Bu makalemde neler bulacağınıza dair kısa bir video oluşturdum. Videoyu izledikten sonra okumayı tercih edebilirsiniz.
Zamanımızı çalan tuzaklar ve onlarla başa çıkmanın yolları
İş hayatında pek çok zaman
hırsızı vardır. Bu hırsızlar işlerinize başlamanın, işlerinizi yapmanın ve
tamamlamanın önünde büyük engeldir. Çoğu zaman sessizce çalışırlar; farkına
bile varmadan günümüzden saatler, yılımızdan haftalar çalarlar. Bu yüzden onlara
zaman tuzakları da diyebiliriz. Zamanınızı etkin yönetebilmek için bu
hırsızları tanımanız ve onlara karşı önlem almanız gerekir.
Not: Bu makale, iş
hayatında, özel hayatta ve öğrencilik hayatında etkin zaman yönetimi için
hazırladığım Zaman
Yönetimi makalemin devamı niteliğindedir. Onu da okumanızı öneririm.
Bir çalışan için zaman hırsızı;
üretkenliği azaltan, odaklanmayı bozan ve zamanın boşa harcanmasına neden olan
her türlü alışkanlık, kesinti veya durumdur. Bazıları içimizden gelir, yani
kendi davranışlarımızdan kaynaklanır. Bazıları ise dışımızdan gelir: çalışma
ortamından, şirketin işleyişinden, diğer insanlardan. İçimizden gelenler en çok
zaman çalanlardır ama iyi haber şu ki, kontrolü tamamen bizim elimizdedir.
Dışımızdan gelenleri tamamen engelleyemeyiz ama etkilerini ciddi ölçüde
azaltabiliriz.
Zaman Yönetimi makalemde zaman
hırsızlarını beş grupta toplamıştım. Bu makalede her grubu ve gruptaki
hırsızları tek tek ele alacağım. Her birinin nasıl zaman çaldığını ve onunla
nasıl başa çıkabileceğinizi anlatacağım:
·
Kendi alışkanlıklarımız: Ertelemek ve
tembellik, işleri yarıda bırakmak, kararsızlık, mükemmeliyetçilik, acelecilik,
unutkanlık ve düzensizlik, teknolojik beceriksizlik
·
Plan ve öncelik hataları: Plansızlık,
öncelik karmaşası, hayır diyememek ve aşırı iş yükü, delege etmemek, işgüzarlık
·
Dikkat dağıtıcılar: Çoklu iş ve odaklanma
eksikliği, dijital bağımlılık ve bildirimler, kesintiler ve gürültü, dedikodu
·
Kurumdan ve başkalarından kaynaklananlar:
İletişimsizlik ve belirsiz beklentiler, gereksiz toplantılar, bürokrasi ve
karmaşık süreçler, krizler ve beklenmedik işler, başkalarının plansızlığı,
teknik sorunlar
·
Beden ve enerji: Fazla mesai, işkoliklik
ve molasız çalışmak; formsuzluk ve yanlış enerji kullanımı
Uzun bir makale oldu ama her
bölümü ayrı ayrı okuyabilirsiniz. En çok zorlandığınız hırsızdan başlamanızı
öneririm.
KENDİ ALIŞKANLIKLARIMIZ
Bu gruptaki hırsızlar dışarıdan
gelmez; biz onları her gün kendi elimizle besleriz. İyi haber şu ki, alışkanlık
dediğimiz şey değiştirilebilir. Küçük adımlarla başlarsanız birkaç hafta içinde
fark görürsünüz.
1. Ertelemek ve Tembellik
Erteleme, yapılması gereken bir
işi, genellikle daha kolay veya keyifli başka bir şey uğruna, bile bile ve
gereksiz yere geciktirmektir. Kısa vadede rahatlatır ama uzun vadede çok daha
fazla zaman, enerji ve stres maliyeti getirir. Ertelenen işler birikir, bir
süre sonra hepsi aynı anda acil hale gelir ve son dakikada, aceleyle, hatalı
şekilde yapılır. "Nasılsa küçük iş" diye ertelenen işler de ihmal
edilir, birikir ve bir gün büyük bir yük olarak karşımıza çıkar.
Erteleme çoğu zaman tembellikten
değil, bir duygudan kaçmaktan kaynaklanır. İş sıkıcı, zor veya belirsiz gelir;
başarısız olmaktan korkarız; nereden başlayacağımızı bilemeyiz. Bazen de
gerçekten tembellik ederiz. Aranızda "Ben tembel değilim, üşengecim"
diyenler olabilir. Üşengeçlik, belirli bir işe o an başlamaya karşı duyulan
isteksizliktir: "Yapmam gerektiğini biliyorum ama şimdi başlamak
istemiyorum." Tembellik ise daha genel ve kalıcı bir çaba göstermeme
halidir. Bana göre üşengeçlik, geliyorum diyen tembelliğin ayak sesleridir.
Her insanın zaman zaman
tembellik hakkı olduğunu düşünüyorum. Ertelemek de gayet insanidir; hemen
herkes bir şeyleri erteler. Yalnız tembellik uyuşturucu gibidir. "Biraz
tembellik yapayım" derken bir bakmışsınız sürekli tembellik ediyorsunuz. Her
şeyin azı karar, çoğu zarar. Amacınız ertelemeyi tamamen yok etmek değil,
azaltmak olsun.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
·
Nedenini bulun. Neden erteliyorsunuz? İş
sıkıcı mı, çok mu zor, başarısız olmaktan mı korkuyorsunuz, yoksa yorgun
musunuz? Nedeni bilirseniz çözümü de bulursunuz.
·
5 dakika kuralını uygulayın. Kendinize
sadece 5 veya 10 dakika çalışma sözü verin ve başlayın. Başlamak bitirmenin
yarısıdır. Genellikle başladıktan sonra devam etmek istediğinizi fark
edersiniz.
·
Büyük işleri küçük parçalara bölün.
"Raporu yazmak" göz korkutur; "raporun başlıklarını
belirlemek" korkutmaz. Sadece ilk ve en küçük adıma odaklanın. Her adım
için takviminizde bir zaman bloğu ayırın.
·
En zor işi sabah yapın. Enerjiniz en
yüksekken günün en zor veya en itici işini ilk iş olarak aradan çıkarın. Günün
geri kalanı daha hafif geçer.
·
Kendinize karşı sorumluluk oluşturun.
Teslim tarihlerinizi yazın ve bir meslektaşınıza veya yöneticinize söyleyin.
Başkasına verilen söz, kendinize verdiğiniz sözden daha bağlayıcıdır.
·
Kendinizi hırpalamayın. Ertelediğinizde
kendinizi affedin ve yeniden başlayın. Suçluluk duygusu erteleme döngüsünü
besler.
Not: Erteleme ve
tembellik uzun süredir hayatınızı ciddi şekilde etkiliyorsa ve altında sürekli
bir isteksizlik, mutsuzluk veya dikkat sorunu varsa bir uzmandan destek
almaktan çekinmeyin. Bazen tembellik sandığımız şey yorgunluğun, depresyonun
veya dikkat eksikliğinin bir belirtisi olabilir.
2. İşleri Yarıda Bırakmak
Bir işe başlayıp bitirmeden
diğerine geçmek, sonra yarım kalan işlere tekrar tekrar dönmek masum görünür:
"Biraz sonra dönerim." Ama yarım kalan her iş zaman çalar.
Yarıda bıraktığınız bir işe geri
döndüğünüzde nerede kaldığınızı, hangi bilgileri kullandığınızı, işin nereye
gittiğini yeniden hatırlamanız gerekir. Örneğin bir rapora 30 dakika ayırıp
bıraktınız. İki gün sonra döndüğünüzde notlarınızı gözden geçirmek ve konuya
yeniden ısınmak için 10-15 dakika ekstra harcarsınız. Devam etseydiniz bu süre
kaybolmayacaktı. Üstelik yarım kalan işler zihninizin arka planında sürekli
çalışır, sizi tedirgin eder ve diğer işlere odaklanmanızı zorlaştırır.
Yarım kalan iş sadece sizin
zamanınızı çalmaz. Sizin işiniz başkasının işinin girdisiyse, siz bitirmedikçe
o da başlayamaz. Örneğin siz stok sayımını (fiili ve kaydi stokların
uyuşmasını) tamamlamazsanız muhasebeniz bilançoyu ortaklara sunamaz.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Başladığınızı bitirin. Kısa ve orta ölçekli
işlere başladıysanız bitirmeden bırakmayın.
•
Anlamlı bir yerde durun. Büyük bir işi tek
oturumda bitiremeyecekseniz bir bölümü tamamladığınızda durun. Bırakırken bir
sonraki adımı tek cümleyle not edin: "Yarın satış verilerinin grafiğini
çizerek devam et." Geri döndüğünüzde ısınma süreniz kısalır.
•
Açık iş sayısını sınırlayın. Üç işi yarım
bırakmaktansa bir işi bitirip diğerine geçmek her zaman daha hızlıdır.
•
Bitirdiklerinizi görün. Biten işleri listenizden
silin veya yeşile boyayın. Tamamlama duygusu, bir sonraki işe başlamak için
motivasyon verir.
3. Kararsızlık
Çoğu zaman çoğu işte karar
vermekte zorlanırız. Seçenekler arasında gidip gelmek, her ihtimali en ince
ayrıntısına kadar düşünmek, kafamızda sayısız senaryo kurmak çok zaman ve
enerji harcatır. Buna "analiz felci" denir. Karar verilemediği için
işe başlanamaz, işe başlanamadığı için iş son ana kalır. Rafa kaldırılan her
karar da daha sonra yeniden açılır, seçenekler yeniden tartılır. Aynı kararı
defalarca vermeye çalışırız.
Kararsızlığın başkalarına da
maliyeti vardır. Sizin kararınızı bekleyen ekip arkadaşlarınız işlerine devam
edemez. Bazı kararların bir zaman penceresi vardır; o pencere kapanınca fırsat
da kaçar.
Kararsızlığın yakın akrabası karar
yorgunluğudur. Gün boyunca verdiğimiz yüzlerce küçük ve büyük karar
zihnimizi yorar; gün sonuna doğru ya daha kötü kararlar veririz ya da hiç karar
veremeyiz. (Bu konudaki bilimsel araştırmaların sonuçları tartışmalı olsa da
çoğumuz bunu gündelik hayatta yaşarız.) Barack Obama, başkanlığı sırasında
sadece gri veya lacivert takım elbise giydiğini, bunu da vermesi gereken karar
sayısını azaltmak için yaptığını söylemişti. Mark Zuckerberg de hep aynı
tişörtü giymesini benzer şekilde açıklamıştı.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Küçük kararlara az zaman ayırın. Dönüşü kolay ve
etkisi düşük kararları ("Ne yiyeceğim?", "Bu e-postayı
şimdi mi göndereyim?") hızlıca verin ve ilerleyin.
•
Orta kararlara süre koyun. Temel bilgileri
toplayın, makul bir süre belirleyin ve o süre içinde karar verin.
•
Büyük kararlara da sınır koyun. Dönüşü zor ve
etkisi yüksek kararlar daha fazla düşünme ve araştırma gerektirir. Ama onlara
da bir sınır koyun: "Bu karar için en fazla bir hafta araştırma
yapacağım." Mükemmel bilgiyi beklemeyin; yeterli bilgiyi toplayın.
•
Seçenekleri 2-3'e indirin. Çok fazla seçenek
karar vermeyi zorlaştırır. Kalan seçeneklerin artılarını ve eksilerini kısaca
yazın.
•
En kötü senaryoyu düşünün. Vereceğiniz kararın
en kötü sonucu ne olabilir? Genellikle korktuğunuz kadar kötü olmadığını,
sonuçların yönetilebilir veya geri döndürülebilir olduğunu görürsünüz.
•
"Yeterince iyi"yi kabul edin. Nadiren
tek bir mükemmel seçenek vardır; genellikle birkaç iyi seçenek bulunur. İş
dünyasında aldığınız kararların 10'da 6'sı isabetli olsa bu oran başarılı
olmanız için yeterlidir.
•
Küçük kararları otomatiğe bağlayın. Rutinler
oluşturun: her pazartesi aynı saatte haftalık planlama, her gün aynı saatlerde
e-posta kontrolü gibi. Rutin, karar gerektirmez.
Yalnız kararsızlık nasıl zaman
kaybettiriyorsa, aceleyle verilen kararlar da zaman kaybettirir; sonradan
düzeltilmeleri gerekir. "En kötü karar bile kararsızlıktan iyidir"
derler. Kısmen doğrudur. Ama önemli kararlar için yeterince bilgilenmeniz
gerekir. İnsan bildikleriyle düşünür; kararlarınızın isabeti de düşüncenizin
kalitesiyle doğru orantılıdır.
4. Mükemmeliyetçilik
Kaliteli iş çıkarmak istemek bir
erdemdir. Mükemmeliyetçilik ise bu isteğin sınırını kaybetmesidir.
Mükemmeliyetçi kişi işi "yeterince iyi" olduğunda bitirmez; sürekli
geri dönüp düzeltir, parlatır, bir kez daha kontrol eder. İşin sonucuna hiçbir
katkısı olmayan ayrıntılarda saatler harcar. Detaylarda boğulur, büyük resmi
kaçırır. Bir sunumun yazı tipiyle ve renkleriyle bir saat uğraşıp içeriğine
yeterince zaman ayıramamak tipik bir örnektir.
Mükemmeliyetçilik çoğu zaman
ertelemeyle de el ele gider. Kusursuz yapamayacağından korkan kişi işe hiç
başlamaz veya bitmiş işi teslim etmek yerine süresiz bekletir.
Yüksek standartlara sahip olmak
ile mükemmeliyetçi olmak farklı şeylerdir. Sağlıklı bir kalite anlayışı, eldeki
zaman ve kaynaklar içinde en iyi sonucu hedefler ve işi zamanında tamamlama
bilincine sahiptir. Mükemmeliyetçilik ise bu sınırları görmezden gelir.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
"Bitti"nin tanımını yapın. İşe
başlamadan önce "Bu iş ne zaman bitmiş sayılacak?" sorusunun
cevabını yazın. O noktaya ulaştığınızda durun.
•
Zaman kutusu koyun. "Bu sunuma en fazla
2 saat ayıracağım" deyin. Süre dolunca teslim edin.
•
İlk taslağın kötü olmasına izin verin. İlk
taslağın görevi var olmaktır, mükemmel olmak değil.
•
Son rötuşları sorgulayın. Sonucun büyük kısmı
emeğin küçük bir kısmından gelir. Son %10'luk rötuşlar çoğu zaman harcanan
emeğe değmez.
•
Erken geri bildirim alın. İşi erken bir aşamada
birine gösterin. Kimsenin fark etmeyeceği ayrıntılar için saatler harcadığınızı
görürsünüz.
5. Acelecilik
Pek çok insan işlerini son ana
bırakır. Yumurta kapıya dayanınca çalışmaya başlar. Bu da onları acele etmeye
zorlar. Bazı insanlar da her işi bir an önce bitirip kurtulmak için acele eder.
Acele işe şeytan karışır misali, aceleciler işlerini genelde yalap şalap yapar.
Detaylar gözden kaçar, hatalar artar. Yapıldığı sanılan işlere tekrar
bakılması, düzeltilmesi gerekir. Acele ederek "kazandığınız" zamandan
çok daha fazlasını düzeltmelere harcarsınız.
Acelecilik bir tür
sabırsızlıktır. Sabırlı olmak ise yavaş olmak demek değildir. Sabır, her işe
hak ettiği süreyi vermek, düşünerek ve doğru tempoda ilerlemektir. İyi bir
zaman yöneticisi ne zaman hızlanacağını, ne zaman yavaşlayıp düşüneceğini
bilir.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Hiçbir işi son ana bırakmayın. Raporlarınızı ve
sunumlarınızı teslim tarihinden bir gün önce bitirmeye veya en azından %90'ını
tamamlamaya çalışın. Böylece gözden geçirme, hataları ve eksikleri bulma
şansınız olur; işinize daha çok hakim olursunuz. Aksi takdirde içindeki hatalar
sizi utandırabilir.
•
İşlere yeterli süre verin. Kendinize kısa süre
verirseniz kaçınılmaz olarak acele edersiniz.
•
Teslim etmeden önce kontrol edin. Önemli işleri
kısa bir kontrol listesiyle gözden geçirin: Rakamlar doğru mu, ekler tam mı,
alıcı doğru mu?
•
Önemli yazışmaları bekletin. Önemli kararları ve
yazışmaları sinirli, yorgun veya aceleci anlarınızda göndermeyin. Bir süre
bekletin, sonra tekrar okuyun.
6. Unutkanlık ve Düzensizlik
Bir e-postayı gönderip
göndermediğinizi hatırlamamak, bir toplantıyı unutmak, anahtarınızı veya bir
belgeyi nereye koyduğunuzu bilmemek, bir talimatın ayrıntılarını unutup işi
yanlış yapmak... Unutkanlık hem sizin hem de başkalarının zamanını çalar. Unutulan
bir toplantı için bekleyen herkesin zamanı boşa gider, yeni bir zaman bulmak da
ayrıca uğraş gerektirir. Zaman Yönetimi makalemdeki tabloya göre ömrümüzün 40
günden fazlası sadece kayıp eşya aramakla geçiyor.
Unutkanlığın en büyük
besleyicisi düzensizliktir. Dağınık bir masa, karmaşık bir bilgisayar masaüstü,
adı "yeni_son_son2" olan dosyalar, okunmamış binlerce e-posta...
Aradığınızı bulmak için her seferinde dakikalar kaybedersiniz. Dağınık ortam ayrıca
dikkati dağıtır ve zihni yorar.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Hafızanıza güvenmeyin, not alın. "Ben
unutmam" demeyin. Yapılacakları, fikirleri, talimatları bir deftere
veya telefonunuzdaki not uygulamasına yazın. Söz uçar, yazı kalır. Astlarınıza
verdiğiniz işleri de mutlaka tarihleriyle birlikte yazın (terminsiz iş
vermeyin) ve düzenli olarak takip edin. Unutkan bir yönetici olduğunuzu fark
eden astlarınız bundan faydalanabilir.
•
Takvim ve hatırlatıcı kullanın. Toplantıları,
randevuları ve teslim tarihlerini hem bilgisayarınızdaki hem de telefonunuzdaki
senkronize takvime girin ve hatırlatıcı kurun.
•
Talimatları tekrar edin. Birinden önemli bir
talimat aldığınızda kısaca tekrarlayın: "Yani şunu, şu tarihe kadar
yapacağım, doğru mu?"
•
Her şeyin bir yeri olsun. Anahtar, cüzdan,
telefon gibi eşyalar için sabit yerler belirleyin. Bilgisayarınızda da
"Müşteriler", "Projeler", "Yönetim" gibi ana
klasörler ve bunların altında "Sunumlar", "Veriler" gibi
alt klasörler oluşturun.
•
Dosyalarınızı tutarlı adlandırın.
"ProjeAdı_BelgeTipi_Tarih" gibi bir format kullanın (örneğin
"TeklifSunumu_ABCSirketi_20260327"). Aradığınızı saniyeler içinde
bulursunuz.
•
Günün sonunda 5-10 dakika toplanın. Masanızı
toplayın, masaüstünüzü ve indirilenler klasörünüzü temizleyin, işlem yaptığınız
e-postaları arşivleyin. Haftada bir de klasörlerinizi gözden geçirip
gereksizleri silin.
Not: Unutkanlık aniden
başladıysa, günlük hayatınızı ciddi şekilde etkiliyorsa veya başka belirtilerle
birlikte görülüyorsa bir doktora danışın. Uykusuzluk ve kronik stres de
unutkanlığı doğrudan artırır.
7. Teknolojik Beceriksizlik
Günümüzde işlerin büyük kısmı
bilgisayarda yapılıyor. Ama pek çok çalışan kullandığı programların
yeteneklerinin küçük bir kısmını biliyor. Bir faturayı elle kaydetmek, verileri
bir tablodan diğerine tek tek kopyalamak, bir raporu her ay sıfırdan hazırlamak,
hesapları hesap makinesiyle yapıp tabloya yazmak... Bunlar hem çok zaman alır
hem de hataya açıktır.
Özellikle Excel'i orta ve ileri
seviyede bilmek çalışma hayatınızı çok kolaylaştırır. Formüller binlerce satırı
saniyeler içinde hesaplar. Pivot tablolar saatler sürecek raporlamayı
dakikalara indirir. Koşullu biçimlendirme önemli bilgileri görünür kılar.
Makrolar tekrarlayan işleri tek tuşla yapar. Şirketinizin ERP ve CRM
programlarından doğru raporu almayı bilmek de size her hafta saatler
kazandırır.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Tekrarlayan işlerinizi sorgulayın. Her gün
yaptığınız tekrarlayan işleri listeleyin ve "Bunu otomatikleştirmenin
bir yolu var mı?" diye sorun.
•
Excel'i adım adım öğrenin. Her ay birkaç yeni
formül veya özellik öğrenmeyi hedefleyin. DÜŞEYARA (veya ÇAPRAZARA), ETOPLA ve
EĞER gibi temel formüllerle ve pivot tablolarla başlayın.
•
Klavye kısayollarını öğrenin. Sık kullandığınız
programların kısayolları her gün birkaç dakika, her yıl birkaç gün kazandırır.
•
Şablonlar oluşturun. Sık hazırladığınız
yazışmalar, teklifler ve raporlar için şablonlar hazırlayın.
•
Yapay zekayı kullanmayı öğrenin. Formül
yazmaktan e-posta taslağına, uzun metinleri özetlemekten veri analizine kadar
pek çok işte size zaman kazandırır. Yalnız ürettiklerini mutlaka kontrol edin.
•
Sormaktan çekinmeyin. Şirketinizdeki
programların eğitimlerine katılın. Bilmediğiniz bir şey varsa bilen bir
meslektaşınıza sorun.
PLAN VE ÖNCELİK HATALARI
Bu gruptaki hırsızlar, doğru
işleri doğru sırada yapmamızı engeller. Çok çalışırız ama yanlış işlere
çalışırız. Günün sonunda yorgun ama tatminsiz oluruz.
8. Plansızlık
Plansızlık zaman yönetiminin en
sinsi düşmanlarından biridir. Pusulasız denize açılan bir gemi gibi, rüzgar
nereye götürürse oraya gidersiniz. Ne yapacağını bilmeyen kişi gün içinde
sürekli "Şimdi ne yapsam?", "Hangisi daha önemli?"
sorularıyla vakit kaybeder. Gözüne ilk çarpan veya en kolay olan işi yapar,
oysa o sırada çok daha önemli bir iş bekliyordur. Dikkat dağıtıcılara kapılmak
kolaylaşır, önemli işler son ana kalır, son teslim tarihleri kaçar.
Plansızlığın bir kardeşi de kötü
hedeflemedir. "Daha iyi çalışacağım" gibi belirsiz hedefler
neye odaklanacağınızı söylemez. "Bir günde üç günlük işi bitireceğim"
gibi gerçekçi olmayan hedefler ise hayal kırıklığı ve motivasyon kaybı yaratır.
Planlamanın önündeki engellerden
biri de aşırı iyimserliktir. İsveçlilerin tidsoptimist (zaman iyimseri)
dediği insanlar bir işin olduğundan kısa süreceğini düşünürler. "Bu işi
yarım saatte bitiririm" dedikleri iş bir buçuk saat sürer. "5
dakikada çıkarım" dedikleri halde hazırlanmaları 20 dakika sürer. İyi
niyetlidirler ama sürekli geç kalır, teslim tarihlerini kaçırırlar.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Yapılacaklar listesi hazırlayın. Yapmanız
gereken tüm işleri bir listede toplayın. Listenizi her gün, tercihen gün
sonunda veya ertesi günün başında güncelleyin. Yapacaklarını yaz, yazdıklarını
yap.
•
Önceliklendirin. Zaman Yönetimi makalemde
anlattığım Öncelik Puanlaması veya Eisenhower Matrisi ile işleri sıralayın;
bazılarını eleyin, bazılarını devredin.
•
Süre ve zaman atayın. Her işe tahmini bir süre
verin ve hangi gün, hangi saatte yapacağınızı takviminize yazın. Tahminlerinizi
gerçekleşen sürelerle karşılaştırın; zamanla tidsoptimistlikten kurtulursunuz.
•
Hedeflerinizi SMART yapın. Belirli, ölçülebilir,
ulaşılabilir, ilgili ve zaman kısıtlı hedefler koyun.
•
Planınızda boşluk bırakın. Planlar katı olmak
zorunda değildir. Günün %10-20'sini beklenmedik işler için boş bırakın.
•
Haftayı değerlendirin. Hafta sonunda planınızın
ne kadar işe yaradığına, nelerin eksik kaldığına bakın. Bu size bir sonraki
hafta için geri bildirim verir.
Not: En kötü plan bile
plansızlıktan iyidir.
9. Öncelik Karmaşası
Bazen plan yaparız ama
öncelikler karışır. Her şey acil ve önemli görünür. Farklı yöneticilerden,
farklı departmanlardan ve müşterilerden gelen talepler birbiriyle çatışır.
Hangisinden başlayacağımızı bilemeyiz; hepsine biraz dokunur, hiçbirini
bitiremeyiz. Ekip çalışmalarında toplantıların önemli bir kısmı işin kendisine
değil, neyin daha önemli olduğunu tartışmaya gider.
Öncelik karmaşasının en
tehlikeli sonucu, acil olanın önemli olanı ezmesidir. Her gün yangın
söndürmekten stratejik işlere, gelişime ve planlamaya hiç sıra gelmez.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Hedeflere bakın. İşlerinizi şirketin ve
ekibinizin hedefleriyle karşılaştırın. Hedeflere en çok katkı yapan iş
önceliklidir.
•
Çatışmayı açıkça söyleyin. İki yöneticiden
çatışan talepler geliyorsa ikisini birden yapmaya çalışmayın. Durumu açıkça
söyleyin ve önceliği onların belirlemesini isteyin: "Bu hafta hem X'i
hem Y'yi yetiştiremem. Hangisi önce gelsin?"
•
Günün üç önemli işini seçin. Her sabah günün en
önemli üç işini belirleyin. Diğer her şey bu üç işten sonra gelir.
•
Önemli ama acil olmayan işlere yer açın.
Takviminizde planlama, gelişim ve strateji için düzenli bloklar ayırın.
Ayırmazsanız o işlere asla sıra gelmez.
10. Hayır Diyememek ve Aşırı İş Yükü
Hayır diyememek genellikle
başkalarını memnun etme isteğinden, çatışmadan kaçınmaktan veya kabul görme
ihtiyacından kaynaklanır. Ama her talebe "evet" diyen kişi zamanını
kendi önceliklerine göre değil, başkalarının önceliklerine göre harcar. Kendi
işleri geri planda kalır, iş yükü kapasitesini aşar.
Aşırı iş yükü, kişinin
kaldırabileceğinden fazla işi sürekli olarak üstlenmesidir. Başta meşguliyet
hissi verse de bir süre sonra işler yüzeyselleşir, hatalar çoğalır, teslim
tarihleri kaçar. Her şey acil göründüğü için önceliklendirme yapmak imkansızlaşır.
Uzun vadede bu durum tükenmişliğe varır.
Hayır diyemeyenler bir süre
sonra kullanılmaya da başlanır. Çevrelerindeki insanlar, kolaylarına geldiği
için işlerini onlara yıkmaya alışır.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Bedelini sorun. Yeni bir talep geldiğinde
kendinize sorun: "Buna evet dersem neye hayır demiş olurum?"
Mevcut önemli işlerinizi riske atıyorsa kibarca hayır deyin.
•
Zamanlamayı konuşun. Hayır diyemiyorsanız başka
bir zaman önerin: "Bu hafta yapamam ama önümüzdeki salı bakabilirim."
•
Doğru adrese yönlendirin. Talep sizin
sorumluluğunuzda değilse açıkça söyleyin: "Bu iş X'in sorumluluk
alanında, ona iletirseniz daha hızlı sonuç alırsınız." Kişi işi
kendisi yapabilecekken kolayına geldiği için size soruyorsa "Bunu senin
yapman daha doğru olur" demekten çekinmeyin.
•
İş yükünüzü yöneticinizle konuşun. İş yükünüz
sürekli kapasitenizi aşıyorsa hangi işlerin öncelikli olduğunu, hangilerinin
ertelenebileceğini veya devredilebileceğini birlikte belirleyin. Sessizce
ezilmek kimseye fayda sağlamaz.
Not: Görev tanımınızın
dışında olan bir iş, eğer size yeni bir bilgi ve beceri (know-how)
kazandıracaksa, mesleki gelişiminize katkı sağlayacaksa, terfi veya zam
almanıza yol açabilecekse "hayır" demeden önce iyi düşünün. Örneğin
şirketinize yeni ERP programının alınması ve adapte edilmesi projesinde yer
alma teklifini geri çevirmemenizi öneririm. Kalite belgesi alma, şirket
birleşmesi veya satın alması, yeniden yapılanma ve stratejik planlama
projelerinde yer alma teklifleri için de aynısı geçerli. Bu tür durumlarda
"evet" demek yükselmenizi sağlar. Yalnız evet dediğinizde mevcut
işlerinizden hangilerinin devredileceğini veya erteleneceğini de yöneticinizle
konuşun.
11. Delege Etmemek
"Ben yaparsam daha hızlı
olur", "Başkası yaparsa hata yapar", "Anlatmakla
uğraşacağıma kendim yaparım"... Delege etmeyen yöneticilerin en sık
kullandığı cümleler bunlardır. Sonuç: Astlarının kolayca yapabileceği rutin
işlerde boğulur, sadece kendilerinin yapabileceği stratejik işlere zaman
bulamazlar. Uzman olmayan birinin kolaylıkla yapacağı işin, zamanı çok daha
değerli olan nitelikli biri tarafından yapılması büyük bir zaman tuzağıdır.
Rutin işleri yapmak değil, devretmek marifettir.
Delege etmemek ekibe de zarar
verir. Çalışanlar gelişme fırsatı bulamaz, işler tek kişide düğümlenir. O kişi
izne çıktığında veya hastalandığında her şey durur.
Delegasyon, bir işi başkasına
"atmak" değildir. İşi, işin gerektirdiği yetki ve kaynakla birlikte
devretmek ve sonucunu takip etmektir.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Neyi devredeceğinizi belirleyin. Tekrarlayan
rutin işleri, başkasının sizden daha iyi yapabileceği işleri ve bir çalışanınız
için öğrenme fırsatı olabilecek işleri delege edin.
•
Neyi devretmeyeceğinizi de bilin. Stratejik
kararları, gizli ve hassas bilgiler içeren işleri, performans
değerlendirmelerini ve bizzat sizin yapmanız gereken işleri delege etmeyin.
•
Net anlatın. Delege ederken işi, beklentinizi,
teslim tarihini ve istediğiniz kaliteyi açıkça anlatın. İlk seferde anlatmak
zaman alır ama sonraki seferlerde size saatler kazandırır.
•
Takip edin ama tepelerinde durmayın. Verdiğiniz
işleri yazın ve tarihleri geldiğinde takip edin. Ara ara bilgi alın ama her
adıma karışmayın.
•
Sabırlı olun. İlk seferde işin sizin yapacağınız
kadar iyi olmamasına tahammül edin. Çalışanınız öğrendikçe işi sizin kadar,
hatta sizden daha iyi yapacaktır.
12. İşgüzarlık
İşgüzarlık, gerekmediği ve
istenmediği halde başkalarının işlerine karışmak, sorumluluk alanınız dışındaki
işlerle uğraşmaktır. Gözlemlerime göre başkalarının işine burnunu sokanlar
genellikle kendi işlerini aksatan çalışanlar arasından çıkar. Başkasının
sorumluluğundaki işi yapmak, o işin asıl sahibinin yapmasından çok daha uzun
sürer, çünkü doğru bilgiye, yetkiye veya beceriye sahip değilsinizdir. Kaş
yapayım derken göz çıkarabilirsiniz. Üstelik başkalarının işine karışmak yanlış
anlaşılmalara, gerginliklere ve çatışmalara yol açar. Bunları çözmek de ayrıca
zaman alır.
Bu, iş arkadaşlarınıza yardım
etmeyin veya inisiyatif almayın demek değildir. Aradaki fark şudur: Kendi
işlerini yetiştiren birinin, istendiğinde veya yöneticisinin onayıyla yeni bir
işe el atması gelişimdir. Kendi işlerini yetiştiremeyen birinin izinsizce başka
işlere dalması ise işgüzarlıktır.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Üç soru sorun. Bir işe el atmadan önce kendinize
sorun: "Bu benim işim mi? Benden istendi mi? Kendi işlerim tamam mı?"
•
Söyleyin, üstlenmeyin. Başkasının işinde bir
sorun görüyorsanız işi kendiniz yapmak yerine o kişiye veya yöneticisine
söyleyin.
•
İlginizi resmileştirin. Sorumluluk alanınızın
dışındaki bir işe ilgi duyuyorsanız bunu yöneticinizle konuşun ve görevlendirme
isteyin.
DİKKAT DAĞITICILAR
Bu gruptaki hırsızların ortak
silahı bölünmedir. Bir işe odaklanmışken dikkatiniz bir kez dağıldığında, o işe
kaldığınız yerden devam edemezsiniz. Önce nerede kaldığınızı hatırlamanız,
sonra yeniden konsantre olmanız gerekir. Kaliforniya Üniversitesi'nden Gloria
Mark'ın araştırmaları, bölünen bir çalışanın asıl işine geri dönmesinin
ortalama 20 dakikayı aşabildiğini gösteriyor. Amerikan Psikoloji Derneği'nin
aktardığı araştırmalara göre de işler arasında sürekli geçiş yapmak verimli
zamanımızın %40'a varan kısmını yiyebiliyor. Gün içinde onlarca kez bölünen
biri, masada saatlerce oturup çok az iş çıkarabilir.
13. Çoklu İş ve Odaklanma Eksikliği
Aynı anda birden fazla işle
uğraşmak (multitasking) daha çok iş yaptığımız hissini verir. Gerçekte ise
beynimiz aynı anda iki işi tam kapasiteyle yapamaz; sadece işler arasında hızla
gidip gelir. Her geçişte biraz zaman ve odak kaybederiz. Toplantıda e-posta
yazmak, rapor hazırlarken mesajlara bakmak, telefonda konuşurken tablo
doldurmak... Sonuçta her iş daha uzun sürer, hatalar artar.
Örneğin bir sunum taslağı
hazırlamaya başladınız, bitirmeden bir e-postayı yanıtlamaya geçtiniz. Yanıtı
yazarken aklınıza tamamlamadığınız bir KPI tablosu geldi, ona yöneldiniz. KPI
tablosunda çalışırken bu kez yarım bıraktığınız sunum ve e-posta aklınıza
geldi. Günün sonunda üç işe de dokundunuz ama hiçbirini bitiremediniz.
Odaklanma eksikliği ise tek bir
işe uzun süre konsantre olamamaktır. Dikkat kolayca dağılır, zihin başka
yerlere kayar. Odaklanamayan kişi işe başlamakta da zorlanır, çünkü zihni
dağınıktır ve nereden başlayacağını bilemez.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Tek işe odaklanın. Bir işi bitirin, sonra
diğerine geçin. Toplantıdaysanız toplantıya, rapordaysanız rapora odaklanın.
•
Odaklanma blokları oluşturun. Örneğin her sabah
09:00-10:30 arasını takviminizde "Odaklanma Zamanı" olarak
işaretleyin. Bu blokta en zor işinizi yapın; e-posta ve mesajlara bakmayın.
•
Zaman kutusu kullanın. Pomodoro Tekniği gibi
yöntemlerle 25-45 dakikalık kesintisiz çalışma aralıkları belirleyin, aralarda
kısa molalar verin.
•
Benzer işleri gruplayın. E-postaları, telefon
görüşmelerini ve onay işlerini gün içine dağıtmak yerine belirli saatlerde
toplu halde yapın.
•
Akışa geçmeyi hedefleyin. Net bir hedef, sizi
biraz zorlayan bir iş ve kesintisiz bir zaman dilimi akış durumuna girmenizi
kolaylaştırır. Akıştayken zaman da iş de akar gider.
14. Dijital Bağımlılık ve Bildirimler
Sosyal medya, haber siteleri,
video platformları ve mesajlaşma uygulamaları dikkatimizi çekmek için
tasarlanmıştır. Sonsuz kaydırma, beğeniler ve bildirimler bizi ekran başında
mümkün olduğunca uzun tutmaya çalışır. "Sadece 5 dakika bakacağım"
diyerek girdiğiniz bir uygulamada yarım saatin nasıl geçtiğini anlamazsınız. Bu
tür uygulamalar birer zaman kuyusudur; içine düşen zaman bir daha geri
gelmez.
E-posta, WhatsApp ve diğer
uygulamalardan gelen sürekli bildirimler de her seferinde "Buna hemen
bakmalıyım" hissi yaratır. Oysa bildirimlerin çok azı gerçekten anında
müdahale gerektirir. Üstelik bir bildirime bakmak nadiren tek bildirimle kalır.
Gelen kutusuna giren kişi diğer e-postalara, oradan başka bir uygulamaya geçer
ve "tavşan deliğine" düşer.
Akşam saatlerinde ekran başında
kalmak uykuyu da bozar. Kalitesiz uyku da ertesi gün daha yavaş çalışmak ve
daha çok hata yapmak demektir.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Gereksiz bildirimleri kapatın. Telefonunuzun
Ayarlar > Bildirimler menüsüne girin ve iş için gerçekten gerekli olmayan
tüm uygulamaların (sosyal medya, haber, oyun, alışveriş) bildirimlerini
kapatın.
•
Odak modunu kullanın. Önemli bir iş yaparken
telefonunuzu "Rahatsız Etmeyin" veya "Odak" moduna alın.
Sadece belirlediğiniz kişilerin aramaları size ulaşsın.
•
E-postaları toplu kontrol edin. E-postalarınıza
gün içinde belirli saatlerde bakın; örneğin 10:30, 13:30 ve 16:30'da. Bu
saatler dışında e-posta programınızı kapalı tutun.
•
Filtreler kurun. Yöneticinizden veya önemli
müşterilerinizden gelen e-postalar "Önemli" klasörüne, bültenler ve
tanıtım e-postaları "Okunacak" klasörüne otomatik olarak gitsin.
•
Grupları sessize alın. Doğrudan müdahalenizin
gerekmediği WhatsApp gruplarını (şirketin sosyal etkinlik grubu, bilgilendirme
grupları, özel hayatınızdaki kalabalık gruplar) sessize alın. Önemli bir durum
olursa size doğrudan ulaşılır.
•
Telefonu gözünüzün önünden kaldırın. Masanızın
üzerinde duran telefon, bildirim gelmese bile dikkatinizi çeker. Odaklanmanız
gereken zamanlarda telefonu çantanıza veya çekmeceye koyun. İradenizi
zorlamaktansa ortamı değiştirmek çok daha etkilidir.
15. Kesintiler ve Gürültü
Kesintisiz çalışmak verimlilik
açısından çok kıymetlidir. Ama kesintisiz bir iş hayatı neredeyse imkansızdır.
Gelen bir telefon, geçerken merhaba diyen bir iş arkadaşı, "Bir dakikan
var mı?" diye başlayan ama yarım saat süren sohbetler hep olacaktır.
Açık ofislerdeki gürültü, yan masadaki telefon konuşmaları ve sürekli gelip
giden insanlar da dikkati dağıtır. Tam bir kesinti olmasa bile beyin bu
uyaranları filtrelemek için sürekli çaba harcar ve yorulur.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Müsait olmadığınızı gösterin. Odanız varsa
kapınızı kapatın ve kapıya "Rahatsız etmeyin, 11:00'de müsaitim"
yazın. Açık ofisteyseniz kulaklık takın; birçok iş yerinde bu "şu an
meşgulüm" olarak algılanır. Gerekirse gürültü önleyici kulaklık kullanın.
•
Kibarca erteleyin. İş ortasında gelene veya
arayana "Çok acil değilse sana bir saat sonra dönsem olur mu?"
diye sorun. Çoğu zaman cevap "evet" olacaktır.
•
Sohbetleri toparlayın. Kaçınılmaz bir kesinti
uzamaya başladığında "Harika bir konu, bunu öğle arasında konuşalım mı?
Şu an bitirmem gereken bir iş var" diyerek nazikçe sonlandırın.
•
Sessiz bir yer bulun. Odaklanmanız gereken işler
için boş bir toplantı odasına geçin. İmkanınız varsa bu tür işleri evden
çalıştığınız günlere planlayın.
•
Ortama göre iş seçin. Ofis gürültülüyse o
saatlerde e-posta, telefon ve rutin işler gibi az konsantrasyon gerektiren
işleri yapın. Ortam sakinleşince yoğun konsantrasyon gerektiren işlere dönün.
•
Ekip kuralları koyun. Ekibinizle odaklanma
zamanlarına saygı gösterme konusunda konuşun. Örneğin sabah 09:00-10:30 arası
herkes için sessiz çalışma zamanı olabilir.
16. Dedikodu
Dedikodu, işle ilgisi olmayan
veya işle dolaylı olarak ilgili, genellikle olumsuz ve spekülatif bilgilerin
kulaktan kulağa yayılmasıdır. Kahve makinesinin başında, koridorda, yemekte
veya mesajlaşma gruplarında dedikoduya ayrılan her dakika işten çalınan
zamandır.
Ama dedikodunun asıl maliyeti
dolaylıdır. Duyduklarınız aklınızı meşgul eder, odaklanmanızı bozar.
Dedikodunun yaygın olduğu iş yerlerinde güven azalır, insanlar bilgi
paylaşmaktan çekinir, küslükler ve çatışmalar çıkar. Bu çatışmaları çözmek için
yöneticilerin ve İK'nın saatler harcadığı durumlar az değildir. Yanlış bilgiye
dayalı dedikodular çalışanların işlerini yanlış önceliklendirmesine de yol
açabilir.
Dedikodu tatlıdır ama
oyalayıcıdır. Üstelik başa dert açar. Tamamen bırakmak neredeyse imkansızdır
ama azaltılabilir.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Dinleyici olmayın. Dedikodu başladığında konuyu
değiştirin veya bir bahaneyle uzaklaşın. Dinleyicisi olmayan dedikodu kısa
sürede söner.
•
Basit bir kural koyun. Kimse hakkında, o kişi
yanınızdayken söylemeyeceğiniz bir şeyi söylemeyin.
•
Kaynağına sorun. Merak ettiğiniz bir konuda
kulaktan dolma bilgiyle yetinmeyin, doğrudan kaynağına sorun.
•
Yöneticiyseniz bilgi boşluğu bırakmayın. Bilgiyi
zamanında ve açıkça paylaşın. Bilgi boşluğu olan yerde dedikodu çoğalır.
KURUMDAN VE BAŞKALARINDAN KAYNAKLANANLAR
Bu gruptaki hırsızlar büyük
ölçüde bizim kontrolümüz dışındadır. Şirketin işleyişinden, iletişim
kültüründen ve başka insanların alışkanlıklarından kaynaklanırlar. Onları
tamamen engelleyemeyiz ama etkilerini azaltabiliriz. Yöneticiyseniz bu
hırsızların çoğunu kökten çözmek de sizin elinizdedir. Bu yüzden bu gruptaki
bazı bölümlere yöneticiler için ayrı öneriler ekledim.
17. İletişimsizlik ve Belirsiz Beklentiler
İletişimsizlik, iş hayatındaki
en yaygın ve en az fark edilen zaman hırsızlarından biridir. Bir talimatın
yanlış anlaşılması, bir bilginin eksik veya geç iletilmesi, işin yanlış yöne
gitmesine ve baştan yapılmasına yol açar. Bu hataları düzeltmek, başlangıçta
net iletişim kurmaya harcanacak zamandan çok daha fazlasını alır.
Belirsiz beklentiler de aynı
sonucu doğurur. Bir işin ne zaman, nasıl, hangi kapsamda ve hangi kalitede
yapılacağı net değilse çalışan ya varsayımlarla yola çıkar ve yanlış iş yapar
ya da sürekli soru sorar ve beklemede kalır. İş bittiğinde "Ben bunu
istememiştim" cevabıyla karşılaşmak, belirsiz beklentilerin en tanıdık
sonucudur.
Yeni işe başlayan veya yeni bir
göreve atanan kişilere yeterli oryantasyon verilmemesi de bu hırsızın bir
parçasıdır. İşi, şirket kurallarını ve kimin ne yaptığını bilmeyen kişi deneme
yanılma yoluyla çalışır. Hem kendisi zaman kaybeder hem de sürekli soru sorarak
çevresindekilerin zamanını alır.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Anlamadıysanız "anlamadım" deyin.
Tahmin etmeyin, niyet okumayın, sorun. Leb deyince leblebiyi anlamak her zaman
mümkün değildir.
•
Beklentiyi netleştirin. Bir iş aldığınızda şu
soruların cevabını bildiğinizden emin olun: Ne isteniyor? Neden isteniyor? Ne
zamana kadar? Hangi kalitede? Kime teslim edilecek?
•
Önemli konuları yazıya dökün. Sözlü konuşulan
önemli konuları kısa bir e-postayla teyit edin: "Konuştuğumuz gibi,
raporu cuma saat 17:00'ye kadar göndereceğim." Söz uçar, yazı kalır.
•
İş arkadaşlarınızı zamanında bilgilendirin.
Sizin işinize bağlı olan kişilere ilerleme ve gecikmeler hakkında zamanında
bilgi verin.
•
Danışmaktan çekinmeyin. Üstünüze de astınıza da
danışın. İstişare, yani konular üzerinde fikir alışverişi yapmak, hataları ve
zaman kayıplarını azaltır.
•
Oryantasyonunuzu tamamlayın. Yeni başladıysanız
ve size düzenli bir oryantasyon verilmiyorsa kendiniz isteyin. Kiminle
çalışacağınızı, hangi süreçleri izleyeceğinizi, hangi bilgilerin nerede
olduğunu ilk haftalarda öğrenin.
Yöneticiyseniz:
Talimatlarınızı net verin ve beklentilerinizi yazılı hale getirin. Görev
tanımlarını ve iş süreçlerini yazın. Yeni çalışanlara ilk günden itibaren
planlı bir oryantasyon verin. Oryantasyon bir gider değil, yatırımdır. İyi
oryantasyon alan çalışan kısa sürede bağımsız çalışmaya başlar ve size her
konuda soru sormak için gelmez.
Not: Belirsiz roller ve
sorumluluklar da zaman kaybına yol açar. Kimin hangi işten sorumlu olduğu belli
değilse işler ya hiç yapılmaz ya da iki kişi aynı işi yapar. Her iki durumda da
zaman kaybedilir.
18. Gereksiz Toplantılar
Gerekli bir toplantının net bir
amacı, belirli bir gündemi, doğru katılımcıları ve somut çıktıları vardır.
Gereksiz toplantılar ise amacı belirsiz, gündemi olmayan, kalabalık ve bir
e-posta, kısa bir telefon görüşmesi veya bir raporla halledilebilecek konular
için yapılan toplantılardır.
Toplantıların maliyeti
göründüğünden büyüktür. Sekiz kişinin katıldığı yarım saatlik gereksiz bir
toplantı toplam 4 saatlik iş gücü kaybı demektir. Buna toplantıya hazırlık,
toplantıya gidip gelme ve toplantı sonrasında işe yeniden odaklanma sürelerini
de eklemek gerekir. Gündemsiz toplantılar konudan sapar, uzar ve çoğu zaman
karar alınmadan dağılır.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Davetleri sorgulayın. Bir toplantı daveti
aldığınızda kendinize sorun: "Bu toplantının amacı ne? Benim katkım ne
olacak? Bu konu bir e-postayla halledilebilir mi?" Katkınız
gerekmiyorsa kibarca katılmayın ve toplantı notlarını istemekle yetinin.
Uygunsa yerinize bir astınızı gönderin.
•
Gündem paylaşın. Kendi düzenlediğiniz
toplantılarda gündemi ve beklenen sonucu önceden paylaşın. Karar mı alınacak,
bilgi mi verilecek?
•
Katılımcıları sınırlayın. Sadece katkı
sağlayacak veya bilgiye ihtiyacı olan kişileri davet edin.
•
Kısa tutun. 30 dakikalık veya daha kısa
toplantıları tercih edin. Başlangıç ve bitiş saatlerine riayet edin.
•
Sonucu yazın. Toplantı sonunda kimin neyi ne
zamana kadar yapacağını yazılı olarak netleştirin ve katılımcılara gönderin.
19. Bürokrasi ve Karmaşık Süreçler
Kurallar ve onay süreçleri düzen
sağlamak için vardır. Ama aşırıya kaçtıklarında işlerin akışını yavaşlatırlar.
Bazı şirketler kurumsallaşacağız derken bürokratikleşir ve hantallaşır. Küçük
bir ofis malzemesi almak için üç ayrı departmandan onay beklemek, basit bir
masraf iadesi için beş sayfalık form doldurmak, zaten dijital olarak
izlenebilen bir iş için ayrıca yazılı rapor hazırlamak... Her onay adımı bir
bekleme süresi, her el değiştirme bir tıkanma noktasıdır.
Karmaşık süreçler de benzer
şekilde zaman çalar. Bir sipariş satış sistemine girildikten sonra muhasebe
sistemine elle tekrar giriliyorsa, bir müşteri talebi satıştan mühendisliğe,
oradan finansa, sonra hukuka ve tekrar satışa gidip geliyorsa hem zaman kaybedilir
hem de hata yapma ihtimali artar. Süreçteki bir halka tıkanırsa arkasındaki her
şey durur. Örneğin bir çanta üretim atölyesinde tüm çantalar üretilmiş olabilir
ama logolar henüz gelmediyse çantalar tamamlanamaz. Dağ gibi yığınlar oluşur,
para hammaddeye bağlanmıştır ama sevkiyat yapılamadığı için müşteri ödeme
yapmaz. Logoların gecikmesi yüzünden şirket hem zaman hem para kaybeder.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Kendi süreçlerinizi yalınlaştırın. Tekrarlayan
adımları, gereksiz kontrolleri ve kopyala-yapıştır işlerini ayıklayın.
•
Tıkanıklıkları önerilerle iletin. Süreçlerdeki
tıkanıklıkları not edin ve somut önerilerle yöneticinize iletin: "Bu
onay adımı her ay ortalama iki gün gecikme yaratıyor. Belirli bir tutarın
altındaki alımlar için bu onayı kaldırmayı önerebilir miyim?"
•
Kritik girdileri önceden takip edin. Çanta
örneğindeki gibi, işinizin tamamlanması bir tedarikçiye veya başka bir
departmana bağlıysa son güne kadar beklemeyin. Girdiyi önceden isteyin ve takip
edin.
•
Sistemlerden yararlanın. ERP programınızın
otomatik raporlarını ve iş akışı modüllerini kullanın.
Yöneticiyseniz:
Şirketinizdeki onay mekanizmalarını gözden geçirin ve her onay adımının neden
var olduğunu sorgulayın. Belirli tutarların ve risklerin altındaki kararlarda
yetkiyi aşağıya devredin. Birbiriyle konuşmayan sistemleri entegre edin;
gerekiyorsa ERP programınıza ek modüller yazdırın. Süreçlerinizi yazılı hale
getirin ki herkes kimin neyi ne zaman yapacağını bilsin. Kurumsallaşmak
bürokratikleşmek değil, işleri herkesin bildiği kurallarla hızlandırmaktır.
20. Krizler ve Beklenmedik İşler
İş hayatında her zaman
beklenmedik şeyler olur: acil bir müşteri talebi, ani bir toplantı, bir hata,
bir arıza... Büyük krizler nadirdir. Ama küçük krizler neredeyse her gün
yaşanır ve asıl zaman hırsızı onlardır. Tek tek küçük göründükleri için
etkileri hafife alınır. "Şunu hemen halledeyim, bitsin" deriz
ve elimizdeki önemli işi bırakırız. Gün sonunda bakarız ki bütün gün yangın
söndürmüşüz, planladığımız işlerin hiçbirine dokunamamışız.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Planınızda yedek zaman bırakın. Günün
%10-20'sini, yani 8 saatlik bir iş gününde yaklaşık bir saati bilerek boş
bırakın. Beklenmedik işler bu boşluğa sığar, planınızın geri kalanı bozulmaz.
•
Her "acil"i sorgulayın. Size acil diye
gelen her talebi hemen kabul etmeyin. Gerçekten şimdi mi yapılması gerekiyor?
Benim mi yapmam gerekiyor? Yapılmazsa ne olur? Örneğin bir meslektaşınız
panikle gelip "Rapordaki şu küçük hatayı hemen düzeltmemiz lazım"
dedi. Rapor yarın teslim edilecekse ve hata kritik değilse "Anladım,
teşekkür ederim. Şu an bitirmem gereken bir iş var, saat 15:00'te bakabilirim.
Olur mu?" diyebilirsiniz.
•
Tekrarlayan krizlerin kök nedenini bulun. Aynı
soru sürekli soruluyorsa veya aynı küçük sorun sürekli tekrarlıyorsa her
seferinde yangın söndürmek yerine nedenini çözün. Örneğin ekip sürekli bir
dosyanın nerede olduğunu soruyorsa sorun ekipte değil, dosya yapısındadır.
Dosya yapısını basitleştirin ve herkesin erişebileceği bir kılavuz hazırlayın.
•
Rehberler ve şablonlar hazırlayın. Sık sorulan
sorular ve sık yaşanan sorunlar için yazılı cevaplar, şablonlar ve talimatlar
oluşturun; tıpkı web sitelerindeki "Sık Sorulan Sorular" bölümleri
gibi. Ya da bu tür konularla ilgilenmesi için uygun birini yetkilendirin.
Bu son önerime dair kendi
yaşadığım bir örneği paylaşmak istiyorum. Yıllar önce bir müşterimi, bayilik
sistemine ek olarak ürünlerini kendi açacağı mağazalar üzerinden de satmaya
ikna etmiştim. Müşterim de haftada bir gün yerine iki gün gelmemi ve mağazalaşmayı
yönetmemi istemişti. 2-3 mağazaya ulaştıktan sonra mağaza çalışanlarının bana
sık sık aynı soruları sorduklarını, bu soruları cevaplamazsam küçük krizler
yaşadıklarını ve zamanımı çok çaldıklarını gördüm. Bunun üzerine bir
"mağaza işletme rehberi" hazırlayıp mağazalara gönderdim. Rehberin
giriş yazısının sonlarına şunu yazmıştım: "Bu rehberde cevabı olan
soruları sorarsanız mağazanın aylık priminden soru başına 10 Euro kesinti olur.
Bu rehberde cevabı olmayan sorular sorarsanız mağaza primine soru başına 10
Euro ekleme olur." Böylece mağaza çalışanlarının soruları azaldı ama
esaslı sorular sormaya başladılar. Bu esaslı soruların cevaplarını da rehbere
ekledik ve rehber sürekli gelişti. İlk çıktığında 30 sayfa civarında olan
rehber, 5 yıl sonra 18 mağazaya ulaştığımızda 80 sayfaya ulaşmıştı. Yani 18
mağazaya ulaşmayı ve onları yönetmeyi haftada sadece 2 günlük danışmanlıkla
becerebilmiştim. Küçük krizlerle nasıl başa çıkılacağını anlatan yönergeleriniz
olursa siz de rahat edersiniz.
Küçük krizleri yönetmek,
"meşgulüm" numarası yapmak veya yardımı reddetmek değildir.
Zamanınızı ve enerjinizi bilinçli kullanarak hem kendi verimliliğinizi hem de
ekibinizin düzenini korumaktır.
21. Başkalarının Plansızlığı
Şirketlerde işler birbirine
bağlıdır. Bir kişi veya departman kendi işini zamanında ve doğru planlamazsa
bunun bedelini siz ödersiniz. Size gelmesi gereken veri zamanında gelmez,
beklersiniz. Sonra son dakikada gelir ve siz dar zamanda aceleyle iş çıkarmak
zorunda kalırsınız. Ya da hatalı gelir ve düzeltmek size düşer. "Bunu
yarına yetiştirebilir misin?" diye gelen son dakika taleplerinin çoğu,
aslında birinin haftalar önce yapması gereken planlamayı yapmamasından
kaynaklanır.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Erken ve net talep edin. İşinize girdi sağlayan
kişilerle erken ve düzenli temas kurun. Neye, ne zaman ve hangi formatta
ihtiyacınız olduğunu net ve yazılı olarak belirtin.
•
Önceden hatırlatın. Kritik tarihlerden birkaç
gün önce hatırlatma yapın: "Perşembe günkü rapor için verilerinize
çarşamba öğlene kadar ihtiyacım var. Bir sorun var mı?"
•
Planınıza pay koyun. Başkasına bağımlı olduğunuz
işlerde kendi planınıza ekstra süre ekleyin.
•
Sürekli kurtarıcı olmayın. Sık tekrarlanan son
dakika taleplerini kabul etmeyi alışkanlık haline getirmeyin. Her seferinde
kurtarıcı olursanız karşı taraf planlama yapmayı hiç öğrenmez. Durumu nazikçe
ama açıkça konuşun ve bir sonraki sefer için daha erken bilgi isteyin.
22. Teknik Sorunlar
Elektrik kesintileri, internet
sorunları, bilgisayar arızaları, sistem çökmeleri, virüsler ve siber
saldırılar, yazılım hataları... Teknolojiye bu kadar bağımlı çalıştığımız bir
dönemde teknik sorunlar doğrudan çalışamamak demektir. Bazen de sorun tam bir
arıza değildir. Yavaşlayan bir bilgisayar, donan bir program, geç açılan
dosyalar her gün küçük dilimler halinde zaman çalar. Kaydedilmeden kaybolan bir
dosya ise saatlerin emeğini bir anda silebilir.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Sık sık kaydedin ve yedekleyin. Çalışırken
düzenli olarak Ctrl+S tuşlarına basın. Otomatik kaydetmeyi ve OneDrive, Google
Drive, Dropbox gibi bulut depolama hizmetlerini kullanın.
•
Sorunları erken bildirin. Bilgisayar yavaşlığı,
sık gelen hata mesajları gibi küçük sorunları hemen IT ekibinize bildirin.
Küçük bir sorun büyük bir arızanın habercisi olabilir. Bildirirken sorunu net
anlatın: Ne oldu, ne zaman oldu, hata mesajı neydi, ne denediniz?
•
Basit çözümleri öğrenin. Bilgisayarı yeniden
başlatmak, programı kapatıp açmak, bağlantıyı kontrol etmek gibi basit adımlar
küçük sorunların çoğunu çözer.
•
Güncel tutun. İşletim sisteminizi,
programlarınızı ve antivirüs yazılımınızı düzenli olarak güncelleyin.
•
B planınız olsun. İnternet veya sistem
çöktüğünde yapabileceğiniz, bağlantı gerektirmeyen işleri (okuma, planlama,
taslak yazma) belirleyin. Bu işler için gereken dosyaları çevrimdışı
erişilebilir tutun.
Yöneticiyseniz:
Çalışanlarınıza işlerini hızlı yapabilecekleri donanım ve yazılımları sağlayın.
Yavaş bir bilgisayar yüzünden kaybedilen saatlerin maliyeti, yeni bir
bilgisayarın maliyetinden çok daha yüksektir. IT ve ERP konusunda şirket içinde
veya dışında güvenilir bir destek kaynağınız olsun. Mekanik sistemler için de
sözleşmeli bakım ve onarım firmalarıyla çalışın ki sorun çıktığında hemen
destek alabilesiniz.
BEDEN VE ENERJİ
Zaman yönetimi sadece planlama
ve tekniklerle ilgili değildir. O planları uygulayacak fiziksel ve zihinsel
enerjiye de sahip olmanız gerekir. Yorgun bir zihin yavaş çalışır, çok hata
yapar, kolay erteler ve dikkat dağıtıcılara kolay yenilir. Bu grup, en çok
ihmal edilen ama en temel olan hırsızları kapsar.
23. Fazla Mesai, İşkoliklik ve Molasız Çalışmak
Bazı çalışanlar sürekli fazla
mesai yapar. Mesai bitiminde herkes çıkarken onlar ofiste kalır. Bunun pek çok
nedeni olabilir: işlerini yetiştirememek, kapasitelerinin üzerinde görev
üstlenmek, ek gelire ihtiyaç duymak, patronun gözüne girmek istemek veya
işkolik olmak. Ama nedeni ne olursa olsun, sürekli fazla mesai sürdürülebilir
değildir. Yorgunluk arttıkça her saat başına yapılan iş azalır, hatalar
çoğalır, iş ile özel hayat arasındaki denge bozulur.
İşkoliklik basitçe çok
çalışmaktan farklıdır. İşkolik kişi işini bitirse bile çalışmaya devam etme
ihtiyacı duyar, çalışmadığında suçluluk ve huzursuzluk hisseder. Ailesine,
sağlığına ve dinlenmesine ayırması gereken zamanı işe kaydırır. Paradoks şudur:
İşkolikler çok çalışır ama çoğu zaman daha verimli çalışmaz. Yorgunluk
yaratıcılığı ve karar verme yeteneğini köreltir.
Molasız çalışmak da aynı
yanılsamaya dayanır. Hiç ara vermeden çalışınca daha çok iş yapacağımızı
sanırız. Oysa beyin belirli bir süre sonra yorulur, dikkat dağılır, hatalar
artar. Molalar zaman kaybı değil, zamanı verimli kullanmanın bir parçasıdır.
Bir iş yerinde birileri sürekli
fazla mesai yapıyorsa bu sadece o çalışanın zaman yönetimi sorunu değildir; iş
yükünün, süreçlerin ve görev tanımlarının yanlış planlandığının da işaretidir.
Kurumsallaşmamış bir şirkette çalışıyorsanız, görev tanımlarınız belirsizse,
birkaç kişinin yapacağı işleri tek başınıza üstlenmişseniz, üstüne bir de hayır
demeyi ve delege etmeyi bilmiyorsanız, ne kadar çok çalışırsanız çalışın işler
birikir. Patronun gözünden düştüğünüz yetmezmiş gibi özel hayatınızdan da SOS
sinyalleri gelmeye başlar.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Fazla mesaiyi istisna yapın, kural değil. Yoğun
dönemlerde ara sıra geç kalmak normaldir. Her gün kalıyorsanız nedenini bulun:
Plansızlık mı, önceliklendirme hatası mı, aşırı iş yükü mü?
•
İş yükünüzü yöneticinizle konuşun. Sürekli
yetişemiyorsanız bunu açıkça söyleyin. Sorun sizde değil, iş yükünün
dağılımında olabilir.
•
Mesainin bir bitiş saati olsun. Çıkış saatinize
alarm kurun. Bitmeyen işleri ertesi günün listesine yazın ve çıkın.
•
Düzenli molalar verin. Her 60-90 dakikada bir
5-10 dakikalık kısa bir mola verin. Kalkın, yürüyün, pencereden dışarı bakın,
su için. Öğle arasını masanızda yemek yiyerek geçirmeyin.
•
Molalar da ölçülü olsun. Molasız çalışmak nasıl
zaman kaybettiriyorsa, sık sık verilen uzun sigara molaları ve bitmeyen kahve
sohbetleri de zaman kaybettirir.
•
İşkolikliğin farkına varın. Tatildeyken bile
e-postalarınıza bakmadan duramıyorsanız, iş dışında hiçbir şeyden keyif
alamıyorsanız bir durup düşünün. Gerekirse bu konuda profesyonel destek alın.
Yöneticiyseniz: Sürekli
fazla mesai yapan çalışanlarınızı övmek yerine nedenini sorun. İş yükünü,
süreçleri ve beklentileri gözden geçirin. Sürekli fazla mesai kısa vadede bir
çözüm gibi görünse de uzun vadede hem çalışana hem de şirkete pahalıya mal
olur.
24. Formsuzluk ve Yanlış Enerji Kullanımı
Yetersiz uyku, kötü beslenme ve
hareketsizlik enerjinizi düşürür. Formsuz bir çalışan işlere başlamakta
zorlanır, daha yavaş çalışır, dikkati kolay dağılır ve sık hastalanır. Uzun
süre aynı pozisyonda oturmaktan kaynaklanan bel ve boyun ağrıları ile göz yorgunluğu
da iş akışını keser. Sık ve fazla alkol tüketimi ise ertesi günün verimini
doğrudan düşürür.
Enerjiniz yerinde olsa bile onu
yanlış kullanabilirsiniz. Herkesin gün içinde zihinsel olarak en keskin olduğu
saatler vardır; çoğu insan için bu saatler sabahtır. Bu değerli saatleri
e-postalara, dosyalamaya ve sosyal medyaya harcayıp en zor işleri enerjinin
düştüğü öğleden sonraya bırakmak büyük bir zaman tuzağıdır. Zor işler yorgun
zihinle daha uzun sürer, daha çok hata içerir ve gözümüzde daha da büyüyerek
ertelenir.
Nasıl
başa çıkabilirsiniz?
•
Uykunuza öncelik verin. 7-8 saat uyuyun, her gün
aynı saatte yatıp kalkmaya çalışın. Uykudan çalınan zaman, ertesi gün
fazlasıyla geri alınır.
•
Düzenli hareket edin. Haftada birkaç gün
yürüyüş, spor veya egzersiz yapın. İş gününüzün içine de kısa yürüyüşler koyun.
•
Dengeli beslenin. Ağır öğle yemekleri öğleden
sonrayı uykulu geçirmenize neden olur. Öğünlerinizi hafif tutun, gün içinde su
için. Kahveyi ölçülü tüketin; akşama doğru içilen kahve uykunuzu bozabilir.
•
En verimli saatlerinizi bulun. Birkaç hafta
boyunca gün içindeki enerji ve odak seviyenizi gözlemleyin. Sabahçı mısınız,
akşamcı mı?
•
Zor işleri zirve saatlerinize koyun. En zor, en
önemli ve en çok düşünme gerektiren işlerinizi enerjinizin en yüksek olduğu
saatlere yerleştirin ve bu saatleri koruyun.
•
Rutin işleri düşük enerji saatlerine bırakın.
E-posta yanıtlama, dosyalama ve rutin idari işler gibi az düşünme gerektiren
işleri enerjinizin düştüğü saatlere kaydırın.
Fiziksel sağlığınıza ayırdığınız
zaman, işte kaybedeceğiniz zamanı fazlasıyla telafi eder. Sağlıklı bir beden;
daha zinde bir zihin, daha yüksek enerji, daha iyi odak ve daha az hastalık
demektir.
Son Söz
Zaman hırsızlarıyla başa çıkmak
onların farkına varmakla başlar. Bu makalede anlattığım hırsızların hepsi
herkeste aynı ölçüde bulunmaz. Kiminizi erteleme, kiminizi kesintiler, kiminizi
hayır diyememek zorluyordur. Önce sizin zamanınızı en çok hangilerinin
çaldığını bulun.
Bunun en iyi yolu bir süre
(örneğin bir hafta) zaman günlüğü tutmaktır. Gün içinde yarım saatlik
dilimlerle ne yaptığınızı, sizi neyin böldüğünü, neyi ertelediğinizi yazın.
Hafta sonunda günlüğünüze baktığınızda en büyük üç hırsızınızı rahatlıkla
görürsünüz. Sonra bu makalede o hırsızlar için önerdiğim yöntemlerden size
uyanları seçin ve birkaç hafta boyunca uygulayın. Hepsiyle aynı anda savaşmaya
çalışmayın; birini yendikten sonra diğerine geçin.
Bu konuda yöneticinize
danışmaktan da çekinmeyin. Zaman yönetimi performansınız hakkında geri bildirim
isteyin ve zayıf noktalarınızı birlikte belirleyin. Çalışanlarına zaman
yönetimi becerisi kazandırmak da iyi bir yöneticinin görevlerinden biridir.
Zaman yönetiminin genel
çerçevesi, hedef belirleme ve önceliklendirme yöntemleri, özel hayatta zaman
yönetimi ve patronlara önerilerim için Zaman
Yönetimi makalemi; öğrencilere yönelik önerilerim için de Öğrenciler
İçin Zaman Yönetimi makalemi okuyabilirsiniz.
Not 1: Sevmediğiniz bir
işte çalışmaya devam etmek de bir zaman hırsızıdır. Sevebileceğiniz bir işte
keyifle ve istekle çalışmak, o işte uzmanlaşmak varken, sevmediğiniz bir işte
çalışmak zamanınızı kötü kullanmaktır. İçsel motivasyonun olmadığı yerde iş
sürünür, odaklanmak zorlaşır. Elbette kimse faturalarını düşünmeden işini
bırakamaz. Ama bu durumu kader olarak da görmeyin. Sevdiğiniz veya
sevebileceğiniz işin ne olduğunu düşünün, o iş için gereken becerileri
kazanmaya bugünden başlayın ve geçişinizi planlayın. Gününüzün üçte birini
yıllarca sevmediğiniz bir işte geçirmeyin.
Not 2: Bu makale yapay
zekadan (AI) yardım alarak revize edilmiştir.