13 Şubat 2020 Perşembe

Satışçılar Neden Hedefini Tutturamaz?

Bu makalemde neler bulacağınıza dair kısa bir video oluşturdum. Videoyu izledikten sonra okumayı tercih edebilirsiniz.


Pek çok patron satış müdürüne sorar “Ercüment Bey, bizim çocuklar neden hedeflerini tutturamıyor?

 

Bu cümleyi kuran patron, farkında olmadan sorunun cevabını da içine yerleştirmiştir: “bizim çocuklar”. Yani suçlu bellidir, mesele sadece onları nasıl adam edeceğimizdir.

 

Yirmi yılı aşkın süredir satış departmanlarının içine girip çıkan biri olarak size şunu söyleyeyim: beş vakadan dördünde sorunun kaynağı satıcının kendisi değildir. Sorun; yanlış konmuş bir hedefte, kurulmamış bir satış sisteminde, ölçülmeyen süreçlerde, çalışmayan bir prim yapısında veya satıcıyı yarı yolda bırakan bir arka cephededir.

 

At sahibine göre kişner. Satışçı da firmanın kurduğu satış sistemine göre başarılı veya başarısız olur.

 

Bu makalede hedef tutturamamanın gerçek sebeplerini ve çözümlerini madde madde yazdım. Amacım, “bizim çocuklar neden tutturamıyor” diyen patronun (ve satış müdürünün), kendi firmasındaki sebebi bu yazıda bulup teşhis koyabilmesidir.

 

Sebebi aramaya başlamadan önce tutmayan hedeflere dair aşağıdaki gibi basit bir “ayrıştırma” yapın. Bu tabloyu satış müdürünüzle birlikte doldurun. Böyle bir tablo hangi hedefi kimin tutturamadığını ve sorunun nerede olduğunu söyler.

 

Belirti

Sorun büyük ihtimalle nerede?

Satıcıların neredeyse hepsi tutturamıyor

Hedefte veya arka cephede (firmada)

Sadece bir kişi tutturamıyor

Satıcının kendisinde (seçim, eğitim, motivasyon)

Belirli bir bölge tutturamıyor

Bölgeleme, pazar potansiyeli veya oradaki rekabet

Belirli bir ürün grubu tutmuyor

Ürün, fiyat, stok veya ürün eğitimi

Ciro tutuyor ama kâr tutmuyor

İskonto disiplini

Ciro tutuyor ama tahsilat tutmuyor

Müşteri kalitesi ve tahsilat disiplini

Yeni müşteri hedefi tutmuyor, ciro tutuyor

Avcılık yapılmıyor, mevcut portföyden besleniyorlar

Yılın ilk yarısı iyi, sonu kötü

Prim barajlarının kurgusu veya stok/tedarik

Her ayın son haftası patlama yaşanıyor

Gerçek talep değil, ay sonu kanal doldurma

 

Bu tabloyu doldurduğunuz anda, aşağıdaki maddelerden hangisine yoğunlaşmanız gerektiğini büyük ölçüde göreceksiniz.

 

1)      Hedef değil, temenni verilmiş

Firmaların çoğunda hedef şöyle belirlenir: “Geçen sene 100 milyon yaptık, bu sene 120 yapalım.” Bu bir hedef değil, bir temennidir. Neye dayandığı belli değildir, hangi bölgeden ne kadar çıkacağı belli değildir, tutmadığında kimin sorumlu olduğu hiç belli değildir. Satıcı da bunu sezer ve ciddiye almaz. Ciddiye alınmayan hedef, tutmaz.

 

Çözüm: Hedefi tepeden inme bir yüzdeyle değil, aşağıdan yukarı hesapla kurun. Pazarın büyüklüğü, pazar payınız, bölgelerin potansiyeli, mevcut müşterilerin büyüme kapasitesi ve yeni müşteri beklentisi toplandığında ortaya çıkan rakam gerçek hedeftir.

 

Anekdot: 2017 yılı sonunda bir müşterime (patrona) 2018 yılı için ciro beklentisini sormuştum ve bana 175 milyon TL demişti.  2017’yi 140 milyon TL ile kapatacağımız neredeyse belli olduğu için patronun büyüme hedefi (35/140) %25 idi. 2017 enflasyonu %12’lerde olacaktı ama 2018 enflasyonu muhtemelen %15’ler hatta üzerinde olabilirdi. Bu yüzden aslında patronun büyüme hedefi %25’in de altındaydı. Aynı soruyu bir farkla satıcılara da ayrı ayrı sordum: “bu seneyi muhtemelen şu kadar adet satışla kapayacaksın, sence 2018 yılında kaç adet satış yaparsın?” Soruyu sorarken sektörün büyüme potansiyelinden, pazardaki payımızdan ve üretimdeki kapasite kullanımımızdan da bahsettim. Satıcılar bölgeler, ürün gruplarına ve müşteri segmentlerine göre görevlendirildiği için en doğru hedeflemeyi onlardan alabilirdik. Satıcıların büyük çoğunluğu iddialı oldukları için satış hedefi adetlerini de iddialı vermişlerdi. Bu rakamlar bir tür vaatti. Satıcıların verdikleri adetleri, enflasyondan dolayı artacak fiyatlarla çarpıp topladığımda satış departmanının 300 milyon TL’ye yakın bir hedef verdiğini gördük. Bu patronun çok hoşuna gitti ama biz yine de ulaşılabilir bir hedef olsun diye satıcıların vaat ettikleri hedefleri biraz törpüledik ve toplamda 250 milyon TL hedef koyduk. Üstelik hangi bölgeden, hangi ürün grubundan, hangi müşteri segmentinden ne kadar ciro çıkarabileceğimizi görerek bu hedefi koymuş olduk. Şimdi yapmamız gereken bu iddialı satıcıları pazarlama araçlarıyla desteklemekti. 2018’i nasıl mı tamamladık? 250 milyon TL’nin üzerinde. Ama şuna eminim, sadece patrona sorarak hedef belirleseydi büyük bir ihtimalle 175 milyon TL ciro ile 2018 yılını kapayacaktık. (Not: 2018 yılında enflasyon %20’nin biraz üzerindeydi. Ama yıl içine epey kur çıkış ve düşüşleri olmuştu.)

 

2)      Hedef kırılmamış

Tek bir toplam rakam olarak verilen hedef, kimsenin sorumluluğunda değildir. Kırılmadıkça hedef, hedef değildir.

 

Çözüm: Hedefi en az beş eksende kırın: bölge, müşteri grubu, ürün grubu, satıcı ve dönem (ay). “Ege’de bu yıl şu ürün grubundan şu kadar” cümlesi, “bu sene yüzde 20 büyüyelim” cümlesinden yüz kat daha kullanışlıdır; çünkü ilkinde ne yapılacağı bellidir.

 

3)      Hedef pazarın gerçeğine dayanmıyor

Sık gördüğüm bir tablo: bölgeler potansiyeline göre değil, tesadüfen dağıtılmıştır. Satıcının memleketi orası olduğu için bir il ona verilmiştir; iki büyük ilin arasında kalan bir il hiç kimseye verilmemiştir; doğu “zaten oradan iş çıkmaz” diye boş bırakılmıştır.

Sonra da her satıcıya benzer hedefler verilir. Potansiyeli düşük bölgedeki satıcı ne yapsa tutturamaz; potansiyeli yüksek bölgedeki satıcı ise yattığı yerden tutturur. İkisi de yanlış sinyal üretir.

 

Çözüm: Bölgeleri potansiyellerine göre dengeleyin ve hedefi bölgenin potansiyeline oranlayın. Bir satıcı hedefini üst üste tutturamıyorsa, önce bölgesinin potansiyelini ölçün; sorun adamda değil, haritada olabilir.

 

4)      Hedef geç verilmiş veya hiç deklare edilmemiş

Şubat, mart, hatta nisan ayında hâlâ “hedefleri netleştiriyoruz” diyen firma az değildir. Yılın dörtte biri hedefsiz geçmiştir ve o kayıp bir daha telafi edilmez.

 

Bazı firmalarda ise hedef vardır ama satıcıya söylenmemiştir; patronun defterinde durur. Satıcı yıl sonunda “tutturamadın” diye eleştirilir.

 

Çözüm: Hedefler yıla girmeden önce belirlenmeli ve yılın ilk haftasında satış ekibine yazılı olarak deklare edilmelidir. Satıcı, yeni yıla başlarken kendisinden haftalık, aylık ve yıllık bazda ne beklendiğini bilmelidir.

 

5)      Hedef tek boyutlu: sadece ciro

Satıcıya yalnızca ciro hedefi verirseniz, o da yalnızca ciroyu kovalar. Bunun yolu da bellidir: iskonto yapar, uzun vade tanır, riskli müşteriye satar, ay sonunu doldurur.

 

Yıl sonunda ciro tutmuştur ama kâr tutmamıştır, tahsilat sarkmıştır, portföy bozulmuştur. Ve siz hâlâ “hedefimizi tutturamadık” dersiniz.

 

Çözüm: Hedefi en az dört boyutlu kurun: ciro, brüt kârlılık, tahsilat ve yeni müşteri. Dördü birden ölçülmeyen bir satış departmanı, ölçülen tek şeyi şişirir.

 

6)      Hedef ya ulaşılamaz ya da fazla kolay

Ulaşılamaz hedef motive etmez, felç eder. Satıcı ilk çeyrekte hedefin uzağında kaldığını görünce içten içe vazgeçer; kalan dokuz ayı “nasılsa tutmaz” psikolojisiyle geçirir. Fazla kolay hedef ise potansiyelin altında kalmanıza yol açar; satıcı hedefini eylülde tutturur ve yılın kalanını yavaşlayarak geçirir.

 

Çözüm: Hedef, zorlayan ama ulaşılabilir olmalıdır. Yani çıtayı öyle bir yere koymalısınız ki; satıcı durduğu yerden zıplayarak aşamamalı, antrenmanlar sonrasında geriden koşarak zıpladığında da aşabilmelidir. Bunun pratik testi şudur: satış ekibinin çoğunluğu hedefinin yüzde 90-110 bandında kapatabiliyorsa hedefleriniz doğru kurulmuştur. Ekibin yarısından fazlası yüzde 70’in altında kalıyorsa sorun ekipte değil, hedeftedir.

 

7)      Sadece sonuç ölçülüyor, süreç ölçülmüyor

Firmaların çoğunda satışa dair ölçüm iki rakamla sınırlıdır: aylık ciro ve aylık tahsilat. Bu, bir uçağı yalnızca hız göstergesine bakarak uçurmaya benzer.

 

Ciro bir sonuç göstergesidir; size dünü anlatır. Ay bittiğinde hedefin tutmadığını öğrenirsiniz ama artık yapacak bir şey yoktur.

 

Çözüm: Süreç göstergelerini ölçmeye başlayın: ziyaret sayısı, randevu sayısı, teklif sayısı ve tutarı, teklif-sipariş dönüşüm oranı, ortalama satış döngüsü süresi, bekleyen teklif havuzu. Bunlar size yarını haber verir. Cironuz bu ay iyi görünürken teklif sayınız düşmüşse, üç ay sonra vuracağınız duvarı bugünden görürsünüz.

 

Hedef tutmamasının en yaygın teknik sebebi budur: hedef, ay bittikten sonra ölçülür. Oysa hedef, ay içinde yönetilir.

 

8)      Satış müdürü satıyor, yönetmiyor

Türkiye’deki satış departmanlarının en yaygın hastalığı budur. Satış müdürü kendi müşterilerine bakar, kendi cirosunu yapar, sahaya çıkar ve akşam patrona “bugün şu firmayla görüştüm” der. Patron da memnun olur; adamı çalışıyor görür.

 

Oysa satış müdürünün işi satmak değil, sattırmaktır. Kendi satışıyla meşgul olan müdür ekibini yönetemez; ekipteki zayıf satıcıyı fark edemez, süreçleri denetleyemez, koçluk yapamaz. Sonuçta ekibin toplamı, müdürün kendi cirosu kadar bile artmaz.

 

Çözüm: Satış müdüründen bizzat satış yapmasını istemeyin. Ondan istemeniz gereken şey, zincirin beş halkasını yönetmektir: ziyaret, görüşme, sipariş, sevkiyat ve tahsilat. Beşine de eşit emek vermelidir. Ayrıca ondan ne beklediğinizi yazılı hale getirin. Firmalarda en sık değişen yöneticinin satış müdürü olmasının sebebi, çoğu zaman müdürlerin yetersizliği değil, kendilerinden ne beklendiğinin hiç tanımlanmamış olmasıdır.

 

9)      Zincirin bir halkası kopuk

Satış tek bir eylem değil, bir zincirdir: ziyaret > görüşme > sipariş > sevkiyat > tahsilat. Bu zincirin herhangi bir halkası koptuğunda hedef tutmaz ve çoğu zaman kopan halkanın hangisi olduğu bilinmez.

 

Çözüm: Bir ay boyunca bu beş halkanın rakamlarını ayrı ayrı ölçün. Ziyaret sayısı yeterli mi? Ziyaretler görüşmeye dönüyor mu? Görüşmeler siparişe dönüyor mu? Siparişler zamanında sevk ediliyor mu? Sevkiyatlar tahsil ediliyor mu? Nerede daralma varsa, sorun oradadır. Bu basit egzersiz, çoğu firmada tek bir toplantıda teşhisi koydurur.

 

10)  Saha ile Merkez Arasında Duvar Örülmüş

Hedefin tutmamasında görünmeyen bir fay hattı vardır: Saha satıcısı ile ofisteki iç satış (operasyon, müşteri temsilcisi) ekibinin kavgası. Saha satıcısı içeridekileri "müşterinin talebini yavaşlatan bürokratlar", iç satış ekibi ise sahadakileri "rastgele sözler verip başımızı belaya sokan sorumsuzlar" olarak görür. İki taraf birbirini yemeye başladığında, müşteri aradaki çatlağı fark eder ve kaçar.

 

Çözüm: İç satış ve saha satış ekibini birbirinin rakibi değil, aynı ikili takımın (partner) parçası yapın. İç satış çalışanının primini de saha satıcısının bölgesel kârlılığına ve müşteri memnuniyetine bağlayın.

 

11)  Prim sistemi hedefi desteklemiyor

Prim sistemi, satış departmanının görünmez yöneticisidir. Yanlış kurulduğunda satıcıyı hedefin tersine iter. Sık gördüğüm hatalar:

·         Tek parça komisyon vermek. Satışların yüzde şu kadarı diye ödenen komisyon, satıcıyı emlakçıya çevirir. Ne kârı, ne tahsilatı, ne yeni müşteriyi umursar.

·         Primi tek başına ciroya bağlamak. Bu, satıcıyı iskonto yapmaya davet etmektir.

·         Ulaşılamayacak baraj koymak. Hedefin % 100’ünü tutturmayana prim vermeyen sistemler, mart ayında hedefin gerisine düşen satıcıyı yılın kalanı için tamamen motivasyonsuz bırakır.

·         Primi geç ödemek veya belirsiz bırakmak.Yıl sonunda bakarız” denen prim, prim değildir. Satıcı hesaplayamadığı primi kovalayamaz.

 

Çözüm: Primi parçalara ayırın. Aylık, çeyreklik ve yıllık bileşenler; kademeli kota barajları (hedefe yaklaştıkça artan çarpanlar); ürün grubuna, bölgeye, iskonto disiplinine, brüt kâra, tahsilata, yeni müşteri kazanımına ve ziyaret/teklif çabasına bağlı ayrı kalemler; iade, batık ve gecikmiş bakiye için kesintiler. Böyle bir sistemi satıcılar iki üç ayda kavrar ve o günden sonra siz onları yönetmezsiniz, prim sistemi onları yönetir.

 

Bu kadar çok parçadan prim vereceksiniz diye “aşırı prim” vereceğinizi düşünmeyin. Aklınızdan geçen satıcının yaptığı cirodan %2 prim vermekse, işte bu %2’yi de parçalara ayırın. Örneğin bir parçanın prim oranı %0,15 olabilir. Tüm parçalarda %100 başarı sağlarsa bir satıcı %2 prim alabilmelidir. Yıllık hedefini tutturmasına rağmen bazı parçalarda başarılı bazı parçalarda başarısız ise %2 değil, %1 veya daha da az oranda prim alacak şekilde sistemi kurgulayın. Aşırı iskontolar vererek brüt karlılığınızı düşüren ve de getirdiği brüt karlılıkla faaliyet giderlerini daha karşılamayan satıcıyı ödüllendirmeye gerek yok.

 

12)  Toplantılar hesap sorma seansına dönmüş

Aylık satış toplantısı çoğu firmada şöyle geçer: müdür rakamları okur, hedefini tutturamayanlar sırayla azarlanır, herkes mazeretini anlatır, toplantı biter. Ertesi ay aynı sahne tekrarlanır.

 

Bu toplantılardan sonuç çıkmaz; çünkü hesap sormak bir yönetim aracı değildir. Satıcı neyi yanlış yaptığını değil, kendini nasıl savunacağını öğrenir.

 

Çözüm: Toplantıyı ikiye ayırın. Birinci bölüm rakamların herkesin önünde şeffafça paylaşıldığı bölüm olsun (karşılaştırmalı tablolar, grafikler, sıralamalar). Bu, ortalamayı kendiliğinden yükseltir. İkinci bölüm ise problem çözme bölümü olsun: “Bu müşteriyi neden kapatamıyoruz, birlikte ne yapabiliriz?” Ve müdür, ayda en az birkaç gün satıcılarıyla birlikte sahaya çıksın. Saha refakati, on toplantıdan daha fazla öğretir.

 

13)  Takip yok

Sahadaki satış ekipleri, iş dünyasının en zor yönetilen birimleridir; çünkü sürekli firma dışındadırlar. İyi takip edilmeyen satıcı, günü on ziyaret yerine iki ziyaretle kapatır ve bu rakamın yüksek bir skor olduğuna hem kendini hem sizi inandırır.

 

“Saldım çayıra, Mevla’m kayıra” anlayışıyla satış ekibi yönetilmez.

 

Çözüm: Haftalık ziyaret planı isteyin, hafta sonunda gerçekleşme raporu isteyin. CRM kullanımını zorunlu tutun; CRM’e girilmeyen görüşme yaşanmamış sayılır. Araç ve telefon takip sistemlerini kullanın. Satış müdürünün odasında dev bir ekrana bu takip sistemini yansıtın ve hangi satıcının nerede olduğu canlı olarak görülebilsin. Bunlar güvensizlik göstergesi değil, yönetim aracıdır. Takip edildiğini bilen satıcı daha sorumlu ve daha verimli çalışır.

 

Satış ekibinin, satış müdürünün ve patronun olduğu bir Whatsapp grubu kurun. Sahadaki satıcılar ile buradan gün içinde paylaşımlar olsun. Satıcılar müdürlerine, müdür satıcılarına buradan sorular sorsun ve cevaplasın. Alınan işler, kaybedilen işler, yapılan ziyaretler, rekabete ve pazara dair bilgiler buradan paylaşılsın. (Patron daha çok röntgenci takılsın, gerektiğinde topa girsin) Böyle bir Whasapp grubu ekibi dinç tutar ve hırslandırır.

 

14)  CRM'e Veri Değil, 'Masal' Giriliyor

"CRM kullanıyoruz" diyen pek çok firmada CRM bir bilgi havuzu değil, bir "cezaevi/denetim aracı" gibi algılandığı için satıcılar içeriye formaliteden iki satır yazar: "Müşteri ziyaret edildi, olumlu geçti." Bu bilgi hiçbir işe yaramaz. Görüşmenin detayları, müşterinin rakipten aldığı fiyat, kaçırılan fırsatın gerçek nedeni CRM’e girilmiyorsa, hedef tutmadığında geriye dönüp bakılacak bir veri de yok demektir.

 

Çözüm: CRM’e girilenleri satış müdürü “gerçekten” kontrol etmeli, uyarılarını yapmalı, anlamlı girişler yapılmasını sağlamalıdır. Yöneticisi tarafından okunduğunu, yorumlandığını ve anlamlı sonuçlara ve çözümlere ulaşıldığını gören satıcı CRM’e gerçekten işe yarar bilgiler girer.

 

15)  Yanlış satıcı seçilmiş

Firmalar doğru satıcı seçmekte bilgisiz ve tecrübesizdir. Sonuç, sürekli satıcı aramak ve sürekli hedef tutturamamaktır.

 

Sık yapılan seçim hataları: ilk görüşülen adaydan etkilenip işe almak, illa sektörden satıcı aramak, üniversite mezununu satış için “lüks” saymak, bir zamanlar kendi işini kurmuş adayları elemek, adayın hobilerine ve geçmişine hiç bakmamak.

 

Çözüm: Bir kişi alacaksanız en az on adayla görüşün. Görüşmeyi iki kişi yapsın (satış müdürü ve İK). Adayda şu özellikleri arayın: kendine güven, baskın karakter, iyimserlik, disiplin, etkileyicilik, dikkat, üretkenlik ve isteklilik. Kabullenici, aşırı ciddi ve utangaç tipler bu meslekte hedef tutturamaz. Bir gözlemim: geçmişinde spor yapmış veya kendi işini kurmuş adaylar satışta belirgin biçimde daha başarılı oluyor.

 

16)  Eğitim verilmemiş

Satıcınız ürün gamınızın ancak beşte birini biliyorsa, cironuzun beşte dördü o beşte birden gelir. Rakiplerinizi tanımıyorsa, müşterinin itirazına cevap veremez. Pazarlık tekniği bilmiyorsa, ilk itirazda iskonto yapar.

 

En çok eğitilmesi gereken kadro satış kadrosudur ve verilen her eğitim size yeni siparişler kazandırır.

 

Çözüm: Ürün eğitimi, rekabet eğitimi, satış teknikleri, sunum, pazarlık, tahsilat ve iletişim eğitimlerini bir takvime bağlayın. Bunların bir kısmını satış müdürünüz bizzat vermelidir. Eğitim veremeyen satış müdürü, ekibine ilham da veremez.

 

17)  Yeni satıcıya süre tanınmamış

B2B’de bir satıcının portföy oluşturması, ürünü öğrenmesi ve ilk siparişlerini alması 3-6 ay sürer. Buna rağmen pek çok firma dördüncü ayda “bu adamdan bir şey çıkmadı” deyip yola devam eder. Sonra yeni satıcıyla aynı hikâye baştan yaşanır ve firma yıllarca aynı yerde sayar.

 

Çözüm: Yeni satıcının ilk altı ayında hedefi ciro değil, çaba ve portföy olsun: kaç firma tespit etti, kaç ziyaret yaptı, kaç teklif üretti, kaç yeni müşteri kazandı. Bu süreyi finanse edemeyecekseniz satıcı almayın.

 

18)  Acil olan, önemli olanı yiyor

Mevcut müşteriye hizmet etmek acildir; telefon çalar, sipariş gelir, sorun çıkar. Yeni müşteri bulmak ise önemlidir ama acil değildir; kimse aramaz, kimse zorlamaz, ertelenebilir. İnsan doğası gereği acil olan, önemli olanı her seferinde yener. Bu, hedef tutturamamanın en sinsi sebebidir.

 

Sonuç: satıcı gününü mevcut müşterilerin telefonlarını cevaplayarak geçirir, yeni müşteri hedefi de “bu ay yoğunduk” diye ötelenir. Ciro bir süre idare eder, sonra portföy yaşlandıkça düşmeye başlar.

 

Çözüm: Avcılıkla çobanlığı ayırın. Yeni müşteri bulmakla mevcut müşteriye hizmet etmeyi mümkünse farklı kişilere verin. Ayıramıyorsanız takvimde ayırın: haftanın belirli günleri sadece yeni müşteri ziyaretine tahsis edilsin ve bu rakam ayrıca ölçülsün.

 

19)  Huninin ağzı dar

Satış bir istatistik işidir. Yeterince temas etmeyen satıcı, ne kadar yetenekli olursa olsun hedefi tutturamaz.

Basit bir hesap yapın. Diyelim ki verdiğiniz her 100 teklifin 20’si onaylanıyor ve ortalama sipariş tutarınız 500.000 TL. Satıcınızın yıllık 18 milyonluk hedefi varsa, yılda 36 satış, bunun için 180 teklif, bunun için 360 görüşme, bunun için de yaklaşık 1.440 temas gerekiyor demektir. Yani ayda 120 temas, 30 görüşme, 15 teklif.

 

Satıcınız ayda 40 temas yapıyorsa, hedefi tutturamamasının sebebi motivasyon değil aritmetiktir.

 

Çözüm: Kendi dönüşüm oranlarınızı ölçün ve hedeften geriye doğru hesaplayarak her satıcıya haftalık temas, görüşme ve teklif kotası verin. Ayrıca oranların hangisinin düşük olduğuna bakın: randevu oranı düşükse sorun tanıtımınızda ve ilk temas biçimindedir; teklif oranı düşükse sunumdadır; onay oranı düşükse fiyatta, teklif kalitesinde veya bağlama becerisindedir. Her oranın ayrı reçetesi vardır.

 

20)  Mazeret kültürü yerleşmiş

Satışçılar mazeret-severdir. Oynamayı bilmeyen gelinin “yerim dar” demesi gibi, satamamayı kendileri dışındaki faktörlere bağlar ve bunu size de yuttururlar: fiyatımız yüksek, rakip çok agresif, piyasa durgun, ürün gamımız dar, tanıtım yapmıyoruz…

 

Bu mazeretlerin bir kısmı doğrudur. Zaten tehlikeli olan da budur: içinde gerçek payı olduğu için hepsi inandırıcı gelir.

 

Çözüm: Kendinize şunu sorun: satıcım bana hedefe ulaşamamasının nedenini açıklıyor; bu mazeret mi, gerçek mi? Ayırt etmenin üç testi var:

·         Yaygınlık testi: Aynı sebebi bir kişi mi söylüyor, herkes mi? Herkes söylüyorsa büyük ihtimalle gerçektir.

·         Veri testi: Sebep sayıya döküldüğünde ayakta kalıyor mu? “Fiyatımız yüksek” diyen satıcının kaybettiği tekliflerin kaçı fiyattan kaybedilmiş, ölçün.

·         Kontrol testi: Aynı koşullarda çalışan başka bir satıcı hedefini tutturuyor mu? Tutturuyorsa sorun koşullarda değil, kişidedir.

 

Mazereti tartışmayın, ölçün. Her mazeretin bir testi vardır:

·         Fiyatımız yüksek” > Kaybedilen tekliflerin kaçı gerçekten fiyattan kaybedildi? Rakip fiyatlarını yazılı olarak toplayın. Aynı fiyatla satan diğer satıcınız hedefini tutturuyor mu?

·         Piyasa durgun” > Sektör dernek verileri ne diyor? Rakipler küçülüyor mu? Pazar payınız düştü mü, yoksa pazarla birlikte mi küçüldünüz?

·         Bölgem zayıf” > Bölgenin potansiyelini hesapladınız mı? Oradaki pazar payınız kaç?

·         Müşteriler almıyor” > Kaç ziyaret yapıldı, kaç teklif verildi?

 

Bu sorulara veriyle cevap veremeyen mazeret, mazerettir. Veriyle cevap verilebiliyorsa o zaten mazeret değil, çözülmesi gereken gerçek bir sorundur.

 

Anekdot: Danışmanlığa ilk başladığım yıllarda matbaacı bir müşterim vardı. 8 tane satıcısı vardı. Çok saha ziyareti yapıyorlar, çok teklif üretiyorlar ama tekliflerin satışa dönüş oranı çok düşüktü. Hepsi bir ağızdan kaçan işler için “fiyatımız yüksek kaldı” diyordu. Bu görüşleri müşteriden aldıkları bir “feedback” değildi, kendi tahminleriydi. Kaçan satışlara dair teklifleri talep ettim ve rakipleri tercih eden yaklaşık 30 müşteri adayını aradım. 3-4 tanesi gerçekten fiyatı yüksek bulmuştu ama yaklaşık 20 tanesi termin yüzünden işi bize vermemişti. Yani çoğunluğu basılı işini bir haftada eline almak istiyordu ama biz 2 veya 3 haftada basıp verebileceğimizi söylüyorduk. Bu bilginin doğruluğunu test etmek için danışmanlığını yaptığım başka bir müşterimin basılması gereken broşürünün PDF’ini hem benim müşterime hem de rakip matbaalara gönderdik. Fiyat konusunda 2 tanesinden yukarda 5 tanesinden aşağıdaydık. Ama termin konusunda en gerideydik. Yani fiyatlarımız yüksek değildi, işi rakiplerden daha geç bitiriyorduk. Yapılması gereken üretimde (baskıda) hızlanmaktı. Vardiyalı çalışma, daha sistemli üretim ve yeni bir makine ile birlikte hızımız arttı ve biz de bir hafta içerisinde teslim edebilir olduk. Sonuç mu ciromuz dolar bazında 2 katına çıktı.

 

21)  Yok satıyorsunuz

Satıcının binbir zahmetle aldığı siparişin karşılığı depoda yoksa, o satış olmamıştır. Üstelik bir kez değil, iki kez kaybedersiniz: hem o siparişi, hem müşterinin bir dahaki sefer size ilk sorma alışkanlığını.

 

Daha kötüsü, bu durum satıcının kendi firmasına olan inancını yıpratır. İnancını yitirmiş satıcı, satmayı değil mazeret üretmeyi öğrenir.

 

Çözüm: Kaydi stokla fiili stoğu örtüştürün. Hızlı dönen ürünlerde minimum stok seviyesi tanımlayın ve bu seviyeye inildiğinde otomatik sipariş tetiklenmesini sağlayın. Satış departmanından her ay talep tahmini isteyin ve bunu üretim planlama, satın alma ve depoya iletin. Sipariş karşılama oranınızı ölçün; yüzde 95’in altına düşüyorsa hedef tutmamasının sebebi satıcı değildir.

 

22)  Sevkiyat aksıyor

Bir günde kolilenip gönderilecek sipariş üç güne yayılıyorsa, yanlış veya eksik mal gidiyorsa, sevkiyat yapıldığı halde satıcı bilgilendirilmiyorsa, satıcınız her gün müşterisinden özür dileyen bir insana dönüşür. Özür dileyen satıcı yeni satış yapamaz.

 

Çözüm: Depoyu satışın bir parçası sayın. Adresleme, barkod ve el terminali kullanımı, mal kabul ile sevkiyatın ayrı ellere verilmesi, sevkiyat bilgisinin otomatik olarak satıcıya düşmesi. Bunlar pahalı çözümler değildir ama satışa doğrudan yansır.

 

23)  Teklif, numune ve onay süreçleri gecikiyor

Satıcı müşteriden teklif talebi almıştır ama teknik ekip üç gün cevap vermez. Numune isteyen müşteriye iki hafta sonra gider. İskonto onayı için patrona ulaşamaz.

 

Bu gecikmelerin her biri satışın soğuma sebebidir. B2B’de sıcak bir talebi bekletmek, çoğu zaman onu rakibe hediye etmektir.

 

Çözüm: Teklif hazırlama, numune gönderimi ve fiyat onayı için taahhüt süreleri belirleyin (örneğin: teklif 24 saatte, numune 48 saatte). Bu süreleri de ölçün. Ayrıca satıcıya pazarlık inisiyatifi verin: fiyatlamanın içine feda edilebilecek bir yedek kâr koyun ve satıcı bu marj içinde onaysız hareket edebilsin. Her iskonto için patrona koşan satıcı, müşterinin gözünde ciddiyetini kaybeder.

 

24)  Satıcının eli boş

Güncel katalog yok, teknik föy yok, referans listesi yok, düzgün bir sunum dosyası yok, numune yok, aracı yok, dizüstü bilgisayarı yok.

 

Satıcınız firmanızı temsil eder. Bunları esirgemek tasarruf değil, kaybedilmiş siparişlerdir.

 

Çözüm: Satış cephaneliğini kurmak satışın değil pazarlamanın işidir; pazarlama departmanınız yoksa bu işi patron üstlenmeli veya dışarıdan destek alınmalıdır. Katalog, teknik föy, kalite belgeleri, referans listesi ve vaka çalışmaları, uyarlanabilir sunum dosyası, numune, yatırım geri dönüşü hesap şablonu.

 

25)  Fiyatınız veya ürününüz gerçekten rekabetçi değil

Bazen mazeret mazeret değildir. Rakip yeni bir ürün çıkarmıştır, bir ithalatçı pazara agresif fiyatla girmiştir, sizin maliyetiniz artmıştır. Böyle bir durumda satıcıyı ne kadar sıkıştırırsanız sıkıştırın hedef tutmaz; sadece iyi satıcılarınızı kaybedersiniz.

 

Çözüm: Kaybedilen tekliflerin sebebini kayıt altına alın. Üç ay üst üste “fiyat” sebebi baskın çıkıyorsa bu bir satış sorunu değil, bir fiyatlama veya ürün sorunudur ve çözümü satış departmanında değildir. Fiyat indirmek de tek çözüm değildir: vade, garanti, ücretsiz montaj, deneme imkânı, teknik destek, eğitim, yedek parça garantisi gibi satış geliştirme araçları kârınızı yemeden satın alma kararını kolaylaştırır.

 

26)  Tahsilat sorunları satışın önünü tıkıyor

Bakiyesi biriken müşteriye sevkiyat durdurulur, satıcı da sattığı halde teslim edemez. Bir süre sonra satıcı riskli ama iyi ciro yapan müşterilerden uzaklaşır ve hedefi tutmaz.

 

Çözüm: Bunu satış-finans kavgası olmaktan çıkarıp bir sisteme bağlayın. Her müşteriye yazılı açık hesap limiti koyun, limiti aşanı önceden uyarın, vadeyi fiyatın içine yazın (liste fiyatı en uzun vadeye göre kurulsun, kısa vadeye iskonto verilsin) ve tahsilatı satıcının priminin bir parçası yapın. Böylece tahsilat, satışın rakibi değil parçası olur.

 

………………………………………….

 

Bu 26 maddeyi okuduktan sonra kısaca ne yapmalısınız?

·         Teşhis. Yukarıdaki “ayrıştırma” tablosunu doldurun. Zincirin beş halkasını (ziyaret, görüşme, sipariş, sevkiyat, tahsilat) ayrı ayrı ölçün. Satıcı bazında ciro, brüt kârlılık, ortalama iskonto ve tahsilat süresini çıkarın. Kaybedilen tekliflerin sebeplerini kayıt altına almaya başlayın. Sipariş karşılama oranınızı hesaplayın. Hiçbir şeyi değiştirmeyin, sadece bakın.

·         Kural koyma. Hedefleri bölge, ürün, müşteri grubu ve satıcı bazında kırıp yazılı olarak deklare edin. Hedefi dört boyutlu hale getirin (ciro, kâr, tahsilat, yeni müşteri). Prim sistemini parçalara ayırıp ekibe duyurun. Fiyat listesi ve ticaret ilkeleri belgenizi güncelleyin, pazarlık inisiyatifi tanımlayın. Teklif ve numune için taahhüt süreleri koyun.

·         Yönetim ritmini kurun. Haftalık ziyaret planı ve gerçekleşme raporunu başlatın. Aylık satış toplantısını ikiye ayırın (rakam paylaşımı + problem çözme). Satış müdürünün saha refakat takvimini oluşturun. Avcılık için haftada belirli günleri ayırın ve yeni müşteri sayısını ayrıca ölçün. Depo ve sevkiyat düzeltme planını devreye alın.

 

Bu makalede anlattıklarımı birkaç cümleye indirmem gerekseydi şunları söylerdim:

·         Hedefi kimin tutturamadığı, sorunun nerede olduğunu söyler. Herkes tutturamıyorsa sorun ekipte değildir.

·         Ay sonunda ölçülen hedef, ay içinde yönetilmemiş demektir. Süreç göstergelerini ölçmeyen firma, hedefi ancak kaçırdıktan sonra fark eder.

·         Önce verin, sonra isteyin. Hedef, bölge, fiyat listesi, ticaret ilkeleri, olanak, eğitim ve akıllı bir prim sistemi vermeden performans istemeye hakkınız yoktur.

·         Prim sistemi görünmez yöneticinizdir. Yanlış kurulduğunda satıcıyı hedefin tersine iter.

·         Mazereti tartışmayın, ölçün. Ölçüldüğünde ayakta kalan mazeret, mazeret değil çözülmesi gereken sorundur.

 

Son olarak şunu söylemek isterim. Satıcılarının hedefini tutturamadığından şikâyet eden patronların büyük kısmı, aslında kendi kurmadıkları bir sistemin sonuçlarından şikâyet ediyor. Satış departmanı, kendi haline bırakıldığında iyi çalışan bir departman değildir. Ölçülmek, yönlendirilmek, eğitilmek, donatılmak ve ödüllendirilmek ister.

 

Bunları yapan firmalarda “bizim çocuklar” hedeflerini tutturuyor. Yapmayan firmalarda ise satıcı değişiyor, sistem aynı kalıyor ve aynı soru her yıl tekrar soruluyor.

 

Son söz: Hedefi tutturamayan satıcıyı değiştirmeden önce, o hedefi kimin nasıl koyduğuna bakın.

 

Bol satışlar, tatlı kârlar dilerim.