Bu makalemde neler bulacağınıza dair kısa bir video oluşturdum. Videoyu izledikten sonra okumayı tercih edebilirsiniz.
Küresel bir araştırmaya (QuickBooks) göre, KOBİ patronlarının %70’e yakını enerjilerini işlerini büyütmeye değil, nakit akışını dengelemeye ve ödeme krizlerini çözmeye harcadıkları için uykusuzluk çekiyormuş. Finansal teknolojiler alanında Xero ve Chaser firmalarının yaptırdığı araştırmalar da benzer şeyi gösteriyor; KOBİ yöneticileri haftalık mesailerinin neredeyse üçte birini yeni satışlar yapmak yerine, vadesi geçmiş alacakların peşinden koşmak ve yaklaşan ödemeleri için finansman aramakla kaybediyor.
Öte
yandan U.S. Bank’ın çarpıcı bir araştırmasına göre iflas eden KOBİ'lerin %82’si
işleri kötü olduğu için değil, sadece tahsilatlarını zamanında yapamayıp kendi
ödemeleri için nakit bulamadıklarından dolayı kepenk kapatıyormuş.
Uluslararası
alacak sigortası şirketi Atradius'un Türkiye Ödeme Alışkanlıkları Barometresi
raporlarına göre de; Türkiye'deki işletmeler satışlarının çok büyük bir
kısmında ödemelerini gecikmeli almakta ve şirketlerin en büyük endişesi "müşterinin
ödeme aczine düşmesi" imiş.
Patronlar,
zamanlarının ve enerjilerinin çok büyük bir kısmını uzayan tahsilat vadeleri
yüzünden oluşan nakit açığını kapatmaya ayırıyor. Bu yüzden patronların en
büyük mesaisi işi yönetmek değil, parayı yönetmek haline geliyor. Anlayacağınız
patronların çoğu “para bulma” derdinde.
Şirketinize
para bulmanın çeşitli yöntemleri var. İlki; alacaklarınızı tahsil etmek.
Diğerleri; bankalardan kredi çekmek veya şirketin/patronun mülklerini satmak
veya tanıdıklardan borç almak. Eminim patronlar, muhasebeciler, finansçılar ve
satıcılar firmalarının alacaklarına yoğunlaşıyorlardır. Çünkü bu kadar alacak
varken para bulmak için “başka yollara” başvurmak hem can sıkıcıdır, hem de
pahalıdır.
Peki
para bulmak için çırpınmayan, iki yakalarını bir araya getirebilen, yani nakit
akışları düzenli olan patronların bu finansal huzurlarının temelinde ne
yatıyor? Elbette alacak yönetiminde başarılılar da ondan.
Alacak
Yönetimi, bir işletmenin vadeli mal veya hizmet satışından doğan alacaklarının
takip edilmesi, güvence altına alınması ve zamanında tahsil edilmesini sağlayan
finansal ve operasyonel süreçlerin bütünüdür.
Alacak
yönetimi; ticari işletmelerin gerçekleştirdiği satışlardan doğan alacakların
zamanında ve planlı olarak tahsil edilebilmesi için alınan aksiyonların
tümüdür.
Kısaca;
"müşteriye satılan malın veya verilen hizmetin parasının, şirketin
kasasına en güvenli ve en hızlı şekilde girmesini sağlama işidir."
Etkili
bir alacak yönetimi sadece vadesi gelen veya geçen borçları istemek/almak
değildir; satış yapılmadan önce başlar ve paranın kasaya girmesiyle sona erer.
Alacak
yönetimi pek çok aksiyon ve tedbir almayı gerektiren yönetim alanıdır.
Ödemesine sadık müşterilerle çalışmak, piyasadan alacakları düşük tutmak,
vadesinde tahsilat yapmak, gecikmiş bakiyeleri hızla tahsil etmek, tahsilat
için müşteriye doğru yaklaşım sergilemek, şüpheli alacakları (yani davalı
alacakları) tahsil edebilmek için güçlü belgelere/kanıtlara sahip olmak,
alacakları çeşitli finansal ve hukuki araçlarla tahsil edebilmeyi garanti
altına alabilmek, gecikmiş tahsilatlardan dolayı oluşan finansman yükünü sebep
olan müşterilere yansıtabilmek, müşterilere kolay ödeme yapabilme araçları
sunmak, alacakları tahsil edebilmek için finans departmanı ile satış
departmanını uyumlu bir şekilde orkestra edebilmek ve daha pek çok yöntem
alacak yönetiminin parçalarından bazılarıdır.
Alacak
yönetiminin inceliklerinden bihaber olan firmalar yeterince kar üretemez, hatta
zarar bile edebilirler. İki örnekle size bunu anlatabilirim.
·
Zamanında tahsil
edilemeyen her 10.000 TL'lik alacak, %7 net kâr marjıyla çalışan bir firma için
140.000 TL'lik satış kaybına eşdeğerdir.
·
Tahsilat kalitesi kötü
olan bir firma, net kârlılığından yıllık %2-3 puan feragat etmektedir. 100
milyon TL cirosu olan bir firmada bu kayıp 2-3 milyon TL'yi bulmaktadır.
Ticaret
dünyasında yaygın bir yanılgı var: Para kazanmak için satış yapmak yeterli
görülüyor, başarı sayılıyor. Oysa gerçek başarı, satılan ürün ya da hizmetin
bedelinin zamanında ve güvenli biçimde tahsil edilmesiyle tamamlanır. Bir
satış, ancak para kasaya girdiğinde satıştır; aksi hâlde o işlem, işletmenin öz
kaynaklarıyla finanse ettiği bir zarardan ibarettir.
Firmalar
fiyatlama yaparken paranın zamanında kasalarına gireceğini öngörürler. Para
zamanında (vadesinde) kasalarına girmeyince (girmeyen miktar kadar) borçlanmak
zorunda kalırlar. Bu borcu isterse bankadan kredi olarak çeksinler, isterse
tedarikçilerine borçlanarak temin etsinler, her iki durumda da bu borç onlara
maliyet (faiz veya vade farkı) getirecektir.
Zamanında
yapılamayan tahsilatların firmalara maliyeti büyük olur ama prk çok patron
bunun farkına varmaz veya ayıp olmasın diye alacaklı olduğu müşterilerini idare
etme yoluna gider.
Mal Nerede? Para Nerede?
Türkiye’de
B2B alışveriş (yani ticaret) aynı perakende satışlarda olduğu gibi çoğunlukla
(ve de maalesef) veresiye dönüyor. Yani satın alan taraf parayı “daha sonra”
ödüyor. Elbette “daha sonra” ödeme konusu satan tarafın bir pazarlama taktiği
(hatta rekabetten dolayı satış zorunluluğu). Maalesef firmalarımızın çoğu
“şimdi al sonra öde” kampanyası sayesinde müşteriyi çekebiliyor. Bir anlamda
veresiye (vadeli) satış yaparak müşteriyi finanse etmek pazarlama aracı haline
gelmiş durumda. Elbette hesabını bilmeyenler için bu pazarlama aracının (vadeli
satışın) maliyeti büyük.
Vadeli satış,
bir mal veya hizmetin bedelinin hemen değil, belirlenen bir süre sonra ödenmesi
şartıyla yapılan satış türüdür. Vadeler genelde 30, 60, 90 veya 120 gündür.
Vadeli satışlarda ürünün fiyatı peşin fiyatına oranla daha yüksektir. Bazı
vadeli satışlar parçalıdır. Örneğin alıcı ve satıcı taraf satış tutarının
ödemeleri için; %25’i peşin, %25’i 30 gün, %25’i 60 gün, %25’i 90 gün sonra
olacak şekilde anlaşabilirler de.
İş
dünyasında vadeler sektörden sektöre, anlaşmadan anlaşmaya değişebiliyor.
Dolayısıyla firmaların gündemlerinde “bakiyeler” veya “gecikmiş bakiyeler” gibi
konular ile bilançolarında “piyasadan alacaklar” diye bir aktif kalemi
oluşuyor.
Her
vadeli satış aslında müşteriye verilen bir kredidir. (Piyasadan alacaklar da
piyasaya verilen kredidir bu anlamda.) Bu yüzden vadeli satışlara “kredili
satış” da denir. Vadeli satış ileri tarihte (vadesinde) havale ile paraya
döneceği için buna “açık hesaplı çalışma” da denir. Açık hesabın miktarı
müşteriye tanınan kredidir. Bu açık hesaba “bakiye” de denir.
Bazı
vadeli satışlarda ise mal/fatura tesliminin hemen akabinde vadeli çek/senet
alınır. Vadesi geldiğinde de bu çek/senet tahsil edilir. Bu iki vadeli satıştan
ilkinde para vadesinde havale ile ödeneceği için müşteri borçlu gözükürken
ikincisinde çek/senet alındığı için müşteri borçlu gözükmez. Ama her iki
durumda da satıcı firma risk sahibidir. Çünkü müşterisi vade
günü geldiğinde havalesini yapamayabilir veya verdiği çek/senedi
ödeyemeyebilir.
Vadesinde
havale mi? Vadeli çek mi? Alacak yönetimi açısından en doğrusu mal/fatura
teslimini takiben anlaşılan vadeye uygun olarak hazırlanmış çek veya senet
almaktır. Böylece hem müşterinizin size borcu kalmaz, hem aldığınız çek/senedi
ödeme aracı olarak kullanabilirsiniz veya kırdırabilirsiniz, hem de müşteriniz
ödeme yapamaz ise hukuki yollardan tahsilat yapmanız kolaylaşır.
Kimlerle vadeli çalışılmalıdır?
Alacak
yönetimi doğru müşteriyi seçmekle başlar. Kötü bir müşteriye
yapılan satış, hiç satış yapmamaktan daha zararlı olabilir; çünkü hem kaynak
kullanırsınız hem de tahsil edemezsiniz. Bu yüzden doğru müşteriler
bulmalısınız, yanlış müşterileri de terbiye edemiyorsanız terk etmelisiniz.
Doğru
müşteri profilinin temel nitelikleri şunlardır:
·
Piyasadaki itibarı
iyidir.
·
Sürdürülebilir büyümesi
vardır. Yıllar içinde büyüdüğüne pek çok sosyal paydaş şahittir.
·
Maddi durumu sağlamdır.
Ödemelerini zamanında ve sözleşilen biçimde yapar. Borcuna ve sözüne sadıktır;
verdiği taahhüdü tutar, tahsilat için sizi yalvartmaz.
·
Telefonlarınıza çıkar,
gecikme olacaksa önceden haber verir, bir kere geciktirirse sonraki alışverişte
erken ödemeye çalışır, geciktirince mahcup olur.
Ödeme
vadesine uymayanlarla, telefon ve mesajlarınıza dönmeyenlerle, sürekli gecikmiş
bakiye bırakanlarla, vade farkı faturası kabul etmeyenlerle vadeli çalışmayı
bırakın. Mali yapısı bozuk olan, dolayısıyla borcuna sadık kalma ihtimali zayıf
olan, geçmişte size veya başka firmalara borç takmış olan firmalara vadeli
satış yapmayın. Peşin parayla satış yapın. Ödeme taahhütlerine uymayan
müşterinize borcunu kapamadan (ödeme yapmadan) yeni bir alım yapmasına izin
vermeyin.
Ödemelerine
sadık müşterilerinize daha fazla “kredi limiti” tanırken, ödemelerine sadık
olmayan müşterilerinizin kredi limitlerini düşürün.
En
iyisi eski, yeni tüm müşterilerinizi ödeme kalitelerine (kredibilitelerine)
göre üç sınıfa ayırmaktır.
·
A
Sınıfı Müşteriler: Düşük riskli
müşteriler. Düzenli ödeme geçmişi olanlar. Mali yapısı güçlü, itibarı yüksek,
banka sicili temiz, Findeks puanları iyi, bilançoları ve gelir tabloları güçlü
müşteriler. Bu müşterilerinizin alım kredi limitleri yüksek olabilir. Onlarla
teminatsız da çalışabilirsiniz. Çek ve senetlerini kabul edin ve başkalarına
güvenle cirolayın.
·
B
Sınıfı Müşteriler: Orta riskli
müşteriler. Zaman zaman ufak gecikmeler yapsa da borcuna sadık, gelişmekte olan
firmalar. Bazen vadesini aşan bazen de vadesinden önce ödeme yapanlar. Teminat
taleplerinize olumlu bakanlar. Aşırı gecikmelerde vade farkı faturası kesmenizi
haklı bulup kabul edenler. Bu müşterilerinizin bakiyelerini sıkı sıkıya takip
edin, sık sık hatırlatma yapın. Alım kredi limitlerini düşük tutun, yani açık
hesap çalışın ama fazla da açılmalarına müsaade etmeyin.
·
C
Sınıfı Müşteriler: Yüksek riskli
müşteriler. Sürekli ödemelerini geciktiren müşteriler. (Bir yandan yüksek
iskonto isteyen, öte yandan ödemesini geciktirdiğinde vade farkı faturasını
kabul etmeyen müşteriler) Karşılıksız çek geçmişi olan, borca batık veya yeni
kurulmuş, geçmişi olmayan firmalar. Bu müşterilerle peşin alışveriş yapın,
vadeli satış yapmayın (açık hesap çalışmayın), yani kredi limiti vermeyin. Az
miktarda satış yapın, ödemeyi aldıktan sonra diğer satışı yapın. En az %50
avans alarak vadeli satış yapın. İskontolarını düşük tutun. Gecikmiş bakiyeleri
için vade farkı faturasını kabul etme şartıyla satış yapın. DBS sistemi ile
çalışın. Olmadı teminat, kefalet veya ipotek alın. Kendi çeklerini değil,
güvenilir müşteri çeklerini kabul edin.
Bu
ayrımı yaptıktan sonra hangi sınıfa kaç gün vade verebileceğinize, ne kadar
iskonto uygulayabileceğinize karar verin ve kararınızı esnetmeden uygulayın.
Örneğin; A sınıfı müşterilerinize son 12 aydaki alımlarının %12’si kadar kredi
limiti, 90/60 günlük vade hakkı ve %5’e kadar iskonto tanımlayabilirsiniz. Buna
karşılık B sınıfı müşterilerinize son 12 aydaki alımlarının %8’i kadar kredi
limiti, 60 /30 gün vade hakkı ve %10’a kadar iskonto tanımlayın. C sınıfı
müşterilere kredi limiti tanımayın ve peşin satış yapın (veya aldığı malın
ödemesini tamamlamadan yeni siparişini sevk etmeyin). Buna mukabil %10’a kadar
iskonto verebilirsiniz. (Burada önerdiğim iskonto oranları elbette firmanın
karlılığına ve ülkedeki enflasyona göre revize edilmelidir. Ben kolay anlaşılması
açısından yuvarlak rakamlar verdim.)
Her
firma kimlere, hangi şartlarda, ne kadar vadeyle, hangi limite kadar ve ne
kadar iskonto yapacağının kurallarını belirlemelidir. Vadeli satış politikaları
belirlenmezse satış departmanı müşterilere gelişigüzel vadeler, iskontolar,
kredi limitleri ve avantajlar uygulayabilir. Bu da eninde sonunda nakit
akışınızı bozar ve müşterilere daha fazla taviz (daha fazla kredi limiti, vade,
iskonto) vermeyle sonuçlanır.
Hassas Denge: Vadeleri Denkleştirmek
Vadeli
satışlar için vade politikanız tedarikçilerinizin vade politikasıyla benzer
olmalıdır. En nihayetinde müşterilerinizden aldığınız ödemelerin bir kısmıyla
tedarikçilerinize olan borçlarınız ödeyeceksiniz. Bu yüzden alacak yönetiminin
tamamlayıcı boyutu, tedarikçilere yapılan ödemelerin zamanlamasıdır. Temel
kural şudur: Bir firma, satışlarındaki tahsilat vadesi kadar tedarikçilerine
vadeli ödeme yapmalıdır, ne daha fazla ne de daha az.
Elbette
farklı müşterilere farklı vadelerde satış yapıyorsunuzdur. Burada önemli olan
ortalama tahsilat sürenizdir. Bunu har ay ölçmenizde ve sağlıklı bir süreye
(örneğin 30 güne) çekmenizde fayda vardır.
Kendi
tahsilat vadenizden daha kısa vadede tedarikçiye ödeme yapıyorsanız ve kar
marjlarınız yüksek değilse nakit akışınızda tökezlersiniz. Tersine, kendi
tahsilat vadenizden çok daha uzun vadede tedarikçiye ödeme yapıyorsanız elde
biriken fazla nakit iyi değerlendirilmediğinde bu da bir risk taşır.
Karlılığın
sırrı yalnızca satın almada, verimlilikte veya marka değerinde yatmıyor.
Tahsilat kalitenizi iyileştirerek de karlılığınızı artırabilirsiniz. Her yıl
müşterilerden daha kısa vadede ödeme almak ve bu kazanımı tedarikçi vadesiyle
dengelemek, net karlılığı yıllık bazda birkaç puan artırabilir.
Müşterilere Açacağınız Kredi Limiti
Vadeli
satışlarda müşterilerinize sonsuz alım hakkı tanıyamazsınız. Açık hesapları,
yani size borçlanmalarının bir sınırı olmalıdır. Hatta ödemelerini
çekle/senetle yapsalar bile. Aksi taktirde çok yüksek finansal risk yüklenmiş
olursunuz.
Şöyle
düşünün; 90 gün vadeli çalıştığınız bir müşteriniz var. Ona kredi limiti
tanımlamadınız her 10 günde bir alım yaptı ve her seferinde de daha fazla
tutarda alım yaptı. Toplam borcu 1,5 milyon TL’ye ulaştı. 100 bin TL’lik ilk
alımın (faturanın) vadesi geldiğinde de havale ile ödeme yapmadı,
telefonlarınıza da çıkmadı, ortadan kayboldu. Kaybınız sadece o 100 bin TL
olmayacak, ondan sonraki alımlarının da ödemesini yapmayacak. Havale ile değil
çek ile çalışsanız da durum değişmeyecek, ilk çekin vadesi geldiğinde
ödenmeyince, diğer çeklerin de ödenmeyeceğini anlayacaksınız. Nur topu gibi 1,5
milyon batığınız var.
Hadi
biraz daha iyimser olalım. Müşteriniz ortadan kaybolmadı diyelim, sadece ödeme
güçlüğü yaşıyor diyelim. İlk ödemeyi geciktirdiyse diğer ödemeleri de
geciktireceği aşikardır. Zar zor ve çok çok tahsil edebileceğiniz 1,5 milyonluk
şüpheli alacağınız var. (Bence o da nur topu gibi)
Bu
durumla karşılaşmamak için ne yapabilirsiniz? Elbette ilk yapmanız gereken her
müşterinize bir kredi limiti tanımlamanız gerekir. Yukarıdaki müşteriye 300 bin
TL’lik kredi limiti tanımlamış olsaydınız müşteri sizden daha fazla alım
yapamayacaktı, böylece kaybınız (riskiniz) 1,5 milyon TL değil, 300 bin TL
olacaktı.
Yani
müşterileriniz daha önce sizden düzenli ödemelerle mal alıyor diye, şimdi
sonsuz miktarda mal alımı yapamamalıdır. Geçen sene sizden bir yıl boyunca 1,2
milyon TL’lik mal alımı yapan 90 gün vadeli çalıştığınız müşterinizin kredi
limiti 300 bin TL olmalıdır. Yani açık hesabı veya sizdeki (henüz vadesi
gelmemiş) çek/senetlerinin toplamı 300 bin TL’ye ulaştıysa, artık size peşin
ödeme yaparak mal alabilmelidir.
Müşterilerinize
tanıdığınız kredi limitleri değişmez değildir. Müşterilerin ödeme
performanslarını her 6 ayda bir değerlendirerek kredi limitlerini revize
edebilirsiniz. Ödeme performansı iyi olanlara daha yüksek kredi limitleri
tanıyabilir, kötü olanların kredi limitlerini kısabilirsiniz.
Kredi
limitlerine uyulmasını da sağlamak da önemlidir. Bu konuda takipçi ve denetçi
olmalısınız. Kredi limiti dolan müşteriye asla sevkiyat yapılmamalıdır.
Bunu da ERP aracılığıyla otomatik hale getirebilirsiniz. Yani kredi limiti
dolan müşteriye irsaliye ve fatura kesilemez, böylece sevkiyat da yapılamaz.
Bunu öğrenen müşteri mutlaka yeter miktarda ödeme yapacaktır.
Bir
müşteriden çek/senet alsanız dahi bu evrakların tutarını o müşteriye açtığınız
kredi limitinden düşmemeniz gerekir. Eğer düşerseniz ve yeni vadeli satışlar
yapmaya devam ederseniz kredi limitinden daha yüksek tutarlı riskler edinmiş
olursunuz. Şöyle ki; 500 bin TL kredi limiti tanıdığınız müşteriniz bu limiti
doldurduğu için sizden mal alamaz. Ama gelip size 45 günlük 500 bin TL’lik
çek/senet vermeyi ve yeni alımlar yapmayı önerebilir. Bunu kabul ederseniz
muhasebesel açıdan müşteriden alacağınız sıfıra düşer ama riskiniz hala 500 bin
TL’dir. Çünkü 45 gün sonra ne olacağını henüz bilemezsiniz. Bir de çeki
aldıktan sonraki 45 günlük sürede o müşteri 400 bin TL’lik sizden alım yaptıysa
durum şöyledir. Müşterinin size borcu 400 bin TL gözükse de riski 900 bin
TL’dir. Bu müşteri iflas etse 900 bin TL batığınız olur. Aldığınız çeki/senedi
kredi limitinden düşmeseydiniz 500 bin TL batığınız olurdu ve sizden 400 bin
TL’lik yeni alımlar yapamazdı.
Müşterilere
tanımladığınız kredi limitlerinin toplamını ve bu limitlerin ne kadarının
dolduğunu, yani kredi limitleri kullanımının oranını da yakından takip
etmelisiniz. Tüm müşterilerin bu limitleri sonuna kadar kullanması sizi müthiş
zorlayabilir.
Doğru Fiyatlama
Vadeli
satış yapıyorsanız öncelikle fiyatlarınız maksimum vade gün sayısına uygun
olacak şekilde olmalıdır. Örneğin peşin fiyatına 8.500 TL’ye satacağınız bir
ürünü en fazla 90 gün vadeli olarak satmak istiyorsanız, o zaman bu ürünün
liste fiyatı 10.000 TL olmalıdır. (Elbette bankadan çekeceğiniz kredinin aylık
maliyetlerine, ülkenin enflasyonuna, dövizin artışına, tedarikçilerinize ödeme
vadelerine göre vadeli fiyatlarınızı belirlemeniz gerekir. Ben burada örnek
kolay anlaşılsın diye 10.000 TL diyorum.)
Bu
fiyat 90 gün vadeli fiyatınızken, daha kısa vadede ödemek isteyene iskonto
sunmalısınız. Mesela; 60 gün vadeli almak isteyene %5, 30 gün vadeli almak
isteyen %10, peşin almak (teslimatta ödeme yapmak) isteyene %15 iskonto
yapmalısınız. Böylece peşin fiyatınız yine 8.500 TL olacaktır.
Liste
fiyatınız 8.500 TL olabilir ve vadeli almak isteyenlere 30, 60, 90 günlük
vadeli fiyatlarınızı (9.000 TL, 9.500 TL,10.000 TL) sunabilirsiniz. Ama bu
durumda fırsatçı müşteriler peşin fiyattan (8.500 TL) uzun vadeli olarak almak
için ısrarcı olacaklardır. Hatta peşin fiyattan alıp, olabildiğince geç ödeme
yaparak avantaj elde etmeye çalışacaklardır. Bu fırsatçı müşterilerle mutlaka
başa çıkmalısınız. Tek bir alımda bunu size yapabilirler ama daha sonraki
alımlarda bunu size yapamamalıdırlar. Bunun yolu önce ödeme, sonra sevkiyattır
veya vade farkı faturası kesmektir.
Liste
fiyatlarınızı 90 gün vadeli olarak yayınlarsanız vadeli satışta müşteriye
sağladığınız kredinin size olan finansman yükünü karşılayabilirsiniz. Ayrıca
müşteriyi erken ödeme seçeneklerine zorlayabilirsiniz. Bu sistemi tutarlı
uyguladığınızda müşterileriniz ödeme zamanlamasını kendi yönetir hâle gelir.
(Vadeli almasına rağmen erken ödeme yaparsa iskonto faturası kesme seçeneği de
sunabilirsiniz.)
Erken
ve düzenli ödemeyi ödüllendiren bir iskonto sistemi kurmak, tahsilat kalitesini
sistematik biçimde artıran en etkili araçlardan biridir.
Elbette
teslimattan önce, yani siparişte ödeme yapmak isteyene daha fazla iskonto
uygulayabilirsiniz. Veya 90 günden daha fazla vade ile almak isteyene de her ek
30 gün için fiyatı %5 artırarak fatura kesebilirsiniz. 90 gün vadeli alıp da
daha erken ödeme yapmak isteyene (örneğin 45.günde) size fiyat farkı faturası
(%7,5 indirime denk gelecek şekilde) kesmesini isteyebilirsiniz.
Sizden
ilk defa alım yapacak müşterilere vadeli satış yapmamanızı öneririm. Onlar ilk
alımlarını peşin fiyattan yapmalıdır ve önce ödeme alınmalı, sonra ürün/hizmet
verilmelidir. Bu yeni müşterilerin araştırılması ve yeterince tanınması
sonrasında güvenilir olduklarına kanat getirildikten sonra vadeli satış
yapılmalıdır.
Mali İstihbarat
Vadeli
satış yapılacak yeni müşteri hakkında “mali istihbarat” yapılmalıdır, yani
finansal geçmişi, ödeme gücü ve piyasa itibarı araştırılmalıdır. Buna “müşteri
risk analizi” denir. Bu analizin sonucunda müşteriye özel bir "kredi
limiti" belirlenir.
Müşteri
risk analizinin amacı; "Bu müşteriye vadeli (kredili) mal satarsam,
paramı zamanında geri alabilir miyim?" sorusuna yanıt bulmaktır.
Mali
istihbarat deyince akla ilk gelen müşteri adayını yerinde ziyaret etmektir.
Sadece ofisini değil, üretim alanını, stok ve sevkiyat alanını görmektir. Bu
ziyarette firmaya ve mali durumuna dair güçlü hisler edinebilirsiniz. Elbette
istihbaratınızı ziyaretle sınırlı tutmamalısınız. Çünkü pek çok kötü niyetli iş
adamı tedarikçilerinde güven yaratmak için göz boyayan ofis ortamı oluşturur.
Mali
istihbaratın en güçlü yöntemi Findeks raporudur. Findeks raporu,
Türkiye'deki en önemli risk analiz aracıdır. Müşterinin rızası ile alınır.
Şirketin bankalara olan kredi borçlarını, gecikmelerini ve en önemlisi
karşılıksız çek / protestolu senet geçmişini gösterir.
Bankaların
1995 yılında oluşturduğu Kredi Kayıt Bürosu (KKB) 2014 yılından beri findeks.com sitesi
üzerinden bireylerin ve şirketlerin kredibilite raporlarını yayınlamaktadırlar.
Satıcı firmaların yeni bir ticari müşterinin risk durumunu analiz etmek için
onun Findeks raporunu görmek istemesi reel sektörde oldukça yaygın ve doğru bir
uygulamadır. Ancak finansal verilerin gizliliği kanunlarla (KVKK) korunduğu
için, bir firma başka bir firmanın raporuna doğrudan ulaşamaz; karşı tarafın
onayını almak zorundadır.
Müşterinin
Findeks raporuna bakabilmek için; müşteri şahıs firması ise T.C. Kimlik
Numarası, limited veya anonim şirket ise Vergi Kimlik Numarası (VKN) ve
şirketin tam unvanı alınmalıdır. Müşteriden onay almak için de, "Sizinle
yapacağımız ticari çalışma kapsamında Findeks üzerinden Risk/Çek Raporu onay
talebi göndereceğiz, lütfen şirket yetkilinizin Findeks sistemine (veya
SMS/E-posta ekranına) düşecek olan talebi onaylamasını rica ederiz"
şeklinde ön bilgilendirme yapılmalıdır.
·
Findeks.com sitesi üzerinden firmanızı ticari üye
yaptıktan sonra menüden "Raporlar" veya "Talep Yönetimi"
sekmesine gelin. Almak istediğiniz rapor türünü (Örn: Ticari Risk Raporu veya
Çek Raporu) seçin. Karşınıza çıkan ekrana, müşterinizden aldığınız Vergi Kimlik
Numarasını (VKN) veya T.C. Kimlik Numarasını girerek sorgulama başlatın. Siz
sorgulamayı başlattığınızda sistem müşteriye otomatik olarak bir Onay Talebi
gönderir. Raporun ekranınıza düşmesi için müşterinin bu talebi onaylaması şarttır.
Müşteri onay verdiği an, rapor sizin Findeks ekranınızdaki "Gelen
Raporlar" veya "Rapor İzleme" bölümüne düşer. Bu raporu
görüntülemek ücrete tabidir. Findeks hesabınızda tanımlı bir paket (kredi)
varsa ondan düşer, yoksa kredi kartıyla tek seferlik ödeme yaparak raporu PDF
olarak indirebilir veya ekranda inceleyebilirsiniz.
·
KKB'nin Findeks raporu
üretebilmesi için o firmanın bankacılık sistemiyle bir teması olması gerekir.
Hiç kredi kullanmamış, hiç çek/senet işlemi yapmamış, bankayla sıfır teması
olan, tamamen nakit bazlı çalışan minik bir esnaf veya şahıs firması için
KKB'de dolu bir risk geçmişi bulunmaz. Böyle bir firma sorgulandığında rapor
çok "boş" çıkar; ne olumlu ne olumsuz bir veri yoktur. Bu yüzden
Findeks raporu istediğinizde her zaman "zengin" bir rapor almayı
garanti edemezsiniz; firmanın bankacılık geçmişi neyse rapor da o kadar dolu
veya boş çıkar. Tam bu boşluğu doldurmak için KKB ayrıca Web Skor modeli
geliştirmiştir: firma hakkında kısıtlı bir dış istihbarat bulunabildiğinde, hiç
kredi geçmişi olmadığında veya zayıf bir kredi geçmişi durumunda kredi kararını
destekleyici güçlü bir analitik tahmin modeli olarak kullanılabilmekte ve
böylece daha çok firmanın krediye erişimi sağlanabilmektedir. Yani kredi
geçmişi olmayan firmalar için KKB, bankacılık dışı dijital/alternatif verilerden
bir tahmini risk skoru üretir.
Eğer
bu dijital onay süreçleriyle uğraşmak istemiyorsanız, müşterinizden kendi
Findeks raporunu kendisinin indirip (PDF olarak) size e-posta ile göndermesini
de talep edebilirsiniz. Ancak bu yolda raporun güncelliğini ve doğruluğunu
(üzerinde oynama yapılıp yapılmadığını) teyit etmek adına raporun sağ üst
köşesindeki "Karekod" veya "Rapor Doğrulama Kodu"
aracılığıyla Findeks sitesinden raporun orijinal olup olmadığını mutlaka
kontrol etmenizi öneririm.
Findeks
raporundan edindiğiniz izlenim size hala güven vermiyorsa müşterinizden,
halihazırda mal aldığı 2-3 tedarikçiyi referans olarak vermesini
isteyebilirsiniz. Ardından bu firmaları arayarak "X firması ödemelerini
düzenli yapar mı? Nasıl bir müşteridir?" gibi sorularla istihbarat
yapabilirsiniz.
Müşteri
adayı tanınmış bir firmaysa elbette yukarıdaki istihbaratları
yapmayabilirsiniz. Ya da müşteri adayının alıngan olduğunu düşünüyorsanız
kendisinden yukarıdaki bilgi ve belgeleri talep etmeyip, gizli bir istihbarat
yürütebilirsiniz. Örneğin sık çalıştığınız bankadaki müşteri temsilcinizden
istihbarat isteyebilirsiniz veya müşterinizi tanıyan etrafınızdaki firmaları
araştırıp onlara sorabilirsiniz veya internet araştırması yaparak firma
hakkında çıkan haberlerden mali durumunu öğrenmeye çalışabilirsiniz. Şirket ve
ortakları hakkında Google'da, sosyal medyada veya şikayet sitelerinde
(Şikayetvar vb.) yer alan haberlerden epey çıkarımlar yapabilirsiniz. (Bu
internet araştırmasını yapay zekaya da yaptırtabilirsiniz. Yapay zeka
müşterinin dijital dünyadaki ayak izlerini tarayarak anlamlı risk verileri
üretir. Buna finans literatüründe "Alternatif Veri" denir. Yapay zeka
algoritmaları, hedef şirketin ve ortaklarının Google, şikayet siteleri,
LinkedIn ve hatta yerel haber sitelerindeki dijital ayak izlerini tarar. Şirket
hakkında çıkan "maaşları ödeyemiyorlar", "tedarikçilerle
mahkemelik oldular", "fabrika binasını devrediyorlar" gibi metin
verilerini okur ve risk skoru belirleyebilir. Aslında her 2-3 ayda bir tüm
müşterileriniz hakkında yapay zekaya bu istihbaratı yaptırmanızda fayda vardır.
Hangi müşterinizin ne zaman zora gireceğini bilemezsiniz, ama yapay zeka
sayesinde tüten dumanı fark edebilirsiniz.)
Aslında
vadeli satış yapıyorsanız müşterilerinizden Vergi Levhası, Ticaret Sicil
Gazetesi, İmza Sirküleri, Faaliyet Belgesi, Bilanço ve Gelir Tablosu bile
isteyebilirsiniz. Çünkü vadeli satış yaparak onlara kredi açmaktasınız.
Bankalar ticari müşterilerinden bu evrakları istiyorsa siz de isteyebilirsiniz.
Ki büyük firmalar zaten alt satıcılarından (yani müşterilerinden) bu tip
evrakları istediği için hemen her firma buna alışıktır. Siz “ayıp olur”
diye, müşteri “hayırdır” der diye istemeye çekiniyor
olabilirisiniz. Büyük montanlı satışlarda veya birden ortaya çıkan ve
tanımadığınız yeni müşterilerde firmanın varlığını teyit etmek ve ödeme gücünü
öğrenebilmek için bu evrakları istemeye hakkınız vardır. Çekinmeyin isteyin.
Tahsilat Satıştan Başlar
Ödeme
gücü olan, doğru müşterileri bulsanız da, onlardan da vadesinde tahsilat
yapamayabilirsiniz. Vadesinde tahsilat için satış görüşmeleri (veya
tekliflerinizde veya sözleşmelerinizde) tahsilata dair net ibareler olmalıdır.
Ayrıca sadece bu yazılı ibarelerle yetinmemeli satış görüşmeleri (ve
pazarlıklar) sırasında müşteriye bu ibareler açıklanmalı, hatırlatmalı ve kabul
ettirilmelidir.
Bir
satış görüşmesinde fiyat, iskonto, adet ve ürün kadar ödeme koşulları da, yani
vade ve ödeme araçları da netleştirilmelidir. Satıcının sözleşme kalemlerine
gösterdiği özen, ilerleyen günlerde yaşanacak tahsilat sorunlarının yüzde
seksenini başlangıçta engeller.
Tekliflerde
veya satış sözleşmelerinde mutlaka yer alması gereken üç unsur vardır:
·
Net
Vade: 30 / 45 / 60 gün
gibi yoruma yer bırakmayan açık bir süre.
·
Net
Ödeme Yöntemi: DBS, havale, çek
veya kredi kartı; hangi kanaldan ödeme alınacağı baştan bağlanmalıdır.
·
Net
Gecikme Sonucu: Gecikme durumunda
(vade farkı faturası, sevkiyat durdurma, kredi limitini düşürme gibi) ne tür
aksiyonlar alınacağı müşteriyle önceden mutabık kalınmalıdır.
·
Faturada ödeme gününün tarihi ve çalışılan bankaların
IBAN numaraları da yer almalıdır. Böylece karşı taraf “IBAN’ınızı
bilmiyorduk” ayağına yatamaz.
Tahsilat
kalitesindeki iyileşmenin en hızlı yolu, satıcıları bilinçlendirmektir.
Satıcıların tahsilat konusunda bir basamak ilerlemesi, firmanın tahsilat
kalitesinde iki basamak ilerlemesi anlamına gelir. Bunun nedeni basittir:
Tahsilat öncelikle satışın görevidir.
Kaliteli tahsilatınız yoksa satış size kar değil zarar getirir.
En
iyi tahsilat “para bu tarafa, mal bu tarafa” yöntemine dayanandır. Yani
malı vermeden önce parayı almaktır. Tüketicilere yapılan satışta genellikle bu
böyledir. Marketlerde ve mağazalarda önce ödeme yapar, sonra ürünü alıp
çıkabiliriz.
Evet,
bir zamanlar mahalle esnafı mahalleliye “veresiye” satış yaparmış.
Elbette karlı satışlar yaparak finansal güce erişmiş olan mahalle esnafı bunu
yapabilirmiş. Kaldı ki veresiye defteri kabarık olan esnaflar genelde yeterince
kar da üretemez. Zaten süpermarketlerle rekabet etmek için yeterince karlı satış
yapamayan esnaflar artık “veresiye” satış yapamıyor.
B2B
satışlarda bazı sektörlerde alıcı verdiği siparişle birlikte ödemenin tamamını
veya önemli bir kısmını yapar ve verdiği siparişin üretilmesi için aylarca
bekler. Bakiyesini kapamadan da siparişini teslim alamaz. Ama bu “güzel” durum
çok az sektör için geçerlidir. B2B’de çoğunlukla ödemeler (dolayısıyla
tahsilatlar) vadelidir. Vade uzadıkça firmanın riskleri de finansal yükleri de
artar.
Firmalar
borcu yüzünden batmaz; nakit akışı yüzünden batar. Piyasadan alacakları,
ödeyemediği çekin kat be kat üstünde olan bir işletme düşünün. Alacakları
ödenmedi diye maaşları gecikmeye başlamış, pahalı kredilere yönelmek zorunda
kalmış ve nihayetinde sadece bir çekini karşılayamadığı için bankalar üzerine
çullanmış ve piyasadaki güvenilirliğini yitirmiş. Bu tablo, Türkiye'de her gün
onlarca işletmenin yaşadığı gerçektir.
Vadeli
satış yapan bazı firmalar satışların da artmasının etkisiyle tahsilata
yeterince önem vermezler. Vade takiplerini sıkı sıkıya yapmazlar. Bakiye
raporlarını yeterince incelemezler. Vadesini geciktiren müşterilere müsamaha
gösterirler. Bu durum elbette tahsilat kalitesizliği getirir. Gecikmiş
bakiyelerin son 12 aydaki satışlara oranı artar, ortalama vade süreleri
yükselir.
Tahsilat
kalitesizliğinin şirkete yansıması yalnızca nakit açığıyla sınırlı değildir.
Nakit akışının bozulması bir domino etkisi başlatır:
1.
Adım: Nakit akışı bozulur → Tedarikçilere geç ödeme
yapılır.
2.
Adım: Geç ödeme nedeniyle tedarikçiler iskonto
kaldırır → Alım maliyetleri artar.
3.
Adım: Artan maliyetleri karşılamak için pahalı kredi
çekilir → Finansman giderleri şişer.
4.
Adım: Maaşlar gecikmeli ödenir → Nitelikli çalışanlar
şirketi terk eder.
5.
Adım: Ürün/hizmet kalitesi düşer → Satışlar azalır,
müşteri kaybı başlar.
6.
Adım: Azalan satış + artan maliyet = zarar → Çek
protestosu → İflas.
Bu
kısır döngünün tetikleyicisi çoğu zaman “müşteri ödemiyor” bahanesiyle örtülür.
Oysa gerçek neden, başından itibaren kurulmamış bir tahsilat disiplinidir.
Ortalama Tahsilat Süresi (OTS)
Bir
işletmenin sağlığını ölçen en kritik gösterge kâr rakamı değil, nakit
döngüsüdür. Sipariş > Üretim/Temin > Teslimat > Faturalama > Tahsilat
zincirinin her halkası ne kadar kısa ve sağlam tutulursa, şirketin finansal
direnci de o ölçüde artar.
Şu
anda müşterilerinizden alacaklarınızın toplamı ile son 12 ayda müşterilerinize
yaptığınız satışların toplamı arasında karşılaştırma yapmalısınız. Aynı şekilde
gecikmiş bakiyelerin toplamı ile kredili satışlarınızın toplamı arasında da
karşılaştırma yapmalısınız.
Kredili
satışlarınızın tahsilatını ortalama 60 gün olarak hedeflediyseniz bu satışların
ortalama tahsilat süresi (OTS) 60 gün olmalıdır. Hedeflediğiniz
(kurguladığınız) OTS’yi aşarsanız nakit akış döngüsünde sorun yaşarsınız.
OTS'nin düşük tutulması, şirketin aynı sermayeyle daha fazla iş
yapabilmesi anlamına gelir. Yüksek OTS ise şirketi farkında olmadan bankaya
borçlandırır; çünkü tahsil edilemeyen alacak için dışarıdan kredi çekilir ve
faiz ödenir.
Burada
önemli bir ayrımı da vurgulamalıyım. OTS (Ortalama Tahsilat Süresi), şirketin
genelini tek bir rakama sıkıştırır. "OTS'miz 48 gün" dersiniz
ve bunun normal göründüğünü düşünürsünüz. Oysa bu 48 gün, hem 5 günde ödeyen
müşterilerinizi hem de 180 günde ödeyen müşteriyi barındırıyor olabilir. OTS
ortalaması iyiyken, içerideki çürük elma gizleniyor olabilir. Bu sebeple
ödemelerini 1-15 gündür geciktirenler, 16-30 gündür geciktirenler, 31-45 gündür
geciktirenler, 46-60 gündür geciktirenler ve 60 ve daha fazla gündür
geciktirenler diye ayrım yapıp, her bir grubun tutarlarına bakarak analiz
yapmanızda fayda var.
Firmanızın OTS’sini
şöyle hesaplayabilirsiniz. Birinci adım; ticari alacaklarınızı son bir yıldaki
vadeli satışlarınızın toplamına bölün. İkinci adım; çıkan rakamı 365 ile
çarpın. Elde ettiğiniz sonuç Ortalama Tahsilat Sürenizi verecektir.
Örnek
Hesaplama: Diyelim ki müşterilerinizden alacağınız 4 milyon TL. Son bir yılda
da vadeli satışlarınızın toplamı 40 milyon TL. Bu veriden yola çıkarak 4/40 =
0,1 rakamına ulaşırız. Bunu da 365 ile çarpacak olursak OTS’nizi 36,5 gün
olarak hesaplarız. Alacağınız 8 milyon olsaydı OTS’niz 73 gün çıkacaktı.
Tahsilat
kalitesi ölçülmeden iyileştirilemez. OTS’ye ek olarak; DSO’nuza, ADH’nize,
GBO’nuza bakmanız gerekir.
DSO, ADH, GBO
OTS
sadece vadeli satışları baz alır. Tüm satışlarınızı hesaba katmak
isteyebilirsiniz. (Buna DSO, Days Sales Outstanding denir) Bu
durumda ticari alacaklarınızı son bir yıldaki hem peşin hem vadeli
satışlarınızın toplamına bölersiniz. Çıkan rakamı 365 ile çarparsınız. DSO
sürenizi bulursunuz.
Peşin
satışlarınız yüksekse DSO, OTS'den belirgin biçimde düşük çıkabilir ve bu sizi
yanıltabilir. Bu yüzden ikisini birlikte kullanın; OTS vadeli satış
disiplininizi, DSO ise genel tahsilat hızınızı gösterir.
DSO'nuz,
müşterilerinize tanıdığınız ortalama vadenin en fazla %20 üzerinde olmalıdır.
Ortalama vadeniz 30 günse DSO'nuzun 36 günü geçmemesi gerekir. Geçiyorsa
tahsilat kaliteniz bozulmuş demektir.
Bence
bir firmanın müşterilerinden alacakları son 12 ayda yaptığı tüm satışların
toplamının %10’u civarında olmalıdır. Eğer bu oran %15 ve üzeriyse o firmanın
tahsilat kalitesi de alacak yönetimi de kötü demektir.
Alacak Devir Hızı (ADH), bir işletmenin müşterilerine yaptığı vadeli
satışlardan doğan ticari alacaklarını ne kadar hızlı tahsil ettiğini gösteren
önemli bir finansal göstergedir. ADH hesaplanırken öncelikle bir dönem
belirlenir. Bu dönem; aylık, çeyreklik ya da yıllık olabilir. Seçilen döneme
ait dönem başı ve dönem sonu ticari alacaklar toplanarak ikiye bölünür ve
Ticari Alacak Ortalaması (TAO) elde edilir. Ardından, aynı döneme ait kredili
(vadeli) net satışlar, bu ortalama alacak tutarına bölünerek Alacak Devir Hızı
(ADH) hesaplanır.
Bir
örnekle ADH hesaplaması yapalım. Bir firmanın yıllık verileri şöyle olsun:
·
Net kredili satışlar:
500.000 TL
·
Dönem başı alacaklar:
80.000 TL
·
Dönem sonu alacaklar:
120.000 TL
TAO:
(80.000 TL + 120.000 TL) / 2 = 100.000 TL
ADH:
500.000 TL / 100.000 TL = 5
ADH’niz;
·
Yüksekse; Alacaklar hızlı tahsil ediliyor, Nakit
akışı iyi, Firma müşterilerden çabuk ödeme alıyor demektir.
·
Düşükse: Tahsilatlar yavaş, Nakit sıkıntısı
olabilir, Riskli müşteri politikası olabilir demektir.
Gecikmiş Bakiye Oranı (GBO): Vadesi gelen alacaklarınızın ne kadarını zamanında
tahsil edebiliyorsunuz? Belli bir süredeki tahsilatlarınızın ne kadarı
vadesinde oldu, ne kadarı gecikmiş bakiye tahsilatıydı? Yaptığınız
tahsilatların içinde gecikmiş tahsilatlar epey yer kaplıyorsa gecikmiş
bakiyelerin toplam bakiye içindeki payının büyük olduğuna işaret olabilir.
Sağlıklı olan GBO oranınızın %10’u geçmemesidir. Yani tüm alacaklarınızın
içinde normal bakiye oranı %90 iken, gecikmiş bakiye oranı %10 olmalıdır.
Tahsilatı Kendi Kaderine Bırakmayın
Pek
çok firma paraya sıkıştığı zaman tahsilata yükleniyor. Ama iş işten geçmiş
oluyor. Yeterince tahsilat yapılamıyor. Dolayısıyla ödeme güçlüğü yaşanıyor,
itibar kaybediliyor ve maliyeti yüksek krediler çekiliyor.
Evet
güvenilir müşterilerle çalışıyor olabilirsiniz. Paraları olduğunda size ödeme
yapacaklarına inanıyor olabilirsiniz. Ama bu inancınız suistimale açıktır ve
mutlaka suistimal de edilir.
Nakit
sıkışıklığına girmek istemiyorsanız alacak yönetimine ve tahsilat disiplinine
dair yöntemleriniz ve kurallarınız olmalıdır.
Her
pazartesi günü alacaklarınızı muhasebe departmanından aşağıdaki gibi bir liste
(bakiye raporu) olarak istemeyi ve incelemeyi alışkanlık haline
getirmeniz gerekir. Eğer böyle bir bakiye takip disiplininiz olursa tahsilat
kaliteniz iyileşir.
Bu bakiye
raporu sayesinde öncelikle hangi müşterilerden ne kadar alacağınız
olduğunuz, ne kadar risk barındırdıklarını, hangi müşterilerinizin ödemelerine
sadık olduğunu hangilerinin olmadığını göreceksiniz. Onlara verdiğiniz
(tanımladığınız) vadeleri, kredi limitlerini ve iskontoları sorgulayacak, belki
de değiştireceksiniz. Ardından gecikmiş bakiyeleri sorgulayacak, neden tahsilat
yapılamadığını ve bunların tahsilatı için hangi adımların atıldığını
öğreneceksiniz. Gecikmiş bakiyeleri tahsil etmek için hangi politikaları
uygulayacağınıza, sizin mi, yoksa şirket avukatının mı devreye girmesi
gerektiğinde karar vereceksiniz. Normal bakiyeler için ödeme vadesinden 3 gün
önce uyarılarınızı yapacaksınız. OTS’yi düşürmek için yeni politikalar devreye
sokacaksınız.
Not:
Bu bakiye raporundaki sondan beşinci kolon (gecikmiş bakiye yaşı) alacak
yaşlandırmasıdır. Yani ödeme (vade) gününden sonra kaç gün geçtiğini
gösterir. Dilerseniz siz gecikmiş bakiyeyi “1 gün ve üstü gecikenler”, “30
gün ve üstü gecikenler” ve “60 gün ve üstü gecikenler” diye 3 sütuna
ayırabilirsiniz. Böylece her biri için hangi farklı tahsilat politikalarını
yürüteceğinizi kurgulayabilirsiniz.
Peki
böyle bir bakiye raporu aldığınızda tahsilat için önceliğiniz neler olmalıdır?
·
Önce yüksek tutarlı,
gecikmiş alacaklar ele alınmalıdır.
·
Sonra gecikme süresi en
uzun olan alacaklara odaklanılmalıdır.
·
Küçük tutarlı ve kısa
gecikme süreli gecikmiş alacakları en sona bırakın ama asla boşlamayın. Damlaya
damlaya göl olur, unutmayın.
Örneğin;
yukarıdaki tabloda 2.müşteriye dikkat edin: Son 12 ayda sadece 3 milyon TL’lik
alım yapmış ve kendisine 240 bin TL limit tanımlanmış. Ancak şu anki toplam
bakiyesi 270 bin TL (yani limitini aşmış) ve bunun 240 bin TL'si 65 gündür
gecikmede! Üstelik henüz vadesi gelmemiş 200 bin TL’lik de çeki var elimizde.
Risk 470 bin TL’ye ulaşmış. Kredi limitinin 230 bin üzerinde. Bu müşteri,
finans ve satış ekibinin acilen sevkiyatı durdurup masaya oturması gereken
"yüksek alarm" seviyesindeki bir profildir.
Tahsilat,
tam bir “bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olur” durumudur.
Tahsilatı bu tip raporla takip etmeniz hem muhasebe ve finans departmanını hem
de satış departmanını tetikler. Onların da tahsilata önem vermesini sağlar.
Her
hafta alacağınız bu bakiye raporlarını arşivleyin, böylece haftalık değişimleri
görmüş olursunuz. Çünkü risk çoğu zaman tek haftada değil, kademeli bozulmada
ortaya çıkar.
·
Geçen hafta toplam
bakiye neydi? Risk miktarı ne kadardı?
·
Gecikmiş bakiye artıyor
mu azalıyor mu?
·
OTS son 3 ayda bozuluyor
mu?
·
Limit kullanımı sürekli
yükseliyor mu?
Yaşlandırma
analizini de içeren bu bakiye raporunu düzenli alan firmalar bunu aynı zamanda
güçlü bir erken uyarı sistemi olarak kullanır. Bir müşterinin borcu geçen hafta
ikinci haftasındaydı, şimdi üçüncü haftaya kaydı. Henüz alarm sesi çıkmıyor ama
bu kayış, o müşterinin nakit akışında bir bozulmanın habercisi olabilir.
Elinizi çabuk tutup müşteriyi arar, neler döndüğünü anlarsınız. Belki tedarikçi
baskısına girmiştir, belki büyük bir alacağını tahsil edememiştir. Durumu erken
fark ettiğiniz için hem ilişkiyi kurtarabilirsiniz hem de ek risk almadan önce
sevkiyatı durdurabilirsiniz.
Aksini
düşünün: Yaşlandırma analiziniz yoksa, 3 ay sonra bir müşterinizin 500.000
TL'lik borcunun zaten 2 aydır gecikmede olduğunu, üstelik o sürede sizden
200.000 TL'lik daha mal çektiğini fark edersiniz. Bu noktada yapabileceğiniz
fazla bir şey kalmamış demektir.
Finans
departmanınız gecikmiş bakiyelerin yaşlandırmasını da içeren bu bakiye raporunu
ERP programınızdan otomatik olarak alabilir. (ERP programlarının böyle bir
yeteneği var.) Alamıyorsa, muhasebeciniz bu raporu Excel'de hazırlamalıdır.
Yarım gününü alır. Muhasebecinizden bakiye raporunu her hafta pazartesi sabahı
düzenli olarak isteyin. Raporun değerlendirmesini hem muhasebe/finans
departmanıyla hem de satış ekibiyle yapın. Tahsilat kalitenizin geliştiğini
haftadan haftaya göreceksiniz.
Nakit Akım Projeksiyonu
Yapacağınız
tahsilatlarla ödemelerinizi yapacağınızdan bahsetmiştik. Bana göre gelecek ve
gidecek parayı denkleştirmek bir sanattır. Günlük olarak nakit akışımızı görmek
ve giderleri karşılayacak tahsilatlar gerçekleştirmek bir beceri olabilir. Ama
gerçek finansal olgunluk, bugünkü tabloyu okumak ve gereğini yapmak değil;
önümüzdeki 13 haftalık süreçte hafta hafta kasanıza ne zaman ne kadar para
gireceğini ve her hafta hangi ödemelerin sizi beklediğini önceden
görebilmektir. Buna Nakit Akım Projeksiyonu denir. Ve alacak
yönetimi bu projeksiyonun en kritik girdisidir.
Pek
çok firma tahsilatı reaktif yönetir. Para gerekince koşturur, müşteriyi arar,
borç ister. Ama nakit açığı zaten baş göstermişse iş işten geçmiştir. Pahalı
kredi çekilir, tedarikçiye geç ödeme yapılır, maaş günü sıkışılır. Oysa nakit
açığını birkaç hafta öncesinden görebilseydiniz, tedbiri vaktinde
alabilirdiniz. İşte bu yüzden nakit akım projeksiyonu bir lüks
değil, nakit döngüsünü sağlıklı tutmak isteyen her firmanın zorunlu aracıdır.
Nakit
akım projeksiyonu aslında çok basit bir soruyu yanıtlar: "Önümüzdeki
haftalarda kasama ne zaman ne kadar para girecek ve o dönemde ne zaman ne kadar
para çıkacak?"
·
Giren para = Tahsilat
Projeksiyonu (Müşterilerden beklenen ödemeler)
·
Çıkan para = Ödeme
Projeksiyonu (Tedarikçilere, personele, vergi dairesine, bankaya yapılacak
ödemeler)
Bu
iki sütun örtüşüyorsa firmanız sağlıklıdır. Ödemeler tahsilatların önüne
geçiyorsa nakit açığı kaçınılmazdır. Tahsilatlar ödemelerin çok üzerindeyse
eldeki nakdin verimsiz beklediği anlamına gelir; bu da ayrı bir kayıptır.
İşte
tam bu yüzden alacak yönetimi ile nakit projeksiyonu birbirinden ayrı
düşünülemez. Müşteri ödemelerini doğru tahmin edemezseniz projeksiyonunuz kağıt
üzerinde kalır. Müşteri ödemelerini vadeleri kaydırarak, vade farkı uygulayarak
veya erken ödeme iskontolarıyla hızlandırarak projeksiyonunuzu aktif olarak
şekillendirebilirsiniz.
Not:
Yakında borç yönetimi üzerine de bir makale yayınlayacağım.
Nakit
projeksiyonunun kalitesi, tahsilat tahmininin kalitesiyle doğrudan orantılıdır.
Tahsilat tahmini ise iki kaynaktan beslenir.
·
Birincisi
kesin ve bilinen tahsilatlar. Bunlar elinizde zaten var olan çek ve senetlerdir. Vadesi 15
Mart olan 400.000 TL'lik bir çekiniz varsa, o para 15 Mart'ta kasanıza
girecektir; bu bir tahmin değil, neredeyse bir kesinliktir. (Karşılıksız çıkma
ihtimalini göz önünde tutarak A sınıfı müşterilerin çeklerini %100, B sınıfı
müşterilerin çeklerini %90, C sınıfı müşterilerin çeklerini %70 olasılıkla
tahsil edeceğinizi varsayabilirsiniz.)
·
İkincisi
beklenen tahsilatlar. Bunlar
"vadesinde havale" ile ödeyeceğini söyleyen müşterilerinizden
beklediğiniz ödemelerdir. Bu kısmı geçmiş ödeme performansına göre
ağırlıklandırmanız gerekir. Ödemelerinin %95'ini zamanında yapan bir A sınıfı
müşteriden beklenen 200.000 TL'yi projeksiyona %95 güvenle yazarsınız. Ama
sürekli geciktiren bir C sınıfı müşteriden beklenen 150.000 TL için bu oran
belki %50'ye düşer; o parayı planladığınız haftaya değil, 2 hafta sonrasına
yazarsınız.
Bu
ağırlıklandırmayı yapmazsanız projeksiyonunuz sürekli iyimser çıkar ve sizi
yanıltır. Sahada patronların en sık düştüğü tuzak budur: Kâğıt üzerinde
"zaten bu hafta şu müşteriden para geliyor" diye rahatlarlar ama o
para gelmez, hafta kapanır, ödeme çıkamaz.
Aşağıdaki
nakit akım projeksiyonu (NAP) raporunu önünüzdeki 3 ay için haftalık olarak
çıkarmanızı öneririm. Her hafta bir hafta geride kalacak, yeni bir hafta
devreye girecektir. Güncellemelerle birlikte önünüzdeki 3 ayı, hafta hafta
olarak net görebilecek ve hangi aksiyonları almanız gerektiğini
görebileceksiniz. 13 hafta sonrasını aylık olarak işlemeniz yeterlidir.
Bu
tabloyu ilk kez gören bir patron şunu sorar: “7 hafta sonra (15 ve
16.haftalarda) ekside görünüyorum, ne yapayım?"
Cevap şudur: Gelecekteki
nakit sıkışıklığını şimdiden görebildiğiniz için strese girmeden, akıllıca
düşünerek pek çok çözüm üretebilirsiniz. Yedi hafta boyunca gecikmiş bakiye
tahsilatlarına odaklanarak buradan daha fazla tahsilat çıkarabilirsiniz.
16.haftada vadesi gelen tedarikçi ödemelerini 1 hafta erteleyebilirsiniz, zira
17.haftada iyi tahsilat yapacaksınız. Ya da A sınıfı bir müşterinizi arayıp
"bu hafta ödeme yapabilir misiniz, erken öderseniz küçük bir iskonto
yapalım" teklifinde bulunabilirsiniz. Hiçbiri olmadıysa bazı
çek/senetlerinizi veya kestiğiniz faturaları faktöringde iskontolu olarak nakde
çevirebilirsiniz. O da olmadı bankalarla rahat rahat pazarlık yaparak uygun
kredi bulabilirsiniz. O da olmadı şirket araçlarından birini şimdiden satışa
çıkararak acele etmeden değerinde satabilirsiniz.
İşte
nakit akış projeksiyonunun size sağladığı asıl güç budur: Krizi yaşamak
yerine krizi önlemek.
Elbette
bu tabloyu finans sorumlusu her hafta (önünüzdeki 13 haftayı da görebileceğiniz
şekilde) güncellemelidir. Ama raporu okumak, yorumlamak ve kararları vermek
patronun görevidir. Her hafta bu tabloda nakit akımı açısından “dar boğazlar”
ve “bol boğazlar” yer değiştirecektir. İşte bu dar ve bol boğazlara göre
tahsilatınızı ve ödemelerinizi ayarlamaya çalışmalısınız.
Haftada
bir kez, tercihen pazartesi sabahı, bu tablo güncellenmiş olarak masanıza
gelmelidir. Bakiye raporu ile nakit projeksiyon raporunu aynı anda okursanız
hem bugünü hem yarını eş zamanlı görmüş olursunuz. Biri size "kimin ne
kadar borcu var" der, diğeri "o borç sizi ne zaman kurtaracak"
sorusunu yanıtlar.
Büyük
firmalar bu iki raporu ERP sistemlerinden otomatik olarak alır. Orta ölçekli
firmalarda muhasebe yazılımınız yeterliyse orada üretebilirsiniz. Küçük
firmalarda başlangıç için iyi kurgulanmış bir Excel şablonu fazlasıyla
yeterlidir. Önemli olan teknolojiyle değil, disiplinle başlamaktır.
Nakit
akım projeksiyonunuzu ve bakiye raporunuzu her hafta düzenli olarak takip
etmeye başladınız. Artık dar boğazları da görebiliyorsunuz, gecikmiş bakiyeleri
de. Şimdi hakkınız olan parayı almak için “pres” zamanı.
Gecikmeden Harekete Geçin
Ödemelerini
geciktiren müşterileri yakından takip edin. Tahsilatın yapılıp yapılmadığını
günü gününe kontrol edin. Gecikme devam ediyorsa aksiyonlarınızı alın. Vade
günü geçtikten sonra yapılması gerekenler:
|
Gecikme Süresi (Alacak Yaşı) |
Yapılması Gerekenler |
|
1. hafta |
Her 2-3 günde bir telefon ve mail ile
müşterinin muhasebe/finans departmanına hatırlatma yapılması. |
|
2. hafta |
Satıcının devreye girmesi. Müşteride
ödeme yetkisi/gücü olan ikinci kişiye ulaşma ve durumu izah edip, ödeme rica
etme. |
|
15. gün |
Yeni sevkiyatların durdurulması. Bir
hafta içinde ödeme olmazsa, sözleşme gereği gecikilen her gün için %0,1 vade
farkı faturası kesileceğinin bildirilmesi. |
|
30. gün |
Noter kanalıyla ihtarname gönderilmesi |
|
45. gün |
Şirket avukatının araması ve ödeme
yapılmazsa 15 gün içinde icra ve dava sürecinin başlatılacağını telefonla ve
yazıyla bildirmesi. |
|
60. gün |
Vade farkı faturasının gönderilmesi.
(varsa teminat mektubunun nakde çevrilmesi) İcra ve dava sürecinin
başlatılması. |
Elbette müşterinizle
aranızdaki geçmişe ve bağa bağlı olarak aksiyonlarınızı daha erkene veya daha
ileriye çekebilirsiniz.
Alacak Yönetimi ve Tahsilat Kimin İşi?
Alacak
yönetiminin stratejik ve operasyonel kararları (müşterilere tanınacak kredi
limiti, risk değerlendirme, nakit akışı takibi) Finans Departmanı tarafından
yönetilir; ancak sürecin ticari ayağında Satış, hukuki ayağında ise Hukuk
departmanları sürece doğrudan ortaktır. Başarılı bir alacak yönetimi, bu üç
departmanın entegre ve koordineli çalışmasıyla mümkündür.
Türk
iş dünyasında en yaygın hatalardan biri, tahsilatı muhasebe ya da finans
departmanının işi olarak görmektir. Bu bakış açısı hem yanlış hem de
tehlikelidir.
Gerçek
şudur: Müşteri, ödeme konusunda finans departmanından gelen soğuk e-postalara
değil, satış temsilcisiyle kurduğu kişisel ilişkiye yanıt verir. Dolayısıyla
tahsilatın ilk halkası satışta başlar; sözleşme şartlarını belirleyen, vadeyi
müzakere eden ve müşteriyle güven inşa eden satıcıdır.
|
Satıcının Eski Zihniyeti |
Satıcının Yeni Zihniyeti |
|
Tahsilat muhasebenin işidir. |
Tahsilat, satış sürecinin ayrılmaz
parçasıdır. |
|
Müşteriden para istemek karizmamı
bozar. |
Vadeyi hatırlatmak profesyonelliğin
gereğidir. |
|
Satış kapandıktan sonra işim biter. |
Satış, para kasaya girinceye kadar
bitmez. |
Daha
önce de bahsettiğim gibi satıcıların tahsilat görevi satış görüşmeleri
sırasında başlar. Pazarlıklarda, tekliflerde ve sözleşmelerde müşterilere
aşağıdaki üç şeyi anlatılmalıdır.
·
Firmanın tahsilat
politikası nedir?
·
Teklifte/Sözleşmede
hangi ödeme koşulları yer almaktadır?
·
Gecikme durumunda hangi
yaptırımlar devreye girecektir?
Her
satıcı, sorumlu olduğu müşterilerle ilgili şu bilgilere haftalık erişim sahibi
olmalıdır:
·
Müşterinin son 12 aydaki
toplam cirosu ve toplam ödemesi
·
Müşterinin toplam açık
bakiyesi (borcu)
·
Açık hesap oranı (bakiye
/ son 12 ay ciro)
·
Müşteri ile anlaşılan
ödeme süresi vs. gerçekleşen ortalama ödeme süresi
·
Müşteri ile anlaşılan
vade vs. gerçekleşen ortalama vade
·
Vadesi yaklaşan ve
geçmiş ödemelerin listesi
Bu
veriye sahip olan satıcı, müşterisiyle ödeme görüşmesine çok güçlü bir
pozisyondan girer. Geçmiş ödeme gecikmelerini rakamsal olarak gösterebilir ve
bu sefer daha kısa vadeli çek ya da daha erken ödeme talep edebilir.
Eğer
müşteri normal bakiyesini vadesinde ödemediyse muhasebe/finans ilgili satıcıyı
bilgilendirmelidir. Satıcı ertesi gün müşteriyi arayıp “dün sizden ödeme
bekliyorduk ama maalesef olmamış. Bir sorun mu var? Birlikte çözebileceğimiz
bir sorunsa yardımcı olabilirim” minvalinde bir yaklaşımla neler olduğunu
anlamaya çalışmalıdır. Bu dostane dil müşteriyi rahatsız etmeyecek ve
ödemelerde sizi önceliklendirmek için tetikleyecektir.
Tahsilat
amacıyla yapılan telefon görüşmelerinde bazı kurallara uymak, hem sonucu hem de
ilişkiyi doğrudan etkiler:
|
Yapılması Gerekenler (Yeşil Işık) |
Kaçınılması Gerekenler (Kırmızı Işık) |
|
Aramadan önce müşteri bilgisi ve borç
detayını incele. |
'Kaçıyor muyuz abi?' gibi boş güvenceye
inanıp konuyu kapat. |
|
Yumuşak ama kararlı bir ton kullan;
taviz verme. |
Müşteri bahanelerini araştırmadan doğru
kabul et. |
|
Mutabık kalınan ödeme planını yazılı
hâle getir. |
Sözlü taahhütlere güvenip ERP/CRM'e not
düşme. |
|
Spesifik bir ödeme tarihi al ve
takipçisi ol. |
Belirsiz 'yakında öderim' ifadelerini
kabul et. |
Aramasına
rağmen tahsilatta bir gelişme yoksa satıcı müşteriyi ziyaret etmelidir. Bu
ziyarette müşterinin durumunun daha mı kötüye gideceği, yoksa toparlayacağı
anlaşılmaya çalışılmalıdır. Ödeme için taahhüt ya da yöntem alınmaya
çalışılmalıdır.
Gecikmiş
alacak görüşmelerinde iki farklı müşteri profiliyle karşılaşılır ve her biri
farklı bir yaklaşım gerektirir:
|
Dara Düşen (Zor Durumdaki) Müşteri |
Pişkin / Fırsatçı Müşteri |
|
Durumunu uzun uzun anlatır. |
Sürekli bahane üretir. |
|
Empati ve anlayış bekler. |
'Vericez abi, kaçmıyoruz ya' der. |
|
Çaresizlikten ödeyemeyeceğini söyler. |
Sizi sinirlendirmeyi hedefler. |
|
YAKLAŞIM: Empatik ton. Parçalı ödeme
planı sun. |
YAKLAŞIM: Duyguları kontrol et. Sadece
sözleşme ve hukuki sonuçlardan bahset. |
Tahsilat
görüşmelerinde kurallara boyun eğdirmek yerine müşteriyi kendi durumunu fark
ettirmeye yönlendirmek çok daha etkilidir. Bu teknik 'savunma kalkanını
indirme' olarak da adlandırılır.
|
Dikte Etmek (Yanlış Yaklaşım) |
Soru Sormak (Doğru Yaklaşım) |
|
'Ödemezseniz avukata vereceğiz ve
masrafları siz ödeyeceksiniz.' |
'Sözleşmede ödeme gecikmesi durumunda
ne tür işlemler yapılacağını biliyordunuz, değil mi?' |
|
'Bu çeki kabul etmiyoruz.' |
'Hukuki yollara başvurulursa ödenecek
miktarlara avukat ve harç masraflarının ekleneceğini biliyorsunuz, değil mi?' |
|
'Yarın ödeme gelmezse sevkiyatı
keseceğiz.' |
'Bu durumu nasıl çözebiliriz, ne önerin
var?' |
Soru
formatı, müşterinin savunmaya geçmesini engeller; gerçek sorunu (hatalı fatura,
geçici nakit sıkışıklığı, tedarikçi baskısı) ortaya çıkarır ve yapılandırma
fırsatı yaratır.
Gerektiğinde
satıcı yöneticilerinden de aldığı izin ile müşteriye taksitli ödeme seçeneği
sunabilmelidir. Borcunu tek seferde ödeyemeyen müşteri taksitler halinde
ödeyebilir. Böyle bir durumda vade farkı yansıtabilirsiniz elbette. Yalnız,
ödeme planını yazılı hale getirmeyi ve imzalatmayı unutmayın. Belgeli vaatler
daha fazla yerine getirilir.
Satıcı
eğer müşterinin ödeme niyeti olmadığını anlarsa veya bir iflas kokusu alıyorsa,
müşteriye “dilerseniz mal mukabili ödeme yapabilirsiniz” deme
inisiyatifi de olmalıdır. Böylece paranızı alamasanız da verdiğiniz malı veya
müşterinin verebileceği diğer malları alabilirsiniz. Hatta böyle durumlarda
(son çare olarak) müşteriden şirket araçlarını veya gayrimenkulünü size
satmasını dahi isteyebilmelisiniz. Böylece mahsuplaşma yapabilirsiniz. Bunları
siz almazsanız başka alacaklılar alacaktır. Onlar alırsa size verebileceği bir
şeyleri kalmayabilir.
Eğer
müşterinin mali durumunun kötüye gittiğine dair çok güçlü sinyaller varsa
muhasebe/finans sorumlusuyla tekrar bir ziyaret yapılmalı, müşteriden son dönem
geçici kurumlar vergisi beyannamesi talep edilmeli, beyannameye göre ufukta
iflas ihtimali görülüyorsa “teminatlı alacak yapılandırılması” konuşulmalı ve
sonuç alınmalıdır.
Tahsilatta Muhasebe/Finans Bölümünün Rolü
Muhasebeciler
ve finansçılar tahsilat sürecinin veri merkezidir. Müşterilerin alımlarını,
tahsilatlarını, bakiyelerini bir çok detayda takip etmeli, sınıflandırmalı ve
raporlamalıdır. Yukarıdaki “bakiye raporunu” çıkarmak, yönetime ve satış
departmanına sunmak onların görevidir.
Başka
neler onların görevidir?
·
Normal bakiyeleri olan
müşteriler için tahsilat gününden 3 gün önce “…..
tarihinde 146.500 TL’lik ödeme bekliyoruz sizden” minvalinde bir mail
göndermelidir. Bu mail müşteriyi tetikleyecek ve size ödeme çıkarmak için çaba
harcamasına neden olacaktır. Böyle bir mail göndermezseniz size olan borçlarını
unutabilirler, başkalarına olan borçlarını ödeyip, sizi bekletebilirler. Bu
hatırlatmanın vadesinde tahsilatları artırdığı istatistiklerle sabittir.
·
Ödeme günü müşterinin
ödemeyi yapıp yapmadığı takip edilir. Saat 15:00’a kadar ödeme hala
yapılmadıysa müşteri aranır ve “bugün sizden ödeme bekliyorduk, bir sorun
yok değil mi, mesai saati bitiminden önce ödemeniz gelir mi?”
minvalinde sorular sormalıdır. Bu tip arama unutulan havalelerin yapılmasını
sağlar. Ayrıca sizin IBAN’ınız onlarda olmadığı veya kaybolduğu için de ödemeyi
yapamamış olabilirler (!), değil mi? Tahsilatta ne kadar ısrarcı olduğunuzu,
paraya ne kadar ihtiyacınız olduğunu göstermek adına da bu iyi bir hamledir.
·
Gecikmiş bakiyeler için
müşterilere mail ve veya telefonla her 2-3 günde bir hatırlatma yapmak ve
tarihli ödeme taahhüdü almaya çalışmak gerekir. Sizin kasanızda olması gereken
para için müşterileri aramaktan çekinmeyin. Unutmayın, vadeye uymayarak sizi finansal
olarak zora sokan taraf utanç duymuyorsa, hakkı olanı talep eden tarafın
çekinmesi ticari bir hatadır.
·
Gecikmiş bakiye bir
haftalık olduysa müşteri üzerinde baskıyı artırın. Ödeme yetkisi/gücü olan
ikinci bir kişiyle daha görüşün veya maillerinize onu da ekleyin. Bu müşterinin
yeni siparişleri varsa sevkiyatını (kredi limiti müsait olsa bile) durdurun. Bırakın
onlar sizi arasın.
·
Gecikmiş bakiyeler için
15.günde müşterilere “sözleşmemiz gereği gecikilen her gün için %0,1
günlük faiz işletilecektir. 3 gün içinde ödeme yaparsanız vade farkı faturası
kesmeyeceğiz.” minvalinde bir yazı göndermek karşı tarafı
ödeme yapmaya itecektir. Bu uyarınıza (ve jestinize rağmen) hala ödeme
gelmiyorsa gecikmiş bakiyenin kapandığı tarihte vade farkı faturası
kesmelisiniz.
·
Gecikmiş bakiyeler için
30.günde müşterilere noter kanalıyla ihtarname göndermelisiniz. İhtarnamede bir
hafta içerisinde ödeme beklendiği belirtilmelidir. Noter ihtarnamesini takip
eden 15 gün içerisinde ödeme hala yapılmadıysa şirket avukatının dava açılmadan
önceki son aramasını yapmasını sağlamalısınız. Avukat aramaları da tahsilatta
etkili olur. Yine tahsilat yapılamadıysa avukatınızın görüşüyle hukuki icra
süreci başlamalıdır. Bu aşamalı yaklaşımın amacı, müşteriyi son ana kadar
kaybetmeden tahsilatı gerçekleştirmektir.
·
Kredi limiti aşımlarında
yeni sevkiyatlar için onay merci muhasebe/finans olamlıdır. ERP programı
otomatik uyarı üretmeli ve ilgili satıcıyı bilgilendirmelidir.
·
Gelen tahsilatları üst
yönetime raporlamak, bakiye raporu hazırlamak, nakit akım projeksiyonu
hazırlamak muhasebe/finans bölümünün görevidir.
·
Müşterilere sunulan
kredi limitlerinin, vadelerin ve iskontoların müşterilerin alım ve ödeme
performanslarına uygun olup olmadığını analiz etmek ve raporlamak ve de gerekli
değişimleri üst yönetime önermek muhasebe/finans bölümünün görevidir.
·
Tahsilat primlerini
hesaplamak ve yönetime raporlamak da muhasebe/finans bölümünün görevidir.
Tahsilat
kalitesi takibinin en verimli çalıştığı ortam, muhasebe ve ERP sistemlerine
entegre otomatik bildirim ve raporlama altyapısıdır. Finans personeli tahsilat
girişini yaparken ödemenin niteliğini (nakit, çek vadesi, gecikme günü, ödeme
yöntemi) sistemde işaretlerse ERP, müşteri ve satıcı bazında otomatik tahsilat
kalitesi analizi üretebilir.
Teknolojiden
yararlanırken e-fatura sistemine de önem verilmelidir. E-fatura, faturanın
müşteriye kesilmesiyle eş zamanlı olarak iletilmesini sağlar; bu da tahsilat
döngüsünü kısaltır ve hatalı fatura kaynaklı gecikmeleri azaltır. Yanlış
kesilen faturalar ödemelerin gecikmesindeki en büyük sebeplerden biridir. Doğru
ve eksiksiz kesilmeyen faturalar karşılıklı faturalaşmaya, dolaysıyla zaman
kaybetmeye neden olur. Zamanında müşteriye ulaştırılmayan faturalar da
tahsilatı geciktirir.
Mali
işler departmanı tahsilat politikasının hem uygulayıcısı hem de denetçisidir.
Bu departmanın başarısı, satış ekibinin tahsilat performansını doğrudan besler.
Etkili
tahsilatta muhasebe/finans bölümü ile satış departmanı birbirlerinin
tamamlayıcısıdır. Tahsilatı yapabilmek için paslaşırlar. Gerekirse “iyi
polis, kötü polis” oyunu oynarlar.
Bu
kültürün kurulabilmesi için üç koşul gereklidir:
·
Finans departmanında
tahsilat kalitesini ölçen ve raporlayan bir uzman bulunmalıdır.
·
Satış ve finans
müdürleri haftalık ortak tahsilat toplantısı yapmalıdır.
·
Satıcıların primlerinin
bir kısmı tahsilat performansına bağlanmalıdır. (Zamanında ödeme almak ve
sözleşilen vadede tahsilat yapmak ödüllendirilmeli; gecikmeler ise prim
kaybıyla cezalandırılmalıdır.)
Maalesef ağlamayana emzik, istemeyene para yok.
Türkiye’de
firmaların bazıları maalesef ödeme taahhütlerine sadık değildir. Size 30-60-90
gün vadeli 3 eşit miktara sahip çek vermeyi taahhüt eden müşteriniz bir
bakmışsınız size 110 gün vadeli tek bir çek göndermiştir. Müşteriyi küstürmemek
için kabul edersiniz. İçinizden “bu seferlik oluversin” dersiniz. Ses
çıkarmazsınız, itiraz etmezsiniz. Sizin sessizliğiniz müşteriyi daha da
cesaretlendirir ve size karşı ödeme vadelerini hep açmaya çalışır. Halbuki
itiraz etseniz, vade farkı faturası kesseniz veya tekrarlanması halinde
keseceğinizi söyleseniz, ya da sonraki ilk ödemenin kısa vadeli (örneğin) 30
günlük çekle yapılarak telafi edilmesini isteseniz müşteriniz anlaşmaya uygun
ödemeler yapmaya başlayacaktır.
Unutmayın
firmalar kendilerini sıkıştıran firmalara anlaşmadaki şekilde ödeme yaparlar,
kendilerini sıkıştırmayanlara geç veya anlaşılan vadeden daha uzun vadeli ödeme
yaparlar.
Alacak
yönetiminde sistemi işler kılan, kurallara uymayanlara yönelik net ve tutarlı
uygulamalardır:
·
Yeni siparişlerin ve
sevkiyatın durdurulması.
·
Geciken günler için vade
farkı / fiyat farkı faturası kesilmesi. (Vade farkı bir haktır; uygulamasanız
bile tehdidi çok işe yarar: 'Üç gün içinde ödeme yaparsanız vade farkı
kesmeyiz.')
·
Kredi limitinin veya
kaldırılması.
·
30 gün üzeri gecikmede
noter ihtarı.
·
Teminat mektuplarının
ibrazı ve nakde çevrilmesi.
Havuç
ve sopaların birlikte kullanılması, tahsilat yönetimini bir kez anlaşılan
kurallar çerçevesinde otomatik olarak işleyen bir sisteme düşürülmesi
dönüştürür.
Eğer
müşteriniz zordaysa ve ricacıysa veya ilk defa uzun vadeli çek verdiyse ve de
bu uzun vadeli çeki bir tedarikçinize kabul ettirebileceğinizi düşünüyorsanız
elbette kabul edebilirsiniz. Yeter ki bunu ne siz, ne de müşteriniz alışkanlık
edinsin.
Çoook Gecikmiş Bakiyeler İçin Ne Yapacaksınız?
Bir
müşteriniz vade gününde ödeme yapmadıysa artık onun bakiyesi gecikmiş
bakiyedir. Normalde iyi bir müşteri vade gününde veya takip eden bir hafta
içinde ödemesini yapar. Yapmıyorsa o müşteride “tuhaf” bir durum var demektir.
Hele hele 30 gün geçmesine rağmen hala ödemediyse muhtemelen finansal kriz
yaşıyor demektir; batması, kaçması veya konkordato ilan etmesi muhtemeldir. İş
dünyası bu gibi durumlarla çok sık karşılaştığı ve pek çok gecikmiş bakiyenin
öyle ya da böyle ödendiğini gördüğü için gecikmiş bakiyeler sıradan bir durum
haline gelmiştir. Gerçekten de pek çok firma kendi alacaklarını tahsil
edemediği için tedarikçilerine ödemeyi geciktirir. Birileri ödeme yaptığında
ödemeler (tahsilatlar) silsile halinde yapılır. Bu yüzden firmalar gecikmiş
bakiyesi olan müşterilerini pek sıkıştırmak istemezler “elbette öder”
derler.
Genel
eğilim 60 güne kadar beklemektir. Elbette bu aktif bir beklemedir, her hafta
müşteriye gecikmiş borcu hatırlatılır ve ödeme talep edilir. Piyasadan firmanın
durumu soruşturulur. Çoğunlukla bu süreçte tahsilat gerçekleşir. Pek azı 60
günün ötesine geçer.
Ödeme
vadesini 60 gün, 90 gün geçmiş alacaklar epey riskli alacaklardır. Üstelik
çoğunlukla birikimlidirler, yani yüklüdürler. Böyle durumlarda ne yapılmalıdır?
Öncelikle
müşterinizden son dönem geçici kurumlar vergisi beyannamesini isteme hakkınızın
olduğunu hatırlatırım. Bu beyannamedeki bilanço ve gelir tablosuna bakarak
müşterinizin iflasa sürüklenip sürüklenmediğini görebilirsiniz.
Beyannameyi
görseniz de görmeseniz de üst düzey bir toplantı talep edin. Müşteriniz olan
firmanın sahiplerinin ve muhasebecisinin (veya finansçısının) toplantıya
katılmasını talep edin. Sizden de üst düzey katılım olacağını belirtin.
Toplantıya mali müşavirinizi ve şirket avukatınızı da götürün.
Toplantıya
gitmeden önce bu müşterinin sizdeki riskini hesaplamalısınız. Müşterinin
gecikmiş bakiyeler toplamı + müşterinin sizdeki henüz vadesi gelmemiş çek ve
senetlerinin toplamı + eğer sevkiyatı durdurmadıysanız önümüzdeki dönemdeki
alım limiti. Bu üçlünün toplamı müşterinin sizdeki toplam riskini
oluşturacaktır.
Toplantıya
“geçmiş olsun” dileğiyle başlayın, neden ödeme yapamadıklarını öğrenmeye
çalışın, onlara yardımcı olmak istediğinizi ama sizin de zorlandığınızı
belirtin, niyetlerini anlamaya çalışın, ödeme taahhüdü alıp alamayacağınıza
bakın.
Bu
aşamada en etkili yöntemlerden biri alacak yapılandırmasıdır.
Alacak yapılandırması, müşterinizin mevcut borcunu tamamen ortadan kaldırmadan,
onu ödeyebileceği bir plana bağlayarak tahsil etmenizi sağlayan bir çözümdür.
Bu
sürece başlarken öncelikle borcun net bir fotoğrafını çıkarmanız gerekir.
Müşterinin toplam borcu, gecikme süresi ve varsa faiz yükü açık şekilde
belirlenmelidir. Daha sonra müşteri ile doğrudan iletişime geçerek gerçek ödeme
gücünü anlamaya çalışmak çok önemlidir. Burada amaç, müşterinin ne kadar ödeme
yapabileceğini ve bunu hangi sürede gerçekleştirebileceğini netleştirmektir.
Elde
ettiğiniz bilgiler doğrultusunda bir ödeme planı oluşturabilirsiniz. Bu plan;
borcun belirli bir kısmının peşin alınması ve kalanının taksitlendirilmesi,
tamamen taksitlendirme yapılması veya vadenin uzatılması gibi farklı şekillerde
olabilir. Önemli olan, planın hem sizin için tahsil edilebilir hem de müşteri
için uygulanabilir olmasıdır.
Yapılandırmanın
en kritik aşaması ise bu anlaşmanın mutlaka yazılı hale getirilmesidir. Sözlü
mutabakatlar sonradan sorun yaratabilir. Bu nedenle hazırlayacağınız protokolde
toplam borç tutarı, ödeme tarihleri ve tutarları açık şekilde yer almalı,
ayrıca gecikme durumunda ne olacağı net olarak belirtilmelidir. Mümkünse bu
süreci desteklemek adına senet, çek, kefil veya benzeri bir teminat da
alınmalıdır. Bu, alacağınızı ciddi şekilde güvence altına alır.
Yapılandırma
süreci başladıktan sonra düzenli takip çok önemlidir. Taksitlerin zamanında
ödenip ödenmediği kontrol edilmeli ve ilk gecikmede hızlı şekilde müdahale
edilmelidir. Çünkü yapılandırmaların başarısı, disiplinli takip ile doğrudan
bağlantılıdır.
Alacak
yapılandırması, doğru uygulandığında hem tahsilat oranınızı artırır hem de
müşteri ilişkisini tamamen koparmadan süreci yönetmenizi sağlar.
Karşı
taraf yapılandırmaya yanaşmıyorsa ve size tatmin edici bir güvence veremiyorsa
aşağıdakileri talep edebilirsiniz.
·
Teminat
Alımı: Müşterinin sizdeki
riskine karşılık banka teminat mektubu, teminat amaçlı açık tarihli ve şahsi
kefaletli çek/senet (kefil şirket sahibi olabilir), gayrimenkul ipoteği, şahsi
gayrimenkul devri gibi taleplerde bulunun. Bunların miktarı müşterinin size olan
borçlarına ek olarak, henüz vadesi gelmemiş çek/senet tutarlarının toplamını ve
mal vermeye devam edecekseniz ek bakiye limitini de içermelidir. Müşteriniz
borçlarını kapadığında bu teminatları iade edebilirsiniz.
·
Şirket
Gayrimenkullerinin Devralınması: Müşteri riskini düşürünceye kadar riski karşılayacak
gayrimenkullerin rehin olarak devralınması.
·
Makine
ve Teçhizatların Rehin Alınması: Müşterinizin firmasında kullandığı sermaye mallarından değerli
olanlarına müşterinin de onayı ve başvurusuyla, noter ve ticaret odası
aracılığıyla riskiniz tutarında rehin koydurabilirsiniz. Böylece bir iflas
durumunda makine ve teçhizatlar size kalır.
·
Alacağın
Temliği: Müşterinizin kendi
piyasasından olan üçüncü derece alacaklarını doğrudan firmanıza devretmesini
sağlayarak tahsilat kanalı yaratabilirsiniz.
·
Not: Bu güvencelerin detaylarını ve daha fazla
güvence yöntemini makalenin ilerleyen bölümlerinde bulabileceksiniz.
Tüm
çabalara rağmen müşteri hala ödeme yapmıyorsa hukuki yollara başvurulmalıdır.
Bunun için öncelikle noter kanalıyla müşteriye bir ihtarname gönderilmelidir.
Bu ihtarnameye rağmen 7 gün içinde ödeme yapılmadıysa icra takibi
başlatılmalıdır.
Elinizde
müşterinize kesilmiş faturalar varsa ilamsız icra takibi (yani mahkeme kararına
gerek olmadan) başlatabilirsiniz. Ama bu durumda müşteriniz böyle bir borcunun
olmadığını iddia ederse haciz başlatamazsınız. Eğer elinizde fatura
karşılığında müşteriden aldığınız protestolu çek/senet varsa hızlı ve güçlü bir
icra davası başlatabilirsiniz. Tek yapmanız gereken icra dairesine borçlu
bilgileri, alacak tutarı ve dayanak belgelerinizi sunmak olacaktır. İcra
dairesi borçluya resmi ödeme emri (tebligat) gönderir. 7 gün itiraz ve
sonrasında da 10 gün ödeme süresi tanınır. Ödeme yaparsa dosya kapanır.
İtiraz ederse dava açmanız gerekir. Hiçbir şey yapmazsa haciz aşamasına
geçilir.
Konkordato Aksiyonu
Konkordato,
borcunu vadesinde ödeyemeyen veya yakın gelecekte ödeyemeyecek olan dürüst
borçluların, iflas etmeden önce mahkeme denetiminde alacaklılarıyla anlaşarak
borçlarını yeniden yapılandırmasına imkân tanıyan hukuki bir kurumdur; İcra ve
İflas Kanunu'nun 285-309. maddeleri arasında düzenlenmiştir. Halk arasında
bazen "iflas erteleme" ile karıştırılsa da, iflas erteleme kurumu
kaldırılmış, yerini bugünkü konkordato sistemine bırakmıştır.
Konkordato
ilan eden müşteriye karşı alacaklı olarak yapılması gerekenler;
·
Alacak
kaydı yapın: Fatura, ekstre,
çek/senet gibi belgelerle mahkemeye süresi içinde alacak bildirim dilekçesi
verin. Kaydolmazsanız oylamaya ve sürece dahil olamazsınız.
·
Yeni
sevkiyatı dikkatli planlayın: Mühlet sonrası verdiğiniz mal/hizmetin bedeli "masa
borcu" sayılır ve eski borçlardan önce, öncelikli ödenir. Yine de
müşterinin ödeme kapasitesini sorgulayarak karar verin.
·
Bireysel
icra başlatamayacağınızı bilin: Mühlet süresince tek başınıza haciz/icra yapamazsınız;
hakkınız toplu sürece (oylamaya) katılmaktır.
·
Kefillere
yönelin: Şirket sahibinden
kişisel kefalet/teminat almışsanız bu hak korunur. Oylamada olumlu oy
kullanacaksanız, kefile başvuru hakkınızı saklı tuttuğunuzu açıkça beyan edin,
aksi halde bu hakkı kaybedersiniz.
·
Projeyi
iflas senaryosuyla kıyaslayın: Oy vermeden önce, sunulan planın iflas durumuna göre size
daha fazla tahsilat sağlayıp sağlamadığını gösteren tabloyu inceleyin.
·
Süreci
takip edin, gerekirse itiraz edin: Komiser raporlarını izleyin; borçlu kötü niyetli davranırsa
(malvarlığı kaçırma vb.) mahkemeye şikâyet hakkınız var. Bu, konkordatonun
reddine ve iflasa yol açabilir.
Şüpheli Alacaklar
Ödeme
vadesini 180 ve daha fazla aşmış olan gecikmiş bakiyeler için şüpheli
alacak karşılığı ayırmanız hem muhasebe kuralları hem de dürüst bir
bilanço için zorunludur. Tahsili mümkün görünmeyen alacağı varlık gibi
göstermek sizi kâğıt üzerinde zengin, kasada fakir gösterir. Ve bu aldatıcı
tablo, işletme kararlarınızı yanlış temeller üzerine inşa etmenize yol açar.
Tahsili
artık neredeyse imkânsız hale gelen şüpheli alacaklar, firmanın gerçek
karlılığını gizleyen en sinsi kalemdir. Şüpheli Alacak Oranı bu
gizli kanamayı görünür kılar.
·
Formül: (Dönem İçinde
Silinen veya Karşılık Ayrılan Alacaklar / Dönem İçi Net Satışlar) × 100
·
Örnek: Yıl içinde 120
milyon TL satış yaptınız. Bunun 1,8 milyon TL'si tahsil edilemez hale geldi ve
karşılık ayırdınız. (1.800.000 / 120.000.000) × 100 = %1,5
Bu
oran sektörden sektöre değişse de genel kural şudur: %1'in altında olması
beklenir. %2'yi aştığında alarm zilleri çalmalıdır. %3 ve üzeri ise ciddi bir
müşteri seçim ve takip hatasına işaret eder.
Türkiye
gerçeğinde bu oranı düzenli hesaplamayan çok firma var. Nedeni şu: Karşılık
ayırmak, yani o alacağı defterde zarar olarak kabul etmek psikolojik olarak zor
geliyor. "Belki öder" umuduyla yıllarca bilançoda varlık olarak
taşınan alacaklar, şirketin kâğıt üzerindeki değerini şişiriyor ama kasasını
boşaltıyor. Bu gerçeği kabul etmek acı verir ama geciktirmek daha da acıtır.
Ayrıca
Vergi Usul Kanunu (VUK) kapsamında, icra veya dava safhasına gelmiş şüpheli
ticari alacaklar için "Karşılık" ayrıldığında, bu tutarın o yılın
kurumlar vergisi matrahından gider olarak düşülebilirsiniz. Böylece hem batık
parayı taşımaktan kurtulur hem de tahsil edemediğini paranın vergisini ödememiş
olursunuz.
Tahsilat Araçları
Bankacılık
sisteminin çok gelişmediği ve ticaretin çok kirlenmediği yıllarda (1950’ler,
60’lar, 70’ler) tahsilat elden yapılırdı. Satıcının tahsildarı müşteriye
giderdi, para alırdı ve tahsilat makbuzu verirdi. Tahsildarda “tahsilat
makbuzu” yoksa ödemeyi yapan taraf “tediye makbuzu” düzenler ve tahsildara
verirdi. Elbette tahsildar ödeme almaya vadesinde (gününde) giderdi.
Dolayısıyla şirketin muhasebecisi tahsildara her gün hangi firmaya gidip kaç
lira nakit tahsil edeceğini söylerdi. Bazı tahsilatların teslimatı 1 hafta
önce, bazılarınınki 30 gün önce, bazılarınınki ise 60 gün önce yapılmış
olabilirdi. Vadeler daha uzun değildi. Piyasa da ödeme için özel günler vardı;
Salı ve Cuma günleri. Bir de ay sonları. Genelde bu günlerde firmaların
ellerine para geçerdi ve ödemelerini yapabilirlerdi.
Bankacılık
sistemi geliştikten sonra çek ve senet gibi ödeme araçları devreye girdi. Çek
ve senetle birlikte 90, 120, 150, hatta 180 günlük vadeler de devreye girdi.
Havale teknolojisi de gelişince hesaplar arası transferle (havale veya EFT)
ödemeler yapılır oldu. Maalesef vadesinde havale gibi satıcıyı mali açıdan
zorlayan ve büyük riske sokan uygulamalar da başlamış oldu. Şirket kartları
çıkınca kredi kartı da bir ödeme/tahsilat aracı haline geldi. Vadeli satıştaki
alacağı bir miktar garanti altına almak için firmalar müşterilerinden; kefalet,
DBS, teminat mektubu, tedarikçi finansmanı, kefalet sigortası, ipotek gibi
evraklar istemeye başladı. Bunların yapılamadığı durumlarda firmalar “alacak
sigortası” yaptırdı. Paraya erken kavuşma ihtiyacı içindeki firmalar için
Faktoring şirketleri devreye girdi.
Şimdi
bu tahsilat araçlarını tek tek inceleyelim.
Çekle Tahsilat
Çek;
bankaların, finansal güvenilirliğini (kredibilitesini) onayladığı firmalara
sunduğu, genellikle 10 ila 25 yapraklı defterler halinde verilen resmi bir
ödeme aracıdır. Çek defteri olan bir firma (keşideci), yaptığı alımların
ödemesi için satıcıya çek düzenler.
Çekin
üzerinde alıcı firmanın unvanı, tutar, ödeme günü (vade/keşide tarihi), çeki
düzenleyen firmanın kaşesi ve yetkilisinin imzası bulunur. Ayrıca günümüzde
güvenliği artırmak için çeklerde karekod bulunur. Çeki alan taraf bu karekodu
okutarak çeki yazan firmanın geçmiş ödeme performansını anında görebilir. Çek
teslim alınırken muhasebesel kayıtlar için bir 'tahsilat/alındı makbuzu'
düzenlenmesi esastır.
Çeki
alan firma (lehtar), dilerse vade gününde bankadan tahsilatını yapar, dilerse
de kendi borçlarına karşılık başka firmalara verebilir. Buna 'cirolamak' denir.
Çekin arkasına kaşe basıp imza atılarak çek, arkası dolana kadar birçok firma
arasında el değiştirebilir. Bu sistem ticarette nakit akışını rahatlatır.
Çeki
düzenleyen firma, finansal itibarının zedelenmemesi ve hukuki yaptırımlarla
karşılaşmamak için vade gününde çekin karşılığını banka hesabında hazır
bulundurmak zorundadır. Eğer hesapta yeterli bakiye yoksa, banka yasal olarak
ödemekle yükümlü olduğu 'yaprak başı asgari garanti tutarını' çeki getiren
kişiye öder; kalan tutar için ise çekin arkasına 'Karşılıksızdır' kaşesi
vurur (çeki yazdırır). Çeki karşılıksız çıkan son hamili (çeki elinde
bulunduran kişi), alacağını tahsil etmek için hem çeki ilk düzenleyen firmaya
hem de çeki cirolayan diğer tüm firmalara (müteselsil sorumluluk gereği) aynı
anda icra takibi ve dava açma hakkına sahiptir.
Peki
ya bir çek vade gününde tahsilata verilmezse ve kasanın bir köşesinde
unutulursa ne olur? Ticari hayatta zaman zaman karşılaşılan bu durumun hukuki
sonuçları oldukça kritiktir. Kanuna göre bir çekin bankaya ibraz (sunulma)
süresi sınırsız değildir. Çekin bankaya sunulma süresi, çekin üzerinde yazan
'düzenlenme yeri' ile banka şubesinin bulunduğu yere göre değişir. Eğer çekin
düzenlendiği şehir ile bankanın bulunduğu şehir aynıysa yasal süre 10 gün,
farklı şehirlerdeyse 1 aydır. Bu süreler, çekin üzerindeki vade (ödeme)
tarihinin ertesi günü işlemeye başlar.
Eğer
bir çek bu yasal süreler içinde bankaya sunulmazsa, hukuki anlamda güçlü ve
ayrıcalıklı bir 'çek' (kambiyo senedi) olma vasfını yitirir. Bunun işletmeler
için üç büyük dezavantajı vardır: Birincisi; hesapta para yoksa banka çekin
arkasına 'Karşılıksızdır' işlemi yapamaz. İkincisi; bankanın yasal olarak
ödemekle yükümlü olduğu yaprak başı garanti tutarı alınamaz. Üçüncüsü ve en
önemlisi; ciro zinciri kopar. Yani çeki elinde tutan firma, süreyi kaçırdığı an
çeki kendisine veren diğer aracı firmalara (cirantalara) başvurma hakkını
kaybeder, onlardan hiçbir talepte bulunamaz.
Yine
de süresi geçmiş bir çek tamamen 'çöp' olmuş sayılmaz. Artık hızlı işlem gören
resmi bir çek olmasa da, eldeki evrak sıradan bir 'yazılı borç belgesi'ne
dönüşür. Bu durumda alacaklı taraf, sadece çeki en başta düzenleyen asıl
firmaya (keşideciye) karşı normal icra yollarına veya alacak davasına
başvurabilir. Ancak bu süreç, standart bir çek icrasına göre çok daha uzun ve
yorucu bir hukuki mücadele gerektirir. Bu nedenle çeklerin takibini yapmak ve
vade gününde bankaya sunmak, tahsilat güvenliği açısından hayati önem taşır.
Senetle Tahsilat
Çek
yapraklarının bankalar tarafından sınırlı sayıda verilmesi nedeniyle, ticarette
ödeme aracı olarak sıklıkla Senet (Bono) kullanılır. Satıcı firmanın
(alacaklının) kabul etmesi durumunda düzenlenen senetler, kırtasiyelerden bile
kolayca temin edilebilen basılı evraklardır. Ancak tahsilatı garanti altına
almak için senedin son derece dikkatli doldurulması gerekir. Tahsilatı yapacak
firmanın dikkat etmesi gereken en önemli incelikler şunlardır:
·
Eksiksiz
Bilgi: Alacaklı ve borçlu
adları, düzenlenme tarihi (bu tarih yoksa senet geçersizdir) ve ödeme tarihi
(vade) mutlaka yazılmalıdır.
·
Tahrifatı
Önleme: Tutar kısmı hem
rakamla hem de yazıyla doldurulmalı, sonradan sıfır veya rakam eklenmesini
engellemek için tutarların başı ve sonu (#) gibi bitim işaretleriyle
kapatılmalıdır.
·
Çift
İmza Hayat Kurtarır (Altın Kural): Senedi düzenleyen bir limited veya anonim şirket ise, firma
yetkilisinden mutlaka iki imza alınmalıdır. İmzalardan biri firma kaşesinin
üzerine, diğeri ise kaşenin dışına (boşluğa) attırılmalıdır. Kaşenin üzerindeki
imza şirketi bağlarken; açığa atılan imza, yetkili kişinin kendi şahsi mal
varlığıyla senede kefil olması (Aval) anlamına gelir. Şirket iflas etse bile,
bu ikinci imza sayesinde tahsilat kişinin şahsından yapılabilir.
Senetler
de tıpkı çekler gibi arkası imzalanarak (cirolanarak) başka firmalara borç
ödeme aracı olarak devredilebilir. (Ancak senedin arkasındaki ciro zincirinin
tam olması ve borçlunun adresi, T.C. Kimlik / Vergi Numarası gibi bilgilerin
tam yazılması icra aşamasında tebligatların hızlı ulaşması için hayati önem
taşır.) Senedin vadesi geldiğinde, senedi elinde bulunduran firma borçluya
banka hesap bilgilerini iletir, ödeme havale/EFT ile geldikten sonra senedin
aslı (üzerine 'iptal' yazılarak veya yırtılarak) borçluya iade edilir. Bir
diğer güvenli yol ise senedi vade gelmeden tahsilat için bankaya teslim
etmektir; banka borçluya ihbarname yollar ve ödemeyi kendi gişesinden tahsil
edip sizin hesabınıza aktarır.
Eğer
senet vadesinde ödenmezse, noter aracılığıyla 'Protesto' işlemi yapılır. Senet
doldurulurken yukarıdaki kurallara (özellikle zorunlu tarihler ve imzalara)
harfiyen uyulmuşsa, alacaklı taraf doğrudan 'Kambiyo Senetlerine Mahsus' hızlı
icra takibi başlatabilir. Ancak evrakta tek bir eksiklik varsa, evrak senet
vasfını yitirir ve mahkeme süreci yıllar sürebilecek karmaşık bir alacak
davasına dönüşür. Bu nedenle senedi alırken usulüne uygun düzenlendiğinden emin
olmak, tahsilatın sigortasıdır.
Not: Müşterilerden alınan
farklı vadeli çeklerin veya senetlerin ortalama vadesini (valörünü)
hesaplamak, nakit akışını yönetmek ve vade farkı / finansman maliyeti
hesaplamak açısından oldukça pratik ve kritik bir yöntemdir. Bu hesaplama,
Ağırlıklı Ortalama Vade mantığıyla yapılır. Yani çeklerin tutarları, sahip
oldukları vadelerle çarpılarak toplam riske oranlanır.
·
Örnek Hesaplama: Bir müşterinizden
30, 61 ve 92 gün vadeli 3 çek aldınız ve bunların sırayla miktarları da 100 bin
TL, 200 bin TL ve 300 bin TL oldu, diyelim. Bu çeklerin ortalama vadesi her bir
çekin tutarı ile vadesinin çarpılması, bunların toplanması ve çıkan rakamın toplam
çek tutarına bölünmesi ile bulunur.
o
Ortalama Vade (gün) = ((30x100.000)+(61x200.000)+(92x300.000))
/ (100.000+200.000+300.000)
o
Ortalama Vade (gün) =
42.800.000 / 600.000 = 71,3 gün
o
Yani bu müşterinizden
aldığınız bu 3 çekin ortalama vadesi yaklaşık 71 gündür.
POS ile Tahsilat
Şirket
kredi kartları çıktığından beri firmalar birbirlerine ödemeyi Kredi Kartı – POS
makinası ikilisiyle kolayca yapabilmektedir. Bu yöntemle ödeme yapmak için ya
alıcı taraf satıcıya gider ve şirket kredi kartını satıcının POS cihazına
okutur, ya da alıcı taraf şirket kartı bilgilerini telefonla (eskiden faksla)
satıcı taraf ileterek Mail Order yöntemiyle ödemeyi gerçekleştirir.
Şirket
kredi kartıyla yapılan ödemelerde bazen müşteri bazen banka taksit imkanı da
sunabiliyor.
Elbette
bu ödeme yönteminde aracı banka olduğu için komisyon alıyor ve bu komisyonun
maliyeti de ürün fiyatına veya faturaya yansıtılmış oluyor. Ama alan için de
satan için de finansal bir kolaylık sağladığı aşikâr. Hele satan için,
teslimattan kısa bir süre sonra ödemeyi alabilmesi mali açıdan çok ferahlatıcı.
Günümüzde
kredi kartıyla ödeme/tahsilat yöntemi daha da çeşitlendi; Sanal POS ve Linkle
Ödeme seçenekleri de devreye girdi.
·
Sanal
POS sayesinde satıcı
firmalar, web sitelerine entegre ettikleri B2B (kurumsal) veya e-ticaret
modülleri üzerinden 7 gün 24 saat kesintisiz satış ve tahsilat yapabilirler.
Alıcı, alışverişi tamamlamak için ödeme sayfasına ulaştığında; bankaların veya
fintek kuruluşlarının sağladığı güvenli Sanal POS altyapısı üzerinden kartıyla
ödemesini gerçekleştirir. Mesai saati veya mekan sınırı olmayan bu sistem; hem
alıcıya kolay alışveriş hem de satıcıya hızlı tahsilat imkanı sağlar. Üstelik
satıcı, bu teknoloji sayesinde müşterilerine taksit seçenekleri de sunabilir.
·
Linkle
Ödeme; fintek şirketleri
(İyzico, PayTR vb.) ve bankalar tarafından sunulan, firmaların web sitesi veya
POS cihazı olmadan tahsilat yapmasını sağlayan bir çözümdür. Satıcı, satışa ait
tutar ve bilgileri içeren güvenli bir ödeme linki oluşturup müşterisine
WhatsApp, SMS veya e-posta ile gönderir. Müşteri bu linke tıklayarak güvenli
ortak ödeme sayfası üzerinden kredi kartıyla işlemini gerçekleştirir. Hizmet
sağlayan fintek kuruluşu veya banka, kendi komisyonunu kestikten sonra kalan
tutarı satıcıya öder.
Doğrudan Borçlandırma Sistemi (DBS) ile Tahsilat
DBS;
özellikle geniş bayi ağına sahip satıcı firmalar (Ana Firma) ile alıcılar
(Bayi/Müşteri) arasındaki faturalı alışverişlerin tahsilat sürecini otomatize
eden ve banka garantisi altına alan bir nakit yönetimi sistemidir.
Satıcı,
alıcı ve banka arasında bir anlaşma yapılır. Banka, alıcının mali durumunu
inceleyerek ona sadece bu satıcıya yapacağı ödemelerde kullanmak üzere bir
"DBS Kredi Limiti" tanımlar.
Satıcı,
alıcıya kestiği faturaların bilgilerini (tutar ve vade tarihi) elektronik
ortamda bankaya iletir.
Faturanın
ödeme vadesi geldiğinde banka, alıcının vadesiz hesabında para varsa bu parayı
çeker. Eğer hesapta yeterli para yoksa, alıcıya daha önce tanımladığı "DBS
Kredi Limitini" devreye sokar ve tutarı tamamlayarak satıcının hesabına
otomatik olarak aktarır.
Eğer
satıcı firma, tahsilatı vade gününden önce nakde çevirmek isterse, bankaya
başvurarak İskontolu DBS kullanabilir. Bu durumda banka belli bir faiz/komisyon
kesintisi yaparak ödemeyi satıcıya vadesinden önce yapar; vade günü geldiğinde
ise tutarı alıcıdan tahsil eder.
Vadeli
satış yaptığınızda tahsilatınızı (aynı iskontolu DBS’de olduğu gibi) vadesinden
önce tahsil etmeniz de mümkündür. Faktoring firmaları ve bankalar bu olanakları
firmalar sunmaktadır.
Faktoring ile Nakde Dönmek
Faktoring
ile vadeli satışlarınızın vadesini beklemeden anında nakde kavuşabilirsiniz.
Faktoring, vadeli mal ve hizmet satışlarından doğan faturaların veya fatura
karşılığında alınmış vadeli çek ve senetlerin bir faktoring şirketine verilerek
(alacak hakları devredilerek) karşılıklarının bir miktar kesintiyle
alınmasıdır.
Tahsilat
takibi, hesap mutabakatı ve borçlu analizi gibi operasyonel yükleri faktoring
şirketi üstlenir. Faktoring, sadece bir "finansman" aracı değil, aynı
zamanda çok güçlü bir "alacak yönetimi ve risk bertaraf" aracı olarak
devreye girer.
Bu
modelin temel işleyiş mekanizması şöyledir:
·
Devir
(Temlik): Satıcı, vadeli
alacağını temsil eden faturayı veya fatura karşılığında aldığı çek ve senetleri
bir faktoring şirketine devreder.
·
Ön
Ödeme: Faktoring şirketi,
devraldığı fatura/çek/senet gibi evrakların büyük bir kısmını (genellikle %80
ile %90 aralığında) vadeyi beklemenize gerek kalmadan peşin olarak hesabınıza
yatırır.
·
Tahsilat
ve Kapama: Vadesi geldiğinde
faktoring şirketi ödemeyi alıcıdan (borçludan) tahsil eder. Alıcı ödemeyi
yaptıktan sonra, kesilen faiz ve komisyonlar düşülerek kalan bakiye (kapanış
ödemesi) size aktarılır.
İhtiyacınıza
göre seçebileceğiniz iki temel faktoring türü bulunur:
·
Rüculu
Faktoring: Alıcının faturayı
vadesinde ödememesi riskini sizin üstlendiğiniz modeldir. Faktoring şirketi
ödemeyi alıcıdan tahsil edemezse, tutarı sizden geri talep eder.
·
Rücusuz
Faktoring: Alıcının ödememe
riskini ve tahsilat sorumluluğunu tamamen faktoring şirketinin üstlendiği
modeldir. Alıcı iflas etse dahi faktoring şirketi bu riski sizden talep edemez,
garanti sağlar. Elbette rücusuz faktoringin kesintisi (maliyeti) daha yüksektir.
Neden
faktoring yapmalısınız?
·
Faktoringin bir maliyeti
(komisyon ve faiz) vardır. Eğer ürününüzün kar marjı bu maliyeti rahatça
karşılıyorsa, vadeli beklemek yerine parayı hemen alıp paranın dönüş hızını
artırmak çok daha karlıdır.
·
Satışlarınız artıyor ama
işletme sermayeniz (nakdiniz) büyümeye yetmiyorsa, satış yaptıkça faktoring ile
nakit yaratıp daha çok üretim yapabilirsiniz. (Faktoring limiti, satışlarınızla
birlikte büyür; banka kredisi limiti gibi sabit değildir).
·
İnşaat, tekstil,
otomotiv yan sanayi gibi vadelerin 90-180 günleri bulduğu sektörlerde faaliyet
gösteriyorsanız, tedarikçilerinize peşin ödeyip iskontolu mal almak, faktoring
maliyetini fazlasıyla amorti edebilir.
·
Yeni bir müşteri
portföyü ile çalışmaya başladığınızda müşterilerin ödeme ahlakını bilemezsiniz.
Bu riski faktöring şirketine havale etmek stresinizi de riskinizi de azaltır.
·
Faktoring banka
kredilerinden farklı olarak bir borçlanma yaratmaz, mevcut bilanço yapınızı
iyileştirir. Faktoring bir banka kredisi değildir; alacağın (varlığın)
satılmasıdır. Bankadan kredi çektiğinizde bilançonuzda borçlarınız artar.
Faktoring yaptığınızda ise bilançonuzdaki "Ticari Alacaklar" kalemi
azalır, "Nakit ve Nakit Benzerleri" kalemi artar. Bu durum firmanın
likidite oranlarını iyileştirir ve bankalar nezdindeki kredibilitesini
yükseltir.
Satıcı
firmalar, faktoring maliyeti ile sağladıkları nakdin yaratacağı yeni fırsatları
(peşin iskontosu alma fırsatı, yeni sipariş alabilme kapasitesi vb.)
karşılaştırarak bu aracı mutlaka finansal silahları arasına eklemelidir.
Not: Çek ve senetleri
komisyon karşılığı nakde çevirmeyi sadece faktoring şirketleri yapmamaktadır,
bankalar da ticari müşterilerine bu hizmeti vermektedir. Bu işleme esnaf ve
KOBİ’ler arasında “çek/senet kırdırma” denir. Faktoring literatüründeki adı
çek/senet faktöringidir. Bankacılık literatüründeki adı çek/senet iskontosu
veya iskonto kredisi veya İştiradır. Elbette bu çek ve senetlerin bir fatura
karşılığında alındığı bankaya ispat/ibra edilmesi gerekir. Türkiye'de BDDK
(Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu) kuralları gereği, yasal bir
faktoring şirketi faturasız çeki bozamaz. Yani satıcı firma, faktoring
şirketine çeki/senedi verirken mutlaka o çekin karşılığı olan ticari faturayı
da ibraz etmek zorundadır. Sadece çek verilerek yapılan işlem yasal değildir
(bu tefeciliğe girer). Faktoring, ticaretin finansmanıdır; bu yüzden
"Fatura + Çek = Finansman" denklemi şarttır.
Satıcı
bir firma, elindeki çeki nakde çevirmek istediğinde Banka ile Faktoring Şirketi
arasında kalabilir. Faktoring şirketleri hızlı çalışır ve genellikle aynı gün
nakit verirken, bankalar birkaç gün bekletebilir. Ayrıca bankalar çok sayıda
küçük tutarlı veya farklı yörelerden gelmiş çekleri kabul etmekte isteksiz
olabilirler. Bankaların tek avantajı daha az komisyonla çalışmalarıdır. Eğer
bankada hazır, boşlukta bir iskonto kredi limitiniz varsa ve zaman sorununuz
yoksa, maliyet avantajı için bankayı tercih edin. Eğer banka limitleriniz
doluysa, acil (bugün) nakde ihtiyacınız varsa, bilançonuzda banka borcu
gözüksün istemiyorsanız veya çeki kesen firmanın itibarı sizin firmanızın
itibarından daha yüksekse (örneğin siz küçük bir KOBİ'siniz ama elinizde Koç
Holding'in, Sabancı'nın, büyük bir market zincirinin çeki var), bu çeki
faktoring şirketine verip anında nakde dönmek çok daha akılcı ve kolay bir yol
olacaktır.
Buraya kadar tahsilat araçlarından bahsettik, şimdi de alacağınızı
tahsil etmeyi garantilemek için kullanabileceğiniz araçlardan bahsetmek
istiyorum.
Tedarikçi Finansmanı
Müşterilerinizin
erken ödeme yapmasını istiyorsanız onları Tedarikçi Finansmanı kredisi almaya
yönlendirebilirsiniz.
Türkiye'deki
bankalar bu ürünü uzun yıllardır farklı isimler altında sunuyor; kimi banka
buna "tedarik zinciri finansmanı", kimi "tersine faktoring"
ya da "onaylı alacak finansmanı" diyor.
İşleyiş
şu şekildedir:
Büyük
ve güçlü bir alıcı firma (örneğin köklü bir market zinciri veya büyük bir
sanayi kuruluşu) bankasıyla bir Tedarikçi Finansmanı anlaşması yapar. Bu
anlaşmaya göre banka, alıcının onayladığı tedarikçi faturalarını vadesinden
önce tedarikçiye öder. Tedarikçi (yani siz) faturanızın bedelini örneğin 90 gün
beklemek yerine 2–3 gün içinde, küçük bir iskonto (finansman maliyeti)
karşılığında tahsil edersiniz. Banka vade günü geldiğinde alacağını doğrudan
alıcıdan tahsil eder. (Sen benim yerime öde, ben sana daha sonra vereceğim.)
Alıcı
açısından bu model avantajlıdır çünkü kendi nakit döngüsünü bozmadan
tedarikçilerine erken ödeme yapmış olur. Hatta bu sayede tedarikçiden daha iyi
fiyat veya öncelikli teslimat avantajı koparabilir de.
Kefalet ile alacağınızı garantilemek
B2B
ticarette satıcı firmaların en çok düştüğü yanılgılardan biri, sadece
"şirket" ile ticaret yapmanın güvenli olduğunu düşünmektir. Oysa
Limited veya Anonim şirketlerin borçlarından dolayı şirket sahipleri şahsen
sorumlu tutulamaz. Şirket iflas eder veya içi boşaltılırsa, satıcının alacağı
sıfırlanır. İşte bu "şirket kalkanını" delmek ve tahsilatın yönünü
garanti altına almak için satıcılar alıcıdan Kefalet talep etmelidir.
B2B
ticarette kefalet temel olarak ikiye ayrılır:
·
Şahsi Kefalet (Şirket
Sahibini Bağlamak): En yaygın yöntemdir. Alıcı firmanın (Ltd. veya A.Ş.)
borçlarına karşılık, şirket sahibinin veya ortaklarının şahsi mal varlıklarıyla
(ev, araba, şahsi banka hesapları) borca kefil olmasıdır. Bu sayede şirket ödeme
yapmasa bile, tahsilat doğrudan şirket sahibinin şahsından yapılabilir.
·
Kurumsal Kefalet (Grup
Şirketini Bağlamak): Alıcı firmanın bir grup şirketine veya holdinge bağlı
olduğu durumlarda istenir. Örneğin, sermayesi düşük olan "A Pazarlama Ltd.
Şti."ye mal satarken, onun çok daha güçlü olan ana şirketi "B Holding
A.Ş."nin bu borca kefil olması sağlanır. Böylece muhatap tek bir şirket
değil, tüm grup olur.
Kefalet
almak sözlü olmaz, hukuki şekil şartlarına tabidir. Satıcı firmalar kefaleti
temel olarak iki farklı yöntemle alabilirler:
·
Yöntem
A: Sözleşme Üzerinden
Kefalet (Bayilik/Cari Hesap Sözleşmeleri): Satıcı ile alıcı arasında imzalanan
"Bayilik" veya "Mal Alım" sözleşmelerinin sonuna bir
"Müteselsil Kefil" (Zincirleme Kefil) maddesi eklenir. Alıcı firma yetkilisi
sözleşmeyi önce "Şirket Kaşesi" üzerine imzalar, ardından şahsi
kefaleti için kaşe dışına, kendi adının/soyadının altına şahsen imza atar.
o
Buradaki En Büyük Hukuki
Tuzak (Dikkat!): Türk Borçlar Kanunu’na göre, bir sözleşmeye şahsi kefil
alınacaksa, kefil olacak kişinin kefalet limitini (azami tutarı) ve kefalet
tarihini sözleşmeye mutlaka "kendi el yazısıyla" yazması şarttır.
Bilgisayardan yazılmış bir tutarın altını imzalamak kefaleti geçersiz kılar.
Ayrıca yasa gereği kefil evliyse, eşinin yazılı rızası (Eş Rızası) da
alınmalıdır.
·
Yöntem
B: Senet Üzerinden
Kefalet (Aval): Eş rızası ve el yazısı kurallarıyla uğraşmak istemeyen
satıcılar için en pratik ve en keskin yöntemdir. Daha önce senetler bölümünde
bahsettiğimiz "Çift İmza" kuralı tam olarak budur. Müşteriden açık
hesap karşılığı bir teminat senedi alınır. Firma yetkilisi senede önce firma
kaşesi üzerine imza atar (Borçlu şirket olur). Sonra kaşe dışına (açığa) ikinci
bir imza atar. Ticaret hukukunda senet üzerindeki bu ikinci imzaya Aval denir.
Aval, şahsi kefaletin en güçlü halidir; eş rızası veya el yazısıyla tutar yazma
zorunluluğu gerektirmez. Satıcı, vadesinde ödenmeyen bu senedi doğrudan şirket
sahibinin şahsi mal varlığına haciz göndermek için kullanabilir.
Özetle;
Yüksek riskli B2B satışlarda alıcıdan sadece çek veya şirket senedi almak
yeterli değildir. Tahsilatı yapan firma, "Aval" yoluyla veya sağlam
bir sözleşmeyle şirket sahibini (şahsi kefalet) veya ana firmayı (kurumsal
kefalet) sürece dahil ederek riskini minimuma indirmelidir.
Banka Teminat Mektubu ile alacağınızı garantilemek
Ticari
hayatta tahsilat riskini sıfırlayan en klasik ve en sarsılmaz araçların başında
teminat mektubu gelir. En net tanımıyla Teminat Mektubu; bir bankanın,
müşterisi (alıcı) adına üçüncü bir tarafa (size/satıcıya) verdiği yazılı ve
resmi bir garanti belgesidir.
Siz
müşterinizden miktarı ve vadeyi bildirerek banka teminat mektubu talep
edersiniz. Müşteriniz de bankasına başvurur ve bu evrakı alıp size verir.
Elbette
bu evrak için banka müşterisinden teminat miktarının %2-3 oranında yıllık
komisyon alır (bu komisyon alıcının bankadaki itibarına, bilançosuna ve
ekonomik koşullara göre değişir).
Bu
evrakla banka size hukuken şu sözü verir: "Benim müşterim sana olan
borcunu vadesinde ödemezse, aranızdaki anlaşmazlık ne olursa olsun, sen bana
geldiğin an mektupta yazan tutarı ilk yazılı talebinde, itirazsız ve kayıtsız
şartsız sana ödeyeceğim." Eğer müşteri borcunu ödemezse, mektubun
vadesi dolmadan önce elinizdeki faturayla/çekle bankaya başvurarak "tazmin
talebinde" bulunursunuz. Banka, müşteriyle mahkemelik olup olmadığınıza
bakmaz; evrakın doğası gereği parayı size anında öder, borcu kendi
müşterisinden kendisi tahsil eder.
Müşterilerinden
banka teminat mektubu istemek vadeli satış yapan her firmanın hakkıdır. Ayıp
değildir, güvensizlik değildir. “Kaçmıyoruz ya kardeşim, biz yılların
firmasıyız” gibi argümanlarla bu evrakı vermekten kaçınan müşterilerinize
karşı ısrarcı olun. Bunu yapmadığı için, karşı tarafa güvendiği için
alacaklarını (aldığı çekleri/senetleri) tahsil edemeyen pek çok firma ile
karşılaştım. Bu evrakı almak için gerekiyorsa masrafın yarısını ödemeyi önerin.
Yine kabul etmiyorsa vadeli satış yapmayın. Para bu tarafa mal bu tarafa deyin.
Böyle durumlarda “para kaybetmektense müşteri kaybetmeyi” göze alın.
Özellikle;
yeni çalışmaya başladığınız ve finansal geçmişini (ödeme ahlakını) henüz
bilmediğiniz müşterilerinizden, sürekli mal çektiği için yüksek tutarlı
"açık hesap" limiti tanımladığınız bayilerinizden, sıralı çekler
(bağlantı çekleri) aldığınız bayilerinizden, çok uzun vadeli çek veya senet
karşılığında yaptığınız yüksek montanlı satışlarda, müşterilerinizden mutlaka
banka teminat mektubu isteyin.
Teminat
mektupları belirli bir vadeye (süreli) sahip olabileceği gibi
"süresiz" de olabilir. Mümkünse müşterinizden 'Kesin ve Süresiz'
mektup talep edin. Eğer mektup süreliyse, mektubun bitiş tarihinin, sizin
alacağınızın/çekinizin vadesinden çok daha ileride bir tarih olduğundan emin
olun. Süresi bitmiş (vadesi dolmuş) bir teminat mektubu tahsilat yeteneğini
kaybeder. Piyasada sahte evrak riskine karşı, mektubu teslim aldığınızda şubeyi
arayarak veya bankaların online sistemleri (Kredi Kayıt Bürosu / Findeks)
üzerinden evrakın gerçekliğini teyit ettirin.
Eğer
müşteri mektup masraflarını öne sürerek teminat vermekten kaçıyorsa ve banka
limitlerini doldurmak istemiyorsa, onu "Kefalet Sigortası / Senedi"
alternatifine yönlendirebilirsiniz.
Kefalet Sigortası/Senedi ile alacağınızı garantilemek
Tahsilatı
garanti altına almanın günümüzdeki en modern ve yenilikçi yollarından biri de
Kefalet Sigortası'dır. En basit tabiriyle Kefalet Senedi; ticari hayatta
yıllardır kullanılan "Banka Teminat Mektubunun" sigorta şirketleri
tarafından verilen versiyonudur. Her iki evrakın hukuki geçerliliği ve
sağladığı güvence tamamen aynıdır.
İşleyiş
oldukça basittir: Geniş bayi ağına sahip veya müşterilerine yüksek montanlı
vadeli (kredili) mal çıkışı yapan bir satıcı firma, alacağının riskini
sıfırlamak ister. Normal şartlarda alıcıdan bir banka teminat mektubu, ipotek
veya DBS limiti getirmesini talep eder. Ancak alıcı firma, bankalardaki kredi
limitlerini doldurmak istemiyor veya banka prosedürleriyle uğraşmak istemiyorsa
devreye sigorta şirketleri girer.
Alıcı
(borçlu) firma, satıcıya vereceği teminat için bir sigorta şirketine başvurur.
Sigorta şirketi alıcının mali yapısını inceler ve onaylarsa bir limit belirler.
Sigorta şirketi, üzerinde "Alacaklı/Lehtar" olarak doğrudan 'satıcı
firmanın' adının yazdığı bir Kefalet Senedi düzenler ve alıcı bu senedi
satıcıya teslim eder. Satıcı firma, elindeki bu senet sayesinde alıcıya gönül
rahatlığıyla vadeli mal gönderir.
Eğer
alıcı firma faturanın vade günü geldiğinde ödemeyi yapmazsa (temerrüde
düşerse), satıcı firma durumu sigorta şirketine bildirir. Sigorta şirketi,
alıcının borcunu (Kefalet Senedindeki limitler dahilinde) hiçbir bahane
üretmeksizin doğrudan satıcı firmaya öder. Satıcı parasını kurtarır, borcun
hukuki takibi ve tahsilatı artık tamamen sigorta şirketi ile alıcı arasındadır.
Satıcı
firma için bu sistem kusursuz bir zırhtır. Alıcının iflas etmesi, ödeme
zorluğuna düşmesi veya kötü niyetli olması satıcıyı etkilemez; çünkü muhatap
artık güçlü bir sigorta şirketidir. Satıcı firmalar bu yöntemi müşterilerine
rahatlıkla önerebilirler. Çünkü Kefalet Senedi, bankalar üzerinden yürüyen bir
sistem olmadığı için alıcının bankalardaki nakdi/gayrinakdi kredi limitlerini
(riskini) etkilemez. Alıcı firma, bankadaki kredisini işini büyütmek veya nakit
döngüsünü sağlamak için kullanırken, sigorta şirketinden aldığı kefalet
senediyle de satıcıya karşı olan teminat yükümlülüğünü yerine getirmiş olur.
Teminat İpoteği ile alacağınızı garantilemek
B2B
ticarette satış hacimleri büyüdüğünde; çek, senet veya şahsi kefaletler
riskleri tam anlamıyla kapatmaya yetmeyebilir. Banka teminat mektubu vermek
istemeyen veya limiti olmayan müşteriler için satıcı firmanın masaya süreceği
en güçlü alternatif Gayrimenkul İpoteğidir.
Satıcı
firma; alıcı firmanın kendisine ait (fabrika, depo, arsa) veya şirket sahibinin
şahsına ait (ev, yazlık) bir gayrimenkulü ticari borçlarına karşılık teminat
olarak göstermesini talep edebilir. Ticarette kullanılan bu ipotek türüne
hukuken "Teminat İpoteği" denir. Çünkü cari hesap sürekli
hareketlidir (mal alınır, ödeme yapılır, borç artar veya azalır). Tapuya
konulan bu teminat ipoteği, aradaki borç ne kadar dalgalanırsa dalgalansın,
satıcının o gayrimenkul üzerinden alabileceği maksimum rakamı garanti altına
alır.
İpotek
alma süreci sözlü veya adi bir sözleşmeyle yapılamaz, devletin resmi
kurumlarında gerçekleştirilmesi gereken ciddi bir prosedürdür:
·
Değerleme
ve Sorgulama (Taktiksel Adım): Alıcı size bir tapu sunduğunda hemen kabul edilmemelidir.
Satıcı firma öncelikle o gayrimenkulün gerçek piyasa değerini araştırmalı ve
tapu dairesinden "Takyidat (Kısıtlama) Belgesi" istemelidir. Evin
üzerinde daha önceden bankaların veya vergi dairelerinin haczi/ipoteği varsa, o
gayrimenkulü teminat olarak almak risklidir.
·
Karar
Alınması: İpotek verilecek
mülk şirkete aitse yönetim kurulu kararı gerekir. Şahsa ait bir ev ise ve
"Aile Konutu" vasfındaysa (tıpkı kefalette olduğu gibi) mutlaka eşin
yazılı rızası alınmalıdır.
·
Tapu
Dairesinde Tescil: İki firmanın
yetkilileri (veya vekilleri) Tapu Sicil Müdürlüğü'ne gider. Resmi senet
düzenlenir ve tapu kütüğüne alacaklı satıcı firmanın lehine ipotek şerhi
işlenir. (Bu işlem sırasında devlete ödenmesi gereken bir 'Tapu Harcı' doğar;
ticari teamüllere göre bu masrafı borçlu taraf olan alıcı karşılar).
İpoteğin
satıcı firmaya sağladığı fayda, diğer tüm teminat yöntemlerinden çok daha
üstündür. Bunun üç temel sebebi vardır:
·
Öncelikli
Alacaklı Olma (Rüçhan Hakkı): En büyük faydası budur. Müşteriniz iflas ederse veya
piyasadaki diğer alacaklılar şirkete haciz yağdırırsa, herkes sıraya girer.
Ancak siz ipotek sahibi olduğunuz için "İmtiyazlı/Öncelikli Alacaklı"
(Rüçhanlı) sayılırsınız. Gayrimenkul satıldığında devlet bile kendi vergi
borcundan önce parayı size (ipotek sahibine) öder.
·
Mülk
Satılsa Bile Borç Düşmez: Alıcı
firma, üzerinde sizin ipoteğiniz olan o arsayı/evi bir başkasına satsa bile
sizin hakkınız kaybolmaz. Hukukta ipotek "eşyaya bağlı bir haktır".
Yeni alıcı, o mülkü sizin ipoteğinizle (borcunuzla) birlikte satın almış olur.
Borç ödenmezse, mülk kimin olursa olsun sattırıp paranızı alabilirsiniz.
·
Psikolojik
Yaptırım Gücü: Çekinin veya
senedinin yazılmasına göz yumabilen bir borçlu; fabrikasını, evini veya
yazlığını icradan yarı fiyatına kaybetme korkusuyla karşı karşıya kaldığında,
piyasada herkesten önce sizin tahsilatınızı (ipotek sahibini) kapatmaya
çalışır.
İpotek
muazzam bir güvencedir ancak banka teminat mektubu gibi "ertesi gün nakde
çevrilebilen" bir araç değildir. Borç ödenmediğinde gayrimenkulün icra
(İpoteğin Paraya Çevrilmesi) yoluyla satılıp paraya dönüşmesi aylar, bazen
yıllar sürebilir. Bu nedenle ipotek, acil nakit döngüsünden ziyade, uzun vadeli
ve büyük batak risklerine karşı bir sigorta olarak kullanılmalıdır.
Menkul Rehni ile alacağınızı garantilemek
Borca
karşılık menkul rehni, alacağınızı güvence altına almak için kullanılan önemli
bir teminat yöntemidir. Bu sistemde borçlu, size olan borcunu garanti altına
almak amacıyla bir taşınır malını veya sahip olduğu bir hakkı rehin olarak
verir. Bu mal bir araç, makine, stok ya da bir alacak, çek veya hatta şirket
hissesi olabilir.
Bu
ilişkinin en önemli özelliği şudur: Eğer borçlu borcunu vadesinde ödemezse, siz
alacaklı olarak rehin verilen malı paraya çevirme ve alacağınızı öncelikli
olarak buradan tahsil etme hakkına sahip olursunuz. Yani rehin, sizi diğer
alacaklılara karşı güçlü ve öncelikli bir konuma getirir.
Menkul
rehni farklı şekillerde kurulabilir. Klasik uygulamada, rehin verilen mal size
veya belirlenen üçüncü bir kişiye teslim edilir. Buna “teslimli rehin” denir.
Ancak günümüzde ticari hayatta daha çok kullanılan yöntem ise “teslimsiz
rehin”dir. Bu yöntemde mal borçlunun kullanımında kalmaya devam eder, ancak
rehin hakkı resmi sicile kaydedilerek güvence sağlanır. Bu sayede borçlu
faaliyetini sürdürürken siz de teminatınızı korumuş olursunuz.
Rehin
konusu açısından da farklı türler bulunmaktadır. Örneğin doğrudan fiziki mallar
(araç, makine) rehin edilebileceği gibi, borçlunun başka kişilerden olan
alacakları da size teminat olarak gösterilebilir. Ayrıca ticari işletmenin
tamamı veya bazı unsurları da rehin kapsamına alınabilir. Bunun yanında şirket
hisseleri, kira gelirleri veya lisans gibi haklar da rehnin konusunu
oluşturabilir.
Sonuç
olarak menkul rehni, alacaklı açısından tahsilat riskini azaltan, borçlu
açısından ise finansmana erişimi kolaylaştıran bir güvence mekanizmasıdır.
Doğru kurulduğunda, alacağınızın güvenliğini önemli ölçüde artırır.
Alacak Sigortası ile alacağınızı garantilemek
Ticari
alacak sigortası, işletmelerin vadeli satışlarından doğan alacaklarını,
borçlunun ödeme aczine düşmesi veya iflası gibi risklere karşı koruma altına
alan bir sigorta türüdür.
Özellikle
küçük ve orta ölçekli işletmeler (KOBİ) için tasarlanmış olan Devlet Destekli
Ticari Alacak Sigortası, işletmelerin herhangi bir banka teminatı, kredi kartı
veya Doğrudan Borçlandırma Sistemi (DBS) gibi unsurlara ihtiyaç duymadan
alacaklarını güvence altına almalarını sağlar.
Bu
sigortanın temel sağladığı avantajlar şunlardır:
·
Nakit
Akışı Güvencesi: Satış sonrası
tahsil edilemeyen alacaklar sigorta kapsamında tazmin edilerek işletmenin nakit
akışı korunur.
·
Güvenli
Büyüme: Risk minimize
edildiği için işletmeler yeni pazarlara ve müşterilere daha güvenle açılabilir.
·
Finansal
İstikrar: Beklenmedik
ödememe durumlarında işletmenin özkaynaklarının korunmasına yardımcı olur.
Ticari
alacak sigortası, işletmelerin en önemli varlıklarından biri olan
"alacaklarını" teminat altına alarak sürdürülebilir büyümeyi
destekleyen stratejik bir finansal koruma kalkanıdır.
Akreditif ile alacağınızı garantilemek
Akreditif,
dış ticarette alıcı ile satıcı arasındaki ödemeyi banka garantisi altına alan
bir ödeme ve teminat yöntemidir. Bu sistemde banka, akreditif şartlarında
belirtilen belgelerin eksiksiz sunulması kaydıyla, belirlenen tutarı ve vadeyi
ödemeyi taahhüt eder.
Süreci
oldukça basittir. İthalatçı (alıcı), kendi bankasına (amir banka) akreditif
açılması için gerekli şartları içeren bir talimat verir. Akreditif şartları
olarak; malların yüklenmesi, hizmetin yerine getirilmesi veya gerekli diğer
belgelerin neler olduğu bu talimatta açıkça belirtilir. İthalatçının bankası bu
talimata dayanarak akreditifi açar ve ihracatçıya (satıcıya) bankalar
aracılığıyla bildirir. Satıcı, akreditifte öngörülen belgelere uygun şekilde
malları gönderdiğinde, ödemesi banka güvencesiyle garanti altına alınmış olur.
Dövizli Alacak Yönetimi ve Kur Riski
Geldik
Türkiye gibi yüksek enflasyonlu ve kur oynaklığının eksik olmadığı bir pazarda
iş yapmanın en kritik, en can yakıcı bölümüne. Eğer B2B ticaretinizde döviz
üzerinden (Dolar, Euro vb.) vadeli satış yapıyorsanız, alacak yönetiminiz
sadece "parayı vadesinde tahsil etmek" demek değildir; aynı zamanda
"paranın değerini korumak", yani kur riskini yönetmektir.
Pek
çok işletme, "Nasılsa döviz bazlı sattım, kur arttıkça benim param da
değer kazanıyor, kafam rahat" yanılgısına düşer. Oysa piyasa gerçekleri
bize bunun tam tersini fısıldar. Dövizli alacak yönetimi, doğru
kurgulanmadığında şirketi kârlılık illüzyonuna sokup günün sonunda masada büyük
zararlar bırakmanıza neden olabilir.
Peki,
dövizli vadeli satışlarda tahsilat kalitesini korumak ve kur dalgalanmalarına
kalkan oluşturmak için hangi kuralları uygulamalıyız?
1. Kur Sabitleme (Hedging) ve Vade Sınırı
Dövizli
satış yaparken müşteriye tanınan vade, kur riskinin katlanarak büyümesi
demektir. Kurun 30 gün sonra nerede olacağını tahmin edebilirsiniz belki ama 90
veya 120 gün sonrası tam bir kumardır.
·
Taktik: Döviz bazlı vadeli satışlarda vadeleri TL
satışlara göre çok daha kısa tutun (Örn: Maksimum 30 veya 45 gün). Eğer müşteri
uzun vade talep ediyorsa, faturanın kesildiği günkü kur üzerinden bir "kur
sabitleme" anlaşması yapın ve kurun o vadedeki olası artış maliyetini
(finansman yükünü) daha baştan liste fiyatının üzerine ekleyin.
2. Kur Farkı Faturası Hukuku (Olmazsa Olmaz Kural)
Dövizli
açık hesap çalışmanın en büyük tuzağı, tahsilat gününde yaşanır. Faturayı
kestiğiniz günkü kur ile müşterinin ödemeyi yaptığı (havalenin hesaba düştüğü)
günkü kur arasında dağlar kadar fark olabilir.
·
Uygulama: Sözleşmelerinize mutlak surette şu maddeyi
ekleyin: "Ödemeler, tahsilatın satıcı banka hesabına geçtiği günkü TCMB
Döviz Satış Kuru üzerinden hesaplanır. Fatura tarihi ile tahsilat tarihi
arasında oluşan kur farkları için satıcı tarafından Kur Farkı Faturası
düzenlenir."
·
Takip
Disiplini: Muhasebe
departmanınız, dövizli alacak tahsil edildiği an aradaki kur farkını
hesaplamalı ve gecikmeksizin müşteriye kur farkı faturasını kesmelidir. Bu
faturayı kesmeyen, "Müşteriyle aramız bozulmasın" diye sineye çeken
firmalar, yıl sonunda kur farkından dolayı gizli bir zarar dalgasıyla
sarsılırlar.
3. Müşterinin "Döviz Likiditesi" İstihbaratı
Mali
istihbarat bölümünde Findeks raporlarından ve risk analizlerinden bahsetmiştik.
Dövizli çalışacağınız müşteride aramanız gereken ekstra bir kriter vardır: Bu
firmanın döviz geliri (ihracatı) var mı?
·
Risk: Tamamen iç piyasaya TL ile mal satan,
girdileri TL olan bir firmaya yüksek montanlı dövizli vadeli mal satıyorsanız,
kur patladığı an o müşterinin ödeme aczine düşmesi neredeyse kesindir. Çünkü
kur arttıkça onun borcu katlanacak ama geliri yerinde sayacaktır. Bu yüzden,
döviz geliri olmayan (hedgeli olmayan) firmalarla dövizli açık hesap çalışırken
kredi limitlerini çok daha cimri belirleyin veya DBS / Banka Teminat Mektubu
gibi enstrümanları döviz cinsinden talep edin.
4. Dövizli Çek ve Senet Alırken İki Kere Düşünün
Piyasada
sıklıkla döviz cinsinden yazılmış çek veya senetlerle karşılaşırsınız.
"Üzerinde 50.000 USD yazıyor, ne güzel" demeyin. Türk Ticaret Kanunu
ve Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karar kapsamında, iç
piyasadaki bazı dövizli işlemlerin ve sözleşmelerin yasal sınırları (istisnalar
hariç) çizilmiştir. Ayrıca dövizli bir çek karşılıksız çıktığında icra
süreçleri, kurun hangi tarihten itibaren (keşide tarihi mi, fiili ödeme tarihi
mi) esas alınacağı gibi çok çetrefilli hukuki tartışmalara gebedir. Döviz
riskini sıfırlayacağım derken, hukuki bir labirentin içinde kaybolabilirsiniz.
Özetle
dostlar; dövizli alacak yönetimi, yüksek enflasyonist ortamlarda şirketin can
simididir ama kuralları esnettiğiniz an ayağınıza dolanan bir prangaya dönüşür.
Dövizle satmak başarı değildir; kur farkını kuruşu kuruşuna tahsil edip parayı
aynı döviz cinsinden (veya o günkü değer karşılığıyla) kasaya soktuğunuzda
operasyon tamamlanmış olur.
Alacak Yönetiminde Hukuki Süreç ve İcra İflas Kanunu (İİK)
Dinamikleri
Geldik
sürecin en soğuk ama doğru yönetildiğinde en kestirme sonuç veren halkasına:
Hukuk. Makalenin başında ne demiştik? Alacak yönetimi satış yapılmadan önce
başlar, paranın kasaya girmesiyle biter. İşte o para kasaya kendi rızasıyla
girmiyorsa, devletin cebri icra gücünü arkamıza almaktan başka çaremiz kalmaz.
Pek
çok patron veya satıcı "avukata verirsek müşteriyi tamamen
kaybederiz" korkusuyla hukuki süreci geciktirir. Oysa unutmayın; vadesi
30, 60 hatta 90 gün geçmiş bir alacak için hala yapıcı bir adım atmayan,
telefonlara çıkmayan veya sürekli içi boş vaatlerle süreyi uzatan bir müşteri
zaten "müşteri" vasfını yitirmiş, işletmenizin öz kaynaklarını
sömüren bir finansman yüküne dönüşmüştür. Bu aşamadan sonra profesyonelliğin
gereği, duyguları bir kenara bırakıp İcra İflas Kanunu’num (İİK) bize tanıdığı
hakları masaya sürmektir.
Peki,
noter ihtarnamesini çektik, tanınan 15 günlük süre de doldu ve hala tık yok.
Bundan sonra hukuk departmanınız veya şirket avukatınız hangi enstrümanları
kullanacak? Ticari alacaklarda karşımıza iki temel icra yolu çıkar:
1. Kambiyo Senetlerine Mahsus Haciz Yolu (Çek ve Senet İçin Hızlı
Hat)
Eğer
elinizde usulüne uygun düzenlenmiş bir çek veya senet (bono) varsa,
şanslısınız. Hukuk sistemimiz bu evrakları ticari hayatın namusu olarak kabul
eder ve alacaklıya çok güçlü, hızlı bir hat açar. Avukatınız icra müdürlüğüne
giderek İİK Madde 167 uyarınca "Kambiyo Senetlerine Mahsus" takip
başlatır.
·
Hız
Avantajı: Borçluya icra
dairesinden bir ödeme emri gider. Borçlunun bu borca veya imzaya itiraz etmek
için sadece 5 günü, borcu ödemek için ise 10 günü vardır.
·
İtirazın
Zorluğu: Borçlu "benim
böyle bir borcum yoktu, mal kusurluydu" diyerek takibi kolayca durduramaz.
İtirazını anca mahkemede, çok güçlü yazılı delillerle kanıtlamak zorundadır. 10
gün içinde ödeme yapılmaz veya mahkemeden takibi durdurma kararı getirilmezse,
11. gün müşterinin banka hesaplarına (89/1 ihbarnamesiyle), araçlarına ve
gayrimenkullerine haciz koyabilirsiniz.
2. İlamsız İcra Takibi (Açık Hesap ve Fatura İçin Genel Hat)
Eldeki
alacak bir çeke veya senede bağlı değilse, yani faturalı açık hesap
çalışıyorsanız süreç "Genel Haciz Yoluyla İlamsız Takip" üzerinden
yürür. Avukatınız faturayı, cari hesap ekstresini ve teslimat makbuzlarını icra
dosyasına ekleyerek takibi başlatır.
·
Büyük
Risk (Borca İtiraz Tuzağı): Bu
yöntemin en zayıf karnı borçlunun kötü niyetine açık olmasıdır. İcra
dairesinden ödeme emri müşteriye ulaştığında, müşterinin hiçbir gerekçe
göstermeden, sadece tek bir cümleyle "Böyle bir borcum yoktur, takibe
itiraz ediyorum" demesi takibi otomatik olarak durdurur. Borçlunun bu
itirazı yapmak için 7 gün süresi vardır.
·
İtirazın
İptali Davası: Takip durduğu an
süreç mahkemeye taşınır. Avukatınızın "İtirazın İptali Davası" açması
gerekir. İşte bu dava aşamasında, makalenin başında bahsettiğim "güçlü
belgelere ve kanıtlara sahip olmak" ilkesi hayat kurtarır. Eğer elinizde
müşterinin imzaladığı cari hesap mutabakatı, malı teslim aldığına dair
imzalı/kaşeli irsaliye veya teslim fişi varsa mahkeme faturayı kesin delil
sayar.
·
İcra
İnkar Tazminatı (%20 Kırbacı): Mahkeme sizin haklı olduğunuza karar verirse, sadece
alacağınızı tahsil etmekle kalmazsınız. Hakim, borcunu haksız ve kötü niyetli
olarak geciktiren müşteriye, alacağın en az %20’si oranında "İcra İnkar
Tazminatı" keser. Ayrıca tüm mahkeme masrafları ve avukatlık ücretleri de
borçlunun üzerine kalır. Yani 7 gün içinde "borcum yok" diye
pişkinlik yapan müşteri, davanın sonunda borcunu neredeyse 1.5 katı olarak
ödemek zorunda kalır.
Hukuki
Süreçte Altın Kurallar:
·
Mutabakatı
Alışkanlık Haline Getirin: Her
3 ayda bir veya en geç 6 ayda bir müşterilerinizle karşılıklı ıslak imzalı veya
KEP (Kayıtlı Elektronik Posta) üzerinden cari hesap mutabakatı yapın. Bu
mutabakat, olası bir icra takibinde borçlunun "borcum yok" itirazını
doğrudan boşa çıkaracak en güçlü kalkandır.
·
Teslimat
Belgesiz Adım Atmayın: Faturayı
kesmek yetmez, malın teslim edildiğini kanıtlamalısınız. İrsaliyelerin
üzerindeki imzanın şirket yetkilisine veya depo sorumlusuna ait olduğundan emin
olun. İmzalanmamış her irsaliye, hukuki süreçte başınızı ağrıtacak birer saatli
bombadır.
o
Sahada en çok yaşanan
tuzaklardan biri: "Biz malı teslim aldık ama defolu çıktı, o yüzden
ödemiyoruz" bahanesidir. Satış sözleşmelerine mutlaka "Mal Teslim ve
İtiraz Süresi" maddesi koyun. Bu maddede; Türk Ticaret Kanunu’na göre
ayıplı mal ihbar süreleri (2 ve 8 günlük süreler) hatırlatılmalı; bu süre
zarfında yazılı (noter/KEP) itirazda bulunmayan müşterinin malı eksiksiz ve
kusursuz kabul etmiş sayılacağı, dolayısıyla ödemeyi geciktirmek için
"kusurlu mal" bahanesine sığınamayacağı belirtilmelidir.
·
Zamanaşımı
Sürelerini Unutmayın: Ticari defter ve
belgelere dayanan alacaklarda genel zamanaşımı süresi 10 yıldır. Ancak çeklerde
bankaya ibraz süresinden sonra cirantalara başvurma hakkı hızlıca kaybolurken,
keşideciye (çeki yazana) karşı zamanaşımı süresi 3 yıldır. Senetlerde (bono)
ise zamanaşımı süresi vadeden itibaren 3 yıldır. Paranın üzerine yatılmasına
izin vermeyin, yasal süreleri kaçırmayın.
Özetle,
İcra İflas Kanunu dinamikleri, alacak yönetiminin "sopa" kısmını
oluşturur. Sahada bu sopanın varlığını ve kurallarını iyi bilen bir finans
ekibi, müşteriye karşı her zaman daha güçlü bir pozisyondadır. Amacımız
müşteriyi mahkemelerde süründürmek değil, hukukun bu keskin gücünü bir kaldıraç
olarak kullanarak idari takip aşamasında (masada) tahsilatı koparmaktır.
Sinsi Bir İntihar Yöntemi: Faturasız (Kayıt Dışı) Vadeli Satış
Reel
sektörde bazen basireti bağlanmış patronlardan ya da sadece ciro hedefine
kilitlenmiş satıcılardan şu cümleyi duyarsınız: "Abi, adam çok
güvenilir ama fatura istemiyor, kısa vadede ödeyecek, satalım gitsin.”
İşte bu cümle, bir işletmenin finansal ve hukuki olarak kendi ipini çekmeye
başladığı andır.
Piyasada
rekabetin getirdiği baskıyla ya da "müşteri kaçmasın" korkusuyla
faturasız vadeli satış yapmanın, alacak yönetimi disiplini açısından tek bir
kelimeyle karşılığı vardır: Kumar. Üstelik kasanın her zaman
kaybettiği bir kumar.
Faturasız
mal veya hizmet satıp üstüne bir de vade verdiğinizde, alacak yönetimi
mekanizmasının tüm dişlilerini kendi elinizle kırarsınız. Neden mi? Gelin
sahada başınıza gelecekleri adım adım inceleyelim:
·
Alacak yönetiminin en
arkadaki gücü devletin cebri icra gücüdür. Ancak faturasız bir ticarette, İcra
İflas Kanunu (İİK) dinamiklerini unutun. Faturasız açık hesap çalıştığınız bir
müşteri borcunu ödemediğinde ve siz genel haciz yoluyla takip başlattığınızda,
karşı tarafın tek bir "Böyle bir borcum yoktur" cümlesiyle takip
durur. Mahkemeye gittiğinizde hakim sizden faturayı, cari hesap mutabakatını ve
en önemlisi imzalı irsaliyeyi ister. Ortada fatura yoksa, resmi defterlerinizde
bu alacak görünmüyorsa, o paranın üzerine soğuk bir su içebilirsiniz. Hukuk,
kayıt dışı bırakılmış bir hakkı korumaz.
·
"Senedini aldım,
çift imza attırdım" diye kendinizi avutmayın. Faturasız senedin
arkasındaki ticari ilişkiyi ispatlayamadığınızda, karşı taraf "hatır
senediydi" ya da "tefecilik borcuydu" iddiasıyla süreci yıllarca
sürecek ceza davalarına boğabilir.
·
Faturasız ticaret,
bankacılık ve fintek sisteminin sunduğu tüm modern zırhları reddetmektir.
Faktoring İmkânsızdır. DBS ve Alacak Sigortası hayal olur.
·
Müşterinin
"pişkinlik" katsayısı artar. Ticaret psikolojisi der ki: Borçlu,
karşısındaki alacaklının elindeki kozlar kadar ödemeye sadıktır. Faturasız
vadeli mal sattığınız müşteri, sizin maliyeye (vergi cezalarına) yakalanma
korkunuzu çok iyi bilir. Bunu size karşı bir şantaj malzemesi gibi
kullanabilir. Tarih verir, uymaz. Telefonlarınıza çıkmaz, çıktığında
"Vericez abi kaçmıyoruz ya" der. Bilir ki siz onu sıkıştırıp
noterden ihtarname çekemezsiniz, avukatınızı üzerine salamazsınız. Sizi kendi
sessizliğinize mahkûm eder.
·
Tahsili mümkün
görünmeyen alacağı bilançoda varlık gibi göstermek insanı kağıt üzerinde
zengin, kasada fakir gösterir demiştik. Faturasız vadeli satışta ise durum daha
da sinsidir: O alacak resmi bilançonuzda hiç görünmez. Şirketin "kara
kaplı defterinde" duran o hayali alacaklar, gerçek nakit döngünüzü (OTS ve
DSO) ölçmenizi engeller. Firmanın kârlılık illüzyonuna girmesine yol açar ama
günün sonunda kasa bomboştur.
Özetle
dostlar; faturasız vadeli satış yapmak, vergi yükünden kaçayım derken
sermayenin tamamını müşteriye hibe etmektir. Ticarette asıl olan kâr etmek
değil, parayı kasaya güvenle sokmaktır. Fatura, o paranın kasanıza giden
yoldaki yasal tapusudur. Tapusu olmayan mülke sahip çıkamazsınız.
…………………………………………………………..
Bu
makale boyunca ele aldığımız tüm bulgular tek bir noktada buluşuyor: Tahsilat
kalitesi, şirketin finansal sağlığını ve büyüme kapasitesini doğrudan
belirleyen stratejik bir yönetim disiplinidir.
Tahsilat
kalitesi kötü olan bir firma, yıl sonunda yüzde beş net kâr ettiğini düşünürken
aslında yüzde sekiz kâr etmeyi kaçırmıştır. 100 milyon TL cirosu olan bir
işletmede bu fark 2-3 milyon TL'ye karşılık gelir. Bu para; yeni yatırım için,
nitelikli personel için, piyasaya sunulacak daha iyi ürün için yeterlidir.
Şirketlerin
tahsilat kalitesini iyileştirmek için yapması gerekenleri şu beş başlıkta
özetleyebiliriz:
1.
Kültür
dönüşümü: 'Tahsilat finans
işidir' anlayışından 'Tahsilat satışın devamıdır' anlayışına geçin.
2.
Sistem
kurulumu: Müşteri kredi
limitleri, alacak yaşlandırma raporları ve tahsilat KPI'ları otomatik işleyen
bir altyapıya kavuşturulmalıdır.
3.
Eğitim: Satıcılar tahsilat teknikleri, müşteri
profilleri ve soru sorma tekniği konusunda düzenli olarak eğitilmelidir.
4.
Teşvik
ve yaptırım dengesi: Erken ödeme
iskonto sistemi ile gecikmede uygulanan vade farkı ve sevkiyat durdurma bir
arada çalışmalıdır.
5.
Sürekli
iyileştirme: Her yıl tahsilat
kalitesi kriterleri genişletilmeli, yeni araçlar denenmeli ve sektör
karşılaştırmaları yapılmalıdır.
Son söz
Alacak
yönetimi, bir şirketin can damarı olan nakit akışının en kritik parçasıdır.
Vadeli satış yapan firmalar için alacakların zamanında tahsil edilememesi veya
vade süresinin uzun olması, işletme sermayesini eriterek firmayı darboğaza
sokabilir. Alacakların zamanında tahsil edilmesi, şirketin kendi borçlarını
(tedarikçi, maaş, vergi) dışarıdan kredi çekmeden, kendi özkaynaklarıyla
ödemesini sağlar. Finansman maliyetlerini düşürür.
Profesyonel
bir alacak yönetimi, müşteriyi kırmadan, kurumsal bir dille tahsilat yapmayı
sağlar. Böylece hem para tahsil edilir hem de müşteri kaybedilmez. Müşteriler,
tahsilat sürecini profesyonelce yürüten disiplinli tedarikçilere saygı duyar.
Özetle
alacak yönetimi; işletmenin büyümesi, ayakta kalması ve finansal sağlığını
koruması için satış yapmak kadar kritik bir süreçtir.
İyi tahsilatlar.
Not 1: Bu
makalenin güncellenmesinde yapay zekadan yararlanılmıştır.
Not 2: Market Zincirlerine Satışta Kırmızı Çizgiler
Yerel
ve ulusal market zincirlerine ürün temin eden firmalar için tahsilat kalitesi
çok özel bir risk alanı oluşturmaktadır. Bu kanalda temel bir kural vardır:
Marketlerde kredi kartına taksit olmadığından kredi kartı satışları en fazla 40
gün içinde nakde dönüşür. Bu nedenle en fazla 60 günlük vadeyle ödeme alan
firmalarla çalışmalısınız.
İki
uyarı işareti hayati önem taşır: Birincisi, iki aydan uzun vadeli ödeme yapan
marketler büyük olasılıkla yanlış yatırımlar veya verimsiz çalışma nedeniyle
nakit akışını bozmuş demektir. İkincisi ve çok daha tehlikelisi, her yıl ödeme
vadelerini uzatan marketlerdir. Vadesi her geçen yıl artan bir marketin önünde
sonunda batacağını ve sizi alacaklarınızla baş başa bırakacağını neredeyse
kesin olarak öngörebilirsiniz.
Not 3: Bayi Kanalında Tahsilat Disiplini
Toptancılar
ve alt bayiler aracılığıyla satış yapan firmaların tahsilat kalitesi,
genellikle en zayıf halkayı oluşturur. Bunun temel nedeni, satıcıların
müşteriyle güçlü bir kişisel ilişki kurması ve tahsilatta esnek davranmasıdır.
Bu esneklik zamanla müşterinin kural tanımaz bir alışkanlık edinmesine yol
açar.
Bayilerde
sıkça karşılaşılan bir tuzak da şudur: Satıcı malı vermiş, müşteri “vericez
abi, kaçmıyoruz ya” diyerek ödemeyi ertelemiş; erteleme üzerine erteleme
binince müşteri 2-3 ay içinde ürünü satmış ama size olan ödemeyi yönetmek
yerine başka harcamalar için kullanmıştır. Sistematik olmayan bir tahsilat
politikası, farkında olmadan bayinizi de finansal disiplinsizliğe sürükler.
Doğru
yaklaşım: Bayiye malı verdikten sonraki en geç bir hafta içinde ödemeyi çek,
havale veya kredi kartıyla alın. Alacağınız çekler asla piyasanın genel kabul
gördüğü vadelerden uzun olmamalıdır.
Not 4: Bağlantı Çeklerine Dikkat
Bağlantı
çekleri, yıllık alım taahhüdünün karşılığı olarak verilen toplu ön ödemelerdir
ve kaliteli bir tahsilat yöntemi olarak değerlendirilebilir. Ancak mali ve
tahsilat disiplini olmayan firmalarda bağlantı çekleri bir tuzağa dönüşür. Şu
kurala kesinlikle uyulmalıdır: Müşterinin herhangi bir ayda, o ay için kestiği
bağlantı çekinden daha fazla sipariş vermesi durumunda fazlalık olan sipariş
kesinlikle gönderilmemelidir. Aksi hâlde müşteri, 'Zaten sende çekim var, asıl
sen bana borçlusun' diyerek hem ek siparişi hem de üst siparişi ödemeden
geçiştirmeye çalışacaktır. Bu da satıcının aleyhine bir finansman yükü
oluşturur. Düşünsenize bir müşterinizden yılın başında her bir her ayın son
gününe yazılmış 100’er bin TL’lik 12 tane çek alıyorsunuz ve müşterinizin
sizden her ay 100 bin TL’lik mal çekmesini bekliyorsunuz ama müşteriniz daha
ilk çeyrekte 1,2 milyon TL’lik mal çekiyor. Bu durumda o müşterinize sunduğunuz
vade 1 ay değil, 10,5 ay olur. Bu ticaret külliyen sizin zararınızadır.
Not 5: Borç Yönetimi
Her
firmanın alacakları olduğu gibi borçları da vardır. Nakit akım projeksiyonunda
dar boğazların olmaması için hem alacak yönetiminde hem de borç
yönetiminde başarılı olmak gerekir. Bu ikisi birbirini etkiler. Piyasadan
tahsilat yapma süreniz, tedarikçilere veya bankalara olan borç ödeme sürenizden
uzunsa, aradaki boşluğu sürekli yeni borçla kapatmak zorunda kalırsınız. Bu da
"borç sarmalı" yaratır. Alacak vadelerini kısaltmak ve kalitesini
(istihbaratını) artırmak borç yönetiminin de ilk adımıdır.
Borçlanma,
bir işletmenin büyümesi, yeni yatırımlar yapması, nakit akımını rahatlatması ve
rekabet avantajı elde etmesi için kaçınılmaz ve kimi zaman oldukça verimli bir
finansal enstrümandır. Ancak bu enstrümanın doğru yönetilememesi, firmaları
likidite krizlerine ve nihayetinde iflas riskine sürükleyebilir. Bu nedenle
"Borç Yönetimi", şirketler için sadece bir muhasebe veya finans
departmanı rutini değil, üst yönetimin ajandasında yer alması gereken stratejik
bir yönetim disiplinidir. Alacak yönetimi ile etle tırnak gibidir. Onu da iyi
bilmeniz ve yönetmeniz gerekir.