Enerjinizin ne kadarı işe gidiyor?
Danışmanlık masasında patronlara ve üst düzey yöneticilere
sık sık şu soruyu sorarım: “Şirketinizde harcanan enerjinin, zamanın ve
moralin ne kadarı gerçek iş geliştirmeye, ne kadarı kurum içindeki ve dışındaki
zor kişilerin çıkardığı yangınları söndürmeye gidiyor?”
Geçen yıl bu soruyu bir genel müdüre sordum. Bir süre
düşündü, sonra “yüzde kırk” dedi. Masadakilerin hiçbiri itiraz etmedi.
Birkaçı “daha fazladır” diye baktı.
Bir düşünün. Şirketin en pahalı kadrosunun mesaisinin yüzde
kırkı, üretime, satışa, müşteriye değil; huysuzluk yönetmeye gidiyor.
Yönetilemeyen tek bir toksik çalışan, işini yapmayan ama
sürekli şikâyet eden bir tedarikçi, sınır tanımayan bir müşteri veya egosunu
kurumun çıkarının üstünde tutan bir yönetici; şirketin sadece kârını değil,
kurum kültürünü ve çalışanların yaşama sevincini de emer.
Şunu baştan söyleyeyim: Zor insanlarla başa çıkmak bir
hoşgörü veya “idare etme” sanatı değildir. Tam aksine; kurumsal disiplinin,
stratejik aklın, finansal risk yönetiminin ve kişisel sınırların tavizsiz
uygulanmasıdır.
Ticarette nasıl ki tahsil edilemeyen alacak “satış”
sayılmazsa, doğru yönetilemeyen zor insan ilişkisi de “iş” sayılmaz.
Bu yazıda önce teşhis koyacağız, sonra tip tip ne
yapılacağını konuşacağız, ardından Türkiye gerçeğine bakacağız ve en sonunda da
hesabını çıkaracağız. Çünkü bu iş duygu meselesi değil, bilanço meselesidir.
Ama önce aynaya bakalım
Bu yazıyı okurken hepimiz aynı şeyi yapıyoruz: aklımıza
hemen bir isim geliyor. “Şu adam tam da bu” diyoruz. Gelin işe oradan
başlamayalım. Çünkü sahada gördüğüm gerçek şu: Bazı “zor çalışanlar”, aslında
kötü yönetilmiş çalışanlardır.
·
Sürekli şikâyet eden adam, belki de üç yıldır
tek bir önerisi dinlenmemiş adamdır.
·
Pasif-agresif davranan adam, belki de bir kere
açıkça “hayır” dediğinde başına gelenleri unutmamış adamdır.
·
İşi yokuşa süren adam, belki de emeğinin
karşılığını alamadığını düşünen adamdır.
·
Size karşı hırçın olan müşteri, belki de üç kez
aradığı hâlde geri dönülmemiş müşteridir.
O yüzden şu ölçüyü aklınızda tutun: Ekibinizde bir zor insan
varsa, sorun o kişide olabilir. Ekibinizde üç zor insan varsa, ortak payda siz
olabilirsiniz. Herkes size zor geliyorsa, ihtimalleri baştan gözden geçirin
(muhtemelen zor olan sizsiniz).
Bu satırları okuyup “bende öyle bir şey yok”
diyorsanız zaten sorun yok. Ama içinizden bir ses “bir dakika” diyorsa,
önce oraya bakın. Zor insanı yönetmenin ilk adımı, o insanı siz üretmiyor
olduğunuzdan emin olmaktır.
Karakter mi zor, şartlar mı?
Bir de şu ayrımı doğru yapmak lazım: Karşımızdaki insan
doğuştan veya karakteren mi zor, yoksa kriz altında mı zorlaşıyor?
Sahada öyle yöneticiler ve patronlar gördüm ki; normal
zamanlarda şeker gibi adamdır. Ancak ne zaman şirket nakit sıkışıklığına girse,
ham madde tedariki aksasa veya büyük bir müşteri kaçma noktasına gelse aniden
bir canavara dönüşür. Masaya vurur, yakar, yıkar.
Buna “Durumsal Zorluk” diyoruz. Kriz stresi, insanın
içindeki en kötü potansiyeli dışarı çıkarır. Eğer durum buysa, karşınızdaki
kişiyle bir karakter savaşına girmeyin. O an onun ihtiyacı sizinle çatışmak
değil, panik duygusunu bastırmaktır. Panik halindeki yöneticiye veya müşteriye
haklılık anlatılmaz; ona yangını söndürecek su (çözüm ve veri) verilir.
Ama kriz bittiğinde, hava sakinleştiğinde o masaya tekrar
oturulur ve “Kriz anındaki üslubunuz ekibin odağını bozuyor, bir daha aynı
durumda şöyle ilerleyelim” diye sınır çizilir. Şartların zorlaştırdığı
insan kazanılabilir; ama her anı kriz gibi yaşayan karakteren zor insana
harcanan zaman kayıptır.
Karakteren mi zor, şartlar mı zorlaştırdı? Üç soruyla
anlarsınız:
·
Kriz geçtikten sonra özür diliyor veya telafi
ediyor mu?
·
Sakin dönemlerde de aynı davranışı gösteriyor
mu?
·
Sadece size mi böyle davranıyor, herkese mi?
İlkine “evet”, diğer ikisine “hayır” diyorsanız karşınızdaki
zor bir insan değil, zor bir dönem geçiren bir insandır.
Şimdi teşhise geçebiliriz.
BİRİNCİ BÖLÜM: ZOR İNSAN TİPLERİ VE SAHA TEŞHİSİ
Bir problemi çözmenin ilk adımı doğru teşhistir. Tıpkı nakit
sıkışıklığının kaynağını bulmadan nakit akışını düzeltemeyeceğimiz gibi,
karşınızdaki kişinin gizli motivasyonunu anlamadan ona karşı doğru strateji
geliştiremezsiniz.
Bu alanın klasiklerinden Robert Bramson, 1981'de yazdığı
çalışmasında şunu söylemişti: Zor insanların davranışı size garip gelir, ama
onlar için gayet mantıklıdır. Çünkü o davranış geçmişte işe yaramıştır. Bu
cümleyi unutmayın. Zor insan, bir zamanlar işe yaramış bir davranışı
tekrarlayan insandır. Sizin işiniz, o davranışın bir daha işe yaramamasını
sağlamaktır.
Sahada en sık karşılaştığımız yedi profili inceleyelim.
1.
Ego Odaklı ve Baskıcı Tip (Ben Bilirimci)
Gücünü hiyerarşiden veya elindeki kaynaktan alır. Kendi
doğrusunu tek mutlak gerçek sayar, karşı görüşü kişisel saygısızlık olarak
algılar. “Ben bu işin çekirdeğinden geldim” deyip her sürece burnunu
sokan mikro yöneticiler ve masada sürekli güç gösterisi yapan müşteriler bu
sınıfa girer.
·
Temel davranış: Kararı veriye değil,
duyguya ve güç gösterisine göre alır.
·
Saha belirtisi: Söz kesme, astını
küçümseme, “sen daha çok gençsin” havası.
·
Gizli motivasyon: Kontrolü elde tutmak ve
kendi yetersizlik hissini ego zırhının arkasına saklamak.
·
İşe yarayan: Ona seçenek sunmak, fikri
onun fikri gibi paketlemek, herkesin önünde onaylayıp itirazı baş başa yapmak,
rakam ve veriyle konuşmak.
·
İşe yaramayan: Kalabalıkta düzeltmek, “ben
demiştim” demek, kim haklı yarışına girmek.
2.
Sürekli Şikâyet Eden ve Sorumluluktan
Kaçan Tip (Toksik Çalışan)
Verimliliği ve morali en hızlı çürüten tiptir. Her çözüme
bir problem bulmakta ustalaşmıştır. Şirketin sunduğu imkân ne kadar iyi olursa
olsun, o karanlık tarafa odaklanır.
·
Temel davranış: Sorumluluk almaz.
Başarısızlık daima sistemin, yönetimin veya arkadaşlarının suçudur.
·
Saha belirtisi: Toplantıda enerjiyi
düşürmek, işi yokuşa sürmek, “zaten olmaz bu” demek.
·
Gizli motivasyon: Konfor alanından
çıkmamak, iş üretmeden var olmak.
·
İşe yarayan: Şikâyeti kabul edip çözüm
istemek: “Haklısın, peki sen olsan ne yapardın? Yarın sabaha kadar iki öneri
yaz bana.” Somut hedef ve ölçüm koymak. Şikâyeti yazıya döktürmek.
·
İşe yaramayan: Tartışmak, savunmaya
geçmek, “burayı beğenmiyorsan git” demek. (Gitmez, sadece daha çok
konuşur.)
3.
Sınır Tanımayan ve Sürekli Talep Eden Tip
(Süreç Emen Müşteri)
“Müşteri her zaman haklıdır” cümlesinin arkasına
sığınıp şirketin kaynağını emen tiptir. Sözleşmedeki kapsamın ötesinde sürekli
ücretsiz talepte bulunur, akşam on birde arar ve verilen hizmeti asla yeterli
bulmaz.
·
Temel davranış: Ödediğinin kat kat
üstünde ilgi, zaman ve iltimas bekler.
·
Saha belirtisi: Sonu gelmeyen pazarlık, “bir
de şunu ekleyiverin” talepleri, teslimat baskısı.
·
Gizli motivasyon: Maksimum değeri sıfır
ek maliyetle almak.
·
İşe yarayan: Kapsamı yazıya dökmek, her
ek talebi fiyatlandırmak (“Elbette yaparız, şu kadar tutar”), iletişim
saatlerini baştan belirlemek.
·
İşe yaramayan: “Bu seferlik olsun”
demek. Bir kez taviz verdiğiniz her şey, bir sonraki görüşmenin başlangıç
noktası olur.
4.
Pasif-Agresif ve İmalı Tip (Gizli
Direnççi)
Yüzünüze “tamam, hallederiz” deyip arkadan süreci
sabote eden veya toplantıda imalı cümlelerle havayı zehirleyen insandır. Açık
çatışmadan kaçınır ama eylemsizliğiyle işi durdurur.
·
Temel davranış: Doğrudan “hayır”
demez; geciktirir, unutmuş gibi yapar, eksik teslim eder.
·
Saha belirtisi: “Siz öyle diyorsanız
öyledir”, “biz bilmeyiz tabii”, omuz silkme, iğneleyici espri.
·
Gizli motivasyon: Çatışma riskine
girmeden güç kullanmak.
·
İşe yarayan: Her şeyi yazıya dökmek; kim,
ne, ne zaman. İmayı sakin sakin açığa çıkarmak: “Bunu tam anlayamadım, ne
demek istedin?” Ve o soruyu sorup beklemek. İma, aydınlığa çıkınca ölür.
·
İşe yaramayan: İmayı duymazdan gelmek,
sözlü mutabakata güvenmek, aynı üslupla karşılık vermek.
5.
Mağdur Tip (Kurban)
Toksik çalışandan farklıdır: o saldırır, bu erir. Sorumluluk
yerine sempati toplar. “Bana hep zor işler düşüyor”, “kimse beni
anlamıyor”, “ben zaten hep ezilirim.”
·
Temel davranış: Kendini sürekli çaresiz
konumlandırarak sorumluluktan muaf tutar.
·
Saha belirtisi: İş verildiğinde önce
sıkıntısını anlatır, gözü dolar, ekipteki başkalarını da kendi safına çeker.
·
Gizli motivasyon: Acınarak korunmak;
performansla değil, duyguyla değerlendirilmek.
·
İşe yarayan: Duyguyu kabul edip işi
masada tutmak: “Zorlandığını anlıyorum. Peki bu işi teslim etmek için sana
ne lazım?” Yazılı hedef ve tarih. Her seferinde aynı sakinlikte aynı
beklentiyi tekrarlamak.
·
İşe yaramayan: Acımak ve işi başkasına
vermek. Bunu bir kez yaparsanız, bir daha hiçbir iş ona teslim edilemez ve
ekibin geri kalanı bunu anında fark eder.
6.
Bilgi Biriktiren Tip (Vazgeçilmez)
Bildiğini paylaşmaz, çünkü bilgisi onun iş güvencesidir.
Dosyaları kendi bilgisayarındadır, şifreleri kendindedir, süreçler yazılı
değildir. İzne çıkınca işler durur ve içten içe bundan memnundur.
·
Temel davranış: Bilgiyi güç olarak tutar,
öğretmez, devretmez.
·
Saha belirtisi: “Ben olmasam bu iş
yürümez” havası. Yazılı prosedür isteyince erteler.
·
Gizli motivasyon: Yeri doldurulamaz
olarak kalmak.
·
İşe yarayan: Süreci yazılı hâle getirmeyi
bir görev olarak vermek ve teslim tarihi koymak. Yanına bir yardımcı atamak.
Yedeklemeyi bir performans kriteri yapmak.
·
İşe yaramayan: Onu övmek ve “sen
olmasan ne yapardık” demek. Bu cümle, o davranışın ödülüdür.
Bir not: Bu tipe kızmadan önce şunu düşünün; bilgisini
paylaşan insanın başına ne geldiğini görmüş olabilir. Paylaşanı ödüllendirmeyen
kurumda herkes bilgi biriktirir.
7.
Patlayıcı Tip (Öfkeli)
Ani öfke, yükselen ses, masaya vurma, telefonu yüze kapatma.
Diğerlerinden ayrı ele alınmalıdır, çünkü o an mantık işlemez.
·
Temel davranış: Baskı altında kontrolünü
kaybeder ve bunu bir yönetim aracı sanır.
·
Saha belirtisi: Herkesin ondan çekinmesi;
ekibin ona kötü haber vermekten kaçınması. (En tehlikeli sonuç budur: kimse ona
gerçeği söylemez.)
·
Gizli motivasyon: Korkutarak itiraz
almamak.
·
İşe yarayan: O anda tartışmamak. Sakin ve
alçak sesle konuşmak. Gerekirse ortamı terk etmek: “Bu konuyu böyle
konuşamayız, bir saat sonra devam edelim.” Ve mutlaka daha sonra, sakinken
konuyu açmak. Yazılı kayıt tutmak.
·
İşe yaramayan: Aynı tonla karşılık
vermek. Bağıranla bağırışan, sadece odadaki bağıran sayısını ikiye çıkarır.
Etiketi yapıştırmadan önce net geri bildirim verin
Bir insana “Sen çok zorsun”, “Çok agresifsin”
veya “Hiç uyumlu değilsin” demek hiçbir işe yaramaz. Bu ifadeler birer
sıfattır ve karşı tarafı anında savunmaya geçirir.
Bir insanı “zor” olarak etiketleyip kestirip atmadan
önce, yönetici olarak ona borçlu olduğunuz son bir adım vardır: Somut
Davranış Geri Bildirimi.
Sıfatları bırakın, olayı konuşun: “Ahmet Bey, dünkü bütçe
toplantısında ben sunum yaparken üç kez sözümü kestiniz ve veriler henüz
bitmeden 'bu rakamlar yanlış' dediniz. Bu durum ekibin odaklanmasını
zorlaştırıyor.”
Bakın; kişiliğine laf etmediniz, ne yaptığını ve bunun nasıl
bir etki yarattığını önüne koydunuz. Doğru geri bildirim almamış bir insanı zor
ilan etmek, yöneticiliğin kolaycılığına kaçmaktır. İşi gösterin, davranışın
etkisini anlatın, düzelmiyorsa o zaman gereğini yapın.
Geri bildirim yaparken dikkat edeccekleriniz:
1.
Hazırlık: Konuşmadan önce iki üç somut
olayı tarihiyle yazın.
2.
Zaman ve zemin: Baş başa, sakin bir
saatte, kapalı kapı ardında.
3.
Açılış: Suçlamadan niyeti söyleyin. “Bu
konuyu konuşmak istiyorum, çünkü birlikte çalışmaya devam edeceğiz.”
4.
Olay: Sıfat değil, olay. Tarih ve
örnekle.
5.
Etki: O davranışın işe, ekibe ve size ne
yaptığı.
6.
Talep: Ne yapmasını istediğinizi net
söyleyin. “Daha dikkatli ol” değil, “toplantıda sözüm bitmeden itiraz
etme, notunu al sonra söyle.”
7.
Mutabakat ve yazılı özet: Ne
konuştuysanız iki cümleyle yazın ve gönderin.
İKİNCİ BÖLÜM: KARŞINIZDAKİ KİM? YETKİYE GÖRE STRATEJİ
DEĞİŞİR
Bu konuda yazılan çoğu metnin en büyük eksiği şudur:
Okuyucuyu hep güçlü taraf varsayar. “Sınır çizin”, “masadan kalkın”,
“ilişkiyi sonlandırın” der. Peki zor insan sizin patronunuzsa? Masadan
kalkmanın adı istifadır.
O yüzden stratejiyi yetki eksenine göre ayıralım.
Zor insan sizin astınızsa. Elinizde koz var, ama
sorumluluk da sizde.
·
Önce beklentiyi netleştirin. Sahada
gördüğüm zor çalışanların önemli bir kısmı, kendisinden tam olarak ne
beklendiğini bilmeyen çalışanlardır.
·
Ölçün. “Sürekli sorun çıkarıyor”
bir kanaattir. Rakam ve tarihle desteklenmiş on iki olay ise bir dosyadır.
·
Süreci işletin. (Bunu aşağıda ayrıca
anlatacağım.)
·
Ve gerekirse ekipten çıkarın. Bir çürük
elma sandığı götürür. Hoşgörü diye tuttuğunuz kişi, kalan herkese yapılmış bir
haksızlıktır.
Zor insan sizin denginizse. Ne emir verebilirsiniz ne
de görmezden gelebilirsiniz. Bu en yorucu kategoridir.
·
Yazılı teyit alışkanlığı kurun. Sözlü
mutabakat, dengiyle çalışırken en kırılgan şeydir.
·
Ortak menfaati öne çıkarın. “Sen bana
engel oluyorsun” değil, “ikimizin de bu işi zamanında bitirmesi lazım.”
·
Ne zaman yukarı taşıyacağınıza karar verin.
Çok erken taşırsanız şikâyetçi konumuna düşersiniz, çok geç taşırsanız suç
ortağı olursunuz. Ölçü şudur: İki kez denediyseniz ve iş zarar görmeye
başladıysa, taşıyın. Taşırken de kişiyi değil, sorunu ve etkisini anlatın.
Zor insan sizin üstünüzse. En zor kategori bu ve en
çok karşılaşılanı da bu.
·
Her şeyi yazıya dökün. Aldığınız her
sözlü talimatın ardından kısa bir teyit e-postası: “Bugünkü görüşmemize
istinaden şu şekilde ilerliyorum…” Bu cümle, bir gün “ben öyle demedim”
denildiğinde sizin tek kalkanınızdır.
·
İtirazın zamanını ve zeminini seçin.
Toplantıda herkesin önünde itiraz, ego odaklı bir yöneticiye karşı
yapılabilecek en kötü hamledir. Baş başa, veriyle ve “ben dili” ile
konuşun.
·
Beklentiyi netleştirmeyi siz üstlenin.
Muğlak talimat veren yöneticiye “ne yapmamı bekliyorsunuz?” diye sormak
sizin hakkınızdır ve çoğu zaman sorunun yarısını çözer.
·
Fikri ona ait kılın. Kabul ettirmek
istediğiniz şeyi bir emrivaki olarak değil, iki seçenekten biri olarak sunun.
Karar onun olsun, sonuç sizin olsun.
·
Ve bir gün karar vermeniz gerekebilir. Şu
üç şart bir aradaysa artık yönetim değil, çıkış planı konuşulur: (1) durum
düzelmiyor, (2) sağlığınız etkileniyor, (3) itibarınız zarar görüyor. Çalışanlar
kurumları değil, kötü yöneticileri terk eder. Bunu bir yenilgi olarak
değil, bir maliyet hesabı olarak görün.
Zor insan müşteriniz veya tedarikçinizse. Burada işin
adı doğrudan risk yönetimidir; aşağıdaki “Bakkal Hesabı” bölümü tam da bunun
için.
ÜÇÜNCÜ BÖLÜM: İLETİŞİM STRATEJİLERİ
Zor insanlarla iletişimde düşülen en büyük tuzak, onlarla
aynı duygusal zemine inmek veya onları değiştirebileceğinize inanmaktır.
Şunu net söyleyeyim: Yetişkin bir insanın karakterini
değiştiremezsiniz. Ama size karşı davranışının kurallarını koyabilirsiniz. Bu
yazıda anlatılan her şey ikincisiyle ilgilidir.
Tepki vermeyin, yanıt verin
Zor kişilerin en sevdiği oyun, sizi kendi fırtınalarının
içine çekmektir. Sizin göstereceğiniz öfke veya savunma, onların eline koz
verir.
Tepki anlıktır, duygusaldır, kontrolsüzdür. Yanıt
ise düşünülmüştür, sakindir, stratejiktir.
Karşı taraf bağırdığında veya iğnelediğinde zihninizde şu
cümleyi kurun: “Bu tavır benimle ilgili değil, onun kendi iç dünyasıyla
ilgili.” Sonra üç saniye bekleyin. O üç saniye, çoğu kariyerin
kurtarıcısıdır.
“Ben” dilini
kullanın
Suçlayıcı ve “sen” odaklı cümleler karşı tarafın savunma
refleksini tetikler.
·
“Bana bilgi vermeyi yine unuttun.” Bu
cümleyi kurarsanız muhtemelen kavga başlar.
·
“Bilgi akışı geciktiğinde projeyi takvime
uygun yürütmekte zorlanıyorum.” Ben dili içeren bu cümle sayesinde konu
kişiden çıkar, sürece oturur.
İkisi de aynı olayı anlatıyor. Biri çatışma üretiyor, diğeri
çözüm.
Aynalayın (aktif dinleme)
Zor insanların büyük kısmı, aslında duyulmadığını düşündüğü
için hırçınlaşır. Söylediğini sakin bir tonla özetleyip geri yansıtın: “Anladığım
kadarıyla teslimattaki iki günlük gecikmenin üretim planınızı aksatmasından
endişe ediyorsunuz, doğru mu?” Bu cümle gardı indirir, harareti düşürür ve
size düşünmek için zaman kazandırır.
Duyguyu aynalayın, talebi ayrıştırın
Bu, bu yazının en kritik cümlesidir ve çoğu insan burada
hata yapar. Muhatabınız agresifleştiğinde duygusunu doğrulayın, ama haksız
talebini onaylamayın.
“Stresinizi ve endişenizi anlıyorum” demek, “Haklısınız,
sözleşmeyi ihlal ettik” demek değildir.
Duyguyu yatıştırın, konuyu somut veriye çekin. Empati ile
teslimiyet arasındaki farkı bilmeyen yönetici, iyi niyetiyle şirketini zarara
sokar.
DÖRDÜNCÜ BÖLÜM: İKNA (MASADA KONTROLÜ ELE ALMAK)
Zor bir insanı ikna etmek, ona mantıklı açıklamalar yapmakla
olmaz. Mantık çoğu zaman duygusal direnç barajına çarpar ve geri döner. İkna,
karşı tarafın kendi kazanımını gördüğü noktada gerçekleşir.
Acıyı gösterin, ilacı siz sunun
İnsan psikolojisi önce acıdan kaçmaya, sonra kazanca
ulaşmaya programlıdır. Zor bir yöneticiyi veya müşteriyi ikna etmek
istiyorsanız, önce onun kaçınmak istediği acıyı görünür kılın: zarar, itibar
kaybı, zaman kaybı, rakibin öne geçmesi. Sonra kendi çözümünüzü o acıyı
dindiren ilaç olarak sunun.
·
“Bu yatırımı yapmalıyız.” Bu cümle tartışmaya
açıktır, direnci kırmaz.
·
“Bu yatırımı yapmazsak önümüzdeki çeyrekte
pazar payımızın yüzde onunu kaybetme riskimiz var.” Bu cümle sebep-sonuç
içerdiği için ikna edicidir ve direnci kırar.
İki seçenek sunun
Özellikle ego odaklı tipler, kendilerine ne yapmaları
gerektiğinin söylenmesinden nefret eder. Onlara dayatma yapmak yerine,
sınırlarını sizin çizdiğiniz iki alternatif sunun:
“Bu bütçeyle projeyi ya A kapsamıyla zamanında teslim
edebiliriz, ya da B kapsamıyla iki hafta uzatmalı yaparız. Sizce hangisi şirket
için daha stratejik?”
Bu yaklaşım karşı tarafa kontrol hissi verirken, sizi pasif
uygulayıcı olmaktan çıkarır. Karar onun olur, ama iki seçeneği de siz
koymuşsunuzdur.
Kurumsal prensibi zırh olarak kullanın
İkna sürecini kişisel çatışma olmaktan çıkarmanın en etkili
yolu, konuyu yazılı prosedüre, şirket ilkesine veya sektörel standarda
bağlamaktır.
·
“Ben bu indirimi yapamıyorum.” Bu cümle
müşteriyi kızdırır. Müşteri sizinle
tartışır. Kişiselleşir.
·
“Şirketimizin risk politikası gereği bu
vadeyi açamıyoruz.” Bu cümle ile müşterinin talebi bir duvara çarpar.
Tartışma biter.
Kural, sizi korur. Kuralı olmayan yönetici, her gün yeniden
pazarlık etmek zorunda kalır.
BEŞİNCİ BÖLÜM: TOKSİK ÇALIŞANDA SÜRECİ İŞLETMEK
Buraya kadar iletişim ve ikna konuştuk. Ama bir noktadan
sonra iş, iletişimden çıkıp usule biner. Ve çoğu yönetici tam burada hata
yapar: Aylarca söylenir, kızar, ekibe şikâyet eder ama tek bir kâğıt tutmaz.
Sonra iş mahkemeye gider ve haklıyken haksız duruma düşer.
Şunu unutmayın: İş mahkemesinde sizin öfkeniz değil, imzalı
kâğıdınız konuşur.
Süreç şudur:
1.
Sözlü ikaz. Uygunsuzluk hafifse önce baş
başa konuşun, ama tekrarı hâlinde yazılı sürecin başlayacağını söyleyin.
2.
Olay tespit tutanağı. Her olay için ayrı
tutanak. Tarih, saat, olayın kendisi (yorum değil, olay). En az iki tanığa
imzalatın.
3.
Savunma talebi. Konusu yazılı bir formla
çalışandan savunmasını isteyin; kendi el yazısıyla yazıp imzalasın ve
belirtilen sürede teslim etsin.
4.
Vermezse tutanak. Savunma vermekten
kaçınırsa bunun için de tutanak tutun ve savunma hakkından feragat edildiğini
belirtin.
5.
Uyarı / ihtar. Süre bitince, savunma
verilsin verilmesin, uyarı veya ihtarı imza karşılığı teslim edin.
6.
İzleyin. Verdiğiniz süre içinde davranış
düzeldi mi? Düzeldiyse bunu da söyleyin. Uyardığınızı hatırlayıp düzeldiğini
görmezden gelirseniz, bir daha hiçbir uyarınız ciddiye alınmaz.
Virüsü karantinaya alın: Duygusal Bulaşıcılık
Tıpta bir kural vardır: Bulaşıcı hastalığı olan hasta, önce
diğer hastalardan ayrılır. İş yerinde toksik zor insan tam olarak bir virüstür.
Psikolojide buna “duygusal bulaşıcılık” denir. Şirkette
sürekli şikayet eden, dedikodu üreten, yapılan her iyi işe kulp takan bir tek
kişi olsun; üç ay sonra yanındaki iki sağlam elemanın da moralinin bozulduğunu,
işten soğuduğunu görürsünüz. Toksik insanın negatif enerjisi, iyi çalışanın yaşama
sevincini emer.
Bu yüzden yetki sizdeyse, hakkındaki süreç işlerken
yapacağınız ilk iş o kişiyi operasyonel olarak karantinaya almaktır. Mümkünse
projelerini ayırın, oturduğu masayı veya çalıştığı ekibi değiştirin. Ekibin
geri kalanına da şunu hissettirin: “Kurumda şikayet kültürü değil, çözüm
kültürü geçerlidir.” Çürük elmanın sandığı çürütmesine izin veren yönetici,
sadece o elmadan değil, ziyan olan tüm sandıktan sorumludur.
Şu dört şartla karantinaya alın: Ayrıştırma (1) somut bir iş
gerekçesine dayanmalı, (2) yazılı olmalı, (3) süreli olmalı, (4) kişiyi
cezalandırmayı değil, işi korumayı hedeflemelidir. Aksi hâlde yaptığınız şeyin
adı karantina değil, izolasyondur, ve bu, mobbing davalarında karşınıza delil
olarak çıkar. Bir kişinin görev alanını daraltıyorsanız, gerekçesini o kişiye
de yazılı olarak bildirin.
Kırmızı çizgi
Zor insanla mücadele ederken en yaygın tuzak şudur: Kendinizin
zor insana dönüşmesi. Haklı olduğunuza inandığınız an, kendinize
tanıdığınız hoşgörü sınırı genişler. Azarlarsınız, dışlarsınız, molasını
kaldırırsınız, izin talebini geciktirirsiniz, “bunu hak etti” dersiniz.
O noktada artık zor çalışanı yönetmiyorsunuz; mobbing
uyguluyorsunuz. Ve bunun adı hukuken de vicdanen de bellidir.
Ayrım basittir: Disiplin, kuralın herkese eşit
uygulanmasıdır ve huzur verir. Cezalandırma hissi ise kuralın kişiye göre
uygulanmasıdır ve sizi haksız duruma düşürür. Elinizde tutanak varken hakaret
ederseniz, tutanağınızın da hükmü kalmaz.
ALTINCI BÖLÜM: TÜRKİYE GERÇEĞİ
Buraya kadar yazdıklarım kitaptaki hâliyle doğrudur. Şimdi
bir de sahadaki hâlini konuşalım, çünkü bizim ülkemizde bu iş biraz farklı
yürüyor.
Zor insan çoğu zaman patronun akrabasıdır. Aile
şirketlerinde en yaygın vaka budur. Uyarı veremezsiniz, süreç işletemezsiniz,
masadan kalkamazsınız. Ne yapılır? Üç şey:
·
Kişiyi değil, işi ve rakamı konuşun. “Ahmet
Bey işini yapmıyor” değil; “bu bölümde fire oranı üç aydır ortalamanın
iki katı.”
·
Görev ve yetkiyi yazıya dökün. Yazılı
olmayan yerde sorumluluk da yoktur, hesap sorma imkânı da.
·
Kararı patrona bırakın ama maliyeti önüne
koyun. Patron akrabasını korur, ama rakamı görmezden gelmesi zordur.
Akrabalık sığınağı: Bizim ülkemizde zor insanların en
sevdiği sığınak, kurumsal kavramların arkasına gizlenmektir. Sahada en çok şu
iki suistimale rastlarsınız: “Biz aile şirketiyiz” mazereti: Adam
disiplinsizdir, işi geciktirir, kural tanımaz. Uyardığınızda “Ama biz burada
bir aileyiz, kurumsal şirketler gibi soğuk bakamayız” der. Aile olmak,
birbirinin yetersizliğini ve saygısızlığını fonlamak demek değildir. Gerçek
aile, birbirini yukarı taşıyan ailedir.
“Ben açık sözlüyüm” kılıfı: Ağzına geleni söyler,
patavatsızlık yapar, toplantıda insanları rencide eder. Sonra da “Ben içi
dışı bir adamım, şeffaf konuşuyorum” diye övünür. Hayır, açık sözlü
değilsin; üslupsuz ve saygısızsın. Dürüstlük ile üslupsuzluk arasındaki çizgi
koparsa, orada kurum kültürü kalmaz. Zor insanın kendi kusurunu bir erdem gibi
satmasına izin vermeyin.
Kayırma, zor insanı dokunulmaz kılar. Yöneticinin
gözdesi olan bir çalışanı yönetmek imkânsıza yakındır. Burada yapılacak tek
şey, kişisel şikâyet yerine ölçülebilir sonuç getirmektir. Duyguyla gidersen
kaybedersin, veriyle gidersen kazanma ihtimalin olur.
“Hatır” faktörü sözleşmeyi öldürür. “Aramızda
sözleşmeye ne gerek var abi” cümlesiyle başlayan iş, çoğu zaman icra
dairesinde biter. Ben şunu öneriyorum: Sözleşmeyi bir güvensizlik işareti gibi
değil, iki tarafın da unutkanlığına karşı bir sigorta gibi sunun: “Yarın
ikimiz de bu konuşmayı hatırlamayabiliriz, bir kâğıda yazalım.” Bu cümleye
kimse gücenmez.
Küçük şehirde ve dar sektörde masadan kalkmak kolay
değildir. Herkes herkesi tanır, “biz onunla çalışmıyoruz” demenin
bedeli büyük olabilir. Bu durumda ilişkiyi kesmek yerine küçültmek gerekir:
risk limiti düşürmek, peşin çalışmak, kapsamı daraltmak. Kapıyı çarpmadan
mesafe koymak da bir çözümdür.
YEDİNCİ BÖLÜM: BAKKAL HESABI (ZOR MÜŞTERİNİN GERÇEK
MALİYETİ)
Şimdi işin en can alıcı kısmına geldik. Çünkü zor insan
meselesi konuşulurken herkes duyguyu konuşur, kimse hesabı konuşmaz.
Basit bir saha matematiği yapalım. Bir şirketin “A Tipi” zor
bir müşterisi olsun:
Görünen tablo:
·
Yıllık satış cirosu: 100.000 TL
·
Brüt kâr marjı (%20): 20.000 TL
Patronun defterinde bu müşteri 20.000 TL kâr getiriyor
görünüyor. Şimdi gizli maliyetleri çıkaralım:
|
Gizli maliyet |
Hesap |
Tutar |
|
Personel mesai kaybı |
Müşteri temsilcisinin yıllık şirkete maliyeti 40.000 TL; |
6.000 TL |
|
Vade ve finansman maliyeti |
Geciken ödemeler nedeniyle katlanılan ek fonlama yükü |
8.000 TL |
|
Sözleşme dışı ikramlar |
Ücretsiz revizyonlar, ekstra sevkiyatlar, “bu seferlik” denilenler |
4.000 TL |
|
Ara toplam |
18.000 TL |
Görünen 20.000 TL kâr, burada 2.000 TL'ye düştü. Ama daha
bitmedi.
·
Tahsilat riski. Bu zor müşterinin bakiyesi
her an şüpheli alacağa dönüşebilir.
·
Fırsat maliyeti. O müşteri temsilcisinin
yılın %15'ini bu müşteriye harcaması demek, o zamanı başka bir müşteriye
ayıramaması demektir. Bu zor müşteri size sadece parasını kaybettirmiyor;
kazanamadığınız müşteriye de mal oluyor.
·
Moral ve sirkülasyon. Ekipte yarattığı
stres, personel değişimi, işten soğuma. Bunun rakamı yoktur ama bedeli en
ağırıdır.
Yani bu müşteri, defterde kâr yazan hâline rağmen şirkete
her yıl para kaybettiriyor. İşte bu yüzden zor insanları yönetmek, doğrudan bir
bilançoyu yönetmektir.
Ama dikkat: Bu hesabın iki farklı cevabı olabilir.
Bu tabloyu yaptığınızda çıkan sonuç her zaman “müşteriden
kurtul” olmaz. Bazen çıkan sonuç şudur: “Süreci düzelt.”
Eğer o müşteri, siz teslimat sözünüzü tutmadığınız için
arıyorsa; eğer sürekli revizyon istiyorsa çünkü işi baştan yanlış
anlamışsınızdır; eğer geç ödüyorsa çünkü faturanız hatalı gidiyordur. O müşteri
zor değil, haklıdır.
O yüzden hesabı yaptıktan sonra kendinize şunu sorun: “Bu
maliyetin ne kadarını o üretiyor, ne kadarını biz?”
Cevap dürüstse, kararınız da doğru olur.
SEKİZİNCİ BÖLÜM: KENDİNİZİ VE ŞİRKETİNİZİ KORUMAK
Zararına satış yapmaktansa satmamak nasıl kârlıysa, size
maddi ve manevi zarar veren ilişkileri kesmek veya sıkı sınırlara bağlamak da
öyledir.
Finansal koruma
·
Sözleşmesiz iş yapmayın. Kapsam, teslim süresi,
revizyon hakkı ve ödeme şartları yazılı olsun.
·
Risk limiti koyun. Belli bir limiti aşan zor
müşteriye yeni mal veya hizmet verilmez. Tahsilat kalitesi, cirodan önemlidir.
·
Masadan kalkmayı bilin. Müşterinin getirdiği
ciroyla; harcanan mesaiyi, hukuki riski ve ekip stresini teraziye koyun. Kârlı
görünse bile kurumu yıpratıyorsa, o ilişkiyi bitirmek bir başarısızlık değil,
stratejik bir karardır.
Yazılı iletişim zırhı
Zor, kaypak veya pasif-agresif tiplerle sözlü anlaşma
yapmak, tabancayı emanet vermeye benzer. Her sözlü görüşmenin ardından kısa bir
teyit yazın: “Bugünkü görüşmemize istinaden X projesindeki sorumluluk
dağılımı ve teslim tarihleri şu şekilde belirlenmiştir…”
Bu alışkanlık hem hukuki zırh sağlar hem de manipülasyonu
daha başlamadan bitirir. Yazılı olmayan hiçbir şey, olmamıştır.
Manevi koruma
·
Mesai sınırı koyun. Akşam ve hafta sonu gelen
sınır aşan taleplere anında dönmeyin. Bir kere döndüyseniz, artık her akşam
beklenirsiniz. Mesafeyi baştan kurun.
·
Özel alanınızı koruyun. İşteki zor tiplerle
iletişimi profesyonel zeminde tutun. Onları dertleşme alanınıza sokmayın.
·
Rolünüzü kimliğinizden ayırın. İşteki gerilimi
eve taşımayın. Sizi eleştiren, yöneticiliğinizi eleştiriyordur; kim olduğunuzu
değil.
·
Yalnız taşımayın. Bir zor insan vakası uzuyorsa,
yöneticinizle veya İK ile paylaşın. Tek başına taşınan yük, bir süre sonra
tükenmişliğe döner.
Özet Tablo: Masanızın çekmecesinde dursun
|
Tip |
En belirgin hâli |
İşe yarayan |
Sakın yapmayın |
|
Ego odaklı |
Söz keser, küçümser |
Seçenek sun, veriyle konuş, |
Kalabalıkta düzeltme |
|
Toksik çalışan |
Her çözüme problem bulur |
Şikâyetini yazılı çözüm |
Tartışmaya girme |
|
Sınır tanımayan |
Bitmeyen ek talep |
Her talebi fiyatlandır, |
“Bu seferlik olsun” deme |
|
Pasif-agresif |
“Siz öyle diyorsanız…” |
İmayı açığa çıkar, |
Sözlü mutabakata güvenme |
|
Mağdur |
Gözü dolar, iş kalır |
Duyguyu kabul et, işi ve |
Acıyıp işi başkasına verme |
|
Bilgi biriktiren |
“Ben olmasam yürümez” |
Yazılı prosedür görevi ver, |
“Sen olmasan ne yapardık” deme |
|
Patlayıcı |
Bağırır, masaya vurur |
O an konuşma, sonra |
Aynı tonla karşılık verme |
Son söz
İş hayatında zor insanlarla karşılaşmak bir tesadüf değil,
ticari hayatın doğal bir parçasıdır. Önemli olan bu karşılaşmalarda kurban
rolünü oynamak değil, süreci yöneten taraf olmaktır.
Danışmanlık tecrübem bana şunu gösterdi: En başarılı
şirketler sadece harika ürün geliştirenler değil; en zor insan ilişkisinde bile
soğukkanlılığını koruyan, sınırını çizen, süreçlerini veriye ve yazılı kurala
bağlayan yapılardır.
Ve şunu unutmayın: Yönetmediğiniz zor insan, sizin yerinize
sizi yönetir.
Bir gün bakarsınız ki şirketin ikliminden takviminize,
ekibin moralinden kendi uykunuza kadar her şeyi o belirlemiş. Toplantı
saatlerinizi ona göre ayarlıyorsunuz, cümlelerinizi ona göre kuruyorsunuz,
kararlarınızı “acaba ne der” diye alıyorsunuz.
Karar sizin: Ya siz sınırı çizersiniz, ya o sizin sınırınızı
belirler.
Siz ne dersiniz?
Not: Bu makalemi sevdiyseniz aşağıdaki makalemi de
sevebilirsiniz.
·
https://muratsaylan.blogspot.com/2015/01/iletisimin-tarihi-onemi-veya-derslik.html
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder