Bu makalemde neler bulacağınıza dair kısa bir video oluşturdum. Videoyu izledikten sonra okumayı tercih edebilirsiniz.
Danışmanlık yaptığım firmalarda bana en sık sorulan soru şudur: “Murat Bey, satışlarımızı nasıl artırırız?” Sorunun ardından gelen cümleler de hemen hemen hep aynıdır. “İyi bir satış müdürü bulsak”, “iki satıcı daha alsak”, “fiyatlarımızı biraz aşağı çeksek”, “bir reklam yapsak”, “fuara katılsak”… Yani satış artışı, tek bir hamleden beklenir. Sanki doğru düğmeye basılacak ve cirolar fırlayacaktır.
Oysa satış
bir hamle değil, bir sistemdir. Sistemi kurmadan yapılan her hamle, kısa
süreli bir sıçrama yaratır ve sonra geri düşer. Yeni aldığınız satıcı üç ayda
sizi kurtarmaz, indirim yaptığınız fiyat karlılığınızı yer, fuardan
topladığınız kartvizitler çekmecede kalır.
Bu makalede,
firmalara satış yapan üretici KOBİ’lerin satışlarını kalıcı biçimde artırması
için gerekli gördüğüm 5 stratejiyi anlatacağım. Bunlar birbirinden
bağımsız fikirler değil; birbirini besleyen ve sırayla kurulması gereken beş
yapı taşıdır. Beşi birden kurulduğunda satış artışı bir “şans” olmaktan çıkar,
tekrarlanabilir bir sonuç haline gelir.
Önce neden
KOBİ’lere yazdığımı açıklayayım. TÜİK verilerine göre ülkemizdeki girişimlerin
% 99,6’sı KOBİ’dir; ama toplam ihracatın sadece % 29,6’sını KOBİ’ler
gerçekleştirmektedir. Yani sayıca ezici çoğunluk bizim KOBİ’lerimiz, ama satış
gücü olarak zayıflar. Bunun sebebi üretim yeteneğimizin düşük olması değildir;
bizim sıkıntımız satmakta. Türk iş dünyası üretmeyi bilir, satmayı
yeterince bilmez.
İkinci bir
gerekçe daha var. B2B satışın doğası son on yılda ciddi biçimde değişti.
Gartner’ın araştırmalarına göre kurumsal alıcılar satın alma sürelerinin
yalnızca % 17’sini tedarikçilerle görüşerek geçiriyor; birden fazla tedarikçiyi
değerlendirdiklerinde tek bir satıcıya ayırdıkları zaman toplam sürenin %
5-6’sını aşmıyor. Üstelik alıcıların önemli bir kısmı, sizi hiç aramadan önce
kısa listesini oluşturmuş oluyor. Kurumsal satın alma kararı da artık tek
kişinin işi değil; ortalama 3 ila 5 kişilik bir ekip veriyor bu kararı.
Bunun bizim
için anlamı şu: Satış artık sadece satıcının işi değildir. Satıcı devreye
girdiğinde oyunun yarısı çoktan oynanmıştır. Firmanın görünürlüğü,
referansları, teknik dokümanları, web sitesi, teslimat itibarı, satış sonrası
hizmeti… bunların hepsi satıcı kapıdan girmeden önce sizin adınıza konuşur veya
aleyhinize susar.
İşte bu
yüzden satışı artırmak, satıcı almakla değil, sistem kurmakla başlar.
Sabırla
okursanız işinize yarayacak bölümlere mutlaka rastlayacağınızı düşünüyorum. İyi
okumalar.
BİRİNCİ STRATEJİ: PAZARINIZI ÖLÇÜN, HEDEFİ RAKAMA BAĞLAYIN
Danışmanlığa
başladığım bir firmada ilk sorduğum soru şudur: “Sizin pazarınız kaç para?”
Aldığım cevap genelde ya sessizliktir, ya “vallahi tam bilmiyoruz ama büyük”
olur, ya da “sektör derneği bir rakam açıklıyordu, ne kadardı hatırlamıyorum”.
İkinci sorum daha da zor gelir: “Peki bu pazardan yüzde kaç pay alıyorsunuz?”
Bu iki
soruya cevap veremeyen bir firma, satış hedefini nasıl belirliyor dersiniz? Çok
basit: geçen senenin cirosuna bir yüzde ekliyor. “Geçen sene 180 milyon
yaptık, bu sene 220 yapalım.” Bu bir hedef değildir, bir temennidir. Neye
dayandığı belli değildir, kimin ne kadarını taşıyacağı belli değildir,
tutmadığında kimin sorumlu olduğu hiç belli değildir.
Ölçemediğinizi
yönetemezsiniz. Bu
cümleyi neredeyse her makalemde tekrarlıyorum, çünkü Türkiye’deki satış
sorunlarının yarısı buradan çıkıyor.
Pazarınızın
Büyüklüğünü Hesaplayın
Nihai
tüketiciye yönelik ürünlerde pazar büyüklüğünü bulmak nispeten kolaydır;
dernekler, TÜİK ve araştırma şirketleri bu verileri yayınlar. Ama endüstriyel
ürün üreten bir KOBİ iseniz, hazır bir rakam bulamayabilirsiniz. O zaman
kendiniz hesaplarsınız. B2B’de pazar büyüklüğü hesabı aslında basittir:
Pazar
Büyüklüğü = Hedef müşteri sayısı × Müşteri başına yıllık ortalama tüketim
Diyelim ki
gıda sanayine paslanmaz çelik proses ekipmanı üretiyorsunuz. Yapacağınız iş
şudur:
•
Türkiye’de
kaç tane gıda üretim tesisi var? (Sanayi odaları, OSB listeleri, sektör
dernekleri, Ticaret Bakanlığı kayıtları, sektörel yayınlar)
•
Bunların
kaçı sizin ürün gamınıza uygun ölçekte?
•
Ortalama
bir tesis yılda ne kadarlık bu tip ekipman alıyor? (Kendi mevcut
müşterilerinizin son 3 yıllık alım ortalaması size bu rakamı verir.)
•
Çarpın.
Karşınıza çıkan rakam, artı eksi bir sapma payıyla sizin pazarınızdır.
Bu hesabı
yaptığınızda genellikle iki sonuçtan biri çıkar. Ya “demek ki biz bu pazarın
sadece % 4’ünü alıyormuşuz” dersiniz ve önünüzde ne kadar alan olduğunu ilk
kez görürsünüz; ya da “biz bu pazarın % 40’ını almışız” dersiniz ve
büyümenin artık yurt içinde değil, ihracatta veya yeni ürün gruplarında
olduğunu anlarsınız. Her iki sonuç da stratejinizi baştan değiştirir.
Not 1: “Şehirlerimizin Tüketimi” başlıklı
makalemde, illerin nüfusu ve kişi başı geliri üzerinden her ilin ülke
tüketiminden aldığı payı hesaplayan bir yöntem paylaşmıştım. Nihai tüketiciye
yönelik ürünlerde bu yöntem hâlâ geçerlidir. Endüstriyel ürünlerde ise ilin
nüfusu değil, o ildeki üretim tesisi yoğunluğu esas alınmalıdır.
Not 2: B2B pazar büyüklüğünü hesaplarken
yapılan en büyük hata, bakışı sadece yurt içi sanayi kayıtlarıyla
sınırlamaktır. Oysa ürettiğiniz ürünün altı haneli GTİP (Gümrük Tarife
İstatistik Pozisyonu) kodunu elinize aldığınızda, dünya pazarının kapısı
önünüze açılır. TÜİK ve Ticaret Bakanlığı’nın veri tabanlarından ilgili GTİP
koduyla arama yaptığınızda, Türkiye’ye o üründen ne kadar ithal edildiğini ve
yurt dışından hangi ülkelere ne kadar ihraç edildiğini kuruşu kuruşuna
görürsünüz. İthalat rakamı size yurt içindeki yerli üreticilerin kapatamadığı
veya kaliteli sunamadığı "ithal ikamesi" fırsatını; ihracat rakamı
ise ürününüzün hangi ülkelerde talep gördüğünü gösterir. Pazar büyüklüğü
hesabınıza GTİP verilerini katmıyorsanız, potansiyelinizin en az yarısını
karanlıkta bırakıyorsunuz demektir.
Pazarı
Bölün, Bölgeyi Sahiplendirin
Pazarın
büyüklüğünü bulduysanız sıra onu bölmeye gelir. Satış hedefi, tek bir toplam
rakam olarak verildiğinde kimsenin sorumluluğunda değildir. Alt parçalara
ayırmadıkça hedef, hedef değildir.
Hedefinizi
en az şu beş bazda alt parçalara ayırın:
·
Bölge/il
bazında: Hangi ilde ne kadar satacaksınız?
·
Müşteri
grubu bazında: Hangi sektöre, hangi ölçekteki firmalara ne kadar satacaksınız?
·
Ürün
grubu bazında: Hangi ürün ailesinden ne kadar satacaksınız?
·
Satıcı
bazında: Her satıcı ne kadar getirecek?
·
Dönem
bazında: Aylık, çeyreklik, yıllık.
Bunu
yaptığınızda ortaya çıkan tablo, tek başına bir yönetim aracıdır. “Ege’de
pazar payımız % 12, Trakya’da % 3” cümlesi, “bu sene % 20 büyüyelim”
cümlesinden yüz kat daha kullanışlıdır. Çünkü ilkinde ne yapmanız gerektiği
bellidir.
Bölgeleme
yaparken en sık yapılan hata, bölgeleri rasyonel verilere dayanmadan
dağıtmaktır. Satıcının memleketi Samsun diye Ege bölgesine ek olarak Samsun’u
da ona vermek, İstanbul’da ve Sakarya’da müşterisi olup arada kalan Kocaeli’yle
hiç ilgilenmemek, doğuyu “zaten oradan iş çıkmaz” diye boş bırakmak… Sonuç,
adaletsiz hedefler ve kapatılmamış pazar boşluklarıdır.
Doğru
bölgeleme, bölgelerin potansiyelini birbirine yakın tutar. Böylece her satıcı
benzer büyüklükte bir pazarla uğraşır, benzer hedef alır ve benzer prim kazanma
şansına sahip olur. Bu hem adalet, hem motivasyon meselesidir.
Satışın
Temel Performans Göstergelerini (KPI) Kurun
Hedefi
farklı bazlarda alt parçalara ayırdaysanız, artık ölçmeye başlayabilirsiniz.
Firmalarda satışa dair ölçüm genellikle iki rakamla sınırlıdır: aylık ciro ve
aylık tahsilat. Bu, bir uçağı sadece hız göstergesine bakarak uçurmaya benzer.
Bir üretici
KOBİ’nin satış departmanında düzenli olarak takip etmesi gerektiğini düşündüğüm
temel performans göstergeleri (TPG / KPI) şunlardır:
Sonuç
göstergeleri (ne oldu?)
·
Satıcı
ve bölge bazında aylık ciro (tutar ve miktar), hedefe ulaşma oranı
·
Ürün
grubu bazında ciro ve payı
·
Müşteri
grubu bazında ciro ve payı
·
Ortalama
iskonto oranı (liste fiyatından yapılan indirim)
·
Brüt
kâr ve brüt kârlılık oranı
·
Tahsilat
tutarı, tahsilat yaşlandırması, bekleyen bakiye ve bakiye yaşlandırması
·
İade
ve reklamasyon tutarları
·
Aktif
cari sayısı, pasif cari sayısı, yeni kazanılan müşteri sayısı, kaybedilen
müşteri sayısı
·
Müşteri
başına ortalama ciro
Süreç
göstergeleri (ne yaptık?)
·
Yapılan
ziyaret sayısı (mevcut müşteri / pasif müşteri / müşteri adayı ayrımıyla)
·
Alınan
randevu sayısı
·
Verilen
teklif sayısı ve tutarı
·
Teklif
- sipariş dönüşüm oranı
·
Ortalama
satış döngüsü süresi (ilk temastan siparişe kaç gün?)
·
Bekleyen
sipariş tutarı ve bekleme süresi
Sonuç
göstergeleri size dünü anlatır, süreç göstergeleri yarını haber verir. Bu
ayrımı çok önemseyin. Cironuz bu ay iyi görünürken, ziyaret ve teklif sayınız
düşmüşse üç ay sonra vuracağınız duvarı bugünden görmüş olursunuz.
Satış
Hunisinin Matematiğini Öğrenin
B2B satışın
en güzel tarafı, bir istatistik işi olmasıdır. Kendi oranlarınızı bir kez
ölçtükten sonra, hedefe ulaşmak için ne kadar çaba gerektiğini
hesaplayabilirsiniz.
Diyelim ki
firmanızın geçmiş verilerinden şu oranları çıkardınız:
·
Ulaştığınız
her 100 müşteri adayından 25’inden randevu koparabiliyorsunuz. (Randevulaşma
oranı: %25)
·
Yaptığınız
her 100 görüşmenin 50’si teklif talebiyle sonuçlanıyor. (Teklifleşme oranı:
%50)
·
Verdiğiniz
her 100 teklifin 20’si onaylanıyor. (Onaylanma oranı: %20)
·
Onaylanan
tekliflerinizin ortalama değeri 500.000 TL.
Yıllık ciro
hedefiniz 18 milyon TL ise hesap şudur:
|
Adım |
Hesap |
Sonuç |
|
Gereken
satış adedi |
18.000.000 ÷
500.000 |
Yılda 36
satış |
|
Gereken
teklif adedi |
36 ÷ 0,20 |
Yılda 180
teklif |
|
Gereken
görüşme adedi |
180 ÷ 0,50 |
Yılda 360
görüşme |
|
Gereken
temas adedi |
360 ÷ 0,25 |
Yılda 1.440
temas |
Bu tablo, “bu
sene 18 milyonluk ciro yapacağız” temennisini, “ayda 120 firmaya
ulaşacağız, 30 görüşme yapacağız, 15 teklif üreteceğiz” gibi somut bir
eylem planına çevirir. Satıcınız artık ne yapacağını bilir, siz de neyi
denetleyeceğinizi.
Üstelik bu
tablo size nerede tıkandığınızı da gösterir. Randevulaşma oranınız
düşükse sorun tanıtımınızda ve ilk temas biçiminizdedir. Teklifleşme oranınız
düşükse sorun sunumunuzdadır. Onaylanma oranınız düşükse sorun fiyatınızda,
teklif kalitenizde veya bağlama (takip) becerinizdedir. Her oranın ayrı bir
reçetesi vardır.
Birinci
Strateji İçin Kontrol Listesi
·
Sektörünüzün
yurt içi pazar büyüklüğünü biliyor musunuz?
·
Bu
pazardan aldığınız payı biliyor musunuz?
·
Hedefiniz
bölge, ürün, müşteri grubu ve satıcı bazında kırılmış mı?
·
Aylık
satış TPG’leriniz var mı ve her ayın ilk haftasında güncelleniyor mu?
·
Randevulaşma,
teklifleşme ve onaylanma oranlarınızı biliyor musunuz?
·
Satış
toplantılarınızda masaya rakam mı geliyor, yoksa his mi?
İKİNCİ STRATEJİ: PORTFÖYÜNÜZÜ İKİYE AYIRIN — AVCILAR VE ÇOBANLAR
Satış
departmanlarında en sık gördüğüm yapısal hata şudur: aynı satıcıdan hem yeni
müşteri bulması, hem mevcut müşterilere hizmet etmesi beklenir. Bu iki iş
birbirinden çok farklıdır ve pratikte biri diğerini yer.
Sebebini
anlamak zor değil. Mevcut müşteriye hizmet etmek acildir; telefon çalar,
sipariş gelir, sorun çıkar, sevkiyat sorulur. Yeni müşteri bulmak ise önemli
ama acil değildir; kimse aramaz, kimse zorlamaz, ertelenebilir. İnsan doğası
gereği acil olan, önemli olanı her seferinde yener. Sonuç: satıcınız gününü
mevcut müşterilerin telefonlarını cevaplayarak geçirir, yeni müşteri bulma işi
de “bu ay yoğunduk, gelecek ay bakarız” diye ötelenir.
Bunu
çözmenin yolu, portföy yönetimini ikiye ayırmaktır.
Avcılar:
Yeni Müşteri Kazanma
Ben
yıllardır şunu söylüyorum: Dolaşan kurt avlanır. Müşterilerin sizi bulmasını
beklerseniz, çok beklersiniz. Çünkü bir firma ihtiyacını gidermek için sonsuz
arayışa girmez; en fazla üç dört tedarikçi bulur, karşılaştırır ve alır.
Sektörünüzde sadece üç firma yoksa ve siz o üçünden biri değilseniz, müşteri
adayının size ulaşma ihtimali çok düşüktür.
Yeni müşteri
bulmanın istatistiği de bellidir ve moral bozucu değil, aksine cesaret
vericidir. Doğru belirlenmiş bir hedef kitlenin yaklaşık % 10’u, zaten sizin
sattığınız ürünü yakın zamanda almayı düşünen firmalardan çıkar. % 3’ü ise
almaya karar vermiş ama henüz tedarikçi arayışına girmemiştir. Yani ulaştığınız
100 firmadan 10’u sizi ilgiyle dinleyecek, 3’ü sizden alacaktır. Kalan 90’ın
hepsi de kayıp değildir; onlara firmanızı ve ürününüzü tanıtmış, farkındalık
yaratmış olursunuz. O 90’ın içinden bir kısmı üç ay, altı ay, bir yıl sonra
size dönecektir.
Avcı
satıcının işi şudur: hedef müşteri listesi çıkarmak (sektör dernekleri, OSB
rehberleri, sanayi odası kayıtları, fuar katılımcı listeleri, rakiplerin
referansları, LinkedIn taraması, sahada tespit); pasif carileri yeniden
canlandırmak; randevu koparmak (“bulma” safhası) ve hazırlıklı gitmek;
görüşmede “tanışma”, “sorgulama”, “sunum” ve “baglama” safhalarının hakkını
vermek. (Bu beş safhayı tüm ayrıntılarıyla “B2B Satıcısı Olmak” başlıklı
makalemde anlattığım için burada tekrar etmiyorum.)
Bu arada
pasif carilerin altını özellikle çizeyim: bir zamanlar sizden alıp uzun süredir
almayan firmalar, en kolay kazanılacak müşterilerdir. Sizi tanıyorlar,
ürününüzü kullanmışlar. Neden bıraktıklarını öğrenmek bile başlı başına değerli
bir bilgidir.
Avcı
satıcıdan beklentiniz sipariş değil, öncelikle temas ve teklif
olmalıdır. Çünkü B2B’de satış döngüsü uzundur; bugünün teması altı ay sonranın
siparişidir. Avcı satıcıyı sadece bu ayki cirosuyla değerlendirirseniz, o da
avcılığı bırakır ve kolay olana, yani mevcut müşteriye yönelir.
Çobanlar:
Mevcut Müşteriyi Büyütmek
“Eldeki kuş
daldaki kuştan değerlidir.” Bu atasözü B2B satışın da temel kuralıdır. Yeni
müşteri kazanmak, mevcut müşteriyi elde tutmaktan çok daha pahalıdır. Ama pek
çok firma sermayesinin tamamını yeni müşteri peşinde harcarken, elindeki
müşterilerin sessizce erimesine seyirci kalır.
Mevcut
müşteride üç ayrı büyüme alanı vardır ve üçü de genellikle ihmal edilir:
·
Pay artışı:
Müşteriniz sizden aldığı ürünün aynısını başka bir tedarikçiden de alıyor
olabilir. Onun bu kalemdeki toplam alımının yüzde kaçı sizden geliyor? Bunu
bilmeden büyüyemezsiniz. Müşterinizin gözünde ikinci tedarikçiyseniz, birinci
olmak sizin için sıfırdan müşteri bulmaktan çok daha ucuzdur.
·
Ürün genişletme (çapraz satış): Müşteriniz gamınızdaki kaç üründen haberdar? Çoğu zaman
cevap “bildiği iki üç ürün”dür. Yıllardır size sadece tek bir hammadde için
sipariş veren firmanın, gamınızdaki diğer üç kalemi rakibinizden aldığını fark
ettiğinizde şaşırırsınız.
·
Yukarı satış:
Daha yüksek özellikli, daha yüksek katma değerli ürüne geçirmek.
Bu üç alanı
yönetecek kişilere ben genel olarak müşteri temsilcisi diyorum.
Sektörden sektöre adı değişir: bayi sorumlusu, hesap yöneticisi, proje
temsilcisi, ticari pazarlama temsilcisi… Ama işi aynıdır: kazanılmış müşteriye
hizmet etmek, memnuniyetini ölçmek, sorununu çözmek ve aradaki ticaret hacmini
her yıl büyütmek.
İyi bir
müşteri temsilcisi, müşterinin beklediği “temel hareketleri” (hızlı geri dönüş,
sorun çözme, aksaklığı önceden bildirme, teklif ve fatura süreçlerini yönetme)
kusursuz yapar. Ama fark yaratan, “artistik hareketler”dir: müşterinin stok
seviyesini takip edip sipariş zamanını hatırlatmak, hammadde fiyatlarındaki
olası hareketlere karşı siparişlerini optimize etmesini önermek, üretim planına
uygun sevkiyat kurgulamak, maliyet düşürücü ürün alternatifleri getirmek.
Bunları
yapan bir tedarikçi artık tedarikçi değildir, stratejik partnerdir. Ve
stratejik partner değiştirilmez.
Avcıdan
Çobana Müşteri Devri
Avcı
satıcınız binbir emekle kapıyı açtı, randevuyu kopardı, sunumu yaptı ve ilk
siparişi bağladı. Harika. Peki sonra ne olacak? İşte KOBİ’lerin en çok müşteri
kaybettiği yer tam da bu geçiş anıdır. Avcı işi bitti diye kenara çekilir,
Çoban ise müşterinin neye hassas olduğunu bilmeden devreye girer. Müşteri
kendisini kandırılmış veya sahipsiz hisseder.
İlk sipariş
teslim edildikten sonraki ilk görüşmeye Avcı ve Çoban birlikte gitmelidir.
Avcı, müşteriyi Çoban ile bizzat tanıştırmalı; görüşmede müşterinin üretim
alışkanlıkları, özel istekleri ve dikkat edilmesi gereken noktalar Çoban’a
müşterinin huzurunda aktarılmalıdır. Satışın arkasındaki kurumsal sistemin
devam ettiğini gören müşteri güven duyar, Çoban da ilk günden itibaren
dizginleri eline alır.
Müşteri
Kaybı Sessizdir
Firmalar
müşteri kazandığında sevinir, kaybettiğinde çoğu zaman fark etmez. Çünkü
müşteri kaybı gürültülü olmaz; sipariş bir ay gelmez, iki ay gelmez, altı ay
sonra birileri “şu firma bir süredir almıyor galiba” der.
Bu
sessizliği bozmanın yolu, pasif cari raporu tutmaktır. Son 3 ayda, 6
ayda, 12 ayda alım yapmayan müşterilerinizi listeleyin. Bu liste, satış
departmanınızın en değerli belgesidir. Her ay gözden geçirin ve şu soruyu
sorun: bu firma artık neden almıyor?
Cevaplar
genelde şunlar çıkar: rakibe geçmiş, sevkiyat gecikmesinden küsmüş, bir kalite
sorunu yaşamış ve çözülmemiş, sorumlu satıcı değişmiş ve yeni satıcı hiç
uğramamış, kendi işleri durmuş. İlk dört sebebin hepsi düzeltilebilir
sebeplerdir. Ve düzeltilmesi, sıfırdan müşteri bulmaktan ucuzdur.
Bir de şu
gerçek var: memnuniyetsiz müşterilerin çok küçük bir kısmı size resmi olarak
şikâyet eder. Geri kalanı sessizce gider ve memnuniyetsizliğini çevresine
anlatır. Sizin sektörünüz dar bir sektörse (ki B2B’de genelde öyledir), bu
anlatım doğrudan yeni müşteri kazanma şansınızı da öldürür. Şikâyet eden
müşteri, size hatanızı düzeltme şansı veren müşteridir; ona kızmak yerine
teşekkür etmek gerekir.
Kaç
Satıcıya İhtiyacınız Var?
Bu soru bana
çok sorulur ve cevabı yine ölçmekten geçer.
Bir avcı
satıcının haftada gerçekleştirebileceği nitelikli satış görüşmesi sayısı,
sektöre ve mesafelere göre değişmekle birlikte 6 ila 12 arasındadır. Bir
müşteri temsilcisinin sağlıklı biçimde yönetebileceği aktif müşteri sayısı ise,
müşterilerin büyüklüğüne göre 20 ila 60 arasındadır. Bu iki rakamı kendi işiniz
için ölçün ve hedeflerinizi bunlara bölün. Kaç kişiye ihtiyacınız olduğu
kendiliğinden çıkacaktır.
Yeni
satıcıları aynı anda işe almayın. Birer ay arayla alın. Böylece hem her birine
yeterince eğilebilir, hem de her seferinde daha doğru satıcıyı işe
alabilirsiniz.
Not: Yeni bir satıcıdan ilk aydan
itibaren ciro beklemeyin. B2B’de bir satıcının portföy oluşturması, ürünü
öğrenmesi ve ilk siparişlerini alması 3-6 ay sürer. Bu süreyi finanse
edemeyecekseniz satıcı almayın; dördüncü ayda “bu adamdan bir şey çıkmadı”
deyip işine son verirseniz hem parayı hem zamanı çöpe atmış olur, ondan sonra
gelenle aynı hikâyeyi baştan yaşarsınız.
Modern
Alıcı Siz Yokken Karar Veriyor
Yukarıda
bahsettiğim araştırmalar, kurumsal alıcının kararının önemli bir bölümünü
sizinle hiç konuşmadan verdiğini gösteriyor. Alıcı önce internete giriyor,
tedarikçi adaylarını tarıyor, web sitelerini inceliyor, referanslarına bakıyor,
teknik dokümanlarını okuyor, sektördeki tanıdıklarına soruyor ve bir kısa liste
oluşturuyor. Sizi arayıp satıcı talep ettiğinde, aslında sizi çoktan bir ön
elemeden geçirmiş oluyor.
Bunun iki
pratik sonucu var:
·
Bulunamıyorsanız, kısa listeye giremezsiniz. Web siteniz zayıfsa, ürün
bilgileriniz yetersizse, teknik föyleriniz yoksa, referanslarınız görünmüyorsa,
aramalarda çıkmıyorsanız, o alıcı sizi hiç tanımadan eledi demektir. Ve siz
bunu asla öğrenemezsiniz; çünkü kaybettiğiniz satış hiçbir rapora düşmez.
·
Satıcınız, alıcıya bilmediğini öğretmek zorundadır. Alıcı zaten araştırmış geliyorsa,
ona katalog okumanın bir değeri yoktur. Değer yaratmanın yolu, onun kendi
başına ulaşamayacağı bilgiyi vermektir: sektöründeki benzer firmaların yaşadığı
kronik sorunlar, göremediği bir maliyet kalemi, öngörmediği bir risk,
hesaplamadığı bir yatırım geri dönüşü. Satıcı burada “ürün anlatan” değil,
“öğreten adam” konumuna geçmelidir.
İkinci
Strateji İçin Kontrol Listesi
·
Yeni
müşteri bulma ile mevcut müşteriye hizmet etme işleri ayrışmış mı?
·
Hedef
müşteri adayı listeniz var mı, kaç firma içeriyor?
·
Pasif
cari raporunuzu her ay gözden geçiriyor musunuz?
·
Mevcut
müşterilerinizin toplam alımı içindeki payınızı biliyor musunuz?
·
Müşterilerinizin
ürün gamınızın ne kadarını kullandığını biliyor musunuz?
·
Bir
alıcı sizi internette arasa, kısa listeye girecek kadar görünüyor musunuz?
ÜÇÜNCÜ STRATEJİ: SATIŞ EKİBİNİZİ BİR SİSTEME BAĞLAYIN
At sahibine
göre kişner. Satıcılar da firmanın (patronun veya satış müdürünün) kurduğu
sisteme göre başarılı veya başarısız olur.
Yıllardır
gözlemliyorum: aynı satıcı bir firmada vasat, başka bir firmada yıldız oluyor.
Sebebi satıcının kendisi değil, içine girdiği sistem. Sistem yoksa satıcı kendi
sistemini kurar ve o sistem çoğu zaman şirketin değil, satıcının çıkarına
çalışır.
Bu bölümde
önce ne vermeniz gerektiğini, sonra ne istemeniz gerektiğini anlatacağım. Sıra
önemlidir: önce verirsiniz, sonra istersiniz.
Satıcıya
Vermeniz Gerekenler
·
Hedef verin.
Hedefi olmayan satıcı, ne kendini ne de firmasını ciddiye alır. Satıcı yeni
yıla başlarken kendisinden haftalık, aylık ve yıllık bazda ne beklendiğini
bilmelidir. Hedef verildiği anda satıcının vücut kimyası değişir; işleri doğru
yapmanın ötesine geçer, doğru işleri yapmaya başlar. Yani memur gibi değil,
girişimci gibi çalışır.
·
Bölge verin.
Satıcı canının istediği yerde müşteri aramamalıdır. Ona bir bölge verin ve o
bölgenin uzmanı olmasını isteyin. Bölgesinde kaç potansiyel müşteri var,
rakipleriniz kimlerle çalışıyor, pazar ne kadar büyük, bunları bilmesini
bekleyin.
·
Ürün grubu veya müşteri segmenti verin. Özellikle geniş ürün gamı olan üreticilerde, her
satıcının her ürünü satmaya çalışması verimsizliktir. Uzmanlaşma satışı
artırır. Bir satıcı bir sektöre odaklandığında, her görüşmede o sektörü daha
iyi anlar ve daha etkili sunum yapar.
·
Fiyat listesi ve ticaret ilkeleri verin. Satıcının elinde eksiksiz bir fiyat
listesi ve her duruma cevap üreten yazılı bir “satış koşulları bildirgesi”
olmalıdır: alım miktarına ve ödeme vadesine göre iskonto kademeleri, ciro primi
eşikleri, teslimat koşulları, garanti şartları. Bu belge sadece satıcının işini
kolaylaştırmaz; müşteride de güven yaratır. Yazılı ilkesi olan firma ciddi
firmadır.
·
Pazarlık inisiyatifi verin. Satıcı her iskonto için patrondan onay almak zorunda
kalmamalıdır. Fiyatlamanızın içine, pazarlıkta feda edilebilecek bir “yedek
kâr” koyun ve satıcıya bu marj içinde hareket etme yetkisi tanıyın. Yedek kârı
tüketirse onay almaya gelsin. Yetkisiz satıcı, müşterinin gözünde ciddiyetini
kaybeder.
·
Olanak verin.
Satıcınız firmanızı temsil eder. Kurumsal kıyafet, araç, dizüstü bilgisayar,
akıllı telefon, taşınabilir projeksiyon cihazı, güncel katalog, numune çantası,
kartvizit… Bunları esirgemek tasarruf değil, kaybedilen siparişlerdir.
·
Eğitim verin.
En çok eğitilmesi gereken kadro satış kadrosudur ve verilen her eğitim size
yeni siparişler kazandırır. Ürün eğitimi, satış teknikleri, sunum teknikleri,
iletişim becerileri, pazarlık, tahsilat, satın alma teknikleri, sözleşme okuma…
Bu eğitimlerin bir kısmını satış müdürünüz bizzat vermelidir. Unutmayın: eğitim
veremeyen satış müdürü, ekibine ilham da veremez.
·
Prim verin (komisyon değil). Bu konunun altını özellikle çizmek istiyorum, çünkü en
yaygın hatalardan biri burada yapılıyor. Satıcılarınız emlakçı değil. Onlara
sadece yaptıkları satış üzerinden komisyon vermekten vazgeçin. Satışların %
1,5’i kadar komisyon vereceğinize, yine toplamda % 1,5’e tekabül eden ama
parçalara ayrılmış bir prim sistemi kurun. Prim parçaları şunlar olabilir:
o
Periyot:
Aylık, çeyreklik ve yıllık primler. Aylık prim satıcıyı besler, yıllık prim onu
şirkete bağlar.
o
Kota
barajları: Hedefin % 70’ine ulaşmadan prim hesaplanmasın; 70-80 arası 1X, 80-90
arası 1,5X, 90-100 arası 2X, 100 üzeri 2,5X çarpan uygulansın. Satıcı hedefine
yaklaştıkça daha çok kazanacağını bilsin.
o
Satış aşamaları: Siparişe ayrı, faturaya ayrı, tahsilata ayrı prim. Hangi aşamada
tıkanıyorsanız orayı daha çok ödüllendirin.
o
Ürünler: Yeni
ürününüze, karlılığı yüksek ürününüze, stokta biriken ürününüze daha yüksek
prim çarpanı koyun.
o
Bölgeler:
Zayıf olduğunuz bölgeye yapılan satışa daha fazla prim verin. Bu taktikle
bölgesel firmadan ulusal firmaya, ulusal firmadan ihracatçı firmaya
dönüşebilirsiniz.
o
Müşteri kaynağı: Satıcının kendi bulduğu müşteriden daha çok, sizin yönlendirdiğiniz
müşteriden daha az, devrettiğiniz mevcut müşteriden en az prim kazansın.
o
İskonto:
Ortalama % 23 iskontoyla satan satıcı, % 27 iskontoyla satandan çok daha
fazlasını hak eder.
o
Brüt kâr: Size
% 32 brüt kâr getiren satıcı ile % 35 getiren arasında dağlar kadar fark
vardır.
o
Çaba: Ziyaret
sayısı, yeni müşteri adayı sayısı, üretilen teklif sayısı. Portföyü iyi olduğu
için yattığı yerden satan satıcı ile canını dişine takan satıcı arasındaki
dengeyi bu kalem kurar.
o
Kesinti: Ürün
iadeleri, satıcı hatasından doğan maliyetler, reklamasyonlar, gecikmiş
bakiyeler, batık alacaklar ve disiplinsizlik primden kesinti yaratmalıdır.
o
Total başarı:
Satış departmanı toplam hedefini tutturursa, herkes kendi priminin bir oranı
kadar ek prim alsın. Böylece satıcılar birbirinin başarısı için de çalışır.
Böyle bir prim sistemini satıcılarınız 2-3 ayda kavrar ve
neyi yaparsa daha çok kazanacağını öğrenir. O günden sonra siz onları
yönetmezsiniz, prim sistemi onları yönetir. Üstelik sistem şirketin çıkarına
kurgulanmıştır.
Komisyon usulü verdiğiniz aynı parayla rezil olursunuz,
komplike prim sistemiyle verdiğiniz aynı parayla vezir.
Satıcıdan
İstemeniz Gerekenler
Verdikten
sonra istemeye hakkınız doğar.
·
Ziyaret isteyin. Satıcınızı ofiste gördüğünüzde canınız sıkılmalıdır. Satıcı sahada
olmalıdır. Haftalık ziyaret planı istemeli, bu planı incelemeli ve
gerçekleşmesini takip etmelisiniz.
·
Rapor isteyin.
Hafta başında nereye gideceğini, hafta sonunda ne yaptığını raporlasın. Rapor
hazırlamak satıcıya disiplin kazandırır.
·
Takip edin.
Takip edildiğini bilen satıcı daha sorumlu ve daha verimli çalışır. Araç takip,
telefon takip, CRM kayıtları. Bunlar güvensizlik göstergesi değil, yönetim
aracıdır. CRM’e girilmeyen görüşme, yaşanmamış sayılır.
·
Karlılık isteyin. Sadece ciro değil; iskonto disiplini, tahsilat başarısı, açık hesap
yönetimi de satıcının performansıdır. (Bu konuyu dördüncü stratejide açacağım.)
·
Prezantabl olmasını isteyin. Satıcı; kıyafeti, kokusu, beden dili, bakışları ve
hitabetiyle müşteriyi etkiler. İlk sekiz saniyede oluşan izlenim, bir saatlik
sunumdan daha belirleyici olabilir.
·
Mesleki gelişim isteyin. Satıcıların çok azı mesleğiyle ilgili kitap okur, makale
takip eder, eğitim arar. Oysa satış öğrenilebilir bir meslektir ve öğrenmeyen
satıcı üç yıl sonra hâlâ ilk günkü satıcıdır.
Satış
Müdürünün Rolü
Bir üretici
KOBİ’de satış müdürü, en kritik yöneticidir. Çünkü kasaya para giren tek kapı
onun kapısıdır. Satış müdürünün en temel görevi şirketin kasasına para
getirmektir. Kasaya para girmesi için tahsilat, tahsilat için sevkiyat,
sevkiyat için sipariş, sipariş için görüşme, görüşme için ziyaret
gerekir. Bu beş süreç zincirin halkalarıdır ve satış müdürü beşine de önem
vermeli, ekibinin bu 5 aşamayı doğru yürütüp yürütmediğini sıkı denetlemelidir.
Ayrıca satış
müdürü şu yedi alana hâkim olmalıdır: satış ekibine, müşterilere, ticaret
ilkelerine, rakamlara, rekabete, ürün bilgisine ve stoklara.
Bir
uyarı: Satış
müdürünüzden bizzat satış yapmasını veya belirli müşterilere bakmasını istemeyin.
Satış müdürü satış yapmakla değil, ekibini yönetmekle meşgul olmalıdır.
Müdürlük yapmayı beceremeyenler satıcı gibi davranıp sahaya çıkar ve böylece
patronun gözünü boyar. Bu tuzağa düşen firma hiçbir zaman gerçek bir satış
departmanına sahip olamaz.
Bir uyarı
daha: Satış
müdürünüzden beklentilerinizi yazılı hale getirin. Firmalarda en sık değişen
yöneticinin satış müdürü olmasının sebebi, çoğu zaman satış müdürlerinin
yetersizliği değil, kendilerinden ne beklendiğinin hiç tanımlanmamış olmasıdır.
Bir pozisyonun müdürü sık sık değişiyorsa, kötü olanlar sadece onlar olamaz.
Üçüncü
Strateji İçin Kontrol Listesi
·
Her
satıcının yazılı hedefi, bölgesi ve sorumluluk alanı var mı?
·
Yazılı
fiyat listeniz ve ticaret ilkeleri belgeniz var mı?
·
Prim
sisteminiz tek parça komisyon mu, yoksa parçalı mı?
·
Satıcılarınıza
yılda kaç gün eğitim veriyorsunuz?
·
Satış
müdürünüzden beklentileriniz yazılı mı?
·
Satış
müdürünüz satıyor mu, yönetiyor mu?
DÖRDÜNCÜ STRATEJİ: CİRO DEĞİL, KALİTELİ SATIŞ KOVALAYIN
Bu bölüm,
makalenin en çok para kazandıracak bölümüdür. Çünkü burada anlatacaklarım için
tek bir yeni müşteri bulmanız gerekmiyor.
Türkiye’de
satış denince akla ciro gelir. Ay sonunda toplantıda konuşulan tek rakam ciro
rakamıdır. Satış şampiyonu ilan edilen kişi, en çok ciro yapan kişidir. Oysa
ciro, satışın kalitesi hakkında neredeyse hiçbir şey söylemez.
Danışmanlık
yaptığım bir firmada, satış şampiyonu ilan edilen satıcının aslında şirkete zarar
verdiğini görmüştük. Sebep basitti: verdiği yüksek iskontolar, kabul ettiği
uzun vadeler ve biriken gecikmiş bakiyeleri. Aynı toplantıda cirosu düşük
olduğu için sürekli eleştirilen bir başka satıcının, az iskonto vererek,
zamanında ve kısa vadeli tahsilat yaparak, hiç gecikmiş bakiye bırakmayarak
şirkete en çok kâr getiren kişi olduğu ortaya çıktı.
O gün o
firmadaki prim sistemi de, satış toplantılarının gündemi de değişti.
Brüt
Kârlılığı Ölçün ve Ödüllendirin
Her satılan
malın bir maliyeti vardır. Bir satıcının yaptığı net satışların satılan malın
maliyetini (SMM) ERP programınız size tek tuşla verir. Satıştan SMM’yi
düştüğünüzde brüt kârı, brüt kârı satışa böldüğünüzde brüt kârlılığı
bulursunuz.
Bunu satıcı
bazında, müşteri bazında, ürün bazında ve bölge bazında ölçün. Ölçtüğünüz
anda üç şeyi göreceksiniz:
·
Cirosu
yüksek ama kârı düşük satıcılar
·
Yıllardır
memnuniyetle çalıştığınız ama aslında para kaybettiren müşteriler
·
Çok
sattığınız ama kâr bırakmayan ürünler
Bunların
hiçbiri kötü niyetin sonucu değildir; sadece ölçülmediği için görülmemiştir.
İskontoyu
Bir Politikaya Bağlayın
İskonto,
üretici KOBİ’lerde kârın en sessiz katilidir. Satıcı için indirim, satışı
kapamanın en kolay yoludur. Müşteri fiyata itiraz eder, satıcı biraz kırar,
satış olur, herkes mutludur. Ama o kırdığı % 3, sizin net kârınızın belki de
yarısıdır.
İskonto
hesabı çok kolaydır. Liste fiyatlarından satışa brüt satış, gerçekleşen
indirimli satışa net satış denir. Aradaki fark, satıcının uyguladığı toplam
iskontodur. Bunu brüt satışa oranlarsanız satıcının ortalama iskontosunu
bulursunuz. Bu rakamı her ay her satıcı için takip edin ve prim sisteminize
bağlayın.
Ama asıl
çözüm ölçmek değil, iskontoyu bir politikaya bağlamaktır. Ödeme vadesine
ve alım miktarına göre kademeli bir iskonto tablosu yapın, bunu yazılı hale
getirin, her müşteriye aynı şekilde uygulayın. Böylece satıcı pazarlık
masasında “ne kadar kırabilirim” diye düşünmez; “bu koşullarda size şu iskonto
uygulanır” der. Bu hem satıcının elini rahatlatır, hem müşteride güven yaratır.
Bazı
firmalara bu ilkeli tavır zor gelir. Tutturabildiklerine yüksek fiyatla
satarken, dişli müşterilere taviz verirler. Piyasanın kulağı büyüktür ve bu
ayrımcılık mutlaka duyulur. Duyulduğu anda da güveninizi kaybedersiniz. Herkese
eşit yaklaştığınızı kanıtlamak, uzun vadede fiyat avantajından daha değerlidir.
Fiyat
Artışını Zamanında Yansıtın
Enflasyonlu
bir ortamda maliyet artışını üç dört ay yansıtmamak, o dönemin kârını tamamen
siler. Üstelik farkına bile varmazsınız: kasada para vardır, satışlar iyidir,
ama yerine yeni hammadde koyduğunuzda sermayenizin eridiğini görürsünüz.
Fiyatı,
aldığınız maliyete göre değil, bugün yerine koyma maliyetine göre
belirleyin. Özellikle ithal girdi kullanıyorsanız ve kur oynuyorsa bunu
gecikmeden yansıtın. Sık ve küçük adımlarla fiyat güncellemek, seyrek ve büyük
zamlardan hem daha kolay yönetilir hem müşteride daha az tepki yaratır.
Tahsilat
Kalitesine Dikkat Edin
Firmalar
borcu yüzünden batmaz, nakit akışı yüzünden batar. Piyasadan alacağı
borcunun kat kat üstünde olan nice firma, kötü tahsilat performansı yüzünden
önce çalışanlarının maaşını geciktirdi, sonra pahalı krediye muhtaç oldu, en
sonunda bir çekini ödeyemeyip güç duruma düştü.
Bugün tablo
daha da ağırlaşmış durumda. Sektörel araştırmalar, Türkiye’de ticari vadelerin
son birkaç yılda ciddi biçimde uzadığını gösteriyor: hızlı tüketimde 45-60 gün
bandından 60-95 güne, dayanıklı ürünlerde 75-90 gün bandından 110-120 güne
çıkmış durumda. Vadesi geçmiş ödemeler de hesaba katıldığında pek çok sektörde
fiili tahsilat süresi 100 günü aşmış görünüyor. Türk Ticaret Kanunu’nun 1530.
maddesi, sözleşmede aksi belirtilmemişse ödemenin fatura veya mal tesliminden
itibaren 30 gün içinde yapılmasını öngörür ve KOBİ’lerin alacaklı olduğu
ilişkilerde vadeye üst sınır getirir; ama uygulamada bu sınırın ne kadar
gözetildiğini hepimiz biliyoruz.
O halde
tahsilatı şansa bırakamazsınız. Tahsilatın da kalitelisi vardır.
Kaliteli tahsilat, mal ve fatura tesliminden kısa süre sonra, anlaşılan vadede
alınan ödemedir. Kalite sıralaması kabaca şöyledir:
·
Mal
gönderilmeden alınan havale veya avans (en kalitelisi)
·
Bağlantı
çekleri ve her aya özel kesilmiş çek tutarınca sevkiyat
·
Mal/fatura
tesliminde nakit, havale, kredi kartı veya çek
·
Teslimden
sonraki bir hafta içinde ödeme
·
Teslim
edilen ayın sonunda ödeme
·
Anlaşılan
vadede havale (en riskli)
Tahsilat
kalitesini iyileştirmek için yapmanız gerekenler:
·
Satıcılarınıza tahsilat kalitesini öğretin. Tahsilat, finansın değil öncelikle
satışın görevidir. Satıcı, satarken büründüğü rolden dolayı tahsilatta çekingen
davranır. Bu psikolojiyi kırmak eğitimle olur.
·
Primi tahsilata da bağlayın. Zamanında ödeme almak ve sözleşilen vadede tahsilat yapmak
ödüllendirilmeli, gecikmeler cezalandırılmalıdır.
·
Her müşterinin ve her satıcının ortalama ödeme süresini ve ortalama
vadesini ölçün. “X
müşterisi ortalama 23 günde ödüyor ve ortalama 127 günlük çek veriyor”
bilgisine sahipseniz, o satıcıya “bu müşteriden 15 günde ödeme al ve 90 gün
vadeye indir” gibi somut bir hedef verebilirsiniz.
·
Açık hesap limiti koyun. Bir firmanın toplam açık hesabı, yıllık satış hedefinin
yaklaşık % 8’ini (on ikide birini) geçmemelidir (vadeli satış yapanlarda bu
oran %15 olabilir). Müşteri bazında da risk değerlendirmesi yapıp limit ve
teminat belirleyin.
·
Erken ödemeyi ödüllendirin, geç ödemeyi faturalandırın. Nakit ödeyene en yüksek iskontoyu
verin, vadeyi aşana gecikme faizi faturası kesin. Aranızdaki tahsilat
anlaşmasını bir kez delebilen müşteri, bundan sonra sürekli delecek demektir.
·
Kendi vadenizle müşterinizin vadesini dengeleyin. Tedarikçilerinize ödediğiniz
vadeden daha uzun vadede tahsilat yapıyorsanız, aradaki farkı ya kredi ya öz
sermaye ile finanse ediyorsunuz demektir. İkisi de size pahalıya mal olur.
Araştırmalar,
tahsilatını gününde yapamayan firmaların net kârlılıklarından 2-3 puan
kaybettiğini gösteriyor. 100 milyon TL cirosu olan bir firmanın 2-3 milyon
TL’si sırf tahsilat kalitesizliği yüzünden buharlaşıyor demektir. Bu rakamı
kendi cironuza uygularsanız, tahsilatı iyileştirmenin neye değdiğini
görürsünüz.
Son söz
olarak: Ağlamayana
ödeme yapmazlar, tavır koymayana anlaşılan vadede çek vermezler.
Müşteri
Kârlılığını Ölçün ve Gerekirse Eleyin
Bu, üretici
KOBİ’lerin neredeyse hiç yapmadığı bir çalışmadır: müşteri bazında kârlılık
analizi. Bir müşterinin size gerçek getirisini bulmak için cirosundan
sadece malın maliyetini değil, şunları da düşün: uyguladığınız iskonto,
tanıdığınız vade maliyeti, ona özel yaptığınız üretim değişiklikleri, sık ve
küçük sevkiyatların lojistik maliyeti, iadeleri ve reklamasyonları, satış
sonrası harcadığınız teknik servis saatleri, tahsilat için harcanan emek.
Bu hesabı
yaptığınızda genellikle şu tabloyla karşılaşırsınız: cironun büyük kısmını
az sayıda müşteri yapar; kârın büyük kısmını ise bambaşka bir grup yapar. Ve
listenin en altında, size hiç kâr bırakmayan hatta zarar ettiren birkaç müşteri
vardır.
Bu
müşterilerle ilgili üç seçeneğiniz var: koşulları yeniden pazarlık etmek,
hizmet düzeyini maliyete uygun hale getirmek, ya da vedalaşmak. Üçüncüsü kulağa
sert geliyor ama zarar eden bir müşteriyi yıllarca taşımak, o kaynağı kârlı bir
müşteriye ayırmamak demektir.
Küçük
işletmede en pahalı şey, kabul edilmesi geciken gerçektir.
Dördüncü
Strateji İçin Kontrol Listesi
·
Brüt
kârlılığınızı satıcı, müşteri ve ürün bazında ölçüyor musunuz?
·
Yazılı
bir iskonto politikanız var mı ve herkese eşit uygulanıyor mu?
·
Ortalama
iskonto oranlarınızı biliyor musunuz?
·
Her
müşterinin ortalama ödeme süresini ve vadesini biliyor musunuz?
·
Toplam
açık hesabınız yıllık cironuzun yüzde kaçı?
·
Hangi
müşterinizin size kâr, hangisinin zarar getirdiğini biliyor musunuz?
BEŞİNCİ STRATEJİ: SATIŞIN ARKA CEPHESİNİ ONARIN
Satış
departmanı bir ordunun ön cephesidir. Ama hiçbir ordu, ikmali bozuksa cephede
kazanamaz.
Danışmanlık
yaptığım firmalarda satış sorunlarının önemli bir bölümünün kaynağı satış
departmanında değildi. Depoda, üretim planlamada, sevkiyatta, teklif hazırlama
sürecinde, tanıtım materyallerinde, satış sonrası hizmette çıkıyordu. Satıcı
binbir zahmetle müşteri kazanıyor, arka cephedeki bir aksaklık o müşteriyi bir
yılda kaybettiriyordu.
Bu yüzden
beşinci stratejim, cepheyi değil ikmali onarmaktır.
Depo ve
Sevkiyat: Satışın Sessiz Katili
Satıcıların
ve satış departmanlarının en büyük şikâyetlerinden biri stok yetersizliği ve
siparişlerin zamanında gönderilmemesidir. Bu problem öyle boyutlara ulaşır ki,
sadece müşteriler değil, satıcılar da firmalarına olan inançlarını yitirmeye
başlar.
Depo
yönetiminin satışı nasıl baltaladığına dair sık gördüğüm örnekler:
·
Kaydi stok ile fiili stok örtüşmüyordur. Satıcının depoda var sandığı ürün
yoktur, yok sandığı ürün vardır. Bilgisayardaki listeye güvenip müşteriye söz
veren satıcı mahcup olur.
·
Sevkiyatlar gecikir. Bir günde kolilenip gönderilebilecek sipariş 2-3 güne yayılır.
Siparişler biriktikçe birikir, müşteri sabırsızlanır ve siparişini iptal eder.
·
Yanlış veya eksik mal gönderilir. Müşteri açar, istediği çıkmaz, güven sarsılır.
·
Sevkiyat yapıldığı halde satıcı bilgilendirilmez. Satıcı da müşterisini
bilgilendiremez. Müşteri malın ne zaman geleceğini bilemediği için hazırlık
yapamaz.
·
Yavaş dönen ürünlerde yüzlerce, hızlı dönen ürünlerde bir haftalık stok
vardır. Çünkü kimse
ürün devir hızına hâkim değildir.
Bu
sorunların çözümü bellidir ve pahalı değildir:
·
Depoda
mal kabul, istifleme ve sevkiyat işlerini mümkünse ayrı ekiplere verin.
·
Adresleme
yapın; her ürünün yeri belli olsun.
·
El
terminali ve barkod kullanımını zorunlu hale getirin.
·
ABC,
XYZ ve FSN analizleriyle stok politikanızı kurun. Hızlı dönen üründe asla
stoksuz kalmayın; yavaş dönende derinlik yerine tedarik hızına yatırım yapın.
·
Depoyu
depocuya saydırmayın; muhasebe saysın, depocular eşlik etsin.
·
Satış
departmanından her ay talep tahmin raporu isteyin ve bunu üretim planlama,
satın alma ve depoya iletin.
·
Depoya
kalifiye yönetici atayın. Depoyu vasıfsız insanlara emanet eden firma, satış
departmanının başına en büyük düşmanı dikmiş olur.
Not: Yılda bir kez “stok günleri
kampanyası” yaparak hareket görmeyen stoklarınızı nakde çevirin. O sermayeyi
hızlı dönen ürüne aktarmak, elde tuttuğunuz maldan çok daha değerlidir.
Satış
Cephaneliğinizi Kurun
Satıcınızı
müşteriye eli boş göndermeyin. Bir B2B satıcısının çantasında olması
gerekenler:
·
Güncel
ve profesyonel bir katalog (basılı ve PDF)
·
Ürün
bazında teknik föyler ve spesifikasyon dokümanları
·
Müşteriye
göre uyarlanabilen bir sunum dosyası. Şirketinizin master sunumu olabilir ama
satıcı müşteriye o master sunumla gitmemelidir; her görüşme için revize
etmelidir. Sunuma müşterinin kendi tesisinden, ürünlerinden, logosundan
görseller koymak dikkati katlar.
·
Kalite
belgeleri ve sertifikalar (ISO, CE, sektöre özel belgeler)
·
Referans
listesi ve vaka çalışmaları. Kurumsal müşteri en çok “bu sizde işe yaradı mı”
sorusunun cevabını arar. Sizden ürün alan firmaların adları, çözülen sorunlar
ve ölçülebilir sonuçlar (yüzde kaç tasarruf, kaç saat duruş azalması) en güçlü
satış argümanıdır.
·
Numune,
demo ürün veya kesit maketi. Dokunulan ürün satılır.
·
Yatırımın
geri dönüşü (ROI) hesap şablonu. Alıcı, satın almayı kendi yönetimine savunmak
zorundadır. Ona bu savunmayı yapacak dokümanı hazır verirseniz, iç sözcünüz
olur.
Bu
cephaneliği kurmak satış departmanının değil, pazarlamanın işidir. Pazarlama
departmanınız yoksa bu işi bizzat patron üstlenmeli veya dışarıdan destek
almalıdır.
Görünür
Olun: Alıcı Sizi Aramadan Önce Buluyor
Bu maddeyi
ikinci stratejide de vurgulamıştım; burada uygulama tarafını anlatayım.
Üretici
KOBİ’lerin çoğunun web sitesi 2010’lardan kalmadır: iki cümlelik “hakkımızda”,
birkaç düşük çözünürlüklü ürün fotoğrafı, çalışmayan bir iletişim formu. Oysa
bugün o site, satıcınızdan önce çalışan ilk satış temsilcinizdir.
Yapılması
gerekenler karmaşık değil:
•
Teknik özellikler eksiksiz olsun. Alıcı aradığı spesifikasyonu sitenizde bulamazsa listeden
çıkarsınız.
•
İngilizce (ve varsa hedef pazar dillerinde) versiyonu olsun; ihracat düşünüyorsanız bu şart.
•
Referanslarınızı ve sertifikalarınızı yayınlayın.
•
Arama motorlarında bulunun. Alıcının yazacağı terimlerle kendinizi aratın; ilk sayfada
değilseniz yapılacak iş var demektir.
•
LinkedIn’de var olun. B2B’de karar vericilere ulaşmanın en kısa yolu buradan geçiyor.
•
Fuarlara katılın ama fuar sonrasını planlayın. Fuarın değeri stantta değil, sonraki
iki haftada yapılan geri dönüşlerdedir. Kartvizitlerin çekmecede kaldığı fuar
sadece masraftır.
•
Sektörel yayınlarda ve teknik içerikte görünün. Ürününüzün çözdüğü problemi anlatan
bir teknik yazı, ilan vermekten çok iş getirir.
CRM ve
Yapay Zeka: Satışın Akıllı Asistanı
"Bizim
satıcının hafızası çok iyidir, her şeyi aklında tutar" devri kapandı.
CRM (Müşteri İlişkileri Yönetimi) yazılımı kullanmayan bir üreticide satış,
kişilerin keyfine kalmış demektir. Bugün yapay zeka destekli modern CRM
sistemleri, sadece müşteri kaydı tutmuyor; hangi müşterinin ne zaman yeniden
sipariş vereceğini tahmin ediyor, tekliflerin ne zaman takip edilmesi
gerektiğini satıcıya hatırlatıyor ve hatta teklif metinlerinin taslağını
otomatik hazırlıyor. Satıcınız zamanının % 40’ını evrak işi ve rapor yazmakla
geçiriyorsa, ona aslında avcılık yaptırmıyorsunuz demektir. Teknolojiyi satışın
arkasına koyun ki, satıcınız bilgisayar başında değil, müşterinin yanında zaman
geçirsin.
Satış
Sonrasını Satışın Parçası Sayın
B2B’de tek
bir satış yapmak değil, sürekli satmak esastır. Bunu belirleyen de büyük ölçüde
satış sonrasında yaşananlardır.
Müşteriye
temas eden herkes satışın bir parçasıdır: santral görevlisi, muhasebe elemanı,
sevkiyatçı, montaj ekibi, teknik servis. Müşterinin firmanızla yaşadığı
deneyim, siparişi verdiği anla sınırlı değildir; ilk merhabadan satış sonrası
desteğe kadar uzanan bir yolculuktur ve bu yolculuktaki her temas bir satış
eylemidir.
Pratik
olarak:
·
Teknik servis ve montaj ekiplerinizi müşteri ilişkileri konusunda eğitin. Müşterinin tesisine giden bir
montörün tavrı, satıcınızın bir aylık emeğini bir saatte silebilir.
·
Şikâyeti hızlı ve kök nedene inerek çözün. İyi çözülen bir şikâyet, hiç sorun
yaşanmamasından daha fazla sadakat yaratır.
·
Satış sonrası memnuniyeti ölçün. Ürününüzün müşteride ne sonuç ürettiğini, mümkünse sayısal
olarak öğrenin. Bu bilgi hem müşteriyi elde tutmanızı sağlar hem bir sonraki
müşteriye anlatacağınız vaka çalışmasına dönüşür.
·
Verdiğiniz sözü tutun. “Yarın arayacağım” dediyseniz arayın. Tutulan küçük sözler,
büyük güven inşa eder.
Satış
Geliştirme: Ürün ve Fiyat Aynıyken Satmanın Yolları
Yıllar önce
yazdığım bir makalede satış geliştirmenin ihmal edilmiş bir uzmanlık alanı
olduğunu söylemiştim; bugün de öyle düşünüyorum. Satış geliştirme, ürününüz ve
fiyatınız aynı kalırken satışı gerçekleştirecek fikirler ve yöntemler
bulmaktır. Üretici bir KOBİ için araçları şunlardır:
·
Ödeme
kolaylıkları, vade ve iskonto kademeleri, ciro primleri
·
Genişletilmiş
garanti, ücretsiz montaj, ilk bakım hediyesi
·
Deneme
ve pilot uygulama imkânı (özellikle yeni müşteri kazanmada çok etkilidir)
·
Müşteriye
ürün kullanım eğitimi vermek
·
Teknik
danışmanlık hattı kurmak
·
Konsinye
veya tampon stok modeli
·
Yedek
parça bulunurluk garantisi
·
Müşterinin
kendi müşterisine satış yapmasını kolaylaştıracak destekler
Bu araçların
ortak özelliği şudur: hiçbiri fiyat indirimi değildir ama hepsi satın alma
kararını kolaylaştırır. Fiyat indirimi kalıcı olarak kârınızı yer; bu
araçların çoğu bir kerelik maliyettir ve rakibinizin kolayca kopyalayamayacağı
bir fark yaratır.
Beşinci
Strateji İçin Kontrol Listesi
·
Kaydi
stoğunuz ile fiili stoğunuz örtüşüyor mu?
·
Dün
alınan siparişin bugün sevk edilme oranınız nedir?
·
Satıcınızın
çantasında güncel katalog, teknik föy, referans listesi ve numune var mı?
·
Web
siteniz sizi ilk gören alıcıyı ikna edebilecek durumda mı?
·
Şikâyetleri
kaç günde çözüyorsunuz ve kök nedene iniyor musunuz?
·
Fiyat
indirimi dışında hangi satış geliştirme araçlarını kullanıyorsunuz?
BU BEŞ
STRATEJİYİ NEREDEN VE NASIL BAŞLATMALI?
Bu makaleyi
okuyup “hepsi doğru ama nereden başlayacağım” diyeceğinizi tahmin ediyorum.
Hepsini aynı anda kurmaya çalışmayın; bir sıra izleyin. Önerdiğim 90 günlük
başlangıç planı şudur:
·
İlk 30 gün - Ölçme dönemi. Sektörünüzün pazar büyüklüğünü ve pazar payınızı
hesaplayın. Son 24 ayın satışlarını satıcı, bölge, ürün ve müşteri bazında
dökün. Brüt kârlılığı ve ortalama iskontoyu ölçün. Tahsilat sürenizi ve
ortalama vadenizi hesaplayın. Aktif ve pasif cari listenizi çıkarın. Bu dönemde
hiçbir şeyi değiştirmeyin, sadece bakın. Muhtemelen gördükleriniz sizi rahatsız
edecek; bu iyiye işarettir.
·
İkinci 30 gün - Kural koyma dönemi. Yazılı fiyat listesi ve ticaret ilkeleri belgenizi
hazırlayın. İskonto ve vade kademelerinizi netleştirin. Prim sisteminizi
parçalı hale getirip ekibe deklare edin. Aylık satış TPG (KPI) tablonuzu kurun
ve ilk raporu yayınlayın. Satış müdüründen beklentilerinizi yazılı hale
getirin.
·
Üçüncü 30 gün - Harekete geçme dönemi. Hedefleri bölge, ürün ve satıcı bazında kırıp deklare
edin. Hedef müşteri adayı listesini çıkarıp avcılık faaliyetini başlatın. Pasif
carileri arayacak bir program kurun. Depo ve sevkiyat düzeltme planını devreye
alın. Satış cephaneliğini (katalog, föy, sunum, referans dosyası) tamamlayın.
Doksan gün
sonunda satışlarınız fırlamayacaktır. Ama bir sisteminiz olacaktır. Ve o
sistem, ikinci ve üçüncü yılda size fırlayan satışları getirecektir.
Buraya kadar anlattıklarımı beş cümleye indirmem gerekseydi
şunları söylerdim:
·
Ölçmeden yönetemezsiniz. Pazarınızı, payınızı, kârınızı ve tahsilatınızı ölçmeyen bir
firmanın satış hedefi, hedef değil temennidir.
·
Avcılıkla çobanlığı ayırın. Aynı kişiden hem yeni müşteri bulmasını hem mevcut müşteriye
hizmet etmesini beklerseniz, ikincisi birincisini her seferinde yer.
·
Önce verin, sonra isteyin. Hedef, bölge, fiyat listesi, ticaret ilkeleri, olanak,
eğitim ve akıllı bir prim sistemi vermeden satıcıdan performans istemeye
hakkınız yoktur.
·
Ciro değil kâr kovalayın. İskonto disiplini ve tahsilat kalitesi, çoğu KOBİ’de yeni
müşteri bulmaktan daha hızlı ve daha kesin kâr getirir.
·
Arka cepheyi onarın. Satıcınızın binbir zahmetle kazandığı müşteriyi, kötü bir sevkiyat veya
cevapsız bir telefon bir yılda kaybettirir.
Bir de
nadiren konuşulan bir taraf var. Satış, bu ülkede hâlâ hak ettiği saygıyı
görmüyor. Bir baltaya sap olamayanların mesleği sayılıyor, akademide karşılığı
yok, iş dünyasında satış departmanına en son yatırım yapılıyor. Oysa firmada
çarkları döndüren, üretimi ayakta tutan, tedarikçiye ödemeyi, çalışana maaşı
sağlayan tek departman satıştır.
Satış
departmanınıza ve satıcılarınıza hak ettikleri değeri verin. Onları eğitin,
donatın, ölçün ve ödüllendirin. Karşılığını fazlasıyla alacaksınız.
Son söz:
Dolaşan kurt avlanır, ama ölçen kurt daha çok avlanır.
Bol ve
kaliteli satışlar, tatlı kârlar dilerim.
Not 1: Bu makaledeki oranlar, hesap
örnekleri ve tablolar yöntemi göstermek amacıyla kurgulanmıştır. Kendi
rakamlarınızı yerine koyarak hesaplayınız.
Not 2: Makalede yer verilen KOBİ
istatistikleri TÜİK’in KOBİ İstatistikleri bültenlerine; ticari vade ve ödeme
sürelerine ilişkin veriler sektörel araştırma ve yayınlara; B2B satın alma
davranışına dair veriler Gartner ve benzeri kuruluşların 2024-2025 araştırmalarına
dayanmaktadır. Bu veriler zaman içinde değişebilir; güncel rakamlar için ilgili
kurumların yayınlarını takip ediniz. Ticari ödeme vadelerine ilişkin yasal
düzenlemeler (TTK m.1530) için mali müşavirinize ve avukatınıza danışınız.
Not 3: Bu makaledeki konuların bir kısmını
daha önce ayrı ayrı ele almıştım. Derinleşmek isteyenlere aşağıdaki
makalelerimi de okumalarını öneririm:
•
B2B
Satıcısı Olmak
•
Müşteri
Temsilcisi Olmak
•
İdeal
Satıcıyı Seçmek
•
Komisyon
değil, prim verin
•
Tahsilat
Kalitesine Dikkat
•
Satış
Açısından Depo Yönetimi
•
Satışın
Temel Performans Göstergeleri
•
Satış
Müdürünün Hakimiyet Alanı
•
Dolaşan
kurt avlanır
•
Şehirlerimizin
Tüketimi
•
İhracat
Satıcısı Olmak
Not 4: Bu makalenin hazırlanmasında yapay
zekadan destek alınmıştır.