi kendine gelip kapınızı çalsın diye
beklerseniz avcılık yapmıyorsunuzdur.
Blount’ın önemli düşüncelerinden biri fırsat havuzu ile
avlanma arasındaki ilişkidir. Havuz boşsa birkaç ay sonra satış da
boşalacaktır. Ben buna satışın tohumu gibi bakıyorum. Bugün yaptığınız yeni
müşteri görüşmesinin siparişi belki üç ay sonra gelecek.
Üç ay sonra ciro düştüğünde “satışçılar biraz daha gayret
etsin” demek için geç kalmış olabilirsiniz. Tohumu üç ay önce atacaktınız.
Blount’un bana göre en değerli tarafı satışa biraz matematik
katmasıdır. Kaç arama? Kaç temas? Kaç görüşme? Kaç fırsat? Kaç teklif? Kaç
sipariş?
Satış sadece ikna değildir. Biraz da istatistiktir.
Öne çıkan kitapları: Fanatical Prospecting, Sales EQ,
Objections.
Bakınız: https://mediacat.com/bir-gorusme-daha-jeb-blount/
8. MIKE WEINBERG (1966-…)
Yeni Müşteri
Kazanmak ve Satış Yönetimini Basitleştirmek.
Mike Weinberg’in yaklaşımını kendi satış anlayışıma oldukça
yakın buluyorum. Weinberg, şirketlerin satış sorunlarını sürekli yeni
teknoloji, CRM, sosyal satış veya başka bir “mucize yöntem” arayarak çözmeye
çalışmasını eleştiriyor.
Oysa problem çoğu zaman çok daha basit: Satıcı yeterince
yeni müşteri aramıyor. Doğru müşteriyi hedeflemiyor. Güçlü bir satış hikâyesi
yok. Ve zamanının önemli bölümünü satış dışındaki işlere harcıyor.
Buna ben de çok rastlıyorum. Şirket satışçıyı işe almış. Ama
satıcı ne yapıyor? Sevkiyat takip ediyor. Muhasebeyi arıyor. Depoya ürün
soruyor. Tahsilat peşinde koşuyor. Teklif formatıyla uğraşıyor. İç toplantıya
giriyor. Rapor hazırlıyor. Günün sonunda müşteriyle görüşmeye vakit kalmıyor.
Sonra patron “bizim satışçılar niye satamıyor?” diye
soruyor. Belki de satıcıya satış yaptırmıyorsunuz.
Blount ile Weinberg birbirine yakın görünür ama aralarında
şöyle bir fark görüyorum. Blount: “Her gün avlan.” Weinberg: “Kimi
avlayacağını belirle, doğru hikâyeyle git ve avlanmak için zamanını koru.”
Weinberg ayrıca satış müdürünün görevinin kendi
müşterilerine satış yapmak değil, satışçılarını yönetmek olduğunu vurgular.
Buna da yüzde yüz katılıyorum. Satış müdürü takımın santrforu değildir. Teknik
direktörüdür.
Öne çıkan kitapları: New Sales. Simplified., Sales
Management. Simplified., Sales Truth.
Bakınız: https://mikeweinberg.com/
9. CHESTER KARRASS ve CHRIS VOSS
Müzakere Ekolü.
Hak ettiğinizi değil, müzakere ettiğinizi alırsınız.
Bu iki ismi tek başlıkta topluyorum; çünkü ikisi de aynı
boşluğu dolduruyor: satışın müzakere bacağını.
Yukarıdaki ekollerin çoğu müşteriyi bulmayı, anlamayı ve
ikna etmeyi anlatır. Ama masaya oturulduğunda ne olacağını, fiyatın ve
koşulların nasıl konuşulacağını pek anlatmaz. Oysa Türkiye’de satıcının en çok
zorlandığı an tam da o andır.
Chester Karrass, satış müzakeresinin klasik ekolüdür.
Onlarca yıl süren seminerleriyle yüz binlerce satıcı eğitti ve o meşhur cümle
onundur: “İş hayatında hak ettiğinizi değil, müzakere ettiğinizi alırsınız.”
Karrass’ın öğretisi hazırlık, karşılıklı taviz dengesi ve her verilenin bir
karşılığının istenmesi üzerine kuruludur.
Chris Voss ise modern ve psikolojik kanadı temsil ediyor.
Eski bir FBI rehine müzakerecisi olan Voss, “taktiksel empati” dediği
yaklaşımı, aynalama ve etiketleme gibi tekniklerle birlikte anlatıyor. Never
Split the Difference son on yılın en çok okunan müzakere kitaplarından biri.
Voss’un yöntemine dair dürüst bir kayıt düşeyim: Rehine
müzakeresinden gelen tekniklerin ticari müzakereye birebir taşınmasını
eleştirenler var. Karşınızda kaybedecek bir hayat değil, kotasını tutturmaya
çalışan bir satın almacı var. Yine de dinleme, duyguyu adlandırma ve karşı
tarafı konuşturma konusunda söyledikleri fazlasıyla değerli.
Ben bu ikisini birlikte okumanızı öneririm. Karrass size
masanın matematiğini, Voss ise psikolojisini öğretir.
Öne çıkan kitapları: Karrass - The Negotiating Game,
Give and Take. Voss - Never Split the Difference.
Bakınız: https://www.karrass.com/dr-chester-karrass,
10. JEFFREY GITOMER (1946-…)
Satıcı Önce
Kendini Satar. Müşteri üründen önce size güvenir.
Jeffrey Gitomer daha kısa, sert ve akılda kalan cümlelerle
satış anlatan bir isim. Kitapları, seminerleri ve köşe yazılarıyla geniş bir
kitleye ulaştı. Satış anlayışında güven, kişisel marka, ilişki, değer yaratma,
tavsiye edilme ve müşteri sadakati önemli yer tutar.
Gitomer’ın yaklaşımını şöyle özetleyebiliriz: İnsanlar önce
size güvenir. Sonra şirketinize. Sonra ürününüze. Fiyat rekabetinden
kurtulmanın yolu da müşterinin sizi tercih etmesi için değer yaratmaktır.
Bir başka önemli düşüncesi müşteri memnuniyetiyle ilgilidir.
Müşterinin sadece memnun olması yetmez; sadık olması, tekrar satın alması ve
sizi başkasına tavsiye etmesi gerekir.
Ben de müşteri memnuniyetinin tek başına yeterli olduğunu
düşünmüyorum. Müşteri sizden memnun olduğunu söyler, sonraki siparişi rakibe
verir. Ne oldu memnuniyete?
Satışın gerçek sınavı müşterinin size teşekkür etmesi değil,
tekrar satın almasıdır. Hatta daha iyisi: başka bir müşteriyi size
getirmesidir.
Bu noktada bir isim daha anmam gerekiyor: Fred Reichheld.
Gitomer’ın sezgiyle söylediğini Reichheld ölçülebilir hale getirdi. Müşteriyi
elde tutmanın kârlılığa etkisi üzerine yaptığı çalışmalar ve daha sonra
geliştirdiği tavsiye eğilimi ölçümü (NPS), “müşteri bizi başkasına tavsiye eder
mi?” sorusunu bir yönetim göstergesine dönüştürdü. Gitomer’ı okuduktan sonra
Reichheld’e de bakmanızı öneririm.
Öne çıkan kitapları: The Little Red Book of Selling,
The Sales Bible, Customer Satisfaction Is Worthless, Customer Loyalty Is
Priceless.
Bakınız: https://en.wikipedia.org/wiki/Jeffrey_Gitomer
11. ZIG ZIGLAR (1926-2012)
Klasik İlişki,
İkna ve Kapanış Ekolü. Önce insanı kazanın.
Zig Ziglar, modern satış araştırmacısından çok klasik satış
dünyasının en etkili öğretmenlerinden biridir. Satış, motivasyon, kişisel
gelişim ve ikna konularını birlikte ele aldı. Uzun yıllar konferanslar verdi,
onlarca kitap yazdı, milyonlarca okuyucuya ulaştı.
Ziglar’ın dünyasında satışın merkezinde insan vardır. Güven.
Olumlu tutum. İhtiyacı anlama. İtirazları karşılama. İlişki. Ve kapanış.
Satışın müşteriye bir şey kakalamak değil, müşterinin
istediği sonuca ulaşmasına yardım etmek olduğunu savunur. Bu nedenle etik
satışı ve uzun vadeli ilişkiyi önemser.
Bence Ziglar’ın bugün de geçerli olan tarafı burada.
Teknoloji değişti, CRM geldi, yapay zekâ geldi, müşteri ürünü internetten
araştırıyor, satış süreçleri dijitalleşti. Ama insanın güven duyduğu kişiden
satın alma eğilimi ortadan kalkmadı. Özellikle iki ürün birbirine çok
benziyorsa farkı bazen satıcı yaratıyor.
Ziglar’ın yaklaşımı bugünkü karmaşık B2B metodolojilerine
göre klasik kalabilir. Ama satışçı yetiştirirken güven, etik, tutum ve insan
ilişkilerini küçümsememek gerekir.
Öne çıkan kitapları: Secrets of Closing the Sale,
Ziglar on Selling, See You at the Top.
Bakınız: https://en.wikipedia.org/wiki/Zig_Ziglar
12. BRIAN TRACY
Satış Psikolojisi
ve Kişisel Performans. Satışçı da yetiştirilebilir.
Brian Tracy sadece satış değil; hedefler, zaman yönetimi,
liderlik ve kişisel gelişim alanlarında da çok üretken bir yazar ve
konuşmacıdır. Satış yaklaşımının ağırlığı satış sisteminden çok satıcının
psikolojisi, özgüveni, hedefleri, alışkanlıkları, ikna yeteneği ve kişisel
disiplini üzerindedir.
Tracy’nin önemli görüşlerinden biri, yüksek performanslı
satıcıların ortak davranışlarının öğrenilebilir olmasıdır. Bunu önemli
buluyorum. Çünkü şirketlerde sık sık şöyle konuşulur: “Satışçılık doğuştan
gelir.”
Bence gelmez. Bazı kişilik özellikleri avantaj sağlayabilir.
İletişim becerisi önemlidir, enerji önemlidir, özgüven önemlidir. Ama satış
mesleğinin önemli bir bölümü öğrenilebilir. Soru sormak öğrenilir. Dinlemek
öğrenilir. İtiraz karşılamak öğrenilir. Müşteri araştırmak öğrenilir. Teklif
vermek öğrenilir. Takip etmek öğrenilir. CRM kullanmak öğrenilir. Müzakere
öğrenilir.
İyi satışçı gökten düşmez. Yetiştirilir.
Öne çıkan kitapları: The Psychology of Selling, Be a
Sales Superstar, Advanced Selling Strategies.
Bakınız: https://en.wikipedia.org/wiki/Brian_Tracy
13. TOM HOPKINS
Satış Bir Beceri
Setidir ve Çalışılarak Öğrenilir. Ustalık tekrar ister.
Tom Hopkins klasik satış eğitimi geleneğinin önemli
temsilcilerinden biridir. Soru sorma, doğru kelimeleri kullanma, itirazları
karşılama, takip, referans isteme ve kapanış gibi mikro satış becerilerine önem
verir.
Ben Hopkins’in yaklaşımını satışın zanaat tarafı olarak
görüyorum. Rackham size görüşmenin mantığını öğretir. Challenger müşteriye
nasıl yeni bir bakış açısı kazandıracağınızı anlatır. Hopkins ise müşterinin
karşısında ne yapacağınızla ilgilenir.
Satıcılık biraz doktorluk gibi. Kitabını okuyarak cerrah
olunmaz. Bilmek gerekir, ama yapmak da gerekir. Sahaya çıkacaksınız. Yanlış
soru soracaksınız. İtiraz alacaksınız. Müşteriyi kaybedeceksiniz. Tekrar
deneyeceksiniz. Satış müdürünüz sizi izleyecek, hatanızı gösterecek, tekrar
yapacaksınız. Ustalık böyle oluşur.
Bu nedenle satış eğitimini yılda bir kere yapılan iki günlük
motivasyon toplantısına dönüştürmemek gerekir. Eğitim + uygulama + ölçüm +
koçluk + tekrar. Bence doğru formül budur.
Öne çıkan kitapları: How to Master the Art of
Selling, Mastering the Art of Selling Real Estate, When Buyers Say No.
Bakınız: https://www.tomhopkinsvt.com/
14. GRANT CARDONE (1958-…)
Aktivite, Israr ve
10X Yaklaşımı.
Grant Cardone diğer isimlerden biraz farklı. Araştırmaya
dayalı bir satış teorisyeni olmaktan çok; satış eğitimleri, konferansları,
kitapları ve dijital içerikleriyle çok geniş kitlelere ulaşmış bir motivasyon
ve uygulama gurusudur. Öğretisinin merkezinde yüksek aktivite, yoğun takip,
özgüven, ısrar ve büyük hedefler vardır.
Cardone, satıcının müşterinin ilk “hayır”ını son cevap
olarak görmemesini ve sıradan aktivite seviyelerinin üzerine çıkmasını savunur.
Buraya kadar güzel. Ama bence dikkat etmek gerekir. Yanlış
müşteriye on kat aktivite yaparsanız ne olur? On kat daha fazla zaman
kaybedersiniz. Niteliksiz fırsatı on kat daha fazla takip ederseniz on kat daha
fazla gereksiz takip yaparsınız. Her fiyat sorana teklif verip sonra on kat
takip ederseniz teklif mezarlığının bekçisi olursunuz.
Arabanın nereye gittiğini bilmiyorsanız gaza daha fazla
basmak çözüm değildir.
·
Aktivite × yanlış yön = daha hızlı kaynak israfı
·
Aktivite × doğru yön = sonuç
Bu nedenle Cardone’u Rackham gibi araştırmacı bir satış
teorisyeni olarak değil, satışçının enerji, aktivite, özgüven ve takip
seviyesini yükseltmeye çalışan bir uygulama gurusu olarak değerlendirmek daha
doğru olur.
Öne çıkan kitapları: Sell or Be Sold, The 10X Rule,
The Closer’s Survival Guide.
Bakınız: https://grantcardone.com/about-grant-cardone/,
https://en.wikipedia.org/wiki/Grant_Cardone
KISACA ANILMASI GEREKENLER
Yukarıdaki on dört başlık satış metodolojisinin ana
ekollerini kapsıyor. Ama satış düşüncesini besleyen, doğrudan “satış gurusu”
sayılmasa da mutlaka bilinmesi gereken birkaç isim daha var.
Mack Hanan / Consultative Selling (1970). “Danışman
satıcı” kavramını literatüre sokan isimdir. Satıcının ürün anlatan değil,
müşterinin kârlılığını artıran bir iş ortağı olması gerektiğini Rackham’dan çok
önce söylemiştir. Bugün herkesin kullandığı “çözüm ortağı” söyleminin kökeni
buradadır.
Robert Cialdini / İkna Psikolojisi. Satış gurusu
değil, sosyal psikoloji araştırmacısıdır. Ama tanımladığı ikna ilkeleri —
karşılıklılık, tutarlılık, sosyal kanıt, otorite, beğeni ve kıtlık — bugün
satış eğitimlerinin ortak dili haline gelmiştir. Özellikle referans ve emsal
kullanımının neden bu kadar etkili olduğunu anlamak isteyenler Cialdini’yi
okumalıdır.
Fred Reichheld / Sadakat ve Tavsiye. Yukarıda Gitomer
bölümünde değindim. Müşteriyi elde tutmanın kârlılığa etkisini ölçülebilir hale
getiren isimdir.
E. St. Elmo Lewis / AIDA. 1800’lerin sonunda ortaya
attığı Dikkat–İlgi–Arzu–Eylem modeli, satış ve reklam düşüncesinin ilk sistemli
kalıbıdır. Bir satış süreci modeli olarak bugün yetersizdir; çünkü tek
yönlüdür, tek muhataplıdır ve eylemde biter. Ama bir mesaj kalıbı olarak hâlâ
işe yarar: soğuk e-posta, telefonun ilk otuz saniyesi, broşür ve tanıtım metni
yazarken farkında olmadan hepimiz AIDA kullanıyoruz.
SATIŞ DÜŞÜNCESİ NASIL DEĞİŞTİ?
Bu isimleri yan yana koyunca daha ilginç bir resim ortaya
çıkıyor: satış düşüncesinin geçirdiği dönüşümü görüyorsunuz.
Ziglar, Tracy ve Hopkins’in temsil ettiği klasik ekol
ağırlıklı olarak şunu soruyordu: “Satıcı nasıl daha iyi satar?” İkna,
güven, itiraz karşılama, kapanış, kişisel performans.
Rackham ile birlikte odak müşteriye kayıyor: “Müşterinin
ihtiyacını nasıl daha iyi anlayabiliriz?”
Miller ve Heiman bir soru daha ekliyor: “Karşımızda
kaç kişi var ve kararı gerçekte kim veriyor?”
Sandler farklı bir yerden yaklaşıyor: “Bu müşteri
gerçekten almaya niyetli mi?”
Challenger: “Müşterinin ihtiyacını anlamak yetmez; ona
yeni bir şey öğretebilir miyiz?”
Iannarino: “Müşterinin değişim kararına liderlik
edebilir miyiz?”
Konrath: “Alıcının vakti yokken nasıl satarız?”
Blount ve Weinberg ise biraz daha temel bir yere dönüyor: “Bütün
bunlar güzel de, görüşeceğiniz yeterince müşteri var mı?”
Bence satış düşüncesindeki en önemli değişim budur. Satış, “iyi
konuşan adamın müşteriyi ikna etmesi” olmaktan çıkıp giderek ölçülebilir ve
yönetilebilir bir sürece dönüşüyor.
BU LİSTEDE FARK ETTİĞİM BİR EKSİK
Bu isimleri yan yana dizip uzun uzun baktığımda beni asıl
düşündüren şey listede kimin olduğu değil, neyin olmadığı oldu.
Hepsi satışın ilk yarısını yazmış.
Rackham sorgulamayı. Miller ve Heiman karar zincirini.
Sandler nitelendirmeyi. Challenger sunumu. Karrass ve Voss müzakereyi. Hopkins
kapanışı. Blount ve Weinberg müşteri bulmayı.
Peki sipariş alındıktan sonrasını kim yazmış?
Teslimi kim yazmış? Satıcının binbir zahmetle aldığı
siparişin depoda karşılığı yoksa, o satış olmamıştır. Sevkiyatı aksayan bir
firmada satıcı, sürekli özür dileyen adama dönüşür ve özür dileyen satıcı yeni
satış yapamaz.
Tahsilatı kim yazmış? Tahsil edilmemiş satış, satış
değildir. Firmalar borcu yüzünden değil, nakit akışı yüzünden batar.
Mevcut müşteriyi büyütmeyi kim yazmış? Kazanılmış bir
müşterinin cüzdanındaki payınızı artırmak, sıfırdan müşteri bulmaktan çok daha
ucuzdur; ama satış literatürünün neredeyse tamamı avcılığı anlatır, çobanlığı
değil.
Ve bitirilen işten bir hikâye çıkarmayı kim yazmış?
Referans, vaka çalışması, memnun müşterinin sizi bir başkasına götürmesi. Yeni
müşteri bulmanın en ucuz yolu buradan geçiyor.
Klasik satış metodolojilerinin önemli bir kısmının kör
noktası budur: modeller çoğunlukla sipariş veya kapanışta biter. Huni resmi de
zaten bunu söyler; yukarıdan adaylar dökülür, aşağıdan sipariş çıkar, oyun
biter.
Ben satışı böyle görmüyorum. Satış Çemberi başlıklı
makalemde bunu ayrıntılı anlatmıştım: satış huni değil, dokuz halkalı bir
çemberdir ve dokuzuncu halka birinciye bağlanır. Bulma, tanışma, sorgulama,
sunum ve bağlama (yani bu gurulardan öğreneceğimiz kısım) çemberin sadece ilk
beş halkasıdır. Teslim, tahsilat, büyütme ve hikâye halkalarını kendimiz
düşünmek zorundayız.
Bu makaleyi yazarken en çok bunu fark ettim: öğreneceğimiz
çok şey var, ama ekleyeceğimiz de var.
PEKİ HANGİSİ DOĞRU?
Hepsi. Ve hiçbiri. Çünkü satış tek bir iş değildir.
·
Yeni müşteri bulmakta zorlanıyorsanız Blount’a
kulak verin.
·
Müşteriyi dinlemeden ürün anlatıyorsanız
Rackham’ı okuyun.
·
Karşınızdaki karar zincirini çözemiyorsanız
Miller ve Heiman’a bakın.
·
Önünüze gelen herkese teklif hazırlıyorsanız
Sandler’a bakın.
·
Karmaşık B2B müşterisine yeni bir bakış açısı
kazandırmanız gerekiyorsa Challenger’ı öğrenin.
·
Müşteriniz değişimden korkuyorsa Iannarino size
bir şeyler söyleyebilir.
·
Alıcınız çok meşgulse ve süreciniz uzuyorsa
Konrath’ı okuyun.
·
Fiyat masasında eziliyorsanız Karrass ve Voss’a
bakın.
·
Satış ekibiniz yeni müşteri aramıyorsa Weinberg
ve Blount’u masaya koyun.
·
Satışçınızın problemi teknikten çok disiplin ve
psikolojiyse Ziglar, Tracy veya Hopkins’ten faydalanın.
Ama bunların hiçbirini din haline getirmeyin. Ben tek bir
satış metodolojisinin bütün şirketlere, bütün ürünlere ve bütün müşterilere
uygulanabileceğine inanmıyorum.
500 liralık mağaza satışıyla 50 milyon liralık yatırım
projesini aynı şekilde satamazsınız. Mevcut bayinize satış yapmakla hiç
tanımadığınız fabrikaya ilk kez girmek aynı iş değildir. Tüccarın satışıyla
üreticinin satışı aynı değildir. B2C ile B2B aynı değildir. Standart ürün
satışıyla proje satışı aynı değildir.
Dolayısıyla iyi satış organizasyonu hiçbir gurunun sistemini
kopyalamaz. Kendi satış sistemini kurar. Gurulardan yöntemleri alır; kendi
ürününe, müşterisine, satış döngüsüne, kanalına ve şirket kültürüne uyarlar.
Buna isterseniz hibrit satış sistemi diyelim. Bence iyi satış yönetiminin
geldiği nokta budur.
BENİM SATIŞA BAKIŞIM BİRAZ DAHA FARKLI
Bütün bu isimlerden öğrenecek çok şeyimiz var. Ama benim
satışa bakışımın ağırlık merkezi biraz daha farklı.
Ben satıcının yeteneğini elbette önemsiyorum. İyi soru
sorsun. Dinlesin. Müşteriyi anlasın. İtirazları karşılasın. Yeni müşteri
arasın. Müzakere etsin. Takip etsin. Kapanış yapabilsin. Bunların hepsi önemli.
Ama satış başarısını yalnızca satışçının becerisine
bağlamayı doğru bulmuyorum.
Hedef yanlışsa? Stok yoksa? Ürün sürekli geç teslim
ediliyorsa? Fiyatlandırma yanlışsa? Satıcı iskonto yapmaya teşvik ediliyorsa?
Prim sistemi yanlış davranışı ödüllendiriyorsa? CRM kullanılmıyorsa? Satış
müdürü satışçıları yönetmek yerine kendisi satış yapıyorsa? Pazarlama yanlış
müşteriyi getiriyorsa? Depo siparişi yanlış gönderiyorsa? Tahsilat
yapılmıyorsa? Müşteri hizmetleri müşteriyi kaçırıyorsa?
Dünyanın en iyi satışçısını getirseniz ne olur?
Bir süre satış yapar. Sonra sistem onu da aşağı çeker.
Bu yüzden ben satışa sadece “satıcılık” olarak bakmıyorum.
Satışçının performansından önce ve sonra çalışan büyük bir sistem görüyorum.
Strateji. Hedef. Müşteri seçimi. Ürün. Fiyat. Stok. Pazarlama. Satışçı. Satış
müdürü. CRM. Teklif. Prim. Lojistik. Tahsilat. Müşteri hizmetleri. Ölçüm. Hepsi
birbirine bağlı; birindeki problem diğerinin performansını etkiliyor.
Bu nedenle temel düşüncemi tek cümleyle özetlemem gerekirse:
Satış, iyi satışçı bulma işi değil; sistem kurma, hedef verme, ölçme,
yönlendirme ve takip etme işidir.
Hatta daha da kısaltayım: Satış bir sonuç değil, sistemdir.
Gurulardan öğrenelim. SPIN’den soru sormayı. Miller ve
Heiman’dan karar zincirini haritalamayı. Sandler’dan müşteriyi nitelendirmeyi.
Challenger’dan müşteriye yeni bir şey öğretmeyi. Konrath’tan işi
basitleştirmeyi. Blount’tan avlanmayı. Weinberg’den disiplinli olmayı. Karrass
ve Voss’tan masada durmayı. Gitomer’dan güven yaratmayı. Iannarino’dan değişime
liderlik etmeyi. Ziglar ve Tracy’den insan psikolojisini. Hopkins’ten satışın
zanaatını. Cardone’dan enerjiyi ve takibi.
Ama sonunda kendi satış sistemimizi kuralım. Çünkü satışçıyı
geliştirmek önemlidir; satış sistemini geliştirmek daha önemlidir.
Son söz: Gurulardan yöntem alın, sistem almayın.
Sistemi kendiniz kurmalısınız.
Bol satışlar, tatlı kârlar dilerim.
Not 1: Bu makalede Türk guruları yok. Benim
görebildiğim kadarıyla Türkiye’den uluslararası satış literatürüne metodoloji
düzeyinde yerleşmiş bir isim henüz çıkaramadık. (Yine de samimi kitaplar var ve
bazılarını düzinelerce alıp satış ekiplerine dağıttım.) Bizde satış üzerine
araştırmaya dayalı bir literatür oluşmadı. Satış fakültemiz yok. Satış üzerine
doktora yapan sayısı bile çok az. Binlerce satış görüşmesini inceleyip
metodoloji çıkaran bir kurumumuz yok. Satış, “bir baltaya sap olamayanların
işi” sayıldığı için hakkında düşünülmeye ve yazılmaya değer görülmüyor
olabilir. Oysa satmayı bilen çok insanımız var. Kapalıçarşı’da, Mahmutpaşa’da,
sanayi sitelerinde, Anadolu’nun ticaret odalarında olağanüstü satıcılar
yetişti. Ama bildiklerini yazıya döken az oldu. Anlatanlar da genelde kendi
hikâyelerini anlattı; sistem kurmadı, ölçmedi, yöntem bırakmadı. Bu makale bir
gün yeniden yazıldığında listede bir iki Türk ismi olmasını çok isterim.
Not 2: Bu makalede değindiğim bazı konuları daha önce
ayrı ayrı ele almıştım. Derinleşmek isteyenlere aşağıdaki makalelerimi de
okumalarını öneririm:
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2024/10/pazarlamann-gurular.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2022/01/sats-cemberi.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2020/02/satsclar-neden-hedefini-tutturamaz.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2019/12/satn-almaclar-satclar-nasl-yener.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2019/01/b2b-satcs-olmak.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2016/12/satsn-temel-performans-gostergeleri.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2015/06/satsta-kariyer.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2014/02/sats-ve-tahsilat-kalitesi.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2013/09/sats-acsndan-depo-yonetimi.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2013/05/ideal-satcy-secmek.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2013/03/sats-mudurunun-hakimiyet-alan.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2013/02/sats-sureclerinde-mudurun-rolu.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2011/12/satsclarn-performansn-artrmak.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2011/11/sats-yonetebiliyor-musunuz.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2011/10/satcnn-iletisim-yetenegi.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2010/10/dolasan-kurt-avlanr.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2010/04/sats-yonetimi.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2003/10/satyorum-satyorum-sattm.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2023/07/yeni-musteri-nasl-kazanlr.html