müşteri ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
müşteri ilişkileri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2024 Pazartesi

Müşteri Neden Gider?

Bu makalemde neler bulacağınıza dair kısa bir video oluşturdum. Videoyu izledikten sonra okumayı tercih edebilirsiniz.


Giriş Notu: Bu makaleyi kurumlara hizmet üreten firmalar için yazdım. Ajanslar, danışmanlık ve eğitim şirketleri, yazılım ve bilişim firmaları, mali müşavirler, hukuk büroları, lojistik ve nakliye firmaları, temizlik, güvenlik, catering, bakım-onarım, insan kaynakları firmaları ve benzeri firmalara bin bir emekle kazandıkları müşterileri kaybetmemek için neler yapmaları gerektiğini anlatmaya çalışacağım. Elbette bu makalede yazılanlar B2B alanında üretici olan veya ticaret yapan firmalar için de faydalı ipuçları içermektedir.

 

Eldeki kuş, daldaki kuştan daha değerlidir.

Yeni müşteri kazanmak çok emek ister, pazarlama yapmak çok para ister. Ama hali hazırdaki müşterilere kaliteli hizmet vermek ve onların takdirini almaya devam etmek bir firma için en önemli hedef olmalıdır. Çünkü patron dahil şirkette çalışan herkesin kazançlarını ve şirketin tüm olanaklarını karşılayan aktif müşterilerdir, yani size her ay düzenli ödeme yapan eldeki müşterilerdir. 

 

Firmaların çoğu müşteri kazandığında sevinir. Toplantıda duyurulur, tebrik edilir, belki bir kutlama yapılır. Müşteri kaybettiğinde ise çoğu zaman kimse fark etmez. Çünkü müşteri kaybı gürültülü olmaz. Sözleşme yenilenmez, iş azalır, telefon seyrekleşir ve bir gün birileri “şu firma bir süredir bizden hizmet almıyor galiba” der.

 

Çoğu zaman müşteri pasifleşir, yani hizmet alımını durdurur. Pek çok firmanın carilerinde binlerce müşteri vardır ama son 3 ayda bunların sadece beşte birine hizmet vermiş ve fatura kesmiştir. Hatta yarısına son bir yılda hiç hizmet vermemiş ve fatura kesmemiştir. Sizden uzun süredir hizmet veya ürün almayan müşteri pasif müşteridir. Onları da kaybedilen müşteriler olarak görmeniz gerekir. Ama onlar hiç çalışmadığınız müşterilerden daha kolay kazanılabilir.

 

Eğer satış departmanınız her ay bu konuda istatistik çıkarıp incelemiyorsa müşterinin pasifleşmesi çok zor fark edilir.

 

Kovanın deliğini tıkamadan içine su taşımak, satış departmanlarının en yorucu ve en verimsiz halidir. Yeni müşteri kazanmak zordur ve pahalıdır; mevcut müşteriyi elde tutmak ise çok daha ucuzdur. Buna rağmen pek çok hizmet firması bütün enerjisini yeni iş peşinde harcarken, elindekilerin sessizce erimesine seyirci kalır.

 

Hizmet işinde bu mesele, ürün satan firmalardakinden çok daha kritiktir. Sebebini üç maddede açayım:

·         Sattığınız şey elle tutulmaz. Müşteri bir makine almıyor; bir vaat, bir emek ve bir güven alıyor. Böyle bir ilişki, memnuniyetsizlik başladığında çok daha hızlı çözülür.

·         Geliriniz tekrarlıdır. Ürün satan firmada müşterinin gitmesi bir siparişi kaybettirir; hizmet firmasında bir gelir akışını kaybettirir. Aylık şu kadar ödeyen bir müşteri gittiğinde, o rakamın on iki katı, hatta ilişkinin kalan ömrü kadarı gitmiş olur.

·         Sizin işiniz görünmezdir. İyi iş çıkardıkça sorun azalır, sorun azaldıkça müşteri neden para ödediğini unutur. Buna hizmet sektörünün en acı paradoksu diyorum: işinizi ne kadar iyi yaparsanız, o kadar gereksiz görünürsünüz.

 

Bu makalede önce müşteri kaybının neden görünmez olduğunu, sonra gerçek sebeplerini on iki başlıkta, ardından erken uyarı sinyallerini, ölçüm sistemini ve elde tutma programını anlatacağım.

Uzun bir yazı olacak. Ama sabırla okursanız işinize yarayacak bölümlere mutlaka rastlayacağınızı düşünüyorum. İyi okumalar.

 

MÜŞTERİ KAYBI NEDEN GÖRÜNMEZ?

Bir müşteriyi kaybetmek ani bir olay değildir; aylar süren bir çürümenin son adımıdır. Kararın alındığı gün ile size bildirildiği gün arasında genellikle uzun bir mesafe vardır.

 

Bunun görünmemesinin üç sebebi var:

·         Birincisi, müşteri şikâyet etmez. Memnuniyetsiz müşterilerin çok küçük bir kısmı firmaya resmî olarak şikâyette bulunur. Kalanı sessizce gider ve memnuniyetsizliğini çevresine anlatır. Bir araştırmaya göre memnuniyetsiz müşterilerin yirmi altısından yalnızca biri firmaya şikâyette bulunuyor. Yani karşınızda duran her bir şikâyetin arkasında, hiçbir şey söylemeden gitmeye hazırlanan bir kalabalık var.

·         İkincisi, hizmet ilişkisinin bitişi belirsizdir. Ürün satışında müşterinin siparişi kesildiğinde bunu görürsünüz. Hizmette ise iş yavaş yavaş azalır: kapsam daralır, projeler ertelenir, sözleşme “bu sene şimdilik uzatmayalım” denir. Her adım tek başına masumdur.

·         Üçüncüsü, ilişki yürüten kişi kötü haberi yukarı taşımaz. Müşteri temsilciniz, müşterinin soğuduğunu genellikle sizden önce fark eder. Ama bunu size söylemesi, kendi başarısızlığını itiraf etmek gibi gelir. Bu yüzden son ana kadar “iyi gidiyor” der. Kötü haberin gecikmeli gelmesi, çoğu zaman kurtarma şansını da yok eder.

 

Kaybın Bedelini Hesaplayın

Müşteri kaybı görünmez olduğu için bedeli de hesaplanmaz. Oysa hesabı çok basittir ve bir kez yaptığınızda bakışınız değişir.

 

Dünya markası Bosch firmasının kurucusu Robert Bosch’un “Müşteri kaybetmektense para kaybetmeyi tercih ederim” sözü öylesine söylenmiş bir söz değildir.

 

Bir müşterinin size yıllık 600.000 TL getirdiğini ve ortalama 4 yıl kaldığını varsayalım. O müşterinin yaşam boyu değeri 2,4 milyon TL’dir. Yerine yenisini koymanın maliyeti ise sadece satış masrafı değildir: teklif hazırlama emeği, tanışma toplantıları, ilk aylardaki öğrenme dönemi, ekibin yeni işe adaptasyonu…

 

Şimdi şu soruyu sorun: Geçen yıl kaç müşteri kaybettiniz ve toplam yaşam boyu değerleri neydi?

 

Bu rakamı hesaplayan bir yönetici, ertesi gün elde tutma konusuna bambaşka bir gözle bakar. Çünkü çoğu hizmet firmasında bu rakam, o yıl yeni müşteri kazanmak için harcanan bütün çabanın karşılığından büyüktür.

 

FİRMALAR NEDEN MÜŞTERİ KAYBEDER?

Carilerinizde bulunan müşterilerden bazıları neden pasifleşti, neden artık sizden ürün/hizmet almıyor veya artık neden sizi terk ettiler, neden “sizinle artık asla çalışmayacaklarını” ifade ettiler? Bu soruların cevaplarını merak ediyor musunuz? Merak etmelisiniz. Çünkü bu soruların cevapları firmanızı mükemmelleştirmek için size çok kaliteli ipuçları verecektir.

 

Pek çok türden firmanın pasifleşen veya terk eden müşterileriyle araştırmacılar tarafından yapılan görüşmelerde (doğrudan mülakatlar, telefon anketleri ve derinlemesine görüşmeler) çalıştıkları tedarikçileri "neden bıraktıkları" analiz edilmiştir.

 

Akademik düzeyde makalelerin ve araştırmaların yayınlandığı ünlü iş ve işletme dergisi Harvard Business Review’da (Haziran, 2019) yer alan bir yazıda (How B2B Companies Can Win Back Customers They've Lost, Cespedes & Poblete) B2B şirketlerinin kaybettiği müşterileri analiz etme ve geri kazanma dinamiklerini incelemişlerdir. B2B'de ana kayıp nedeni genellikle tek bir "kötü hizmet" veya "yüksek fiyat" değildir. Firmaların %70'inden fazlasında kayıp gerekçesi; iç organ değişimi (müşteri tarafındaki kilit satın alma yöneticisinin değişmesi), süreç uyumsuzlukları ve satış sonrası ilgisizlik/iletişimsizliktir.

 

2015 yılında yapılan bir başka araştırmada telekomünikasyon ve B2B sektörlerinde kayıp müşterilerle yapılan geri kazanma görüşmelerinin verileri analiz edilmiştir. Müşterilerin ayrılma sebebinin "fiyat" mı yoksa "hizmet kalitesi" mi olduğuna bağlı olarak geri kazanılabilme olasılıklarının değiştiği görülmüştür. Hizmet kalitesi nedeniyle ayrılan müşterilerin, sorun çözüldüğünde geri dönme ve daha yüksek yaşam boyu değer (CLV) sunma olasılığının fiyat nedeniyle ayrılanlara göre daha yüksek olduğu bulunmuştur.

 

Accenture'ın 2019 yılında yayınladığı "Service is the New Sales" başlıklı araştırmanın en çarpıcı bulgusu şudur: B2B alıcılarının %80'i, hizmetini kendi beklentileriyle uyumlandıramayan tedarikçisini terk etmiştir. Bu cümleyi bir kez daha okuyun. Burada "kötü ürün" yok, "pahalı fiyat" yok. Burada olan şey, tedarikçinin verdiği hizmetle müşterinin beklediği hizmetin birbirinden kopmasıdır. Araştırma ayrıca, alıcıların dijital araçlarla insan temasının bir arada yürümesini beklediğini, birini diğerine tercih etmediğini de ortaya koyuyor. Yani müşteri ne sizi robotlaşmış görmek istiyor, ne de her şeyi telefonla halletmek. Bunun bize söylediği şudur: müşteri sizden ayrılırken çoğu zaman "kötüydünüz" demiyor. "Bana uymuyordunuz" diyor. Ve uyumsuzluk, ilk günden itibaren konuşulmadığı için yıllar içinde sessizce birikiyor.

·         Bu araştırma on ülkede ve on altı sektörde, 748 B2B alıcısı ile 1.499 B2B satıcısıyla yapılmıştır. Yani hem alan hem de satan tarafa aynı anda sorulmuştur ki bu, bu tip araştırmalarda ender rastlanan bir titizliktir.

 

Küresel B2B pazar araştırma kuruluşu B2B International tarafından 2010’lu yıllarda yaptırılan araştırmalar B2B sanayi, imalat ve profesyonel hizmet sektörlerindeki yüzlerce kayıp müşteri görüşmesinden elde edilen verileri kapsamaktadır. Bu araştırmalardan derlenen bilgilere göre B2B müşterilerinin doğrudan rakibe geçiş nedenleri şu şekilde sıralanmaktadır:

         %35–40 Hizmet Teslimatı ve Güvenilirlik: Müşteri ilişkileri yöneticisinin ilgisizliği, taahhüt edilen teslim sürelerinin aksaması veya proaktif yaklaşım eksikliği.

         %25–30 Fiyat / Toplam Sahip Olma Maliyeti (TCO): Rakiplerin daha cazip koşullar sunması veya fiyata karşılık alınan değerin net hissedilememesi.

         %15–20 Ürün / Çözüm Yetersizliği: Müşterinin büyüyen/değişen ihtiyaçlarına firmanın teknolojik veya operasyonel olarak yanıt verememesi.

         %10–15 İç Organizasyonel Değişimler: Satın alan firmanın birleşmesi, satın alınması veya üst yönetim stratejisinin değişmesi.

 

Bir başka araştırmada B2B alanında sözleşmesiz (spot veya sipariş bazlı) çalışan firmaların sipariş sıklıklarındaki düşüşü ve terk sebeplerini veri madenciliğiyle incelemişlerdir. Bu araştırmanın bulgularına göre; B2B müşteriler doğrudan "ilişkiyi kestim" demez; sipariş aralıklarını uzatarak ve sipariş hacmini rakiplere kaydırarak pasifleşir (Sessiz Kayıp). Yapılan görüşmelerde, erken uyarı sinyalleri fark edilip müdahale edilmediği için kopuşun gerçekleştiği görülmüştür.

 

Earl Naumann ve arkadaşlarının 2010 yılında Journal of Marketing Management dergisinde yayımlanan araştırması ise daha rahatsız edici bir gerçeği ortaya koyuyor. Tesis yönetimi sektöründe iki aşamalı olarak yürütülen çalışmada, tedarikçisini terk eden firmalar incelenmiş ve şu bulguya ulaşılmıştır: Ayrılan firmaların yaklaşık %90'ı, ayrılmadan önce mevcut tedarikçisinden memnundu. Yani memnundular ve yine de bir yıl içinde başka bir tedarikçiye geçtiler. Bu bulgu, pek çok patronun en sevdiği cümleyi çürütüyor: "Bizim müşterilerimiz memnun, anketlerde hep yüksek puan alıyoruz." Memnuniyet, sadakat demek değildir. Memnuniyet sizi sadece şikâyet listesinden çıkarır; tercih listesinden çıkarmaz.

 

Araştırmanın ikinci bulgusu daha da düşündürücü: Müşteriler, kendi beyan ettiklerinden çok daha fazla oranda fiyat gerekçesiyle tedarikçi değiştiriyorlar. Memnun oldukları halde ayrılanların yarıdan fazlası ayrılık sebebi olarak fiyatı göstermiş, çok daha küçük bir bölümü ise “daha iyi bir ilişki bulduk” demiştir.

·         Müşteride sizden ayrılma enerjisi biriktiğinde, fiyat o enerjinin boşaldığı kapı olur. Yani fiyat, ayrılığın sebebi değil, ayrılığın kılıfıdır. Bir müşteriyle aranızda gerçek bir bağ, görünür bir değer ve süregelen bir ilgi varsa, rakibin ucuz teklifi masada kalır. Bunlar yoksa, o teklif ayrılığı tetikleyen son dokunuş olur.

·         Memnun bir müşteri, sadık bir müşteri değildir. Sadakat memnuniyetle değil, ilgi ve görünür değerle kurulur.

 

Bu tip araştırmalar tüketicilere yönelik abonelik bazlı ürünler/hizmetler satan B2C firmaları tarafından da yaptırılmıştır.  

         1995 yılında Prof. Susan M. Keaveney'nin Journal of Marketing’de yayımlanan araştırmasında, hizmet sektöründe başka markaya/firmaya geçen 500’den fazla bireysel müşteriyle birebir görüşülmüştür. Görüşmelerin bulgularına göre; müşterilerin %44'ünün temel hizmet başarısızlığı (ürün/hizmet hatası), %34'ünün olumsuz çalışan davranışı (kabalık, ilgisizlik), %30'unun fiyatlandırma (fiyat artışları, gizli ücretler) ve %21'inin erişim/rahatsızlık nedeniyle ayrıldığı saptanmıştır. Müşterilerin çoğunlukla tek bir nedenle değil, birden fazla olumsuz deneyimin birikmesiyle ayrıldığı ortaya konmuştur.

         1999 yılında Prof. Bernd Stauss ve Prof. Christian Friege, şirketlerin terk eden müşterileriyle yaptıkları mülakatları ve geri kazanma (win-back) süreçlerini incelemiştir. Pasif müşterilerin önemli bir kısmının "sessizce bırakanlar" olduğu görülmüştür. Bu müşteriler firmaya hiçbir şikayette bulunmadan satın almayı keser. Görüşmelerde en sık belirtilen sebep, firmanın müşteriyle olan iletişimini kesmesi ve "ilgisizlik" hissettirmesidir.

 

B2B kayıp müşteri analizinin B2C’den temel farkları aşağıdaki gibi açıklanabilir.

Parametre

B2C Kayıp Analizi

B2B Kayıp Analizi

Karar Verici Yapı

Bireysel tüketici

Birden fazla yönetici

Ayrılma Sebebi

Anlık memnuniyetsizlik, duygu veya fiyat

Çok katmanlı (teknik, finansal, yönetsel uyumsuzluk)

Veri Kaynağı

Otomatik anketler, veri analitiği

Birebir derinlemesine mülakatlar

Finansal Etki

Müşteri başına düşük hacim

Tek bir müşterinin kaybı toplam ciroda ciddi sapma yaratabilir

 

 

MÜŞTERİ NEDEN GİDER?

Literatürdeki bu akademik veriler ve araştırmalar, sahada birebir yaşadığımız pratiklerle birebir örtüşmektedir. Şimdi bu genel istatistiklerin arkasında yatan ve danışmanlık süreçlerimde B2B hizmet firmalarında en sık karşılaştığım 12 somut sebebi ve çözümlerini inceleyelim.

 

1.       İhmal

Müşteri kayıplarının en yaygın sebebi kötü iş değil, ilgisizliktir.

 

Tablo hep aynıdır. İş kazanılırken herkes ayaktadır; toplantılar yapılır, sunumlar hazırlanır, telefonlar hemen açılır. Sözleşme imzalandıktan sonra ilgi yavaşça azalır. Aylık toplantı iki ayda bire düşer, sonra “gerek kalmadı, mail atarız” olur. Müşteri bir soru sorduğunda cevap ertesi güne kalır. Kimse aramaz, kimse ne yaptığını anlatmaz.

 

Müşteri o noktada şunu hisseder: “Biz artık öncelik değiliz.”

 

Bu duygu, kötü bir teslimattan çok daha tehlikelidir. Çünkü kötü teslimat düzeltilir, ihmal edilmişlik duygusu ise birikir.

 

Sebebi genellikle kötü niyet değil, kapasitedir. Ekibiniz yeni işlere koşarken, mevcut müşteriler “zaten oturdu” diye arka plana atılır. Yani acil olan, önemli olanı yer. Yeni iş acildir; mevcut müşteriyle ilgilenmek önemlidir ama acil değildir.

 

Çözüm: Her müşteri için bir temas takvimi kurun ve bunu takip edilebilir hale getirin: haftalık durum maili, aylık ilerleme toplantısı, üç ayda bir üst düzey değerlendirme, yılda bir strateji oturumu. Bu takvimi müşteri talep ettiği için değil, siz kural haline getirdiğiniz için uygulayın. Müşterinin aramak zorunda kalması, ilişkinin ilk çatlağıdır.

 

2.       Sonucu Görememek

Hizmet firmalarının en sık düştüğü tuzak budur.

 

İşinizi iyi yaparsınız. Sorunlar çıkmaz, süreç akar, kriz yaşanmaz. Ve tam da bu yüzden müşteri şunu düşünmeye başlar: “Zaten her şey yolunda gidiyor, bunlara ne diye bu parayı veriyoruz?

 

Bir güvenlik firması düşünün: hiç olay yaşanmıyorsa müşteri güvenliğin gereksiz olduğunu düşünmeye başlar. Bir mali müşavir düşünün: hiç ceza gelmiyorsa müşteri işin kolay olduğunu sanır. Bir bakım firması düşünün: makine hiç durmuyorsa müşteri bakımın gereksiz olduğuna kanaat getirir.

 

Önlediğiniz felaket, kimsenin göremediği felakettir.

 

Buna bir de şu gerçeği ekleyin: müşteri sizinle çalışmaya başladığı günkü halini unutur. Kıyaslamayı bugünle dünün arasında değil, bugünle “olması gerektiğini düşündüğü” hal arasında yapar.

 

Çözüm: Değerinizi kendiniz görünür kılın; müşteri fark etsin diye beklemeyin.

         Ne yaptığınızı düzenli olarak raporlayın. Ay içinde kaç talep karşılandı, kaç sorun çözüldü, kaç saat harcandı, hangi riskler önlendi.

         Önlediğiniz zararı parayla ifade edin. “Bu ay üç uyumsuzluğu tespit edip düzelttik; ceza kesilseydi tutarı şu kadar olurdu.” “Planlı bakım sayesinde iki duruş önlendi; her duruşun maliyeti şu kadar.

         Yılda bir “değer raporu” hazırlayın. Yıl boyunca yaptıklarınızı ve müşteriye kazandırdıklarınızı tek bir sayfada özetleyin ve bunu sözleşme yenileme tarihinden önce sunun.

 

Bu üç alışkanlık, hizmet firmalarında sözleşme yenileme oranını en çok yükselten uygulamalardır.

 

3.       A Takımı kazandı, B Takımı hizmet veriyor.

Bu, hizmet sektörünün en klasik ve en affedilmez hatasıdır.

 

İşi kazanmak için müşterinin karşısına en tecrübeli, en parlak kadro çıkar. Patron gelir, kıdemli uzman gelir, referanslar anlatılır, güven verilir. Sözleşme imzalanır. Sonra iş, mesleğe yeni başlamış bir ekibe devredilir ve o kıdemli kadro bir daha görünmez.

 

Müşteri bunu hemen anlar. Ve şunu düşünür: “Bana satılan bu değildi.”

 

Çözüm: Satış ekibiyle icra ekibi arasındaki devri bir tören haline getirin, bir kaçış haline değil. İşi kazanan kıdemli kişi, ilk üç ay boyunca toplantılarda görünmeye devam etsin. Kim ne yapacak, hangi kıdemde kaç kişi çalışacak, kıdemli kadro ne sıklıkla dahil olacak — bunları sözleşme aşamasında yazılı olarak konuşun. Sonradan çıkan hayal kırıklığı, baştan söylenen sınırlamadan çok daha pahalıdır.

 

4.       İlk 90 günün kaçırılması

Uluslararası araştırmalar, B2B hizmet ilişkilerinde kayıpların çok büyük bir bölümünün ilk 90 gün içinde belirlendiğini gösteriyor. Yani müşteri, henüz hiçbir sonuç görmeden, gitme kararını içten içe vermiş oluyor.

 

Sebebi şudur: müşteri sözleşmeyi imzaladıktan sonra bir pişmanlık ve tedirginlik dönemine girer. “Doğru firmayı mı seçtim?” diye sorar. Bu dönemde onu rahatlatacak somut işaretler görmezse, güven bir daha tam olarak kurulmaz.

 

Çözüm: İlk 90 günü şansa bırakmayın, yazılı bir başlangıç programı kurun:

         İlk hafta: Başlangıç toplantısı. Kim kimle muhatap olacak, hangi kanaldan iletişim kurulacak, ne zaman ne teslim edilecek, başarı neyle ölçülecek. Bunları bir sayfaya yazıp müşteriye verin.

         İlk ay: Küçük ama görünür bir kazanım üretin. Uzun vadeli işlerde bile, ilk aylarda müşterinin patronuna gösterebileceği somut bir çıktı olmalıdır.

         İlk üç ay: Normalden sık temas edin. Bu dönemde “fazla” iletişim diye bir şey yoktur.

         90. gün: Bir değerlendirme toplantısı yapın ve açıkça sorun: “Beklentileriniz karşılanıyor mu? Neyi farklı yapmamızı istersiniz?” Bu son soru çok önemlidir. Sormazsanız cevabını on ikinci ayda, sözleşme yenilenmeyerek öğrenirsiniz.

 

5.       Beklenti Yönetimi Hatası (satarken abartmak)

Müşteri kayıplarının önemli bir kısmının tohumu, satış aşamasında atılır. İşi kapatmak için verilen abartılı vaatler, tutulamayacak teslim tarihleri, “biz her şeyi yaparız” tavrı, gerçekçi olmayan sonuç taahhütleri… Bunlar sözleşmeyi imzalatır ama ilişkiyi baştan zehirler. Çünkü müşteri artık sizi kendi gerçekliğinizle değil, ona satılan hayalle kıyaslayacaktır.

 

Çözüm: Satıcınızın ne vaat ettiğini icra ekibi bilsin ve mümkünse teklif aşamasında onaylasın. Teklife neyin dahil olmadığını da yazın. Ve satış ekibinizin primini yalnızca imzalanan sözleşmeye değil, o müşterinin bir yıl sonra hâlâ sizinle olup olmadığına da bağlayın. Getirdiği müşterinin kalıcılığından sorumlu tutulmayan satıcı, tutamayacağı sözü vermekten çekinmez.

 

6.       Kötü Haberi Geç Vermek

Hizmet işinde aksaklık kaçınılmazdır. Proje gecikir, bir hata yapılır, bir teslim atlanır, bir sonuç beklenenin altında kalır. Müşteriler aksaklığa katlanır. Katlanmadıkları şey, aksaklığı sizden değil başkasından öğrenmektir.

 

Ne yazık ki insan doğası bunun tersini yapmaya iter. Ekip, kötü haberi vermeyi erteler; “belki toparlarız, o zaman söylemeye gerek kalmaz” der. Toparlanmadığında ise haber çok geç ulaşır ve mesele bir gecikme sorunu olmaktan çıkıp bir dürüstlük sorununa dönüşür.

 

Çözüm: Ekibinize şu kuralı koyun: Kötü haber, ortaya çıktığı gün müşteriye ulaşır. Ve haberi verirken üç şeyi birlikte söyleyin: ne oldu, sebebi ne, ne yapıyoruz. Bunu yapan bir firma, aksaklıktan güven kazanarak çıkar.

 

Bir de şunu unutmayın: iyi çözülen bir sorun, hiç sorun yaşanmamış olmasından daha fazla sadakat yaratır. Şikâyet eden müşteri, size hatanızı düzeltme şansı veren müşteridir; utanmak, kızmak, inkar etmek veya bahane üretmek yerine teşekkür edin ve şikayet sebebini bir daha yaşanmayacak şekilde düzeltin. Bu tutum firmanızı geliştirir.

 

7.       Rutinleşme ve Fikirsizleşme

Bu ilişkinin ikinci veya üçüncü yılında ortaya çıkan sessiz bir hastalıktır. İlk yıl heyecanlıdır; öneriler getirilir, fikirler tartışılır, iyileştirmeler yapılır. Sonra iş rayına oturur ve firma hizmetlerini eksiksiz üretmeye başlar. Her ay aynı rapor, aynı toplantı, aynı hizmet. Kimse yeni bir şey önermez.

 

Müşteri bir süre sonra şunu düşünür: “Bunlar bize artık bir şey katmıyor, sadece işi yürütüyorlar.” Ve yürütmek, ikame edilebilir bir iştir. Bu, özellikle yerinizin alınabileceği anlamına gelir. Çünkü rakibiniz masaya bir fikirle gelir; sizin son fikriniz üç yıl öncesindendir.

 

Çözüm: Her müşteri için yılda en az iki kez, hizmet kapsamınızın dışında bir öneri götürün. Sektöründeki bir gelişme, göremediği bir risk, iyileştirilebilecek bir süreç, denenebilecek yeni bir yöntem. Öneri kabul edilmese bile ilişkiyi tazeler ve sizi “işi yapan” konumundan “düşünen ortak” konumuna taşır.

         Şunu bilin: stratejik ortak değiştirilmez, tedarikçi değiştirilir. Aradaki farkı belirleyen, masaya fikirle gelip gelmediğinizdir.

 

8.       İlişkinin Tek Kişiye Bağlı Olması

Bu, hizmet firmalarının hem en sık yaşadığı hem de en kolay önlenebilecek kayıp sebebidir. İki ayrı hali vardır ve ikisi de tehlikelidir:

         Müşteri tarafındaki tek kişi: Sizi içeriden savunan, işinizi bilen, sizi çağıran kişi vardır. O kişi istifa eder, terfi eder veya görevi değişir. Yerine gelen kişi sizi tanımaz, size dair bir sadakat hissetmez ve genellikle kendi tanıdığı tedarikçileri getirmek ister. Yeni yönetici, yeni tedarikçiye en açık kişidir. Bunu “Yeni Müşteri Nasıl Kazanılır?” başlıklı makalemde bir fırsat olarak yazmıştım; burada aynı gerçek sizin aleyhinize işliyor.

         Sizin tarafınızdaki tek kişi: Müşteriyle bütün ilişkiyi tek bir müşteri temsilcisi yürütür. O kişi işten ayrıldığında müşteri firmayla değil, o kişiyle bağ kurmuş olduğunu fark eder. Hatta bazen müşteri, ayrılan kişinin peşinden gider.

 

Çözüm: Her önemli müşteride en az üç temas noktası kurun. Operasyonel muhatap, yönetici muhatap ve üst düzey muhatap. Sizin tarafınızdan da en az iki kişi müşteriyi tanısın. Ayrıca müşteri firmasında bir yönetici değişikliği duyduğunuz an harekete geçin: yeni gelen kişiyle ilk iki hafta içinde tanışın, ona işin geçmişini ve ürettiğiniz değeri anlatın. Bu bir nezaket ziyareti değil, bir savunma hamlesidir.

 

9.       Küçük Aksaklıkların Birikmesi

Müşteriler nadiren tek bir olay yüzünden gider. Genellikle giden müşteri, biriken küçük sürtüşmelerin toplamından gider. Cevaplanmayan bir mail, bir gün geciken bir rapor, toplantıya beş dakika geç girmek, isimlerin yanlış yazılması, aynı şeyi ikinci kez anlatmak zorunda kalmak, faturada tekrar eden bir hata… Her biri şikâyet edilmeyecek kadar küçüktür. Ama biriktiğinde müşteride şu cümle oluşur: “Bunlarla çalışmak yoruyor.”

 

Çözüm: Bu tür sürtüşmeleri ölçülebilir hale getirin: talebe ilk cevap süresi, çözüm süresi, teslim tarihine uyum oranı, tekrar eden hata sayısı. Ve iç ekibinize şunu öğretin: müşteriyi yormamak, müşteriyi memnun etmenin ilk şartıdır.

 

Özellikle “yetkisiz yetkili” tuzağına dikkat edin. Müşterinin karşısındaki kişi sorunu çözme yetkisine sahip olmalıdır. Her seferinde başka birime yönlendirilen, aynı şeyi üç kez anlatmak zorunda kalan müşteri, sizden değil ama sizinle uğraşmaktan yorulur.

 

10.   Ticari Sürtüşme ve Faturalama Sorunları

Hizmet firmalarında en çok ilişkiyi bozan konulardan biri, kapsam ve fatura tartışmasıdır. Kapsamda olmayan işler zamanla “buna da bir bakıverin” diye eklenir. Firma bir süre yapar, sonra bunu faturalamaya kalkar. Müşteri şaşırır: “Bunu zaten yapıyordunuz, şimdi neden para istiyorsunuz?

         Ya da tersi olur: firma bu ek işleri hiç faturalamaz, kârı erir, hizmet kalitesi düşer ve ilişki iki taraf için de zehirlenir.

 

Çözüm: Kapsamı sözleşmede net yazın ve kapsam dışı talepleri o anda işaretleyin. “Bu güzel bir talep, kapsamımızın dışında ama şu şekilde ekleyebiliriz” cümlesini kurmayı ekibinize öğretin. Sessizce yapıp sonra faturalamak, yapıp hiç faturalamamaktan da beter bir seçenektir. Zamları da yılda bir, gerekçesiyle ve önceden haber vererek yapın; sürpriz zam, tek başına müşteri kaybettirir.

 

11.   Müşterinin Kendi İşinin Değişmesi

Bazı kayıpların sizinle hiçbir ilgisi yoktur. Müşteri küçülmüştür, bütçesi kesilmiştir, şirket satılmıştır, ana ortak değişmiştir, hizmeti kendi bünyesinde yapmaya karar vermiştir veya tedarikçi listesini konsolide etmektedir. Bunlara üzülmeyin ama teslim de olmayın. Çünkü bu kararların bir kısmı, doğru zamanda doğru teklifle etkilenebilir.

 

Çözüm: Müşterinizin kendi işini takip edin. Sektörünü, büyümesini, yatırımlarını, yönetim değişikliklerini bilin. Bütçe daralması geliyorsa, siz kapsamı küçültülmüş bir alternatif önerin; hizmeti tamamen kesmesini beklemeyin. Küçülmüş bir müşteri, kaybedilmiş bir müşteriden iyidir — hem gelir üretmeye devam eder hem işler düzeldiğinde ilk size döner.

 

12.   Fiyat

Fiyatı bilerek en sona bıraktım. Çünkü hizmet firmalarında “bizden fiyat yüzünden ayrıldılar” cümlesi, çoğu zaman gerçeğin üstünü örten bir kılıftır. Müşteri de bunu tercih eder; ayrılık sebebini fiyata bağlamak, “bize yeterince ilgi göstermiyorsunuz” demekten çok daha kolaydır. Böylece iki taraf da rahatsız bir konuşmadan kurtulur.

 

Nitekim uluslararası araştırmalar da bunu doğruluyor: hizmet firmalarının kaybedilme sebepleri sıralamasında fiyat, zayıf stratejik yönlendirme ve kötü iletişimin belirgin biçimde gerisinde kalıyor.

 

Bunun pratik sonucu şudur: fiyat indirerek tutulmaya çalışılan müşteri, genellikle yanlış sorunu tedavi ettiğiniz müşteridir. İndirim yaparsınız, müşteri altı ay daha kalır, sonra yine gider (ama bu kez daha düşük bir fiyattan gider).

 

Çözüm: Fiyat itirazı geldiğinde önce şu soruyu sorun: “Fiyatı konuşmadan önce, aldığınız hizmetten memnun musunuz?” Cevap tereddütlüyse mesele fiyat değildir. Gerçek fiyat baskısı varsa da indirimden önce kapsamı konuşun: hizmet seviyesini düşürerek fiyatı aşağı çekmek, aynı işi ucuza yapmaktan iyidir. Aksi halde hem kârınızı hem kalitenizi kaybedersiniz.

 

ERKEN UYARI SİNYALLERİ

Müşteri gitmeden önce mutlaka işaret verir. Ama bu işaretler sözle değil, davranışla verilir. Sözlü memnuniyet ölçümlerine fazla güvenmeyin; bir müşteri size on üzerinden dokuz verip üç ay sonra gidebilir.

 

Şu davranışsal sinyalleri izleyin:

         Cevap süresi uzuyor. Eskiden aynı gün dönen mailler iki gün sürüyorsa, ilgi azalmıştır.

         Sizi savunan kişi sessizleşiyor. İçerideki şampiyonunuz toplantılara girmiyor, aramalarınıza geç dönüyorsa dikkat edin.

         Toplantılara yeni ve kıdemli isimler giriyor. Özellikle satın alma veya finans tarafından biri masaya oturduysa, ilişki değerlendirmeye alınmış olabilir.

         Kapsam daralıyor. Yeni talep gelmiyor, mevcut işler azaltılıyor, ek projeler ertelenmeye başlıyor.

         Ödemeler gecikmeye başlıyor. Bu çoğu zaman nakit sorunu değil, öncelik sorunudur. Değer gördüğü tedarikçinin faturasını geciktirmez.

         Toplantılar iptal ediliyor veya erteleniyor. Üst üste iki iptal, bir mesajdır.

         Rakiplerinizin adı geçmeye başlıyor.Şöyle bir sunum dinledik” cümlesi masumca söylenmiş olabilir; masumca dinlemeyin.

         Sözleşme detayları sorulmaya başlanıyor. Fesih maddesi, ihbar süresi, veri devri gibi konular gündeme geliyorsa karar çoktan konuşulmuştur.

 

Bu sinyallerden ikisi aynı anda görülüyorsa, o müşteri artık bir “risk dosyası”dır ve üst düzey müdahale gerektirir. Müdahale, sözleşme yenileme tarihinden en az 60 gün önce başlamalıdır. Yenileme haftasında yapılan hamle, çoğu zaman geç kalmış hamledir.

 

Günümüzde ileri düzey B2B firmaları bu erken uyarı sinyallerini manuel takip etmek yerine; iletişim sıklığı, fatura ödeme hızı ve talep yoğunluğunu birleştirerek her müşteri için bir “Müşteri Sağlık Skoru” oluşturmakta ve skoru düşen müşteriyi otomatik olarak risk masasına yatırmaktadır.

 

ÖLÇÜN: KAYBI GÖRÜNÜR HALE GETİRİN

Bu makalenin başında kaybın neden görünmez olduğunu anlatmıştım. Görünür kılmanın tek yolu ölçmektir. Hizmet üreten bir firmanın düzenli olarak takip etmesi gereken rakamlar şunlardır:

         Müşteri kayıp oranı: Dönem başındaki müşterilerin yüzde kaçı dönem sonunda yok? Hem müşteri adedi hem gelir bazında hesaplayın; birkaç küçük müşteri kaybetmekle bir büyük müşteri kaybetmek aynı şey değildir.

         Gelir tutma oranı: Mevcut müşterilerinizden gelen gelir, geçen yıla göre arttı mı azaldı mı? Bu rakam % 100’ün üzerindeyse, hiç yeni müşteri kazanmadan bile büyüyorsunuz demektir.

         Ortalama müşteri yaşam süresi: Müşterileriniz ortalama kaç yıl kalıyor? Bu rakam kısalıyorsa, sorun kazanmakta değil tutmaktadır.

         Müşteri başına gelir ve kârlılık. Hangi müşteri size gerçekten kâr bırakıyor?

         Talebe ilk cevap süresi ve çözüm süresi.

         Sözleşme yenileme oranı.

         Kayıp sebebi kayıtları. Bu, listenin en önemli maddesidir ve neredeyse hiç yapılmaz.

 

Kayıp Müşteri Analizi: B2B sektörlerde satış ekipleri veya bağımsız pazar araştırma şirketleri aracılığıyla pasif hesapların karar vericileriyle yapılan derinlemesine görüşmelerle yapılır. B2B literatüründe kabul gören metodoloji 3 adımdan oluşur:

         Çıkış Görüşmeleri: Kaybedilen müşterinin kilit karar vericileriyle (tercihen tarafsız bir üçüncü taraf araştırma firması aracılığıyla) derinlemesine mülakat yapılması. B2B müşterileri mevcut satış temsilcisine doğrudan gerçeği söylemekten kaçınabilir.

         Kök Neden Analizi: "Fiyat yüksek geldi" gibi yüzeysel sebeplerin derine inilerek (gerçekten fiyat mı, yoksa sunulan değer mi anlaşılamadı?) kategorize edilmesi.

         Erken Uyarı Göstergeleri: B2B pasifleşme sinyallerinin (destek taleplerinin artması veya sıfırlanması, fatura ödeme sürelerinin uzaması, sipariş frekansının düşmesi) takibe alınması.

 

Ayrılan Müşteriyle Mutlaka Konuşun

Bir müşteri ayrıldığında yapılacak en değerli şey, gitmesine üzülmek değil, neden gittiğini öğrenmektir. Ama bu görüşmeyi ilişkiyi yürüten kişi yapmasın. Kendi performansı sorgulanacak kişiye dürüst cevap verilmez. Bu görüşmeyi bir üst yönetici, mümkünse patron yapsın. Ve satış konuşması olmasın; amaç geri kazanmak değil, öğrenmek olsun. İşin güzel tarafı şu: kalıcı bir soru sorulan müşteri, bazen kendiliğinden geri döner.

 

Sorulacak sorular:

         Kararınızı ne zaman verdiniz? (Cevap sizi şaşırtacaktır — genellikle sandığınızdan çok önce.)

         Bizim yapmadığımız neydi?

         Bir noktada size sorsaydık, kalır mıydınız?

         Yeni tedarikçinizde sizi ikna eden ne oldu?

 

Bu dört sorunun cevabını bir yıl boyunca biriktirin. Ortaya çıkan liste, size bütün danışmanlık raporlarından daha fazlasını söyleyecektir.

 

Kaybettiğiniz Müşteriyi Unutmayın

Ayrılan müşteri, listeden silinmesi gereken bir kayıt değildir; en kolay geri kazanılacak müşteri adayıdır. Sizi tanıyor, çalışma biçiminizi biliyor, ekibinizle tanışmış. Üstelik yeni tedarikçisinde hayal kırıklığı yaşama ihtimali hiç de düşük değildir.

 

Bu yüzden ayrılan her müşteriyi bir takvime bağlayın: üçüncü ayda kısa bir hatır sorma, altıncı ayda sektörel bir bilgi paylaşımı, yıl dönümünde bir tanışma teklifi. Kapıyı çarparak çıkmayın; iyi vedalaşılan müşteri geri gelir.

 

 

ELDE TUTMA PROGRAMI: KİM SORUMLU?

Bütün bunları okuduktan sonra sorulacak asıl soru şudur: Firmanızda müşteriyi elde tutmaktan kim sorumlu? Çoğu hizmet firmasında bu sorunun net bir cevabı yoktur. Satış yeni müşteriden sorumludur, operasyon işi yapmaktan sorumludur, mevcut müşterinin ilişkisinden kimse sorumlu değildir. İşte kayıplar tam da bu boşlukta yaşanır.

 

Yapmanız gerekenler:

1.       Her müşteriye bir sahip atayın. Adı müşteri temsilcisi, hesap yöneticisi veya proje sorumlusu olabilir. Önemli olan, o müşterinin memnuniyetinden ve büyümesinden tek bir kişinin sorumlu olmasıdır.

2.       Portföyü ikiye ayırın. Yeni müşteri bulmakla mevcut müşteriyi yönetmek farklı işlerdir ve aynı kişiye verildiğinde biri diğerini yer. Ayıramıyorsanız hiç değilse takvimde ve hedefte ayırın.

3.       Müşterileri risk seviyesine göre sınıflandırın. Her çeyrekte müşterilerinizi yeşil, sarı ve kırmızı olarak işaretleyin. Kırmızıya düşenler için yazılı bir kurtarma planı yapın ve bunu üst yönetim takip etsin.

4.       Prim ve performans sistemini tutmaya bağlayın. Yalnızca yeni müşteriyi ödüllendiren bir sistem, kaçınılmaz olarak delik kovaya su taşır. Sözleşme yenileme, müşteri büyütme ve müşteri memnuniyeti de primin bir parçası olmalıdır.

5.       Müşteriye temas eden herkesi eğitin. Bir müşterinin firmanızla yaşadığı deneyim satış toplantısıyla sınırlı değildir; santralden muhasebeye, sahadaki teknisyenden raporu yazan uzmana kadar herkes bu deneyimin bir parçasıdır. Müşteriye temas eden herkes, satışın bir parçasıdır.

6.       Yenilemeyi bir tarih değil, bir süreç sayın. Sözleşme bitmeden 60 gün önce değerlendirme toplantısı yapın. O toplantıya yıllık değer raporuyla gidin.

 

Anlattıklarımı birkaç cümleye indirmem gerekseydi şunları söylerdim:

         Müşteri kaybı sessizdir. Şikâyet eden müşteri azınlıktır; çoğunluk hiçbir şey söylemeden gider.

         En büyük sebep kötü iş değil, ihmaldir. Müşteri sizi kötü olduğunuz için değil, yokluğunuzu hissettiği için bırakır.

         İşinizi iyi yaptıkça görünmez olursunuz. Değerinizi kendiniz görünür kılmazsanız, kimse sizin adınıza kılmaz.

         Karar, size söylenmeden aylar önce verilir. Davranışsal sinyalleri izleyin; anket cevaplarına değil, cevap sürelerine bakın.

         Fiyat, listenin sonundadır. İndirimle tutulan müşteri, altı ay sonra daha ucuza gider.

 

Son olarak şunu söylemek isterim. Hizmet satmak, ürün satmaktan zordur; çünkü sattığınız şey elle tutulmaz, gösterilmez, rafta durmaz. Sattığınız şey güvendir. Ve güven, tek bir olayla değil, yüzlerce küçük temasla kurulur ve yine yüzlerce küçük ihmalle çözülür.

 

Yeni müşteri kazanmak heyecan vericidir; mevcut müşteriyi elde tutmak ise sabır ister. Ama bir hizmet firmasının değeri, kaç müşteri kazandığıyla değil, kaç yıldır aynı müşterilerle çalıştığıyla ölçülür. On yıllık müşterisi olan firma, sektöründe hiçbir referansa ihtiyaç duymaz.

 

Son söz: Müşteri, kötü olduğunuz için değil; onu unuttuğunuzu hissettiği için gider.

 

Bol ve kalıcı müşteriler, tatlı kârlar dilerim.

 

 

Not 1: Aşağıda linkleri bulunan makalelerimi de okumanızı öneririm.

         https://muratsaylan.blogspot.com/2023/07/yeni-musteri-nasl-kazanlr.html

         https://muratsaylan.blogspot.com/2021/10/ihracat-satcs-olmak.html

         https://muratsaylan.blogspot.com/2021/05/hizmet-veren-olmak.html

         https://muratsaylan.blogspot.com/2020/02/satsclar-neden-hedefini-tutturamaz.html

         https://muratsaylan.blogspot.com/2019/12/satn-almaclar-satclar-nasl-yener.html

         https://muratsaylan.blogspot.com/2019/10/musteri-temsilcisi-olmak.html

         https://muratsaylan.blogspot.com/2019/01/b2b-satcs-olmak.html

         https://muratsaylan.blogspot.com/2016/12/satsn-temel-performans-gostergeleri.html

         https://muratsaylan.blogspot.com/2015/06/satsta-kariyer.html

 

Not 2: Bu makalenin hazırlanmasında yapay zekadan destek alınmıştır.

 

 


4 Mayıs 2021 Salı

Hizmet Veren Olmak

Bu makalemde neler bulacağınıza dair kısa bir video oluşturdum. Videoyu izledikten sonra okumayı tercih edebilirsiniz.


 

Herkes Satışın Bir Parçasıdır

Şirketlerde müşterilerle temas noktaları, marka algısını ve sadakatini belirleyen en kritik alanlardır. Müşteriler sadece satıcılarla muhatap olmazlar; güvenliklerle, karşılama görevlileriyle, müşteri temsilcileriyle, hizmeti verenlerle, ikramcılarla, rehberlerle, kasiyerlerle, çağrı merkezi personeliyle, şirket şoförleriyle, şirket teslimatçılarıyla, montörlerle (kurulum ekipleri), bakım onarımı yapanlarla ve benzeri şirket çalışanları ile de muhatap olurlar.

 

Yani, bir müşterinin şirketle yaşadığı deneyim, sadece ürünü satın aldığı anla sınırlı değildir; ilk merhabadan satış sonrası desteğe kadar uzanan bir yolculuktur. Bu yolculukta her temas bir deneyimdir, temas kurulan her şirket personeli şirketin müşteriye bakan yüzüdür. Bu çalışanları satışın bir parçası olarak görmek mümkündür. Çünkü gösterdiği yaklaşımın ve verdiği hizmetin kalitesi müşteriyi sadık hale getirebileceği gibi kaçırtabilir de.

 

Not: Elbette müşteriler dijital ara yüzler (web sitesi, mobil App, whatsapp, mail, B2B modülü, kiosk…vb) üzerinden de firmanızla etkileşime girerler ve deneyim elde ederler. Buralardaki deneyimler de kullanıcı dostu (user firendly) ve memnuniyet sağlayıcı olmalıdır. Bu makalemde çalışanların müşterilere verdiği hizmete odaklandım, dijital ara yüzlerin müşterilere verdiği hizmete değil. O başka bir yazının konusu olacak.   

 

Örneğin akaryakıt istasyonlarındaki pompacılar, restoranlardaki garsonlar, kafelerdeki baristalar, otellerdeki resepsiyonistler, şirketlerdeki sekreterler, bankalardaki banko görevlileri, market, mağaza ve fast-food restoranlarındaki kasiyerler, eczane çalışanları, kuaför ve berberler, kendi dükkanını tek başına işleten esnaflar ve benzerleri müşteriyi karşılayan, ihtiyacını veren, ödemesini alan kişilerdir. Bu kişileri satışın paydaşı olarak görmek mümkündür.

 

Hatta müşterilerin firmamızda temasta olduğu herkesi “müşteri memnuniyeti yaratmanın” bir parçası, dolayısıyla satışın bir parçası olarak görmemiz gerekir. Müşteriye temas eden çalışanlarınızın yaklaşımı, müşteri memnuniyetini ve sadakatini doğrudan etkilediği için son derece kritiktir. Onları sadece "hizmet veren" değil, firmanın yüzü ve satışın aktif bir parçası olarak görmek gerekir.

 

Güzel Karşılamanın Önemi

Müşteriyi ilk karşılayan kişi, firmanın imajını belirler. Müşterilere hizmet verenler genellikle müşterileri ilk karşılayan kişiler arasındadır. Bu yüzden, hizmet verenlerin müşterilerle her etkileşimde samimi bir gülümseme, göz teması ve olumlu bir dil kullanmaları şarttır. Müşterinin kendini ilk andan itibaren iyi ve güvende hissetmesi için güzel karşılanması hayatidir. Hizmet verenler (çalışanlarımız) müşterilerimizle karşılaştıklarında yorgun, ilgisiz, hizmet dışı, asık suratlı görünmemelidirler. Gelen her müşteriyi candan karşılamalı ve çözüme hazır intibası bırakmalıdırlar.

 

Bir otelde resepsiyon görevlisi, gelen müşteriyi güler yüzle karşılayıp “Hoş geldiniz, nasıl yardımcı olabilirim?” dediğinde müşteri kendini değerli hisseder. Ancak görevli ilgisiz ve asık suratlıysa, müşteri otel hakkında olumsuz bir izlenim edinir.

 

Aynı durum firmamızdaki güvenlikçi, sekreter veya ikramcı için de geçerlidir. Eğer müşteri memnuniyeti ve müşteri deneyimi kavramlarına uzaklarsa firmamızı ziyaret eden müşterileri layıkıyla karşılamayabilirler.

 

Kamu kurumuna işiniz düştüğünüzde yaşadığınız deneyimi hatırlayın. Oralarda maalesef müşteri memnuniyeti kavramı yoktur. Vatandaş içeri girdiğinde kimse sizi güzel karşılamaz. Tam tersine “neden geldin ki” edasıyla yaklaşırlar size. Bu yüzden devlet kurumlarında endişeliyizdir ve kendimizi yalnız hissederiz. Kamu kuruluşları tekeldir ve maalesef alternatifleri yoktur. Bu yüzden orayı terk ederek rakiplerine gidemeyiz.

 

Özel sektörde ise alışverişe girdiğimiz veya iş yapacağımız yerde iyi karşılanmazsak, onları cezalandırmak için rakiplerine gidebiliriz.

 

Bu yüzden market çalışanı da olsak, mağaza çalışanı da olsak, banko çalışanı da olsak gelen müşteriyi sıcak bir şekilde karşılamamız gerekir.

 

Yoğunluktan başınızı kaldıramasanız bile, bekleyen müşteriye bir gülümseme ve göz teması ile "Sizi fark ettim, birazdan ilgileneceğim" mesajı verin. Bu çabanız dahi müşteriyi memnun edecektir.

 

Bekletilmeyi Kimse Sevmez

Hiç kimse beklemeyi veya bekletilmeyi sevmez. Hele hele müşteriler hiç sevmez. Para ödedikleri (kazandırdıkları) firmaların kendilerine hızlı hizmet üretmelerini isterler. Aksi taktirde “paramızla rezil oluyoruz” duygusuna kapılırlar. Bu yüzden telefonların hızlı açılması, e-postalara çabuk dönülmesi ve sorunların ilk temas anında çözülmesi hayati önem taşır.

 

Bekletilen müşteri dile getirmese de açıklama ister. Belirsizlik onu hem endişelendirir hem de öfkelendirir. Elinizde olmayan durumlarda beklettiğiniz müşteriye “sizi beklettiğimiz için özür dileriz, sistemlerimizde bir aksama olduğu için yoğunluk oluştu, birkaç dakika içinde işlemlerinizi başlatacağım, anlayışınız için teşekkür ederim” veya "bir dakika içinde yanınızdayım, teşekkür ederim sabrınız için" minvalinde bilgi vermeniz ve gönlünü almanız hoş olacaktır. Bu hem şeffaflık sağlar hem de güven oluşturur.

 

Müşteriyle meşgul olan bir akaryakıt pompacısı bile istasyona giren bir diğer aracın sürücüsüyle uzaktan göz göze gelip, birazdan geleceğini jest ve mimikleriyle bildirmelidir. Bu bile sürücünün bekletilmeyi makul görmesini sağlayacaktır. Aynı şekilde resepsiyonistler, banko görevlileri, sekreterler ve benzeri personeller de yoğunluktan bekletmek zorunda olacakları müşterilerine sözle, jestle veya mimikle bilgi vermeyi atlamamalıdırlar.

 

Ama bunu yapmak yerine müşteriyi bilgilendirmeden bekletirseniz, elbette müşteri gerilecektir. Sitemkâr veya şikayetçi olacaktır, ortamı gerecektir. Sonuçta memnuniyetsizliğini pek çok kişiyle paylaşarak firmanın itibarına zarar verecektir.

 

Patronların hedefi müşterilerin firmalarını başkalarına tavsiye etmeleri (ağızdan ağıza pazarlama) iken, bir veya birkaç çalışanın kötü yaklaşımı nedeniyle bu “tavsiye yerine kötüleme” olarak gerçekleşir.

 

Aslında kötü deneyim yaşayan müşterinin şikayet ederek deneyiminin iyileştirilmesini talep etmesini bekleriz ama bunu pek az müşteri yapar. Şikayet ederek telafi/düzeltme istemek yerine başkalarına kötüleyerek intikam alır. Bir araştırmaya göre memnuniyetsiz müşterilerin 26'sından sadece 1'i firmaya resmi olarak şikayette bulunur. Geri kalan 25 kişi sessizce firmayı terk eder ama çevrelerine kötülemeye devam ederler. Bu "sessiz" çoğunluk firmaya bir şey söylemez ama arkadaşlarına ve ailelerine durumu anlatarak potansiyel müşterileri engeller.

 

Günde 25 müşteriyi memnun ederek gönderiyoruz, 3-4 müşteri de memnun ayrılmeyiversin” diyorsanız fena halde yanılıyorsunuz. Çünkü iyi deneyim yaşayanlar sizi 4-5 kişiye tavsiye ederken, kötü deneyim yaşayanlar sizi 10-15 kişiye kötülüyor. Hatta yaşattığınız kötü deneyimi sosyal medya aracılığıyla yüzlerce, hatta binlerce kişiye duyurduğuna dair araştırmalar da var. Bu veriler, insanların olumsuz duyguları paylaşma motivasyonunun olumlu olanlardan daha yüksek olduğunu gösteriyor.

 

Anlayacağınız müşterilere kötü deneyim yaşatmak sanıldığından daha fazla pahalıya mal olur. Zamanla müşteri kaybı yaşanır. Müşteri kaybı ciro düşüklüğüyle, ciro düşüklüğü de küçülmeyle, yani çalışan çıkarmayla sonuçlanır. En nihayetinde şirket kapanır. Dolayısıyla müşteriye kötü deneyim yaşatan çalışanlar (ve firmalar) aslında kendi işlerini tehlikeye atmaktadırlar.

 

Robert Bosch’un dediği gibi müşteri kaybetmektense para kaybetmeyi yeğlemelisiniz.

 

Müşterinin Kalbini Çalın

İlgisizlik müşterilerin önemli şikayetleri arasındadır. Pek çok mağazada, ofiste müşteriler kendileriyle ilgilenilmemesinden çok yakınırlar. Restoranlarda sipariş vereceğiniz garson bulamamak, mağazalarda soru sorabileceğiniz görevli bulamamak, uzun zamandır orada olmanıza rağmen sizi kimsenin fark etmemesi oldukça can sıkıcı bir deneyimdir.

 

Hizmet verenlerin yorgun, bıkkın, mutsuz veya öfkeli görünmeleri de şirket imajı açısından olumsuzdur. Müşteri ilişkilerinde kabalık asla kabul edilemez bir durumdur. Bazı çalışanlar “müşteri kraldır” veya “müşteri veli nimetimizdir” yaklaşımından bihaberdir ve müşteriye kaba davranabilir. Hemen herkes müşterisi olduğu bir yerde azarlanmak, hor görülmek, tepeden bakılmak istemez. Personelin asık suratlı olması, "bu benim işim değil" tavrı veya müşteriyi azarlar gibi konuşması son derece yanlıştır.

 

Müşteriyle ufak sohbetler etmek müşteri ilişkilerini geliştirmek ve müşteri memnuniyeti yaratmak açısından faydalıdır. Müşteriye hizmet verenler (örneğin garsonlar, kasiyerler, çağrı merkezi çalışanları veya teknik destek ekipleri) müşterilerle ufak sohbetler etmelidir, ancak bu stratejik ve profesyonel bir şekilde yapılmalıdır.

 

Sohbet, müşteri deneyimini kişiselleştirir ve memnuniyeti artırır. Basit bir "Nasılsınız?" veya "Bugün hava güzel, değil mi?" gibi girişler, işlem odaklı bir etkileşimi samimi bir bağa dönüştürebilir. Örneğin, bir kafede barista'nın kahve tercihleri hakkında sohbet etmesi, müşteriyi "sıradan" hissettirmek yerine "değerli" kılar. Ancak, sohbet zorlama olmamalı; müşterinin acele ettiği veya ilgisiz göründüğü durumlarda, doğrudan hizmete odaklanılmalıdır. Genel olarak, sohbet etmek şirket imajını olumlu etkiler ve satışları dolaylı yoldan artırır.

 

Müşteri hizmetlerinde sohbetin düzeyi, hafif, samimi ve profesyonel olmalıdır. Kısa, yüzeysel konuşmalar idealdir. Örneğin, hava durumu, güncel olaylar (siyasi veya tartışmalı olmayanlar), müşterinin alışverişi veya genel ilgi alanları gibi nötr konulara odaklanabilirsiniz. Derin kişisel sorulardan (aile, sağlık, din) kaçınılmalıdır, çünkü bunlar rahatsız edici olabilir ve profesyonellik sınırlarını aşar. Sohbet süresi kısa tutulmalı; bir işlem sırasında 1-2 dakika yeterli olur, aksi taktirde oyalama, bekletme hissi yaratır. Eğer müşteri sohbeti uzatıyorsa, nazikçe konuyu hizmete (işe) çevirin.

 

Maalesef pek çok hizmet veren müşterilerle sohbet etmeyi sevmez ve bunu beden diliyle ifade eder. Hatta kendisine müşteriler tarafından soru sorulmaması için “ciddiyet, asabiyet, meşguliyet ve kibir arasında bir tutum takınır (aynı devlet memurları gibi değil mi). Yada müşteriyi görmezden gelmeye çalışırlar. Tüm bunlar (iletişime kapalılık) hizmet almaya gelmiş müşteri için memnuniyetsizlik sebebidir.

 

Müşteri sadece hizmeti değil; gördüğü ilgiyi, güleryüzü ve hissettiği güveni satın alır. Hizmet verirken sadece işinizi yapmayın; müşteriye "değerli" olduğunu hissettirin. Müşteriye ilgi alaka gösterirseniz, kısa bir sohbetle keyif verirseniz müşterinin taktirini ve sadakatini kazanabilirsiniz. Böyle yapmazsanız, bunu yapacak rakibinize kaptırırsınız.

 

Gülümseyen bir yüz ya da iyi iletişim için ekstra bütçeye gerek yok. Daha çok insan odaklı bir kültür; eğitim, yetki ve doğru anlayışla başlar.

 

Müşteriyi Yormayın

Müşterinin karşısına yetkisiz yetkililer çıkarılmamalıdır. Müşterinin karşısındaki çalışanın sorunu çözme yetkisine veya bilgisine sahip olması gerekir. Müşteriyi sürekli başka bir birime yönlendirmek ve ona her seferinde aynı açıklamaları tekrar yaptırmak yerine ilk ve tek elden sorununu çözmek daha doğru ve insancıl bir yaklaşımdır. Kayıt açıp müşteriye dönülmemesi ve müşterinin sorunun peşinden koşmak zorunda bırakılması son derece iticidir.

 

İade ve değişimlerde müşteriyi yokuşa sürmek doğru değildir. Ürünü iade etmek için müşteriden onlarca belge istenmesi veya test istenmesi veya bekletilmesi doğru değildir. Üye olmayı, abone olmayı kolaylaştırırken, üyelikten/abonelikten çıkmayı zorlaştırmak doğru değildir. Sizden ayrılmak isteyen müşterilere de güleryüz ve kolaylık göstermelisiniz.

 

Müşterilerinizi yormak istemiyorsanız çalışanlarınıza inisiyatif verin. Bir sorunu çözmek için sürekli "müdürüne sormak zorunda kalan" personel, müşteriye zaman kaybettirir ve güveni zedeler. Küçük jestler için (iade almak, ikram etmek vb.) personele yetki tanıyın. Bu size belki ufak paralar kaybettirir ama müşteriler kazandırır, hem de sadık müşteriler.

 

Saygılı Olun

Müşteriler hizmet aldıkları yerlerin düzenli, estetik ve hijyenik olmalarını beklerler. İster restoran olsun, ister akaryakıt istasyonu olsun, ister kargo şirketi olsun, ister eve gelen kurulum ekibi olsun mekanın ve çalışanların temiz görünmesi, şık olması, tertipli olmaları artı puandır.

 

Müşterinin evine perde takmaya giden montörler veya çamaşır makinasının kurulumunu yapacak olan teknik servisçiler daima temiz kıyafetli, temiz kokulu olmalıdırlar. Eve girerken ayaklarına galoş geçirip içeri adım atmalıdırlar. Davranışları son derece saygılı, hitabetleri son derece kibar olmalıdır. Eve ve eşyalara zarar vermeden işlerini görmeli, iş bitiminde yarattıkları dağınıklığı, kiri ve çöpü gidermelidirler.

 

Çözümcü Olun

Müşterilerle temasta olan çalışanların bilgili ve becerili olması, hizmeti veya çözümü eksiksiz ve hızlı bir biçimde yerine getiriyor olması artı puandır. Çalışan, sunduğu ürün veya hizmete hakim olmalıdır. Müşteri, karşısındaki kişinin konuyu bildiğine ve sorunu çözebilecek yetkinlikte olduğuna güvenmelidir.

 

Müşteriye hizmet verenler aktif dinleme yapmalıdırlar. Cevap vermek için değil, anlamak için dinlemeliler. Müşterinin sözünü kesmemek ve söylediklerini özetleyerek teyit etmek önemlidir.

 

Müşteriye hizmet verenlerin empati yetenekleri güçlü olmalıdır. "Ben bu sorunu yaşasaydım ne hissederdim?" sorusunu kendisine sorabilmelidirler. Müşterinin sadece rasyonel talebini değil, duygusal durumunu da (öfke, aciliyet, hayal kırıklığı) anlamalıdırlar.

 

Müşteriye hizmet verenler profesyonel ve nazik bir dil kullanmalıdırlar. Ne kadar gergin bir ortam olursa olsun, çalışan sakinliğini ve nezaketini korumalıdır. "Yapamam", "Bilmiyorum" yerine "Sizin için araştıracağım", "Şu alternatifi sunabilirim" gibi olumlu dil kalıpları kullanılmalıdır.

 

Şikayet eden müşteri, size hatanızı düzeltme şansı veren müşteridir (sessizce gidip rakibe geçmek yerine şikayetini dile getirmiştir). Şikayetleri hızla çözün ve kök nedene inin. Böylece şikayetçi müşteriyi memnun müşteriye dönüştürebilirsiniz.

 

Şikayetçi müşteriler asabidirler. Çünkü keyiflerini kaçırmışsınızdır. Bu yüzden seslerini yükseltirler ve zorbalaşırlar. Bu tip zor müşterilerle konuşurken sesinizi alçaltmanız, karşı tarafın ismini sıkça zikretmeniz, "sizi anlıyorum" yerine "çok haklısınız, bu durum can sıkıcı" diyerek duygusunu onaylamanız yatıştırıcı olacaktır.

 

Şikayetler karşısında takınacağınız tavırlar sıralaması aşağıdaki gibi olmalıdır.

·         Dinle (duy ve empati kur)

·         Özür dile

·         Çöz

·         Teşekkür et

·         Tekrar yaşanmaması için önlem al

 

Müşteriye hizmet verenler samimi olmalıdırlar. Bir sorun hemen çözülemiyorsa veya bir hata yapıldıysa, dürüstçe kabul edilmeli ve süreç hakkında net bilgi verilmelidir. Müşteriyi oyalamak güveni zedeler. Müşteri mağdurken personelin robotik cevaplar vermesi ("prosedürümüz böyle" diyip kestirip atması) son derece yanlıştır. Robotik ve ezberlenmiş cevaplar yerine, müşterinin ismini kullanarak ve duruma özel konuşarak yaklaşılmalıdır.

 

Müşteriye hizmet verenler güvenilir olmalıdırlar. "Sizi 10 dakika içinde arayacağım" denildiyse, mutlaka aranmalıdır. Tutulan küçük sözler, büyük güven inşa eder.

 

Müşteriler hataların olabileceğini bilir ve genellikle hatanın kendisinden ziyade, hatanın sahiplenilmemesinden, sürecin şeffaf yönetilmemesinden ve kendilerine değer verilmediğini hissetmekten şikâyet ederler.

 

Mutsuz bir müşteriyi memnun ederek sadık bir hayran haline getirebilirsiniz. Araştırmalar gösteriyor ki, iyi çözülen şikayetler, standart hizmetten daha fazla sadakat yaratıyor. Yani bir müşteri severek kullandığı ürün veya hizmetinizden dolayı dara düştüğünde siz onun sorununu çözüyorsanız firmanıza, markanıza daha da sadık hale geliyor.

 

Hizmet verenler nasıl müşteri memnuniyeti sağlayabilir?

·         Güleryüz ve Göz Teması: Müşteriyi her zaman güler yüzle karşılayın ve göz teması kurun. Bu, müşterinin kendini değerli hissetmesini sağlar.

·         Hızlı ve Etkili Hizmet: Müşterileri gereksiz yere bekletmemeye özen gösterin. Yoğunluk olduğunda, müşteriye bilgilendirme yaparak bekleme süresini açıklayın.

·         Açık ve Anlaşılır İletişim: Müşterinin sorularına açık, net ve sabırlı bir şekilde yanıt verin. Anlamadığı bir konu varsa tekrar açıklamaktan çekinmeyin.

·         Kişiselleştirilmiş Yaklaşım: Mümkünse müşteriye ismiyle hitap edin ve önceki alışverişlerini veya tercihlerini hatırlayın.

·         Olumlu Dil Kullanımı:Hayır, yapamam” yerine “Şu şekilde yardımcı olabilirim” gibi olumlu ifadeler kullanın.

·         Şikayetleri Fırsata Çevirin: Müşteri şikayetlerini dikkatle dinleyin, empati gösterin ve çözüm için hızlıca aksiyon alın. Sorunu çözdükten sonra müşteriye geri dönüş yaparak memnuniyetini kontrol edin.

·         Teşekkür Edin ve Vedalaşın: Hizmet sonunda müşteriye teşekkür edin ve tekrar beklediğinizi belirtin. Nobel ödüllü psikolog Daniel Kahneman'ın "Peak-End Rule" kuralına göre insanlar bir deneyimi bütünüyle değil, en yoğun olduğu an (zirve) ve en son an (bitiş) ile hatırlarlar. Süreç boyunca ufak hatalar olsa bile, veda (kapanış) mükemmel olursa müşteri mutlu ayrılır.

 

Şirketlerde müşteri memnuniyeti bir departmanın değil, kapıdaki güvenlikten genel müdüre kadar tüm çalışanların ortak sorumluluğundadır. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, insan insana kurulan samimi ve güvene dayalı iletişim her zaman en büyük farkı yaratır.

 

Müşteri Deneyimini Sürekli İyileştirmek Gerekir

Müşteri deneyimi, ürünü satın aldığı anla sınırlı değildir; kapıdaki "Merhaba"dan, uğurlamadaki "Güle güle"ye kadar uzanan bir bütündür.

 

Günümüzde müşteriler firmalardan sadece iyi ve hızlı hizmet beklemiyor, tanınmak, anlaşılmak ve bağ kurmak istiyor. En iyi deneyimi yaşadıkları firmaları tercih ediyor ve tavsiye ediyorlar.

 

Müşteri deneyimini iyileştirmek, günümüzde yalnızca bir rekabet avantajı değil; müşteri sadakatinin, tekrar satışın ve marka itibarının temel belirleyicisidir. Bir şirketin ürün veya hizmet kalitesi ne kadar iyi olursa olsun, kötü bir deneyim tüm algıyı olumsuz etkileyebilir. Bu nedenle müşteri deneyimini geliştirmek için sistemli, ölçülebilir ve sürdürülebilir adımlar atmak gerekir. Tüm çalışanları müşteri deneyimini iyileştirmeye odaklamalı ve ortak projeler kurgulamalısınız.

 

Müşteri deneyimini geliştirmek tek seferlik bir proje değil; sürekli iyileştirme gerektiren bir süreçtir. Dinleyen, anlayan, kişiselleştiren, teknolojiyi doğru kullanan ve tüm organizasyonu müşteri odaklı hale getiren şirketler daha sadık müşteri, daha güçlü marka değeri ve sürdürülebilir büyüme kazanır.

 

Müşteri yolculuğunu haritalarsan, hizmetin her aşamasını planlarsan, personeline güven verir ve onu desteklersen; müşteri “sadece bir müşteri” değil, “değer verilen bir insan” hissiyle gider.

 

Sonuç? Sadık müşteriler, sürdürülebilir büyüme, güçlü marka bilinci... Ve en önemlisi: insan odaklı bir hizmet anlayışı.

 

Müşterilerle temas halinde olan tüm çalışanlarınızı bu bilinçle eğitin ve bu bilince erişmelerini sağlayın.

 

Not 1: İyi bir müşteri deneyimi, müşteriden önce çalışanla başlar. Mutsuz, yetkisiz veya yorgun bir çalışanın müşteriyi mutlu etmesi imkansızdır. Çalışanlarınıza değer verin, onları iyi eğitin ve donatın. (Çalışanlarının en az müşterileri kadar değerli olduğunu belirtmek için Ritz-Carlton oteller zinciri sloganını "Bizler, hanımefendilere ve beyefendilere hizmet eden hanımefendiler ve beyefendileriz" olarak belirlemiştir.)

 

Not 2: Aşağıdaki linklere tıklayarak bu konuyla değinen diğer makalelerimi de okumanızı tavsiye ederim.

 

https://muratsaylan.blogspot.com/2019/10/musteri-temsilcisi-olmak.html

 

https://muratsaylan.blogspot.com/2019/04/b2c-satcs-olmak.html

 

https://muratsaylan.blogspot.com/2019/01/b2b-satcs-olmak.html