Markanın konumlandırmasını değiştirmek ev değiştirmeye
benzemez. Markayı kamyona yükleyip başka yere taşıyamazsınız; çünkü
taşıyacağınız şey tüketicinin zihnindedir ve o zihin sizin değildir.
Marka sahipleri canları sıkıldıkça logolarını ve marka
kimliklerini değiştiriyorlar. Üstelik konumlandırmalarını değiştirmeseler de.
Özellikle reklam ajansı değiştirdiklerinde oluyor bu. Çünkü reklamcılar genelde
kendi ellerinden çıkmayan logolara hizmet etmek istemiyorlar anladığım
kadarıyla. Subjektif eleştirilerle müşterilerini ikna ediyorlar ve logo değişiyor.
Ama marka ne konumlandırmasını değiştirmiştir ne de markasında içeriksel bir
değişim yaşamıştır. Gereksiz bir değişimdir bu.
Boyner de geçenlerde logosunu değiştirdi.
Açıklamalarına baktım, mağazalarına baktım, web sitelerine baktım, “gerekli”
bir şey göremedim. (Bkz: https://eksisozluk.com/boynerin-yeni-logosu--4985764
) Terk ettikleri logoyu da yanılmıyorsam 10 yıl önce kullanmaya başlamışlardı. Ben
böyle keyfi logo değişimlerini doğru bulmuyorum. Daha doğrusu geçerli ve güçlü
bir neden olmadan logo değişimini sağlıksız ve faydasız buluyorum.
Logo değişmez mi? Elbette değişir. Konumlandırma
değişiyorsa, hedef kitle değişiyorsa, 4P’de değişiklik varsa, sunulan ürünün
veya hizmetin kapsamı değişiyorsa, mağaza konsepti değişiyorsa, bu değişimleri
destekleyecek şekilde elbette logo da değişebilir. Ama bir değişiklik yoksa,
sırf “maksat spor olsun” dercesine logo değiştiriliyorsa, bu yanlıştır.
Eğer pazar payınız düştüğü için veya pazara yeni ve hızla
yükselen rakipler girdiği için logonuzu değiştirerek rekabete cevap
verebileceğinizi düşünüyorsanız fena halde yanılıyorsunuz.
Reklamcılık dönemimde pek çok reklam-verenden “Markamız
eskidi. Logoyu yenileyelim, biraz gençleştirelim” lafını duydum. Gerçek
sebepleri arkadan gelen markalara müşteri kaptırmalarıydı. İlk akla gelen de
nedense logo değiştirmekti.
Logosunu yüzyıldır değiştirmeyen ve gençliğin sevgilisi
olmaya devam eden markalar biliyoruz, görüyoruz. Örneğin Coca-Cola
gençleri yakalamak için hiç de logosunu değiştirmiyor. (Bir kere yapmıştı ve
büyük tepki toplamıştı) Gençleri yakalamak için logo değiştirilmez. Gençleri
yakalamak için her kuşakta gençlerin dönüşen içgörülerine göre konumlandırma
güncellemesi yapılır. Coca-Cola da hep bunu yapar. Logosunu değiştirmez,
konumlandırmasını günceller, sloganını değiştirir. Hedef kitlesinin algısına
uyumlanır.
Logo değiştirmek yeniden konumlandırma değildir. Yeniden
konumlandırma, tüketicinin zihnindeki yerinizi değiştirmektir. Logo o işin en
son ve en kolay adımıdır. Çoğu firma ise oradan başlar, orada biter ve altı ay
sonra “yenilendik ama bir şey değişmedi” der.
Bu makalede, 25 yıllık bir markayı bir yerden başka bir yere
nasıl taşıyacağınızı anlatacağım. Ama önce şunu netleştirelim: taşımanız
gerekiyor mu?
Önce doğru teşhis: hastalık ne?
Sahada gördüğüm firmaların çoğu yanlış teşhisle geliyor. Beş
ayrı hastalık var ve beşinin ilacı farklı. Yeniden konumlandırma bunlardan
sadece biri.
|
Belirti |
Gerçek sorun |
Doğru ilaç |
|
“Görselimiz eskidi, rakipler daha |
Kimlik yorgunluğu |
Görsel yenileme. |
|
“Her yıl farklı bir şey anlatıyoruz, |
Tutarsızlık |
Konumunuz zaten var; uygulanmıyor. |
|
“Satışlar düşüyor” |
Çoğu zaman ürün, |
Önce oraya bakın. |
|
“Müşterilerimiz yaşlandı, |
Hedef kitle kayması |
Konum aynı kalabilir; anlatım ve |
|
“Ne söylersek söyleyelim kimse |
Konum geçersizleşti |
İşte bu yeniden konumlandırmadır. |
Bu tabloyu ciddiye alın. Çünkü yeniden konumlandırma, bir
markanın başına gelebilecek en pahalı ve en riskli ameliyattır.
Gerekmiyorsa yapmayın. Gerekiyorsa da ertelemeyin.
Yeniden konumlandırmanın gerçek sebepleri
Bir markayı taşımayı gerektiren altı durum vardır:
1.
Kategori değişti. Ürününüz aynı, ama
insanların o ürüne yüklediği anlam değişti. Film satan bir firmanın dijital
fotoğraf çağına girmesi gibi. Siz durdunuz, dünya yürüdü. Kodak'ın
hikâyesi burada bir uyarı olarak durur. Firma dijital fotoğraf teknolojisini
kendisi geliştirmişti; yani neyin geleceğini herkesten önce biliyordu. Ama
markasını taşımadı, çünkü taşırsa kendi kârlı film işini öldüreceğini düşündü.
Kategori değişti, marka aynı yerde kaldı ve 2012'de iflas korumasına başvurdu.
Kategori değişimini görmek yetmiyor; markayı da beraberinde taşımak gerekiyor.
2.
Ana faydanız jenerik oldu. Yirmi beş yıl
önce 'kaliteli olmak' bir farktı; bugün girişteki bileti. Yirmi beş yıl önce
farklılaştıran şey bugün herkesin söylediği şey. Konumunuz kaybolmadı; herkesin
ortak malı oldu.
3.
Fiyat priminiz eridi. Aşağıdan market
markası, yukarıdan ithal marka sıkıştırıyor ve siz ortada kalıyorsunuz. Ortada
kalan marka ya yukarı çıkar ya aşağı iner; orta yer artık bir konum değil.
4.
Hedef kitleniz yaşlandı ve yenisi gelmiyor.
Müşterileriniz size sadık, ama sayıları her yıl azalıyor. Bu markaların en
tehlikeli hastalığıdır, çünkü ciro düşmeden önce yıllarca sessiz ilerler.
5.
Yeni bir alana giriyorsunuz ve mevcut
konumunuz izin vermiyor. Ucuz bilinen marka pahalı ürün satamaz, çocuk
markası yetişkin ürünü satamaz.
6.
İtibar kaybı yaşadınız. Kriz, skandal,
dava. Burada taşınacak şey konum değil, güvendir. Bu, en zor olanıdır.
Taşımadan önce: neyi taşıyorsunuz, neyi bırakıyorsunuz?
Bir markayı taşırken elinizde iki kutu vardır. Birine değiştirilecekler,
diğerine dokunulmayacaklar yazacaksınız.
Değiştirilebilir olanlar: Ana faydanız, hedef
kitleniz, iletişim diliniz ve tonunuz, fiyat seviyeniz, kanallarınız, ürün
gamınız, sloganınız.
Kolay kolay dokunulmaması gerekenler: İsminiz,
renginiz, sembolünüz, tipografik karakteriniz, varsa müziğiniz, ritüelleriniz,
kısacası müşterinizin sizi tanımasını sağlayan ayırt edici varlıklarınız.
Yirmi beş yılda biriktirdiğiniz en değerli şey bunlardır.
Yirmi beş yıl boyunca milyonlarca kez tekrarlanmış, insanların zihnine kazınmış
işaretlerdir. Bir kampanya toplantısında yarım saatte silinebilirler ve yerine
yenisini koymak yine yirmi beş yıl alır.
Buradan bir kural çıkıyor ve bu makaledeki en önemli kural
budur: Aynı anda hem ne dediğinizi hem nasıl göründüğünüzü değiştirmeyin.
Konumunuzu değiştiriyorsanız görsel kimliğinizin ana
unsurlarını koruyun. Görsel kimliğinizi baştan yapıyorsanız söylediğiniz şeyi
koruyun. En az bir köprü ayakta kalmalı ki müşteriniz sizi bulabilsin.
İkisini birden değiştiren firma, müşterisine “ben artık
başkasıyım” demiş olur. Müşteri de haklı olarak “madem başkasın, ben
neden seni seçeyim?” diye sorar ve rakibe gider. Yeniden konumlandırma diye
başlayan iş, sıfırdan marka kurmaya döner (ama sıfırdan marka kurma bütçesi
olmadan).
Old Spice markası konumlandırmasını yenilerken eskisi ile
yenisi arasında köprü kurmuştur. Amerika'da yıllarca “babaların kokusu” olarak
bilinen, gençlerin eline bile almadığı bu marka, 2010'da müthiş bir taşınma
yaptı ve genç erkeklerin markası oldu. Peki ne değiştirdiler?
·
İsim aynı kaldı. Şişe aynı kaldı. O gemi ikonu
aynı kaldı. Kategori aynı kaldı. Hatta ürünün kendisi bile büyük ölçüde aynı
kaldı. Değişen tek şey kime, nasıl anlattıklarıydı. Markanın “eski kafalı”
olarak görülen erkeklik iddiasını alıp onunla dalga geçtiler; ciddiyeti mizaha
çevirdiler. Kadınlara seslenerek erkeklere ulaştılar.
·
Yani Old Spice bir adım attı (kategori içinde,
komşu bir faydaya). Ve bunu yaparken tüm ayırt edici varlıklarını korudu.
Müşteri onu tanıyabildiği için taşınmayı kabul etti. Aynı firma o şişeyi, o
ismi ve o ikonu değiştirseydi elde ne kalacaktı? Sıfırdan kurulmuş, hiç
kimsenin bilmediği yeni bir marka. Üstelik yeni marka kurma bütçesi olmadan.
Ne kadar uzağa taşıyabilirsiniz? (Mesafe cetveli)
Herkes şunu sorar: “Markamızı istediğimiz yere
taşıyabilir miyiz?” Hayır. Taşıyabileceğiniz mesafe, müşterinizin size
verdiği izin kadardır. Ve bu iznin sınırları bellidir.
|
Mesafe |
Ne demek |
Gerçekçi süre |
Risk |
|
Bir adım |
Aynı kategoride komşu bir faydaya geçiş |
12–18 ay |
Düşük |
|
İki adım |
Segment değişimi (ekonomikten popülere, |
2–4 yıl |
Orta |
|
Üç adım |
Kategori genişlemesi veya lüks/ekonomi |
5 yıl+ |
Yüksek |
|
Dört adım |
Kategori değişimi |
Mümkün değil |
Yeni marka |
Bir örnekle somutlaştırayım. Diyelim 25 yıllık bir ev
tekstili markanız var; halk arasında “uygun fiyatlı, dayanıklı, sade” olarak
biliniyor. Bunu değiştirmek, yukarı tırmanmak istiyor.
·
Bir adım: “Dayanıklı”dan “kolay bakımlı”ya
geçmek. Aynı akrabalıkta, aynı kitleye. Yapılabilir.
·
İki adım: “Uygun fiyatlı”dan “tasarımıyla
fark yaratan”a geçmek. Zor ama mümkün; ürün gamını, mağazayı, fiyatı ve
iletişimi birlikte taşımayı gerektirir. Üç dört yıl sürer.
·
Üç adım: Lüks segmente çıkmak. Muhtemelen
olmaz; mevcut müşteriniz sizi oraya bırakmaz, yeni müşteriniz de sizi oraya
koymaz.
·
Dört adım: Aynı markayla mobilya satmak.
Yeni marka kurun.
Gerçek hayattan iki adımlık bir taşınma örneği vereyim: Skoda.
·
1990'ların başında Skoda, Batı Avrupa'da alay
konusuydu. “Skoda'nın arka camına neden ısıtma konur? Kışın iterken
elleriniz üşümesin diye.” Bu, bir markanın düşebileceği en kötü yerdir,
çünkü ne düşmanlık vardır ne saygı, sadece küçümseme.
·
Volkswagen markayı devraldıktan sonra taşınma
başladı ve şu sırayla ilerledi: önce mühendislik ve üretim kalitesi düzeltildi,
sonra ürün gamı yenilendi, sonra fiyat konumu ayarlandı, en son iletişim
değişti. İletişimde de akıllıca bir şey yaptılar: markanın kötü şöhretini inkâr
etmediler, onunla dalga geçtiler. İnsanlara “eski Skoda'yı unutun” demek
yerine, “evet, biliyoruz, ama bir de şuna bakın” dediler.
·
Sonuç geldi ama on yıldan uzun sürdü. İki
adımlık bir taşınma, bir otomotiv devinin bütün kaynakları arkasındayken bile
on yıl aldı. Siz “bir yılda toparlarız” derken bunu hatırlayın.
Mesafeyi ölçmeden yola çıkan firma, bütçesini ve sabrını
yolun ortasında tüketir. Ve yolun ortasında kalmak, hiç çıkmamış olmaktan
kötüdür.
Yukarı mı taşıyorsunuz, aşağı mı? (İki yön aynı değildir)
Bu asimetriyi bilmeyen çok firma gördüm.
·
Aşağı inmek kolaydır, hızlıdır ve büyük
ölçüde geri dönüşsüzdür. Bir kampanyada agresif indirim yaparsınız,
satışlar patlar, herkes sevinir. Ertesi yıl aynı indirimi yapmazsanız satış
durur. Çünkü müşteri artık markanızın gerçek fiyatının o indirimli rakam
olduğunu düşünmektedir. İki üç sezon sonra “indirim markası” olmuşsunuzdur ve
kimse size eski fiyatınızı ödemez.
·
Yukarı çıkmak zordur, yavaştır ama kalıcıdır.
Önce ürün değişir, sonra fiyat, sonra kanal, en son iletişim. Her adımda
müşterinin bir kısmını kaybedersiniz ve yerine gelecek müşteri hemen gelmez. O
boşluk aylarca, bazen yıllarca sürer. Yeniden konumlandırma projelerinin çoğu
tam o boşlukta iptal edilir.
Aşağı inmek bir sezonda olur, yukarı çıkmak on yılda. O
yüzden yukarı taşıma kararı verdiyseniz, boşluk dönemini finanse edecek nakdi
baştan ayırın. Ayıramıyorsanız başlamayın.
Bu asimetrinin dünyadaki en pahalı örneği Burberry'dir. 150
yıllık, kraliyet beratı olan, klasikleşmiş bir İngiliz lüks markasıydı. Sonra
iki şey oldu: marka o meşhur ekose desenini pek çok üründe ve pek çok lisansta
kullanmaya başladı. Zamanla o desen İngiltere'de bambaşka bir alt kültürün
üniforması haline geldi. Öyle ki bazı barlar ve futbol stadyumları o deseni
giyenleri içeri almamaya başladı.
·
Dikkat edin: Burberry hiçbir zaman “biz artık
ucuz bir markayız” demedi. Kimse böyle bir karar almadı. Sadece desenin
kullanımı kontrolden çıktı ve marka birkaç sezon içinde kendini bambaşka bir
yerde buldu.
·
Geri dönüş ise on yıla yakın sürdü. Lisansları
tek tek geri aldılar, deseni ürünlerin çok küçük bir kısmına indirdiler, mağaza
ağını daralttılar, tasarımı tek elde topladılar, fiyatı yukarı çektiler ve
iletişimi baştan kurdular.
·
Aşağı inmek için hiçbir şey yapmaları gerekmedi;
yukarı çıkmak için her şeyi yapmaları gerekti. Yeniden konumlandırmanın bütün
asimetrisi bu tek cümlede.
Sekiz adımda yeniden konumlandırma
1. Nerede
olduğunuzu ölçün. Nereden başladığınızı bilmeden taşıyamazsınız. Ama
dikkat: kendi zannettiğiniz yer değil, müşterinin sizi koyduğu yer. Bu ikisi
hemen hiçbir firmada aynı çıkmaz. Yardımsız bilinirlik, tercih sıralaması,
markanızla ilk akla gelen üç kelime, rakiplerle kıyaslamalı algı haritası,
fiyat primi. Bunları ölçmeden atılan her adım karanlıkta atılmıştır. Yirmi beş
yıllık bir markanın taşınma projesinde en ucuz kalem araştırmadır; en pahalısı
ise yanlış yere taşınmaktır.
2. Gideceğiniz
yeri seçin. Bir konumun sahiplenilebilir olması için üç şart vardır: boş
olacak, size yakışacak ve orada parası olan bir kitle bulunacak. Üçünden biri
eksikse o konum bir slogandır, konum değildir. Konumlandırmayı nasıl
seçeceğinizi daha önceki makalelerimde uzun uzun anlattım; burada tekrar
etmeyeyim (linkleri aşağıda).
3. Mesafeyi
ölçün ve takvimi ona göre kurun. Yukarıdaki cetvele bakın. Kaç adım? O sayı
size süreyi verir, süre bütçeyi verir. Patronunuz “bir yılda toparlayalım”
diyorsa ve mesafe iki adımsa, o proje daha başlamadan bitmiştir.
4. Köprünüzü
seçin. Ne sabit kalacak? Renginiz mi, isminiz mi, sembolünüz mü? Kararı
yazılı verin ve proje boyunca kimse ona dokunmasın. Köprüsüz taşınma, taşınma
değil, terk etmedir.
5. İçeriden
başlayın. Yeniden konumlandırmanın ilk hedef kitlesi tüketici değil, kendi
çalışanınızdır. Satıcınız hâlâ eski konumu anlatıyorsa, bayiniz hâlâ eski
cümleyi kuruyorsa, milyonluk kampanya boşa gider. Kurumsal İletişim yazımda
söylediğimi burada tekrar edeyim: markasını çalışanına anlatamayan firma,
müşterisine hiç anlatamaz.
6. Önce
ürünü değiştirin, sonra iletişimi. Bu adımı ters yapan çok firma gördüm ve
hepsi zarar etti. Yeni konumunuzu ilan ettiğiniz an müşteri gelir ve bakar.
Vaat ettiğiniz şeyi üründe bulamazsa geri döner ve bir daha gelmez. Üstelik
şimdi hem eski konumunuzu kaybetmiş hem de yalancı damgası yemişsinizdir. Kural:
iletişim, ürünün arkasından yürür. Önünden değil.
7. Kademeli
geçin, ilan etmeyin. Yeniden konumlandırmanın en sık yapılan hatası, onu
bir “lansman” gibi kurgulamaktır. Bir gece reklam yayınlanır, ertesi sabah her
şey yenidir. Öyle olmuyor. Tüketicinin zihni bir anahtar değildir; bir nehir
yatağıdır ve yatak yavaş değişir. Doğru olan, geçişi 18-36 aya yayılmış bir
takvime bağlamak ve her çeyrekte bir adım atmaktır. Ürün, ambalaj, mağaza,
fiyat, iletişim… sırayla ve üst üste binerek.
8. Ölçün
ve geri dönüş noktanızı baştan belirleyin. Birinci adımda ölçtüğünüz her
şeyi her altı ayda bir tekrar ölçün. Ve projeye başlarken şu soruyu cevaplayın:
hangi rakamı görürsek bu işten döneriz? Bu soruyu baştan cevaplamayan firmalar,
batan projeye para dökmeye devam eder. Çünkü kimse kendi kararının yanlış
olduğunu ilan etmek istemez.
Peki bizde durum ne?
Türkiye'de yeniden konumlandırma denince akla ilk gelen iki
örnek var ve ikisi birbirinden farklı yollar izledi.
·
Mavi, 1990'ların başında yerli bir kot
markası olarak doğdu. O yıllarda Türkiye'de kot demek ithal marka demekti;
yerli kot ucuzun karşılığıydı. Mavi bu algıyı taşımak için tek bir hamle
yapmadı; uzun yıllara yayılan bir dizi hamle yaptı. Ürün kalitesini yükseltti,
kalıba ve bedene yatırım yaptı, mağazacılığını değiştirdi, iletişimini
gençleştirdi ve (en önemlisi) yurt dışına açılarak kendi ülkesindeki algısını
dışarıdan besledi. Bugün Mavi'nin adı “yerli kot” değil, “Türk moda markası”
olarak anılıyorsa bu, on yıllara yayılmış bir taşınma projesinin sonucudur.
o
Dikkat edin: Mavi ismini değiştirmedi. Köprüsünü
korudu.
·
Çarşı ise başka bir yol seçti. 1980'lerin
başında kurulan bu mağaza zinciri, adıyla birlikte belli bir algıyı da
taşıyordu. Grup yukarı taşınmak istediğinde ismin buna izin vermediğine karar
verdi ve 2004'te Boyner adına geçti.
İkisi arasındaki fark şudur: Mavi'nin ismi geleceğine engel
değildi, Çarşı'nınki engeldi. Bu kararı doğru vermek, yeniden konumlandırmanın
en kritik ayrımıdır. Bir sonraki bölümde tam olarak bunu konuşacağız.
İsim değişecek mi?
Bu soru neredeyse her yeniden konumlandırma projesinde
çıkar. Cevabım genelde hayırdır. Çünkü isim değişimi yeniden konumlandırma
değildir; marka göçüdür ve çok daha pahalı, çok daha riskli bir iştir. Yirmi
beş yılda biriktirdiğiniz bilinirliği sıfırlar.
İsim ancak şu dört durumda değişir:
1.
İsim kategoriyi kilitliyorsa. Adınız
yaptığınız işi tarif ediyor ve siz artık başka iş yapıyorsanız. Cam balkon
üreticisi bir firmanın adı “Cambalkon” ise ve o firma bugün pencere sistemleri
satıyorsa, isim geleceğe engeldir.
2.
İsim olumsuz yük taşıyorsa. Kriz, dava,
kötü hikâye.
3.
İsim yurt dışına engelse. Telaffuz
edilemiyor, başka dilde kötü anlama geliyor, tescil alınamıyor.
4.
Ortaklık, satın alma veya hukuki
zorunluluk varsa.
Bunların dışında ismi bırakın. Konumu değiştirin.
Not: İki örnek vereyim.
·
Uzan Grubu'na ait olan Telsim'e TMSF el
koyduktan sonra marka 2005 yılında İngiliz telekom devi Vodafone tarafından
satın alındı. "Telsim" ismi o dönem çalkantılı süreçler, krizler ve
borç davalarıyla anılıyordu; üstelik Vodafone küresel gücünü pazara
hissettirmek istiyordu. Yani hem ikinci madde (olumsuz yük) hem dördüncü madde
(satın alma) aynı anda geçerliydi. Ama isim bir gecede kesilmedi. Şirket önce
"Telsim Vodafone" ikili markasıyla yürüdü, 2006 Mayıs'ında resmî
adını Vodafone Türkiye yaptı ve ancak 1 Nisan 2007'de bayi tabelalarından,
reklamlardan ve telefon ekranlarındaki operatör isminden "Telsim"
ibaresini tamamen kaldırdı. Toplam geçiş yaklaşık on beş ay sürdü.
o
Dikkat edin: buradaki köprü renk değildi. Vodafone
kendi kırmızısını getirdi ve dönüşümü Boğaz Köprüsü'nü kırmızıya boyayacak
kadar gösterişli biçimde ilan etti. Köprü, eski ismin kendisiydi. On beş ay
boyunca müşteri hem tanıdığı ismi hem yeni ismi yan yana gördü, sonra tanıdık
olan sessizce çekildi. Bu, birazdan anlatacağım geçiş formülünün ders kitabı
uygulamasıdır.
·
Commercial Union adlı köklü İngiliz sigorta
şirketi 1998'de General Accident ile birleşerek CGU adını aldı, 2000'de Norwich
Union ile birleşerek CGNU oldu. Ortaya şöyle bir tablo çıktı: farklı ülkelerde
Commercial Union, Norwich Union, Hibernian gibi onlarca köklü marka aynı çatı
altındaydı. Bu hem küresel ortak bir algı kurmayı imkânsızlaştırıyor hem de
pazarlama maliyetlerini katlıyordu.
o
Şirket 2002'de, hiçbir dile ait olmayan, kısa ve
her yerde okunabilen yapay bir kelime seçti: Aviva. Sonraki yıllarda bütün eski
markalarını tek tek bu isim altında topladı.
o
Buradaki karar bir konumlandırma kararı değil,
bir marka mimarisi kararıydı. Onlarca bağımsız markayı yönetmenin maliyeti, üç
yüz yıllık bir ismi terk etmenin maliyetinden yüksek görüldü. Bu hesabı
yapmadan hiçbir isim değişikliğine girmeyin.
İsim değiştirmeye karar verdiyseniz geçiş formülü şudur:
·
Birinci dönem: Eski isim büyük, yeni isim küçük
ve yanında.
·
İkinci dönem: İkisi eşit ağırlıkta.
·
Üçüncü dönem: Yeni isim büyük, eski isim küçük
ve “eski adıyla” ibaresiyle.
·
Dördüncü dönem: Sadece yeni isim.
Toplam süre 18-36 aydır ve bu süreyi kısaltmaya çalışmak,
bugüne kadar tanıştığım bütün marka sahiplerinin en pahalı sabırsızlığı
olmuştur.
En sık yapılan sekiz hata
1.
Logoyla başlamak. En görünür, en kolay ve
en anlamsız adım. Logo, kararın sonucudur; kararın kendisi değil.
2.
İşi bir kampanyaya havale etmek. Ajansa “bize
yeni bir kampanya yapın” demek, yeniden konumlandırma değildir. Konum bir
reklamla değil, bütün temas noktalarının birlikte değişmesiyle taşınır.
3.
Dijital temas noktalarını ve topluluğunuzu
unutmak. Konumlandırma sadece reklamda, ambalajda ya da mağaza tabelasında
değişmez. Web sitenizin kullanıcı deneyiminden (UX) sosyal medya dilinize,
mobil uygulamanızın arayüzünden müşteri hizmetleri chatbot’larının üslubuna ve
dijital topluluk yönetiminizdeki etkileşim biçiminize kadar her dijital ayak
iziniz yeni konumu yansıtmalıdır. Fiziksel dünyada yeni bir hikâye anlatıp
dijital mecralarda eski dilinizi ve görselliğinizi sürdürürseniz, müşterinin
zihninde güven kırıcı bir çelişki yaratırsınız.
4.
Mevcut müşteriyi unutmak. Yeni kitleyi
kazanmaya çalışırken sizi 25 yıldır alan insanlara ne olacağını düşünmemek.
Yeni müşteri gelmeden eskisini kaybederseniz aradaki boşlukta batarsınız.
5.
Çalışana anlatmamak. Yukarıda anlattım.
6.
İletişimi ürünün önüne geçirmek. Yukarıda
anlattım.
7.
Sabırsızlık. Altı ayda sonuç bekleyip,
bulamayınca projeyi durdurmak.
8.
Ortada bırakmak. Ve bu, sekizinin en
tehlikelisidir. Ne eski konumunuz kalır ne yenisine ulaşırsınız. Müşteriniz
sizi tanıyamaz, yeni müşteri de sizi keşfedemez. Yarım bırakılmış yeniden
konumlandırma, hiç yapılmamış olmasından daha çok zarar verir.
Ne zaman vazgeçip yeni marka kurmalı?
Dürüst olalım: her marka taşınamaz. Şu dört durumda taşımaya
çalışmayın, yeni marka kurun.
1.
Mesafe üç adımdan fazlaysa. Cetvele
bakın. Zorlamayın.
2.
Mevcut algınız yorgun değil, olumsuzsa.
Yorgun markayı dinlendirebilirsiniz. Kötü hatırlanan markayı ise düzeltmek,
sıfırdan başlamaktan pahalıdır.
3.
Hedef kitleniz sizi reddetmiyor,
umursamıyorsa. Bunu iyi anlayın: düşmanlık düzeltilebilir, çünkü orada bir
ilgi vardır. Kayıtsızlık düzeltilemez. Kimsenin fikri olmayan bir marka, kötü
fikri olan markadan daha zor taşınır.
4.
Yeni konum mevcut markanızın değerini
yiyecekse. Yukarı çıkacaksınız ama mevcut markanız ucuzluğuyla biliniyorsa,
yeni konumu ana markanızın üstüne bindirmeyin. Ayrı bir marka kurun ve Bağımsız
Markalama modeliyle yürütün, yani yeni markada mevcut markanızın adı, hecesi,
rengi hiç geçmesin. Bunu neden böyle yapmanız gerektiğini “Marka Mimarisi
Türleri” makalemde uzun uzun anlattım.
Başarıyı nasıl ölçersiniz?
Yeniden konumlandırmanın başarısı ciroyla ölçülmez. Ciro pek
çok sebeple artabilir; hiçbiri konumla ilgili olmayabilir.
Şu dört göstergeyi projenin başında, ortasında ve sonunda
ölçün:
1.
Markanızla ilgili ilk akla gelen kelimeler.
Hedeflediğiniz kelime listeye giriyor mu? Eski kelime listeden çıkıyor mu? Bu,
taşınmanın en doğrudan kanıtıdır.
2.
Fiyat priminiz. Rakibinizden yüzde kaç
pahalıya satabiliyorsunuz? Yukarı taşınıyorsanız bu rakam artmalı. Artmıyorsa
taşınamıyorsunuz demektir.
3.
Marka sağlık göstergeleriniz. Yardımsız
bilinirlik, tercih sıralaması ve akla ilk gelen üç kelime.
4.
Yeni müşteri oranı. Yeni konumun getirdiği kitle
geliyor mu, yoksa hâlâ eski müşteriye mi satıyorsunuz?
Bunları ölçmeyen firma, projenin bittiğini de anlamaz,
battığını da.
Son söz: Yirmi beş yıllık bir markanın en büyük
varlığı da, en büyük yükü de aynı şeydir: insanların onun hakkında bir fikri
olması.
Sıfırdan marka kurarken boş bir zihne yazarsınız. Yirmi beş
yıllık markayı taşırken ise önce yazılmış olanı silmeniz gerekir ve zihin,
silgi kabul etmez. Ancak üzerine yenisini yazabilirsiniz, o da yavaş yavaş,
tekrar ede ede, kanıtlaya kanıtlaya.
O yüzden yeniden konumlandırma bir kampanya değil, bir
taşınma projesidir. Takvimi vardır, bütçesi vardır, aşamaları vardır, geri
dönüş noktası vardır. Ve en önemlisi: sabrı vardır.
Sabrınız yoksa hiç başlamayın. Çünkü yolun ortasında
bırakılmış bir marka, eskimiş bir markadan çok daha kötü bir yerdedir.
Kolay gelsin.
Not 1: Yeniden konumlandırma kararını yönetim
kurulunda alın ve karar metnine üç şeyi yazın: hedef konum, süre ve geri dönüş
noktası. Bu üçü yazılı değilse proje ilk zorlukta patronun keyfine kalır.
Not 2: Projeye başlamadan önce mevcut algınızı ölçün
ve o araştırmayı saklayın. Üç yıl sonra elinizde kıyaslayacak bir başlangıç
noktası olmazsa, taşınıp taşınmadığınızı asla bilemezsiniz.
Not 3: Mevcut müşterilerinize karşı nazik olun.
Onlara “artık siz bizim hedef kitlemiz değilsiniz” demenin kibar bir
yolu yoktur; ama onları kovmadan, yeni kitleyi davet etmenin yolu vardır.
Yeniden konumlandırmanın inceliği tam olarak buradadır.
Not 4: Yeniden konumlandırmayı düşünen bir firmanın
önce kendi kendine sorması gereken soru şudur: Biz gerçekten yanlış yerde
miyiz, yoksa doğru yerde yanlış mı anlatıyoruz? İkincisiyse taşınmanıza gerek
yok; sadece tutarlı olmanız yeterli. Bu ikisini karıştırmak, Türkiye'de en çok
para kaybettiren marka hatasıdır.
Not 5: Bu makalemi beğendiyseniz aşağıda linkleri
bulunan makalelerimi de beğenebilirsiniz.
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2014/09/marka-mimarisi-turleri.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2014/05/kurumsal-iletisimin-onemi-ve-yeri.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2012/05/bir-konumlandrma-ornegi.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2011/01/marka-ismi-nasl-olmal.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2008/11/marka-konumlandrma.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2007/09/markalasmann-abcsi.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2007/03/slogan-nasl-olmal.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2005/08/rekabette-tatminkar-pozisyonlar.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2005/06/konumlandrma-m-illuzyon-mu.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2005/04/marka-yonetimi.html