Size bir hikaye anlatayım. Şirketin adı ve sektörün
ayrıntıları önemli değil; çünkü bu hikayeyi pek çok firmada, küçük farklarla
yaşanırken görmek mümkün.
Orta ölçekli bir yapı kimyasalları üreticisi düşünün.
Satışlarının büyük bölümünü Anadolu’daki bayileri üzerinden, kalanını doğrudan
müteahhit firmalarına yapıyor. Ciro iki yıldır yerinde sayıyor. Patron sonunda
kararını veriyor ve büyük bir firmadan deneyimli bir satış müdürü transfer
ediyor. Ona Selim diyelim.
Selim ilk haftasında bütün satışçılardan günlük ziyaret
raporu istiyor. İkinci hafta bayi iskontolarını fazla cömert bulup iki puan
düşürüyor. Üçüncü hafta, şirketle yirmi yıldır çalışan en büyük bayinin
sahibine (bölge satışçısını haber vermeden) gidiyor ve masaya yeni bir hedef
sözleşmesi koyuyor. Ay dolmadan iki bayi siparişlerini rakibe kaydırmaya
başlıyor, ekibin en deneyimli satışçısı istifasını veriyor. Patronun beklediği
toparlanma yerine şikayet telefonları geliyor. Dördüncü ayın sonunda Selim
şirketten ayrılıyor.
Nasıl, tanıdık geldi mi hikaye? İşin ilginç yanı, Selim’in
teşhislerinin bir kısmı doğruydu. İskontolar gerçekten dağınıktı, raporlama
gerçekten zayıftı. Sorun ne yaptığında değil, ne zaman ve nasıl yaptığındaydı. (Aynı
koltuğa birkaç ay sonra oturan müdürün hikayesi ise bambaşka; onu yazının
sonunda anlatacağım.)
Yeni işe başlayan pek çok satış müdürü benzer bir tuzağa
düşer. Niyetleri çoğunlukla iyidir: Bir an önce kendilerini göstermek,
kendilerini işe alan patronu haklı çıkarmak isterler. Bu yüzden şirketi, ekibi
ve müşterileri tanımadan talimat yağdırır, fiyatlara ve müşteri ilişkilerine
müdahale eder, yeni hedefler ilan ederler. Sonuç çoğu zaman umduklarının tam
tersidir: Satışçılar uzaklaşır, eski müşteriler rahatsız olur, daha fazla satış
beklenen kişi kısa sürede huzursuzluğun kaynağına dönüşür.
Satış müdürünün rolü
Satış müdürü, ekibin en iyi satışçısı olmak zorunda
değildir. Satışçının işi kendi müşterisine satış yapmaktır; satış müdürünün işi
ise ekibinin başarılı satışlar yapabileceği bir düzen kurmak ve onları
geliştirmektir. İyi bir satış müdürü müşterileri ve pazarı tanır, hedefleri
açıklar, öncelikleri belirler, ekibe kaynak/olanak sağlar, çalışma disiplinini
oluşturur, satışçıların (ürün bilgisi, satış teknikleri, çalışma planı ve
benzeri alanlardaki) eksiklerini belirler ve giderir, satışçılarına koçluk eder
ve sonuçları (performansı) izler. Gerektiğinde kritik bir görüşmeye girer; ama
her fırsatta satışçısının yerine pazarlık yapmaz. Yaparsa ekibini geliştirmez,
kendisine bağımlı hale getirir.
Müdürün başarısı da yalnızca ciroyla ölçülmez. Karlılık,
tahsilat, müşteri memnuniyeti, ekip yönetimi, ekipteki güven, ekibin gelişimi,
satış fırsatlarının niteliği ve önümüzdeki ayların satış potansiyeli de hesaba
katılır.
İlk 90 gün ne yapmalı ne yapmamalı?
Ben yeni bir satış müdürünün ilk 90 gününü üç evreye
ayırıyorum: İlk 30 gün tanıma ve dinleme; ikinci 30 gün teşhis,
önceliklendirme ve planlama; üçüncü 30 gün uygulama, ölçme ve yönetim
düzeni kurma.
Bu 3 ayda satış müdürü “geri alınabilir” değişiklikleri
erken, “ilişkileri bozabilecek” değişiklikleri geç yapmalıdır. Ne demek
istiyorum? Bir raporun biçimini sadeleştirmek, bekleyen teklifleri takibe almak
ya da bir ürün sayfasını düzeltmek ilk haftadan yapılabilir; yanlış çıkarsa
ertesi gün geri alınır. Ama bir bayinin iskontosuna, bir satışçının müşteri
portföyüne ya da prim sistemine dokunmak böyle değildir. Bozulan güveni geri
kazanmak aylar sürer. Selim’in hatası tam olarak buydu: Geri alınması en zor
kararları en başta verdi.
Elbette bu evreler katı sınırlar değildir. Acil bir müşteri
kaybı veya ciddi bir tahsilat riski varsa yeni müdür ilk günden harekete geçebilir.
Ancak acil müdahaleyle bodoslama değişikliği birbirine karıştırmamak gerekir.
(Öte yandan patronların ve genel müdürlerin de işe aldıkları
yeni satış müdürünü acele ettirmemeleri gerekir. Üç ay dolmadan yalnızca satış
sonuçlarına bakarak kesin bir performans yargısına varmamalıdırlar.)
İlk 30 gün: Tanımak, dinlemek, gözlemlemek
İlk hafta, patronla oturup beklentileri netleştirme
haftasıdır: “Beni neden işe aldınız? Şirkette değişmesini istediğiniz ilk üç
konu nedir? 90 günün sonunda hangi sonuçları görmek istiyorsunuz? Hangi
konularda karar yetkim var?” Bu sorular sorulmadan işe başlamak, hedefi
görmeden yarışa çıkmaya benzer.
İlk hafta şirketin web sitesinin ve ürünlerinin incelendiği
haftadır. Buna belli başlı rakiplerin web sitelerini ve ürünlerini incelemek de
dahildir. Pazarlama departmanından brif almak, pazarlama stratejisini ve
faaliyetlerini öğrenmek de ilk yapılacak işlerdendir. Sektörü araştırmak, sektörün
büyüklüğünü ve yapısını anlamak da ilk haftanın işlerinden olmalıdır.
Ardından satış verileri incelenir: Son iki üç yılın ciro ve
brüt kar gelişimi, ürün ve müşteri dağılımı, kaybedilen müşteriler, tahsilat
durumu, indirim uygulamaları, satış bütçesi ve gerçekleşmeler. Ama tablo görmek
yetmez; tablonun ardındaki hikayeyi de anlamak gerekir.
Peki veri yoksa? Pek çok orta ölçekli şirkette CRM ya hiç
kullanılmaz ya da kayıtlar güvenilir değildir; kaybedilen müşterilerin
listesini tutmak kimsenin aklına gelmemiştir. Bu durumda yeni müdür, mükemmel
bir sistem kurmaya kalkmadan, en azından muhasebe kayıtlarından müşteri bazında
ciro, kar ve tahsilat tablosunu çıkarır. Verinin olmaması da bir bulgudur ve
90. gün raporunda yerini almalıdır.
Sonra satışçılarla tek tek görüşme zamanıdır. Sözlerini
kesmeden dinlemek, en az konuşmak kadar önemlidir. “Sence satışlarımızı en
çok ne engelliyor? Müşterilerimiz bizi neden tercih ediyor, neden etmiyor?
Senin işini nasıl kolaylaştırabilirim?” Bu üç soru, bir müdüre haftalarca
sürecek tartışmalardan daha çok şey öğretir. Yine de anlatılanlarla yetinmemek
gerekir: Her satışçıyla en az bir gün sahaya çıkmak, duyulanları gözlemlerle
karşılaştırmanın en iyi yoludur.
Pazarlama, üretim, lojistik, finans ve müşteri hizmetleri
yöneticileriyle yapılacak görüşmeler de ilk ayın işidir. Satış bölümünde
görülen her sorunun kaynağı satış bölümü değildir. Teslimat gecikmesi, eksik
stok, yetersiz ürün bilgisi veya hatalı fiyatlandırma, satış ekibinin
başarısını doğrudan etkiler.
İlk 30 günün sonunda yeni müdürün elinde uzun bir şikayet
listesi değil, kısa bir “mevcut durum fotoğrafı” bulunmalı: Güçlü
yanlarımız neler, satışı nerede kaybediyoruz, ilk fırsatlar neler, hangi
sorunlar acil, hangileri daha derin bir çalışma gerektiriyor?
İlk ay sadece öğrenmeyle geçmelidir bence. Yeni satış müdürü
satış politikalarına dair hiçbir değişiklik önermemelidir. Konuya tamamen vakıf
olmadan alınacak kararlar veya yürürlüğe sokulacak uygulamalar genelde hüsranla
sonuçlanır. Acele etmeyin, insan bildikleriyle düşünür, yeni şirketin
satışlarına dair ne kadar çok şey öğrenirseniz, daha kaliteli düşünür ve daha
iyi fikirler ve projeler üretirsiniz. Bunun sonucunda da daha isabetli kararlar
ve daha etkili uygulamalar hayata geçirirsiniz.
İkinci 30 gün: Teşhis, öncelik ve plan
Artık yeni müdür çok şey duymuş, görmüş ve öğrenmiştir. Bu
noktada en büyük tehlike, her sorunu aynı anda çözmeye kalkmaktır. İlk iş,
bulguları önem ve aciliyet sırasına koymaktır. Bir müşterinin kaybedilmesini
önlemek, yıllardır kimsenin okumadığı bir raporu yeniden tasarlamaktan elbette
daha önemlidir.
Bu dönemde satış hedeflerinin gerçekçiliği, müşteri ve bölge
dağılımı, ziyaret sıklığı, teklif ve sipariş takip yöntemi, fiyat ve indirim
yetkileri ve toplantı düzeni masaya yatırılır. Ekibin gelişim ihtiyacı
belirlenir. Eğitim gerekiyorsa çalışanların eğitim almaları sağlanır veya satış
müdürü bizzat eğitim verir. Yalnızca eğitim vermekle kalmaz; müdür satışçıyla
birlikte müşteriye giderek uygulamayı da gösterir.
Prim sistemi ayrı bir dikkat ister. Yeni müdürün
dokunabileceği en hassas konu budur; çünkü doğrudan satışçının cebini
ilgilendirir. Mevcut sistem gerçekten yanlış davranışları ödüllendiriyor
olabilir; örneğin tahsilatı değil yalnızca faturayı, karı değil yalnızca ciroyu
ödüllendiriyor olabilir. Yine de değişiklik ikinci ayda tasarlanır, her satışçı
için etkisi önceden hesaplanır, ekiple konuşulur ve genellikle yeni bir dönemin
başında uygulanır. Ay ortasında, açıklamasız yapılan bir prim değişikliği en
iyi satışçıyı bile kapıya yöneltebilir.
Ben genelde satışçıdan istenen davranışları rakamlara döken performans
tabloları hazırlıyorum ve bu tablolardaki iyileşmeler üzerinden prim üremesini
sağlıyorum. Böylece satıcılar neyi iyi yaparsa daha fazla prim alabileceklerini
görüyorlar ve buna göre faaliyet gösteriyorlar. Böylece satışçıların kazandığı
prim yalnızca satış hacmindeki artışı değil, satış performansındaki gerçek
iyileşmeyi de yansıtır.
İkinci ay, birkaç hızlı iyileştirme için de doğru zamandır:
Aylardır aranmayan müşterileri yeniden ziyaret etmek, sonuç bekleyen teklifleri
takibe almak, çok satan ama sürekli stoksuz kalan ürünü gündeme getirmek ya da
bayilerde hiç bulunmayan uygun bir ürün grubunu tanıtmak gibi. Küçük ama doğru
sonuçlar ekipte güven oluşturur.
Yeni müdürün ilk müşteri ziyaretlerindeki amacı satış yapmak
değil, müşteriyi tanımak olmalıdır. Müşterinin şirket hakkındaki düşüncelerini,
memnuniyetini, şikayetlerini ve beklentilerini öğrenmeye çalışmalıdır. İlk
görüşmede fiyat değiştirmek, yeni ticari koşullar önermek veya mevcut
satışçının verdiği sözleri sorgulamak yerine önce güven oluşturmalıdır. Üstelik
bu ziyaretleri mümkün olduğunca müşteriden sorumlu satışçıyla birlikte
yapmalıdır.
Plan bu ayın sonunda patronla paylaşılır. Yeni müdürün en
çok zorlandığı konulardan biri, üst yönetimin bir ay içinde mucize
beklemesidir. Müdür bu beklentiyi yönetmek zorundadır; patrona düşen
sorumluluğa ise aşağıda ayrıca değineceğim.
Üçüncü 30 gün: Uygulama, ölçme ve yönetim düzeni
Artık planlar masadan sahaya iner. Müşteri ziyaretleri, bayi
geliştirme çalışmaları, mağaza içi satış uygulamaları ya da e-ticaret tarafında
dönüşüm denemeleri başlar. Her çalışmanın sorumlusu, takvimi ve başarı ölçüsü
bellidir. “Satışları artıracağız” bir hedef değildir; “Pasif 20
bayiden 10’unu yeniden sipariş verir hale getireceğiz” bir hedeftir.
Haftalık satış toplantıları kısa ve işe yarar olmalıdır: Ne
oldu, neden oldu, bundan sonra ne yapacağız, sorumlusu kim? Toplantı bittiğinde
herkes ne yapacağını bilmelidir. Satışçıyla yapılan birebir görüşmeler de hesap
sorma toplantısına dönüşmemeli; performansı geliştirmenin aracı olmalıdır.
Üçüncü ay, ekip hakkında ilk sağlıklı yargıların
oluşabileceği dönemdir. İlk haftalarda personel değiştirmeye kalkmak bir
hatadır; ama 90 günün sonunda bazı gerçeklerle yüzleşmek de gerekir. Desteğe ve
net hedeflere rağmen gelişme göstermeyen ya da ekip içinde sürekli olumsuzluk
üreten biri varsa, müdür bunu duygusal bir tepkiyle değil, kayıt altına alınmış
gözlemlerle ele alır. Önce açık bir gelişim planı ve süre verir; o süre de
sonuç vermezse kararı patronla birlikte alır. Ekibin geri kalanı, müdürün bu konuyu
adil biçimde yönetip yönetmediğini dikkatle izler.
Yeni müdür zamanını nasıl kullanmalı?
Yeni işe başlayan satış müdürlerinin sık yaptığı hatalardan
biri de zamanlarını iyi yönetememeleridir. Kimisi gününü odasında rapor
inceleyerek, toplantı yaparak ve e-postalara cevap vererek geçirir. Kimisi de
sürekli müşterileri ziyaret eder, satışçılarıyla birlikte satış yapmaya
çalışır. Her iki yaklaşım da yanlıştır. Çünkü satış müdürünün işi ne yalnızca
masa başında oturmak ne de bütün gün sahada satış yapmaktır.
İyi bir satış müdürü zamanını planlamalıdır. Haftanın hangi
günlerinde müşterileri ziyaret edeceği, ne zaman satışçılarıyla sahaya
çıkacağı, hangi günlerde performans değerlendirmesi yapacağı, diğer bölümlerle
ne zaman görüşeceği belli olmalıdır. Elbette satış işinde her gün sürprizlerle
karşılaşılır. Ancak her beklenmedik olayın peşinden koşan müdür, bir süre sonra
kendi gündemini yönetemez hale gelir.
Burada özellikle üzerinde durmak istediğim bir konu var:
Satış müdürü, satışçılarının yapması gereken işleri üstlenmemelidir. Müşteri
şikayetini çözmek, teklif hazırlamak, sipariş takip etmek veya tahsilat yapmak
için sürekli kendisi devreye giriyorsa bir süre sonra herkes sorunları ona
taşımaya başlar. Böylece müdür, ekibini yönetmek yerine ekibinin işlerini yapan
kişiye dönüşür. Oysa müdürün görevi her sorunu bizzat çözmek değil, sorunların
doğru kişiler tarafından ve doğru yöntemlerle çözülmesini sağlamaktır.
Yeni müdüre tavsiyem, daha ilk aylardan itibaren kendisine
haftalık bir çalışma düzeni oluşturmasıdır. Satışçılarıyla birebir görüşmelere,
birlikte müşteri ziyaretlerine, satış performansını incelemeye, diğer bölüm
yöneticileriyle koordinasyona ve geleceğe yönelik planlamaya mutlaka zaman
ayırmalıdır. Hatta haftalık takviminde düşünmek, araştırmak ve yeni projeler
geliştirmek için de zaman bırakmalıdır. Çünkü bütün gününü günlük sorunları
çözmekle geçiren bir müdürün satışları geliştirecek yeni fikirler üretmeye
fırsatı kalmaz.
Unutmayın, çok meşgul olmak, iyi yöneticilik yapmak anlamına
gelmez. Satış müdürünün başarısı gün içinde kaç telefon görüşmesi yaptığıyla,
kaç müşteriye gittiğiyle veya kaç sorunu bizzat çözdüğüyle ölçülmez. Ekibinin
ne kadar iyi çalıştığıyla, işlerin kendisine bağımlı olmadan ne kadar düzenli
yürüdüğüyle ve satış sonuçlarını ne kadar iyileştirebildiğiyle ölçülür.
Satıcıyken terfi edip satış müdürü olanlar
Buraya kadar anlattıklarım dışarıdan gelen (veya başka
departmandan kaydırılan) müdür için geçerli. Ancak şirketin en başarılı
satışçısının müdürlüğe getirilmesi, sık görülen ve kendine özgü sorunları olan
bir durumdur. En iyi satışçı olmak, iyi bir satış müdürü olunacağını garanti
etmez. “Ben böyle satıyordum, herkes de öyle satsın” yaklaşımı
yöneticilik değildir.
Satıcılıktan satış müdürlüğüne geçen kişinin ilk öğrenmesi
gereken şey, artık kendi satışlarıyla değil, ekibinin başarısıyla
değerlendirileceğidir. Dün en fazla siparişi getiren kişi olabilir. Ancak bugün
görevi, diğer satışçıların da daha fazla sipariş getirebilmesini sağlamaktır.
Bu değişimi anlayamayan müdür, bir süre sonra kendisini şirketin en pahalı
satışçısı haline getirir. Ünvanı müdürdür ama yaptığı iş hala satıcılıktır.
İçeriden terfi eden müdürün şirketi tanıma ihtiyacı daha
azdır; buna karşılık üç zor işle karşı karşıyadır:
·
Dünkü arkadaşlarını yönetmek: Aynı masada
oturduğu, birlikte patrondan yakındığı kişilerle artık hedef ve performans
konuşacaktır. İlk hafta ekiple açık bir konuşma yapıp neyin değiştiğini ve
neyin değişmeyeceğini söylemek, sonraki pek çok gerginliği önler.
·
Kendi müşterilerini bırakmak: En zor
vazgeçilen şey, yıllarca emek verilmiş müşteri portföyüdür. Müdür bu
müşterileri bir plan dahilinde satışçılarına devretmezse hem satış yapmaya hem
de yönetmeye çalışır; ikisini de yarım yapar.
·
Seçilmeyen adayla çalışmak: Ekipte
müdürlüğü bekleyip alamayan biri varsa, onunla ilk ayda birebir ve açık bir
görüşme yapmak gerekir. Bu kişi doğru yönetilirse müdürün en güçlü destekçisi
olabilir; görmezden gelinirse en sessiz muhalifi olur.
İçeriden terfi edenin patrona soracağı sorular da biraz
farklıdır. “Beni neden seçtiniz?” sorusunun yanına şunu da eklemek
gerekir: “Benden, satışçıyken yapmadığım hangi işleri yapmamı bekliyorsunuz?”
Her satış işi aynı değil: Dört kanal, dört farklı öncelik
Kurumsal müşteriye satış yapan bir şirketin müdürüyle
bayilere satış yapan bir şirketin müdürünün ilk 90 günü birebir aynı olamaz.
Mağazacılık ve e-ticaret ise bambaşka gündemlere sahiptir. Temel yaklaşım ortak
olsa da sahadaki uygulama değişir. Her kanalda izlenebilecek onlarca gösterge
vardır; ama ilk 90 günde hepsine aynı anda bakmak yerine, her kanal için
aşağıda önerdiğim üç göstergeyle başlamak daha doğrudur.
1. Kurumlara satış yapan B2B firmasının satış müdürü
B2B satışta kararı çoğu zaman tek bir kişi vermez; teknik
ekip, satın alma, finans ve üst yönetim aynı sürece katılabilir. Bu yüzden yeni
müdür önce büyük müşterileri, devam eden teklifleri, uzun vadeli projeleri ve
satış fırsatları havuzunu öğrenmelidir.
·
İlk 30 gün: En önemli müşterileri
satışçısıyla birlikte ziyaret etmek; CRM kayıtlarını ve açık teklifleri gözden
geçirmek; kaybedilen projelerin nedenlerini araştırmak; karar vericileri ve
teknik beklentileri öğrenmek.
·
31–60. günler: Hedef sektörleri ve ideal
müşteri profilini tanımlamak; önemli müşteriler için gelişim planı hazırlamak;
teklif takibini ve satış aşamalarını düzene sokmak.
·
61–90. günler: Yeni müşteri ziyaretlerini
başlatmak; kritik fırsatları haftalık izlemek; satışçılara teklif ve müzakere
koçluğu yapmak; gelecek dönemin satış tahminini hazırlamak.
İlk bakılacak üç gösterge: nitelikli satış
fırsatlarının toplam değeri, tekliften siparişe dönüşüm oranı ve müşteri başına
brüt kar. Büyük projelerde 90 gün içinde sipariş gelmemesi mutlaka başarısızlık
sayılmaz; önemli olan, fırsat havuzunun büyüyüp büyümediğidir.
2. Bayilere satış yapan firmanın satış müdürü
Bu işte iki satış vardır: Önce şirket bayiye satar, sonra
bayi nihai müşteriye. Satış müdürü bayinin deposunu doldurmakla başarıya
ulaştığını sanırsa birkaç ay sonra stok ve tahsilat sorunlarıyla karşılaşır.
·
İlk 30 gün: Bayi ağını, aktif ve pasif
bayileri, bölge performansını, stokları, vadeleri ve ürün yaygınlığını
incelemek; saha satışçılarıyla birlikte farklı büyüklükteki bayileri ziyaret
etmek.
·
31–60. günler: Bayileri potansiyellerine
göre sınıflandırmak; dağıtımın eksik olduğu bölgeleri belirlemek; ürün gamını
genişletme, tezgahtar eğitimi ve bayi geliştirme programlarını tasarlamak.
·
61–90. günler: Pasif bayileri
canlandırmak, uygun bölgelerde yeni bayi kazanmak, raf ve teşhiri iyileştirmek,
bayi personeline eğitim vermek.
İlk bakılacak üç gösterge: aktif bayi sayısı, bayi
başına sipariş sıklığı ve vadesi geçmiş alacaklar. Mümkünse bayinin son
kullanıcıya yaptığı satış da izlenmelidir. İyi bir müdür “Bayiye daha ne
satarım?” kadar “Bayinin daha çok satmasına nasıl yardım ederim?”
sorusunu da sorar.
3. Tüketiciye mağaza veya showroom üzerinden satış yapan
B2C müdürü
Perakendede müşteri mağazaya gelir, ürünü görür, personelle
konuşur ve çoğu zaman kısa sürede karar verir. Bu yüzden ziyaretçi trafiği,
satışa dönüşüm ve müşteri deneyimi belirleyicidir. Yeni müdürün masasından çok
satış noktalarında görünmesi gerekir.
·
İlk 30 gün: Mağazaları gezmek; müşterinin
nasıl karşılandığını, ürünlerin nasıl sunulduğunu ve satışın nasıl
sonuçlandırıldığını gözlemlemek; mağaza bazında trafik, ciro, stok ve iade
verilerini karşılaştırmak.
·
31–60. günler: Her mağazanın kendine özgü
sorununu belirlemek; satış personeli için ihtiyaç analizi, fayda anlatımı,
tamamlayıcı ürün önerme ve şikayet yönetimi konularında gelişim planı
hazırlamak.
·
61–90. günler: Yeni uygulamaları önce
birkaç mağazada denemek, sonuç verenleri yaygınlaştırmak; ürün bulunurluğunu,
satışa dönüşümü ve müşteri memnuniyetini düzenli izlemek.
Perakendede ciroyu kabaca ziyaretçi sayısı x satın alma
oranı x ortalama sepet tutarı belirler. İlk bakılacak üç gösterge de
zaten bunlardır. Ziyaretçisi çok olduğu halde az satış yapan bir mağazanın
sorununu daha fazla reklamla çözmeye çalışmak israftır. Müdür önce sorunun
formülün hangi halkasında olduğunu bulur.
4. E-ticaret ve pazaryeri satış müdürü
Dijital satışta mağazanın vitrini ürün sayfasıdır; satış
personelinin işini büyük ölçüde müşterinin ekranda yaşadığı deneyim görür. Ürün
fotoğrafı, açıklama, fiyat, yorumlar, stok, teslimat süresi ve ödeme kolaylığı
satış kararını doğrudan etkiler. Kendi e-ticaret sitesiyle pazaryeri satışının
ekonomisi de aynı değildir.
E-ticaret, yazının başında söz ettiğim ilkenin en rahat
uygulanabildiği kanaldır. Burada değişiklik hızlı yapılır, sonucu birkaç gün
içinde ölçülür ve gerekirse hemen geri alınır. Bu yüzden e-ticaret müdürü,
diğer kanallardaki meslektaşlarından daha erken, ikinci ayda deneme yapmaya
başlayabilir.
·
İlk 30 gün: Kanal, kategori ve ürün
bazında net satış, marj, reklam harcaması, iade, iptal ve teslimat verilerini
incelemek; kendi sitesindeki alışveriş sürecini baştan sona test etmek;
pazaryerindeki ürünleri rakiplerle karşılaştırmak.
·
31–60. günler: Ürün sayfalarını ve
fiyatlandırmayı iyileştirmek; reklam verimliliğini sorgulamak; kampanya
takvimini stok ve kar marjıyla birlikte planlamak; kontrollü dönüşüm
denemelerine başlamak.
·
61–90. günler: İyi sonuç veren
çalışmaları genişletmek, zarar ettiren kampanyaları düzeltmek, stok ve teslimat
disiplinini güçlendirmek; kanal bazında düzenli karlılık raporu oluşturmak.
İlk bakılacak üç gösterge: sipariş başına katkı karı,
dönüşüm oranı ve reklam getirisi. Pazaryerinde çok satış yapmak, komisyon,
reklam, kargo ve iadeler hesaba katıldığında zarar etmek anlamına gelebilir.
Birden fazla kanal varsa: Kanal çatışması
Gerçek hayatta pek çok şirket bu kanalların birkaçında aynı
anda satış yapar. Bayiye satan firma internetten de satar, kurumsal projelere
doğrudan teklif verir. Bu durumda yeni müdürün karşısına çoğu zaman şu tür
şikayetler çıkar: “Firmanın kendi sitesindeki fiyat, benim alış fiyatıma
yakın” ya da “Benim yıllardır çalıştığım müteahhide firma doğrudan
teklif vermiş.”
Kanal çatışması ilk 90 günde çözülecek bir konu değildir;
ama ilk ayda mutlaka fark edilmesi gereken bir konudur. Yeni müdür, her kanalın
hangi müşteriye, hangi fiyat aralığında ve hangi kurallarla satış yapacağının
yazılı olup olmadığını kontrol etmelidir. Kural yoksa bunu 90. gün raporunda
üst yönetimden beklenen kararlar arasına koymalıdır. Bir kanalı büyütürken
diğerini sessizce kaybetmek, en pahalı hatalardan biridir.
Yeni müdürü kısa sürede sevimsiz hale getiren hatalar
İster deneyimli olsun ister yeni terfi etmiş, yeni müdüre
ilk 90 günde şu davranışlardan uzak durmasını özellikle öneririm:
·
“Ben geldim, artık her şey değişecek”
tavrı takınmak; eski düzenin nedenlerini anlamadan onu kötülemek.
·
İlk birkaç haftada çalışanlara etiket
yapıştırmak; birini yıldız, diğerini yetersiz ilan etmek.
·
Müşterilere verilmiş eski sözleri ve mevcut
ticari ilişkileri öğrenmeden yeni vaatlerde bulunmak.
·
Satışçının müşterisiyle onu devre dışı bırakarak
görüşmek; sonra da ekibin inisiyatif kullanmadığından şikayet etmek.
·
En büyük müşterilerden kendine portföy oluşturup
departmanının en iyi (en yüksek cirolu) satıcısı olmaya çalışmak.
·
İskonto ve prim sistemini, etkisini hesaplamadan
ilk haftalarda değiştirmek.
·
Satışları artırmak için ölçüsüz indirim, uzun
vade veya gerçekçi olmayan teslimat sözü vermek.
·
Raporları ve toplantıları çoğaltıp satışçıların
müşteriyle geçirdiği zamanı azaltmak.
·
Sorunları çözmeden önce suçlu aramak; ekibin
yanında eski yöneticiyi veya şirket sahibini eleştirmek.
·
Mevcut ekibin gerçek kapasitesini ölçmeden
personel değiştirmeye ya da yeni eleman almaya kalkmak.
Bu hataların ortak noktası aynıdır: Müdürün otoritesini
güven ve bilgiyle değil, unvanıyla kurmaya çalışması. Oysa insanlar önce
müdürlerinin kendilerini ve işlerini anlamasını ister. Güven kazanan yönetici,
değişimi çok daha kolay gerçekleştirir.
Patrona düşenler
Yeni bir satış müdürünün ilk 90 günü yalnızca müdürün değil,
patronun da sınavıdır. Pek çok müdür beceriksizliğinden değil, kendisine alan
açılmadığı için başarısız olur. Patronun bu dönemde dikkat etmesi gerekenleri
şöyle sıralayabilirim:
·
Yetkiyi kağıt üzerinde değil, gerçekte
vermek: Müdürün hangi kararları tek başına alabileceği, fiyat ve iskonto
yetkisinin sınırı ilk haftada netleşmeli.
·
Müdürü önemli müşterilere ve bayilere bizzat
tanıtmak: Patronla birlikte yapılan ilk ziyaret, yeni müdüre aylarca
sürecek bir itibar kazandırır.
·
Müdürü atlamamak: Satışçılarla müdürün
haberi olmadan konuşup talimat vermek, müdürün otoritesini daha ilk ayda
bitirir.
·
Büyük müşterileri kendinde tutmamak:
Patronun yıllardır bizzat yönettiği müşteriler varsa, bunların zamanla ve
planlı biçimde satış ekibine devredilmesi gerekir.
·
Sabırlı ama ilgili olmak: 90 gün mucize
bekleme süresi değildir; ama sessizce bekleme süresi de değildir. Ayda bir
yapılacak kısa bir değerlendirme görüşmesi, iki tarafın beklentisini de dengede
tutar.
90. günde patronun karşısına hangi raporla çıkılmalı?
Ben yeni satış müdüründen en geç üçüncü ayın sonunda kısa ve
somut bir değerlendirme beklerim. Bu rapor şu başlıklardan oluşabilir:
başlangıçtaki durum; önemli bulgular; müşteri ve pazar fırsatları; satış
ekibinin güçlü ve gelişime açık yönleri; ilk 90 günde yapılan işler; alınan ilk
sonuçlar; önümüzdeki 180 günün hedefleri ve eylemleri; üst yönetimden beklenen
karar ve destekler.
Rapor ne yalnızca rakamlardan ne de yalnızca güzel
cümlelerden oluşmalı. Neler öğrenildiği, hangi işlerin başlatıldığı, nerede
sonuç alınıp nerede alınamadığı dürüstçe anlatılmalı. Her önerinin mümkünse
sorumlusu, başlangıç ve bitiş tarihi, ölçüm yöntemi ve beklenen ticari etkisi
bulunmalı. Böylece patron neyin neden istendiğini, müdür de hangi sonuçtan
sorumlu olduğunu bilir.
Son söz: Önce güven kazan, sonra değiştir
Yazının başındaki hikayeye dönelim. Selim ayrıldıktan birkaç
ay sonra aynı koltuğa başka bir sektörden gelen bir müdür oturdu; ona da Elif
diyelim. Elif ilk ayında neredeyse hiçbir şeyi değiştirmedi. Her satışçıyla en
az iki gün sahaya çıktı, en büyük yirmi bayiyi o bölgenin satışçısıyla birlikte
ziyaret etti. Selim’in kırdığı bayi sahibinin karşısına da satışçısını yanına
alarak oturdu ve önce onu dinledi.
Dinledikçe asıl sorunun iskontoda olmadığını gördü.
Bayilerin en büyük şikayeti teslimat süresiydi: Şirket siparişleri on günde
teslim ediyor, rakip üç günde getiriyordu. Bayiler de bu yüzden rafta rakibin
ürününü bulunduruyordu. Bu, satış ekibinin tek başına çözebileceği bir sorun
değildi. Elif ikinci ayda lojistik ve üretimle birlikte bir çözüm önerisi
hazırladı; 90. gün raporunda patrondan tek bir büyük karar istedi: bölgesel bir
ara depo.
İlk üç ayda ciro neredeyse hiç artmadı. Ama kopan iki
bayiden biri geri döndü, ekipten kimse ayrılmadı ve ara depo devreye girdikten
sonra şirket iki yıldır aşamadığı ciro seviyesini aştı.
Selim ile Elif arasındaki fark bilgi ya da çalışkanlık
değildi. Fark, sıralamadaydı.
Yeni bir satış müdürü ilk günlerde çok çalıştığını göstermek
isteyebilir. Ama çok hareket etmekle doğru işi yapmak aynı şey değildir.
Şirketi tanımadan yapılan her müdahale bir ilişkiyi zedeleyebilir; satışta
bozulan bir ilişki ise bir rapor hatasından çok daha pahalıya mal olur.
Bu yüzden ilk ay meraklı, ikinci ay seçici,
üçüncü ay planlı olmak gerekir. Satışçıları dinlerken her söylediklerini
doğru kabul etmemek; patronun beklentilerini önemserken imkansız vaatlerde
bulunmamak; müşteriyi memnun ederken şirketin karlılığını unutmamak gerekir.
İyi bir satış müdürü herkesten önce koşan kişi değildir;
ekibinin doğru yöne, doğru yöntemlerle ve birlikte koşmasını sağlayan kişidir. Satış
müdürü; satmaz sattırır, satıcılık yapmaz yöneticilik yapar. Yeni müdüre
tavsiyem basit: İlk 90 günde kahraman olmaya çalışma. Önce tanı, güven kazan,
planını oluştur. Sonra yönet.
Not: Bu makalem işinize yaradıysa, aşağıda linkleri
bulunan makalelerimi de okumak isteyebilirsiniz.
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2024/02/musteri-neden-gider.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2022/01/sats-cemberi.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2020/11/iskonto-politikalar.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2020/02/satsclar-neden-hedefini-tutturamaz.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2016/12/satsn-temel-performans-gostergeleri.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2016/02/kac-satc-istihdam-etmeli_1.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2014/02/sats-ve-tahsilat-kalitesi.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2013/09/sats-acsndan-depo-yonetimi.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2013/05/ideal-satcy-secmek.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2013/03/sats-mudurunun-hakimiyet-alan.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2013/02/sats-sureclerinde-mudurun-rolu.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2011/12/satsclarn-performansn-artrmak.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2011/11/sats-yonetebiliyor-musunuz.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2010/04/sats-yonetimi.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder