15 Ocak 2025 Çarşamba

Patron Neden Mali Veriden Uzak Durur?

“Patronlar ve Mali Veriler” adlı üç yazılık serinin birincisi

 

Şirket büyütmek ya da ayakta tutmak, artık sadece iyi ürün üretmekle veya iyi hizmet vermekle olmuyor. Mali tablolarını okuyamayan, nakit akışını planlayamayan, kârlılığını ölçemeyen bir patron işletmesinin geleceğine yön veremez; sadece bugününü kurtarır.

 

Finansal verileri anlamadan şirket yönetmek, gözleri bağlı araba kullanmaya benzer. Yol düz gittiği sürece bir şey olmaz. Viraj geldiğinde iş değişir.

 

Bu yazı, “patron hangi tabloya bakmalı” sorusunun cevabı değil. Ondan bir önceki soruyu soruyor: Patron neden bakmıyor? Çünkü tecrübem şunu gösteriyor: neye bakılacağını anlatmadan önce neden bakılmadığını konuşmak gerekiyor. Serinin ikinci yazısında dört temel tabloyu ve patronun bakacağı satırları, üçüncü yazısında oranları, KPI’ları ve bütçeyi ele alacağım.

 

Patron gününü neyle geçiriyor?

Patronlar genellikle satışlara (alınan siparişlere, kesilen faturalara), gelen paraya (tahsilatlara), alacaklara ve yapılacak ödemelere odaklanır. Pek çoğu gününü ödeme denkleştirmekle geçirir.

 

Yirmi yılı aşkın saha gözlemime göre KOBİ patronlarının mesaisinin yarısından fazlası şu üç işe gidiyor: para bulmak, tahsilat kovalamak, alacaklılarla ve bankalarla konuşmak. Geriye kalan zamanda işini geliştirmeye, yenilik yapmaya, sektörünü ve rakiplerini incelemeye, müşteri beklentilerini anlamaya sıra gelmiyor.

 

İşin acı tarafı şu: Patron bu üç işi, mali veriye bakmadığı için yapıyor. Nakit akışını önceden görebilseydi, o günü kurtarma telaşının büyük kısmı ortadan kalkacaktı. Yani mali veriye vakit ayıramamasının sebebi, mali veriye vakit ayırmamış olması. Kısır döngü tam olarak budur ve bu döngü kendiliğinden kırılmaz.

 

Üç patron profili

1. Esnaf (mikro işletme sahibi)

Mali veri takibini nakit bazlı yapar. Alacağına ve borcuna odaklanır, defterden takip eder, derinine inmez. Günü kurtardıysa daha fazlasına gerek duymaz. Biraz düzenli olanı Excel’de carilerinin (müşteri ve tedarikçi hesaplarının) cirolarına da bakar; kime çok satmış, kimden çok almış, bir göz gezdirir.

 

Mali müşaviri vardır. Kestiği ve aldığı faturaları ona gönderir, ne kadar KDV ve stopaj çıktığını öğrenir, öder. Gelen ve giden faturaların eksiksiz gönderildiğinden ve eksiksiz işlendiğinden emin olmak gibi bir kaygısı yoktur. Geçici vergisini ve kurumlar vergisini de öder; ama o vergiyi doğuran beyannameyi hiç görmez.

 

Burada asıl kayıp ödenen vergi değil, görülmeyen bilgi. O beyannamenin içinde, şirketinin o dönem nasıl performans gösterdiğini anlatan iki tablo vardır: bilanço ve gelir tablosu. Esnaf bu iki tabloya sahip olduğunu bile bilmez.

 

2. KOBİ Patronu

Orta ölçekli firmalarda da mali veri bilinci beklenenin çok altındadır. Gözlemime göre KOBİ’lerin yaklaşık yarısı, mali veriyle ilişkisi bakımından hâlâ esnaf düzeyindedir. Diğer yarısının büyük kısmı finansal veriye önem verir, ama bu metodik ve derinlikli bir odaklanma değildir. Nakit durumu, ciro, kâr-zarar gibi yüzeysel göstergelerle yetinilir; oran analizi, trend analizi ve bütçeleme gibi konulara vakit ayrılmaz.

 

KOBİ’lerin muhasebecisi veya muhasebe departmanı vardır ama muhasebe daha çok “vergi takipçisi ve beyannameci” olarak konumlandırılır. Raporlama, denetim ve karar süreçlerine muhasebe sokulmaz. Çoğu KOBİ muhasebecisini yalnızca KDV, muhtasar, SGK beyannameleri, evrak düzeni, bordro ve işe giriş-çıkış işlemleri için kullanır. Muhasebeci “kanuni yükümlülükleri yerine getiren kişi” olarak algılanır; hatta zaman zaman “vergi dairesinin şirket içindeki temsilcisi” gibi görülür.

 

3. Büyük Firma Patronu

Büyük firmaların yönetim kurulu başkanları veya CEO pozisyonundaki patronları genelde mali verilerle düzenli ilgilenir; bu ilgi yönetim raporları, finansal tablolar, nakit akış analizleri ve KPI’lar üzerinden yürür. Ama “büyük” olmak otomatik olarak bilinç getirmiyor. Cirosu yüksek pek çok işletmenin patronu da mali veriyle KOBİ, hatta esnaf düzeyinde ilişki kurar. Mali veriler yalnızca “bir şeyler kötü gittiğinde” gündeme gelir. Veriye değil sezgiye dayalı, tepkisel ve kısa vadeli kararlar alınır. Vergi odaklı düşünce, gerçek performans analizinin önüne geçer.

 

Bilinçli olanı ise farklıdır. Hangi mali veriye bakacağını, muhasebesinden ve yöneticilerinden hangi raporu talep edeceğini bilir. Raporları düzenli inceler. Bizzat ERP’ye girip raporların doğruluğunu teyit eder. Mali verinin sağlıklı çıkabilmesi için ERP’ye doğru giriş yapılmasının ne kadar kritik olduğunu bilir. Dashboard’dan özet göstergeleri izler; bir anomali gördüğünde detaya inmeyi bilir. Muhasebeyle birlikte maliyet kontrol sistemi kurar, nakit akış projeksiyonu yapar, vergi planlamasına zaman ayırır. Böyle bir şirkette muhasebeci “finansal koç” gibi çalışır ve işletme performansına doğrudan katkı verir.

 

Üç profile de bakınca ortaya çıkan sonuç şu: Aradaki fark ölçek değil, talep. Patron sormayınca rapor doğmuyor.

 

Bir parantez: Sezgi neden artık yetmiyor?

İş hayatında kırkıncı yılını dolduran, bilançosunu hiç eline almamış patronlar tanıdım. Bu insanlar akılsız değil; aksine, sezgileriyle çok para kazanmışlar. Sorun şu ki sezginin çalıştığı ortam değişti.

 

Sezgi; az sayıda değişkenin olduğu, rakiplerin de aynı yöntemle çalıştığı, enflasyonun ve kurun tahmin edilebilir olduğu bir ortamda işe yarar. Bugün rakibiniz kılı kırk yarıp veriyi analiz ederken, siz sadece cari bakiyelere bakarak aynı yerde duramazsınız. Şirketinizi kurumsallaştıramaz, kurumsal raporlama düzeyine çıkaramaz, dolayısıyla ciddi finansmana, ciddi ortağa ve ciddi büyümeye ulaşamazsınız.

 

Not: Kurumsal raporlama düzeyi derken BOBİ FRS’yi kastediyorum: “Büyük ve Orta Boy İşletmeler için Finansal Raporlama Standardı”. Bu bir şirket ölçeği değil, bir raporlama standardıdır; bağımsız denetime tabi olup TFRS uygulamayan işletmeler bu standarda göre raporlar. Buraya çıkmak, şirketinizin mali verisinin sadece size değil, dışarıya karşı da güvenilir hale gelmesi demektir.

 

Para artık pahalı: Sezgiyle borçlanma devri bitti

Paranın ucuz ve bol olduğu dönemlerde mali veri hatası yapmak şirketi batırmayabilirdi; yüksek kârlar veya ucuz krediler operasyonel hataları örterdi. Ancak yüksek enflasyon ve yüksek faiz ortamında nakit akışını günden güne hesaplayamayan bir işletmenin ayakta kalma şansı yoktur. Bugün sermaye maliyeti bu kadar yüksekken, bir haftalık nakit açığını önceden göremeyip son gün pahalı finansmana koşmak, sezgiyle değil ancak körleşmeyle açıklanabilir.

 

İki taraflı sorun: Muhasebeci de kendini böyle görüyor

Patron muhasebecisini beyannameci olarak görüyor; hoş, muhasebeci de kendini pek farklı görmüyor. Kendisini; irsaliye düzenleyen, fatura kesen, gelen faturaları kayda alan, belgeleri biriktirip mali müşavire gönderen, bankacılık işlemi yapan, kasa tutan kişi olarak tanımlıyor. Oysa muhasebenin işi çok daha stratejiktir.

 

Patronlar biraz bilgili muhasebecilerine genellikle şu tip sorular sorar: “Şu fatura ne zaman kesilmeli?”, “Bu harcamayı gider yazar mıyız?”, “Kâr dağıtırsak ne olur?” Hepsi meşru sorulardır, ama hepsi işlem sorusudur; hiçbiri karar sorusu değildir. Böyle olunca muhasebeci “sorulursa cevap veren kişi” olarak kalır, stratejik katkı veremez.

 

Bu tablonun değişmesi için iki tarafın da adım atması gerekir: patronun doğru soruyu sormayı öğrenmesi, muhasebecinin de danışmanlık rolünü üstlenmeye hazır olması. Firmaların büyük bölümü muhasebecisini potansiyelinin çok altında kullanıyor. Oysa iyi kullanılan bir muhasebeci sadece ceza önleyen değil, kârlılık üreten bir yol arkadaşıdır. Yazının sonunda, bu ilişkiyi değiştirecek soruların listesini vereceğim.

 

Tek bir reçete yok: Sektörünüzün kör noktası neresi?

Mali veriden uzak kalmanın bedeli her sektörde aynı ödenmez.

·         Üretim yapıyorsanız: Sizin kör noktanız birim maliyet ve firelerdir. Bilançoya bakmayan imalatçı patron, gerçekte zararına ürettiği ürünü “en çok satan ürünüm” sanıp fabrikada çark döndürebilir.

·         Perakende veya e-ticaretteyseniz: Sizin kör noktanız stok devir hızı ve marj erimesidir. Rafta veya depoda yatan malın finansman maliyetini hesaplamayan patron, cirosu artarken nakdinin neden bittiğini anlayamaz.

·         İnşaat veya proje işi yapıyorsanız: Sizin kör noktanız hakediş-maliyet uyumsuzluğu ve tamamlanma yüzdesidir. Projenin kârını ancak bittiğinde öğrenen müteahhit, zararı da ancak bittiğinde öğrenir (geri dönüşü olmayan noktada).

·         Hizmet sektöründeyseniz: Sizin kör noktanız adam/saat maliyeti ve tahsilat süresidir. Personelinin boşta geçen saatini maliyet olarak görmeyen hizmet patronu, kapasitesinin yarısıyla çalışırken tam kapasite fiyatlandırma yapar.

 

Kısacası, mali veriden uzak durmak sadece “para kaybettirmez”; hangi sektördeyseniz sizi tam da o sektörün en zayıf karnından vurur.

 

Ön muhasebe mi yapıyorsunuz, genel muhasebe mi?

Pek çok şirketin muhasebesi “ön muhasebe” kapasitesindedir; pek azı “genel muhasebe” yapabilir. Aradaki fark, sizin ne kadar hızlı ve ne kadar güvenilir veri alabileceğinizi doğrudan belirler.

·         Ön muhasebe, işlemlerin ilk kez kaydedildiği ve belgelendirildiği süreçtir. Günlük ve rutin finansal işlemlerin takibi, belgelerin düzenlenmesi ve organize edilmesi üzerine kuruludur; daha az teknik muhasebe bilgisi gerektirir.

·         Genel muhasebe, ön muhasebeden gelen veriyi kullanarak yevmiye ve kebir kayıtlarını yapar, mizan düzenler, beyannameleri hazırlar, mali tabloları oluşturur ve yasal raporlama yükümlülüklerini yerine getirir. Yani ön muhasebe, genel muhasebenin veri kaynağıdır.

 

Türkiye’de pek çok firmada genel muhasebeyi şirketin kendi elemanı değil, dışarıdaki mali müşavir yapar. Ön muhasebeci belgeleri toplar, açıklamalarını yazar, mali müşavire gönderir. Sonuç şu zincir olur:

·         Muhasebeciniz yevmiye kaydı yapmayı bilmez.

·         Dolayısıyla kebir ve mizanın nasıl oluştuğunu bilmez.

·         Dolayısıyla mizanda bir anomali gördüğünde size gösteremez.

·         Dolayısıyla ay içinde ne olup bittiğini kimse bilmez; siz de ancak beyanname döneminde ve gecikmeli olarak öğrenirsiniz.

 

İşte patronun mali veriden uzak kalmasının en somut teknik sebebi budur. Veri şirketin içinde üretilmiyor; dışarıda üretiliyor ve size dönmüyor.

 

Bu tabloyu değiştirmenin yolu muhasebecinizi işten çıkarmak değil, kapasitesini yükseltmektir: ERP’nin muhasebe modülünü kullanmayı öğrenmesi, yevmiye kaydını kendisinin girmesi, ay sonunda mizanı kendisinin alıp incelemesi. Bunu yapabilen bir muhasebe departmanı mali müşavirinizi de serbest bırakır. Mali müşaviriniz kayıt memuru olmaktan çıkar; vergi planlaması, teşvik fırsatları, ceza riskini önleme ve mali sağlık önerileri gibi asıl katma değerli işlere zaman ayırır.

 

Muhasebe ile finans aynı şey değildir

Orta ve büyük ölçekli firmalarda muhasebenin yanında bir de finans bölümü vardır. Bunlar birbirine yakın çalışsa da odakları farklıdır:

·         Muhasebe geçmişi kaydeder ve raporlar. Şirketin finansal tarihini doğru tutar.

·         Finans geleceği planlar ve yönetir. Kaynakları yönetir, değer yaratmaya odaklanır.

 

Muhasebe, finans için gerekli olan güvenilir veriyi sağlar. Finans ise bu veriyi yorumlayarak “nasıl daha iyi para kazanırız”, “nereye yatırım yapmalıyız”, “riski nasıl azaltırız” sorularına cevap arar. Küçük şirketlerde her iki işi tek kişi veya tek ekip üstlenir; bu normaldir. Anormal olan, finans işinin hiç yapılmamasıdır.

 

Finansın başlıca sorumlulukları şunlardır:

·         Nakdin düzenli akmasını sağlamak. Geleceğini gördüğü nakit darlığını önceden karşılamak için fon yaratır: alacakları tahsil eder, müşteriden avans alır, nakit artırıcı kampanya kurgular, borç veya kredi temin eder, gerekirse atıl duran varlıkları nakde çevirir.

·         Bütçeyi hazırlamak ve takip etmek. Bütçe; finansın liderliğinde ve koordinatörlüğünde, üst yönetimin stratejik yönlendirmesi ve onayıyla, tüm departmanların kendi bölüm bütçelerini hazırlayarak katkı verdiği kolektif bir çalışmadır. Finans bütçeyi tek başına yazmaz; yazdırır, birleştirir, tutarlılığını denetler ve sonra uyulup uyulmadığını izler.

·         Fiyatlandırma. Perakende satış fiyatları ile müşteri gruplarına uygulanacak indirim ve iskontolar finansın sorumluluğundadır. Detaylı fiyatlandırma çalışması sonucunda şirket kâr üretebilmelidir. Bu da ancak bütçe varsa mümkündür: önce gelir-gider hedefleri konur, oradan hissedarı tatmin edecek kâr hedefi çıkar, fiyat da bu hedefe göre kurulur.

 

Buraya bir uyarı ekleyeyim: Fiyatı satış departmanının belirlediği şirketlerde marj erir. Satışçı doğal olarak satmak ister ve indirim onun elindeki en kolay araçtır. Fiyat ve iskonto yetkisinin (hatta müşteri kredi limitlerini belirleme ve ürün sevkiyat izni yetkilerinin) finansta olması, satışçıyı kısıtlamak için değil, şirketi korumak içindir.

 

SMMM ve YMM: kiminle, ne için çalışıyorsunuz?

Türkiye’de işletmelerin mali, vergisel ve finansal işlemlerini mevzuata uygun şekilde yürüten, denetleyen ve raporlayan iki tür meslek mensubu vardır. Pek çok patron aradaki farkı bilmez:

·         SMMM (Serbest Muhasebeci Mali Müşavir): Şirketin günlük muhasebe, vergi ve mali işlemlerini yürütür. Şirketin “mali işler sorumlusu” gibidir. Vergi Usul Kanunu, Türk Ticaret Kanunu ve ilgili mevzuat gereği birçok şirket için SMMM ile çalışmak yasal bir zorunluluktur.

·         YMM (Yeminli Mali Müşavir): Bu işlemlerin doğru yapılıp yapılmadığını denetler, tasdik eder ve devlet kurumlarına karşı resmi güvence sunar. “Dış denetçi” gibi çalışır; tasdik raporlarını imzalama yetkisi vardır. YMM olabilmek için en az 10 yıl SMMM olarak çalışmak ve YMM sınavını geçmek gerekir.

 

YMM ile çalışmak her firma için zorunlu değildir; KDV iadesi, yatırım teşvik belgesi kapatma, kurumlar vergisi tasdiki gibi belirli işlemlerde devreye girer.

 

Şunu net bilin: SMMM’niz size mevzuatı uygular, YMM’niz sizi denetler. Hiçbiri sizin yerinize karar vermez. Yönetim kararı patronundur. Mali müşavirinize “bana ne yapmam gerektiğini söyle” demek yerine, “bana şu tabloları hazırla, ben yorumlayacağım” diyebildiğiniz gün ilişki doğru zemine oturur.

 

Asıl kör nokta: Kayıt dışılık

Buraya kadar anlattığım her şey bir varsayıma dayanıyor: kayıtlarınızın gerçeği yansıttığı varsayımına. Türkiye gerçeğinde bu varsayım çoğu zaman geçerli değil.

 

Kayıt dışı işlem (faturasız satış, faturasız alım, kayıt dışı işçi çalıştırma … vb) kısa vadede nakit rahatlığı sağlıyor gibi görünür. Uzun vadede yaptığı şey ise şudur: şirketinizin göstergelerini bozar. Yani mali veriye bakmak isteseniz bile bakacak sağlam veriniz kalmaz. Somut sonuçları:

·         Gerçek kâr-zararınızı bilemezsiniz. Gelir ve giderler eksik yansıdığı için tablolar yanıltıcı olur; muhasebeciniz size sağlıklı rapor veremez.

·         Alacaklarınızı takip edemezsiniz. Faturasız satışın kaydı yoktur; kaydı olmayan alacağın yaşlandırması da olmaz.

·         Bütçe yapamazsınız. Gerçek olmayan bir geçmişin üzerine gelecek kurulamaz.

·         Kredi limitiniz düşer. Bankalar bilanço bazlı kredi verir. Kârınızı küçük gösterdiğinizde kredi kapasiteniz de küçülür. Vergiden kaçındığınızı sandığınız tutarın kaç katı finansman maliyeti ödediğinizi bir hesaplayın.

·         Şirketinizin değeri hesaplanamaz. Belgelenmiş ciro, kâr ve varlık eksiktir. Ortak bulmakta, yatırımcıyı ikna etmekte zorlanırsınız. Kurumsallaşma veya halka arz gibi hedefler imkânsız hale gelir.

·         Cezalar. Vergi ziyaı cezası, gecikme faizi, kaçakçılık suçu kapsamına giren fiillerde adli yaptırımlar… Bunların büyüklüğünden hiç bahsetmiyorum.

 

Ve en beklenmedik sonuç: Dolandırılırsınız

Bu maddeyi ayrı bir başlık yaptım, çünkü patronların en az beklediği ama en sık başına gelen şey budur. Maliyeyi kandırdığınızı düşünürken, kandırılan siz olabilirsiniz:

·         Faturasız satışlarınızın tahsilatını kötü niyetli bir çalışanınız veya ortağınız yapıp cebe atabilir. Kaydı olmadığı için fark etmeniz aylar sürer, ispatlamanız neredeyse imkânsızdır.

·         Stoklarınızın kayıt dışı olduğunu bilen çalışan, o stoktan ufak ufak aşırabilir. Sayım tutmaz; ama zaten hangi rakamla tutmayacağını da bilemezsiniz.

·         Faturasız mal alan müşteriniz ödemeyi geciktirebilir, hatta malı aldığını inkâr edebilir. İspat yükü sizdedir ve elinizde belge yoktur.

 

Kısacası kayıt dışılık kısa vadede “kâr” gibi görünür; uzun vadede işletmenin itibarını, sürdürülebilirliğini ve büyüme potansiyelini yok eder. Ve en önemlisi: bu yazının konusu olan mali veriyi baştan anlamsız hale getirir. Kayıt dışı çalışan bir şirkette “mali veriye odaklanma” tartışması yapılamaz, çünkü ortada odaklanılacak veri yoktur.

 

Bir de şunu ekleyeyim: %100 resmi çalışarak başarılı olmak, kayıt dışı çalışarak başarılı olmaktan çok daha zordur. Asıl meydan okuma budur ve bu meydan okumayı kazanan patronlar kendilerini gerçekten başarılı sayabilirler.

 

Kayıt dışılıktan çıkış: gerçekçi bir yol haritası

Bir günde her şeyi resmiye çevirin” demek kolay ama uygulanabilir değil. Kimse bunu yapamaz; geçmiş stok, geçmiş kasa ve geçmiş cari bakiyeler buna izin vermez. Gerçekçi olan kademeli geçiştir. Önerdiğim sıra şudur:

1.       Önce görün. Muhasebenizden veya mali müşavirinizden, kayıt dışı işlemleri de içeren bir “yönetim bilançosu” ve “yönetim gelir tablosu” isteyin. Bu resmi tablo değildir, kimseye verilmez, sadece sizin içindir. Amaç şirketinizin gerçek performansını ve bu performansın zaman içinde nasıl değiştiğini görmektir. Bu tablo aynı zamanda hedefinizi de gösterir: resmi tablolarınızın zaman içinde bu tabloya yaklaşması gerekir.

2.       Aradaki farkı ölçün. Yönetim tablosu ile resmi tablo arasındaki fark, kayıt dışılığınızın büyüklüğüdür. Bu farkı ciroya oranlayın. Cironuzun %30’u kayıt dışıysa bunu bir günde kapatamazsınız; ama üç yılda kapatabilirsiniz. Ölçmediğiniz bir şeyi küçültemezsiniz.

3.       Girişten başlayın, çıkıştan değil. Alışlarınızı faturalandırmak, satışlarınızı faturalandırmaktan hem daha kolaydır hem daha az direnç görür. Üstelik faturalı alış, faturalı satışı zorunlu kılar; sistem bir süre sonra kendi kendini düzeltmeye başlar.

4.       Yeni müşteri ve yeni ürünleri baştan resmi kurun. Eski alışkanlıkla gelen müşteriyi dönüştürmek zordur; yeni ilişkiyi en baştan tam faturalı kurmak ise kolaydır. Böylece kayıt dışı oranınız, siz özel bir çaba göstermeseniz bile büyüme sayesinde düşer.

5.       Fiyatınızı yeniden kurun. Kayıt dışı çalışan firmaların fiyatı, ödemedikleri vergi kadar düşüktür. Resmiye geçerken fiyatı buna göre yeniden hesaplamazsanız marjınız erir ve geçiş yarıda kalır. Bu yüzden geçiş, aynı zamanda bir maliyet ve fiyatlandırma çalışması gerektirir. (Bunu serinin üçüncü yazısında ele alacağım.)

6.       Personeli tam bildirin. Kayıt dışı işçilik, bir iş kazası veya işten çıkış davası anında şirketin başına gelebilecek en pahalı kalemdir. Diğer maddeleri erteleseniz bile bunu ertelemeyin.

 

Not: Bu geçişi mutlaka mali müşavirinizle birlikte planlayın. Geçmiş dönem düzeltmeleri, stok, kasa ve ortaklar cari hesabı düzeltmesi gibi konularda zaman zaman dönemsel yasal imkânlar çıkabiliyor. Bunları takip etmek mali müşavirinizin işidir; sormak sizin.

 

Muhasebecinize sormanız gereken 12 soru

Bir muhasebeciyi “beyannameci”likten çıkarmanın en hızlı yolu, ona farklı soru sormaktır. Bugünden itibaren sorabileceğiniz sorular:

1.       Bu ayın mizanını alabilir miyim? Geçen aya göre farkı en büyük üç hesap hangisi ve neden?

2.       Bu ay hangi gider kalemi normalin üzerinde? Sebebi ne?

3.       Bugün itibarıyla toplam alacağımız ne kadar? Bunun ne kadarı vadesi geçmiş?

4.       En büyük 10 müşterimiz toplam alacağın yüzde kaçını oluşturuyor?

5.       Şu anda kaç günlük nakdimiz var? Önümüzdeki dört haftada nakit açığımız çıkıyor mu?

6.       Geçen yılın aynı ayına göre brüt kârımız arttı mı, azaldı mı? Yüzde olarak ne kadar?

7.       Stokta altı aydır hiç hareket görmemiş kalemlerin toplam değeri ne kadar?

8.       Bu dönem geçici vergi beyannamemizin bir kopyasını alabilir miyim?

9.       Ortaklardan alacaklar hesabımızda bakiye var mı? Ne kadar ve neden?

10.   Döviz cinsinden ne kadar borcumuz, ne kadar alacağımız var? Net pozisyonumuz açık mı?

11.   Yararlanabileceğimiz ama yararlanmadığımız bir teşvik, istisna veya indirim var mı?

12.   Şu an bir vergi incelemesine girsek, en riskli konumuz ne olurdu?

 

Bu on iki sorunun tamamına net cevap alabiliyorsanız, muhasebeniz genel muhasebe kapasitesindedir ve iyi durumdasınız. Yarısına cevap alamıyorsanız sorun muhasebecinizde değil, kurgudadır.

 

Kendinizi test edin

Aşağıdaki cümlelerden kaçı sizin için doğru?

1.       Son üç ayın bilançosunu ve gelir tablosunu gördüm.

2.       Geçici vergi beyannamemin bir kopyası bende var.

3.       Şirketimin bugünkü toplam alacağını yaklaşık olarak biliyorum.

4.       Önümüzdeki dört haftada nakit sıkışıklığı yaşayıp yaşamayacağımı biliyorum.

5.       Hangi ürünümün en kârlı olduğunu (en çok satanı değil) biliyorum.

6.       Bu yıl için yazılı bir bütçem var.

7.       Geçen ay bütçeyi hangi kalemlerde aştığımı biliyorum.

8.       Muhasebecim ben sormadan düzenli rapor gönderiyor.

9.       Kayıt dışı işlem oranımı yaklaşık olarak biliyorum ve azaltmak için bir planım var.

10.   Şirketimin bugünkü değerini yaklaşık olarak söyleyebilirim.

 

·         8-10 doğru: Mali veriyle ilişkiniz sağlıklı. Bu serinin üçüncü yazısı size hitap edecek.

·         4-7 doğru: Temeliniz var ama sistematik değil. İkinci yazıdan başlayın.

·         0-3 doğru: Şirketinizi büyük ölçüde sezgiyle yönetiyorsunuz. Bu, bugüne kadar işe yaramış olabilir; yarına yetmez.

 

Özetle

Patron mali veriden şu sebeplerle uzak durur:

·         Günü kurtarma telaşı, geleceği planlama vaktini yer.

·         Muhasebeyi “beyannameci” olarak konumlandırmıştır; muhasebeci de kendini öyle görür.

·         Genel muhasebe şirketin dışında yapıldığı için veri şirketin içinde üretilmez, dolayısıyla patrona dönmez.

·         Finans işi hiç yapılmamaktadır; bütçe, fiyatlandırma ve nakit projeksiyonu boşta kalır.

·         Kayıt dışılık, bakılacak veriyi daha en baştan bozar.

 

Bunların hiçbiri kader değil; hepsi kurgu meselesi. Kurgu değişince veri gelir, veri gelince karar değişir, karar değişince sonuç değişir.

 

Serinin ikinci yazısında dört temel tabloyu (mizan, bilanço, gelir tablosu, nakit akış tablosu) ve bir patronun bu tablolarda tam olarak hangi satırlara bakması gerektiğini ele alacağım. Üçüncü yazıda ise tablodan karara geçeceğiz: oranlar, KPI’lar, bütçe ve varyans analizi.

 

Not: Tüm bunlar ve daha fazlası “PATRONLARIN ODAKLANMASI GEREKEN MALİ KONULAR” başlıklı eğitimimde mevcuttur. Eğitim Başvurusu: bilgi@referansnoktasi.com