Bu makalemde neler bulacağınıza dair kısa bir video oluşturdum. Videoyu izledikten sonra okumayı tercih edebilirsiniz.
Geçtiğimiz günlerde üretici KOBİ’ler için satışları artırmak için 5 Strateji içeren bir makale yayınlamıştım. Ardından al-sat işi yapan okurlarımdan çok mesaj aldım. Hepsinin ortak sorusu şuydu: “Murat Bey, biz üretmiyoruz; alıp satıyoruz. Bizim için de bir şeyler yazar mısınız?”
Haklılar. Çünkü tüccarın işi üreticininkine benzemez.
Üreticinin bir fabrikası vardır, bir patenti, bir markası,
bir reçetesi olabilir. Müşterisi ürünü başka yerde bulamaz. Tüccarın ise böyle
bir kalesi yoktur. Sattığınız ürünü sizden başkası da satıyordur; üstelik çoğu
zaman aynı üreticiden alarak. Müşteriniz ürünü sizden değil rakibinizden
aldığında hiçbir şey kaybetmez. Tüccarın işi, ürünün kendisiyle değil,
ürünün etrafına ördüğü hizmetle ayakta durur.
Bu, ticaretin küçük bir iş olduğu anlamına gelmiyor; tam
tersine. TÜİK’in 2024 Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri’ne göre ülkemizde
faal girişimlerin % 35,1’i ticaret sektöründe faaliyet gösteriyor ve ticaret
sektörü, % 45,8’lik payla ciroda birinci sırada. Yani Türkiye’nin ticari
hacmini fiilen bu kesim taşıyor. Ama bir o kadar da kırılgan bir kesim. Çünkü
tüccarın kâr marjı dardır, sermayesi stokta durur, alacağı piyasadadır ve
pozisyonu her an tehdit altındadır.
Tehdidin adını da açıkça koyalım: aradan çıkarılma.
Üretici bir gün doğrudan satmaya başlayabilir. Müşteriniz internete girip aynı
ürünü doğrudan ithal edebilir. Bir pazaryeri, sizin bulunduğunuz kanalın işini
üstlenebilir.
Bu tehdit soyut da değil. TÜİK’in Aralık 2025 verilerine
bakın: perakende ticaret satış hacmi bir önceki yılın aynı ayına göre % 16,3
artarken, toptan ticaret satış hacmi % 1 azalmış. Yani nihai talep büyürken
ortadaki halka küçülüyor. Uluslararası tarafta da yön aynı: Gartner, B2B
satış etkileşimlerinin büyük bölümünün dijital kanallara kayacağını öngörüyor
ve alıcıların yaklaşık dörtte üçünün artık temsilcisiz bir satın alma
deneyimini tercih ettiğini ortaya koyuyor.
Ama panik yapmayın. Aracının öleceği yıllardır söyleniyor ve
ölmüyor. Ölen, değer katmayan aracı. Malı bir depodan alıp başka bir
depoya taşıyan ve bunun karşılığında marj isteyen tüccar gerçekten de
gereksizleşiyor. Buna karşılık stok riskini üstlenen, çeşidi bir arada sunan,
küçük partiler halinde dağıtan, tahsilat riskini taşıyan ve bilgi veren tüccar
hâlâ vazgeçilmezdir. Üretici bu işlerin hiçbirini sizin kadar ucuza yapamaz.
Bu makalede, al-sat yapan tüccar bir KOBİ’nin satışlarını
kalıcı biçimde artırması için gerekli gördüğüm 5 stratejiyi anlatacağım. Baştan
söyleyeyim: bunların ikisi doğrudan satışla ilgili değil. Çünkü tüccarlıkta
satışı artırmanın yolu çoğu zaman satıştan değil, satın almadan ve stoktan
geçer.
Uzun bir yazı olacak. Bir oturuşta okumak zorunda
değilsiniz; kontrol listelerini yazıcıdan çıkarıp önünüze koyabilirsiniz. İyi
okumalar.
BİRİNCİ STRATEJİ: KÂRINIZ
SATARKEN DEĞİL, ALIRKEN DOĞAR
Bir tüccarın kâr hanesine yazılan para, çoğunlukla iyi satış
yaptığı için değil, iyi alım yaptığı için oradadır.
Matematiği çok basittir. Diyelim ki cironuzun % 80’i mal
maliyetinden oluşuyor ve brüt marjınız % 20. Alımlarınızda % 2’lik bir iyileşme
sağlarsanız, brüt kârınız % 8 artar. Aynı kâr artışını satıştan elde etmek için
cironuzu % 8 büyütmeniz gerekir. Yani % 2’lik bir alım iyileştirmesi, %
8’lik bir ciro artışına bedeldir. Üstelik alım iyileştirmesi için kimseyi
ikna etmenize, yeni müşteri bulmanıza, satıcı almanıza gerek yoktur. Bu iş
tamamen sizin kontrolünüzdedir.
Buna rağmen pek çok al-sat firmasında satın alma, satışın
gerisinde kalan, kimsenin sistemli olarak yönetmediği bir alandır. Depocu ne
derse o sipariş edilir, plasiyer ne getirirse o alınır, “bu senelerdir
aldığımız firma” diye tedarikçi hiç sorgulanmaz.
Fiyat, İşin Sadece Bir Parçasıdır
Tedarikçileri karşılaştırırken en yaygın hata, onları tek
boyutta (birim fiyatla) kıyaslamaktır. Oysa gerçek maliyet en az sekiz kalemden
oluşur: Fiyat + Vade + Minimum sipariş miktarı + Teslim yeri ve navlun +
İade/değişim koşulu + Teslim süresi ve güvenilirliği + Ciro primi (rebate) +
Kur ve fiyat sabitleme
Kapıya teslim eden, iade kabul eden, 60 gün vade veren ve
küçük miktarda sipariş alan bir tedarikçi; % 3 ucuz ama peşin isteyen, malı
fabrikadan aldıran ve yüksek “minimum alım şartı” koyan tedarikçiden çoğu zaman
daha ucuzdur. Bu farkı görebilmek için maliyeti tek kalemde değil, “bu malı
rafıma koyana kadar bana kaça mal oluyor” diye hesaplamanız gerekir.
Birim fiyatı da doğru hesaplayın. Koli, kasa, paket veya
çuval fiyatı yanıltıcıdır; kilograma, metreye, litreye veya adede indirin.
Ambalaj küçültme, sektörde çok yaygın bir örtülü zamdır ve koli fiyatına bakan
bunu asla fark etmez.
Tedarik Zinciri Finansmanı (Reverse Factoring) Fırsatı
Alım yaparken tedarikçiden vade koparmak her zaman kolay
olmaz. Özellikle sizden katkat büyük üreticilerle çalışıyorsanız, "şartlarımız
bu, işine gelirse" tavrıyla karşılaşabilirsiniz. İşte burada devreize
Tedarik Zinciri Finansmanı girer. Büyük üreticinin veya bankaların sunduğu bu
sistemde; tedarikçiniz faturasını kestiği anda parasını bankadan peşin veya
düşük kırım oranıyla tahsil eder, siz ise ödemeyi bankaya anlaştığınız uzun
vadede yaparsınız. Tedarikçi parasına peşin kavuştuğu için size en iyi iskonto
oranını verir, siz de nakit akışınızı sıkıştırmadan vade kazanırsınız. Finansal
araçları öğrenmek, pazarlık masasında bağırıp çağırmaktan çok daha kesin sonuç
verir.
Fiyat Defteri Tutun
Bu, en düşük emekle en yüksek getiriyi veren
alışkanlıklardan biridir ve al-sat firmalarının çoğunda yoktur. Ana
kalemlerinizi basit bir tabloya yazın: ürün, tedarikçi, tarih, birim fiyat,
uygulanan iskonto, vade. Üç ay sonra elinizde şu bilgi olur: hangi tedarikçi ne
sıklıkla zam yapıyor, zamlar piyasa geneliyle uyumlu mu, hangi üründe fiyat
sessizce kaymış.
Tedarikçinin satış temsilcisi tek bir şeye güvenir: sizin
geçen ayki fiyatı hatırlamadığınıza. Fiyat defteri, pazarlık masasındaki en
güçlü kozunuzdur.
Rebate ve Başka Destekleri İsteyin (Verilmez, İstenir.)
Büyük üreticilerin ve ana distribütörlerin kanal destek
bütçeleri vardır: hacim bazlı ek iskonto, ciro primi (rebate), yeni ürün deneme
koşulları, satılmayan üründe iade/değişim hakkı, raf-stand-tabela desteği,
ortak tanıtım katkısı, sezon başı vade genişletmesi, eğitim ve teknik destek.
Bunların önemli bir kısmı isteyene verilir, teklif edilmez.
Pek çok tüccar bunların varlığından bile haberdar olmadığı için kullanmıyor.
Özellikle ciro primini ihmal etmeyin. Yıllık alım hacminize
bağlı kademeli bir prim anlaşması, dar marjlı bir işte net kârınızın ciddi bir
bölümünü oluşturabilir. Ama bu primi yıl sonunda hatırlamak yerine yıl başında
yazılı hale getirin ve her çeyrekte hak edişinizi takip edin.
Aylık Mutabakat Yapın
Cari hesabı yıl sonunda kontrol etmek, hatayı
düzeltilemeyecek kadar geç bulmaktır. Ayda bir kez tedarikçilerinizle bakiye
mutabakatı yapın. Yanlış işlenmiş ödeme, iki kez girilmiş fatura, uygulanmamış
iskonto, hesaba geçmemiş iade sık rastlanan durumlardır ve her biri doğrudan
kârınızdan yenmiş demektir.
Tek Tedarikçiye Bağlanmayın
Her ana kalemde en az iki, mümkünse üç kanal tutun:
·
Ana tedarikçi: Hacmin çoğu, en iyi koşul.
·
İkinci tedarikçi: Fiyat kıyası ve acil durum.
·
Yedek kanal: Toptancı, ithalatçı veya yurt dışı
alternatif.
İkinci kanalın asıl işlevi mal almak değil, fiyatın
gerçekliğini ölçmektir. Rakip teklif olmadan yapılan pazarlığın gücü
yoktur.
Ama diğer uca da savrulmayın. Her seferinde başka yerden
alan, sürekli kuruş peşinde koşan tüccar; malın kıtlaştığı, kurun oynadığı,
tedarikin zorlaştığı dönemde kimseden öncelik göremez. Uzun vadede en iyi
koşulu, en çok pazarlık eden değil, ödemesini gününde yapan tüccar alır. Sektör
küçük, hafızası güçlüdür.
Yerine Koyma Maliyetini Fiyatlayın
Bu, enflasyonlu ve kur oynaklığının yüksek olduğu bir
ortamda al-sat firmalarının sermayesini eriten en sinsi hatadır.
Raftaki mal aylar önce alınmıştır. Onu eski maliyetin
üzerine kâr koyarak satarsanız, kâğıt üzerinde kâr edersiniz ama yerine
yenisini koyamazsınız. Kasada para vardır, stok küçülmüştür. Bunu fark
etmeniz için genellikle iki üç ay geçmesi gerekir ve o zamana kadar
sermayenizin bir kısmı buharlaşmıştır.
Kural: Fiyatı, aldığınız maliyete göre değil, bugün
yerine koyma maliyetine göre belirleyin. İthal kalemlerde kur hareketini
gecikmeden yansıtın. Sık ve küçük adımlarla fiyat güncellemek, seyrek ve büyük
zamlardan hem daha kolay yönetilir hem müşteride daha az tepki yaratır.
Doğrudan İthalatı Düşünün (ama hesabını yaparak)
Yurt içindeki ithalatçıdan alan bir tüccar için doğrudan
ithalat, marjı büyütmenin en somut yoludur. Aradaki katmanı kaldırırsınız,
marjın bir kısmı size kalır.
Ama bedelsiz değildir. Doğrudan ithalat şunları getirir:
yüksek minimum sipariş miktarları (konteyner bazında), uzayan tedarik süresi
(dolayısıyla daha fazla stok), kur riski, gümrük ve navlun süreçleri, kalite
riskinin tamamen size geçmesi, dil ve mevzuat bilgisi ihtiyacı.
Karar vermeden önce şu hesabı yapın: Doğrudan ithalatın
getireceği ek marj, bağlayacağı ek sermayenin ve üstleneceğiniz riskin
karşılığı mı? Bir konteyner mal 6 ay rafta bekleyecekse, kazandığınız 5
puan marj, bağladığınız sermayenin maliyetini karşılamayabilir.
Başlangıç için doğru yol, tüm gamı değil, hızlı dönen ve
dayanıklı birkaç kalemi doğrudan ithal etmektir. Teslim şekilleri (EXW, FOB,
CIF, DAP) ve ödeme yöntemleri (peşin, vesaik mukabili, akreditif) konusunda
bilgilenmeden bu işe girmeyin; yanlış bir teslim şekli kârı zarara çevirebilir.
Siparişi Siz Hazırlayın
Tedarikçinin satış temsilcisi sizin ortağınız değil, kendi
hedefi olan bir çalışandır. Ay sonunda kotasını tutturmak için elinde kalanı,
yeni çıkan ürünü veya yavaş dönen kalemi size yüklemeye çalışır. Üstelik bunu
iyi niyetle, sohbet havasında yapar.
Kural basittir: siparişi kendi stok ve satış
verilerinize bakarak siz hazırlayın, temsilci geldiğinde listeyi ona verin.
Onun okuduğu listeyi onaylamak, al-sat firmalarındaki ölü stokun bir numaralı
kaynağıdır.
Birinci Strateji İçin Kontrol Listesi
·
Ana kalemlerinizin tedarikçi bazında fiyat
defterini tutuyor musunuz?
·
Tedarikçilerinizi sadece fiyatla mı, yoksa sekiz
kalemin tamamıyla mı kıyaslıyorsunuz?
·
Hak ettiğiniz ciro primini ve kanal desteklerini
yazılı olarak talep ettiniz mi?
·
Aylık cari mutabakatı yapıyor musunuz?
·
Her ana kalemde en az iki tedarikçiniz var mı?
·
Fiyatlarınızı alış maliyetine göre mi, yerine
koyma maliyetine göre mi belirliyorsunuz?
İKİNCİ STRATEJİ: SERMAYENİZ
RAFTA DURUYOR — STOĞU VE NAKİT DÖNGÜSÜNÜ YÖNETİN
Bir al-sat firmasının bilançosuna bakın: sermayenin büyük
kısmı iki yerdedir: stokta ve piyasadaki alacakta. Kasada duran para genelde
küçük bir tutardır.
Bu yüzden tüccarlıkta stok yönetimi bir “depo işi” değildir;
doğrudan finans işidir. Ve al-sat firmalarında satışları artırmanın en hızlı
yolu çoğu zaman yeni müşteri bulmak değil, aynı sermayeyi daha hızlı
döndürmektir.
Stok Devir Hızı: Aynı Parayla Kaç Kez Kazanıyorsunuz?
Stok devir hızı basit bir orandır: Satılan Malın Maliyeti ÷
Ortalama Stok Maliyeti.
Yılda 4 defa dönen bir stokla çalışıyorsanız, aynı parayla
yılda 4 kez kâr ediyorsunuz demektir. Devir hızını 6’ya çıkarırsanız, hiç ek
sermaye koymadan, hiç yeni müşteri bulmadan kârınızı % 50 artırırsınız.
Bu cümleyi bir daha okumanızı rica ederim. Çünkü al-sat
işinde büyümenin en ucuz yolu budur ve firmaların çoğu bunun yerine “bir
satıcı daha alsak mı” diye düşünür.
Tüccarın Gerçek Karne Notu: GMROI
Stok devir hızı tek başına yeterli değildir; çünkü hızlı
dönen ürün az kâr bırakıyor olabilir. İkisini birleştiren ölçü GMROI’dir (Gross
Margin Return On Investment — Stok Yatırımının Brüt Kâr Getirisi):
GMROI = Brüt Kâr ÷ Ortalama Stok Maliyeti
Anlamı şudur: stoğa bağladığınız her 1 lira, size yılda kaç
lira brüt kâr getiriyor? Bir örnekle bakalım:
|
Ürün Grubu |
Yıllık Satış |
Brüt Marj |
Brüt Kâr |
Ortalama Stok |
Devir Hızı |
GMROI |
|
A grubu |
6.000.000 |
15,0% |
900.000 |
850.000 |
6 |
1,06 |
|
B grubu |
3.000.000 |
30,0% |
900.000 |
1.400.000 |
1,5 |
0,64 |
|
C grubu |
1.500.000 |
22,0% |
330.000 |
200.000 |
5,9 |
1,65 |
Bu tabloya bakan pek çok tüccar, marjı (brüt karlılığı) en
yüksek olduğu için B grubunu sever ve stoğunu ona yatırır. Oysa B grubu,
bağladığı her liraya karşılık en az kâr getiren gruptur. Asıl yıldız, kimsenin
dikkat etmediği C grubudur.
GMROI’yi ürün grubu bazında hesaplayın. Bu hesabı ilk
kez yaptığınızda, sermayenizin nereye yanlış yatırıldığını göreceksiniz. Sonuç
genellikle şudur: marjı yüksek diye sevilen ürünler sermayeyi yiyor, marjı
düşük diye küçümsenen ürünler para kazandırıyor.
Stoksuz Satışın Mantığı: Çapraz Depolama
Tüccarlıkta en tatlı kâr, depoya hiç girmeyen maldan elde
edilen kârdır. Çapraz depolama (Cross-docking) tam olarak bunu sağlar.
Tedarikçiden çıkan mal, sizin deponuzda rafa kaldırılıp beklemez; doğrudan
toplama alanında müşterilere giden araçlara aktarılır. Mal depoda durmadığı
için stok tutma maliyeti, depo işçiliği ve malın bozulma/eskime riski sıfıra iner.
Hızlı dönen ve yüksek hacimli ana kalemlerinizde çapraz depolama kurgusunu bir
kez oturttuğunuzda, stok devir hızınızın ve dolayısıyla GMROI oranınızın nasıl
tavan yaptığını hayretle izlersiniz.
Nakit Dönüşüm Süresi: Paranız Kaç Gün Dışarıda?
Al-sat firmasının en kritik finansal göstergesi budur: Nakit
Dönüşüm Süresi = Stokta Kalma Süresi + Alacak Tahsil Süresi − Borç Ödeme Süresi
Bir örnekle anlatayım: Malı ortalama 90 gün stokta
tutuyorsunuz, müşterinizden ortalama 100 günde tahsil ediyorsunuz,
tedarikçinize ortalama 60 günde ödüyorsunuz: 90 + 100 − 60 = 130 gün
Bu şu demektir: kasanızdan çıkan para, size ortalama 130 gün
sonra geri dönüyor. Yani cironuzun yaklaşık üçte biri kadar bir tutarı, sürekli
olarak piyasada ve rafta finanse etmek zorundasınız. Bu parayı ya öz
sermayenizden ya krediden karşılıyorsunuz. Her iki durumda da bir maliyeti var
ve bu maliyet çoğu zaman hiçbir fiyat listesine yansıtılmıyor.
Nakit dönüşüm süresini kısaltmanın üç yolu vardır ve üçü de
sizin elinizdedir:
·
Stokta kalma süresini kısaltmak (bu bölümün
konusu)
·
Alacak tahsil süresini kısaltmak (beşinci
stratejinin konusu)
·
Tedarikçi vadesini uzatmak (birinci stratejinin
konusu)
Bu üç rakamı her ay ölçün. Nakit sıkışıklığı yaşadığınızda
krediye koşmadan önce bu üç rakama bakın; sorunun kaynağı neredeyse her zaman
burada görünür.
Stoğunuzu Üçe Ayırın
Kolunuz ne olursa olsun, elinizdeki kalemler üç gruba
ayrılır:
·
A grubu: Ciroyu Taşıyanlar. Genellikle
kalem sayısının küçük bir bölümü, cironun büyük bölümünü yapar. Bunlarda asla
stoksuz kalmayın. Yok satmak, sadece o siparişi değil, çoğu zaman müşteriyi
kaybetmektir.
·
B grubu: Bulunabilirlik Kalemleri. Yavaş
döner ama bulundurmanız gerekir; çünkü “burada her şey var” itibarını
bunlar üretir. Müşteri 200 liralık ara parçayı sizde bulamazsa, 20.000 liralık
alışverişini de başka yere götürür. Az adet, mutlaka var.
·
C grubu: Gerçek Ölü Stok. Yıllardır
satılmayan, modası geçmiş, artık üretilmeyen sisteme ait veya yanlışlıkla
alınmış kalemler. Bunlar itibar değil, sadece kayıptır. Kampanya yaparak
eritin. (Bu tür stok maalesef her zaman olacaktır, çünkü her zaman %100
isabetli alım kararı vermek mümkün değildir)
Bu ayrımı yapmanın tek yolu ölçmektir: hangi kalem son 12
ayda kaç kez satıldı? Bu bilgi olmadan B ile C’yi birbirinden ayıramazsınız.
Tüccarların çoğu, C grubunu B sanarak yıllarca taşır.
Bunu daha ileri götürmek isterseniz iki analiz daha ekleyin:
XYZ analizi (talebin öngörülebilirliği: X sabit, Y dalgalı, Z öngörülemez) ve
FSN analizi (hareket hızı: Fast, Slow, Non-moving). ABC ile birleştirdiğinizde,
hangi kalemde ne kadar emniyet stoğu tutmanız gerektiğini rahatça görürsünüz.
Yılda Bir Kez Acımasız Eleme Yapın
Son 12 ayda hiç hareket görmemiş her kalemi listeleyin ve şu
üç yoldan biriyle nakde çevirin: indirimle satmak, sepet/set halinde eritmek,
ya da aynı işi yapan bir meslektaşınıza toplu devretmek.
Bu, kabullenmesi zor bir iştir. Çünkü o malı satarken “zarar
yazmış” olursunuz. Ama rafta duran mal zaten zarardadır; sadece bunu
deftere yazmamışsınızdır. O parayı hızlı dönen kaleme aktarmak, elde tuttuğunuz
maldan her zaman değerlidir.
Firmalara önerim, yılda bir kez “stok günleri kampanyası”
yaparak bu temizliği bir takvime bağlamalarıdır. Hem nakit yaratırsınız, hem
depoda dinamik ürünlere yer açarsınız, hem de müşterilerinize gelmeleri için
bir sebep vermiş olursunuz.
Yok Satmayı da Ölçün
Ölü stok görünür bir hatadır; herkes onu görür. Ama yok
satmak görünmez bir hatadır ve çoğu zaman daha pahalıdır. Müşteri sizden
istediğini bulamadığında hiçbir kayda düşmez; sadece rakibinize gider ve bir
dahaki sefere belki hiç sormaz.
Bunu ölçmenin basit bir yolu var: sipariş karşılama oranı.
Gelen siparişlerdeki kalemlerin yüzde kaçını tam olarak karşılayabildiniz? Bu
oranı ay ay takip edin. % 95’in altına düşüyorsa, stok politikanızda bir sorun
var demektir.
Karşılayamadığınız kalemleri de mutlaka kaydedin. Bu liste,
bir sonraki alım kararınızın en değerli girdisidir.
Depoyu ve Sevkiyatı İhmal Etmeyin
Al-sat firmasında depo, üretici firmadakinden bile
kritiktir; çünkü işinizin tamamı odur. Kaydi stok ile fiili stok birebir
örtüşmeli, adresleme yapılmalı, el terminali ve barkod kullanımı zorunlu
olmalı, mal kabul ile sevkiyat mümkünse ayrı ellerde ve ayrı kapılardan olmalı,
depo sayımını depocular değil muhasebe yapmalı, “ilk giren ilk çıkar” kuralı
işlemeli. (Bu konuyu “Satış Açısından Depo Yönetimi” başlıklı makalemde
tüm ayrıntılarıyla ele aldığım için burada uzatmıyorum.)
Yalnız şunun altını çizeyim: bilgisayardaki stok listesiyle
depodaki malın örtüşmemesi, al-sat firmasında doğrudan satış kaybıdır.
Müşteriye söz verirsiniz, mal çıkmaz; ya satışı ya müşteriyi kaybedersiniz.
İkinci Strateji İçin Kontrol Listesi
·
Stok devir hızınızı biliyor musunuz? Geçen yıla
göre arttı mı, azaldı mı?
·
GMROI’yi ürün grubu bazında hesapladınız mı?
·
Nakit dönüşüm süreniz kaç gün?
·
Stoğunuzu A, B ve C olarak ayırdınız mı?
·
Son 12 ayda hiç satılmayan kalemlerin listesi
elinizde var mı?
·
Sipariş karşılama oranınızı ölçüyor musunuz?
ÜÇÜNCÜ STRATEJİ: ARADAN
ÇIKARILMAYIN — KATMA DEĞERİNİZİ TANIMLAYIN VE BÜYÜTÜN
Şimdi işin en can alıcı yerine geliyoruz. Bir tüccara sorun:
“Müşteriniz neden sizden alıyor?” Alacağınız cevap genelde şudur: “Yıllardır
çalışıyoruz, iyi ilişkilerimiz var.” Bu, güzel bir cevaptır ama bir
strateji değildir. İlişki, sizden daha ucuza veren biri çıkana kadar sürer.
Tüccar KOBİ’nin kendisine sorması gereken doğru soru şudur: “Ben
aradan çıkarılırsam müşterim ne kaybeder?”
Bu sorunun net bir cevabı yoksa, işiniz risk altındadır.
Çünkü sattığınız ürünü üretici de satabilir, ithalatçı da satabilir, bir
pazaryeri de satabilir. Aradaki halkanın ayakta kalması, o halkanın bir iş
görmesine bağlıdır.
Tüccarın Varlık Sebepleri
Peki tüccar hangi işi görür? Klasik ticaret teorisinde bir
toptancının müşterisine sağladığı fayda altı başlıkta toplanır:
·
Seçki: Müşteri onlarca üreticiyle tek tek
uğraşmak yerine, ihtiyacının tamamını sizden alır. Tek fatura, tek sevkiyat,
tek muhatap. (Buna İngiliz dostlarımız “One Stop Shopping” der.)
·
Kırma (parçalama): Üretici bir palet
satar, müşteri bir koli ister. Aradaki farkı siz kapatırsınız.
·
Yakınlık ve hız: Üreticiden mal 15 günde
gelir, sizden aynı gün gelir. Müşterinin acil ihtiyacını siz karşılarsınız.
·
Stok riskini üstlenme: Müşteri stok
tutmak zorunda kalmaz; onun yerine siz tutarsınız.
·
Kredi sağlama: Üretici peşin ister, siz
vade verirsiniz. (Bu maddeye beşinci stratejide ayrıca döneceğim.)
·
Bilgi ve danışmanlık: Hangi ürün hangi
işe uygun, hangi muadili var, nasıl kullanılır, bunu müşteri sizden
öğrenebilir.
Şimdi elinize bir kalem alın ve bu altı maddeyi kendi işiniz
için tek tek puanlayın. Hangilerinde gerçekten iyisiniz? Hangilerinde
vasatsınız? Hangileri sizde hiç yok?
Çünkü tehdit tam da buradan geliyor. Üretici kendi
lojistiğini kurup küçük parti göndermeye başlarsa, “kırma” faydanız
değersizleşir. Bir pazaryeri binlerce ürünü tek platformda toplarsa, “seçki”
faydanız değersizleşir. Müşteriniz kendi stoğunu yönetmeyi öğrenirse, “stok
riski üstlenme” faydanız değersizleşir.
Ayakta kalmanın yolu, değersizleşen faydaların yerine değeri
artan faydaları koymaktır.
Katma Değer Katmanları
İşte al-sat yapan bir KOBİ’nin ürünün üstüne koyabileceği
katmanlar (kolaydan zora doğru):
1)
Hizmet katmanı (en hızlı kurulan)
a)
Aynı gün veya ertesi gün teslimat
b)
Acil sipariş hattı
c)
Müşteriye özel stok bulundurma (tampon stok,
konsinye)
d)
Sipariş hatırlatma: “şu ürününüz bitmek
üzeredir, ayırayım mı?”
e)
Teknik destek hattı ve doğru ürün seçimi
danışmanlığı
f)
Kullanım eğitimi
g)
Sorunsuz iade ve değişim
2)
İşlem katmanı (hafif katma değer)
Ürüne dokunarak değer katmak,
tüccarı aracı olmaktan çıkarır. Sektöre göre örnekler: kesim (sac, cam, kablo,
kumaş, kereste), boyama ve renklendirme, paketleme ve porsiyonlama, set haline
getirme, montaj, kalibrasyon, etiketleme, karışım hazırlama, ambalajlama.
Bu işlemler genellikle küçük bir
yatırımla kurulur ve marjı belirgin biçimde yükseltir. Üstelik müşteri,
kesilmiş/hazırlanmış malı başka yerden almak istemez; çünkü kendisi yapmak
zorunda kalacaktır.
3)
Uzmanlık katmanı (en zor taklit edileni)
Her şeyi biraz satan tüccar ile
tek bir alanda derinleşen tüccar arasında büyük fark vardır. Uzmanlaşma; ürün
bilgisi, muadil bilgisi, mevzuat bilgisi ve problem çözme kabiliyeti demektir.
Müşteri “bu işi en iyi orası bilir” dediğinde fiyat konuşulmaz.
4)
Marka katmanı (en kalıcı olanı)
Bu, al-sat yapan bir KOBİ’nin
atabileceği en stratejik adımdır: kendi markanızı yaratmak.
Başkasının markasını satarken
sizin bir kaleniz yoktur; aynı markayı beş kişi daha satıyordur ve rekabet
kaçınılmaz olarak fiyata iner. Kendi markanızla ürün getirdiğinizde ise fiyat
karşılaştırması yapılamaz hale gelir, marjınız yükselir ve o markanın değeri
zamanla sizin varlığınız olur.
Yolu genellikle şudur: önce fason
ürettirmek veya ithal edip kendi markanızı basmak, sonra ambalajı ve
konumlandırmayı kurmak, ardından bayi ağınıza bunu benimsetmek. Bu geçişi yapan
pek çok firma tanıyorum; hepsi de al-satçı kimliğinden marka sahibi kimliğine
geçtikten sonra hem karlılığını hem pazarlık gücünü artırdı.
Not: Kendi markanızı
yaratırken tedarikçinizle ilişkinizi de gözetin. Sattığınız markanın doğrudan
rakibi olacak bir ürünü kendi markanızla piyasaya sürmek, ana tedarikçinizle
aranızı bozabilir. Genelde doğru yol, tedarikçinizin gamında olmayan veya zayıf
olduğu kalemlerden başlamaktır.
Bulunurluk: En Güçlü Satış Argümanınız
Tüccarlıkta en çok satan cümle şudur: “Bende var.”
Müşteri sizi aradığında aradığını bulabiliyorsa, fiyatı bir miktar yüksek olsa
bile alır. Bulamıyorsa, ikinci sefer belki arar, üçüncü sefer aramaz.
Bu yüzden ikinci stratejide anlattığım stok yönetimi aslında
bir satış stratejisidir. Al-sat işinde stok politikası ile satış politikası
aynı şeydir.
Dijital Kanalı Kurun (Rakibiniz Zaten Kuruyor)
Bu makalenin girişinde değindiğim tehdidin somut hali budur.
Gartner’ın araştırmaları, B2B alıcılarının satın alma sürelerinin yalnızca
küçük bir bölümünü tedarikçilerle görüşerek geçirdiğini, geri kalanını kendi
başlarına araştırarak harcadığını ve önemli bir kısmının sizi hiç aramadan kısa
listesini oluşturduğunu gösteriyor. Yani alıcı sizi aramadan önce ya listesine
alıyor ya da eliyor.
Bunun al-sat yapan bir KOBİ için karşılığı üç somut adımdır:
·
Görünür olun. Ürün gamınız, stok
durumunuz ve iletişim bilgileriniz internette bulunabilir olsun. Alıcı ürünü
aradığında karşısına çıkmıyorsanız, o iş sizin için hiç var olmamış demektir.
·
B2B sipariş portalı kurun.
Müşterilerinizin kendi hesabıyla girip stok görebildiği, fiyatını (kendi
iskonto kademesiyle) görebildiği, sipariş verebildiği, cari ekstresine ve
irsaliyesine ulaşabildiği basit bir sistem. Bu, bugün büyük bir yatırım
gerektirmiyor; pek çok ERP’nin modülü var.
o
Bunu satıcınızı işsiz bırakmak için değil,
serbest bırakmak için yapın. Rutin siparişleri portal alsın; satıcınız da
avcılığa, yani yeni müşteri kazanmaya ve mevcut müşteride pay büyütmeye zaman
ayırsın.
·
Pazaryerlerinde dükkan açan bayiler bulun.
Onlarla “drop shipping” mantığıyla çalışın.
·
Toptan ve/veya perakende satış yapma imkanı
veren pazaryerlerinden de satış yapmaya çalışın.
o
Pazaryerlerine girmeden önce komisyon
oranlarını, kargo maliyetini ve iade koşullarını fiyatınıza baştan yazın. Aksi
halde ciroyu büyütüp kârı küçültürsünüz. Ayrıca kendi bayi ağınızla aynı ürünü
pazaryerinde daha ucuza satmak, kanal çatışması yaratır ve size en çok
kazandıran müşterileri küstürür. Dolayısıyla ya liste fiyatlarınızdan satmaya
çalışın ya da bayilerinizin olmadığı yerlerde ürünlerinizi “sanal satışa”
çıkarın ya da bayilerinize vermeyeceğiniz ürün ve markaları sanal satışa
çıkarın.
Satışlarınızı dijital kanaldan da yapacaksanız, bu kanalın
başına e-ticaretten ve dijital pazarlamadan anlayan birisini koyun. Aksi
taktirde bu kanaldan iyi verim alamazsınız ve geri çekilirsiniz.
Kanal Çatışmasını Önleme: Ürün Segmentasyonu
Kendi markanızı çıkarmaya karar verdiğinizde veya dijital
kanaldan satışa başladığınızda, ana tedarikçinizle veya mevcut bayilerinizle
karşı karşıya gelme (kanal çatışması) riski doğar. Ana tedarikçiniz "sen
benim malımı bırakıp kendi malını mı öne çıkaracaksın" diyebilir;
bayileriniz ise "sen internetten doğrudan satarak benim ekmeğime kan
doğruyorsun" diye kazan kaldırabilir.
Bu çatışmayı yönetmenin tek yolu keskin ürün
segmentasyonudur. Bayilerinize veya mevcut kanalınıza verdiğiniz ana ürün
serisini asla dijitalde daha ucuza satmayın. Kendi markanızı veya sanal
pazaryeri ürünlerinizi, mevcut tedarikçinizin bulunmadığı niş alanlarda, farklı
teknik özelliklerle veya farklı ambalaj boyutlarıyla piyasaya sürün. Amacınız
mevcut kanalla rekabet etmek değil, o kanalın ulaşamadığı kör noktaları
kapatmak olmalıdır.
Üçüncü Strateji İçin Kontrol Listesi
·
“Ben aradan çıkarılırsam müşterim ne
kaybeder?” sorusuna net cevabınız var mı?
·
Altı klasik toptancı faydasından hangilerinde
güçlüsünüz?
·
Ürüne dokunarak değer katan bir işleminiz var
mı?
·
Kendi markanızı yaratmayı hiç düşündünüz mü?
·
Bir alıcı ürününüzü internette arasa sizi bulur
mu?
·
Müşterileriniz size 7/24 sipariş verebiliyor mu?
DÖRDÜNCÜ STRATEJİ: MÜŞTERİ
PORTFÖYÜNÜZÜ HEM GENİŞLETİN HEM DERİNLEŞTİRİN
Al-sat firmalarında satış artışı iki koldan gelir: yeni
müşteri kazanmak ve mevcut müşteriden daha çok satmak. Firmaların çoğu
birincisini konuşur, ikincisini ihmal eder. Oysa ikincisi hem daha ucuz hem
daha hızlıdır.
Derinleşme: Müşterinizde Payınız Ne?
Bir tüccar için en değerli ölçü şudur: müşterinizin bu
kategorideki toplam alımının yüzde kaçı sizden geliyor? Buna “cüzdan payı”
denir ve neredeyse hiçbir al-sat firması ölçmez. Oysa hesaplaması zor değildir;
müşterinizle kurduğunuz ilişki iyiyse doğrudan sorabilirsiniz, değilse
müşterinin ölçeğinden ve sektör ortalamalarından tahmin edebilirsiniz.
Bunu ölçtüğünüzde tablo genelde şöyle çıkar: yıllardır
memnuniyetle çalıştığınızı sandığınız müşterinin size verdiği pay % 30’dur;
kalan % 70’i iki rakibiniz paylaşmaktadır. O müşteride payınızı % 30’dan %
50’ye çıkarmak, sıfırdan yeni müşteri bulmaktan çok daha kolaydır. Çünkü sizi
zaten tanıyor, ürününüzü zaten kullanıyor, cari hesabınız zaten açık.
Pay büyütmenin en pratik göstergesi ise müşteri başına
aldığı kalem sayısıdır. ERP’nizden şu raporu isteyin: her müşteri, son 12
ayda ürün gamınızdaki kaç farklı kalemi aldı? Sonuç neredeyse her firmada
şaşırtıcıdır. 400 kalemlik bir gamınız vardır ve müşterilerinizin çoğu 8-12
kalem alıyordur. Bu, satılmamış 380 kalem demektir ve müşteriniz onların bir
kısmını mutlaka başka yerden alıyordur.
Yapılacak iş basittir:
·
Her müşteri için “aldıkları” ve “almadıkları”
listesini çıkarın.
·
Satıcıya veya müşteri temsilcisine bu listeyi
verin.
·
Ziyaretin gündemine “siz bunu bizden
almıyorsunuz, sebebi nedir?” sorusunu koyun.
Cevaplar çoğu zaman şaşırtıcı derecede masumdur: “sizde
olduğunu bilmiyordum”, “eskiden yoktu”, “bir kere sormuştum
yoktu, bir daha sormadım”. Bu üç cümle, kaybedilmiş cironun en yaygın
sebepleridir ve hepsi düzeltilebilir.
Sipariş Sıklığını Artırın
Al-sat işinde ciro üç şeyin çarpımıdır: Müşteri sayısı ×
Ortalama sipariş tutarı × Yıllık sipariş sayısı
Çoğu firma yalnızca birincisiyle uğraşır. Oysa diğer ikisi
çok daha ucuz ve hızlı iyileşir.
Sipariş sıklığını artırmanın yolları: düzenli ziyaret rotası
kurmak, tüketim hızını bilip hatırlatma yapmak, kampanya ve yeni ürün duyurusu
göndermek, portal üzerinden tekrar sipariş kolaylığı sağlamak. Sipariş tutarını
artırmanın yolları ise: tamamlayıcı ürün önerisi, kademeli iskonto (belli
tutarın üstünde ek avantaj), navlun eşiği (belli tutarın üstünde ücretsiz
teslimat), set ve paket satış.
Bu araçların hiçbiri yeni müşteri bulmayı gerektirmez.
Pasif Carileri Diriltin
Al-sat firmalarında en kolay ciro, pasif carilerde durur. Son
3 ayda, 6 ayda ve 12 ayda alım yapmayan müşterilerin listesini her ay çıkarın.
Bu liste satış departmanınızın en değerli belgesidir. Her birini arayın ve tek
bir soru sorun: neden almıyorsunuz?
Cevaplar genelde şunlardır: sevkiyat gecikmesinden küsmüş,
bir kalite sorunu çözülmemiş, rakip daha iyi vade vermiş, sorumlu satıcı
değişmiş ve yeni satıcı hiç uğramamış, kendi işleri durmuş. İlk dördü
düzeltilebilir sebeplerdir ve düzeltmesi yeni müşteri bulmaktan ucuzdur.
Unutmayın: memnuniyetsiz müşterilerin çok küçük bir kısmı
size şikâyet eder. Geri kalanı sessizce gider ve memnuniyetsizliğini piyasaya
anlatır. Şikâyet eden müşteri, size hatanızı düzeltme şansı veren müşteridir.
Genişleme: Yeni Müşteri ve Yeni Bölge
Derinleşmenin bir sınırı vardır; bir noktadan sonra
genişlemek gerekir. Yeni müşteri kazanmada tüccar için geçerli olan kural,
yıllardır tekrarladığım kuraldır: dolaşan kurt avlanır. Müşterinin sizi
bulmasını beklerseniz çok beklersiniz. Bir firma ihtiyacı için sonsuz arayışa
girmez; üç dört tedarikçi bulur, karşılaştırır ve alır. O üç dörtten biri
değilseniz, o iş size hiç gelmez.
Pratik olarak:
·
Bölgenizi taratın. Satıcınıza bir bölge
verin ve o bölgedeki tüm potansiyel müşterileri listeletin: sanayi siteleri,
OSB’ler, esnaf çarşıları, sektörel yoğunlaşma alanları. Sonra sistemli olarak
taratın. Yani o bölgede çalışma ihtimaliniz olan her müşteri adayı listenizde
olsun. Onlar sizin hedefiniz.
·
Rakiplerinizin müşterilerini tespit edin.
Sektörünüzde rakibin referansları, sosyal medyası ve sahadaki gözlemler size
bir liste verir. Onlar da sizin hedefiniz.
·
Yeni il ve bölgelere açılın. Yıllardır
aynı üç ilde çalışan pek çok tüccar, yanı başındaki ile hiç girmemiştir. Bir
bölgeye girmenin maliyeti bugün, on yıl öncesine göre çok daha düşüktür. Cesur
olun, girişimci olun.
·
Yeni müşteri segmentleri deneyin. Aynı
ürünü farklı bir sektöre satmak, çoğu zaman en ucuz büyüme yoludur. (Mesela
Horeca’lara satış düşünün)
Kanallarınızı Çeşitlendirin
Al-sat yapan bir KOBİ’nin kullanabileceği satış kanalları
düşündüğünüzden fazladır:
·
Saha satış ekibi: Ziyaret eder, ilişki
kurar, sipariş toplar.
·
Plasiyer / sıcak satış: Araçla rota
gezer, hem taşır hem satar. Hızlı tüketim ve küçük kalemli işlerde çok
etkilidir.
·
Telefonla satış (iç satış ekibi): Küçük
ve orta müşterilerde saha ziyaretinin maliyetini kaldıramadığınız durumlarda
idealdir. Düzenli arama takvimi kurun.
·
Toptan satış mağazası / showroom: Müşteri
gelir, görür, seçer, alır. Aynı zamanda ürün gamınızı sergileme imkânıdır.
·
B2B sipariş portalı: Rutin siparişler
için.
·
Alt bayi / alt toptancı ağı:
Ulaşamadığınız bölgelerde erişim sağlar.
·
İhracat: Bavul ticareti veya doğrudan
ihracat. Yurt dışındaki tüccarlara satış, al-sat firmaları için en çok ihmal
edilen büyüme kanalıdır.
Hepsini birden açmayın. Üç ay bir kanala odaklanın, kurun,
oturtun, sonra diğerine geçin. Bir kanalı yeterince fethetmeden diğerine geçmek
sağlıklı olmaz.
Satış Ekibini Sisteme Bağlayın
Bu konuyu üretici KOBİ’lere yönelik makalemde ayrıntılı
anlattığım için burada özetle geçiyorum, ama al-sat işine özel iki noktanın
altını çizmek isterim.
·
Birincisi: Tüccarın satıcısı, üreticinin
satıcısından farklı olarak çok kalemli bir gamı satmak zorundadır. Bu yüzden
ürün eğitimi burada çok daha kritiktir. Satıcınız gamınızın ancak % 20’sini
biliyorsa, cironuzun % 80’i o % 20’den gelir. Düzenli ürün eğitimi, al-sat
firmasında en yüksek getirili yatırımlardan biridir.
·
İkincisi: Prim sisteminizi ciroya değil,
brüt kâra ve tahsilata bağlayın. Dar marjlı bir işte ciro üzerinden komisyon
vermek, satıcınızı iskonto yapmaya teşvik etmektir. Satıcılarınıza vereceğiniz
primi parçalara ayırın: ürün grubuna göre farklı çarpanlar, iskonto disiplini,
tahsilat başarısı, yeni müşteri kazanımı, ölü stok eritme, kalem çeşitliliği.
Böylece prim sistemi sizin yerinize yönetmeye başlar.
Dördüncü Strateji İçin Kontrol Listesi
·
Müşterilerinizin cüzdan payınızı biliyor
musunuz?
·
Her müşterinin “aldıkları / almadıkları” listesi
elinizde var mı?
·
Müşteri başına ortalama kalem sayınız kaç?
·
Pasif cari listenizi her ay gözden geçiriyor
musunuz?
·
Kaç satış kanalınız var, hangisini son iki yılda
eklediniz?
·
Priminiz ciroya mı, brüt kâra ve tahsilata mı
bağlı?
BEŞİNCİ STRATEJİ: SİZ
AYNI ZAMANDA BİR BANKASINIZ — VADEYİ, RİSKİ VE TAHSİLATI YÖNETİN
Al-sat yapan bir firmanın patronuna genelde şunu söylerim:
Siz sadece mal satmıyorsunuz, aynı zamanda kredi veriyorsunuz. Malı verirsiniz,
parayı üç ay sonra alırsınız. Bu, tanımı gereği bir kredi işlemidir. Aradaki
parayı ya öz sermayenizden ya bankadan finanse edersiniz. Yani siz, farkında
olmadan, müşterilerinize kredi kullandıran bir finans kuruluşu gibi
çalışırsınız. Ama bir bankanın yaptığı hiçbir şeyi yapmadan: risk
değerlendirmesi yapmadan, limit koymadan, teminat almadan, faiz hesaplamadan.
Vadeler Uzuyor, Risk Büyüyor
Sektörel araştırmalar Türkiye’de ticari vadelerin son
yıllarda ciddi biçimde uzadığını gösteriyor: hızlı tüketimde 45-60 gün
bandından 60-95 güne, dayanıklı ürünlerde 75-90 gün bandından 110-120 güne
çıkmış durumda. Vadesi geçmiş ödemeler de hesaba katıldığında pek çok sektörde
fiili tahsilat süresi 100 günü aşmış görünüyor.
Türk Ticaret Kanunu’nun 1530. maddesi, sözleşmede aksi
belirtilmemişse ödemenin fatura veya mal tesliminden itibaren 30 gün içinde
yapılmasını öngörür ve alacaklının KOBİ olduğu ilişkilerde vadeye üst sınır
getirir. Ama uygulamada bunun ne ölçüde gözetildiğini hepimiz biliyoruz.
Bu tablo al-sat firmaları için özellikle tehlikelidir. Çünkü
marjınız dardır; % 15 marjla çalışan bir tüccarda 100 bin liralık bir batık,
yaklaşık 670 bin liralık satışın brüt kârını götürür. Bir batık müşteri, on
kârlı müşteriyi siler.
Müşteriye Limit Koyun ve Risk Ölçün
Bankanın yaptığını yapın: her müşteri için bir açık hesap
limiti belirleyin ve bunu duyguya değil veriye dayandırın.
·
Limit belirlerken bakılacaklar: firmanın ticari
geçmişi, ödeme performansı (sizdeki geçmiş kayıtları), sektörünün durumu,
ölçeği, piyasadan alınan istihbarat, çek/senet karşılıksızlık kaydı, varsa
ticari sicil ve risk raporları.
Bir firmanın toplam açık hesap tutarı, yıllık satış
hedefinin yaklaşık % 8’ini (on ikide birini) geçmemelidir. Bunu genel bir çıpa
olarak kullanabilirsiniz. (Vadeli çalışan firmalar için bu oran %15 olabilir.)
·
Limit koymak yetmez; limiti uygulayın.
Limitini aşan müşteriye sevkiyatı durdurmak kabalık değil, işletmenizi
korumaktır. Alacağı büyüttükçe hem parayı hem müşteriyi kaybetme riskiniz
artar.
Teminat ve Risk Aktarma Araçlarını Kullanın
Türkiye’de al-sat firmalarının çok azı bu araçları
kullanıyor; oysa hepsi mevcut:
·
Teminat mektubu veya ipotek: Büyük
hacimli ve riskli müşterilerde. Vadesi gelmemiş çek, senet ve havale
taahhütlerinin toplamı, teminat miktarını aşmamalıdır.
·
DBS (Doğrudan Borçlandırma Sistemi):
Müşterinin bankasının ödemeyi garanti ettiği sistem. Tahsilat riskini bankaya
devretmenin en pratik yolu.
·
Ticari alacak sigortası: Prim öder, batık
riskini sigortaya devredersiniz. Özellikle yeni bölgelere veya yeni müşteri
segmentlerine açılırken çok işe yarar.
·
Kefalet ve şahsi teminat: Küçük ölçekli
müşterilerde yaygın uygulama.
Bu araçların maliyeti vardır; ama tek bir batığın
maliyetiyle kıyaslandığında hepsi ucuzdur.
Devlet Destekli Alacak Sigortasını Çalıştırın
Tüccar KOBİ’lerin "sigorta pahalıdır"
diyerek uzak durduğu alacak sigortasında, özellikle yıllık cirosu belirli bir
sınırın altında kalan işletmeler için Devlet Destekli Ticari Alacak Sigortası
(SBM) çok ciddi bir kalkandır. Bu sistemde, teminatsız sattığınız açık hesap
alacaklarınız makul primlerle koruma altına alınır. Müşteriniz battığında veya
çekini ödemediğinde, alacağınızın %90’ına varan kısmını sigorta karşılar.
Üstelik sigorta şirketi, sisteme girdiğiniz her yeni müşteri için size bir risk
analizi ve kredi limiti sunar. Yani bir kuruş harcamadan, arkanıza dev bir
istihbarat departmanı almış olursunuz. Tek bir batığın on kârlı müşteriyi
sildiği bir ortamda, bu imkânı kullanmamak tüccarlık değil, kumar
oynamaktır.
Tahsilatın da Kalitelisi Vardır
Firmalar borcu yüzünden batmaz, nakit akışı yüzünden batar.
Piyasadan alacağı borcunun kat kat üstünde olan nice firma, kötü tahsilat
performansı yüzünden önce maaşları geciktirdi, sonra pahalı krediye muhtaç
oldu, en sonunda bir çekini ödeyemeyip güç duruma düştü.
Genelde firmalar “tahsilat olsun da isterse çamurdan
olsun” diye düşünür. Oysa tahsilatın kalitesi, tahsilatın kendisi kadar
önemlidir. Kalite sıralaması kabaca şöyledir:
·
Mal gönderilmeden alınan havale veya avans (en
kalitelisi)
·
Bağlantı çekleri ve her aya kesilen çek
tutarınca sevkiyat
·
Mal/fatura tesliminde nakit, havale, kredi kartı
veya çek
·
Teslimden sonraki bir hafta içinde ödeme
·
Teslim edilen ayın sonunda ödeme
·
Anlaşılan vadede havale (en riskli)
Bağlantı çekleri konusunda bir uyarı: Müşteriniz herhangi
bir ayda, o ay için kestiği çekten fazla sipariş verirse, fazlalığı
göndermeyin. Çünkü tahsilatını büyük ihtimalle alamazsınız; müşteri “sende bir
sürü çekim var” diyecektir. Bağlantı çeki alan firmaların çoğu, çek tutarına
orantılı sevkiyat disiplinini kuramadığı için bu sistemden zarar görür.
Vadeyi Fiyatlayın
Al-sat firmalarının en yaygın hatası, vadeyi bedava
sanmaktır. Vade bir maliyettir ve mutlaka fiyatın içinde olmalıdır. Bunun
doğru yolu şudur: liste fiyatınızı kabul edebileceğiniz en uzun vadeye göre
belirleyin, daha kısa vadelere iskonto verin.
Örneğin liste fiyatınız 90 gün vadeli fiyatınız olsun. Nakit
ödeyene en yüksek iskontoyu verin, 30 güne belli bir iskonto, 60 güne daha
azını uygulayın, 90 günde iskonto vermeyin, 90 günü aşana vade farkı faturası
kesin. Bu kademeleri ticaret ilkeleri belgenize yazın ve her müşteriye eşit
uygulayın.
Bunun iki faydası var. Birincisi, satıcınız pazarlık
masasında “ne kadar kırabilirim” diye düşünmez; “hangi vadeyi
seçerseniz şu fiyat geçerli” der. İkincisi, müşteri kısa vadeyi kendi
çıkarı için tercih etmeye başlar; siz de tahsilat sürenizi kısaltırsınız.
Kendi Vadenizle Müşterinizin Vadesini Dengeleyin
Basit bir kural: satışlarınızdaki tahsilat vadesi kadar,
tedarikçilerinize vadeli ödeme yapın. Ne daha fazla, ne daha az.
·
Kendi tahsilat vadenizden daha kısa vadeyle mal
alıyorsanız, aradaki farkı finanse ediyorsunuz demektir. Bu, nakit akışınızı
sürekli sıkıştırır.
·
Kendi tahsilat vadenizden çok daha uzun vadeyle
mal alıyorsanız, elinizde bir süre duran parayı iyi değerlendiremiyor olma
riskiniz var.
İkinci stratejide anlattığım nakit dönüşüm süresi hesabı tam
olarak bunu ölçer. Her ay bakın.
Ölçün ve Primlendirin
Tahsilat kalitesini iyileştirmenin en etkili yolu, onu
ölçmek ve satıcının cebine bağlamaktır:
·
Her müşterinin ortalama ödeme süresini ve
ortalama vadesini ölçün. “X müşterisi ortalama 23 günde ödüyor ve ortalama 127
günlük çek veriyor” bilgisine sahipseniz, satıcıya “bu müşteriden 15 günde
ödeme al ve 90 gün vadeye indir” gibi somut bir hedef verebilirsiniz.
·
Her satıcının ortalama tahsilat süresini
ve vadesini ölçün.
·
Primin bir bölümünü tahsilat kriterlerine
bağlayın; gecikmeleri kesintiyle cezalandırın.
·
Finans departmanınızda tahsilat kalitesini
izleyen bir sorumlu belirleyin.
Araştırmalar, tahsilatını gününde yapamayan firmaların net
kârlılıklarından 2-3 puan kaybettiğini gösteriyor. Dar marjla çalışan bir
al-sat firmasında bu, net kârın önemli bir bölümü demektir.
Müşteri Konsantrasyonunu İzleyin
Cironuzun büyük bir bölümü tek bir müşteriden geliyorsa, o
müşteri sizin müşteriniz değil, ortağınızdır ve ortaklık şartlarını o belirler.
Fiyatı o söyler, vadeyi o söyler, koşulları o değiştirir; siz de kaybetme
korkusuyla kabul edersiniz.
Genel bir çıpa olarak: tek bir müşterinin cironuzdaki payı %
20’yi aştığında dikkatli olun, % 30’u aştığında bunu bir risk kalemi sayın. Bu
durumdaysanız, önceliğiniz o müşteriyi büyütmek değil, portföyü genişletmek
olmalıdır.
Beşinci Strateji İçin Kontrol Listesi
·
Her müşteri için yazılı bir açık hesap limitiniz
var mı?
·
Limiti aşan müşteriye sevkiyatı durduruyor
musunuz?
·
Riskli müşterilerden teminat alıyor musunuz? DBS
veya alacak sigortası kullanıyor musunuz?
·
Fiyat listeniz en uzun vadeye göre mi kurulu?
·
Ortalama tahsilat süreniz ve ortalama vadeniz
kaç gün?
·
En büyük müşteriniz cironuzun yüzde kaçı?
NEREDEN BAŞLAMALI?
Bu beş stratejiyi aynı anda kurmaya çalışmayın. Sıra
izleyin. Önerdiğim 90 günlük başlangıç planı şudur:
·
İlk 30 gün - Ölçme dönemi. Stok devir
hızınızı, GMROI’nizi ve nakit dönüşüm sürenizi hesaplayın. Stoğunuzu A, B, C
olarak ayırın ve son 12 ayda hiç satılmayan kalemleri listeleyin. Müşteri
bazında ciro, brüt kâr, kalem çeşitliliği ve ortalama tahsilat süresi
raporlarını çıkarın. Pasif cari listenizi hazırlayın. Bu dönemde hiçbir şeyi
değiştirmeyin, sadece bakın.
·
İkinci 30 gün - Kural koyma dönemi. Vade
kademelerini içeren fiyat listenizi ve ticaret ilkeleri belgenizi hazırlayın.
Müşteri bazında açık hesap limitlerini belirleyin. Fiyat defterini başlatın ve
tedarikçilerinizle ciro primi/destek görüşmelerini yapın. Prim sisteminizi brüt
kâr ve tahsilata bağlayın.
·
Üçüncü 30 gün - Harekete geçme dönemi.
Ölü stok eritme kampanyasını başlatın. Her müşteri için “almadıkları” listesini
satış ekibine dağıtın ve ziyaret gündemine koyun. Pasif carileri arayacak
programı başlatın. Katma değer katmanlarından birini (hizmet, işlem veya
dijital kanal) seçip kurmaya başlayın.
Doksan gün sonunda cironuz fırlamayacaktır. Ama sisteminiz
olacaktır. Ve o sistem, ikinci ve üçüncü yılda fırlayan cironun sebebi
olacaktır.
Buraya kadar anlattıklarımı beş cümleye indirmem gerekseydi
şunları söylerdim:
·
Kârınız satarken değil alırken doğar.
Alımda % 2’lik bir iyileşme, satışta % 8’lik bir artışa bedeldir ve tamamen
sizin kontrolünüzdedir.
·
Sermayeniz rafta duruyor. Stok devir
hızını artırmak, hiç yeni müşteri bulmadan kârınızı büyütmenin en ucuz yoludur.
·
Aradan çıkarılmamak için bir “iş”
görmelisiniz. “Ben olmasam müşterim ne kaybeder?” sorusuna cevabınız yoksa,
işiniz risk altındadır.
·
Elinizdeki müşteriye satmak, yeni müşteri
bulmaktan ucuzdur. Cüzdan payınızı ve müşteri başına kalem sayınızı
büyütmeden yeni müşteri peşinde koşmak, dolu kovayı bırakıp yeni kova aramaya
benzer.
·
Siz aynı zamanda bir bankasınız. Limit
koymadan, teminat almadan ve vadeyi fiyatlamadan kredi verirseniz, tek bir
batık on kârlı müşteriyi siler.
Bir de şunu eklemek isterim. Ülkemizde ticaret, hâlâ
“aracılık” diye küçümsenen bir iş. Sanki tüccar hiçbir şey üretmeden aradan pay
alıyormuş gibi bir algı var. Bu algı yanlıştır. Malı doğru zamanda, doğru
yerde, doğru miktarda, doğru fiyatla ve doğru koşullarla hazır bulundurmak
başlı başına bir üretimdir; ekonominin en kılcal damarlarına kan taşımaktır.
Zaten üretici ne kadar iyi üretirse üretsin, o malı piyasaya taşıyacak tüccar
yoksa, üretim de bir işe yaramaz. Yeter ki tüccar, aradan pay alan değil,
araya değer katan olsun.
Son söz: Ucuza alan değil, doğru alan kazanır; çok satan
değil, hızlı ve tahsil ederek satan kazanır.
Bol ve kaliteli satışlar, tatlı kârlar dilerim.
Not 1: Bu makaledeki oranlar, hesap örnekleri ve
tablolar yöntemi göstermek amacıyla kurgulanmıştır. Kendi rakamlarınızı yerine
koyarak hesaplayınız.
Not 2: Makalede yer verilen ticaret sektörü verileri
TÜİK’in 2024 Yıllık Sanayi ve Hizmet İstatistikleri’ne; ticari vade ve ödeme
sürelerine ilişkin veriler sektörel araştırma ve yayınlara; B2B alıcı davranışı
ve dijital kanal verileri Gartner ve benzeri kuruluşların 2024-2026
araştırmalarına dayanmaktadır. Bu veriler zaman içinde değişebilir; güncel
rakamlar için ilgili kurumların yayınlarını takip ediniz. Ticari ödeme
vadelerine, teminat ve alacak sigortası uygulamalarına ilişkin hukuki konularda
mali müşavirinize ve avukatınıza danışınız.
Not 3: Bu makaledeki konuların bir kısmını daha önce
ayrı ayrı ele almıştım. Derinleşmek isteyenlere aşağıdaki makalelerimi de
okumalarını öneririm:
• Üretici
KOBİ’ler için 5 Satış Stratejisi
• Satış
Açısından Depo Yönetimi
• Tahsilat
Kalitesine Dikkat
• Komisyon
değil, prim verin
• Müşteri
Temsilcisi Olmak
• B2B
Satıcısı Olmak
• Satışın
Temel Performans Göstergeleri
• Dolaşan
kurt avlanır
• Satış
Yönetimi
Not 4: Bu makalenin hazırlanmasında yapay zekadan
destek alınmıştır.