Satış başı ve sonu olan doğrusal bir iş değildir,
döngüseldir. Benzetme yapacak olursak satış bir filmden daha ziyade bir
dizidir. Bu gizemli giriş kafanızı karıştırdığı kadar merakınızı da artırmıştır
umarım. Çünkü satışa dair tecrübelerimden damıttığım bir modelden bahsedeceğim.
Başka yerde bu haliyle bulup okuyamayacağınız bir modelden.
Bir satıcı düşünün. Aylarca uğraştı, firmayı buldu, randevu
kopardı, iki kez ziyaret etti, teklif hazırladı, üç kez revize etti, pazarlık
yaptı ve sonunda siparişi aldı. Ofise döndüğünde arkadaşlarına şunu söylüyor: “Sattım!”
Peki gerçekten sattı mı?
Mal iki hafta gecikirse satmış olacak mı? Depodan yanlış
ürün çıkarsa? Fatura kesildi ama para dokuz ay sonra, üstelik yarım geldiyse?
Müşteri bir daha hiç sipariş vermezse? O müşteri sektöründe sizin hakkınızda
kötü konuşuyorsa?
Bunların hiçbirinde satmış olmaz. Ama bizim satış
anlayışımızda o iş “satıldı” sayılır, satıcı primini alır, dosya kapanır
ve herkes bir sonraki avın peşine düşer.
Sorun satıcıda değil. Sorun, satışı kafamızda nerede
bitirdiğimizde.
HUNİNİN SORUNU
Satış dünyasında yıllardır tek bir görsel hâkim: huni.
Yukarıdan bol miktarda müşteri adayı dökersiniz, huninin
daralan gövdesinde bir kısmı elenir, en altta bir avuç sipariş çıkar. Bütün
satış modelleri bu resmin üstüne kurulmuştur. Yabancı literatürdeki modellerin
hemen hepsi (AIDA olsun, SPIN olsun, Challenger olsun) kapanışta biter. Sipariş
alınmıştır, oyun bitmiştir, tebrikler.
Huninin üç kusuru var ve üçü de ağırdır.
·
Birincisi: Huni bir çıkış deliğidir,
satış ise bir ilişkidir. Huninin altından düşen müşteri, modelden çıkmış olur.
Oysa gerçek hayatta orası müşteriyle ilişkinin başladığı yerdir.
·
İkincisi: Huni tükenir. Yukarıdan sürekli
döktüğünüz sürece çalışır. Dökmeyi bıraktığınız gün huni boşalır. Bu yüzden
huni modeliyle çalışan satıcı ömür boyu avlanmak zorundadır ve hep yorgundur.
·
Üçüncüsü ve en önemlisi: Huni, satışın
kaybedildiği yerlerin yarısını hiç göstermez. Sevkiyat gecikmesini göstermez,
tahsilat sorununu göstermez, ihmal edilen müşteriyi göstermez, kaybedilen
itibarı göstermez. Oysa Türkiye’de firmalar cirolarını en çok bu dört yerde
kaybediyor.
Danışmanlık yaptığım firmalarda yıllardır aynı tabloyu
görüyorum: Satış departmanı harıl harıl çalışır, sipariş getirir, hedefi
tutturur; ama şirket büyümez. Sebebi hep aynıdır; kova deliktir. Alınan
sipariş sevk edilemez, sevk edilen tahsil edilemez, tahsil edilen müşteri
ertesi yıl kaybedilir.
Nitekim dünya da artık bu gerçeği görmeye başladı. Son
yıllarda küresel pazarlama ve satış literatüründe geleneksel huni modelinin
terk edilip "Flywheel" (Döner Çark) kavramına geçilmesinin sebebi tam
olarak budur. Büyük çarkları bilirsiniz; ilk turu attırmak devasa bir güç
ister, kan ter içinde kalırsınız. Ama çark dönmeye başladığı an kendi gücünü
üretir, momentum kazanır ve her turda biraz daha az eforla çok daha hızlı
dönmeye başlar.
Huni sizi her sabah sıfırdan avlanmaya zorlayan ağır bir
yüktür; döner çark ise ürettiği enerjiyi içeriye saklayan bir makine.
Bu yüzden ben satışı huni olarak değil, çember olarak
düşünmeyi öneriyorum.
SATIŞ ÇEMBERİ: DOKUZ HALKA
Satış, benim gözlemlerime göre dokuz halkalı bir çemberdir:
İlk beş halkayı yıllardır yazıyorum; bunlar satış
görüşmesinin klasik safhalarıdır. Asıl mesele son dörttedir. Teslim, tahsilat,
büyütme ve hikâye, satış literatüründe genellikle “satış sonrası” diye
bir kenara konur. Bense bunların satışın kendisi olduğunu düşünüyorum. Çünkü bu
dördü olmadan yapılan iş, satış değil sadece sipariş almaktır.
Ve dokuzuncu halka birinciye bağlanır. İşte bu yüzden huni
değil, çember.
Şimdi halkaları tek tek gezelim. Her halkada üç şey
yazacağım: ne yapılır, nerede kopar, nasıl ölçülür.
1. BULMA
·
Ne yapılır: Müşteri adayı tespit edilir,
araştırılır, randevu alınır. Hedef müşteri listesi çıkarılır, pasif cariler
canlandırılır, temas kurulur.
·
Nerede kopar: Satıcı avlanmayı bırakıp
mevcut müşterinin telefonlarını cevaplamaya başladığında. Bu, en sık kopan
halkadır ve kopuşu aylarca fark edilmez.
·
Nasıl ölçülür: Aylık yeni temas sayısı,
randevu sayısı, havuzdaki aday firma sayısı.
Dolaşan kurt avlanır. Müşterinin sizi bulmasını
beklerseniz çok beklersiniz.
2. TANIŞMA
·
Ne yapılır: Buluşulur, uyum yakalanır,
sempati ve güven kurulur. İlk izlenim burada oluşur ve bir daha değişmez.
·
Nerede kopar: Satıcı hazırlıksız
gittiğinde, geç kaldığında, bakımsız olduğunda veya hemen ürün anlatmaya
başladığında.
·
Nasıl ölçülür: Görüşme sayısı, ikinci
randevuya dönüşme oranı.
3. SORGULAMA
·
Ne yapılır: Sorular sorulur, müşteri
konuşturulur, dinlenir. Aleni ihtiyaçların altındaki örtük ihtiyaçlar
çıkarılır.
·
Nerede kopar: Satıcı sorgulamadan sunuma
atladığında. Bu, Türkiye’deki satıcıların en yaygın hatasıdır: heyecanlanır,
anlatmaya başlar, karşısındakinin neye ihtiyacı olduğunu hiç öğrenemez.
·
Nasıl ölçülür: Görüşmede konuşma-dinleme
oranı. Görüşmenin yüzde 60’ını dinleyerek geçiren satıcı doğru yoldadır.
Anlatmak istediklerinizi anlatmaya çalışmak yerine, müşterinin
anlamak istediklerini anlamaya çalışın.
4. SUNUM
·
Ne yapılır: Firma ve ürün tanıtılır,
çözüm önerilir, yeterlilik ispatlanır. Özellik, fark, avantaj ve fayda
anlatılır; numune, referans ve belge paylaşılır.
·
Nerede kopar: Satıcı katalog okuduğunda.
Bugünün alıcısı sizinle görüşmeden önce araştırmasını yapmıştır; ona ürün
özelliği saymanın değeri yoktur.
·
Nasıl ölçülür: Sunum sonrası teklif
talebine dönüşme oranı.
Unutmayın: bir sunumun satışa ulaşmasında
özelliklerin etkisi yaklaşık %10, farkların %15, avantajların %25, faydaların %50’dir.
5. BAĞLAMA
·
Ne yapılır: Teklif verilir, takip edilir,
itirazlar karşılanır, pazarlık yapılır, sipariş alınır.
·
Nerede kopar: Teklif verildikten sonra
satıcının pasif beklemeye geçtiği yerde. Türkiye’de en çok iş burada
kaybediliyor. Satıcı teklifi gönderir, “bakalım dönerler mi” der, dönmezler ve
dosya sessizce kapanır. Bu pasif beklemenin arkasında genellikle fark edilmeyen
psikolojik bir duvar vardır: Reddedilme korkusu. Satıcı, net bir "Hayır"
duymaktansa, teklifi havada bırakıp umut etmeyi tercih eder. Oysa satıştaki en
tehlikeli durum "Hayır" cevabı almak değil, cevapsız kalmaktır.
"Hayır" size nerede durduğunuzu söyler, zaman kazandırır;
belirsizlik ise satıcının enerjisini ve odağını gizlice emer.
·
Nasıl ölçülür: Teklif → sipariş dönüşüm
oranı, ortalama bağlama süresi, teklif başına temas sayısı.
Projeli işlerde beklemek işimizin doğasında var. Ama pasif
değil, aktif beklenir.
6. TESLİM
Buradan sonrası, çoğu modelin satış saymadığı ama benim
satışın kalbi saydığım bölümdür.
·
Ne yapılır: Ürün zamanında, eksiksiz ve
doğru şekilde teslim edilir. Müşteri süreç boyunca bilgilendirilir. Verilen söz
tutulur.
·
Nerede kopar: Stokta olmayan malın söz
verildiği yerde. Bir günde sevk edilecek siparişin üç güne yayıldığı yerde.
Sevkiyat yapıldığı halde satıcının haberi olmadığı yerde.
·
Nasıl ölçülür: Sipariş karşılama oranı,
söz verilen tarihte teslim oranı, eksik/yanlış sevkiyat sayısı.
Şunu net söyleyeyim: Bu halka koptuğunda önceki beş
halkanın emeği çöpe gider. Satıcı aylarca uğraşıp kazandığı müşterinin
karşısında özür dileyen adama dönüşür. Özür dileyen satıcı da yeni satış
yapamaz.
7. TAHSİLAT
·
Ne yapılır: Anlaşılan vadede, anlaşılan
tutar tahsil edilir.
·
Nerede kopar: Satıcının “benim işim
satmak, tahsilat finansın işi” dediği yerde. Ve firmanın açık hesap limiti,
teminat ve vade disiplini olmadığı yerde. Üstelik tahsilat sorunu sadece
faturanın kesildiği gün başlamaz; temeli daha 3.halkada (Sorgulama) atılır.
Doğru sorgulama yapmayan satıcı, müşterinin bütçesini, finansal disiplinini ve
riskini ölçmeden sipariş kapma heyecanına düşer. Riskli müşteriye yapılan
satış, gelecekteki tahsilat krizinin ön ödemesidir. Tahsilatı güvenceye almak
istiyorsanız, masaya oturmadan önce finansal istihbaratınızı ve risk
sınırlarınızı netleştirmek zorundasınız.
·
Nasıl ölçülür: Ortalama tahsil süresi,
ortalama vade, gecikmiş bakiye oranı, batık tutarı.
Tahsil edilmemiş satış, satış değildir. Firmalar
borcu yüzünden batmaz, nakit akışı yüzünden batar.
8. BÜYÜTME
·
Ne yapılır: Kazanılmış müşterinin ticaret
hacmi büyütülür. Üç yol vardır: müşterinin toplam alımı içindeki payınızı
artırmak, gamınızdaki başka ürünleri satmak, daha yüksek değerli ürüne
geçirmek.
·
Nerede kopar: Satıcı yeni av peşinde
koşarken eldeki müşterinin unutulduğu yerde. Ve müşteri kaybının sessizce
yaşandığı yerde. Kimse şikâyet etmez, sipariş bir ay gelmez, iki ay gelmez,
altı ay sonra fark edilir.
·
Nasıl ölçülür: Müşteri başına ciro
değişimi, müşterideki payınız, müşteri başına ürün kalemi sayısı, pasif cari
sayısı, müşteri kayıp oranı.
Eldeki kuş, daldaki kuştan değerlidir. Yeni müşteri
kazanmak, mevcut müşteriyi elde tutmaktan çok daha pahalıdır.
Modern iş dünyasında buna "Müşteri Yaşam Boyu Değeri"
(LTV) deniyor. Veriler çok net: Yeni bir müşteri kazanmanın maliyeti, eldeki
müşteriyi elde tutup büyütmenin maliyetinden 5 ila 25 kat daha fazla.
Bir satıcı sürekli dışarıda yeni av peşinde koşarken
elindeki müşteriyi beslemeyi unutuyorsa, şirket aslında en pahalı satış
yöntemini seçmiş demektir. Oysa gerçek büyüme, "Müşteri Başarısı"
odaklı bakış açısıyla başlar. Müşterinizi büyüttüğünüz oranda büyürsünüz.
Eldeki kuş sadece daldaki kuştan değerli değildir; doğru beslerseniz daldaki
kuşları ayağınıza getirecek olan da yine eldeki kuştur.
9. HİKÂYE
Bu, çemberi kapatan ve bence en çok ihmal edilen halkadır.
·
Ne yapılır: Bitirilen işten bir hikâye
çıkarılır. Memnun müşteriden referans alınır, vaka çalışması yazılır, fotoğraf
arşivi kurulur, referans olma izni istenir, o müşteri üzerinden yeni müşteri
adaylarına ulaşılır.
·
Nerede kopar: Montaj bitip fatura
kesildiğinde dosyanın kapandığı yerde. Firmaların yüzde doksanı bu halkayı hiç
kurmaz. Batı literatürünün "Customer Success" (Müşteri Başarısı)
dediği yaklaşımın gerçek sınavı tam olarak burasıdır. Şirketler müşteriye bir
şey satıp kenara çekilmeyi başarı sanıyor. Oysa müşteri, aldığınız ürün veya
hizmetle gerçekten başarıya ulaştı mı? Sorunu çözüldü mü? İşte o başarı sağlandığında
ortaya çıkan şey bir fatura değil, bir hikâyedir. Hikâyesi olmayan bir Müşteri
Başarısı süreci eksik kalmış demektir.
·
Nasıl ölçülür: Yıllık toplanan referans
sayısı, referans üzerinden gelen müşteri adayı sayısı, vaka çalışması sayısı.
Bir referans projede şu beş soruyu cevaplayabiliyorsanız
elinizde hikâye var demektir: Müşterinin sorunu neydi? Hangi çözüm önerildi ve
neden? Uygulamada hangi zorluk çıktı? Bugün sonuç ne? Müşteri ne diyor?
Ve işte burada dokuzuncu halka birinciye bağlanır.
Çünkü hikâye, yeni müşteri bulmanın hammaddesidir. Referansı olan satıcı
kapı çalmaz, kapı ona açılır. Rakamlar da bunu doğrular: Memnun bir
müşteriden alınan referansla gidilen bir görüşmenin satışa dönme oranı, soğuk
bir kapı çalmaya (cold call) kıyasla en az 5 kat daha yüksektir. Hikâye halkası
tam da bu yüzden hayati önem taşır; çünkü o sadece biten işin özeti değil, bir
sonraki turun en ucuz ve en etkili satış yakıtıdır.
ÇEMBERİN ÜÇ KURALI
Birinci kural: Çember en zayıf halkası kadar güçlüdür
Bu, çemberin en can alıcı özelliğidir. Bir halka koptuğunda
kendinden öncekilerin hepsi boşa gider.
Bulma iyi, tanışma iyi, sorgulama iyi, sunum mükemmel,
bağlama başarılı ama teslim aksadı. Sonuç: hiç satış yapmamış gibisiniz,
üstelik itibarınız da zedelendi. Beş halkalık emek, altıncıda buharlaştı.
Bunun pratik sonucu şudur: Firmanızın satışını artırmak için
en zayıf halkanızı bulmalısınız. Güçlü olduğunuz halkayı daha da güçlendirmek
size hiçbir şey kazandırmaz. Sunumu zaten iyi olan bir ekibe sunum eğitimi
vermek para kaybıdır; asıl mesele o firmanın altıncı halkası kopuksa depoyu
düzeltmektir.
Şu tabloyu satış müdürünüzle birlikte doldurun. Belirtiyi
bulun, halkayı bulun:
|
Belirti |
Kopan halka |
|
Portföy yaşlanıyor, yeni isim girmiyor |
1 — Bulma |
|
Randevu alınıyor ama ikinci görüşme olmuyor |
2 — Tanışma |
|
Görüşme çok, teklif az |
3 — Sorgulama |
|
Teklif isteniyor ama içerik tutmuyor |
3 veya 4 |
|
Teklif çok, sipariş az |
4 — Sunum veya 5 — Bağlama |
|
Teklifler cevapsız kalıyor |
5 — Bağlama |
|
Sipariş alınıyor ama müşteri şikâyetçi |
6 — Teslim |
|
Ciro tutuyor, kasa dolmuyor |
7 — Tahsilat |
|
Aynı müşteriler yıllardır aynı tutarı alıyor |
8 — Büyütme |
|
Referans istendiğinde verecek isim bulunamıyor |
9 — Hikâye |
İkinci kural: Halkalar farklı ellerdedir
Klasik satış modelleri satıcıyı tek sorumlu sayar. Oysa
çemberin dokuz halkasından yalnızca beşi satıcının elindedir:
|
Halka |
Asıl sorumlu |
|
1-5 (Bulma → Bağlama) |
Satıcı |
|
6 (Teslim) |
Üretim, depo, sevkiyat |
|
7 (Tahsilat) |
Satıcı + finans |
|
8 (Büyütme) |
Müşteri temsilcisi / satıcı |
|
9 (Hikâye) |
Pazarlama + satıcı |
Bu tablonun anlamı şudur: Satış bir departmanın işi
değil, bir şirketin işidir. Satış departmanına hedef verip depoyu, üretimi
ve finansı bu hedeften muaf tutan bir firma, kendi satışını kendi eliyle
baltalar.
Nitekim danışmanlık yaptığım firmalarda satış sorunlarının
önemli bir bölümünün kaynağı satış departmanında değil, altıncı ve yedinci
halkadaydı.
Mekanikte bir çarkın dönmesini engelleyen tek şey dış
engeller değildir; çarkın kendi içindeki sürtünmedir. Satış çemberinde
sürtünme, departmanlar arasındaki kopukluktur. Satışın “Ben sattım, gerisi
beni ilgilendirmez” diyerek faturayı finansa atması; finansın “Para
gelmeden sevkiyat yaptırmam” diyerek müşteriyi kaçırması; deponun “Sevkiyat
sıraya girdi, ne zaman çıkarsa çıkar” rahatlığı ve daha niceleri… İşte
bunlar çemberin içindeki sürtünmedir.
Siz istediğiniz kadar iyi satıcılar istihdam edin,
istediğiniz kadar hırslı hedefler koyun; şirket içindeki bu sürtünmeyi
çözmediğiniz sürece çember takıla takıla döner. Enerjinizin yarısı dışarıda
satış yapmaya değil, içerideki bürokrasiyi ve kavgaları aşmaya harcanır.
Çemberi hızlandırmak istiyorsanız, önce şirket içindeki sürtünmeyi
azaltacaksınız.
Üçüncü kural: Çember döndükçe hızlanır
Huni ile çemberin en büyük farkı burada. Huninin her turu
sıfırdan başlar. Çemberin her turu ise bir sonrakini besler:
·
Dokuzuncu halkada topladığınız hikâye, birinci
halkada kapı açar.
·
Sekizinci halkada büyüttüğünüz müşteri, üçüncü
halkada size sektörünü öğretir.
·
Yedinci halkada kurduğunuz tahsilat disiplini,
beşinci halkada pazarlık gücü verir.
·
Altıncı halkada verdiğiniz sözü tutmanız, ikinci
halkada itibar olarak önünüze gelir.
Yani çember her turda biraz daha kolay döner. Beşinci
yılında bir satıcının aynı işi yarı emekle yapıyor olmasının sebebi budur (daha
yetenekli olduğu için değil), çemberi birkaç kez döndürdüğü için.
Bunun tersi de doğru. Çemberi hiç tamamlamamış bir satıcı,
on yıl sonra hâlâ ilk günkü zorlukla çalışır.
ÇEMBERİN DÖNÜŞ SÜRESİ
Bir soru daha sorun kendinize: Sizin çemberiniz bir turu
kaç ayda tamamlıyor? İlk temastan hikâyenin toplanmasına kadar geçen süre.
Bunu ölçen firma neredeyse hiç yok, ama ölçüldüğünde çok şey söyler:
·
Kısa devirli bir işte (sarf malzeme, hızlı
tüketim) çember birkaç ayda döner.
·
Uzun devirli bir işte (yatırım malı, proje işi)
bir tur iki yılı bulabilir.
Ne kadar sürdüğünü bilmek iki işe yarar. Birincisi,
satıcınızdan ne zaman sonuç bekleyeceğinizi bilirsiniz. Çemberi on sekiz ayda
dönen bir işte yeni satıcıdan dördüncü ayda ciro beklemek anlamsızdır.
İkincisi, prim sisteminizi buna göre kurarsınız; uzun çemberli bir işte aylık
ciro primi çalışmaz, primin halkalara bölünmesi gerekir.
SATIŞ MÜDÜRÜNE
Çemberi bir yönetim aracı olarak kullanmak isterseniz,
yapmanız gerekenler şunlar:
1.
Her halkaya bir gösterge koyun. Yukarıda
her halkanın altına yazdığım ölçüleri aylık raporunuza alın. Sadece ciroya
bakan bir müdür, çemberin sekiz halkasını kör noktada tutuyor demektir.
2.
En zayıf halkayı bulun ve oraya yatırım
yapın. Eğitim bütçenizi, zamanınızı ve dikkatinizi güçlü olduğunuz yere
değil, kopan yere harcayın.
3.
Halkaları farklı kişilere verin, ama sahibini
belirleyin. Özellikle 8. halka (büyütme) çoğu firmada sahipsizdir; satış
yeni müşteriden sorumludur, operasyon işi yapmaktan sorumludur, mevcut
müşterinin ilişkisinden kimse sorumlu değildir. Kayıplar tam da bu boşlukta
yaşanır.
4.
Primi halkalara bölün. Sadece siparişe
prim veren bir sistem, satıcıyı ilk beş halkada bırakır. Tahsilata, müşteri
büyütmeye ve referans toplamaya da prim koyun. Ölçülen ve ödüllendirilen
davranış çoğalır.
5.
Satış dışındaki departmanları çembere dahil
edin. Depo müdürünüz altıncı halkanın sahibi olduğunu bilmiyorsa, o halka
her ay kopar. Yılda bir kez bu çemberi bütün departman yöneticilerine anlatın.
6.
Eğitimi halka halka verin. Ekibinize bir
bütün olarak “satış eğitimi” vermek yerine, her ay bir halkayı çalışın. Dokuz
ayda bütün çemberi dolaşmış olursunuz.
SONUÇ
·
Satış siparişle bitmez. Teslim, tahsilat,
büyütme ve hikâye de satışın parçasıdır.
·
Çember en zayıf halkası kadar güçlüdür.
Bir halka koptuğunda öncekilerin emeği boşa gider.
·
Halkalar farklı ellerdedir. Satış bir
departmanın değil, bir şirketin işidir.
·
Dokuzuncu halka birinciye bağlanır.
Hikâye, yeni müşteri bulmanın hammaddesidir.
·
En zayıf halkanızı bulun. Güçlü olduğunuz
yeri güçlendirmek size hiçbir şey kazandırmaz.
Huni tek bölümlük bir filmdir; sipariş alınır ve jenerik
akar. Çember ise sezonlar süren bir dizidir; her sezonun sonu (Hikaye), bir
sonraki sezonun başrolünü (Bulma) hazırlar.
Son olarak şunu söylemek isterim. Bu modeli bir buluş olarak
sunmuyorum. Yirmi yılı aşkın süredir firmaların içine girip çıkarken gördüğüm
şeyin adını koymaya çalışıyorum, o kadar.
Gördüğüm şey şuydu: Firmalarımız satmayı öğrenmiş durumda.
Satıcılarımız görüşme yapmayı, sunum yapmayı, pazarlık etmeyi biliyor. Ama
satışı siparişte bitirdikleri için, kazandıkları müşterileri arka kapıdan
sessizce kaybediyorlar. Ön kapıdan giren müşteri, arka kapıdan çıkıyor ve kimse
bunu bir satış sorunu saymıyor.
Çember bunun için var. Satışı, kapanışta biten bir yarış
olmaktan çıkarıp, dönmesi gereken bir tekerlek olarak görmek için.
Son söz: Huniyi dolduran yorulur, çemberi döndüren büyür.
Bol satışlar, tatlı kârlar dilerim.
Not 1: Çemberin ilk beş halkası, yıllardır
makalelerimde ve eğitimlerimde kullandığım satış safhalarıdır. Son dört halka
ise bu safhaların üzerine, satışın siparişle bitmediği gözlemiyle eklenmiştir.
Not 2: Bu makalede özetlediğim halkaların her birini
daha önce ayrı ayrı ele almıştım. Derinleşmek isteyenlere aşağıdaki
makalelerimi de okumalarını öneririm:
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2020/02/satsclar-neden-hedefini-tutturamaz.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2019/12/satn-almaclar-satclar-nasl-yener.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2019/10/musteri-temsilcisi-olmak.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2019/01/b2b-satcs-olmak.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2017/12/komisyon-degil-prim-verin.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2016/12/satsn-temel-performans-gostergeleri.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2015/06/satsta-kariyer.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2014/02/sats-ve-tahsilat-kalitesi.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2013/09/sats-acsndan-depo-yonetimi.html