Bu makalemde neler bulacağınıza dair kısa bir video oluşturdum. Videoyu izledikten sonra okumayı tercih edebilirsiniz.
Kimse doğuştan yönetici değildir
Türkiye'de yöneticilik genellikle şöyle başlar: Bir kişi
işini iyi yapmaktadır. Ustadır, satışçıdır, mühendistir, muhasebecidir. Bir gün
patron çağırır, omzuna vurur, “artık başlarında sen varsın” der. O gün unvanı
değişir.
Ama işi değişmez. Kimse ona yeni işinin ne olduğunu
anlatmaz. Kimse ona “artık senin işin iş yapmak değil, iş yaptırmak”
demez. O da eskisi gibi çalışmaya devam eder. Sadece artık daha sinirlidir,
çünkü hem kendi işini yapmakta hem de “şu ekip niye benim gibi çalışmıyor” diye
sabahtan akşama kadar dertlenmektedir.
Laurence J. Peter'in 1969'da ortaya attığı meşhur ilke tam
da budur: Hiyerarşilerde herkes, yetersiz kaldığı basamağa kadar yükselir.
İyi torna ustası ustabaşı yapılır, iyi ustabaşı üretim şefi yapılır, iyi üretim
şefi fabrika müdürü yapılır ve bir noktada, artık yapamadığı yerde kalır. Çünkü
her basamak bir öncekinden farklı bir beceri ister ve o beceriyi kimse ona
öğretmemiştir.
Bu makalede yaklaşık 30 yıldır gözlemlediğim binlerce yöneticiden,
yöneticilik üzerine okuduğum kitaplardan ve yaptığım araştırmalardan yola
çıkarak yöneticiliğin temellerinden (ABC’sinden) bahsetmeye çalışacağım. Biraz
didaktik olacak, çünkü böyle olmasını daha faydalı buluyorum.
1.
YÖNETİM NEDİR?
Tanımdan başlayalım, çünkü çoğu yönetici bu tanımı hiç
okumamıştır:
·
Yönetim; belirli amaçlara ulaşmak için eldeki
tüm kaynakları birbiriyle uyumlu ve verimli kullanabilecek kararlar alma ve
uygulama süreçlerinin toplamıdır.
İki kelimenin altını çizin:
·
Uyumluluk: İş süreçlerinin tıkır tıkır
çalışması. Süreçlere değen paydaşlar arasında çatışma olmaması.
·
Verimlilik: En az girdiyle en çok çıktıyı
elde etmek.
Bir yöneticinin karnesi bu iki kelimeye bakar. Bölümünüzde
sürekli sürtüşme, kavga, “o yapmadı bu yapmadı” varsa uyumluluğu
sağlayamamışsınızdır. Aynı işi rakibinizden daha çok adamla, daha çok
saatle, daha çok fireyle yapıyorsanız verimliliği sağlayamamışsınızdır.
Gerisi teferruattır.
Peki neler yönetilir? Sadece çalışanlar değil. Çalışanlar,
müşteriler, tedarikçiler, girdiler ve çıktılar (hammadde,
yarı mamul, ürün), iş süreçleri, projeler ve para trafiği.
Kendini sadece “adam yöneten” olarak görenler, yönetimin yedide birini yapıyor
demektir.
2.
YÖNETİCİ KİMDİR?
Bir birimin, bölümün, departmanın veya şirketin başındaki
kişiye yönetici denir. Yani yönetici ekip başıdır. Genelde altında en az bir
ast vardır.
Ama bu tanım kartvizit tanımıdır. İşin özü şu maddelerde:
·
Yönetici çalışan değildir. İşi planlayan,
organize eden, yaptıran ve kontrol edendir.
·
Yönetici bölümün lideridir. Görev veren,
iş dağıtan odur.
·
Yönetici kimin geleceğine, kimin gideceğine
karar verendir.
·
Yönetici insan biriktirendir. Yani
kendine sadık, verimli çalışanlardan takım kurandır.
·
Yönetici bölümün hem başarısının hem
başarısızlığının sorumlusudur.
Bu son madde en zor hazmedilendir. Çünkü çoğu yönetici
başarıyı kendine, başarısızlığı ekibine yazar. Oysa formül tersidir: Başarı
ekibindir, başarısızlık sizindir.
Yönetici, 6 “çift kanadı” olan kuştur
1.
Hem detayı görür, hem bütünü.
Sorumluluğundaki işleri, süreçleri, çalışanları tüm ayrıntısıyla bilir ama
ayrıntıda boğulmaz. Sadece bu haftayı değil, gelecek yılı da hesaba katar.
2.
Hem bilendir, hem yapabilendir. Nasıl
yapılacağını bildiği gibi, gerektiğinde bizzat yapabilir. Boş kadronun yerini
doldurabilir. Bu yüzden kül yutmaz.
3.
Masaya dayanarak değil, veriye dayanarak
konuşur. Ölçmediğini yönetemeyeceğini bilir. KPI'ları vardır, takımını ve
işini bu veriler üzerinden izler. Fikir söylemeden önce araştırmıştır.
4.
Hem rapor verir, hem rapor alır. Üstüne
düzenli rapor sunar, ekibinden düzenli rapor ister, gelen raporu okur ve geri
bildirim yapar.
5.
Hem danışılandır, hem danışandır. Ekibi
ona çekinmeden soru sorabilir. O da bilmediğinde ekibine danışmaktan kompleks
duymaz.
6.
Hem iyi konuşmacıdır, hem iyi dinleyicidir.
Ve burada asıl mesele şudur: şirketlerde genellikle üst kademenin görüşüne
değer verilir, üretimdeki veya müşteriyle birebir çalışanınki önemsenmez. Oysa
üretim hatasını da müşteri şikâyetini de en önce onlar fark eder.
Dinlenildiğini gören çalışanın motivasyonu artar, çünkü kurum için önemli
olduğunu anlar.
3.
YÖNETİCİNİN DÖRT AYAĞI
Bir kuruluşun hedefine ulaşmasının dört ayağı vardır ve
yöneticinin işi bu dördüdür: Planlamak + Organize etmek + Yönetmek + Kontrol
etmek
Bunlara bir de günümüzün eklerini koyun: Raporlamak,
iyileştirmek ve geliştirmek, sorunları ve krizleri çözmek, işleri yetiştirmek,
ekibi bir arada tutmak, dışarıdan bakabilmek.
Bu maddeleri okuyup “ben bunları zaten yapıyorum”
diyorsanız bir test önereyim: Bu sabah masanıza oturduğunuzda yaptığınız ilk üç
iş bu listeden hangisine giriyordu? Çoğu yöneticinin cevabı “hiçbirine”
olur. Çünkü çoğu yönetici günün %80'ini, ekibinin yapması gereken işi kendi
yaparak geçirir. Buna yöneticilik denmez, buna pahalı işçilik denir.
4.
DÖRT BASAMAK: KÖTÜ, VASAT, İYİ, LİDER
Her yönetici bu dört basamaktan birindedir. Kimse “ben
kötüyüm” demez, o yüzden tarifleri okuyup kendinize dürüstçe bakın.
Kötü yönetici
·
Kötü yönetici, yöneticiliği diktatörlük
zanneder.
·
Sadece kendi başarısını ve ikbalini düşünür,
üstüne oynar. Hatayı üstlenmez, astına yıkar. Astını hor görür, aralarında
ayrım ve kayırım yapar. Yönetmeyi bilmez, yöneticilik üzerine hiç araştırma
yapmamıştır ama kendini doğuştan yönetici sanır. Raporlamayı bilmez, çünkü
ölçmeyi de bilmez. Kendisi olmasa şirketin batacağını düşünür (kimseye bir şey
öğretmediği için bunda bir nebze haklıdır).
·
Kötü yönetici üstünden fırça yiyince astına
kinlenir, günlerce surat asar. Ders almaz, ders verir; akıl almaz, akıl verir.
İnisiyatif alan astını “kime sordun?” diye sindirir. Keyfi yerinde
değilse molayı kaldırır, izni iptal eder, raporlu adamı işe çağırır.
·
Ve kötü yöneticinin ekibinde sürekli personel
sirkülasyonu vardır. Kıdem ortalaması düşüktür. Doğru insanı ekibine
katamaz, ekibindeki doğru insanı elinden kaçırır.
Vasat yönetici
·
Ne kötüdür ne iyi. Zarar vermez, fayda da
vermez.
·
Kendisinden bekleneni verir, bir gram fazlasını
değil. Maaşına takılmıştır: “Ne veriyorlar ki daha fazlasını vereyim?”
İşleri kendi yapmaya çalışır, angaryayı bile delege etmez. İnisiyatif almamaya,
karar veren olmamaya çalışır, “idare eder”. Yükselmek gibi bir hedefi
yoktur; göze batmadan bölümünü götürmeye bakar.
·
Vasat yönetici unvanını hak ettiğini düşünür ama
o unvanın hakkını vermez.
·
İstenirse rapor hazırlar; aynı raporu düzenli
hazırlamak aklına gelmez. Ekibinden yakınır ama ekibini geliştirmek için
parmağını kıpırdatmaz, onun yerine ekibin değişmesini ister.
·
Kurumsallaşamamaktan şikâyet eder ama
kurumsallaşma çalışması başlayınca “bu sistemler bize yaramaz” der.
·
Vasat yöneticinin yokluğu hissedilir; ama iyi
anlamda değil. O izne çıkınca işler durur. Sistem kurmadığı, yetki vermediği,
iş öğretmediği için ekip ne yapacağını şaşırır. Vasat yönetici bunu kendine
iltifat sanır. Oysa bu, sınavdan kaldığının belgesidir.
İyi yönetici
·
İyi yöneticinin tarifi uzundur; bu yazının
kalanı zaten büyük ölçüde onu anlatıyor. Ama en kısa özeti şudur: İyi
yöneticinin ekibi kemikleşmiştir. Kıdem ortalaması yüksektir. O yokken de işler
yürür. Bu tek cümle, otuz maddelik yetkinlik listesinden daha çok şey
söyler. Çünkü bu üç sonuç ancak şunları yapıyorsanız oluşur: iş
öğretmişsinizdir, yetki vermişsinizdir, adil davranmışsınızdır, sistem
kurmuşsunuzdur, yardımcınızı yetiştirmişsinizdir.
·
İyi yönetici, her şeyi en iyi bilen kişi
değildir. Yaptığı işi iyi bilenleri bir araya getirip onları uyum içinde
çalıştırabilen kişidir. Kendisinden daha yetkin insanları ekibine almaktan
korkmaz; aksine arar. Çünkü bilir ki bir yöneticinin gücü, ekibinin toplam
gücüdür.
·
Ekibindeki herkesi ayrı ayrı tanır. Kimin
nerede güçlü, nerede zayıf olduğunu bilir; doğru insanı doğru göreve koyar.
Görev dağılımı dengelidir: kimseye boyundan büyük iş yüklemez, ama boş duran
çalışanı da olmaz.
·
Eğitmendir, yol göstericidir, koçtur.
Bilgisini saklamaz, aktarır. Verebildiği en az bir eğitimi vardır. Astının
yetişmesini kendi koltuğuna tehdit değil, kendi terfisine basamak olarak görür.
·
Düzenli geri bildirim verir. Kişiliği
değil davranışı eleştirir. Ekibindeki insan neyi iyi yaptığını da, neyi
düzeltmesi gerektiğini de yılda bir kez performans formunda değil, iş üstünde
ve zamanında öğrenir.
·
Hayır demeyi bilir. Yerine getiremeyeceği
vaatte bulunmaz. Çalışma huzurunu bozacak, eşitsizlik yaratacak taleplere hayır
der. Suistimali görmezden gelmez. Herkese "evet" diyen yönetici
sevilmez; ilkesiz sayılır.
·
Kararlıdır. En kötü kararın bile
kararsızlıktan iyi olduğunu bilir. Alınması gereken kararı ertelemez, çünkü
ertelenen kararın büyüyerek geri geleceğini tecrübeyle öğrenmiştir.
·
Hatayı üstlenir, otopsisini çıkarır. Bir
iş ters gittiğinde "kim yaptı" diye değil, "neden oldu"
diye sorar. Kök sebebi bulur, önlemi planlar, gerekiyorsa eğitimini verir.
Ekibinin hatası onundur; ekibinin başarısı ise onlarındır.
·
Rol modeldir. Zamanında gelir, kaytarmaz,
sözünün arkasında durur. Stres altında ezilmez, hatasını örtmez, ekibine kol
kanat gerer. Çünkü bilir ki ekibi onun söylediklerini değil, yaptıklarını
taklit eder.
·
Yardımcısını yetiştirir. Yokluğunda kimin
vekâlet edeceğini belirlemiştir ve o kişiye yaptığı işleri anlatmıştır. Bu
yüzden izne çıkabilir, hastalanabilir, terfi edebilir.
·
Sürekli öğrenme hâlindedir. Oldum demek bittim
demektir. Hem işe dair, hem yöneticiliğe dair, hem insana dair okur, araştırır.
Ekibine verdiği eğitimi önce kendisi alır.
·
Ve en önemlisi: iyi yönetici güven verir.
Bilgisiyle, tutarlılığıyla, adaletiyle. Çalışanı koruduğu için sevilir,
kaytaranı uyardığı için sayılır. Yöneticisine güvenen çalışan daha verimli ve
daha sadık olur. Hiçbir astını tedirgin etmez.
İyi yönetici olmak bir varış noktası değildir. Bu maddelerin
tamamını her gün eksiksiz yapan yönetici yoktur; olsa insan olmazdı. Fark, iyi
yöneticinin bu listeye bakıp eksiğini görmesi ve üzerine gitmesindedir. Kötü
yönetici aynı listeye bakar ve "bunlar teoride kalır" der.
İkisini birbirinden ayıran şey yetenek değil, bu tercihtir.
Lider yönetici
·
Ve en üst basamak. Ama şunu net söyleyeyim,
çünkü bugünlerde herkes “liderlik” diye tutturmuş durumda: Bilinenin aksine
lider doğulmaz, olunur.
·
Her başarılı liderin geçmişinde iyi bir
yöneticilik dönemi vardır. İyi yöneticilik geçmişi olmayan bir profesyonelin
iyi lider olma ihtimali çok zayıftır.
·
Liderlik seminerlerine koşmadan önce raporunuzu
zamanında verin, toplantınızı gündemli yapın, ekibinize geri bildirim verin.
Yöneticiliğin ABC'sini bilmeden liderliğin XYZ'sine atlanmaz.
5.
ESKİ YÖNETİM, YENİ YÖNETİM
Yönetim anlayışı son yirmi yılda ciddi biçimde değişti.
Klasik işlevler yok olmadı, ama üzerlerine yenileri bindi:
|
Klasik
(geleneksel) yönetim işlevleri |
Yeni nesil
(modern) yönetim işlevleri |
|
Planlamak (Ne yapılacağını belirler) |
Yetkilendirmek (Yolu ve imkânı açar) |
|
İletişim (Bilgi aktarır) |
Geliştirmek (Beceriyi artırır) |
|
Koordine
etmek (İşleri
hizalar) |
Danışmanlık (Yol gösterir) |
|
Motive etmek (Dışarıdan zorlar) |
Birlikte
çalışmak (İçsel
katılım sağlar) |
|
Denetlemek (Hata arar) |
İzlemek (Gelişimi takip eder) |
|
Yönlendirmek (Komut verir) |
Desteklemek (Engelleri kaldırır) |
|
Yönetmek (İşi yaptırır) |
Liderlik etmek
(İnsan yetiştirir) |
Farkı görüyor musunuz? Sol sütun iş üzerinedir, sağ
sütun insan üzerine. Sol sütun yaptırmaktır, sağ sütun yapabilir
hale getirmek.
Bir de şu tipi hatırlayalım: Takım elbiseli, herkesin
kolayca giremediği bir odası olan, çalışanların arasına karışmayan, sadece üst
amirlerle görüşen, ekibiyle ilgili yalnızca geliş-gidiş saati ve kıyafet
konusunda ilgilenir gibi görünen, kendi bilgisini yeterli bulup gelişmeyi gereksiz
gören, “ben bilirim” diyen, sorumluluk verip yetki vermeyen, yeni bir
öneri geldiğinde “düzeni bozmayın” diye öğüt veren amir.
Bu tip yöneticilik mazide kaldı. Kalmadığı yerlerde de
şirketler mazide kalıyor.
6.
UZAKTAN YÖNETİCİLİK
Son yıllarda iş dünyası devasa bir kırılma yaşadı: İş artık
“gidilen bir yer” olmaktan çıktı, “yapılan bir şey” haline geldi. Pandemiyle
hayatımıza giren uzaktan ve hibrit çalışma modelleri, geçici bir heves değil,
iş yapış biçimlerinin kalıcı bir gerçeğidir.
Ancak bu durum geleneksel yöneticilerin kâbusu oldu. Çünkü
klasik yönetici, çalışanını gözünün önünde gördüğü sürece çalıştığına inanmaya
alıştırılmıştı. Masasında oturan adam çalışıyor, kahve otomatının başında duran
adam kaytarıyordu!
Oysa hibrit dünyada bu ilkel kontrol mekanizması tamamen
çöktü. Fiziksel varlığa dayalı yönetim anlayışı bitti; yerini sonuç odaklı ve
güvene dayalı yönetime bıraktı.
Eğer ekibinizi uzaktan veya hibrit yönetiyorsanız, şu yeni
kuralları masanızın üzerine koymak zorundasınız:
·
Gözetlemeyi bırakın, çıktıya bakın. Çalışanınızın
bilgisayar ekranını takip etmeye çalışmak, gün içinde kaç kere online olduğunu
saymak yöneticilik değil, dijital bekçiliktir. Hibrit dünyada yönetici, mesai
saatini değil, üretilen sonucu ölçer. İş zamanında, istenen kalitede ve
hedeflenen standartta bitmiş mi? Cevap evetse, çalışanın o işi sabahın 6’sında
mı yoksa gece yarısı mı yaptığı sizi ilgilendirmez.
·
Asenkron iletişimi öğrenin ve saygı duyun.
Her konu için acil toplantı koymak, WhatsApp’tan günün her saati mesaj atmak
hibrit çalışmanın en büyük katilidir. Asenkron iletişim; mesajınızı veya
görevinizi net bir şekilde iletmek ve karşı tarafa kendi iş akışını bozmadan
yanıt vermesi için makul bir zaman tanımaktır. “Aklıma geldi, hemen arayayım”
kolaycılığı, ekibinizin odaklanma süresini paramparça eder.
·
"Görünmezlik" tuzağına düşmeyin.
Uzaktan çalışmada çalışanların en büyük korkusu unutulmak, takdir edilmemek ve
kariyerde geride kalmaktır. Yüz yüze gelmediğiniz astlarınızla sadece iş takibi
için değil, durumlarını sormak, gelişimlerini konuşmak ve bağ kurmak için
birebir görüşmeleri aksatmadan yapmalısınız. Unutmayın: Gözden uzak olan,
gönülden ve sistemden de uzaklaşırsa bunun faturası yine yöneticiye kesilir.
·
Dijital disiplin ve yazılı kültür kurun. Ofisteyken
laf arasında halledilen detaylar, uzaktan çalışmada buharlaşır. Hibrit
yönetimin temeli yazılı kültürdür. Proje yönetim araçları, ortak bulut
klasörleri ve net yazılı süreçler yoksa, hibrit çalışma kaos üretir. Bilgi bir
tek kişinin kafasında veya iki kişinin arasındaki telefon konuşmasında
kalmamalı, herkesin erişebileceği dijital hafızaya girmelidir.
·
Mesai sınırlarına önce siz uyun. Akşam saat
22:00’de ekibe e-posta veya mesaj atıp altına “Yarın bakarsın” yazmak kendinizi
kandırmaktır. O mesaj bildirimi düşer düşmez çalışanda baskı ve kaygı yaratır.
Ekibinizden iş-yaşam dengesi bekliyorsanız, önce kendi dijital ayak izinize ve
mesai sınırlarınıza disiplin getireceksiniz.
Ofiste masasının başında oturan adamı yönetmek kolaydı (daha
doğrusu yönettiğinizi sanmak kolaydı). Ekranın arkasındaki, farklı şehirdeki,
hatta farklı zaman dilimindeki insanı yönetmek ise gerçek bir yöneticilik
becerisi gerektirir. Hibrit dünya, vasat yöneticilerin maskesini düşürmüş, iyi
yöneticilerin kıymetini bir kez daha ortaya çıkarmıştır.
7.
BEKLENTİYİ NETLEŞTİRMEK: İŞİN YARISI
Yöneticilikte yapılan hataların yarısı tek bir sebepten
kaynaklanır: karşıdaki kişi ne yapması gerektiğini tam olarak bilmiyordur.
Yöneticinin temel görevlerinden biri, bölümündeki herkesin
kendi rolünü, görevini ve yetkisini net bilmesini sağlamaktır. Bunun için:
·
Bölümünüz içindeki hiyerarşik yapıyı açıklayın.
Kim kime bağlı, kim ne karar verebilir?
·
Ekibinizdeki her üyeye kendisinden ne
beklediğinizi net söyleyin. Eksiklerini de gösterin.
·
Terfi kıstaslarını herkes bilsin. “Nasıl
yükselirim?” sorusunun cevabı fısıltıyla değil, açıkça verilmelidir.
·
Roller, görevler ve sorumluluklar yazılı olsun.
Sözlü tarif buharlaşır.
·
İşe dair bilgileri bölüm içinde olabildiğince
açın. Bilgi saklamak güç değil, güvensizlik üretir.
·
Toplantılara mümkünse herkes katılsın;
katılamayana brif verilsin.
·
Çalışanınızın talebini cevapsız bırakmayın.
Hayır demek de bir cevaptır; cevapsızlık ise saygısızlıktır.
·
İşten çıkarılan biri olduğunda takıma açıklama
yapın. Açıklanmayan boşluk, dedikoduyla dolar.
“Sen”li cümlelerden kaçının
Astınızla konuşurken “sen” kelimesini çok sık
kullanırsanız karşı tarafın savunma mekanizmasını harekete geçirirsiniz. “Anlıyor
musun?”, “Anladığına emin misin?” gibi sorular kişiyi savunmaya iter
ve o an iletişim kopar.
Bunun yerine “ben” odaklı cümleler kurun: “İşinle
ilgili bazı noktalarda yeterince aydınlatıcı olamadığımı düşündüğüm için
seninle bu konuşmayı yapmak istedim. Atladığım, öğrenmek istediğin bir şey
varsa lütfen söyle.” Aynı mesaj, ama karşı taraf duvar örmüyor.
Beklentiyi somutlaştırın
·
Verdiğiniz her işe en son teslim tarihini
ekleyin. “En kısa zamanda” diye bir tarih yoktur.
·
İşe yarayacak birkaç ipucu verin.
·
Ve en önemlisi: koyduğunuz standart, o kişinin
kapasitesine uygun olsun. Kaldıramayacağı yükü verip sonra beceriksizlikle
suçlamak yöneticilik değil, tuzak kurmaktır.
8.
DELEGASYON: YÖNETİCİLİĞİN GİRİŞ SINAVI
İyi yöneticiliğe giden yol, etkin delegasyondan geçer.
Delegasyon, yöneticinin yetkilerinin bir kısmını, belirli hedeflerin
gerçekleşmesi için birlikte çalıştığı kişilere devretmesidir.
Özellikle yeni yöneticiler delegasyondan kaçar. Bahaneleri
hazırdır:
·
“Görev vermek risklidir.”
·
“Ben bunu daha iyi yaparım.”
·
“Ona anlatana kadar kendim yaparım.”
·
“Çalışanlarımın işi başından aşkın.”
Bunlar söylenen sebeplerdir. Söylenmeyen iki sebep ise
şudur:
1.
İş yapmak, yönetmekten daha zevklidir.
Tanıdık, güvenli, sonucu belli. Yönetmek ise belirsizdir ve insanla uğraşmayı
gerektirir.
2.
Gösteriş ve güvensizlik. “Ben olmasam
olmuyor” duygusu tatlıdır. Ama bu duyguyu besleyen yönetici, bir gün terfi
sırası geldiğinde yerine bırakacak kimsesi olmadığı için terfi edemez.
Vazgeçilmez olmak, yükselmenin değil, çakılıp kalmanın yoludur.
Etkili delegasyonun 7 kuralı
1.
Bütün projeyi tek bir insana verin.
Projenin tek kişiye verilmesi, ona sorumluluk verilmesi demektir ve
motivasyonunu artırır. Beş kişiye bölüştürülen sorumluluk, kimsenin sorumluluğu
değildir.
2.
Doğru insanı seçin. Çalışanlarınızın
yeteneklerini değerlendirin, işi en iyi yapacak kişiye devredin.
3.
Hedefi net tanımlayın. Hangi hedefin
hangi sürede gerçekleşmesini istediğinizi açıkça söyleyin.
4.
Nasıl yapacağına o karar versin. Sadece
sorumluluğu ve görevi devredin, yöntemi değil. Hedefe nasıl ulaşacağını o
belirlesin. (Yöntemi de siz dayatıyorsanız delege etmemişsiniz, sadece elinizi
kirletmemişsiniz demektir.)
5.
Projeyi size tanımlamasını isteyin.
Yazılı bir özet istesin, görev tanımını doğru anlayıp anlamadığını böyle
kontrol edin.
6.
Raporlamasını isteyin. Haftalık bazda
ilerleme raporu ya da düzenli kısa toplantı.
7.
İletişim hattını açık tutun. Günlük bazda
“ne yaptın, nasıl yaptın” diye tepesine binmeyin — ama gerektiğinde size
danışabileceğini hissettirsin.
Ve delegasyonun altın kuralı: Ekibinizin çözebileceği işi
kendiniz yapmayın; kendinizin yapması gereken işi de ekibinize yıkmayın.
9.
PERFORMANS YÖNETİMİ: SUBJEKTİFTEN
OBJEKTİFE
Herkes kendi performansının iyi olduğunu düşünür. Kimse kötü
olabileceğini düşünmez. Bu insan doğasıdır ve tartışması yoktur. O yüzden “sen
iyi çalışmıyorsun” cümlesi hiçbir zaman kabul görmez. Çünkü karşınızdaki
adamın kafasındaki ölçüye göre gayet iyi çalışmaktadır.
Çözüm, ölçüyü baştan koymaktır. İşin başında performans
kriterlerini koyarsanız ve bu kriterleri her sene revize ederseniz, çalışan
kendi kafasındaki ölçüye göre değil, şirketin ölçüsüne göre kendini kıyaslar.
Değerlendirme sübjektiflikten çıkar, objektifleşir.
Performans yönetimi neden gerekli? Çalışandan verim
almak, kurallara uyumu sağlamak, geri bildirim verebilmek, doğru terfi
ettirebilmek ve maaş/prim kararlarını adaletle verebilmek için.
Çalışan açısından faydası ne? Kendisinden tam olarak
ne beklendiğini bilir. Hedefe ulaşmak için ne yapması gerektiğini bilir.
Yöneticisiyle mevcut durumunu, gelişimini ve eğitim ihtiyacını konuşabilir.
Kendi gelişim düzeyini görür.
Ve şunu unutmayın: takım üyelerine görev, yetki ve
sorumluluklarını anlatmanız yetmez. Ayrıca şunları da konuşmalısınız:
·
İşleri ne sürede yapmalarını beklediğinizi
(kısa, orta, uzun vadeli)
·
Onlardan nasıl bir kişisel gelişim
beklediğinizi: edinmesi gereken beceriler, okuması gereken kitaplar, gitmesi
gereken kurslar
·
Nasıl bir sosyal gelişim beklediğinizi:
iletişim, ilişki, işbirliği
·
Kariyer planlarını. Hiyerarşiyi anlatın, nasıl
terfi alınacağını açıklayın.
Son iki püf noktası:
·
Hedef vermeniz yetmez, vaat almalısınız. “Bu
ayki hedefin bu” demek tek yönlüdür. “Bunu yapabilir misin, taahhüt
ediyor musun?” demek karşılıklıdır ve bağlayıcıdır.
·
Bazı işleri atamayla değil, gönüllülükle
devredin. Gönüllü çıkan adam, atanan adamdan iki kat verimli çalışır.
10.
MOTİVASYON: YAPTIRMA SANATI
Motivasyon, insanlara yaptırmak istediğimiz şeyleri,
kendileri öyle istiyorlarmış gibi yaptırma sanatıdır. Motivasyon, insanı
amacına yönelten içsel kuvvettir ve sadece kişinin kendisi tarafından
yönlendirilir. Buradaki kritik kelime “içsel”dir: Siz kimseyi motive
edemezsiniz. Yapabileceğiniz tek şey, insanın kendi kendini motive edeceği
ortamı kurmaktır.
Motivasyonu artırmanın 6 anahtarı
1.
Amaçları bağdaştırmak. Çalışanın iş yapma
nedenlerini netleştirmek ve bu nedenlerle şirketin amaçları arasında bağ
kurmak. Adam neden çalışıyor? Çocuğunu okutmak için mi, ev almak için mi,
kendini kanıtlamak için mi? Bunu bilmeyen yönetici, elindeki en güçlü kolu
bilmiyor demektir.
2.
Başarıyı kutlamak. Başarıyı dile getirmek
ve “göstermelik teşekkürün” ötesine geçip kutlanmasına imkân sağlamak.
3.
Katılımı sağlamak. Amaçların
belirlenmesine ve kararların alınmasına çalışanı dahil etmek, en güçlü
motivasyon faktörü budur. Kendi koyduğu hedefe koşan adamla, başkasının koyduğu
hedefe koşan adam aynı hızda koşmaz.
4.
Bilgilendirmek. İçerik hakkında
bilgilendirilen çalışan işini daha istekli yapar. Neyin parçası olduğunu
bilmeyen adam, parça üretir; bilen adam ürün üretir.
5.
Yetkilendirmek. Ne istediğinizi söylemek,
bunu yapabilmesi için gerekli araçları vermek, kendi uygulamasını
gerçekleştirmesine izin vermek, performansı izlemek ve geri bildirim vermek.
6.
Örnek olmak. Kuruma hâkim olan havayı
lider belirler. Yüksek enerjili ve iyimser olmak, olumlu ve yapıcı tutum
sergilemek zorundasınız. Sizin motivasyonunuz yüksek olmalı, girdiğiniz ortama
enerji vermelisiniz. Suratı asık yöneticinin bölümü de suratı asık çalışır.
Kelimelerin gücüne inanın
Çalışanlar yöneticilerinden güzel sözler, motive edici
cümleler duymayı sever. Sevmesinin ötesinde buna ihtiyaç duyar.
Duyduğunda sadakati ve verimliliği artar.
·
Güzel sözler: İyi iş çıkardın. Güzel rapor
olmuş. İyi akıl ettin. Aferin. Tebrikler.
·
Motive edici cümleler: Bunu sen yaparsın.
Sana güveniyorum. Daha da gelişeceksin. İleride önemli yerlere geleceksin.
Bunların hiçbirinin bütçesi yoktur. Yine de vermeyen çok
yönetici gördüm — sanki övdükleri an otoritelerinden bir şey eksilecekmiş gibi.
Bir de teşekkür ederken genelleme yapmayın, spesifik olun. “İyisin
sen” değil, “dünkü o raporda maliyet kırılımını ayrı göstermen tam da
ihtiyacımız olan şeydi.” Spesifik teşekkür, insana verilen önemi gösterir.
El yazısıyla bırakılmış bir teşekkür notu bile çok şeyi değiştirebilir.
Toplum içinde övün, baş başayken eleştirin
Yanınızda çalışan kişinin yaptığı güzel işleri diğerlerinin
de duymasını sağlayın. Onu kötü yönde eleştirecekseniz mutlaka baş başa
olduğunuz bir ortamı seçin.
Herkesin içinde azarlanan kişi hatasını düşünmez, utancını
düşünür. Ve o gün sizden aldığı şey ders değil, kindir.
Hataya yaklaşım
Yöneticiler, çalışanlar hata yaptığında hatayı tartışıp bir
daha yapmamasını sağlayacak, güvene dayalı bir ilişki ortaya koymalıdır.
İşlerin neden yapılamadığıyla değil, nasıl yapılacağıyla ilgilenmelidir.
Hatanın otopsisini çıkarın, kök sebebini bulun, önlemi
planlayın, deklare edin, gerekiyorsa eğitimini verin. Bağırmak bunların
hiçbirinin yerini tutmaz.
Geri bildirim verirken dedikodu değil, SBI Modeli yapın
Geri bildirim verirken yapılan en büyük hata; genellemeler
yapmak, kişiliğe saldırmak veya muğlak konuşmaktır. “Son zamanlarda sorumsuz
davranıyorsun” veya “Biraz daha dikkatli olmalısın” gibi cümleler
geri bildirim değildir; havaya konuşmaktır ve karşı tarafı derhal savunmaya
iter.
Bunun yerine dünyada kabul görmüş en basit ve net geri
bildirim aracı olan SBI Modelini (Situation - Behavior - Impact / Durum -
Davranış - Etki) kullanın. Yapacağınız şey çok basittir, konuşmayı üç adıma
bölün:
·
Durum (Situation): Olayın ne zaman ve
nerede olduğunu somut olarak belirtin. (“Dün sabahki müşteri toplantısında…”)
·
Davranış (Behavior): Kişiliği değil,
sadece gözlemlediğiniz somut davranışı tarif edin. (“… sunum sırası sana
geldiğinde rakamları hazırlamamıştın ve sunumu yarıda kestin.”)
·
Etki (Impact): Bu davranışın işe, ekibe
veya müşteriye yarattığı somut etkiyi söyleyin. (“… bu durum müşteride
hazırlıksız olduğumuz hissini yarattı ve toplantı süremizi verimsiz harcamamıza
neden oldu.”)
Yorum yok, ima yok, kişiliğe saldırmak yok. Sadece resim
çekip göstermek var. Bu şekilde verilen geri bildirime kimse itiraz edemez,
savunmaya geçemez ve neyi düzeltmesi gerektiğini net olarak anlar.
11.
PSİKOLOJİK GÜVENLİK: KORKU KÜLTÜRÜNDEN
GÜVEN KÜLTÜRÜNE
Harvard Business School profesörlerinden Amy Edmondson’ın
literatüre kazandırdığı harika bir kavram var: Psikolojik Güvenlik
(Psychological Safety). Kavram havalı durabilir ama özü son derece basittir:
Çalışanın; soru sorarken, fikir belirtirken, “bilmiyorum” derken veya
bir hata yaptığında cezalandırılmayacağından, küçük düşürülmeyeceğinden ve
hedef tahtasına konmayacağından emin olması durumudur.
Gelişmemiş, vasat veya kötü yöneticilerin yönettiği
bölümlerde ilk öldürülen şey psikolojik güvenliktir. O şirketlerde kural
nettir: “Farklı bir şey söyleme, başını belaya sokma. Soru sorma, gerizekalı
muamelesi görme. Hatayı sakla, yoksa faturası sana kesilir.”
Sonuç ne olur? Herkesin sustuğu, toplantılarda sadece
yöneticinin başını sallayarak onaylayan robotların oturduğu, krizlerin halı
altına süpürüldüğü ve en sonunda devasa patlamaların yaşandığı bir şirket
kültürü.
Psikolojik güvenliği inşa etmek yöneticinin birinci
görevidir. Bunu sağlamak için şu 4 kuralı bölümünüzde anayasa yapmalısınız:
1.
“Bilmiyorum” demeyi suç olmaktan
çıkarın. Bir çalışan bilmediği şeyi rahatça söyleyemiyorsa, uydurmaya
başlar. Uydurulan iş ise şirkete hata ve maliyet olarak döner. Ekibiniz size
gelip “Müdürüm, bu konuyu bilmiyorum, bana öğretir misiniz?”
diyebilmelidir. Hatta daha ötesi: Yönetici olarak siz de bilmediğiniz bir şey
olduğunda “Bu konuda bilgim eksik, bir araştıralım” diyebilme cesaretini
göstermelisiniz. Yönetici her şeyi bilen adam değildir; süreci yöneten adamdır.
2.
Hatayı gizleyen değil, hatayı ilk söyleyen
prim yapsın. Hata yapmayan insan, iş yapmayan insandır. İnsanın olduğu her
yerde hata olur. Mesele hatanın yapılması değil, nasıl karşılandığıdır. Çalışan
hata yaptığında üstünü örtmeye çalışıyorsa, sizden korkuyor demektir. Bir
hatayı ilk fark edip dürüstçe size getiren çalışanı azarlamayın; aksine hatayı
erkenden su yüzüne çıkardığı için teşekkür edin. Cezalandırılması gereken şey
hata yapmak değil, hatayı gizlemektir.
3.
"Aptalca Soru" yoktur, sorulamayan
soru vardır. Toplantıda veya işte bir soru sorulduğunda “Bunu da mı
bilmiyorsun?”, “Kaç kere anlatacağım?” diyen yönetici, o dakika
bölümün iletişim şartellerini indirir. O andan itibaren kimse bir daha soru
sormaz; herkes anlamış gibi yapar ve iş yanlış yapılır. Soru sorulmasını teşvik
edin.
4.
İtirazı ve farklı fikri ödüllendirin. Sizin
her söylediğinizi onaylayan, her fikrinizi alkışlayan bir ekibiniz varsa,
aslında bir ekibiniz yoktur; aynanız vardır. Kendi yankı odasında yaşayan
yönetici körleşir. Ekibinizdeki bir ast çıkıp “Müdürüm, bu kararın şöyle bir
riski var, bence yanlış yapıyoruz” diyebilmelidir. Sizinle aynı fikirde
olmadığı için kimsenin üstü çizilmemelidir. Doğru karar, farklı fikirlerin
çarpışmasından çıkar.
Psikolojik güvenliğin olmadığı bir bölümde ne inovasyon
olur, ne motivasyon kalır, ne de iyi çalışanlar durur. Kendinizi güçlü
göstermek için ekibinizi korkutmayın; ekibinizi güçlü kılmak için onlara
güvenli bir alan açın.
12.
TOPLANTI YÖNETİMİ
Bir yöneticinin zamanı, ekibinin zamanı kadar değerlidir.
Verimsiz toplantı hem motivasyon kaybıdır hem de ciddi bir işgücü israfıdır. On
kişilik bir saatlik toplantı, şirketten on adam-saat götürür. Bunu hesaplamayan
yönetici, israfın farkında bile olmaz.
Verimli toplantılar, öncesi, sırası ve sonrası doğru
kurgulanmış toplantılardır.
Toplantı öncesi
·
Bu toplantı gerçekten gerekli mi? Kendinize “Bu
konu bir e-posta veya mesajla çözülebilir mi?” diye sorun. Cevap evetse
iptal edin.
·
Gündemi en az 24 saat önce gönderin.
Tartışılacak konuları ve hedeflenen çıktıları yazın.
·
Doğru kişileri davet edin. Sadece karar
vericiler ve konuyla doğrudan ilgili olanlar. Kalabalık toplantı, verimsiz
toplantıdır.
·
Ön hazırlık materyalini önceden paylaşın.
İncelenecek rapor toplantı anında değil, öncesinde gitsin.
Toplantı sırası
·
Tam saatinde başlatın, belirlenen sürede
bitirin. Geç geleni bekleyerek vaktinde geleni cezalandırmayın.
·
Amacı hatırlatarak başlayın: “Bugün buradan
şu kararları almış olarak çıkmayı hedefliyoruz.”
·
Katılımı teşvik edin. Sadece baskın
karakterlerin konuşmasına izin vermeyin; çekingen ama fikir sahibi olanlara söz
verin.
·
Konu dışına çıkılmasını engelleyin. “Bu konu
önemli ama bugünkü gündemimiz değil, ayrıca konuşalım” deyip park alanına
alın.
·
Teknolojiyi sınırlayın. Acil durum yoksa
telefonlar kapansın (not tutanlar hariç).
Toplantı sonrası
·
Bitmeden özetleyin: Kim, hangi işi, ne zamana
kadar yapacak? Herkesin önünde netleşsin.
·
Notları aynı gün paylaşın.
·
Takip mekanizması kurun. Takip edilmeyen
kararlar, toplantının boşa yapıldığı hissini yaratır ve bir sonraki toplantıya
kimse ciddiyetle gelmez.
İki pratik ipucu: Kısa ve hızlı kararlar için ayakta
toplantı deneyin; insanlar ayaktayken daha az gereksiz konuşur. Ve haftanın bir
gününü “toplantısız gün” ilan edin ki ekip derinlemesine işine odaklanabilsin.
13.
YUKARIYI YÖNETMEK
Yöneticiliğin en çok ihmal edilen yarısı budur. Herkes
astını nasıl yöneteceğini konuşur; üstünü nasıl yöneteceğini kimse konuşmaz.
İskoçya'nın Son Kralı filminde İdi Amin, ülkesindeki Hintli
göçmenleri kovmak ister. İngiliz danışmanı uyarır: “Bunu yapma, dünya
kamuoyuna rezil olursun, üzerinde baskı kurulur.” Amin dinlemez. Zaman
danışmanı haklı çıkarır. Ortalık karışınca Amin danışmanını çağırır: “Nedir
bu rezalet, bütün dünya bana çullanıyor!” Danışman cevap verir: “Ben
size söylemiştim.” Amin'in karşılığı ise tarihîdir: “Söyledin ama, beni
ikna edemedin.”
Bu sahneden çıkarılacak ders şu: Yöneticilik sadece aşağıyı
değil, yukarıyı da yönetmektir. Aşağıya talimat verirsiniz, yapar; yapmazsa
gereğini yaparsınız. Asıl marifet, kafanızdaki iyi fikirleri yukarıya kabul
ettirmektir. “Ben söylemiştim” demek yöneticilik değildir; ikna
edebilmek yöneticiliktir.
Peki üstünüze karşı sorumluluğunuzu nasıl yerine
getirirsiniz?
·
Yöneticiniz sormadan, istemeden rapor verin.
Raporunuz istatistik ve grafik içersin, yönetici özeti kıvamında olsun.
Dönemsel raporlarınızı sektirmeyin.
·
Önemli kararlarda bilgilendirin ve görüşünü
alın. Danışırsan danışılırsın.
·
Değişiklik ve yenilik önerilerinizi
projelendirin, takvimlendirin, bütçeleyin ve öyle sunun. Ağızdan söylenen fikir
“hayal”dir; bütçelenmiş fikir “teklif”tir. İkincisine sıcak bakılır.
·
Sorunları yöneticinize yansımadan çözmeye
çalışın, çözdükten sonra kısa bir raporla bilgilendirin.
Ve şunu çerçeveletip asın: Sadece sorunu dile
getiriyorsanız, siz de o sorunun bir parçasısınız demektir.
14.
KIRMIZI ÇİZGİ: MOBBİNG
Buraya kadar yazdıklarımın tamamı tekniktir; öğrenilir,
geliştirilir, zamanla oturur. Bu başlık ise teknik değil, ahlakidir ve
pazarlığı yoktur.
Kötü yöneticilerin ortak özelliği, gözüne kestirdiği bazı
çalışanlara mobbing uygulamasıdır.
Mobbing; bir kişiye veya gruba yönelik, sistematik ve
sürekli düşmanca davranış sergileme pratiğidir. Kurbanın fiziksel saldırıya
uğramadığı bir psikolojik şiddet biçimidir. Sonucunda kurbanlar stres,
anksiyete, depresyon, yorgunluk ve fiziksel sağlık sorunları yaşar; iş verimi
düşer ve genellikle işten ayrılır.
·
Bunlar mobbingdir, tartışması yoktur: Azarlamak,
hakaret etmek, küfretmek, küçümsemek, küçük düşürmek, dışlamak, ötekileştirmek,
konuşturmamak, yaptığı işi ya da unvanını küçümsemek, aşırı veya imkânsız görev
vermek, kural dışı sürekli mesai dayatmak, arkasından konuşmak, iftira atmak,
itibarını zedelemek, sürekli eleştirmek, sürekli tembellikle suçlamak,
hatalarını afişe etmek, işten çıkarmakla korkutmak, cezayla veya dayakla tehdit
etmek, mahremiyetini ihlal edecek biçimde izlemek, iş arkadaşlarıyla
sosyalleşmesini engellemek, yazışmalarını gizlice okumak, telefonu yüzüne
kapatmak, cinsiyeti–kökeni–inancı–yaşı nedeniyle hedef almak, sözlü veya
fiziksel taciz.
Mobbing uygulayan yönetici üç şeyi birden yapar: bir insanı
hasta eder, şirkete dava açtırır ve kendi otoritesini yok eder. Çünkü korkuyla
yönetilen ekip, korkutan yönetici ortadan kaybolduğu an durur.
Bir yöneticinin en temel ölçütü şudur: Hiçbir astını
tedirgin etmez.
Disiplin başkadır, korku başkadır. Disiplin, kuralın herkese
eşit uygulanmasıdır ve huzur verir. Korku, kuralın yöneticinin keyfine göre
uygulanmasıdır ve yıkım getirir.
15.
TAKIM OLMA BİLİNCİ
Bölümünüzde çalışan herkes bir takımın parçası olduğunu
düşünmelidir. Kendi başarısı için değil, takımın başarısı için çalışmalıdır.
Bunun için:
·
Bölümünüzün firmada nasıl bir rol aldığını, bu
rolün önemini takımınıza iyi anlatın. Bölümünüzü önemsetin.
·
Firmanın hedefleri takımca çok iyi bilinmelidir.
Takımın da hedefleri olmalıdır ve ikisi arasındaki bağ anlaşılmalıdır.
Takımdaki herkes emeğinin neye hizmet ettiğini çok iyi anlamalıdır.
·
Takımın diğer takımlarla işbirliği süreçlerini
ve etkileşimlerini açıklayın.
·
Takım üyelerinize karşı adil ve dürüst olun.
·
Hedefe ulaşılıp ulaşılmadığını takıma bildirin.
Başarıyı hep beraber kutlayın.
·
Başarıyı değerlendirmek için kriterlere,
performansın kalitesine karar vermek için standartlara, takdir etmek için
tanımlanmış ödüllendirme sistemlerine yer verin.
Ve bir uyarı: Takımınız içinde dedikodu yapan, üstüne
saygı duymayan, altının hakkını yiyen, fitne ve fesat içinde olan üyeler
takımdan derhal uzaklaştırılmalıdır. Bir çürük elma bütün sandığı götürür;
hoşgörü diye tuttuğunuz şey, kalan herkese yapılmış bir haksızlıktır.
16.
YÖNETİCİLİKTEN LİDERLİĞE
Sonda bir de şu ayrımı netleştirelim, çünkü sık
karıştırılıyor.
·
Yönetici, başkaları tarafından o
pozisyona getirilmiş, başkaları adına çalışan, önceden belirlenmiş hedeflere
ulaşmak için işleri planlayan, uygulatan ve denetleyen kişidir. Ödül ve cezaya
dayalı yasal bir gücü vardır.
·
Lider, bir grup insanı belirli amaçlar
etrafında toplayabilen, onları etkileme ve harekete geçirme yetenek ve
bilgisine sahip kişidir. Gücü yasadan değil, etkiden gelir.
En kısa tarifiyle: Liderlik, insanları etkileyerek
gönüllü davranış değişikliği yaratmaktır.
Liderliğin en belirleyici ölçütü ise şudur: etkili sonuçlar
alan bir ekip oluşturabilme ve bu ekibin etkinliğini sürdürebilme yeteneği.
Lideri lider yapan, kendisine inanmış insanlarla elde ettiği sonuçların
başarısı ve bu başarının sürekliliğidir.
Bir de liderliğin ne olmadığını yazayım:
·
Liderlik diğer pozisyonlardan ayrıdır, ancak
ayrıcalık yeri değildir.
·
Liderlik bir üstünlük göstergesi değildir.
·
Liderlik vazgeçilmez olmayı sağlamaz.
·
Liderlik, başarısızlığı başkalarına yükleme ve
başarıyı kendi üzerine alma makamı değildir.
Liderin asıl işi değişimi yönetmektir. Hepimiz bir şeyi
yapmak için son ana kadar bekleriz. Yumurtanın kapıya dayanmasını bekleriz.
Zorunlu kalmadan değişmeyiz. Lider yönetici ise gerekli olmadan değişim yapar.
Gözlemlerle güçlendirdiği sezgileriyle, gelecekte ihtiyaç duyulacak
değişiklikleri sektör talep etmeden gerçekleştirir. Böylece takip eden değil,
takip edilen olur.
Patronlar yönetici değil, lider olmaya çalışmalıdır. (Herkes
patron olabilir, ama patronların hepsi lider olamaz.)
Yöneticiliğin Alfabesi
Bütün yazıyı unutursanız, şu listeyi masanızın çekmecesinde
tutun.
A — Adalet. Ekipteki herkese eşit davranın.
Kayırdığınız gün otoritenizi kaybedersiniz.
B — Beklenti. Söylemediğiniz beklentiyi karşılamadı
diye kimseyi suçlayamazsınız.
C — Cesaret. Karar verin. En kötü karar bile
kararsızlıktan iyidir.
Ç — Çözüm odaklılık. Probleme takılıp kalmayın.
Sorunu getiren değil, çözümü getiren olun.
D — Delegasyon. Ekibinizin yapabileceği işi kendiniz
yapmayın.
E — Emek. Ekibinizin emeğini değerli bulun.
Bulmuyorsanız zaten yönetmiyorsunuz, kullanıyorsunuz.
F — Fikirlere saygı. Söz kesmeden, ağza tıkamadan,
önyargısız dinleyin.
G — Güven. Tutarlılığınızla verin. Bir kere “ben öyle
demedim” derseniz biter.
H — Hayır demek. Yerine getiremeyeceğiniz sözü
vermeyin. Hayır demek de bir cevaptır.
I — Israr. Doğru bildiğiniz fikri bir kez söyleyip
bırakmayın; ikna edene kadar anlatın.
İ — İletişim. Astınızla da üstünüzle de. Az iletişim
kuran yönetici, çok sorun üretir.
J — Jest. Küçük jestler büyük zamlardan çok konuşulur.
K — Kaizen. İyi ile yetinmeyin. Her şeyi sürekli
iyileştirin.
L — Liyakat. Hak etmeyene hak etmediği unvanı
vermeyin. Yalakadan takım kurulmaz.
M — Mobbing yok. Kırmızı çizgi. Pazarlığı yok.
N — Netlik. Rol, görev, yetki ve hedef; hepsi net ve
yazılı olsun.
O — Ölçmek. Ölçemediğinizi yönetemezsiniz.
Ölçmediğiniz için yönetemediğinizi de fark edemezsiniz.
Ö — Özeleştiri. Ekibin hatasını üstlenin, kendi
hatanızı cesurca söyleyin.
P — Planlama. Günlük, haftalık, aylık listeniz olsun.
Ajandası olmayanın önceliği de olmaz.
R — Rol model. Ekibiniz sizin söylediğinizi değil,
yaptığınızı taklit eder.
S — Sabır. Öğretmek zaman alır. “Anlatana kadar
kendim yaparım” diyen kişi ömür boyu kendisi yapar.
Ş — Şeffaflık. Bilgiyi saklamak güç değil,
güvensizlik üretir.
T — Takdir. Somut, zamanında, görünür ve adil.
Bedava, ama en değerlisi.
U — Uyum. Kibirli olmayın. Kimseye üstten bakmayın.
Ü — Üstünüzü yönetin. İyi fikri kabul
ettiremiyorsanız, o fikir yok hükmündedir.
V — Vekil yetiştirin. Yerinize bırakacak kişiyi
yetiştirmeyen yönetici terfi edemez.
Y — Yetkilendirme. Verdiğiniz yetkiyi geri almayın, o
yetkiyi kendiniz kullanmaya kalkmayın.
Z — Zaman. Kendi zamanınız kadar ekibinizin zamanına
da saygı gösterin.
Son söz
Yöneticiliğin ABC'si aslında tek bir cümleye sığar: Yöneticinin
işi iş yapmak değil, iş yaptırabilecek insanlar yetiştirmektir.
Bunu başaran yönetici izne çıkabilir, hastalanabilir, terfi
edebilir ama bölümü yürümeye devam eder. Bunu başaramayan yönetici ise ömür
boyu kendi bölümünün en yorgun, en gergin ve en vazgeçilmez adamı olarak kalır.
Vazgeçilmezlik iltifat değildir; bir kariyerin durduğu noktadır.
Ve unutmayın: insanlar yöneticilerini ya sever ya sevmez,
ortası azdır. Sevmedikleri yöneticiyi kötü anar, yükselmesin diye sessizce
çalışır, yolda görse selam vermez. Sevdikleri yöneticiyi yıllar sonra bile
arar, karşılaştığında hürmet gösterir.
Sevilen bir yönetici olmak için kimseye şirin görünmeniz,
kıyak yapmanız, göz yummanız gerekmiyor.
Adil olun. İlgili olun. Kibar olun. Hâkim olun.
Gerisi kendiliğinden gelir.
Not: Bu makale, “İyi Yönetici Olmanın Sırları”
başlıklı eğitimimden yararlanılarak hazırlanmıştır.