Bu makalemde neler bulacağınıza dair kısa bir video oluşturdum. Videoyu izledikten sonra okumayı tercih edebilirsiniz.
Küresel bir araştırmaya (QuickBooks) göre, KOBİ patronlarının %70’e yakını enerjilerini işlerini büyütmeye değil, nakit akışını dengelemeye ve ödeme krizlerini çözmeye harcadıkları için uykusuzluk çekiyormuş. Finansal teknolojiler alanında Xero ve Chaser firmalarının yaptırdığı araştırmalar da benzer şeyi gösteriyor; KOBİ yöneticileri haftalık mesailerinin neredeyse üçte birini yeni satışlar yapmak yerine, vadesi geçmiş alacakların peşinden koşmak ve yaklaşan ödemeleri için finansman aramakla kaybediyor.
Öte yandan U.S. Bank’ın
çarpıcı bir araştırmasına göre iflas eden KOBİ'lerin %82’si işleri kötü olduğu
için değil, sadece tahsilatlarını zamanında yapamayıp kendi ödemeleri için
nakit bulamadıklarından dolayı kepenk kapatıyormuş.
Uluslararası alacak
sigortası şirketi Atradius'un Türkiye Ödeme Alışkanlıkları Barometresi
raporlarına göre de; Türkiye'deki işletmeler satışlarının çok büyük bir
kısmında ödemelerini gecikmeli almakta ve şirketlerin en büyük endişesi "müşterinin
ödeme aczine düşmesi" imiş.
Patronlar, zamanlarının ve
enerjilerinin çok büyük bir kısmını uzayan tahsilat vadeleri yüzünden oluşan
nakit açığını kapatmaya ayırıyor. Bu yüzden patronların en büyük mesaisi işi
yönetmek değil, parayı yönetmek haline geliyor. Anlayacağınız patronların çoğu “para
bulma” derdinde.
Para bulmanın çeşitli
yöntemleri var. Birincisi alacaklarınızı tahsil etmek. Diğerleri; bankalardan
kredi çekmek veya şirketin/patronun mülklerini satmak veya tanıdıklardan borç
almak. Eminim patronlar, muhasebeciler, finansçılar ve satıcılar firmalarının
alacaklarına yoğunlaşıyorlardır. Çünkü bu kadar alacak varken para bulmak için “başka
yollara” başvurmak hem pahalıdır hem de can sıkıcıdır.
Peki para bulmak için
çırpınmayan, iki yakalarını bir araya getirebilen, yani nakit akışları düzenli
olan patronların bu finansal huzurlarının temelinde ne yatıyor? Elbette alacak
yönetiminde başarılılar da ondan.
Alacak Yönetimi, bir
işletmenin vadeli mal veya hizmet satışından doğan alacaklarının takip
edilmesi, güvence altına alınması ve zamanında tahsil edilmesini sağlayan
finansal ve operasyonel süreçlerin bütünüdür.
Alacak yönetimi; ticari
işletmelerin gerçekleştirdiği satışlardan doğan alacakların zamanında ve planlı
olarak tahsil edilebilmesi için alınan aksiyonların tümüdür.
Kısaca; "Müşteriye
satılan malın veya verilen hizmetin parasının, şirketin kasasına en güvenli ve
en hızlı şekilde girmesini sağlama işidir."
Etkili bir alacak yönetimi
sadece vadesi gelen borçları istemek/almak değildir; satış yapılmadan önce
başlar ve paranın kasaya girmesiyle sona erer.
Alacak yönetimi pek çok
aksiyon ve tedbir almayı gerektiren yönetim alanıdır. Ödemesine sadık müşterilerle çalışmak,
piyasadan alacakları düşük tutmak, vadesinde tahsilat yapmak, gecikmiş
bakiyeleri hızla tahsil etmek, tahsilat için müşteriye doğru yaklaşım
sergilemek, şüpheli alacakları (yani davalı alacakları) tahsil edebilmek için
güçlü belgelere/kanıtlara sahip olmak, alacakları çeşitli finansal araçlarla
tahsil edebilmeyi garanti altına alabilmek, gecikmiş tahsilatlardan dolayı
oluşan finansman yükünü sebep olan müşterilere yansıtabilmek, müşterilere kolay
ödeme yapabilme araçları sunmak, alacakları tahsil edebilmek için finans
departmanı ile satış departmanını uyumlu bir şekilde orkestra edebilmek, alacak
yönetiminin esaslarından bazılarıdır.
Alacak yönetiminin
inceliklerinden bihaber olan firmalar yeterince kar üretemez, hatta zarar bile
edebilirler. İki örnekle size bunu anlatabilirim.
•
Zamanında tahsil edilemeyen her 10.000 TL'lik alacak,
%7 net kâr marjıyla çalışan bir firma için 140.000 TL'lik satış kaybına
eşdeğerdir.
•
Tahsilat kalitesi kötü olan bir firma, net
kârlılığından yıllık %2-3 puan feragat etmektedir. 100 milyon TL cirosu olan
bir firmada bu kayıp 2-3 milyon TL'yi bulmaktadır.
Ticaret dünyasında yaygın
bir yanılgı var: Para kazanmak için satış yapmak yeterli görülüyor, başarı
sayılıyor. Oysa gerçek başarı, satılan ürün ya da hizmetin bedelinin zamanında
ve güvenli biçimde tahsil edilmesiyle tamamlanır. Bir satış, ancak para kasaya
girdiğinde satıştır; aksi hâlde o işlem, işletmenin öz kaynaklarıyla finanse
ettiği bir zarardan ibarettir.
Mal Nerede? Para
Nerede?
Türkiye’de B2B alışveriş
(yani ticaret) aynı perakende satışlarda olduğu gibi çoğunlukla (ve de
maalesef) veresiye dönüyor. Yani satın alan taraf parayı “daha sonra” ödüyor.
Elbette “daha sonra” ödeme konusu satan tarafın bir pazarlama taktiği (hatta
rekabetten dolayı satış zorunluluğu). Maalesef firmalarımızın çoğu “şimdi al
sonra öde” kampanyası sayesinde müşteriyi çekebiliyorlar. Bir anlamda veresiye
(vadeli) satış yaparak müşteriyi finanse etmek pazarlama aracı haline gelmiş
durumda. Elbette hesabını bilmeyenler için bu pazarlama aracının maliyeti
büyük.
Vadeli satış, bir
mal veya hizmetin bedelinin hemen değil, belirlenen bir süre sonra ödenmesi
şartıyla yapılan satış türüdür. Vadeler genelde 30, 60, 90 veya 120 gündür.
Vadeli satışlarda ürünün fiyatı peşin fiyatına oranla daha yüksektir. Bazı
vadeli satışlar parçalıdır. Örneğin alıcı ve satıcı taraf satış tutarının
ödemelerinin %25’i peşin, %25’i 30 gün, %25’i 60 gün, %25’i 90 gün sonra olacak
şekilde anlaşabilirler de.
İş dünyasında vadeler
sektörden sektöre, anlaşmadan anlaşmaya değişebiliyor. Dolayısıyla firmaların
gündemlerinde “bakiyeler veya gecikmiş bakiyeler” gibi konular ile
bilançolarında “piyasadan alacaklar” diye bir aktif kalemi oluşuyor.
Her vadeli satış aslında
müşteriye verilen bir kredidir. (Piyasadan alacaklar da piyasaya verilen
kredidir bu anlamda.) Bu yüzden vadeli satışlara “kredili satış” da
denir. Vadeli satış ileri tarihte (vadesinde) paraya döneceği için buna “açık
hesaplı çalışma” da denir. Açık hesabın miktarı müşteriye tanınan kredidir.
Bu açık hesaba “bakiye” de denir.
Kimlerle vadeli
çalışılmalıdır?
Alacak yönetimi doğru
müşteriyi seçmekle başlar. Kötü bir müşteriye yapılan satış, hiç satış
yapmamaktan daha zararlı olabilir; çünkü hem kaynak kullanırsınız hem de tahsil
edemezsiniz. Bu yüzden doğru müşteriler bulmalısınız, yanlış müşterileri de terbiye
edemiyorsanız terk etmelisiniz.
Doğru müşteri profilinin
temel nitelikleri şunlardır:
•
Maddi durumu sağlamdır ve sürdürülebilir büyümesi
olduğu fark edilirdir.
•
Ödemelerini zamanında ve sözleşilen biçimde yapar.
•
Borcuna ve sözüne sadıktır; vereceği taahhüdü tutar, tahsilat
için sizi yalvartmaz.
•
Telefonlarınıza çıkar, gecikme olacaksa önceden haber
verir, bir kere geciktirirse sonraki alışverişte erken ödemeye çalışır,
geciktirince mahcup olur.
Ödeme vadesine
uymayanlarla, telefon ve mesajlarınıza dönmeyenlerle, sürekli gecikmiş bakiye
bırakanlarla, vade farkı faturası kabul etmeyenlerle vadeli çalışmayı bırakın.
Mali yapısı bozuk olan, dolayısıyla borcuna sadık kalma ihtimali zayıf olan,
geçmişte size veya başka firmalara borç takmış olan firmalara vadeli satış
yapmayın. Ödeme taahhütlerine uymayan müşterinize borcunu kapamadan (ödeme
yapmadan) yeni bir alım yapmasına izin vermeyin.
Ödemelerine sadık
müşterilerinize daha fazla “kredi limiti” tanırken, ödemelerine sadık olmayan
müşterilerinizin kredi limitlerini düşürün.
En iyisi eski, yeni tüm
müşterilerinizi ödeme kalitelerine (kredibilitelerine) göre üç sınıfa ayırmaktır.
•
A Sınıfı Müşteriler: Düşük riskli müşteriler. Düzenli
ödeme geçmişi olanlar. Mali yapısı güçlü, itibarı yüksek, banka sicili temiz,
Findeks puanları iyi, ödemelerine sadık müşteriler. Bu müşterilerinizin alım
kredi limitleri yüksek olabilir. Onlarla teminatsız da çalışabilirsiniz. Çek ve
senetlerini kabul edin ve başkalarına güvenle cirolayın.
•
B Sınıfı Müşteriler: Orta riskli müşteriler.
Zaman zaman ufak gecikmeler yapsa da borcuna sadık, gelişmekte olan firmalar.
Bu müşterilerinizin alım kredi limitleri düşük olabilir.
•
C Sınıfı Müşteriler: Yüksek riskli müşteriler. Sürekli
ödemelerini geciktiren müşteriler. (bir yandan yüksek iskonto isteyen, öte
yandan ödeme gecikme faizi faturasını kabul etmeyen müşteriler) Karşılıksız çek
geçmişi olan, borca batık veya yeni kurulmuş, geçmişi olmayan firmalar. Bu
müşterilerle peşin alışveriş yapın, vadeli satış yapmayın (açık hesap
çalışmayın), yani kredi limiti vermeyin. Az miktarda satış yapın, ödemeyi
aldıktan sonra diğer satışı yapın. En az %50 avans alarak vadeli satış yapın.
İskontolarını düşük tutun. Gecikmiş bakiyeleri için vade farkı faturasını kabul
etme şartıyla satış yapın. DBS sistemi ile çalışın. Olmadı teminat, kefalet
veya ipotek alın. Kendi çeklerini değil, güvenilir müşteri çeklerini kabul
edin.
Bu ayrımı yaptıktan sonra
hangi sınıfa kaç gün vade verebileceğinize, ne kadar iskonto
uygulayabileceğinize karar verin ve kararınızı esnetmeden uygulayın. Örneğin A
sınıfı müşterilerinize son 12 aydaki alımlarının %12’si kadar kredi limiti, 90/60
günlük vade hakkı ve %5’e kadar iskonto tanımlayabilirsiniz. Buna karşılık B
sınıfı müşterilerinize son 12 aydaki alımlarının %8’i kadar kredi limiti, 60 /30
gün vade hakkı ve %10’a kadar iskonto tanımlayın. C sınıfı müşterilere kredi
limiti tanımayın ve peşin satış yapın (veya aldığı malın ödemesini tamamlamadan
yeni siparişini sevk etmeyin). Buna mukabil %10’a kadar iskonto verebilirsiniz.
(Burada önerdiğim iskonto oranları elbette firmanın karlılığına ve ülkedeki
enflasyona göre revize edilmelidir. Ben kolay anlaşılması açısından yuvarlak
rakamlar verdim.)
Her firma kimlere, hangi
şartlarda, ne kadar vadeyle, hangi limite kadar ve ne kadar iskonto yapacağının
kurallarını belirlemelidir. Vadeli satış politikaları belirlenmezse satış
departmanı müşterilere gelişigüzel vadeler, iskontolar, kredi limitleri ve
avantajlar uygulayabilir. Bu da eninde sonunda nakit akışınızı bozar ve
müşterilere daha fazla taviz (daha fazla kredi limiti, vade, iskonto) vermeyle
sonuçlanır.
Hassas Denge: Vadeleri
Denkleştirmek
Vadeli satışlar için vade
politikanız tedarikçilerinizin vade politikasıyla benzer olmalıdır. En
nihayetinde müşterilerinizden aldığınız ödemelerin bir kısmıyla
tedarikçilerinize olan borçlarınız ödeyeceksiniz. Bu yüzden alacak yönetiminin
tamamlayıcı boyutu, tedarikçilere yapılan ödemelerin zamanlamasıdır. Temel
kural şudur: Bir firma, satışlarındaki tahsilat vadesi kadar tedarikçilerine
vadeli ödeme yapmalıdır, ne daha fazla ne de daha az.
Elbette farklı müşterilere
farklı vadelerde satış yapıyorsunuzdur. Burada önemli olan ortalama tahsilat
sürenizdir. Bunu har ay ölçmenizde ve sağlıklı bir süreye (örneğin 30 güne)
çekmenizde fayda vardır.
Kendi tahsilat vadenizden
daha kısa vadede tedarikçiye ödeme yapıyorsanız ve kar marjlarınız yüksek
değilse nakit akışınızda tökezlersiniz. Tersine, kendi tahsilat vadenizden çok
daha uzun vadede tedarikçiye ödeme yapıyorsanız elde biriken fazla nakit iyi
değerlendirilmediğinde bu da bir risk taşır.
Karlılığın sırrı yalnızca
satın almada, verimlilikte veya marka değerinde yatmıyor. Tahsilat kalitenizi
iyileştirerek de karlılığınızı artırabilirsiniz. Her yıl müşterilerden daha
kısa vadede ödeme almak ve bu kazanımı tedarikçi vadesiyle dengelemek, net
karlılığı yıllık bazda birkaç puan artırabilir.
Nakit Döngüsü ve
Karlılık İlişkisi
Bir işletmenin sağlığını
ölçen en kritik gösterge kâr rakamı değil, nakit döngüsüdür. Sipariş >
Üretim/Temin > Teslimat > Faturalama > Tahsilat
zincirinin her halkası ne kadar kısa ve sağlam tutulursa, şirketin finansal
direnci de o ölçüde artar.
OTS (Ortalama Tahsilat
Süresi) bu döngünün temel ölçütüdür. OTS'nin düşük tutulması, şirketin aynı
sermayeyle daha fazla iş yapabilmesi anlamına gelir. Yüksek OTS ise şirketi
farkında olmadan bankaya borçlandırır; çünkü tahsil edilemeyen alacak için dışarıdan
kredi çekilir ve faiz ödenir.
Tahsilat kalitesi
ölçülmeden iyileştirilemez. OTS’ye ek olarak; Tahsilat Oranınıza bakın. Vadesi
gelen alacaklarınızın ne kadarını zamanında tahsil edebiliyorsunuz? Belli bir
süredeki tahsilatlarınızın ne kadarı vadesinde oldu, ne kadarı gecikmiş bakiye
tahsilatıydı? Bu oran sırasıyla %80 ve %20 olmalıdır. İkinci oran daha yüksekse
tahsilat kaliteniz bozuk demektir. Ayrıca Gecikme Oranınıza bakın. Toplam
alacaklar içinde vadesi geçmiş alacakların payı ne kadar?
Burada önemli bir ayrımı
da vurgulamalıyım. OTS (Ortalama Tahsilat Süresi), şirketin genelini tek bir
rakama sıkıştırır. "OTS'miz 48 gün" dersiniz ve bunun normal
göründüğünü düşünürsünüz. Oysa bu 48 gün, içinde hem 5 günde ödeyen A sınıfı
müşterilerinizi hem de 180 gündür ödemesini beklettiğiniz sorunlu müşteriyi
barındırıyor olabilir. OTS ortalaması iyiyken, içerideki çürük elma gizleniyor
olabilir. Bu sebeple ödemelerini 1-15 gündür geciktirenler, 16-30 gündür
geciktirenler, 31-45 gündür geciktirenler, 46-60 gündür geciktirenler ve 60 ve
daha fazla gündür geciktirenler diye ayrım yapıp, her bir grubun tutarlarına
bakarak analiz yapmanızda fayda var.
OTS Hesaplaması
Firmanızın OTS’sini şöyle
hesaplayabilirsiniz. Birinci adım; ticari alacaklarınızı son bir yıldaki vadeli
satışlarınızın toplamına bölün. İkinci adım; çıkan rakamı 365 ile çarpın. Elde
ettiğiniz sonuç Ortalama Tahsilat Sürenizi verecektir.
Örnek Hesaplama: Diyelim
ki müşterilerinizden alacağınız 4 milyon TL. Son bir yılda da vadeli
satışlarınızın toplamı 40 milyon TL. Bu veriden yola çıkarak 4/40 = 0,1
rakamına ulaşırız. Bunu da 365 ile çarpacak olursak OTS’nizi 36,5 gün olarak
hesaplarız. Alacağınız 8 milyon olsaydı OTS’niz 73 gün çıkacaktı.
OTS sadece vadeli
satışları baz alır. Tüm satışlarınızı hesaba katmak isteyebilirsiniz. (Buna DSO
denir) Bu durumda ticari alacaklarınızı son bir yıldaki hem peşin hem vadeli
satışlarınızın toplamına bölersiniz. Çıkan rakamı 365 ile çarparsınız. DSO
sürenizi bulursunuz.
Peşin satışlarınız
yüksekse DSO, OTS'den belirgin biçimde düşük çıkabilir ve bu sizi yanıltabilir.
Bu yüzden ikisini birlikte kullanın; OTS vadeli satış disiplininizi, DSO ise
genel tahsilat hızınızı gösterir.
DSO'nuz, müşterilerinize
tanıdığınız ortalama vadenin en fazla %20 üzerinde olmalıdır. Ortalama vadeniz
30 günse DSO'nuzun 36 günü geçmemesi gerekir. Geçiyorsa tahsilat kaliteniz
bozulmuş demektir.
Bence bir firmanın
müşterilerinden alacakları son 12 ayda yaptığı tüm satışların toplamının %10’u
civarında olmalıdır. Eğer bu oran %15 ve üzeriyse o firmanın tahsilat kalitesi
de alacak yönetimi de kötü demektir.
Kredi Limiti
Kredi limitleri değişmez
değildir. Müşterilerin ödeme performanslarını her 6 ayda bir değerlendirerek
kredi limitlerini revize edebilirsiniz. Ödeme performansı iyi olanlara daha
yüksek kredi limitleri tanıyabilir, kötü olanların kredi limitlerini kısabilirsiniz.
Kredi limitlerine
uyulmasını da sağlamak da önemlidir. Bu konuda takipçi ve denetçi olmalısınız.
Kredi limiti dolan müşteriye asla sevkiyat yapılmamalıdır. Bunu da ERP
aracılığıyla otomatik hale getirebilirsiniz. Yani kredi limiti dolan müşteriye
irsaliye ve fatura kesilemez, böylece sevkiyat da yapılamaz. Bunu öğrenen
müşteri mutlaka yeter miktarda ödeme yapacaktır.
Bir müşteriden çek/senet
alsanız dahi bu evrakların tutarını o müşteriye açtığınız kredi limitinden
düşmemeniz gerekir. Eğer düşerseniz ve yeni vadeli satışlar yapmaya devam
ederseniz kredi limitinden daha yüksek tutarlı riskler edinmiş olursunuz. Şöyle
ki; 500 bin TL kredi limiti tanıdığınız müşteriniz bu limiti doldurduğu için
sizden mal alamaz. Ama gelip size 45 günlük 500 bin TL’lik çek/senet vermeyi ve
yeni alımlar yapmayı önerebilir. Bunu kabul ederseniz muhasebesel açıdan
müşteriden alacağınız sıfıra düşer ama riskinin hala 500 bin TL’dir. Çünkü 45
gün sonra ne olacağını henüz bilemezsiniz. Bir de çeki aldıktan sonraki 45
günlük sürede o müşteri 400 bin TL’lik sizden alım yaptıysa durum şöyledir.
Müşterinin size borcu 400 bin TL gözükse de riski 900 bin TL’dir. Bu müşteri
iflas etse 900 bin TL batığınız olur. Aldığınız çeki/senedi kredi limitinden
düşmeseydiniz 500 bin TL batığınız olurdu ve sizden 400 bin TL’lik yeni alımlar
yapamazdı.
Müşterilere tanımladığınız
kredi limitlerinin toplamını ve bu limitlerin ne kadarının dolduğunu, yani
kredi limitleri kullanımının oranını da yakından takip etmelisiniz. Tüm
müşterilerin bu limitleri sonuna kadar kullanması sizi müthiş zorlayabilir.
Doğru Fiyatlama
Vadeli satış yapıyorsanız
öncelikle fiyatlarınız maksimum vade gün sayısına uygun olacak şekilde
olmalıdır. Örneğin peşin fiyatına 8.500 TL’ye satacağınız bir ürünü en fazla 90
gün vadeli olarak satmak istiyorsanız, o zaman bu ürünün liste fiyatı 10.000 TL
olmalıdır. (Elbette bankadan çekeceğiniz kredinin aylık maliyetlerine, ülkenin
enflasyonuna, dövizin artışına göre vadeli fiyatlarınızı belirlemeniz gerekir.
Ben burada örnek kolay anlaşılsın diye 10.000 TL diyorum.)
Bu fiyat 90 gün vadeli
fiyatınızken, daha kısa vadede ödemek isteyene iskonto sunmalısınız. Mesela; 60
gün vadeli almak isteyene %5, 30 gün vadeli almak isteyen %10, peşin almak
(teslimatta ödeme yapmak) isteyene %15 iskonto yapmalısınız. Böylece peşin
fiyatınız yine 8.500 TL olacaktır.
Eğer liste fiyatınız 8.500
TL olabilir ve vadeli almak isteyenlere 30, 60, 90 günlük vadeli fiyatlarınızı (9.000
TL, 9.500 TL,10.000 TL) söyleyebilirsiniz. Ama bu durumda müşteriler hem vadeli
hem de peşin fiyattan (8.500 TL) almak için ısrarcı olacaklardır. Ya da peşin
fiyattan alıp, olabildiğince geç ödeme yaparak avantaj elde etmeye çalışacaklardır.
Liste fiyatlarınızı 90 gün
vadeli olarak yayınlarsanız vadeli satışta müşteriye sağladığınız kredinin size
olan finansman yükünü karşılayabilirsiniz. Ayrıca müşteriyi erken ödeme
seçeneklerine zorlayabilirsiniz. Bu sistemi tutarlı uyguladığınızda
müşterileriniz ödeme zamanlamasını kendi yönetir hâle gelir. (Vadeli almasına
rağmen erken ödeme yaparsa iskonto faturası kesme seçeneği de sunabilirsiniz.)
Erken ve düzenli ödemeyi
ödüllendiren bir iskonto sistemi kurmak, tahsilat kalitesini sistematik biçimde
artıran en etkili araçlardan biridir.
Elbette teslimattan önce, yani
siparişte ödeme yapmak isteyene daha fazla iskonto uygulayabilirsiniz. Veya 90
günden daha fazla vade ile almak isteyene de her ek 30 gün için fiyatı %5
artırarak fatura kesebilirsiniz. 90 gün vadeli alıp da daha erken ödeme yapmak
isteyene (örneğin 45.günde) size fiyat farkı faturası (%7,5 indirime denk
gelecek şekilde) kesmesini isteyebilirsiniz.
Sizden ilk defa alım
yapacak müşterilere vadeli satış yapmamanızı öneririm. Onlar ilk alımlarını
peşin fiyattan yapmalıdır ve önce ödeme alınmalı, sonra ürün/hizmet
verilmelidir. Bu yeni müşterilerin araştırılması ve yeterince tanınması
sonrasında güvenilir olduklarına kanat getirildikten sonra vadeli satış
yapılmalıdır.
Mali İstihbarat
Vadeli satış yapılacak
yeni müşteri hakkında “mali istihbarat” yapılmalıdır, yani finansal geçmişi,
ödeme gücü ve piyasa itibarı araştırılmalıdır. Buna “müşteri risk analizi”
denir. Bu analizin sonucunda müşteriye özel bir "kredi limiti"
belirlenir.
Müşteri risk analizinin
amacı; "Bu müşteriye vadeli (kredili) mal satarsam, paramı zamanında
geri alabilir miyim?" sorusuna yanıt bulmaktır.
Mali istihbarat deyince
akla gelen ilk araç Findeks raporudur. Findeks raporu, Türkiye'deki en
önemli risk analiz aracıdır. Müşterinin rızası ile alınır. Şirketin bankalara
olan kredi borçlarını, gecikmelerini ve en önemlisi karşılıksız çek /
protestolu senet geçmişini gösterir.
Bankaların 1995 yılında
oluşturduğu Kredi Kayıt Bürosu (KKB) 2014 yılından beri findeks.com sitesi
üzerinden bireylerin ve şirketlerin kredibilite raporlarını yayınlamaktadırlar.
Satıcı firmaların yeni bir ticari müşterinin risk durumunu analiz etmek için
onun Findeks raporunu görmek istemesi reel sektörde oldukça yaygın ve doğru bir
uygulamadır. Ancak finansal verilerin gizliliği kanunlarla (KVKK) korunduğu
için, bir firma başka bir firmanın raporuna doğrudan ulaşamaz; karşı tarafın
onayını almak zorundadır.
Müşterinin Findeks
raporuna bakabilmek için; müşteri şahıs firması ise T.C. Kimlik Numarası,
limited veya anonim şirket ise Vergi Kimlik Numarası (VKN) ve şirketin tam
unvanı alınmalıdır. Müşteriden onay almak için de, "Sizinle yapacağımız
ticari çalışma kapsamında Findeks üzerinden Risk/Çek Raporu onay talebi
göndereceğiz, lütfen şirket yetkilinizin Findeks sistemine (veya SMS/E-posta
ekranına) düşecek olan talebi onaylamasını rica ederiz" şeklinde ön
bilgilendirme yapılmalıdır.
·
Findeks.com sitesi üzerinden firmanızı
ticari üye yaptıktan sonra menüden "Raporlar" veya "Talep
Yönetimi" sekmesine gelin. Almak istediğiniz rapor türünü (Örn: Ticari
Risk Raporu veya Çek Raporu) seçin. Karşınıza çıkan ekrana, müşterinizden aldığınız
Vergi Kimlik Numarasını (VKN) veya T.C. Kimlik Numarasını girerek sorgulama
başlatın. Siz sorgulamayı başlattığınızda sistem müşteriye otomatik olarak bir
Onay Talebi gönderir. Raporun ekranınıza düşmesi için müşterinin bu talebi
onaylaması şarttır. Müşteri onay verdiği an, rapor sizin Findeks ekranınızdaki
"Gelen Raporlar" veya "Rapor İzleme" bölümüne düşer. Bu
raporu görüntülemek ücrete tabidir. Findeks hesabınızda tanımlı bir paket
(kredi) varsa ondan düşer, yoksa kredi kartıyla tek seferlik ödeme yaparak
raporu PDF olarak indirebilir veya ekranda inceleyebilirsiniz.
Eğer bu dijital onay
süreçleriyle uğraşmak istemiyorsanız, müşterinizden kendi Findeks raporunu
kendisinin indirip (PDF olarak) size e-posta ile göndermesini de talep
edebilirsiniz. Ancak bu yolda raporun güncelliğini ve doğruluğunu (üzerinde
oynama yapılıp yapılmadığını) teyit etmek adına raporun sağ üst köşesindeki
"Karekod" veya "Rapor Doğrulama Kodu" aracılığıyla Findeks
sitesinden raporun orijinal olup olmadığını mutlaka kontrol etmenizi öneririm.
Findeks raporundan
edindiğiniz izlenim size hala güven vermiyorsa müşterinizden, halihazırda mal
aldığı 2-3 tedarikçiyi referans olarak vermesini isteyebilirsiniz. Ardından bu
firmaları arayarak "X firması ödemelerini düzenli yapar mı? Nasıl bir
müşteridir?" gibi sorularla istihbarat yapabilirsiniz.
Müşteri adayı tanınmış bir
firmaysa elbette yukarıdaki istihbaratları yapmayabilirsiniz. Ya da müşteri
adayının alıngan olduğunu düşünüyorsanız kendisinden yukarıdaki bilgi ve
belgeleri talep etmeyip, gizli bir istihbarat yürütebilirsiniz. Örneğin sık çalıştığınız
bankadaki müşteri temsilcinizden istihbarat isteyebilirsiniz veya müşterinizi
tanıyan etrafınızdaki firmaları araştırıp onlara sorabilirsiniz veya internet
araştırması yaparak firma hakkında çıkan haberlerden mali durumunu öğrenmeye
çalışabilirsiniz. Şirket ve ortakları hakkında Google'da, sosyal medyada veya
şikayet sitelerinde (Şikayetvar vb.) yer alan haberlerden epey çıkarımlar
yapabilirsiniz. (Bu internet araştırmasını yapay zekaya da yaptırtabilirsiniz.
Yapay zeka müşterinin dijital dünyadaki ayak izlerini tarayarak anlamlı risk
verileri üretir. Buna finans literatüründe "Alternatif Veri" denir.
Yapay zeka algoritmaları, hedef şirketin ve ortaklarının Google, şikayet
siteleri, LinkedIn ve hatta yerel haber sitelerindeki dijital ayak izlerini tarar.
Şirket hakkında çıkan "maaşları ödeyemiyorlar", "tedarikçilerle
mahkemelik oldular", "fabrika binasını devrediyorlar" gibi metin
verilerini okur ve risk skoru belirleyebilir. Aslında her 2-3 ayda bir tüm
müşterileriniz hakkında yapay zekaya bu istihbaratı yaptırmanızda fayda vardır.
Hangi müşterinizin ne zaman zora gireceğini bilemezsiniz, ama yapay zeka
sayesinde tüten dumanı fark edebilirsiniz.)
Aslında vadeli satış
yapıyorsanız müşterilerinizden Vergi Levhası, Ticaret Sicil Gazetesi, İmza
Sirküleri, Faaliyet Belgesi, Bilanço ve Gelir Tablosu bile isteyebilirsiniz.
Çünkü vadeli satış yaparak onlara kredi açmaktasınız. Bankalar ticari
müşterilerinden bu evrakları istiyorsa siz de isteyebilirsiniz. Ki büyük
firmalar zaten alt satıcılarından (yani müşterilerinden) bu tip evrakları
istediği için hemen her firma buna alışıktır. Siz “ayıp olur”
diye, müşteri “hayırdır” der diye istemeye çekiniyor olabilirisiniz.
Büyük montanlı satışlarda veya birden ortaya çıkan ve tanımadığınız yeni
müşterilerde firmanın varlığını teyit etmek ve ödeme gücünü öğrenebilmek için bu
evrakları istemeye hakkınız vardır. Çekinmeyin isteyin.
Tahsilat Satıştan
Başlar
Ödeme gücü olan, doğru
müşterileri bulsanız da, onlardan da vadesinde tahsilat yapamayabilirsiniz.
Vadesinde tahsilat için satış görüşmeleri (veya tekliflerinizde veya
sözleşmelerinizde) tahsilata dair net ibareler olmalıdır. Ayrıca sadece bu
yazılı ibarelerle yetinmemeli satış görüşmeleri (ve pazarlıklar) sırasında
müşteriye bu ibareler açıklanmalı, hatırlatmalı ve kabul ettirilmelidir.
Bir satış görüşmesinde
fiyat, iskonto, adet ve ürün kadar ödeme koşulları da, yani vade ve ödeme
araçları da netleştirilmelidir. Satıcının sözleşme kalemlerine gösterdiği özen,
ilerleyen günlerde yaşanacak tahsilat sorunlarının yüzde seksenini başlangıçta
engeller.
Tekliflerde veya satış
sözleşmelerinde mutlaka yer alması gereken üç unsur vardır:
•
Net Vade: 30 / 45 / 60 gün gibi yoruma yer
bırakmayan açık bir süre.
•
Net Ödeme Yöntemi: DBS, havale, çek veya kredi
kartı; hangi kanaldan ödeme alınacağı baştan bağlanmalıdır.
•
Net Gecikme Sonucu: Gecikme durumunda (vade
farkı faturası, sevkiyat durdurma gibi) ne tür aksiyonlar alınacağı müşteriyle
önceden mutabık kalınmalıdır.
Tahsilat kalitesindeki
iyileşmenin en hızlı yolu, satıcıları bilinçlendirmektir. Satıcıların tahsilat
konusunda bir basamak ilerlemesi, firmanın tahsilat kalitesinde iki basamak
ilerlemesi anlamına gelir. Bunun nedeni basittir: Tahsilat öncelikle satışın
görevidir.
Kaliteli tahsilatınız
yoksa satış size kar değil zarar getirir.
En iyi tahsilat “para
bu tarafa, mal bu tarafa” yöntemine dayanandır. Yani malı vermeden önce
parayı almaktır. Tüketicilere yapılan satışta genellikle bu böyledir. Marketlerde
ve mağazalarda önce ödeme yapar, sonra ürünü alıp çıkabiliriz.
Evet, bir zamanlar mahalle
esnafı mahalleliye “veresiye” satış yaparmış. Elbette karlı satışlar
yaparak finansal güce erişmiş olan mahalle esnafı bunu yapabilirmiş. Kaldı ki
veresiye defteri kabarık olan esnaflar genelde yeterince kar da üretemez. Zaten
süpermarketlerle rekabet etmek için yeterince karlı satış yapamayan esnaflar
artık “veresiye” satış yapamıyor.
B2B satışlarda bazı
sektörlerde alıcı verdiği siparişle birlikte ödemenin tamamını veya önemli bir
kısmını yapar ve verdiği siparişin üretilmesi için aylarca bekler. Bakiyesini
kapamadan da siparişini teslim alamaz. Ama bu “güzel” durum çok az sektör için
geçerlidir. B2B’de çoğunlukla ödemeler (dolayısıyla tahsilatlar) vadelidir.
Vade uzadıkça firmanın riskleri de finansal yükleri de artar.
Firmalar borcu yüzünden
batmaz; nakit akışı yüzünden batar. Piyasadan alacakları, ödeyemediği çekin kat
be kat üstünde olan bir işletme düşünün. Alacakları ödenmedi diye maaşları
gecikmeye başlamış, pahalı kredilere yönelmek zorunda kalmış ve nihayetinde
sadece bir çekini karşılayamadığı için bankalar üzerine çullanmış ve piyasadaki
güvenilirliğini yitirmiş. Bu tablo, Türkiye'de her gün onlarca işletmenin
yaşadığı gerçektir.
Vadeli satış yapan bazı
firmalar satışların da artmasının etkisiyle tahsilata yeterince önem vermezler.
Vade takiplerini sıkı sıkıya yapmazlar. Bakiye raporlarını yeterince
incelemezler. Vadesini geciktiren müşterilere müsamaha gösterirler. Bu durum
elbette tahsilat kalitesizliği getirir. Gecikmiş bakiyelerin son 12 aydaki
satışlara oranı artar, ortalama vade süreleri yükselir.
Tahsilat kalitesizliğinin
şirkete yansıması yalnızca nakit açığıyla sınırlı değildir. Nakit akışının
bozulması bir domino etkisi başlatır:
1.
Adım: Nakit akışı bozulur → Tedarikçilere geç
ödeme yapılır.
2.
Adım: Geç ödeme nedeniyle tedarikçiler iskonto
kaldırır → Alım maliyetleri artar.
3.
Adım: Artan maliyetleri karşılamak için pahalı
kredi çekilir → Finansman giderleri şişer.
4.
Adım: Maaşlar gecikmeli ödenir → Nitelikli
çalışanlar şirketi terk eder.
5.
Adım: Ürün/hizmet kalitesi düşer → Satışlar
azalır, müşteri kaybı başlar.
6.
Adım: Azalan satış + artan maliyet = zarar → Çek
protestosu → İflas.
Bu kısır döngünün
tetikleyicisi çoğu zaman “müşteri ödemiyor” bahanesiyle örtülür. Oysa gerçek
neden, başından itibaren kurulmamış bir tahsilat disiplinidir.
Tahsilatı Kendi Kaderine
Bırakmayın
Pek çok firma paraya
sıkıştığı zaman tahsilata yükleniyor. Ama iş işten geçmiş oluyor. Yeterince
tahsilat yapılamıyor. Dolayısıyla ödeme güçlüğü yaşanıyor, itibar kaybediliyor
ve maliyeti yüksek krediler çekiliyor.
Evet güvenilir
müşterilerle çalışıyor olabilirsiniz. Paraları olduğunda size ödeme
yapacaklarına inanıyor olabilirsiniz. Ama bu inancınız suistimale açıktır ve
mutlaka suistimal de edilir.
Nakit sıkışıklığına girmek
istemiyorsanız alacak yönetimine ve tahsilat disiplinine dair yöntemleriniz ve
kurallarınız olmalıdır.
Her pazartesi günü
müşterilerinizden alacaklarınızı muhasebe departmanından aşağıdaki gibi bir
liste (bakiye raporu) olarak istemeyi ve incelemeyi alışkanlık haline
getirmeniz gerekir. Eğer böyle bir bakiye takip disiplininiz olursa tahsilat
disiplini de edinirsiniz.
Not: Bu bakiye
raporundaki sondan ikinci kolon (gecikmiş bakiye yaşı) alacak
yaşlandırmasıdır. Yani ödeme (vade) gününden sonra kaç gün geçtiğini gösterir. Normal
bakiye yaşı ise fatura gününden sonra kaç gün geçtiğini gösterir.
Bu bakiye raporu sayesinde
öncelikle hangi müşterilerinizin ödemelerine sadık olduğunu hangilerinin
olmadığını göreceksiniz. Onlara verdiğiniz vadeleri, kredi limitlerini ve
iskontoları sorgulayacak, belki de değiştireceksiniz. Ardından gecikmiş
bakiyeleri sorgulayacak, neden tahsilat yapılamadığını ve bunların tahsilatı
için hangi adımların atıldığını öğreneceksiniz. Sizin mi, yoksa şirket
avukatının mı devreye girmesi gerektiğinde karar vereceksiniz. Normal
bakiyeleri için uyarılarınızı yapacaksınız.
Peki böyle bir bakiye
raporu aldığınızda tahsilat için önceliğiniz neler olmalıdır?
•
Önce yüksek tutarlı, gecikmiş alacaklar ele
alınmalıdır.
•
Sonra süresi en uzun olan alacaklara odaklanılmalıdır.
•
Küçük tutarlı ve kısa süreli gecikmiş alacakları en
sona bırakın ama asla boşlamayın. Damlaya damlaya göl olur, unutmayın.
Örneğin; yukarıdaki
tabloda 2.müşteriye dikkat edin: Son 12 ayda sadece 3 milyon TL’lik alım yapmış
ve kendisine 240 bin TL limit tanımlanmış. Ancak şu anki toplam bakiyesi 270
bin TL (yani limitini aşmış) ve bunun 240 bin TL'si 24 gündür gecikmede! Bu
müşteri, finans ve satış ekibinin acilen sevkiyatı durdurup masaya oturması
gereken "yüksek alarm" seviyesindeki bir profildir.
Tahsilat, tam bir “bakarsan
bağ olur, bakmazsan dağ olur” durumudur. Tahsilatı takip etmeniz hem
muhasebe ve finans departmanını hem de satış departmanını tetikler. Onların da
tahsilata önem vermesini sağlar.
Her hafta alacağınız bu
bakiye raporlarını arşivleyin, böylece haftalık değişimleri görmüş olursunuz. Çünkü
risk çoğu zaman tek haftada değil, kademeli bozulmada ortaya çıkar.
•
Geçen hafta toplam bakiye neydi?
•
Gecikmiş bakiye artıyor mu azalıyor mu?
•
OTS son 3 ayda bozuluyor mu?
•
Limit kullanımı sürekli yükseliyor mu?
Yaşlandırma analizini de
içeren bu bakiye raporunu düzenli alan firmalar bunu aynı zamanda güçlü bir
erken uyarı sistemi olarak kullanır. Bir müşterinin alacağı geçen hafta ikinci
haftasındaydı, şimdi 3.haftaya kaydı. Henüz alarm sesi çıkmıyor ama bu kayış, o
müşterinin nakit akışında bir bozulmanın habercisi olabilir. Elinizi çabuk
tutup müşteriyi arar, neler döndüğünü anlarsınız. Belki tedarikçi baskısına
girmiştir, belki büyük bir alacağını tahsil edememiştir. Durumu erken fark
ettiğiniz için hem ilişkiyi kurtarabilirsiniz hem de ek risk almadan önce
sevkiyatı durdurabilirsiniz.
Aksini düşünün:
Yaşlandırma analiziniz yoksa, 3 ay sonra bir müşterinizin 500.000 TL'lik
borcunun zaten 2 aydır gecikmede olduğunu, üstelik o sürede sizden 200.000
TL'lik daha mal çektiğini fark edersiniz. Bu noktada yapabileceğiniz fazla bir
şey kalmamış demektir.
Finans departmanınız
gecikmiş bakiyelerin yaşlandırmasını da içeren bu bakiye raporu ERP
sisteminizden otomatik olarak alabiliyorsa ne âlâ. Alamıyorsa, muhasebe
yazılımınızdan vadeye göre sıralı bir alacak listesi çekerek bunu Excel'de
gruplandırabilirsiniz. Ucuz ama işe yarar. Önemli olan yapmak, düzenli yapmak
ve sonuçlarını satış ekibiyle paylaşmaktır.
Şüpheli Alacaklar
Ödeme vadesini 180 ve daha
fazla aşmış olan gecikmiş bakiyeler için şüpheli alacak karşılığı
ayırmanız hem muhasebe kuralları hem de dürüst bir bilanço için zorunludur.
Tahsili mümkün görünmeyen alacağı varlık gibi göstermek sizi kâğıt üzerinde
zengin, kasada fakir gösterir. Ve bu aldatıcı tablo, işletme kararlarınızı
yanlış temeller üzerine inşa etmenize yol açar.
Tahsili artık neredeyse
imkânsız hale gelen şüpheli alacaklar, firmanın gerçek karlılığını gizleyen en
sinsi kalemdir. Şüpheli Alacak Oranı bu gizli kanamayı görünür kılar.
·
Formül: (Dönem İçinde Silinen veya Karşılık
Ayrılan Alacaklar / Dönem İçi Net Satışlar) × 100
·
Örnek: Yıl içinde 120 milyon TL satış yaptınız.
Bunun 1,8 milyon TL'si tahsil edilemez hale geldi ve karşılık ayırdınız.
(1.800.000 / 120.000.000) × 100 = %1,5
Bu oran sektörden sektöre
değişse de genel kural şudur: %1'in altında olması beklenir. %2'yi aştığında
alarm zilleri çalmalıdır. %3 ve üzeri ise ciddi bir müşteri seçim ve takip
hatasına işaret eder.
Türkiye gerçeğinde bu
oranı düzenli hesaplamayan çok firma var. Nedeni şu: Karşılık ayırmak, yani o
alacağı defterde zarar olarak kabul etmek psikolojik olarak zor geliyor.
"Belki öder" umuduyla yıllarca bilançoda varlık olarak taşınan
alacaklar, şirketin kâğıt üzerindeki değerini şişiriyor ama kasasını
boşaltıyor. Bu gerçeği kabul etmek acı verir ama geciktirmek daha da acıtır.
Ayrıca Vergi Usul Kanunu
(VUK) kapsamında, icra veya dava safhasına gelmiş şüpheli ticari alacaklar için
"Karşılık" ayrıldığında, bu tutarın o yılın kurumlar vergisi
matrahından gider olarak düşülebilirsiniz. Böylece hem batık parayı taşımaktan
kurtulur hem de tahsil edemediğini paranın vergisini ödememiş olursunuz.
Gecikmeden Harekete
Geçin
Ödemelerini geciktiren
müşterileri yakından takip edin. Tahsilatın yapılıp yapılmadığını günü gününe
kontrol edin. Gecikme devam ediyorsa aksiyonlarınızı alın. Vade günü geçtikten
sonra yapılması gerekenler:
|
Gecikme Süresi (Alacak Yaşı) |
Yapılması Gerekenler |
|
1. hafta |
Her 2-3 günde bir telefon ve mail ile müşterinin muhasebe/finans
departmanına hatırlatma |
|
2. hafta |
Satıcının devreye girmesi. Müşteride ödetme yetkisi/gücü olan
ikinci kişiye ulaşma ve durumu izah edip, ödeme rica etme. |
|
15. gün |
Yeni sevkiyatların durdurulması. Bir hafta içinde ödeme olmazsa,
sözleşme gereği gecikilen her gün için %0,1 vade farkı faturası kesileceğinin
bildirilmesi. |
|
30. gün |
Noter kanalıyla ihtarname gönderilmesi |
|
45. gün |
Şirket avukatının araması ve ödeme yapılmazsa 15 gün içinde icra
ve dava sürecinin başlatılacağını telefonla ve yazıyla bildirmesi. |
|
60. gün |
Vade farkı faturasının gönderilmesi. (varsa teminat mektubunun
nakde çevrilmesi) İcra ve dava sürecinin başlatılması. |
Elbette müşterinizle aranızdaki geçmişe ve bağa bağlı olarak
aksiyonlarınızı daha erkene veya daha ileriye çekebilirsiniz.
Tahsilat Kimin İşi?
Türk iş dünyasında en
yaygın hatalardan biri, tahsilatı muhasebe ya da finans departmanının işi
olarak görmektir. Bu bakış açısı hem yanlış hem de tehlikelidir.
Gerçek şudur: Müşteri,
ödeme konusunda finans departmanından gelen soğuk e-postalara değil, satış
temsilcisiyle kurduğu kişisel ilişkiye yanıt verir. Dolayısıyla tahsilatın ilk
halkası satışta başlar; sözleşme şartlarını belirleyen, vadeyi müzakere eden ve
müşteriyle güven inşa eden satıcıdır.
|
Satıcının Eski Zihniyeti |
Satıcının Yeni Zihniyeti |
|
Tahsilat muhasebenin işidir. |
Tahsilat, satış sürecinin ayrılmaz parçasıdır. |
|
Müşteriden para istemek karizmamı bozar. |
Vadeyi hatırlatmak profesyonelliğin gereğidir. |
|
Satış kapandıktan sonra işim biter. |
Satış, para kasaya girinceye kadar bitmez. |
Daha önce de bahsettiğim
gibi satıcıların tahsilat görevi satış görüşmeleri sırasında başlar.
Pazarlıklarda, tekliflerde ve sözleşmelerde müşterilere aşağıdaki üç şeyi
anlatılmalıdır:
•
Firmanın tahsilat politikası nedir?
•
Teklifte/Sözleşmede hangi ödeme koşulları yer
almaktadır?
•
Gecikme durumunda hangi yaptırımlar devreye girecektir?
Her satıcı, sorumlu olduğu
müşterilerle ilgili şu bilgilere haftalık erişim sahibi olmalıdır:
•
Müşterinin son 12 aydaki toplam cirosu ve toplam
ödemesi
•
Müşterinin toplam açık bakiyesi (borcu)
•
Açık hesap oranı (bakiye / son 12 ay ciro)
•
Müşteri ile anlaşılan ödeme süresi vs. gerçekleşen
ortalama ödeme süresi
•
Müşteri ile anlaşılan vade vs. gerçekleşen ortalama
vade
•
Vadesi yaklaşan ve geçmiş ödemelerin listesi
Bu veriye sahip olan
satıcı, müşterisiyle ödeme görüşmesine çok güçlü bir pozisyondan girer. Geçmiş
ödeme gecikmelerini rakamsal olarak gösterebilir ve bu sefer daha kısa vadeli
çek ya da daha erken ödeme talep edebilir.
Eğer müşteri normal
bakiyesini vadesinde ödemediyse muhasebe/finans ilgili satıcıyı
bilgilendirmelidir. Satıcı ertesi gün müşteriyi arayıp “dün sizden ödeme
bekliyorduk ama maalesef olmamış. Bir sorun mu var? Birlikte çözebileceğimiz
bir sorunsa yardımcı olabilirim” minvalinde bir yaklaşımla neler olduğunu
anlamaya çalışmalıdır. Bu dostane dil müşteriyi rahatsız etmeyecek ve
ödemelerde sizi önceliklendirmek için tetikleyecektir.
Tahsilat amacıyla yapılan
telefon görüşmelerinde bazı kurallara uymak, hem sonucu hem de ilişkiyi
doğrudan etkiler:
|
Yapılması Gerekenler (Yeşil
Işık) |
Kaçınılması Gerekenler
(Kırmızı Işık) |
|
Aramadan önce müşteri bilgisi ve borç detayını incele. |
'Kaçıyor muyuz abi?' gibi boş güvenceye inanıp konuyu kapat. |
|
Yumuşak ama kararlı bir ton kullan; taviz verme. |
Müşteri bahanelerini araştırmadan doğru kabul et. |
|
Mutabık kalınan ödeme planını yazılı hâle getir. |
Sözlü taahhütlere güvenip ERP/CRM'e not düşme. |
|
Spesifik bir ödeme tarihi al ve takipçisi ol. |
Belirsiz 'yakında öderim' ifadelerini kabul et. |
Aramasına rağmen
tahsilatta bir gelişme yoksa satıcı müşteriyi ziyaret etmelidir.
Gecikmiş alacak
görüşmelerinde iki farklı müşteri profiliyle karşılaşılır ve her biri farklı
bir yaklaşım gerektirir:
|
Dara Düşen (Zor Durumdaki)
Müşteri |
Pişkin / Fırsatçı Müşteri |
|
Durumunu uzun uzun anlatır. |
Sürekli bahane üretir. |
|
Empati ve anlayış bekler. |
'Vericez abi, kaçmıyoruz ya' der. |
|
Çaresizlikten ödeyemeyeceğini söyler. |
Sizi sinirlendirmeyi hedefler. |
|
YAKLAŞIM: Empatik ton. Parçalı ödeme planı sun. |
YAKLAŞIM: Duyguları kontrol et. Sadece sözleşme ve hukuki
sonuçlardan bahset. |
Tahsilat görüşmelerinde
kurallara boyun eğdirmek yerine müşteriyi kendi durumunu fark ettirmeye
yönlendirmek çok daha etkilidir. Bu teknik 'savunma kalkanını indirme' olarak
da adlandırılır.
|
Dikte Etmek (Yanlış Yaklaşım) |
Soru Sormak (Doğru Yaklaşım) |
|
'Ödemezseniz avukata vereceğiz ve masrafları siz ödeyeceksiniz.' |
'Sözleşmede ödeme gecikmesi durumunda ne tür işlemler
yapılacağını biliyordunuz, değil mi?' |
|
'Bu çeki kabul etmiyoruz.' |
'Hukuki yollara başvurulursa ödenecek miktarlara avukat ve harç
masraflarının ekleneceğini biliyorsunuz, değil mi?' |
|
'Yarın ödeme gelmezse sevkiyatı keseceğiz.' |
'Bu durumu nasıl çözebiliriz, ne önerin var?' |
Soru formatı, müşterinin
savunmaya geçmesini engeller; gerçek sorunu (hatalı fatura, geçici nakit
sıkışıklığı, tedarikçi baskısı) ortaya çıkarır ve yapılandırma fırsatı yaratır.
Gerektiğinde satıcı
yöneticilerinden de aldığı izin ile müşteriye taksitli ödeme seçeneği
sunabilmelidir. Borcunu tek seferde ödeyemeyen müşteri taksitler halinde
ödeyebilir. Böyle bir durumda vade farkı yansıtabilirsiniz elbette. Yalnız,
ödeme planını yazılı hale getirmeyi ve imzalatmayı unutmayın. Belgeli vaatler
daha fazla yerine getirilir.
Satıcı eğer müşterinin
ödeme niyeti olmadığını anlarsa veya bir iflas kokusu alıyorsa, müşteriye “dilerseniz
mal mukabili ödeme yapabilirsiniz” deme inisiyatifi de olmalıdır. Böylece
paranızı alamasanız da verdiğiniz malı veya müşterinin verebileceği diğer
malları alabilirsiniz. Hatta böyle durumlarda (son çare olarak) müşteriden
şirket araçlarını veya gayrimenkulünü size satmasını dahi isteyebilmelisiniz.
Böylece mahsuplaşma yapabilirsiniz. Bunları siz almazsanız başka alacaklılar
alacaktır. Onlar alırsa size verebileceği bir şeyleri kalmayabilir.
Tahsilatta
Muhasebe/Finans Bölümünün Rolü
Muhasebeciler ve
finansçılar tahsilat sürecinin veri merkezidir. Müşterilerin alımlarını,
tahsilatlarını, bakiyelerini bir çok detayda takip etmeli, sınıflandırmalı ve
raporlamalıdır. Yukarıdaki “bakiye raporunu” çıkarmak, yönetime ve satış
departmanına sunmak onların görevidir.
Başka neler onların
görevidir?
•
Normal bakiyeleri olan müşteriler için tahsilat
gününden 3 gün önce “….. tarihinde 146.500 TL’lik ödeme bekliyoruz sizden”
minvalinde bir mail göndermelidir. Bu mail müşteriyi tetikleyecek ve size ödeme
çıkarmak için çaba harcamasına neden olacaktır. Böyle bir mail göndermezseniz
size olan borçlarını unutabilirler, başkalarına olan borçlarını ödeyip, sizi
bekletebilirler. Bu hatırlatmanın vadesinde tahsilatları artırdığı
istatistiklerle sabittir.
•
Ödeme günü müşterinin ödemeyi yapıp yapmadığı takip
edilir. Saat 15:00’a kadar ödeme hala yapılmadıysa müşteri aranır ve “bugün
sizden ödeme bekliyorduk, bir sorun yok değil mi, mesai saati bitiminden önce
ödemeniz gelir mi?” minvalinde sorular sormalıdır. Bu tip arama
unutulan havalelerin yapılmasını sağlar. Ayrıca sizin IBAN’ınız onlarda
olmadığı veya kaybolduğu için de ödemeyi yapamamış olabilirler (!), değil mi?
•
Gecikmiş bakiyeler için müşterilere mail ve veya
telefonla her 2-3 günde bir hatırlatma yapmak ve tarihli ödeme taahhüdü almaya
çalışmak. Sizin kasanızda olması gereken para için müşterileri aramaktan
çekinmeyin. Unutmayın, vadeye uymayarak sizi finansal olarak zora sokan taraf
utanç duymuyorsa, hakkı olanı talep eden tarafın çekinmesi ticari bir hatadır.
•
Gecikmiş bakiye bir haftalık olduysa müşteri üzerinde
baskıyı artırın. Ödeme yetkisi/gücü olan ikinci bir kişiyle daha görüşün veya
maillerinize onu da ekleyin. Bu müşterinin yeni siparişleri varsa sevkiyatını
(kredi limiti müsait olsa bile) durdurun. Bırakın onlar sizi arasın.
•
Gecikmiş bakiyeler için 15.günde müşterilere “sözleşmemiz
gereği gecikilen her gün için %0,1 günlük faiz işletilecektir.3 gün içinde
ödeme yaparsanız vade farkı faturası kesmeyeceğiz” minvalinde
bir yazı göndermek. Bu uyarınıza (ve jestinize rağmen hala ödeme gelmiyorsa
gecikmiş bakiyenin kapandığı tarihte vade farkı faturası kesmek ve gecikme
maliyetlerini kayıt altına almak.
•
Gecikmiş bakiyeler için 30.günde müşterilere noter
kanalıyla ihtarname göndermek.
•
Noter ihtarnamesini takip eden 15 gün içerisinde ödeme
hala yapılmadıysa şirket avukatının dava açılmadan önceki son aramasını
yapmasını sağlamak. (Avukat görüşüyle dava, icra, karşılıksız çek protestosu
veya teminatın nakde çevrilmesi başlar.) Bu aşamalı yaklaşımın amacı, müşteriyi
son ana kadar kaybetmeden tahsilatı gerçekleştirmektir.
•
Kredi limiti aşımlarında yeni sevkiyatlar için onay
merci olmak, otomatik uyarı üretmek ve ilgili satıcıyı bilgilendirmek.
•
Gelen tahsilatları üst yönetime raporlamak.
•
Müşterilere sunulan kredi limitlerinin, vadelerin ve
iskontoların müşterilerin alım ve ödeme performansların uygun olup olmadığını
raporlamak. Gerekli değişimleri üst yönetime önermek.
•
Tahsilat primlerini hesaplamak ve yönetime raporlamak.
Tahsilat kalitesi
takibinin en verimli çalıştığı ortam, muhasebe ve ERP sistemlerine entegre
otomatik bildirim ve raporlama altyapısıdır. Finans personeli tahsilat girişini
yaparken ödemenin niteliğini (nakit, çek vadesi, gecikme günü, ödeme yöntemi)
sistemde işaretlerse ERP, müşteri ve satıcı bazında otomatik tahsilat kalitesi
analizi üretebilir.
Teknolojiden yararlanırken
e-fatura sistemine de önem verilmelidir. E-fatura, faturanın müşteriye
kesilmesiyle eş zamanlı olarak iletilmesini sağlar; bu da tahsilat döngüsünü
kısaltır ve hatalı fatura kaynaklı gecikmeleri azaltır. Yanlış kesilen
faturalar ödemelerin gecikmesindeki en büyük sebeplerden biridir. Doğru ve
eksiksiz kesilmeyen faturalar karşılıklı faturalaşmaya, dolaysıyla zaman
kaybetmeye neden olur. Zamanında müşteriye ulaştırılmayan faturalar da
tahsilatı geciktirir.
Mali işler departmanı
tahsilat politikasının hem uygulayıcısı hem de denetçisidir. Bu departmanın
başarısı, satış ekibinin tahsilat performansını doğrudan besler.
Etkili tahsilatta
muhasebe/finans bölümü ile satış departmanı birbirlerinin tamamlayıcısıdır.
Tahsilatı yapabilmek için paslaşırlar. Gerekirse “iyi polis, kötü polis”
oyunu oynarlar.
Bu kültürün kurulabilmesi
için üç koşul gereklidir:
•
Finans departmanında tahsilat kalitesini ölçen ve
raporlayan bir uzman bulunmalıdır.
•
Satış ve finans müdürleri haftalık ortak tahsilat
toplantısı yapmalıdır.
•
Satıcıların primlerinin bir kısmı tahsilat
performansına bağlanmalıdır. (Zamanında ödeme almak ve sözleşilen vadede
tahsilat yapmak ödüllendirilmeli; gecikmeler ise prim kaybıyla
cezalandırılmalıdır.)
Maalesef ağlamayana
emzik, istemeyene para yok.
Türkiye’de firmaların
bazıları maalesef ödeme taahhütlerine sadık değildir. Size 30-60-90 gün vadeli
3 eşit miktara sahip çek vermeyi taahhüt eden müşteriniz bir bakmışsınız size
110 gün vadeli tek bir çek göndermiştir. Müşteriyi küstürmemek için kabul
edersiniz. İçinizden “bu seferlik oluversin” dersiniz. Ses
çıkarmazsınız, itiraz etmezsiniz. Sizin sessizliğiniz müşteriyi daha da
cesaretlendirir ve size karşı ödeme vadelerini hep açmaya çalışır. Halbuki
itiraz etseniz, vade farkı faturası kesseniz veya tekrarlanması halinde
keseceğinizi söyleseniz, ya da sonraki ilk ödemenin kısa vadeli (örneğin) 30
günlük çekle yapılarak telafi edilmesini isteseniz müşteriniz anlaşmaya uygun
ödemeler yapmaya başlayacaktır.
Unutmayın firmalar
kendilerini sıkıştıran firmalara anlaşmadaki şekilde ödeme yaparlar,
kendilerini sıkıştırmayanlara geç veya anlaşılan vadeden daha uzun vadeli ödeme
yaparlar.
Alacak yönetiminde sistemi
işler kılan, kurallara uymayanlara yönelik net ve tutarlı uygulamalardır:
•
Yeni siparişlerin ve sevkiyatın durdurulması.
•
Geciken günler için vade farkı / fiyat farkı faturası
kesilmesi. (Vade farkı bir haktır; uygulamasanız bile tehdidi çok işe yarar:
'Üç gün içinde ödeme yaparsanız vade farkı kesmeyiz.')
•
Kredi limitinin düşürülmesi veya kaldırılması.
•
30 gün üzeri gecikmede noter ihtarı.
•
Teminat mektuplarının ibrazı ve nakde çevrilmesi.
Havuç ve sopaların
birlikte kullanılması, tahsilat yönetimini bir kez anlaşılan kurallar
çerçevesinde otomatik olarak işleyen bir sisteme dönüştürür.
Tahsilat Araçları
Bankacılık sisteminin çok
gelişmediği ve ticaretin çok kirlenmediği yıllarda (1950’ler, 60’lar, 70’ler) tahsilat
elden yapılırdı. Satıcının tahsildarı müşteriye giderdi, para alırdı ve
tahsilat makbuzu verirdi. Tahsildarda “tahsilat makbuzu” yoksa ödemeyi yapan
taraf “tediye makbuzu” düzenler ve tahsildara verirdi. Elbette tahsildar ödeme
almaya vadesinde (gününde) giderdi. Dolayısıyla şirketin muhasebecisi
tahsildara her gün hangi firmaya gidip kaç lira nakit tahsil edeceğini
söylerdi. Bazı tahsilatların teslimatı 1 hafta önce, bazılarınınki 30 gün önce,
bazılarınınki ise 60 gün önce yapılmış olabilirdi. Vadeler daha uzun değildi.
Piyasa da ödeme için özel günler vardı; Salı ve Cuma günleri. Bir de ay
sonları. Genelde bu günlerde firmaların ellerine para geçerdi ve ödemelerini
yapabilirlerdi.
Bankacılık sistemi
geliştikten sonra çek ve senet gibi ödeme araçları devreye girdi. Çek ve
senetle birlikte 90, 120, 150, hatta 180 günlük vadeler de devreye girdi. Havale
teknolojisi de gelişince hesaplar arası transferle (havale veya EFT) ödemeler
yapılır oldu. Maalesef vadesinde havale gibi satıcıyı mali açıdan zorlayan ve
büyük riske sokan uygulamalar da başlamış oldu. Şirket kartları çıkınca kredi
kartı da bir ödeme/tahsilat aracı haline geldi. Vadeli satıştaki alacağı bir
miktar garanti altına almak için firmalar müşterilerinden; kefalet, DBS,
teminat mektubu, tedarikçi finansmanı, kefalet sigortası, ipotek gibi evraklar
istemeye başladı. Bunların yapılamadığı durumlarda firmalar “alacak sigortası”
yaptırdı. Paraya erken kavuşma ihtiyacı içindeki firmalar için Faktoring
şirketleri devreye girdi.
Şimdi bu tahsilat
araçlarını tek tek inceleyelim.
Çekle Tahsilat
Çek; bankaların, finansal
güvenilirliğini (kredibilitesini) onayladığı firmalara sunduğu, genellikle 10
ila 25 yapraklı defterler halinde verilen resmi bir ödeme aracıdır. Çek defteri
olan bir firma (keşideci), yaptığı alımların ödemesi için satıcıya çek düzenler.
Çekin üzerinde alıcı
firmanın unvanı, tutar, ödeme günü (vade/keşide tarihi), çeki düzenleyen
firmanın kaşesi ve yetkilisinin imzası bulunur. Ayrıca günümüzde güvenliği
artırmak için çeklerde karekod bulunur. Çeki alan taraf bu karekodu okutarak
çeki yazan firmanın geçmiş ödeme performansını anında görebilir. Çek teslim
alınırken muhasebesel kayıtlar için bir 'tahsilat/alındı makbuzu' düzenlenmesi
esastır.
Çeki alan firma (lehtar),
dilerse vade gününde bankadan tahsilatını yapar, dilerse de kendi borçlarına
karşılık başka firmalara verebilir. Buna 'cirolamak' denir. Çekin arkasına kaşe
basıp imza atılarak çek, arkası dolana kadar birçok firma arasında el değiştirebilir.
Bu sistem ticarette nakit akışını rahatlatır.
Çeki düzenleyen firma,
finansal itibarının zedelenmemesi ve hukuki yaptırımlarla karşılaşmamak için
vade gününde çekin karşılığını banka hesabında hazır bulundurmak zorundadır.
Eğer hesapta yeterli bakiye yoksa, banka yasal olarak ödemekle yükümlü olduğu
'yaprak başı asgari garanti tutarını' çeki getiren kişiye öder; kalan tutar
için ise çekin arkasına 'Karşılıksızdır' kaşesi vurur (çeki yazdırır).
Çeki karşılıksız çıkan son hamili (çeki elinde bulunduran kişi), alacağını
tahsil etmek için hem çeki ilk düzenleyen firmaya hem de çeki cirolayan diğer
tüm firmalara (müteselsil sorumluluk gereği) aynı anda icra takibi ve dava açma
hakkına sahiptir.
Peki ya bir çek vade
gününde tahsilata verilmezse ve kasanın bir köşesinde unutulursa ne olur?
Ticari hayatta zaman zaman karşılaşılan bu durumun hukuki sonuçları oldukça
kritiktir. Kanuna göre bir çekin bankaya ibraz (sunulma) süresi sınırsız
değildir. Çekin bankaya sunulma süresi, çekin üzerinde yazan 'düzenlenme yeri'
ile banka şubesinin bulunduğu yere göre değişir. Eğer çekin düzenlendiği şehir
ile bankanın bulunduğu şehir aynıysa yasal süre 10 gün, farklı şehirlerdeyse 1
aydır. Bu süreler, çekin üzerindeki vade (ödeme) tarihinin ertesi günü işlemeye
başlar.
Eğer bir çek bu yasal
süreler içinde bankaya sunulmazsa, hukuki anlamda güçlü ve ayrıcalıklı bir
'çek' (kambiyo senedi) olma vasfını yitirir. Bunun işletmeler için üç büyük
dezavantajı vardır: Birincisi; hesapta para yoksa banka çekin arkasına
'Karşılıksızdır' işlemi yapamaz. İkincisi; bankanın yasal olarak ödemekle
yükümlü olduğu yaprak başı garanti tutarı alınamaz. Üçüncüsü ve en önemlisi;
ciro zinciri kopar. Yani çeki elinde tutan firma, süreyi kaçırdığı an çeki
kendisine veren diğer aracı firmalara (cirantalara) başvurma hakkını kaybeder,
onlardan hiçbir talepte bulunamaz.
Yine de süresi geçmiş bir
çek tamamen 'çöp' olmuş sayılmaz. Artık hızlı işlem gören resmi bir çek olmasa
da, eldeki evrak sıradan bir 'yazılı borç belgesi'ne dönüşür. Bu durumda
alacaklı taraf, sadece çeki en başta düzenleyen asıl firmaya (keşideciye) karşı
normal icra yollarına veya alacak davasına başvurabilir. Ancak bu süreç,
standart bir çek icrasına göre çok daha uzun ve yorucu bir hukuki mücadele
gerektirir. Bu nedenle çeklerin takibini yapmak ve vade gününde bankaya sunmak,
tahsilat güvenliği açısından hayati önem taşır.
Senetle Tahsilat
Çek yapraklarının bankalar
tarafından sınırlı sayıda verilmesi nedeniyle, ticarette ödeme aracı olarak
sıklıkla Senet (Bono) kullanılır. Satıcı firmanın (alacaklının) kabul etmesi
durumunda düzenlenen senetler, kırtasiyelerden bile kolayca temin edilebilen
basılı evraklardır. Ancak tahsilatı garanti altına almak için senedin son
derece dikkatli doldurulması gerekir. Tahsilatı yapacak firmanın dikkat etmesi
gereken en önemli incelikler şunlardır:
·
Eksiksiz Bilgi: Alacaklı ve borçlu
adları, düzenlenme tarihi (bu tarih yoksa senet geçersizdir) ve ödeme tarihi
(vade) mutlaka yazılmalıdır.
·
Tahrifatı Önleme: Tutar kısmı hem rakamla
hem de yazıyla doldurulmalı, sonradan sıfır veya rakam eklenmesini engellemek
için tutarların başı ve sonu (#) gibi bitim işaretleriyle kapatılmalıdır.
·
Çift İmza Hayat Kurtarır (Altın Kural):
Senedi düzenleyen bir limited veya anonim şirket ise, firma yetkilisinden
mutlaka iki imza alınmalıdır. İmzalardan biri firma kaşesinin üzerine, diğeri
ise kaşenin dışına (boşluğa) attırılmalıdır. Kaşenin üzerindeki imza şirketi
bağlarken; açığa atılan imza, yetkili kişinin kendi şahsi mal varlığıyla senede
kefil olması (Aval) anlamına gelir. Şirket iflas etse bile, bu ikinci imza
sayesinde tahsilat kişinin şahsından yapılabilir.
Senetler de tıpkı çekler
gibi arkası imzalanarak (cirolanarak) başka firmalara borç ödeme aracı olarak
devredilebilir. (Ancak senedin arkasındaki ciro zincirinin tam olması ve
borçlunun adresi, T.C. Kimlik / Vergi Numarası gibi bilgilerin tam yazılması
icra aşamasında tebligatların hızlı ulaşması için hayati önem taşır.) Senedin
vadesi geldiğinde, senedi elinde bulunduran firma borçluya banka hesap
bilgilerini iletir, ödeme havale/EFT ile geldikten sonra senedin aslı (üzerine
'iptal' yazılarak veya yırtılarak) borçluya iade edilir. Bir diğer güvenli yol
ise senedi vade gelmeden tahsilat için bankaya teslim etmektir; banka borçluya
ihbarname yollar ve ödemeyi kendi gişesinden tahsil edip sizin hesabınıza
aktarır.
Eğer senet vadesinde
ödenmezse, noter aracılığıyla 'Protesto' işlemi yapılır. Senet doldurulurken
yukarıdaki kurallara (özellikle zorunlu tarihler ve imzalara) harfiyen
uyulmuşsa, alacaklı taraf doğrudan 'Kambiyo Senetlerine Mahsus' hızlı icra
takibi başlatabilir. Ancak evrakta tek bir eksiklik varsa, evrak senet vasfını
yitirir ve mahkeme süreci yıllar sürebilecek karmaşık bir alacak davasına
dönüşür. Bu nedenle senedi alırken usulüne uygun düzenlendiğinden emin olmak,
tahsilatın sigortasıdır."
POS ile Tahsilat
Şirket kredi kartları
çıktığından beri firmalar birbirlerine ödemeyi Kredi Kartı – POS makinası
ikilisiyle kolayca yapabilmektedir. Bu yöntemle ödeme yapmak için ya alıcı
taraf satıcıya gider ve şirket kredi kartını satıcının POS cihazına okutur, ya
da alıcı taraf şirket kartı bilgilerini telefonla (eskiden faksla) satıcı taraf
ileterek Mail Order yöntemiyle ödemeyi gerçekleştirir.
Şirket kredi kartıyla
yapılan ödemelerde bazen müşteri bazen banka taksit imkanı da sunabiliyor.
Elbette bu ödeme
yönteminde aracı banka olduğu için komisyon alıyor ve bu komisyonun maliyeti de
ürün fiyatına veya faturaya yansıtılmış oluyor. Ama alan için de satan için de
finansal bir kolaylık sağladığı aşikâr. Hele satan için, teslimattan kısa bir
süre sonra ödemeyi alabilmesi mali açıdan çok ferahlatıcı.
Günümüzde kredi kartıyla
ödeme/tahsilat yöntemi daha da çeşitlendi; Sanal POS ve Linkle Ödeme
seçenekleri de devreye girdi.
·
Sanal POS sayesinde satıcı firmalar, web
sitelerine entegre ettikleri B2B (kurumsal) veya e-ticaret modülleri üzerinden
7 gün 24 saat kesintisiz satış ve tahsilat yapabilirler. Alıcı, alışverişi
tamamlamak için ödeme sayfasına ulaştığında; bankaların veya fintek kuruluşlarının
sağladığı güvenli Sanal POS altyapısı üzerinden kartıyla ödemesini
gerçekleştirir. Mesai saati veya mekan sınırı olmayan bu sistem; hem alıcıya
kolay alışveriş hem de satıcıya hızlı tahsilat imkanı sağlar. Üstelik satıcı,
bu teknoloji sayesinde müşterilerine taksit seçenekleri de sunabilir.
·
Linkle Ödeme; fintek şirketleri (İyzico,
PayTR vb.) ve bankalar tarafından sunulan, firmaların web sitesi veya POS
cihazı olmadan tahsilat yapmasını sağlayan bir çözümdür. Satıcı, satışa ait
tutar ve bilgileri içeren güvenli bir ödeme linki oluşturup müşterisine WhatsApp,
SMS veya e-posta ile gönderir. Müşteri bu linke tıklayarak güvenli ortak ödeme
sayfası üzerinden kredi kartıyla işlemini gerçekleştirir. Hizmet sağlayan
fintek kuruluşu veya banka, kendi komisyonunu kestikten sonra kalan tutarı
satıcıya öder.
Doğrudan Borçlandırma
Sistemi (DBS) ile Tahsilat
DBS; özellikle geniş bayi
ağına sahip satıcı firmalar (Ana Firma) ile alıcılar (Bayi/Müşteri) arasındaki
faturalı alışverişlerin tahsilat sürecini otomatize eden ve banka garantisi
altına alan bir nakit yönetimi sistemidir.
Satıcı, alıcı ve banka
arasında bir anlaşma yapılır. Banka, alıcının mali durumunu inceleyerek ona
sadece bu satıcıya yapacağı ödemelerde kullanmak üzere bir "DBS Kredi
Limiti" tanımlar.
Satıcı, alıcıya kestiği
faturaların bilgilerini (tutar ve vade tarihi) elektronik ortamda bankaya
iletir.
Faturanın ödeme vadesi
geldiğinde banka, alıcının vadesiz hesabında para varsa bu parayı çeker. Eğer
hesapta yeterli para yoksa, alıcıya daha önce tanımladığı "DBS Kredi
Limitini" devreye sokar ve tutarı tamamlayarak satıcının hesabına otomatik
olarak aktarır.
Eğer satıcı firma,
tahsilatı vade gününden önce nakde çevirmek isterse, bankaya başvurarak
İskontolu DBS kullanabilir. Bu durumda banka belli bir faiz/komisyon kesintisi
yaparak ödemeyi satıcıya vadesinden önce yapar; vade günü geldiğinde ise tutarı
alıcıdan tahsil eder.
Vadeli satış yaptığınızda tahsilatınızı
(aynı iskontolu DBS’de olduğu gibi) vadesinden önce tahsil etmeniz de
mümkündür. Faktoring firmaları ve bankalar bu olanakları firmalar sunmaktadır.
Faktoring ile Nakde
Dönmek
Faktoring ile vadeli
satışlarınızın vadesini beklemeden anında nakde kavuşabilirsiniz. Faktoring,
vadeli mal ve hizmet satışlarından doğan faturaların veya fatura karşılığında alınmış
vadeli çek ve senetlerin bir faktoring şirketine verilerek (alacak hakları devredilerek)
karşılıklarının bir miktar kesintiyle alınmasıdır.
Tahsilat takibi, hesap
mutabakatı ve borçlu analizi gibi operasyonel yükleri faktoring şirketi
üstlenir. Faktoring, sadece bir "finansman" aracı değil, aynı zamanda
çok güçlü bir "alacak yönetimi ve risk bertaraf" aracı olarak devreye
girer.
Bu modelin temel işleyiş
mekanizması şöyledir:
·
Devir (Temlik): Satıcı, vadeli alacağını
temsil eden faturayı veya fatura karşılığında aldığı çek ve senetleri bir faktoring
şirketine devreder.
·
Ön Ödeme: Faktoring şirketi, devraldığı
fatura/çek/senet gibi evrakların büyük bir kısmını (genellikle %80 ile %90
aralığında) vadeyi beklemenize gerek kalmadan peşin olarak hesabınıza yatırır.
·
Tahsilat ve Kapama: Vadesi geldiğinde faktoring
şirketi ödemeyi alıcıdan (borçludan) tahsil eder. Alıcı ödemeyi yaptıktan
sonra, kesilen faiz ve komisyonlar düşülerek kalan bakiye (kapanış ödemesi)
size aktarılır.
İhtiyacınıza göre
seçebileceğiniz iki temel faktoring türü bulunur:
·
Rüculu Faktoring: Alıcının faturayı
vadesinde ödememesi riskini sizin üstlendiğiniz modeldir. Faktoring şirketi
ödemeyi alıcıdan tahsil edemezse, tutarı sizden geri talep eder.
·
Rücusuz Faktoring: Alıcının ödememe
riskini ve tahsilat sorumluluğunu tamamen faktoring şirketinin üstlendiği
modeldir. Alıcı iflas etse dahi faktoring şirketi bu riski sizden talep edemez,
garanti sağlar. Elbette rücusuz faktoringin kesintisi (maliyeti) daha
yüksektir.
Neden faktoring
yapmalısınız?
·
Faktoringin bir maliyeti (komisyon ve faiz)
vardır. Eğer ürününüzün kar marjı bu maliyeti rahatça karşılıyorsa, vadeli
beklemek yerine parayı hemen alıp paranın dönüş hızını artırmak çok daha
karlıdır.
·
Satışlarınız artıyor ama işletme sermayeniz
(nakdiniz) büyümeye yetmiyorsa, satış yaptıkça faktoring ile nakit yaratıp daha
çok üretim yapabilirsiniz. (Faktoring limiti, satışlarınızla birlikte büyür;
banka kredisi limiti gibi sabit değildir).
·
İnşaat, tekstil, otomotiv yan sanayi gibi
vadelerin 90-180 günleri bulduğu sektörlerde faaliyet gösteriyorsanız,
tedarikçilerinize peşin ödeyip iskontolu mal almak, faktoring maliyetini
fazlasıyla amorti edebilir.
·
Yeni bir müşteri portföyü ile çalışmaya
başladığınızda müşterilerin ödeme ahlakını bilemezsiniz. Bu riski faktöring
şirketine havale etmek stresinizi de riskinizi de azaltır.
·
Faktoring banka kredilerinden farklı olarak bir
borçlanma yaratmaz, mevcut bilanço yapınızı iyileştirir. Faktoring bir banka
kredisi değildir; alacağın (varlığın) satılmasıdır. Bankadan kredi çektiğinizde
bilançonuzda borçlarınız artar. Faktoring yaptığınızda ise bilançonuzdaki
"Ticari Alacaklar" kalemi azalır, "Nakit ve Nakit
Benzerleri" kalemi artar. Bu durum firmanın likidite oranlarını
iyileştirir ve bankalar nezdindeki kredibilitesini yükseltir.
Satıcı firmalar, faktoring
maliyeti ile sağladıkları nakdin yaratacağı yeni fırsatları (peşin iskontosu
alma fırsatı, yeni sipariş alabilme kapasitesi vb.) karşılaştırarak bu aracı
mutlaka finansal silahları arasına eklemelidir.
Not: Çek ve
senetleri komisyon karşılığı nakde çevirmeyi sadece faktoring şirketleri
yapmamaktadır, bankalar da ticari müşterilerine bu hizmeti vermektedir. Bu
işleme esnaf ve KOBİ’ler arasında “çek/senet kırdırma” denir. Faktoring literatüründeki
adı çek/senet faktöringidir. Bankacılık literatüründeki adı çek/senet iskontosu
veya iskonto kredisi veya İştiradır. Elbette bu çek ve senetlerin bir fatura
karşılığında alındığı bankaya ispat/ibra edilmesi gerekir. Türkiye'de BDDK
(Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) kuralları gereği, yasal bir
faktoring şirketi faturasız çeki bozamaz. Yani satıcı firma, faktoring
şirketine çeki/senedi verirken mutlaka o çekin karşılığı olan ticari faturayı
da ibraz etmek zorundadır. Sadece çek verilerek yapılan işlem yasal değildir
(bu tefeciliğe girer). Faktoring, ticaretin finansmanıdır; bu yüzden
"Fatura + Çek = Finansman" denklemi şarttır.
Satıcı bir firma, elindeki
çeki nakde çevirmek istediğinde Banka ile Faktoring Şirketi arasında kalabilir.
Faktoring şirketleri hızlı çalışır ve genellikle aynı gün nakit verirken,
bankalar birkaç gün bekletebilir. Ayrıca bankalar çok sayıda küçük tutarlı veya
farklı yörelerden gelmiş çekleri kabul etmekte isteksiz olabilirler. Bankaların
tek avantajı daha az komisyonla çalışmalarıdır. Eğer bankada hazır, boşlukta
bir iskonto kredi limitiniz varsa ve zaman sorununuz yoksa, maliyet avantajı
için bankayı tercih edin. Eğer banka limitleriniz doluysa, acil (bugün) nakde
ihtiyacınız varsa, bilançonuzda banka borcu gözüksün istemiyorsanız veya çeki
kesen firmanın itibarı sizin firmanızın itibarından daha yüksekse (örneğin siz
küçük bir KOBİ'siniz ama elinizde Koç Holding'in, Sabancı'nın, büyük bir market
zincirinin çeki var), bu çeki faktoring şirketine verip anında nakde dönmek çok
daha akılcı ve kolay bir yol olacaktır.
Buraya kadar tahsilat
araçlarından bahsettik, şimdi de alacağınızı tahsil etmeyi garantilemek için
kullanabileceğiniz araçlardan bahsetmek istiyorum.
Tedarikçi Finansmanı
Müşterilerinizin erken
ödeme yapmasını istiyorsanız onları Tedarikçi Finansmanı kredisi almaya
yönlendirebilirsiniz.
Türkiye'deki bankalar bu
ürünü uzun yıllardır farklı isimler altında sunuyor; kimi banka buna
"tedarik zinciri finansmanı", kimi "tersine faktoring" ya
da "onaylı alacak finansmanı" diyor.
İşleyiş şu şekildedir:
Büyük ve güçlü bir alıcı
firma (örneğin köklü bir market zinciri veya büyük bir sanayi kuruluşu)
bankasıyla bir Tedarikçi Finansmanı anlaşması yapar. Bu anlaşmaya göre banka,
alıcının onayladığı tedarikçi faturalarını vadesinden önce tedarikçiye öder.
Tedarikçi (yani siz) faturanızın bedelini örneğin 90 gün beklemek yerine 2–3
gün içinde, küçük bir iskonto (finansman maliyeti) karşılığında tahsil
edersiniz. Banka vade günü geldiğinde alacağını doğrudan alıcıdan tahsil eder. (Sen
benim yerime öde, ben sana daha sonra vereceğim.)
Alıcı açısından bu model
avantajlıdır çünkü kendi nakit döngüsünü bozmadan tedarikçilerine erken ödeme
yapmış olur. Hatta bu sayede tedarikçiden daha iyi fiyat veya öncelikli
teslimat avantajı koparabilir de.
Kefalet ile alacağınızı
garantilemek
B2B ticarette satıcı
firmaların en çok düştüğü yanılgılardan biri, sadece "şirket" ile
ticaret yapmanın güvenli olduğunu düşünmektir. Oysa Limited veya Anonim
şirketlerin borçlarından dolayı şirket sahipleri şahsen sorumlu tutulamaz.
Şirket iflas eder veya içi boşaltılırsa, satıcının alacağı sıfırlanır. İşte bu
"şirket kalkanını" delmek ve tahsilatın yönünü garanti altına almak
için satıcılar alıcıdan Kefalet talep etmelidir.
B2B ticarette kefalet
temel olarak ikiye ayrılır:
·
Şahsi Kefalet (Şirket Sahibini Bağlamak): En
yaygın yöntemdir. Alıcı firmanın (Ltd. veya A.Ş.) borçlarına karşılık, şirket
sahibinin veya ortaklarının şahsi mal varlıklarıyla (ev, araba, şahsi banka
hesapları) borca kefil olmasıdır. Bu sayede şirket ödeme yapmasa bile, tahsilat
doğrudan şirket sahibinin şahsından yapılabilir.
·
Kurumsal Kefalet (Grup Şirketini Bağlamak):
Alıcı firmanın bir grup şirketine veya holdinge bağlı olduğu durumlarda
istenir. Örneğin, sermayesi düşük olan "A Pazarlama Ltd. Şti."ye mal
satarken, onun çok daha güçlü olan ana şirketi "B Holding A.Ş."nin bu
borca kefil olması sağlanır. Böylece muhatap tek bir şirket değil, tüm grup
olur.
Kefalet almak sözlü olmaz,
hukuki şekil şartlarına tabidir. Satıcı firmalar kefaleti temel olarak iki
farklı yöntemle alabilirler:
·
Yöntem A: Sözleşme Üzerinden Kefalet
(Bayilik/Cari Hesap Sözleşmeleri): Satıcı ile alıcı arasında imzalanan
"Bayilik" veya "Mal Alım" sözleşmelerinin sonuna bir
"Müteselsil Kefil" (Zincirleme Kefil) maddesi eklenir. Alıcı firma
yetkilisi sözleşmeyi önce "Şirket Kaşesi" üzerine imzalar, ardından
şahsi kefaleti için kaşe dışına, kendi adının/soyadının altına şahsen imza
atar.
o Buradaki
En Büyük Hukuki Tuzak (Dikkat!): Türk Borçlar Kanunu’na göre, bir sözleşmeye
şahsi kefil alınacaksa, kefil olacak kişinin kefalet limitini (azami tutarı) ve
kefalet tarihini sözleşmeye mutlaka "kendi el yazısıyla" yazması
şarttır. Bilgisayardan yazılmış bir tutarın altını imzalamak kefaleti geçersiz
kılar. Ayrıca yasa gereği kefil evliyse, eşinin yazılı rızası (Eş Rızası) da
alınmalıdır.
·
Yöntem B: Senet Üzerinden Kefalet (Aval):
Eş rızası ve el yazısı kurallarıyla uğraşmak istemeyen satıcılar için en pratik
ve en keskin yöntemdir. Daha önce senetler bölümünde bahsettiğimiz "Çift
İmza" kuralı tam olarak budur. Müşteriden açık hesap karşılığı bir teminat
senedi alınır. Firma yetkilisi senede önce firma kaşesi üzerine imza atar
(Borçlu şirket olur). Sonra kaşe dışına (açığa) ikinci bir imza atar. Ticaret
hukukunda senet üzerindeki bu ikinci imzaya Aval denir. Aval, şahsi
kefaletin en güçlü halidir; eş rızası veya el yazısıyla tutar yazma zorunluluğu
gerektirmez. Satıcı, vadesinde ödenmeyen bu senedi doğrudan şirket sahibinin
şahsi mal varlığına haciz göndermek için kullanabilir.
Özetle; Yüksek riskli B2B
satışlarda alıcıdan sadece çek veya şirket senedi almak yeterli değildir.
Tahsilatı yapan firma, "Aval" yoluyla veya sağlam bir sözleşmeyle
şirket sahibini (şahsi kefalet) veya ana firmayı (kurumsal kefalet) sürece dahil
ederek riskini minimuma indirmelidir.
Banka Teminat Mektubu
ile alacağınızı garantilemek
Ticari hayatta tahsilat
riskini sıfırlayan en klasik ve en sarsılmaz araçların başında teminat mektubu gelir.
En net tanımıyla Teminat Mektubu; bir bankanın, müşterisi (alıcı) adına üçüncü
bir tarafa (size/satıcıya) verdiği yazılı ve resmi bir garanti belgesidir.
Siz müşterinizden miktarı
ve vadeyi bildirerek banka teminat mektubu talep edersiniz. Müşteriniz de
bankasına başvurur ve bu evrakı alıp size verir.
Elbette bu evrak için
banka müşterisinden teminat miktarının %2-3 oranında yıllık komisyon alır (bu
komisyon alıcının bankadaki itibarına, bilançosuna ve ekonomik koşullara göre
değişir).
Bu evrakla banka size
hukuken şu sözü verir: "Benim müşterim sana olan borcunu vadesinde
ödemezse, aranızdaki anlaşmazlık ne olursa olsun, sen bana geldiğin an mektupta
yazan tutarı ilk yazılı talebinde, itirazsız ve kayıtsız şartsız sana
ödeyeceğim." Eğer müşteri borcunu ödemezse, mektubun vadesi dolmadan
önce elinizdeki faturayla/çekle bankaya başvurarak "tazmin talebinde"
bulunursunuz. Banka, müşteriyle mahkemelik olup olmadığınıza bakmaz; evrakın
doğası gereği parayı size anında öder, borcu kendi müşterisinden kendisi tahsil
eder.
Müşterilerinden banka
teminat mektubu istemek vadeli satış yapan her firmanın hakkıdır. Ayıp değildir,
güvensizlik değildir. “Kaçmıyoruz ya kardeşim, biz yılların firmasıyız”
gibi argümanlarla bu evrakı vermekten kaçınan müşterilerinize karşı ısrarcı
olun. Bunu yapmadığı için, karşı tarafa güvendiği için alacaklarını (aldığı
çekleri/senetleri) tahsil edemeyen pek çok firma ile karşılaştım. Bu evrakı
almak için gerekiyorsa masrafın yarısını ödemeyi önerin. Yine kabul etmiyorsa
vadeli satış yapmayın. Para bu tarafa mal bu tarafa deyin. Böyle durumlarda
“para kaybetmektense müşteri kaybetmeyi” göze alın.
Özellikle; yeni çalışmaya
başladığınız ve finansal geçmişini (ödeme ahlakını) henüz bilmediğiniz müşterilerinizden,
sürekli mal çektiği için yüksek tutarlı "açık hesap" limiti
tanımladığınız bayilerinizden, sıralı çekler (bağlantı çekleri) aldığınız
bayilerinizden, çok uzun vadeli çek veya senet karşılığında yaptığınız yüksek
montanlı satışlarda, müşterilerinizden mutlaka banka teminat mektubu isteyin.
Teminat mektupları belirli
bir vadeye (süreli) sahip olabileceği gibi "süresiz" de olabilir.
Mümkünse müşterinizden 'Kesin ve Süresiz' mektup talep edin. Eğer mektup
süreliyse, mektubun bitiş tarihinin, sizin alacağınızın/çekinizin vadesinden çok
daha ileride bir tarih olduğundan emin olun. Süresi bitmiş (vadesi dolmuş) bir
teminat mektubu tahsilat yeteneğini kaybeder. Piyasada sahte evrak riskine
karşı, mektubu teslim aldığınızda şubeyi arayarak veya bankaların online
sistemleri (Kredi Kayıt Bürosu / Findeks) üzerinden evrakın gerçekliğini teyit
ettirin.
Eğer müşteri mektup
masraflarını öne sürerek teminat vermekten kaçıyorsa ve banka limitlerini
doldurmak istemiyorsa, onu "Kefalet Sigortası / Senedi" alternatifine
yönlendirebilirsiniz.
Kefalet
Sigortası/Senedi ile alacağınızı garantilemek
Tahsilatı garanti altına
almanın günümüzdeki en modern ve yenilikçi yollarından biri de Kefalet
Sigortası'dır. En basit tabiriyle Kefalet Senedi; ticari hayatta yıllardır
kullanılan "Banka Teminat Mektubunun" sigorta şirketleri tarafından
verilen versiyonudur. Her iki evrakın hukuki geçerliliği ve sağladığı güvence
tamamen aynıdır.
İşleyiş oldukça basittir:
Geniş bayi ağına sahip veya müşterilerine yüksek montanlı vadeli (kredili) mal
çıkışı yapan bir satıcı firma, alacağının riskini sıfırlamak ister. Normal
şartlarda alıcıdan bir banka teminat mektubu, ipotek veya DBS limiti getirmesini
talep eder. Ancak alıcı firma, bankalardaki kredi limitlerini doldurmak
istemiyor veya banka prosedürleriyle uğraşmak istemiyorsa devreye sigorta
şirketleri girer.
Alıcı (borçlu) firma,
satıcıya vereceği teminat için bir sigorta şirketine başvurur. Sigorta şirketi
alıcının mali yapısını inceler ve onaylarsa bir limit belirler. Sigorta
şirketi, üzerinde "Alacaklı/Lehtar" olarak doğrudan 'satıcı firmanın'
adının yazdığı bir Kefalet Senedi düzenler ve alıcı bu senedi satıcıya teslim
eder. Satıcı firma, elindeki bu senet sayesinde alıcıya gönül rahatlığıyla
vadeli mal gönderir.
Eğer alıcı firma faturanın
vade günü geldiğinde ödemeyi yapmazsa (temerrüde düşerse), satıcı firma durumu
sigorta şirketine bildirir. Sigorta şirketi, alıcının borcunu (Kefalet
Senedindeki limitler dahilinde) hiçbir bahane üretmeksizin doğrudan satıcı firmaya
öder. Satıcı parasını kurtarır, borcun hukuki takibi ve tahsilatı artık tamamen
sigorta şirketi ile alıcı arasındadır.
Satıcı firma için bu
sistem kusursuz bir zırhtır. Alıcının iflas etmesi, ödeme zorluğuna düşmesi
veya kötü niyetli olması satıcıyı etkilemez; çünkü muhatap artık güçlü bir
sigorta şirketidir. Satıcı firmalar bu yöntemi müşterilerine rahatlıkla
önerebilirler. Çünkü Kefalet Senedi, bankalar üzerinden yürüyen bir sistem
olmadığı için alıcının bankalardaki nakdi/gayrinakdi kredi limitlerini
(riskini) etkilemez. Alıcı firma, bankadaki kredisini işini büyütmek veya nakit
döngüsünü sağlamak için kullanırken, sigorta şirketinden aldığı kefalet
senediyle de satıcıya karşı olan teminat yükümlülüğünü yerine getirmiş olur.
Teminat İpoteği ile
alacağınızı garantilemek
B2B ticarette satış
hacimleri büyüdüğünde; çek, senet veya şahsi kefaletler riskleri tam anlamıyla
kapatmaya yetmeyebilir. Banka teminat mektubu vermek istemeyen veya limiti
olmayan müşteriler için satıcı firmanın masaya süreceği en güçlü alternatif
Gayrimenkul İpoteğidir.
Satıcı firma; alıcı
firmanın kendisine ait (fabrika, depo, arsa) veya şirket sahibinin şahsına ait
(ev, yazlık) bir gayrimenkulü ticari borçlarına karşılık teminat olarak
göstermesini talep edebilir. Ticarette kullanılan bu ipotek türüne hukuken
"Teminat İpoteği" denir. Çünkü cari hesap sürekli hareketlidir
(mal alınır, ödeme yapılır, borç artar veya azalır). Tapuya konulan bu teminat ipoteği,
aradaki borç ne kadar dalgalanırsa dalgalansın, satıcının o gayrimenkul
üzerinden alabileceği maksimum rakamı garanti altına alır.
İpotek alma süreci sözlü
veya adi bir sözleşmeyle yapılamaz, devletin resmi kurumlarında
gerçekleştirilmesi gereken ciddi bir prosedürdür:
·
Değerleme ve Sorgulama (Taktiksel Adım):
Alıcı size bir tapu sunduğunda hemen kabul edilmemelidir. Satıcı firma
öncelikle o gayrimenkulün gerçek piyasa değerini araştırmalı ve tapu
dairesinden "Takyidat (Kısıtlama) Belgesi" istemelidir. Evin üzerinde
daha önceden bankaların veya vergi dairelerinin haczi/ipoteği varsa, o
gayrimenkulü teminat olarak almak risklidir.
·
Karar Alınması: İpotek verilecek mülk
şirkete aitse yönetim kurulu kararı gerekir. Şahsa ait bir ev ise ve "Aile
Konutu" vasfındaysa (tıpkı kefalette olduğu gibi) mutlaka eşin yazılı
rızası alınmalıdır.
·
Tapu Dairesinde Tescil: İki firmanın
yetkilileri (veya vekilleri) Tapu Sicil Müdürlüğü'ne gider. Resmi senet
düzenlenir ve tapu kütüğüne alacaklı satıcı firmanın lehine ipotek şerhi
işlenir. (Bu işlem sırasında devlete ödenmesi gereken bir 'Tapu Harcı' doğar;
ticari teamüllere göre bu masrafı borçlu taraf olan alıcı karşılar).
İpoteğin satıcı firmaya
sağladığı fayda, diğer tüm teminat yöntemlerinden çok daha üstündür. Bunun üç
temel sebebi vardır:
·
Öncelikli Alacaklı Olma (Rüçhan Hakkı):
En büyük faydası budur. Müşteriniz iflas ederse veya piyasadaki diğer
alacaklılar şirkete haciz yağdırırsa, herkes sıraya girer. Ancak siz ipotek
sahibi olduğunuz için "İmtiyazlı/Öncelikli Alacaklı" (Rüçhanlı)
sayılırsınız. Gayrimenkul satıldığında devlet bile kendi vergi borcundan önce
parayı size (ipotek sahibine) öder.
·
Mülk Satılsa Bile Borç Düşmez: Alıcı
firma, üzerinde sizin ipoteğiniz olan o arsayı/evi bir başkasına satsa bile
sizin hakkınız kaybolmaz. Hukukta ipotek "eşyaya bağlı bir haktır".
Yeni alıcı, o mülkü sizin ipoteğinizle (borcunuzla) birlikte satın almış olur.
Borç ödenmezse, mülk kimin olursa olsun sattırıp paranızı alabilirsiniz.
·
Psikolojik Yaptırım Gücü: Çekinin veya
senedinin yazılmasına göz yumabilen bir borçlu; fabrikasını, evini veya
yazlığını icradan yarı fiyatına kaybetme korkusuyla karşı karşıya kaldığında,
piyasada herkesten önce sizin tahsilatınızı (ipotek sahibini) kapatmaya
çalışır.
İpotek muazzam bir
güvencedir ancak banka teminat mektubu gibi "ertesi gün nakde
çevrilebilen" bir araç değildir. Borç ödenmediğinde gayrimenkulün icra
(İpoteğin Paraya Çevrilmesi) yoluyla satılıp paraya dönüşmesi aylar, bazen
yıllar sürebilir. Bu nedenle ipotek, acil nakit döngüsünden ziyade, uzun vadeli
ve büyük batak risklerine karşı bir sigorta olarak kullanılmalıdır.
Alacak Sigortası ile
alacağınızı garantilemek
Ticari alacak sigortası,
işletmelerin vadeli satışlarından doğan alacaklarını, borçlunun ödeme aczine
düşmesi veya iflası gibi risklere karşı koruma altına alan bir sigorta türüdür.
Özellikle küçük ve orta
ölçekli işletmeler (KOBİ) için tasarlanmış olan Devlet Destekli Ticari Alacak
Sigortası, işletmelerin herhangi bir banka teminatı, kredi kartı veya Doğrudan
Borçlandırma Sistemi (DBS) gibi unsurlara ihtiyaç duymadan alacaklarını güvence
altına almalarını sağlar.
Bu sigortanın temel
sağladığı avantajlar şunlardır:
·
Nakit Akışı Güvencesi: Satış sonrası
tahsil edilemeyen alacaklar sigorta kapsamında tazmin edilerek işletmenin nakit
akışı korunur.
·
Güvenli Büyüme: Risk minimize edildiği
için işletmeler yeni pazarlara ve müşterilere daha güvenle açılabilir.
·
Finansal İstikrar: Beklenmedik ödememe
durumlarında işletmenin özkaynaklarının korunmasına yardımcı olur.
Ticari alacak sigortası,
işletmelerin en önemli varlıklarından biri olan "alacaklarını"
teminat altına alarak sürdürülebilir büyümeyi destekleyen stratejik bir
finansal koruma kalkanıdır.
Akreditif ile
alacağınızı garantilemek
Akreditif, dış ticarette
alıcı ile satıcı arasındaki ödemeyi banka garantisi altına alan bir ödeme ve
teminat yöntemidir. Bu sistemde banka, akreditif şartlarında belirtilen
belgelerin eksiksiz sunulması kaydıyla, belirlenen tutarı ve vadeyi ödemeyi
taahhüt eder.
Süreci oldukça basittir. İthalatçı
(alıcı), kendi bankasına (amir banka) akreditif açılması için gerekli şartları
içeren bir talimat verir. Akreditif şartları olarak; malların yüklenmesi,
hizmetin yerine getirilmesi veya gerekli diğer belgelerin neler olduğu bu
talimatta açıkça belirtilir. İthalatçının bankası bu talimata dayanarak
akreditifi açar ve ihracatçıya (satıcıya) bankalar aracılığıyla bildirir. Satıcı,
akreditifte öngörülen belgelere uygun şekilde malları gönderdiğinde, ödemesi
banka güvencesiyle garanti altına alınmış olur.
Dövizli Alacak Yönetimi
ve Kur Riski
Geldik Türkiye gibi yüksek
enflasyonlu ve kur oynaklığının eksik olmadığı bir pazarda iş yapmanın en
kritik, en can yakıcı bölümüne. Eğer B2B ticaretinizde döviz üzerinden (Dolar,
Euro vb.) vadeli satış yapıyorsanız, alacak yönetiminiz sadece "parayı
vadesinde tahsil etmek" demek değildir; aynı zamanda "paranın
değerini korumak", yani kur riskini yönetmektir.
Pek çok işletme,
"Nasılsa döviz bazlı sattım, kur arttıkça benim param da değer kazanıyor,
kafam rahat" yanılgısına düşer. Oysa piyasa gerçekleri bize bunun tam
tersini fısıldar. Dövizli alacak yönetimi, doğru kurgulanmadığında şirketi
kârlılık illüzyonuna sokup günün sonunda masada büyük zararlar bırakmanıza
neden olabilir.
Peki, dövizli vadeli
satışlarda tahsilat kalitesini korumak ve kur dalgalanmalarına kalkan
oluşturmak için hangi kuralları uygulamalıyız?
1. Kur Sabitleme
(Hedging) ve Vade Sınırı
Dövizli satış yaparken
müşteriye tanınan vade, kur riskinin katlanarak büyümesi demektir. Kurun 30 gün
sonra nerede olacağını tahmin edebilirsiniz belki ama 90 veya 120 gün sonrası
tam bir kumardır.
·
Taktik: Döviz bazlı vadeli satışlarda
vadeleri TL satışlara göre çok daha kısa tutun (Örn: Maksimum 30 veya 45 gün).
Eğer müşteri uzun vade talep ediyorsa, faturanın kesildiği günkü kur üzerinden
bir "kur sabitleme" anlaşması yapın ve kurun o vadedeki olası artış
maliyetini (finansman yükünü) daha baştan liste fiyatının üzerine ekleyin.
2. Kur Farkı Faturası
Hukuku (Olmazsa Olmaz Kural)
Dövizli açık hesap
çalışmanın en büyük tuzağı, tahsilat gününde yaşanır. Faturayı kestiğiniz günkü
kur ile müşterinin ödemeyi yaptığı (havalenin hesaba düştüğü) günkü kur
arasında dağlar kadar fark olabilir.
·
Uygulama: Sözleşmelerinize mutlak surette
şu maddeyi ekleyin: "Ödemeler, tahsilatın satıcı banka hesabına geçtiği
günkü TCMB Döviz Satış Kuru üzerinden hesaplanır. Fatura tarihi ile tahsilat
tarihi arasında oluşan kur farkları için satıcı tarafından Kur Farkı Faturası
düzenlenir."
·
Takip Disiplini: Muhasebe departmanınız,
dövizli alacak tahsil edildiği an aradaki kur farkını hesaplamalı ve
gecikmeksizin müşteriye kur farkı faturasını kesmelidir. Bu faturayı kesmeyen,
"Müşteriyle aramız bozulmasın" diye sineye çeken firmalar, yıl
sonunda kur farkından dolayı gizli bir zarar dalgasıyla sarsılırlar.
3. Müşterinin
"Döviz Likiditesi" İstihbaratı
Mali istihbarat bölümünde
Findeks raporlarından ve risk analizlerinden bahsetmiştik. Dövizli
çalışacağınız müşteride aramanız gereken ekstra bir kriter vardır: Bu firmanın
döviz geliri (ihracatı) var mı?
·
Risk: Tamamen iç piyasaya TL ile mal
satan, girdileri TL olan bir firmaya yüksek montanlı dövizli vadeli mal
satıyorsanız, kur patladığı an o müşterinin ödeme aczine düşmesi neredeyse
kesindir. Çünkü kur arttıkça onun borcu katlanacak ama geliri yerinde sayacaktır.
Bu yüzden, döviz geliri olmayan (hedgeli olmayan) firmalarla dövizli açık hesap
çalışırken kredi limitlerini çok daha cimri belirleyin veya DBS / Banka Teminat
Mektubu gibi enstrümanları döviz cinsinden talep edin.
4. Dövizli Çek ve Senet
Alırken İki Kere Düşünün
Piyasada sıklıkla döviz
cinsinden yazılmış çek veya senetlerle karşılaşırsınız. "Üzerinde 50.000
USD yazıyor, ne güzel" demeyin. Türk Ticaret Kanunu ve Türk Parası
Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar kapsamında, iç piyasadaki bazı
dövizli işlemlerin ve sözleşmelerin yasal sınırları (istisnalar hariç)
çizilmiştir. Ayrıca dövizli bir çek karşılıksız çıktığında icra süreçleri,
kurun hangi tarihten itibaren (keşide tarihi mi, fiili ödeme tarihi mi) esas
alınacağı gibi çok çetrefilli hukuki tartışmalara gebedir. Döviz riskini
sıfırlayacağım derken, hukuki bir labirentin içinde kaybolabilirsiniz.
Özetle dostlar; dövizli
alacak yönetimi, yüksek enflasyonist ortamlarda şirketin can simididir ama
kuralları esnettiğiniz an ayağınıza dolanan bir prangaya dönüşür. Dövizle
satmak başarı değildir; kur farkını kuruşu kuruşuna tahsil edip parayı aynı
döviz cinsinden (veya o günkü değer karşılığıyla) kasaya soktuğunuzda operasyon
tamamlanmış olur.
Alacak Yönetiminde
Hukuki Süreç ve İcra İflas Kanunu (İİK) Dinamikleri
Geldik sürecin en soğuk
ama doğru yönetildiğinde en kestirme sonuç veren halkasına: Hukuk. Makalenin
başında ne demiştik? Alacak yönetimi satış yapılmadan önce başlar, paranın
kasaya girmesiyle biter. İşte o para kasaya kendi rızasıyla girmiyorsa, devletin
cebri icra gücünü arkamıza almaktan başka çaremiz kalmaz.
Pek çok patron veya satıcı
"avukata verirsek müşteriyi tamamen kaybederiz" korkusuyla hukuki
süreci geciktirir. Oysa unutmayın; vadesi 30, 60 hatta 90 gün geçmiş bir alacak
için hala yapıcı bir adım atmayan, telefonlara çıkmayan veya sürekli içi boş
vaatlerle süreyi uzatan bir müşteri zaten "müşteri" vasfını yitirmiş,
işletmenizin öz kaynaklarını sömüren bir finansman yüküne dönüşmüştür. Bu
aşamadan sonra profesyonelliğin gereği, duyguları bir kenara bırakıp İcra İflas
Kanunu’num (İİK) bize tanıdığı hakları masaya sürmektir.
Peki, noter ihtarnamesini
çektik, tanınan 15 günlük süre de doldu ve hala tık yok. Bundan sonra hukuk
departmanınız veya şirket avukatınız hangi enstrümanları kullanacak? Ticari
alacaklarda karşımıza iki temel icra yolu çıkar:
1. Kambiyo Senetlerine
Mahsus Haciz Yolu (Çek ve Senet İçin Hızlı Hat)
Eğer elinizde usulüne
uygun düzenlenmiş bir çek veya senet (bono) varsa, şanslısınız. Hukuk
sistemimiz bu evrakları ticari hayatın namusu olarak kabul eder ve alacaklıya
çok güçlü, hızlı bir hat açar. Avukatınız icra müdürlüğüne giderek İİK Madde
167 uyarınca "Kambiyo Senetlerine Mahsus" takip başlatır.
·
Hız Avantajı: Borçluya icra dairesinden
bir ödeme emri gider. Borçlunun bu borca veya imzaya itiraz etmek için sadece 5
günü, borcu ödemek için ise 10 günü vardır.
·
İtirazın Zorluğu: Borçlu "benim
böyle bir borcum yoktu, mal kusurluydu" diyerek takibi kolayca durduramaz.
İtirazını anca mahkemede, çok güçlü yazılı delillerle kanıtlamak zorundadır. 10
gün içinde ödeme yapılmaz veya mahkemeden takibi durdurma kararı getirilmezse,
11. gün müşterinin banka hesaplarına (89/1 ihbarnamesiyle), araçlarına ve
gayrimenkullerine haciz koyabilirsiniz.
2. İlamsız İcra Takibi
(Açık Hesap ve Fatura İçin Genel Hat)
Eldeki alacak bir çeke
veya senede bağlı değilse, yani faturalı açık hesap çalışıyorsanız süreç
"Genel Haciz Yoluyla İlamsız Takip" üzerinden yürür. Avukatınız
faturayı, cari hesap ekstresini ve teslimat makbuzlarını icra dosyasına
ekleyerek takibi başlatır.
·
Büyük Risk (Borca İtiraz Tuzağı): Bu
yöntemin en zayıf karnı borçlunun kötü niyetine açık olmasıdır. İcra
dairesinden ödeme emri müşteriye ulaştığında, müşterinin hiçbir gerekçe
göstermeden, sadece tek bir cümleyle "Böyle bir borcum yoktur, takibe
itiraz ediyorum" demesi takibi otomatik olarak durdurur. Borçlunun bu
itirazı yapmak için 7 gün süresi vardır.
·
İtirazın İptali Davası: Takip durduğu an
süreç mahkemeye taşınır. Avukatınızın "İtirazın İptali Davası" açması
gerekir. İşte bu dava aşamasında, makalenin başında bahsettiğim "güçlü
belgelere ve kanıtlara sahip olmak" ilkesi hayat kurtarır. Eğer elinizde
müşterinin imzaladığı cari hesap mutabakatı, malı teslim aldığına dair
imzalı/kaşeli irsaliye veya teslim fişi varsa mahkeme faturayı kesin delil
sayar.
·
İcra İnkar Tazminatı (%20 Kırbacı):
Mahkeme sizin haklı olduğunuza karar verirse, sadece alacağınızı tahsil etmekle
kalmazsınız. Hakim, borcunu haksız ve kötü niyetli olarak geciktiren müşteriye,
alacağın en az %20’si oranında "İcra İnkar Tazminatı" keser. Ayrıca
tüm mahkeme masrafları ve avukatlık ücretleri de borçlunun üzerine kalır. Yani
7 gün içinde "borcum yok" diye pişkinlik yapan müşteri, davanın
sonunda borcunu neredeyse 1.5 katı olarak ödemek zorunda kalır.
Hukuki Süreçte Altın
Kurallar:
·
Mutabakatı Alışkanlık Haline Getirin: Her
3 ayda bir veya en geç 6 ayda bir müşterilerinizle karşılıklı ıslak imzalı veya
KEP (Kayıtlı Elektronik Posta) üzerinden cari hesap mutabakatı yapın. Bu
mutabakat, olası bir icra takibinde borçlunun "borcum yok" itirazını
doğrudan boşa çıkaracak en güçlü kalkandır.
·
Teslimat Belgesiz Adım Atmayın: Faturayı
kesmek yetmez, malın teslim edildiğini kanıtlamalısınız. İrsaliyelerin
üzerindeki imzanın şirket yetkilisine veya depo sorumlusuna ait olduğundan emin
olun. İmzalanmamış her irsaliye, hukuki süreçte başınızı ağrıtacak birer saatli
bombadır.
o Sahada
en çok yaşanan tuzaklardan biri: "Biz malı teslim aldık ama defolu çıktı,
o yüzden ödemiyoruz" bahanesidir. Satış sözleşmelerine mutlaka "Mal
Teslim ve İtiraz Süresi" maddesi koyun. Bu maddede; Türk Ticaret Kanunu’na
göre ayıplı mal ihbar süreleri (2 ve 8 günlük süreler) hatırlatılmalı; bu süre
zarfında yazılı (noter/KEP) itirazda bulunmayan müşterinin malı eksiksiz ve
kusursuz kabul etmiş sayılacağı, dolayısıyla ödemeyi geciktirmek için
"kusurlu mal" bahanesine sığınamayacağı belirtilmelidir.
·
Zamanaşımı Sürelerini Unutmayın: Ticari
defter ve belgelere dayanan alacaklarda genel zamanaşımı süresi 10 yıldır.
Ancak çeklerde bankaya ibraz süresinden sonra cirantalara başvurma hakkı
hızlıca kaybolurken, keşideciye (çeki yazana) karşı zamanaşımı süresi 3 yıldır.
Senetlerde (bono) ise zamanaşımı süresi vadeden itibaren 3 yıldır. Paranın
üzerine yatılmasına izin vermeyin, yasal süreleri kaçırmayın.
Özetle, İcra İflas Kanunu
dinamikleri, alacak yönetiminin "sopa" kısmını oluşturur. Sahada bu
sopanın varlığını ve kurallarını iyi bilen bir finans ekibi, müşteriye karşı
her zaman daha güçlü bir pozisyondadır. Amacımız müşteriyi mahkemelerde süründürmek
değil, hukukun bu keskin gücünü bir kaldıraç olarak kullanarak idari takip
aşamasında (masada) tahsilatı koparmaktır.
Sinsi Bir İntihar
Yöntemi: Faturasız (Kayıt Dışı) Vadeli Satış
Reel sektörde bazen
basireti bağlanmış patronlardan ya da sadece ciro hedefine kilitlenmiş
satıcılardan şu cümleyi duyarsınız: "Abi, adam çok güvenilir ama
fatura istemiyor, kısa vadede ödeyecek, satalım gitsin.” İşte bu cümle,
bir işletmenin finansal ve hukuki olarak kendi ipini çekmeye başladığı andır.
Piyasada rekabetin
getirdiği baskıyla ya da "müşteri kaçmasın" korkusuyla faturasız
vadeli satış yapmanın, alacak yönetimi disiplini açısından tek bir kelimeyle
karşılığı vardır: Kumar. Üstelik kasanın her zaman kaybettiği bir kumar.
Faturasız mal veya hizmet
satıp üstüne bir de vade verdiğinizde, alacak yönetimi mekanizmasının tüm
dişlilerini kendi elinizle kırarsınız. Neden mi? Gelin sahada başınıza
gelecekleri adım adım inceleyelim:
·
Alacak yönetiminin en arkadaki gücü devletin
cebri icra gücüdür. Ancak faturasız bir ticarette, İcra İflas Kanunu (İİK)
dinamiklerini unutun. Faturasız açık hesap çalıştığınız bir müşteri borcunu
ödemediğinde ve siz genel haciz yoluyla takip başlattığınızda, karşı tarafın
tek bir "Böyle bir borcum yoktur" cümlesiyle takip durur. Mahkemeye
gittiğinizde hakim sizden faturayı, cari hesap mutabakatını ve en önemlisi
imzalı irsaliyeyi ister. Ortada fatura yoksa, resmi defterlerinizde bu alacak
görünmüyorsa, o paranın üzerine soğuk bir su içebilirsiniz. Hukuk, kayıt dışı
bırakılmış bir hakkı korumaz.
·
"Senedini aldım, çift imza attırdım"
diye kendinizi avutmayın. Faturasız senedin arkasındaki ticari ilişkiyi
ispatlayamadığınızda, karşı taraf "hatır senediydi" ya da
"tefecilik borcuydu" iddiasıyla süreci yıllarca sürecek ceza
davalarına boğabilir.
·
Faturasız ticaret, bankacılık ve fintek
sisteminin sunduğu tüm modern zırhları reddetmektir. Faktoring İmkânsızdır. DBS
ve Alacak Sigortası hayal olur.
·
Müşterinin "pişkinlik" katsayısı artar.
Ticaret psikolojisi der ki: Borçlu, karşısındaki alacaklının elindeki kozlar
kadar ödemeye sadıktır. Faturasız vadeli mal sattığınız müşteri, sizin maliyeye
(vergi cezalarına) yakalanma korkunuzu çok iyi bilir. Bunu size karşı bir
şantaj malzemesi gibi kullanabilir. Tarih verir, uymaz. Telefonlarınıza çıkmaz, çıktığında
"Vericez abi kaçmıyoruz ya" der.
Bilir ki siz onu sıkıştırıp noterden ihtarname çekemezsiniz, avukatınızı
üzerine salamazsınız. Sizi kendi sessizliğinize mahkûm eder.
·
Tahsili mümkün görünmeyen alacağı bilançoda
varlık gibi göstermek insanı kağıt üzerinde zengin, kasada fakir gösterir
demiştik. Faturasız vadeli satışta ise durum daha da sinsidir: O alacak resmi
bilançonuzda hiç görünmez. Şirketin "kara kaplı defterinde" duran o
hayali alacaklar, gerçek nakit döngünüzü (OTS ve DSO) ölçmenizi engeller.
Firmanın kârlılık illüzyonuna girmesine yol açar ama günün sonunda kasa
bomboştur.
Özetle dostlar; faturasız
vadeli satış yapmak, vergi yükünden kaçayım derken sermayenin tamamını
müşteriye hibe etmektir. Ticarette asıl olan kâr etmek değil, parayı kasaya
güvenle sokmaktır. Fatura, o paranın kasanıza giden yoldaki yasal tapusudur.
Tapusu olmayan mülke sahip çıkamazsınız.
…………………………………………………………..
Bu makale boyunca ele
aldığımız tüm bulgular tek bir noktada buluşuyor: Tahsilat kalitesi, şirketin
finansal sağlığını ve büyüme kapasitesini doğrudan belirleyen stratejik bir
yönetim disiplinidir.
Tahsilat kalitesi kötü
olan bir firma, yılsonunda yüzde beş net kâr ettiğini düşünürken aslında yüzde
sekiz kâr etmeyi kaçırmıştır. 100 milyon TL cirosu olan bir işletmede bu fark
2-3 milyon TL'ye karşılık gelir. Bu para; yeni yatırım için, nitelikli personel
için, piyasaya sunulacak daha iyi ürün için yeterlidir.
Şirketlerin tahsilat
kalitesini iyileştirmek için yapması gerekenleri şu beş başlıkta
özetleyebiliriz:
1.
Kültür dönüşümü: 'Tahsilat finans işidir' anlayışından
'Tahsilat satışın devamıdır' anlayışına geçin.
2.
Sistem kurulumu: Müşteri kredi limitleri, alacak
yaşlandırma raporları ve tahsilat KPI'ları otomatik işleyen bir altyapıya
kavuşturulmalıdır.
3.
Eğitim: Satıcılar tahsilat teknikleri, müşteri
profilleri ve soru sorma tekniği konusunda düzenli olarak eğitilmelidir.
4.
Teşvik ve yaptırım dengesi: Erken ödeme iskonto sistemi
ile gecikmede uygulanan vade farkı ve sevkiyat durdurma bir arada çalışmalıdır.
5.
Sürekli iyileştirme: Her yıl tahsilat kalitesi
kriterleri genişletilmeli, yeni araçlar denenmeli ve sektör karşılaştırmaları
yapılmalıdır.
Son söz
Alacak yönetimi, bir
şirketin can damarı olan nakit akışının en kritik parçasıdır. Vadeli satış
yapan firmalar için alacakların zamanında tahsil edilememesi veya vade
süresinin uzun olması, işletme sermayesini eriterek firmayı darboğaza
sokabilir. Alacakların zamanında tahsil edilmesi, şirketin kendi borçlarını
(tedarikçi, maaş, vergi) dışarıdan kredi çekmeden, kendi özkaynaklarıyla
ödemesini sağlar. Finansman maliyetlerini düşürür.
Profesyonel bir alacak
yönetimi, müşteriyi kırmadan, kurumsal bir dille tahsilat yapmayı sağlar.
Böylece hem para tahsil edilir hem de müşteri kaybedilmez. Müşteriler, tahsilat
sürecini profesyonelce yürüten disiplinli tedarikçilere saygı duyar.
Özetle alacak yönetimi;
işletmenin büyümesi, ayakta kalması ve finansal sağlığını koruması için satış
yapmak kadar kritik bir süreçtir.
İyi tahsilatlar.
Not 1: Bu makalenin
güncellenmesinde yapay zekadan yararlanılmıştır.
Not 2: Market
Zincirlerine Satışta Kırmızı Çizgiler
Yerel ve ulusal market
zincirlerine ürün temin eden firmalar için tahsilat kalitesi çok özel bir risk
alanı oluşturmaktadır. Bu kanalda temel bir kural vardır: Marketlerde kredi
kartına taksit olmadığından kredi kartı satışları en fazla 40 gün içinde nakde
dönüşür. Bu nedenle en fazla 60 günlük vadeyle ödeme alan firmalarla
çalışmalısınız.
İki uyarı işareti hayati
önem taşır: Birincisi, iki aydan uzun vadeli ödeme yapan marketler büyük
olasılıkla yanlış yatırımlar veya verimsiz çalışma nedeniyle nakit akışını
bozmuş demektir. İkincisi ve çok daha tehlikelisi, her yıl ödeme vadelerini
uzatan marketlerdir. Vadesi her geçen yıl artan bir marketin önünde sonunda
batacağını ve sizi alacaklarınızla baş başa bırakacağını neredeyse kesin olarak
öngörebilirsiniz.
Not 3: Bayi Kanalında
Tahsilat Disiplini
Toptancılar ve alt bayiler
aracılığıyla satış yapan firmaların tahsilat kalitesi, genellikle en zayıf
halkayı oluşturur. Bunun temel nedeni, satıcıların müşteriyle güçlü bir kişisel
ilişki kurması ve tahsilatta esnek davranmasıdır. Bu esneklik zamanla müşterinin
kural tanımaz bir alışkanlık edinmesine yol açar.
Bayilerde sıkça
karşılaşılan bir tuzak da şudur: Satıcı malı vermiş, müşteri “vericez abi,
kaçmıyoruz ya” diyerek ödemeyi ertelemiş; erteleme üzerine erteleme binince
müşteri 2-3 ay içinde ürünü satmış ama size olan ödemeyi yönetmek yerine başka
harcamalar için kullanmıştır. Sistematik olmayan bir tahsilat politikası,
farkında olmadan bayinizi de finansal disiplinsizliğe sürükler.
Doğru yaklaşım: Bayiye
malı verdikten sonraki en geç bir hafta içinde ödemeyi çek, havale veya kredi
kartıyla alın. Alacağınız çekler asla piyasanın genel kabul gördüğü vadelerden
uzun olmamalıdır.
Not 4: Bağlantı
Çeklerine Dikkat
Bağlantı çekleri, yıllık
alım taahhüdünün karşılığı olarak verilen toplu ön ödemelerdir ve kaliteli bir
tahsilat yöntemi olarak değerlendirilebilir. Ancak mali ve tahsilat disiplini
olmayan firmalarda bağlantı çekleri bir tuzağa dönüşür. Şu kurala kesinlikle
uyulmalıdır: Müşterinin herhangi bir ayda, o ay için kestiği bağlantı çekinden
daha fazla sipariş vermesi durumunda fazlalık olan sipariş kesinlikle
gönderilmemelidir. Aksi hâlde müşteri, 'Zaten sende çekim var, asıl sen bana
borçlusun' diyerek hem ek siparişi hem de üst siparişi ödemeden geçiştirmeye
çalışacaktır. Bu da satıcının aleyhine bir finansman yükü oluşturur.
Düşünsenize bir müşterinizden yılın başında her bir her ayın son gününe
yazılmış 100’er bin TL’lik 12 tane çek alıyorsunuz ve müşterinizin sizden her
ay 100 bin TL’lik mal çekmesini bekliyorsunuz ama müşteriniz daha ilk çeyrekte
1,2 milyon TL’lik mal çekiyor. Bu durumda o müşterinize sunduğunuz vade 1 ay
değil, 10,5 ay olur. Bu ticaret külliyen sizin zararınızadır.