Bu makalemde neler bulacağınıza dair kısa bir video
oluşturdum. Videoyu izledikten sonra okumayı tercih edebilirsiniz.
(Bu makale aşırı sinirli patronları rehabilite etmek için kaleme alınmıştır. Hafif sinirli patronlar için yazılmamıştır; yine de okumalarında fayda olabilir. Ama okuyup da gücenmek yok, çünkü size yönelik değil burada yazdıklarım. Kronik sinirliliğe sahip patronlar kendileriyle yüzleşsinler diye yazdım bu makaleyi. Sinirli olmayan patronlar ise es geçsinler, huzurlu huzurlu para kazanmaya devam etsinler, onlara selam olsun.)
……………………………………………..
Okumaya başlamadan: Seninle bir anlaşma yapalım
Bu yazı sana saldıracak.
Canını acıtacak, zoruna gidecek, bir yerinde bu adam kim
oluyor da bana bunları söylüyor diye düşüneceksin.
Bunu bilerek yapıyorum. Neden yaptığımı da yazının sonunda
anlayacaksın.
O yüzden şimdi seninle bir anlaşma yapalım: Sinirlenip
kapatma. Çünkü sinirlenip kapatırsan, benim haklı olduğumu kendi elinle ispat
etmiş olursun.
Sonuna kadar okuyabilirsen, zaten sandığın kadar sinirli
değilsin demektir. Bu da senin için iyi haber.
Anlaştık mı?
Başlayalım.
……………………………………………..
İçindekiler
1. Aynaya bak
2. Yaptığın şeyin bir adı var
3. Sebep çalışanların mı, sen
misin?
4. Çalışanının kafasının içi
5. Bedelini bedenin ödüyor
6. Bakkal hesabı: Öfkenin yıllık
faturası
7. Peki sen neden
sinirleniyorsun?
8. Şimdi asıl mesele: Nasıl?
9. Son söz
BÖLÜM 1 - AYNAYA BAK
Sinirli bir patronsan, hele sinirliliğin kronikleşmişse,
senin için üzülüyorum. Ama seninle çalışanlara daha çok üzülüyorum.
Sinirlenmenin sebebi çalışanların sanıyorsun. Değil. Asıl
sebebi bizzat kendinsin.
Alt benliğin sürekli sinirli olmayı bir marifet sanıyor.
İzlediğin filmler, diziler, dinlediğin patron efsaneleri kafana şunu
yerleştirmiş: Patron dediğin sert olur. Liderlik sinirlilikten
geçer. Sinirlenirsen herkes daha çok çalışır, daha dikkatli olur, daha iyi
karar alır zannediyorsun. Sert görünürsen disiplin sağlanır, verimlilik artar,
maliyetler düşer, hatalar azalır sanıyorsun.
Sanrıların seni fena hâlde yanıltıyor.
Sinirli olmak işine hiç yaramayacak. Tam tersine, işlerin
önce olduğu yerde sayacak, sonra tepetaklak gidecek. Sinirlilik sana hiçbir şey
kazandırmayacak, sadece kaybettirecek.
Ben sinirli patron sayılmam deme.
Aşağıdakileri sık sık ve uzun süredir yapıyorsan, sinirli bir patronsun:
·
Küçük olaylar karşısında hızla öfkeleniyorsan.
·
Çalışanlarına selam vermeyi gereksiz buluyorsan.
·
Suratın sirke satıyorsa, kaşların çatıksa.
·
Barut fıçısı gibi dolaşıyorsan.
·
Öfkelendiğinde gözün kimseyi görmüyor, suçlu
suçsuz herkesin kalbini kırıyorsan.
·
Bağırıp çağırıyor, küfür savuruyorsan.
·
Sabırsızsan; beklemekten ve bekletilmekten
deliye dönüyorsan.
·
Eleştirilmekten nefret ediyorsan.
·
Çalışanlarının duygularını, saygınlığını hiç
önemsemiyorsan.
·
Çalışanlarına sinirlenmeyi kendine hak
görüyorsan.
Yarısı bile sana uyuyorsa, sen kronik sinirli bir patronsun.
Şimdi biraz daha sarsalım.
·
Sinirli bir patronsan; sabır gibi yüce
bir erdemden yoksun olduğunu bil.
·
Sinirli bir patronsan; içinde bir
yerlerde bir diktatör yaşadığını, sana faşist duygular pompalayan o diktatörün
kuklası olduğunu bil.
·
Sinirli bir patronsan; çalışanlarının
kölen olmadığını, saygı görmeyi hak eden özgür ve eşit bireyler olduğunu bil.
Senden fakir olabilirler, ama senin kadar gururlular.
·
Sinirli bir patronsan; sadece kendini
akıllı, çalışanlarını aptal ve işe yaramaz gördüğün için sinir krizleri
geçirdiğini bil.
·
Sinirli bir patronsan; kendine
kızamadığın için çalışanlara kızdığını cümle âlemin bildiğini bil.
·
Sinirli bir patronsan; işleri nasıl
yöneteceğini, nasıl sistem kuracağını bilemediğin için sinirlendiğini bil.
Sertlik, bilgisizliğin kılıfıdır.
·
Sinirli bir patronsan; sebep olduğun
korku iklimi yüzünden çalışanlarının senden bilgi sakladığını bil. Sana kötü
haber getiren kalmadıysa, kötü haber bittiği için değil; getirenin başına
gelenleri gördükleri içindir.
·
Sinirli bir patronsan; çalışanların sana
soru sormaya çekindiği için pek çok işin beklediğini bil.
·
Sinirli bir patronsan; IQ'n yüksek
olabilir ama EQ'n, yani duygusal zekân çok düşük; bunu bil.
·
Sinirli bir patronsan; sadece çalışanlara
değil; eşine, çocuklarına, anne-babana da dünyayı zindan ettiğinin bilindiğini
bil.
·
Sinirli bir patronsan; para
kazanabilirsin ama insan kazanamayacağını bil.
·
Sinirli bir patronsan; ne kadar
sinirlenirsen sinirlen, hiçbir şeyi sinirlenerek çözemeyeceğini bil.
·
Sinirli bir patronsan; hiç sevilmediğini
ve sevilmeyeceğini bil. Arkandan ruh hastası dediklerini bil.
·
Sinirli bir patronsan; cenazene az
kişinin katılacağını, pek çok kişiden helallik alamayacağını bil.
·
Sinirli bir patronsan; hiç çekilmediğini
bil. (Bu da başlığa gönderme.)
Nasıl? Yeterince sarsıldık mı?
Etrafına iyi bak. Pek çok patron sinirlenmeden, bağırmadan,
sağa sola küfretmeden işini yönetiyor ve şirketini büyütüyor. Onlar
yapabiliyorsa sen de yapabilirsin.
Üç kuruşluk dünyada kimsenin kalbini kırmana gerek yok.
Evine ev, arsana arsa katmak, arabanı daha pahalısıyla değiştirmek için; dikili
ağacı olmayan, toplu taşımayla işe gelen çalışanına dünyayı zehretmene gerek
yok. Maaşını veriyorsun diye köle muamelesi yapmana gerek yok.
Çalışanların kalpsiz robot değil. Onları azarlarsan,
aşağılarsan, hakaret edersen kalpleri kırılır. Sen taş kalpli olabilirsin; ama
onlar iyi kalpli.
BÖLÜM 2 - YAPTIĞIN ŞEYİN BİR ADI VAR
Çalışanını insan yerine koymayan, korkutan, kovmakla tehdit
eden patron mobbing yapıyor demektir.
Mobbing, iş yerinde bir kişiye veya gruba yönelik sistematik
ve sürekli düşmanca davranış sergilemektir. Kurbanın fiziksel saldırıya
uğramadığı bir psikolojik şiddet biçimidir. Sonucunda insanlar stres,
anksiyete, depresyon, yorgunluk ve fiziksel sağlık sorunları yaşar.
Hukuki durumu şu: Türkiye'de mobbing, ceza kanununda ayrı
bir suç başlığı olarak düzenlenmiş değildir. Ama Anayasa, Borçlar Kanunu ve İş
Kanunu üzerinden hukuki sorumluluk doğurur; maddi ve manevi tazminata, işçinin
haklı nedenle fesih hakkına konu olur. Üstelik içerdiği bazı fiiller (hakaret,
tehdit, cinsel taciz) ayrıca suçtur.
Yani mobbing diye bir suç yok diye rahatlama. Ödeyeceğin
fatura orada duruyor.
Sinirli patronların çoğu, sinirlilik gösterileriyle mobbing
yaptığının farkında bile değildir. Sorsan kendini çalışanlarına karşı melek
zanneder. İnsanlıktan çıkmıştır ama haberi yoktur.
Bilmiyorsan öğretelim. Ama düz bir liste vermeyeceğim, çünkü
hepsi aynı ağırlıkta değil. Üç kademede anlatayım.
Birinci kademe: Her hâlükârda mobbingdir. Bunların iş
gerekçesi olmaz, istisnası olmaz, ama ben iyi niyetliydimi olmaz:
·
Azarlamak. Hakaret etmek. Küfretmek. Küçük
düşürmek. Alay etmek. Aklıyla alay etmek. Tembellikle suçlamak. Arkasından
konuşmak, iftira atmak, itibarını zedelemek. Diğerlerini ona karşı kışkırtmak.
Odadan kovmak. Telefonu yüzüne kapatmak. Küsmek, yüzüne bakmamak. Kovmakla
tehdit etmek. Dayakla korkutmak. Cezalandırmakla korkutmak. İncir çekirdeğini
doldurmayacak konulara aşırı tepki vermek. Cinsiyeti, milliyeti, kökeni,
inancı, rengi, yaşı, tuttuğu takımı, siyasi görüşü veya cinsel yönelimi
üzerinden hedef almak. Kanuni molasını iptal etmek. Hatası yüzünden ücretinden
kesinti yapmak. Özel işlerine koşturmak.
İkinci kademe: Sistematik ve keyfî yapılırsa mobbing olur.
Bunlar tek başlarına yöneticinin hakkıdır. Ama belirli bir kişiye, sürekli, iş
gerekçesi olmadan ve sırf canını sıkmak için yapılırsa mobbinge dönüşür:
·
Sık denetlemek. Kamerayla izlemek. Görev
değişikliği yapmak, proje takımından çıkarmak. Fazla mesai istemek. Görev
tanımı dışında iş vermek. Toplantıya çağırmamak. Oturma düzenini değiştirmek.
Üçüncü kademe: Bu artık mobbing değil, suçtur. Bunlar
iş yeri gerginliği değildir. Bunların adı Türk Ceza Kanunu'nda yazılıdır ve
karşılığı hapistir.
·
Sözle taciz. Elle taciz. Cinsel içerikli fıkra
ve iltifat. Cinsel hayatını sormak. Flört etmeye çalışmak. Konuşmalarını
gizlice dinlemek, yazışmalarını gizlice okumak.
Hem sinirli olup hem mobbing yapmamak neredeyse imkânsızdır.
O yüzden sinirli patron mobbing konusuna eğilmeli, hangi davranışının bu
listelere girdiğini gözden geçirmeli ve acilen bırakmalıdır.
Çünkü bir gün mobbing yaptığın çalışanlardan biri cesaret
eder, birkaç arkadaşı da ona tanıklık ederse; hem ciddi bir tazminat ödersin
hem de iş dünyasına rezil olursun. (Daha doğrusu rezil bir insan olduğun
tescillenir.)
Ama ben senden asıl şunu beklerim: Cezadan değil, vicdanından
ve ahlakından dolayı bırak. Varsa tabii.
BÖLÜM 3 - SEBEP ÇALIŞANLARIN MI, SEN MİSİN?
Şimdi kısa bir mola verip sana hakkını teslim edeyim. Haklısın.
Çek ödemek zor. Sabah beşte kalkıp gece on ikide eve dönmek zor. Elli kişinin
maaşını düşünerek uyumak, kimsenin anlamadığı kadar yalnız bir yüktür. Nakite
sıkıştığında telefonların susması, ödeyemediğin faturayı bir ay daha ötelemek, yarın
ne olacak diye tavana bakmak zordur. Bunu biliyorum ve küçümsemiyorum. Kimse
patronun yükünü hafife almasın.
Ama şunu da biliyorum: O yükün altında ezilen ilk insan
sensin, ikincisi de yanındakiler. Ve sinirlenmek o yükü bir gram hafifletmiyor;
sadece taşımana yardım edecek insanları kaçırıyor.
Şimdi devam edelim.
Neden sürekli çalışanlarına kızgınsın? Bunu hiç kendine
sordun mu?
Performansları yetersiz olduğu için mi? Çok hata yaptıkları
için mi? Aynı hatalar tekrarlandığı için mi? Aralarında koordinasyon olmadığı
için mi? Disiplinsiz oldukları için mi? Ümit bağladıkların fos çıktığı için mi?
İşler yetişmediği için mi? Ürün kaliteli çıkmadığı için mi? Sevkiyat gecikti
diye mi? Müşteri şikâyeti yüzünden mi? Reklamasyon cezası kesildi diye mi?
Müşteri kaybettiğin için mi? Nakit akışın bozulduğu için mi? Tedarikçin sorun
çıkardığı için mi?
Şimdi kötü haber: Bu sorunların hiçbirini
sinirlenerek çözemezsin. Ve bu sorunlar çıktı diye çalışanlarına kızamazsın.
Çünkü bu sorunların çıkmasında baş aktör sensin. Çünkü bu sorunları
çalışanların değil, sen çözmelisin.
Şirketinde yolunda gitmeyen bir şey varsa ve bu sürekli
tekrarlanıyorsa, ilk sorumlusu sensin. Balık baştan kokar. Bunu
kabullenmezsen hiçbir şeyi çözemezsin.
Kuramadığın düzenden, kurumsallaştıramadığın şirketinden,
oluşturamadığın kadrodan dolayı çalışanlarını suçlamayı bırak.
Suçu neden hep başkasında ararız?
Çünkü kendi hatalarımızı görmezden gelme veya küçümseme
eğilimindeyizdir. Başkasının hatası bize daha belirgin, daha önemli görünür.
Kendimizi suçlu veya yetersiz hissetmek istemediğimizde, suçlamayı başkasına
yönelterek sorumluluğumuzu azaltmaya çalışırız. Bu bir psikolojik savunma
mekanizmasıdır. Hatamızı kabul etmek zordur, özgüvenimizi sarsar. Bu yüzden
kolayına kaçarız.
Özellikle kendi hatalı kararlarını örtmek isteyen patronlar
öfkelerini çalışanlarından çıkarır. Yanlış yatırımla, yanlış harcamayla nakit
akışını bozan patron; ofiste barut fıçısı gibi dolaşır, ota boka sinirlenir,
incir çekirdeğini doldurmayacak hataları abartır.
Başkasını suçlamak rahatlatıcıdır, ama geçicidir.
Zayıf insan başkasını suçlar. Güçlü insan hatayı önce
kendinde arar ve şikâyet etmeden çözüm bulmaya çalışır.
Şu kısır döngüden çık: İş yerinde sinirli sinirli
dolaşırsan, bağırırsan, çalışanların strese girer. Strese girerse daha çok hata
yapar. Daha çok hata yapınca sen daha çok sinirlenir, daha çok bağırırsın.
Onlar daha çok strese girer. Daha çok hata yapar.
Bu döngüden çıkmanın tek yolu var: Bağırmayı senin bırakman.
Bağırmazsan strese girmezler. Strese girmezlerse hataları azalır. BİLMEM
ANLATABİLDİM Mİ?
Not: Yazının burasına kadar geldiysen, yani
sinirlenip çıkmadıysan, sende bir umut ışığı var demektir. Öfkeni kontrol
altına alabilirsin. (Kolay olmayacak.)
BÖLÜM 4 - ÇALIŞANININ KAFASININ İÇİ
Sen bağırıp çağırdıkça çalışanların ne düşünüyor, ne
hissediyor biliyor musun? Anlatayım.
·
Strese giriyorlar. Aşırı stres daha çok
hata yaptırıyor, performanslarını düşürüyor.
·
Aşağılanmış hissediyorlar. Önce hayal
kırıklığı, sonra kalp kırıklığı, sonra öfke ve nefret. (Bil bakalım kime?)
·
Korkuyorlar. Hata yapmaktan korktukları
için hiçbir şeye başlamıyorlar. Sana soru sormaktan korkuyorlar. Azarlanmaktan
korkuyor, azarlandıkları için utanıyor, içine kapanıyorlar.
·
Kötü haberi senden saklıyorlar. Bu,
listedeki en tehlikeli maddedir. Bir gün bir problemi çok geç öğreneceksin ve
ne olduğunu anlamayacaksın. Ben söyleyeyim: Kimse sana söylemeye cesaret
edemedi.
·
Birbirlerine de senin gibi davranıyorlar.
Patron ne yaparsa kurum kültürü o olur. Çatışmalar artıyor, iş yerin mutsuz bir
yere dönüşüyor.
·
Daha sık hastalanıyorlar. İlk fırsatta
rapor almaya çalışıyorlar.
·
Zam talepleri artıyor. Madem bu kadar
azarı işiteceğim, daha çok para alayım diye düşünüyorlar. Öfken sana zam olarak
da geri dönüyor.
·
Motivasyonları ölüyor. Sadece bedenlerini
veriyorlar, akıllarını vermiyorlar. Sistem kurmaya çalışmıyor, tasarruf
yollarını düşünmüyor, ekstra çaba sarf etmiyorlar. “Benim adım Hıdır,
elimden gelen budur” anlayışına bağlıyorlar.
·
Karar almaktan kaçıyorlar. İnisiyatif
almıyor, yeni göreve talip olmuyorlar. Çünkü karar alan, hata yapma riskini de
alır; hata yapanın başına ne geldiğini gördüler.
·
İş tatminleri bitiyor. İlk fırsatta iş
değiştiriyorlar. İyi olanlar önce gidiyor, çünkü onları başkası da işe alır.
·
İçten içe zarar etmeni istiyorlar. Bu
yüzden tasarrufa aldırmıyor, süreçleri geliştirmiyor, satış fırsatını
değerlendirmiyorlar. Bazıları sabotaj bile yapıyor.
·
Sana beddua ediyorlar. Haklarını helal
etmiyorlar.
·
Ve bütün bunları eve götürüyorlar.
Eşleriyle, çocuklarıyla geçinemez oluyorlar. Bu da senin eserin.
Öfken sana baldan tatlı geliyorsa, yukarıdakilere de
katlanman gerekir. Gülü seven dikenine katlanır.
Sinirli patronun kendi ayağına bastığını, kendi kuyusunu
kazdığını gördün mü?
Keşke sinirliliğin bedeli bu kadar olsa.
BÖLÜM 5 - BEDELİNİ BEDENİN ÖDÜYOR
Öfkeyle kalkan zararla oturur, derler. Sinirli olmaya
devam edersen zararı bizzat sen göreceksin. Hem bedenen hem ruhen.
Kronik sinirlilik; yüksek tansiyona, kalp
hastalıklarına, mide ülseri, gastrit ve reflü gibi sindirim sorunlarına,
bağışıklık sisteminin zayıflamasına, migren, kas gerginliği ve baş ağrısına
zemin hazırlar.
Kronik sinirlilik; ilişkilerini bozar. Çalışanınla,
ailenle, arkadaşlarınla çatışırsın. Yalnız kalırsın. Sosyalleşme becerini
kaybedersin.
Kronik sinirlilik; dikkatini ve odaklanmanı bozar.
Yani seni asıl işinde de kötüleştirir.
Kronik sinirlilik; anksiyete, depresyon ve uyku
bozukluğuna yol açar.
Kronik sinirlilik; kortizolü sürekli yüksek tutarak
uzun vadede bilişsel sağlığını tehdit eder.
Yani sinirlenerek şirketini kurtardığını zannederken ömründen
çalıyorsun. Ve o ömrü, sevmediğin bir adam olarak geçiriyorsun.
Nasıl, gözün korktu mu? Keskin sirke küpüne zarar,
değil mi?
BÖLÜM 6 - BAKKAL HESABI: ÖFKENİN YILLIK FATURASI
Şimdi senin anladığın dilden konuşalım: para.
Çünkü sen bu yazıda buraya kadar okuduğun her şeye duygusallık
diyebilirsin. Peki şuna ne diyeceksin?
Elli kişilik bir şirketin olduğunu varsayalım.
|
Kalem |
Hesap |
Yıllık tutar |
|
Personel devri |
Sinirin yüzünden yılda 12 kişi ayrılıyor. |
252.000 TL |
|
Stres kaynaklı hata ve fire |
Korku iklimi hata oranını artırıyor. |
200.000 TL |
|
Bekleyen işler |
Sana soru sormaya çekindikleri için |
? |
|
Tazminat riski |
Bir mobbing davasının kıdem, ihbar ve |
? |
|
Gelmeyen fikirler |
Kimsenin söylemediği öneri, kurulmayan |
Ölçülemez |
|
Senin sağlığın |
Uykun, tansiyonun, ömrün |
Paha biçilemez |
Sadece ilk iki satırın toplamı: 452.000 TL. Yani
sinirin sana yılda yaklaşık (bugünkü kurla) 63 bin dolar ödetiyor. Sen buna disiplin
diyorsun.
Şimdi kâğıdı al, kendi rakamlarını yaz. Kaç kişi ayrıldı bu
yıl? Yerlerine kaça adam buldun? Fire oranın ne? Kaç dava dosyan var?
Sonra o kâğıda bak ve bana bir daha “bağırmasam iş
yürümez” de bakalım.
BÖLÜM 7 - PEKİ SEN NEDEN SİNİRLENİYORSUN?
Buraya kadar ne yaptığını konuştuk. Şimdi neden yaptığını
konuşalım. Çünkü sebebi bulmadan davranışı değiştiremezsin.
İki grup sebep var ve bunları birbirine karıştırmayacağız.
Birincisi senin kendi başına düzeltebileceklerin, ikincisi ise yardım alman
gerekenler.
A) Kendi başına düzeltebileceklerin
·
Yorgunsun. En sık sebep bu ve en çok
küçümsenen bu. Uykunu almıyorsun, öğün atlıyorsun, tatile çıkmıyorsun, hafta
sonu çalışıyorsun. Uykusuz insanın öfke eşiği düşer; bu bir karakter meselesi
değil, biyolojidir. Kendine bak: son ne zaman yedi saat uyudun? Son ne zaman
iki gün üst üste iş konuşmadın?
·
Tükenmişsin. İşkoliksin, kendine sürekli
iş çıkarıyorsun, yalın yaşamayı bilmiyorsun, aileye ve arkadaşa vakit
ayırmıyorsun. Adı sürmenajdır ve sonu çöküştür. Tükenmiş insan, iş yapamadığı
için değil, iş yapacak duygusu kalmadığı için patlar.
·
Sistem kuramamışsın. Bu bence en yaygın
sebep. Görev tanımların yazılı değil, kimin neye karar vereceği belli değil,
ölçtüğün hiçbir rakam yok, düzenli toplantın yok. Böyle bir yerde her şey sana
geliyor, her şeyi sen çözüyorsun ve boğuluyorsun. Sonra da boğulmanın acısını
çalışandan çıkarıyorsun. Sinirin, sistemsizliğin faturasıdır.
·
Öfkeyi böyle öğrenmişsin. Baban da
böyleydi belki. Bağırarak iş yaptıran, korkutarak saydıran bir modelle büyüdün
ve bunu yönetim sandın. Öğrenilmiş davranış değiştirilebilir; ama önce
öğrenilmiş olduğunu kabul etmen gerekir.
·
Beklentin gerçekçi değil. Özellikle
çalışanken patron olanlarda görülür. Ben nasıl çalışıyorsam onlar da öyle
çalışsın dersin, olmayınca bunu sana yapılmış bir haksızlık, hatta ihanet
sayarsın.
o
Şunu net söyleyeyim: Çalışan, emeğini kiraladı;
hayatını satmadı. Kârdan pay almıyorsa senin kadar sahiplenmesi beklenemez,
beklenmemeli de. İçlerinde istisna işkolikler ve kurum sevenler çıkar, sevin;
ama hepsinin öyle olmasını beklemek hayalcilik, olmayınca kızmak haksızlıktır.
·
Duygusal zekân düşük. IQ'nla övünüyorsun
ama karşındakinin yüzündeki ifadeyi okuyamıyorsun. Empati kuramıyor, kendi
duygunu yönetemiyor, eleştiri gelince savunmaya geçiyor, her şeyi kontrol etmek
istiyorsun. IQ seni patron yapar; EQ patron tutar.
·
Egon şişmiş. Kendini herkesten üstün
görüyor, sadece kendi doğrunu doğru sayıyor, kimseye danışmıyor, katkıları
görmezden geliyorsun. Bunun adı kibirdir ve kibir, öfkenin en sadık dostudur.
Çünkü kibirli insan sürekli hak ettiği saygıyı görmediğini düşünür ve sürekli
kırılır.
B) Tek başına çözemeyeceklerin
Şimdi tonumu değiştiriyorum. Çünkü buradakiler kusur değil, hastalık.
·
Depresyonda olabilirsin. Depresyon sadece
üzgün olmak değildir; sinirlilik, tahammülsüzlük ve öfke patlaması da
depresyonun belirtisidir. Uykunun bozulması, hiçbir şeyden zevk almamak,
sürekli yorgun olmak, sabah kalkmakta zorlanmak... Tanıdık geliyorsa bu senin
zayıflığın değil.
·
Atlatamadığın bir travman olabilir.
Çocuklukta yaşanan şiddet, ihmal, zorbalık veya sonradan yaşanan büyük
kayıplar; insanın stresle baş etme kapasitesini kalıcı olarak düşürür. Küçük
olaylara büyük tepkiler veriyorsan sebebi bu olabilir.
·
Öfke kontrol sorunun olabilir. Kontrol
edemediğin, sonrasında pişman olduğun, nasıl oldu da o kadar bağırdım dediğin
patlamalar yaşıyorsan, bu bir irade meselesi değildir.
Bunlar ayıp değildir. Kalbi tıkanan adam nasıl kardiyoloğa
gidiyorsa, sen de gideceksin. Bunda utanılacak bir şey yok; aksine, gitmek
cesaret ister.
Bir psikiyatriste veya psikoloğa görünmek seni zayıf
göstermez. Şirketinin makinesi arızalanınca teknisyen çağırıyorsun da, şirketi
yöneten beynin arızalanınca neden çağırmıyorsun?
Türkiye'de patronların en büyük tabusu budur. Kırılması
gereken de budur.
Yukarıdakilerin hiçbiri sende yoksa; yorgun değilsen,
tükenmiş değilsen, hasta değilsen, sistemin de kuruluysa (ve buna rağmen
insanları ezmekten keyif alıyorsan) o zaman senin sorunun öfke değil.
Ne olduğunu ikimiz de biliyoruz. Ve bu yazı sana yardım
edemez.
BÖLÜM 8 - ŞİMDİ ASIL MESELE: NASIL?
Buraya kadar bol bol yapma dedim. Şimdi nasıl
diyeceğim. Çünkü niyet tek başına hiçbir şeyi değiştirmez; teknik lazım.
1. Altı saniye kuralı
Öfke anında vücuduna adrenalin boşalır, tepe yapar ve
düşmeye başlar. O tepe yaklaşık altı saniye sürer. Altı saniye
konuşmazsan, ön beynin devreye girer ve karar verme yetin geri gelir.
Pratiği şu: Öfkelendiğin an konuşma. Ağzını açma. Su iç.
Ayağa kalk. Odandan çık. Altıya kadar say.
Basit geliyor değil mi? Bu basit hareket, senin bütün
ilişkilerini kurtarabilir. Çünkü sinirli patronun bütün hasarı, o altı
saniyenin içinde meydana geliyor.
2. Sinirliyken yazılan hiçbir şey gönderilmez
Öfkeliyken e-posta yazma. Yazdıysan gönderme, taslakta
bırak. Ertesi sabah kahveni iç, sonra oku. Sana garanti veriyorum: Yüzde
doksanını göndermeyeceksin. Kalan yüzde onu da yumuşatacaksın.
Aynısı WhatsApp mesajı için de geçerli. Gece yarısı ekibine
attığın o mesajlar, sabaha kadar okunuyor ve sabaha kadar konuşuluyor.
3. Tetikleyici günlüğü tut (iki hafta)
Bu, sana vereceğim en işe yarar ödev. İki hafta boyunca her
öfke patlamandan sonra bir deftere beş şey yaz:
·
Saat kaçtı?
·
Dün gece kaç saat uyudun?
·
Aç mıydın?
·
Kime bağırdın?
·
Gerçek sebep neydi?
İki hafta sonra o deftere bak. Neredeyse kesin olarak şunu
göreceksin: Öfken rastgele değil. Belirli saatlerde (genelde öğleden sonra ve
akşamüstü), belirli günlerde (ödeme günleri, ay sonu), belirli bir yorgunluk
seviyesinden sonra ve genelde aynı iki üç kişiye yöneliyor.
Ölçtüğün an yönetebilirsin. Ölçemediğini yönetemezsin (bunu
iş için biliyorsun, kendin için de geçerli).
4. Kendine bir emniyet valfi ata
Şirketinde güvendiğin bir kişiye açıkça yetki ver: Sesim
yükseldiğinde bana patron de.
Sonra en zor kısmı: O kişi bunu yaptığında teşekkür et. Bir
kere ters cevap verirsen sistem o gün ölür ve bir daha kimse denemez.
5. Özür dile
İşte bu, en zor ve en dönüştürücü madde.
Yıllardır bağırdıysan, yıllardır kalp kırdıysan, bugün sakin
olmaya karar vermen tek başına yetmez. Çünkü onlar sana inanmayacak. Bir
haftaya döner diyecekler ve seni izleyecekler.
O duvarı yıkmanın tek yolu var. Ekibini topla ve şunu de:
“Ben bugüne kadar yanlış yaptım. Size bağırdım, kırdım,
azarladım. Bunun sebebi siz değildiniz. Bundan sonra böyle olmayacak. Olursam
bana söyleyin.”
Zor mu? Çok zor. Gururunu kırar mı? Kırar.
Ama şunu bil: Bu üç cümleyi kuran patronun ekibi, o günden
sonra onun için ateşe atlar. Çünkü Türkiye'de bir çalışan hayatı boyunca
patronundan özür duymaz. Duyduğunda unutmaz.
Özür dilemek zayıflık değildir. Özür dileyebilen adam,
kendine güvenen adamdır.
6. Sinirin asıl ilacı: sistem
Öfkenin büyük kısmı sistemsizlikten çıkıyor demiştim. O
hâlde asıl tedavi burada. Şu beşini kur, öfkenin yarısı kendiliğinden gider:
1.
Yazılı görev tanımları. Kim neyden
sorumlu, yazılı olsun. Ben sanmıştım ki cümlesi böyle biter.
2.
Yetki tablosu. Kim, hangi tutara kadar,
hangi konuda kendi başına karar verebilir? Bunu yazmazsan her karar sana gelir,
sen de boğulup patlarsın.
3.
Haftalık gündemli toplantı. Otuz dakika.
Geçen hafta ne oldu, bu hafta ne olacak, sorun ne? Düzenli konuşulan sorun,
birikip patlamaz.
4.
Basit bir gösterge paneli. Beş on rakam
yeter: üretim, fire, tahsilat, devamsızlık, personel devri. Rakam varken
tartışma azalır; rakam yokken herkes kendi hikâyesini anlatır ve sen
sinirlenirsin.
5.
Kök sebep analizi. Hata olduğunda “kim
yaptı” diye değil, neden oldu diye sor. Bu tek soru, hem hataları azaltır
hem senin tansiyonunu düşürür.
7. Bedenine bak
Ve en sıkıcı, en çok atlanan, en çok işe yarayan maddeler.
Hepsini tek listede topluyorum ki bir daha tekrarlamayayım:
·
Uyu. Yedi saat. Pazarlık yok. Uykusuz
patron, sinirli patrondur.
·
Yürü. Haftada üç gün yarım saat. Egzersiz
stres hormonunu yakar.
·
Ye. Öğün atlama. Aç insanın sabrı olmaz.
·
Yeşil takıl. Alkolü azalt, sigarayı
bırak.
·
Tatile çık. Yılda en az iki kez, telefonu
kapatarak. Bensiz yürümez diyorsan zaten daha büyük bir sorunun var.
·
Nefes ve farkındalık. Günde on dakika.
Gülüp geçme, denemeden konuşma.
·
Sosyalleş. İş dışı arkadaş, hobi, sinema,
doğa. Hayatı sadece işten ibaret olan adamın öfkesinin de tek adresi iş olur.
·
Gerekiyorsa profesyonel yardım al.
Yukarıdaki B grubunu bir daha oku.
BÖLÜM 9 - SON SÖZ
Şimdi sana bir itirafta bulunacağım. Bu yazı boyunca canını
acıttım. Seni sarstım, suçladım, aşağıladım, korkuttum. Sevilmiyorsun dedim, cenazene
kimse gelmeyecek dedim. Belki birkaç kez elini yumruk yaptın.
Bunu bilerek yaptım. Sana bilerek zorbalık yaptım.
Çünkü zorbalığın ne demek olduğunu, karşı taraftan nasıl
hissettirdiğini tatmanı istedim.
İşte az önce hissettiğin şey; o savunmaya geçme isteği, o haksızlık
ediyor bana duygusu, o içindeki kabarma. Senin çalışanların her gün bunları
yaşıyor. Aradaki tek fark şu: Sen bu yazıyı kapatabilirsin. Onlar kapatamıyor.
Yarın sabah yine geliyorlar.
Şimdi söyle: Böyle anılmak hoşuna gider mi?
·
Bizim patron çok kötü bir insan.
·
Bizim patron tam bir vicdansız.
·
Bizim patron sürekli sinirli, patronluğun
yükünü kaldıramıyor.
·
Bizim patron küçükken ne yaşadıysa aynısını
bize yaşatıyor.
Bu cümleler senin arkandan kuruluyorsa, kazandığın paranın
bir anlamı yok.
Can çıkar huy çıkmaz derler; sen bu önyargıya
inat, değişebileceğini göster. Bu yazıyı bir kez daha oku. Bu akşam yastığa
başını koyarken yarın nasıl bir patron olacağına karar ver. Sabah ola, hayrola.
Bakalım başarabilecek misin?
Sinirinden kurtulduğunda hayattan çok daha fazla keyif
alacaksın ve bu yazıyı okuduğuna şükredeceksin.
Sözü, kulağa küpe olmuş özlü sözlerle bağlayalım:
-
Öfkeyle kalkan zararla oturur.
-
Öfke baldan tatlıdır, ama sonu çok acıdır.
-
Öfkeli başta akla yer olmaz.
-
Öfke gelir göz kararır, öfke gider yüz
kızarır.
-
Öfke gelir gider, kelle gider gelmez.
-
Öfke ateşe benzer; küçük bir kıvılcım büyük
bir yangın olur.
-
Keskin sirke küpüne zarar.
-
Kaynayan kazan kapak tutmaz.
-
Yangına körükle gidilmez.
-
Pire için yorgan yakılmaz.
-
Rüzgâr eken fırtına biçer.
-
Zorla güzellik olmaz.
-
Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır.
-
Patron olmak kolay, adam olmak zor.
Ne mutlu öfkesini yenebilene.
Siz ne dersiniz?
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2021/01/sirketiniz-buyurken-siz-de-buyuyor.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2015/04/zor-insanlarla-basa-ckmak.html
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2015/01/iletisimin-tarihi-onemi-veya-derslik.html