23 Şubat 2023 Perşembe

Enflasyonist Ortamda Fiyatlama (Zam Yönetimi)

 

Fiyatlama üzerine ilk yazımı 2001 yılında yazmıştım. Ardından 2010'da, 2011'de, 2018'de ve 2020'de yazdım. Fiyatlama, fiyat belirleme ve iskonto konusunda sanırım en çok makale üreten pazarlama danışmanlarından biriyim.

 

Ama itiraf etmem gereken bir şey var: O yazıların hepsinin altında sessiz bir varsayım yatıyordu. Maliyetlerinizin yıl içinde ciddi biçimde değişmediği varsayımı. Yılın son çeyreğinde bütçenizi yapar, fiyat listenizi belirler, o listeyi bir yıl boyunca uygulardınız. Zam, yılda bir kez konuşulan bir konuydu.

 

Bu varsayım artık geçerli değil.

Bildiğiniz gibi 2004 yılından 2017 yılına kadar (14 yıl boyunca) yıllık ortalama %8-9 enflasyon ile yaşadık. Bu 14 yıllık süreçte de dolar kuru da 1,41 TL’den 3,64 TL’ye çıktı ki, TL'nin dolar karşısındaki değer kaybı, iç enflasyonumuzla aşağı yukarı örtüşüyordu. Dolayısıyla bu dönemde firmaların çoğu fiyatlarına yılda bir kere zam yaptılar. Ama 2018 ile birlikte enflasyon tırmanmaya başladı. 2022 yılında %64,27 oldu. (3 Şubat’ta yıllık enflasyon 57,68 olarak açıklandı.) Son 5 yılda firmalar, girdileri ve giderleri arttığı için haliyle daha kısa aralıklarla zam yaptılar. Bazıları az, bazıları çok zam yaptı. Bazıları geç, bazıları erken zam yaptı. Zam yapmaktan çekinenler oldu, zam yapmakta arsız olanlar oldu. Zammı zamanında ve doğru oranda yapmayanlar ya zarar etti ya da müşteriyi kaçırdı. Enflasyonist ortamda şirketler fiyatlama politikaları geliştirmekte zorlandılar.

 

Yüksek enflasyon fiyatlamayı zorlaştırmaz; fiyatlamayı bilmeyeni ifşa eder. Enflasyonun düşük olduğu dönemlerde maliyetine hakim olmayan, karlılığını ölçmeyen, fiyatını rakibine bakarak koyan bir firma yıllarca idare edebilir. Çünkü yaptığı hatanın faturası çok yavaş birikir. Yüksek enflasyonda ise aynı hatanın faturası aylar içinde masaya gelir.

 

Yani enflasyon bir ceza değildir, bir hızlandırıcıdır. Doğru fiyatlama yapanı hızla büyütür, yanlış fiyatlama yapanı hızla batırır. Son yıllarda kepenk kapatan firmaların çoğu satamadığı için değil, sattıkça zarar ettiği için kapattı.

 

Bu yazımda enflasyonist ortamda fiyatlarınızı nasıl yöneteceğinizi anlatmaya çalışacağım. Hesaplarımda aylık %4 (yıllık yaklaşık %60) maliyet enflasyonu varsaydım. Siz kendi sektörünüzün gerçek rakamını koyarak aynı tabloları kendiniz yapın.

 

Not: Bu yazı fırsatçılığı değil, maliyetini karşılamayan firmanın nasıl ayakta kalacağını anlatıyor. Maliyeti artmadan fiyatını artıran fırsatçılık yapıyordur; maliyeti artıp fiyatını artırmayan da firmasını tüketiyordur. İkisi de yanlıştır.

 

Enflasyon önce maliyeti vurur, fiyatı sonra

Enflasyonist ortamda maliyetiniz sürekli ve kesintisiz artar. Hammaddeniz, ambalajınız, elektriğiniz, nakliyeniz, kiranız, maaşlarınız… Bunlar sizin izninizi almadan, tarih sormadan, her gün biraz daha yukarı çıkar.

 

Fiyatınız ise basamak basamak artar. Siz karar verirsiniz, siz açıklarsınız, siz uygularsınız. İki eğri arasındaki bu makas, bir kambiyo hesabında değil, sizin karlılığınızın içinde kaybolur.

 

İşin kötüsü bu kaybı hissetmezsiniz. Cironuz artmaya devam eder. Hatta rekor ciro yaparsınız. Adetler sabit kalsa bile enflasyon cironuzu şişirir. Patron cirosu artan bir firmanın iyi gittiğini düşünür. Oysa büyümüyorsunuzdur, sadece rakamlarınız şişiyordur.

 

Hammadde veya elektrik her ay azar azar artarken, işçilik maliyetleri asgari ücret ya da dönem zamlarıyla tek seferde basamak gibi sıçrar (örneğin yıl başında asgari ücret %55 arttı). Birçok şirket bu ani maaş yükünü hemen fiyata yansıtmaktan korkup sineye çeker; oysa yapılması gereken, bu sıçramayı yıllık maliyet projeksiyonunuza yedirip zam takviminize kademeli olarak dahil etmektir.

 

Enflasyonda ciroya bakarak yönetmek, ateşe bakarak hasta muayene etmeye benzer. Karlılığa bakacaksınız. Adete bakacaksınız. Ve ikisini geçen yılın aynı ayıyla kıyaslayacaksınız.

 

Zam yapmamak da bir karardır, üstelik en pahalısıdır

Danışmanlık için gittiğim firmalarda en sık duyduğum cümle şudur: “Zam yapamıyoruz, müşteriyi kaybederiz.” Bu cümlenin arkasında genelde üç korku vardır:

·         Bayilerin homurdanması. (Bayiniz zaten her zam duyurusunda homurdanacaktır. Bu onun işidir.)

·         Rakibin henüz zam yapmamış olması. (Rakibiniz zam yapmıyorsa ya sizden daha ucuza mal ediyordur ya da sizden önce batacaktır. İkisini de öğrenmeden ona göre pozisyon almayın.)

·         Satış müdürünün itirazı. (Satışçının işi satmaktır ve fiyat onun en kolay bahanesidir. Bkz: Satış mı, Pazarlama mı?)

 

Danışmanlığa ilk başladığım yıllarda (2006 yılıydı sanırım) pazar payında ikinci sırada olan bir bal markasına danışmanlığa başlamıştım. Firma zarardaydı ve banka kredileriyle dönüyordu. Çünkü fiyatlama politikasını lidere göre belirlemişti. Kiloda ondan 4 TL daha düşüğe satmak gibi bir mantıkları vardı ve her ağırlıktan kavanozu buna göre fiyatlıyorlardı. Ahım şahım giderleri de yoktu. %5 ancak maliyetleri kısabilirdik ve kıstık da ama bu kara geçmemize yetmeyecekti, mutlaka zam yapılmalıydı. Ama lider zam yapmadığı için müşterim de zam yapmıyordu. Ayrıca arkadan gelen rakipler de çok ucuza bal satıyorlardı. Daha iyi anlaşılması için şöyle tarif edebilirim; liderin fiyatı 100 birimse, müşteriminki 85 birimdi, sonradan gelenlerin 70 birim ve aşağısıydı. Ucuz olanların çoğu isimsiz (no-name, dökme) ballardı, markalı olanlar da kalite sorunları olan ballardı, çünkü gerçekten o kadar ucuza satılamazlardı. Ayrıca markalaştığı için liderin pazar payı %30’larda iken bizimki %10’larda idi.

 

Şirketin sahibine “bakın zam yapmazsanız batacaksınız, pazar payı kaybetmeyi göze alarak zam yapın, yoksa firmanızı kaybedeceksiniz. Belki lider de sizin zam yapmanızı bekliyordur. Belki de rakiplerini zor duruma sokmak için zam yapmıyor, sermayesi güçlü olduğu için birkaç yıl kendisini özkaynaklarından fonlamayı düşünüyor olabilir. Siz finansallarınızın bas bas bağırdığı şeyi yapın, zam yapın” dedim. Ve neyse ki kabul etti. Biz zam yapınca lider de, geriden gelenler de zam yaptı. Herkes rahatladı. Yoksa koca bir sektör batacaktı belki de. Bu, enflasyonun düşük olduğu bir dönemde yaşandı. Bugün aynı hatayı yapan bir firmanın batması altı ayı bulmaz.

 

Elbette zam yapmamak da bir karardır. Ama özellikle de enflasyonist ortamda alabileceğiniz en pahalı karardır. Zira zam yapmadığınız her ay, kendi cebinizden müşterinize sessizce iskonto yapıyorsunuz demektir. Üstelik bu iskontoyu ne fatura üzerinde gösterebiliyor, ne de karşılığında bir taahhüt alabiliyorsunuz. Dünyanın en verimsiz iskontosudur bu.

 

Gecikmiş zammın bir bedeli daha vardır. Altı ay boyunca zam yapmayan firma, yedinci ayda %30'luk bir zam yapmak zorunda kalır. Bayi de tüketici de bu tek seferlik büyük zammı hazmedemez ve tepki gösterir. Halbuki aynı firma her ay %4 zam yapsaydı kimsenin gözüne batmayacaktı.

 

Küçük ve sık zam mı, büyük ve seyrek zam mı?

Bu sorunun cevabı matematikte yatıyor. Maliyeti 100 TL olan, üzerine %50 marj koyarak 150 TL'ye sattığınız bir ürün düşünün. Maliyetiniz her ay %4 artıyor. Fiyatınızı ne sıklıkla güncellediğinize göre yıl boyunca ortalama karlılığınız şöyle değişir:

Satış Fiyatı

 

Aylık
Maliyet

Her Ay
Zamlı

3 Ayda Bir
Zamlı

6 Ayda Bir
Zamlı

Yılda Bir
Zamlı

 

Ocak

           100,00

        150,00

       150,00

          150,00

     150,00

 

Şubat

           104,00

        156,00

       150,00

          150,00

     150,00

 

Mart

           108,16

        162,24

       150,00

          150,00

     150,00

 

Nisan

           112,49

        168,73

       168,73

          150,00

     150,00

 

Mayıs

           116,99

        175,48

       168,73

          150,00

     150,00

 

Haziran

           121,67

        182,50

       168,73

          150,00

     150,00

 

Temmuz

           126,53

        189,80

       189,80

          189,80

     150,00

 

Ağustos

           131,59

        197,39

       189,80

          189,80

     150,00

 

Eylül

           136,86

        205,29

       189,80

          189,80

     150,00

 

Ekim

           142,33

        213,50

       213,50

          189,80

     150,00

 

Kasım

           148,02

        222,04

       213,50

          189,80

     150,00

 

Aralık

           153,95

        230,92

       213,50

          189,80

     150,00

 

Aylık 100 adet satış
üzerinden yıllık toplam

         150.258

      225.387

     216.607

        203.879

   180.000

 

Brüt Kar

        75.129

       66.349

          53.621

     29.742

Brüt Karlılık

33,3%

30,6%

26,3%

16,5%

Not: Fiyat, her zam döneminin başında güncel maliyetin 1,5 katı olarak yeniden belirlenmiştir.

 

Tabloya iyi bakın. Aynı ürünü, aynı marjla, aynı adette satıyorsunuz. Tek fark zam sıklığınız. Ve bu tek fark yüzünden brüt karlılığınız %33'ten %16,5'e iniyor. Yani yılda bir kez zam yapan firma, her ay zam yapan rakibinin yarısı kadar brüt karlılık elde eder, miktar olarak ise neredeyse üçte biri kadar kar eder.

 

Bu farkı kapatmak için ne yaparsınız? Ya 2,5 katı satarsınız, ya maliyetlerinizi yarıya indirirsiniz. İkisi de bir zam kararı vermekten çok daha zordur.

 

Not: Bu tablo, zammı geciktirmenin azami bedelini gösterir. Gerçekte zam yaptıkça adetleriniz bir miktar düşecektir. Düşüşün ne kadar olacağını belirleyen tek şey ise markanızın gücüdür. Eğer siz zam yaptıkça rakipleriniz de zam yapıyorsa satış adetleriniz muhtemelen düşmeyecektir.

 

Enflasyonist ortamda kural nettir: küçük ve sık zam, büyük ve seyrek zamdan hem daha karlıdır hem de daha az tepki çeker.

 

Fiyat listenizin son kullanma tarihi olmalı

Enflasyonist ortamda fiyat listesi, süt gibidir. Bozulur. Bu yüzden fiyat listelerinizin üzerine mutlaka geçerlilik tarihi yazın. “01.02.2023 – 28.02.2023 tarihleri arasında geçerlidir” gibi. Böylece bayiniz zammı bir sürpriz olarak değil, bir takvim olarak algılar. Süresi dolan listeye kimse itiraz etmez.

 

Aynı mantık teklifleriniz için de geçerlidir. Bir müşteri adayına verdiğiniz teklifin geçerlilik süresi 3 ay olamaz. 7 gün, olsa olsa 15 gün olur. Uzun vadeli işlerde ise sözleşmenize fiyat güncelleme maddesi koyun; hangi endekse göre, hangi periyotta güncelleneceğini baştan yazın. Sözleşmeye koymadığınız her şeyi sonradan pazarlıkla almak zorunda kalırsınız ve genelde alamazsınız.

 

Zam takviminizi de kendiniz belirleyin. Her ayın ilk günü mü, her çeyreğin başı mı, karar verin ve bayilerinize duyurun. Firmanızın bir zam takvimi olsun ki, zam patronun o sabahki keyfine kalmasın.

 

Özellikle uzun vadeli B2B projelerde veya sözleşmeli işlerde yapılan en büyük hata, “nasıl olsa anlaşmayı yaptık” deyip fiyatı sabitlemektir. Enflasyonun yüksek olduğu bir iklimde fiyat farkı maddesi (escalation clause) içermeyen her sözleşme, altına imza attığınız bir saatli bombadır. Sözleşmenize maliyet girdilerinize en uygun endeksi (TÜFE, Yİ-ÜFE veya sektörel bir maliyet endeksi) çıpa olarak koymak ve fiyatın hangi periyotlarda, hangi formülle güncelleneceğini baştan netleştirmek zorundasınız. Sözleşmeye baştan koymadığınız hakkı, iş ortasında pazarlıkla almaya çalışırsanız ya masadan kalkarsınız ya da zararına iş yaparsınız.

 

Not: Yüksek enflasyonda ambalaja fiyat basmak mümkün değil, ama Tavsiye Edilen Perakende Satış Fiyatını (TEPSF'yi) web sitenizde yayınlamaktan ve her güncellemede tarihini belirtmekten vazgeçmeyin. Yıllık enflasyon %10’un altına düşerse ve ambalaj elveriyorsa ürünün üzerine TEPSF’yi basın. Bu markanıza güveni ve satışlarınızı artıracaktır.

 

Vade, enflasyonun en pahalı ve en gizli iskontosudur

Fiyat listenizi mükemmel hazırladınız, zam takviminizi kurdunuz diyelim. Ama hala 90-120 gün vadeyle mal veriyorsanız yaptığınız işin yarısı boşa gitmiştir.

 

Aylık %4 enflasyonda 100 TL'lik bir satışın vadesine göre bugünkü değeri şudur:

Ödeme
Vadesi

100 TL'lik Satışın
Bugünkü Değeri

Farkında Olmadan
Yaptığınız İskonto

Peşin

100,00 TL

0,00%

30 gün

96,15 TL

3,85%

60 gün

92,46 TL

7,54%

90 gün

88,90 TL

11,10%

120 gün

85,48 TL

14,52%

180 gün

79,03 TL

20,97%

Not: Hesaplarımda aylık %4 aldım, yani gerçekte olandan daha iyimser davrandım. Siz kendi rakamınızı koyduğunuzda tablo daha da acımasız çıkacak.

 

Yani bayinize 90 gün vade verdiğinizde ona %11 iskonto yapmışsınızdır. Ama bu iskontoyu ne fiyat listenizde gösterirsiniz, ne de karşılığında bir alım taahhüdü alırsınız. Sadece verirsiniz.

 

Enflasyonist ortamda vade bir ödeme koşulu değil, bir fiyat kalemidir. Bu yüzden vade farkı oranlarınız artık “piyasa böyle yapıyor” diye değil, aylık enflasyon oranınıza göre belirlenmelidir. Vade farkınız aylık enflasyonun altındaysa, uzun vadeyi teşvik ediyorsunuz demektir. Sizin teşvik etmeniz gereken şeyse tam tersidir: erken tahsilat.

 

Bir de şu var: enflasyonist ortamda çek, bir tahsilat aracı olmaktan çıkıp bir kur riskine dönüşür. Danışmanlık yaptığım firmalara önerim, iskonto merdivenlerinin en cömert basamağını peşin ve siparişte ödemeye ayırmalarıdır. Bu tavsiyemi düşük enflasyonlu dönemde de veriyordum (Bkz: Fiyat Belirlemek, İskonto Politikaları), ama şimdi bunun bir tavsiye değil, hayatta kalma şartı olduğunu söylüyorum.

 

Sattığınız malın maliyeti, aldığınız fiyat değil, yerine koyacağınız fiyattır

Enflasyonist ortamda yapılan en yaygın ve en öldürücü hata budur. Diyelim ki; üç ay önce 100 TL'ye aldığınız malı bugün 150 TL'ye satıyorsunuz. Muhasebeciniz size 50 TL kar ettiğinizi söylüyor. Siz de mutlusunuz. Halbuki o malın yerine bugün yenisini koymanız 112,49 TL'ye mal olacak.

Muhasebecinin Bakışı

Patronun Bakması Gereken Yer

Satış Fiyatı

150,00 TL

150,00 TL

Satılan Malın Maliyeti

100,00 TL (3 ay önce ödediğiniz)

112,49 TL (bugün yerine koyma)

Brüt Kar

50,00 TL

37,51 TL

Brüt Karlılık

33,30%

25,00%

Not: Aylık %4 enflasyonda 3 ay stokta bekleyen bir ürün için hesaplanmıştır.

 

Gerçek karınız 50 değil, 37,51 TL'dir. Aradaki 12,49 TL kar değil, stok değerlemesinden doğan bir yanılsamadır. Üstelik siz o parayı kar sanıp dağıttıysanız, sermayenizi yemişsiniz demektir.

 

İşte pek çok firmanın “kağıt üzerinde kar ediyorum ama kasada para yok” demesinin sebebi budur. Kar edip küçülüyorlar. Her yıl daha az stokla, daha az ürün gamıyla, daha az bayiyle çalışıyorlar. Buna halk arasında sermayeyi kemirmek denir.

 

Enflasyonist ortamda fiyatınızı geçmiş maliyetinize göre değil, yenileme maliyetinize göre kurun.

 

İskonto politikanızı da enflasyona göre yeniden kurgulayın.

Enflasyon sadece fiyatınızı değil, iskonto mimarinizi de bozar. Önerilerim şunlar:

·         Baz iskontolarınıza dokunmayın. Müşteri sınıflarınıza tanımladığınız baz iskontolar (distribütör, ana toptancı, zincir market, esnaf, e-ticaret bayisi) yapısal iskontolardır ve enflasyondan bağımsızdır. Bunları oynatırsanız satış kanalınızın dengesi bozulur.

·         Vade iskontolarınızı her ay güncelleyin. Vade iskontosu finansal bir iskontodur ve paranın zaman değerine göre değişmek zorundadır. Bunu bir tabloya bağlayın, aylık enflasyon değişince tablo kendiliğinden değişsin.

·         Resturn ve rebate'i TL üzerinden değil, oran veya mal üzerinden verin. Yılın başında “330 bin TL'yi geçersen 5 bin TL vereceğim” derseniz, yıl sonunda verdiğiniz 5 bin TL'nin alım gücü yarıya inmiş olur. Siz veren olarak kazanırsınız ama bayiniz teşvik edilmediğini hisseder ve bir dahaki sefere taahhüt vermez. Teşvik, teşvik etmiyorsa teşvik değildir.

·         İskonto politikanızı asla delmeyin. Enflasyonist ortamda müşterileriniz size daha çok baskı yapacak. Bir kişiye taviz verdiğiniz anda politikanız delik deşik olur ve enflasyonun üstüne bir de kaos eklersiniz.

 

Dövizli maliyet, TL'li fiyat

İthal girdisi olan firmalarımızın büyük bölümü dövizle alıp TL'yle satıyor ve arada oluşan makası aylar sonra fark ediyor. Buradaki hata döviz kurunu takip etmemek değil, kuru fiyat listesine bağlamamaktır. Eğer maliyetinizin önemli bir kısmı dövizliyse fiyat listenizin de bir döviz çıpası olmalıdır. Fiyatlarınızı TL olarak yayınlayın (çünkü müşteriniz TL kazanıyor ve TL düşünüyor) ama arka planda her fiyatın hangi kurdan hesaplandığını bir Excel tablosunda tutun. Kur belirlediğiniz bandın dışına çıktığında listeniz otomatik yenilensin.

 

Bunu yapmayan firmalar, kur sıçradığında ne yapacağını bilemez ve genelde en kötü kararı verir: satışı durdurur. Oysa satışı durdurmak kaybı durdurmaz, sadece cirosuz da bırakır.

Kurun enflasyonun gerisinde kaldığı dönemlerde döviz çıpası sizi korumaz, uyutur. Çıpanız kur değil, kendi maliyet sepetiniz olmalıdır.

 

Zammı nasıl duyuracaksınız?

Zam bir muhasebe işlemi değil, bir pazarlama iletişimi faaliyetidir. Ama iş dünyamızda zam duyurusu genelde satıcının açıklama yapmadan verdiği yeni fiyat listesidir veya muhasebeden çıkan kuru bir e-postadır.

 

Bayilerinize zammı önceden duyurun. En az 7-10 gün önce. Bu onlara son bir alım fırsatı verir, sizin de o ay cironuzu yükseltir. Zaten zam duyurusu, satış geliştirmenin en ucuz aracıdır. Satıcılarınıza “abi ay sonunda zam gelecek, gelmeden bence yüklü sipariş ver” deme fırsatı verin.

 

Duyurunuzda gerekçenizi de yazın. “Zorunlu sebeplerden dolayı” gibi hiçbir şey ifade etmeyen kalıplar kullanmayın. Hammadde fiyatı, asgari ücret, nakliye, enerji… Hangisi ne kadar arttıysa yazın. Rakamla konuşan firmaya güven duyulur. Ayrıca bayiniz de kendi müşterisine aynı gerekçeyi anlatacaktır; ona anlatacak malzeme vermiş olursunuz.

 

Tüketiciye yönelik zamda ise zammı (mümkünse) bir yeniliğe yaslayın. Yeni ambalaj, yeni bir özellik, yeni bir garanti süresi, yeni bir hizmet. İnsanlar fiyatın artmasına değil, karşılığında hiçbir şey değişmemesine kızar.

 

Bir de şunu unutmayın: fiyatınızı artırmak marifet değildir, fiyatınızı artırıp müşterinizi kaybetmemek marifettir. Bunun tek yolu da markalaşmaktır. Enflasyon, markası olanla olmayanın arasındaki farkı en acımasız gösteren dönemdir.

 

Zam yerine akla gelen BEŞ yol

Zam yapmak istemeyen patronların aklına genelde şu 5 yol gelir. Beşine de tek tek bakalım.

·         Bir: Gramajı küçültmek. Fiyatı ve ambalajı sabit tutup gramajı düşürmek son yılların en yaygın uygulaması oldu. Kısa vadede işe yarar, uzun vadede markanıza zarar verir. Çünkü tüketici bunu er ya da geç fark eder ve fark ettiğinde zamma kızmaz, kandırıldığına kızar. Zamma kızan müşteri kalır, kandırıldığını düşünen müşteri gider. Yine de yapacaksanız, hiç olmazsa açıkça yapın ve yeni gramajı da ambalajın üzerinde büyük harflerle yazın. Ayrıca ambalajı da küçültün ki tüketici aldatıldığını hissetmesin.

·         İki: Kaliteyi düşürmek. Bu en tehlikelisidir. Kaliteyi düşürerek maliyetten kaçan firma, kısa sürede o kalitede rekabet eden firmaların arasına düşer ve bir daha yukarı çıkamaz. Ucuzlamak kolaydır, ucuzladıktan sonra pahalılaşmak neredeyse imkansızdır. Marka değerinizi bir kez yaktınız mı, geri kazanmanız yıllar alır.

·         Üç: İskontoları kısmak. Olabilir ama hemen her sektörde iskontolar o sektörün kuralı haline gelmiştir. Pek çok müşteri o iskontolara alıştığı için fiyata değil iskontoya odaklanır. Daha az iskonto almak onları rahatsız edebilir. İyi anlatmanız gerekir. Çünkü bu aslında zam yapmamak değil, zammı gizlemektir.

·         Dört: Vadeyi kısmak. Zam yapamıyorsanız vadeyi kısın. Vadeyi fıstığınız için finansman maliyetinden tasarruf edersiniz ve böylece faaliyet karınız artar. Bu da gizli zamdır.

·         Beş: Ekonomik alt marka çıkarmak. İşte bu meşrudur ve doğrudur. Ana markanızın fiyatını ve kalitesini koruyup, fiyat duyarlılığı artan kitleye ayrı bir marka ile hitap edersiniz. Kriz dönemlerinde bunu tavsiye ediyordum (Bkz: Kriz ve Pazarlama), enflasyonist dönemde daha da fazla tavsiye ediyorum. Yalnız ekonomik markanızın adı ana markanızla çağrışım yapmasın, ambalajı ana markanızı taklit etmesin, satış kanalı mümkünse farklı olsun.

 

Enflasyonda sakın bunları yapmayın

·         Fiyat rekabetine girmeyin. Enflasyonist ortamda fiyat kıran firma iki kere kaybeder: bir kere marjından, bir kere de sermayesinden. (Bkz: Fiyat Savaşlarının Galibi Olmaz)

·         Liste fiyatını dondurup iskontoyu delmeyin. Pek çok firma enflasyonist ortamda olduğunu unutup rekabete cevap vermek veya satışlarını artırmak için ekstra iskonto veriyor. Bu, sizi zarara sürükleyebilir ve iskonto mimarinizi de çökertir.

·         Cironuzu geçen yılla TL bazında kıyaslamayın. Adet bazında kıyaslayın. Enflasyon her firmayı, en kötü yönetilenini bile, kağıt üzerinde büyütür. İlla parasal kıyaslama yapacaksanız Euro veya Dolar bazında yapmanızı öneririm. (Ben müşterilerimde adet bazına ek olarak satış raporlarını ya Euro, ya da Dolar bazında da inceliyorum. ERP programları döviz bazında rapor almaya müsait)

·         Karınızı erken dağıtmayın. Enflasyonist ortamda dağıtılan kar, çoğu zaman kar değil sermayedir.

·         Pazarlama bütçenizi kısmayın. Enflasyonda ilk kesilen kalem hep tanıtımdır. Oysa fiyatınızı artırabilmenin tek meşru gerekçesi marka değerinizdir ve marka değeri kesintiye gelmez.

·         Fiyatı satışçıya bırakmayın. Enflasyonist ortamda pazarlık yetkisi verilen satışçı, hedefini tutturmak için önce iskontoyu kullanır. Pazarlık payını fiyat listesinin içine baştan koyun, satışçının insafına bırakmayın.

·         Tahsilatı boşlamayın. Herkes zorda diye tahsilatta gevşeme yaparsanız siz daha beter zorlanırsınız. Enflasyonist dönemde şirketler kârsızlıktan değil, likidite krizinden (nakit akışı yönetilemediği için) batarlar.

·         Fırsatçılık yapmayın. Maliyetinizin üzerine binen zam, kısa vadede kar, uzun vadede itibar kaybıdır.

 

İşte size bir ödev

Bir Excel dosyası açın ve şu üç sütunu doldurun: ürünlerinizin bugünkü satış fiyatı, bu fiyatı en son ne zaman güncellediğiniz ve o tarihten bu yana maliyetinizin yüzde kaç arttığı.

 

Üçüncü sütun ikinci sütundan büyükse, o ürünü kendi cebinizden sübvanse ediyorsunuz demektir. Kaç üründe böyle olduğunu gördüğünüzde muhtemelen bu yazıyı okumaya harcadığınız zamanın karşılığını fazlasıyla almış olacaksınız.

 

İkinci ödev: geçen yılın aynı ayı ile bu ayın satışlarını adet bazında yan yana koyun. Ciroya bakmayın, adete bakın. Büyüyor musunuz, yoksa sadece rakamlarınız mı büyüyor, orada göreceksiniz.

 

Son söz

Enflasyon geçici bir hava durumu değil, uzun süredir içinde yaşadığımız bir iklim. İklime kızmakla iklim değişmiyor. Yapılması gereken, o iklime göre giyinmek. Fiyatlama zaten pazarlamanın öksüz P'siydi. Enflasyon bu öksüzü sokağa attı. Onu içeri alın, sahip çıkın ve pazarlama müdürünüze teslim edin.

 

Zam yapmak fiyatınızı artırmaktır; zam yönetmek işinizi ayakta tutmaktır. İkisi aynı şey değildir.

 

 

Not: Fiyatlama üzerine daha önce yazdığım makaleler:

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2020/11/iskonto-politikalar.html

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2018/01/pazarlamann-oksuz-psi-fiyatlama.html

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2011/02/fiyat-savaslarnn-galibi-olmaz.html

·         http://muratsaylan.blogspot.com.tr/2010/11/sirketiniz-neden-zararda.html

·         http://muratsaylan.blogspot.com.tr/2010/06/fiyat-belirlemek.html

·         http://muratsaylan.blogspot.com.tr/2008/12/kriz-ve-pazarlama.html

·         http://muratsaylan.blogspot.com.tr/2001/04/nolucak-bu-fiyat-rekabetinin-sonu.html

 

 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder