5 Temmuz 2017 Çarşamba

Pazarlama Bütçesi Nasıl Belirlenir

 

Bu konuya bir yazımda “daha sonra ayrıntılı eğileceğim” demiştim. Borcumu ödeme vaktim geldi.

 

Pazarlama bütçesi, bir işletmenin 4P'nin dördü üzerinde yaptığı toplam harcamadır. Yani sadece reklam ve tanıtım değil; ürünü geliştirmek, fiyatı yönetmek ve ürünü müşterinin eline ulaştırmak için harcanan her kuruş.

 

Bu bütçe; iskontodan alacakların finansal maliyetine, pazar araştırmasından ürün geliştirme giderlerine, dağıtım giderlerinden raf bedellerine, dijital reklamlardan (Google, sosyal medya) geleneksel medyaya (TV, radyo, billboard), içerik üretiminden etkinlik sponsorluklarına, halkla ilişkiler çalışmalarından pazarlama araçlarının abonelik ücretlerine kadar çok geniş bir yelpazeyi kapsar.

 

Türkiye'de pazarlama bütçesi çoğu firmada bir rakam değildir, bir artıktır. Yıl sonunda oturulur, ciro tahmin edilir, maliyetler çıkarılır, patronun beklediği kâr ayrılır ve geriye ne kalırsa pazarlamaya verilir. Kalmazsa da verilmez. Bu yönteme literatürde “karşılanabilir bütçe yöntemi” deniyor; ben buna “ne kalırsa yöntemi” diyorum. Ve dünyada en çok kullanılan yöntem olduğu gibi, en yanlış yöntemdir de.

 

Bu yazımda önce bütçenin nasıl belirleneceğini, sonra da asıl kimsenin konuşmadığı meseleyi, yani o bütçenin 4P arasında nasıl paylaştırılacağını anlatacağım.

 

1. Baştan bir yanlışı düzeltelim: Pazarlama bütçesi, tanıtım bütçesi değildir

Türkiye'de “pazarlama bütçesi” denince akla reklam, dijital, fuar ve katalog gelir. Yani sadece 4P'nin dördüncüsü. Diğer üç P'nin harcamaları ya başka departmanların bütçesine yazılmıştır ya da hiçbir bütçede görünmez.

 

Halbuki pazarlama bütçesi, dört P'nin toplam harcamasıdır. Şöyle bakın:

4P

Bu P'nin altına giren harcama kalemleri

Ürün

Ür-Ge ve ürün geliştirme, numune ve kalıp, ambalaj tasarımı ve baskı klişesi, test ve sertifikasyon, ürün fotoğrafı ve teknik doküman, garanti ve
satış sonrası servis maliyeti

Fiyat

Baz ve ekstra iskontolar, miktar iskontosu, vadenin finansman maliyeti, ciro primi ve rebate, kampanya indirimleri, fiyat ve değer araştırması

Dağıtım

Satış ekibi ve bayi teşkilatı geliştirme, raf ve teşhir bedelleri, mağaza içi malzeme, bayi toplantısı ve eğitimi, e-ticaret altyapısı ve pazaryeri komisyonu, bulunurluk denetimi

Tanıtım

Reklam ve medya, dijital reklam ve SEO, halkla ilişkiler, fuar, sponsorluk, katalog ve içerik üretimi, sosyal medya ve iş birlikleri, ajans hizmet bedeli

 

 

Şimdi dikkatinizi asıl meseleye çekeyim: Bu tablodaki en büyük kalem, hemen her firmada Fiyat satırındaki iskontodur. Ve neredeyse hiçbir firma onu pazarlama bütçesine yazmaz. Çünkü muhasebede o kalem gelir tablosunun tepesinde, “satış iskontoları” satırında oturur ve bir gider gibi görünmez.

 

Bir örnek vereyim. Yıllık 100 milyon TL brüt ciro yapan bir firma düşünün. Ortalama iskonto oranı %18 olsun. Bu, yılda 18 milyon TL'lik bir iskontodur ve net satış (ciro) 82 milyon TL yapar. Diyelim ki bu firma pazarlama harcamalarına 8,2 milyon TL harcamış olsun. Herkesin alıştığı gibi söyleyecek olursak bu firmanın pazarlama bütçesi %10'dur. Oysa liste fiyatlarından yapılan indirimler de (yani iskontolar) bir pazarlama aracıdır (4P'nin Price ayağı). Müşteriyi almaya ikna etmek için verdiğimiz 18 milyon TL'yi ne yapacağız? Bunu hiç mi dikkate almayacağız? Hiç mi hesaplarımıza katmayacağız?

 

Oysa 100 milyon TL brüt ciroda satış ekibi 18 milyon TL indirim yapacağına 15 milyon TL indirim yapmış olsa, aradaki 3 milyon TL doğrudan net kâra yazılır. Öyleyse pazarlama departmanının buna çözüm bulması, yani iskontoları düşürmeye çalışması gerekmez mi? Buna kafa yorması ve projeler geliştirmesi gerekmez mi? Öyleyse müşteriye bırakılan bu prim (iskonto) pazarlama bütçesinin bir kalemi olarak düşünülmelidir.

 

Eğer benim dediğim gibi düşünürsek bu firmanın pazarlama bütçesi 18 + 8,2 = 26,2 milyon TL'dir. O zaman pazarlama bütçesi de brüt cironun %26,2'sidir. Ayrıca pazarlama bütçesinin (26,2 milyon TL) %68,7'si de (18 milyon TL) iskonto bütçesi demektir.

 

Burada birinin itiraz edeceğini biliyorum: “İskonto harcama değil ki, gelirden düşülen bir kalem.” Muhasebe açısından doğru, yönetimsel olarak yanlış. İskonto, karşılığında bir şey satın aldığınız bir bedeldir: raf, sipariş, sadakat, tahsilat hızı, bölge münhasırlığı. Karşılığında ne aldığınızı yazılı olarak bilmiyorsanız o iskonto değil, sadece kayıptır.

 

İskonto en büyüğü, ama tek gizli kalem değil. Aşağıdakiler de hiçbir pazarlama bütçesinde görünmez, ama hepsi pazarlama harcamasıdır:

·         Numune, deneme ürünü ve teşhir malzemesi

·         İade ve garanti maliyeti

·         Ücretsiz kargo ve nakliye desteği

·         Satış ekibinin aracı, yakıtı, konaklaması

·         Bayi seyahatleri, ağırlama ve hediyeler

·         Teşhirde eskiyen, modası geçen ve zararına elden çıkarılan mallar

·         Uzayan vadenin finansman maliyeti

 

Bunları bir kez toplayın. Büyük ihtimalle reklam bütçenizden büyük çıkacaktır.

Kural bir: İskontonuzu bütçeleyene kadar pazarlama bütçesi yaptığınızı sanmayın.

 

2. Bütçeyi belirlemenin beş yöntemi

Dünyada kullanılan beş yöntem var. Beşini de kısaca eleştireyim.

·         Bir: Ne kalırsa yöntemi. Yukarıda anlattım. Bu yöntemde pazarlama bütçesi, firmanın kârlılığının sonucu olur. Halbuki pazarlama bütçesi kârlılığın sebebi olmalıdır. Sebep ile sonucu ters çevirdiğiniz için, işler kötüye gittikçe bütçe azalır, bütçe azaldıkça işler daha da kötüye gider. Kendi kuyruğunu yiyen yılandır.

·         İki: Ciro yüzdesi yöntemi. En yaygın ikinci yöntem. Kolaydır, tartışmayı bitirir, patronu rahatlatır. Ama bir kusuru vardır: Genelde geçen yılın cirosu üzerinden hesaplanır. Yani satışınız düştüğünde bütçeniz de düşer; oysa bütçeye tam da o zaman ihtiyacınız vardır. Bu yöntemi kullanacaksanız hesabınızı geçen yılın gerçekleşen cirosuna değil, gelecek yılın hedef cirosuna bağlayın.

·         Üç: Rakip eşitleme yöntemi.Rakip ne harcıyorsa biz de o kadar harcayalım.” Bu yöntem, rakibinizin ne yaptığını bildiğini varsayar. Emin misiniz? Üstelik rakibinizin maliyet yapısı, marjı, kanal karması ve hedefi sizinkinden farklıdır. Rakibin bütçesi bir kıyas verisidir, bir karar dayanağı değil.

·         Dört: Hedef-görev yöntemi. Doğru olan budur. Önce hedefi koyarsınız (“yardımsız bilinirliği %12'den %18'e çıkaracağım”, “bayi sayısını 180'den 240'a taşıyacağım”), sonra bu hedefe ulaşmak için yapılması gereken işleri sıralarsınız, sonra da her işin fiyatını yazıp toplarsınız. Bütçe, o toplamdır. Zahmetlidir ama savunulabilir tek yöntem budur; çünkü her kalemin karşısında bir hedef vardır.

·         Beş: Bütçe odaklı yöntem. Elinizde harcamak zorunda olduğunuz bir bütçe vardır (kira, maaş, amortisman, hedeflenen kâr) ve fiyatınızı bu bütçeyi karşılayacak şekilde kurarsınız. Bütçe tarafında da mantık aynıdır: Pazarlama bütçesi, hedeflenen kârı bozmayacak azami rakamdır.

 

Benim tavsiyem bunlardan ikisini birden kullanmanızdır. Tavanı ciro yüzdesiyle çizin, tabanı hedef-görev yöntemiyle hesaplayın. Hedef-görev hesabı tavanın altında kalıyorsa mesele yok. Üstüne çıkıyorsa iki seçeneğiniz var: Ya tavanı yükselteceksiniz, ya hedefi küçülteceksiniz. Yapmamanız gereken tek şey, hedefi olduğu gibi bırakıp bütçeyi kısmaktır. Türkiye'de en çok yapılan da tam olarak budur.

 

3. Peki yüzde kaç?

Herkesin sorduğu soru bu: Ciromuzun ne kadarını pazarlamaya ayırmalıyız?

 

Öncelikle bu soruya brüt ciro üzerinden değil, net ciro üzerinden cevap vereceğim. Yani iskonto bütçesi bu cevap için yok hükmünde. Çünkü okurların çoğu net ciro üzerinden cevabı duymak isteyecektir diye düşünüyorum. Bu yüzden iki kademeli bir bütçe tanımım var benim:

·         Operasyonel pazarlama bütçesi: Ürün, dağıtım, tanıtım ve fiyat yönetimi harcamaları. İskonto hariç.

·         Toplam pazarlama bütçesi: Operasyonel bütçe + iskonto.

Cevabım “operasyonel pazarlama bütçesi” üzerinden olacak. Cevabı vermeden önce bir uyarım daha var: Aşağıdaki oranlar danışmanlık pratiğimde gözlediğim aralıklardır, bir kanun değildir. Kendi sektörünüzün rakamını kendi verinizle doğrulayın.

 

Sektör

Ciroya Oranı

Not

Hızlı tüketim (gıda, içecek)

%5 – %12

Raf ve teşhir ağırlıklı

Kozmetik, kişisel bakım

%10 – %20

Marjı yüksek, tanıtım ağırlıklı

Dayanıklı tüketim, beyaz eşya

%3 – %6

Bayi teşkilatı ağırlıklı

Hazır giyim, perakende

%4 – %8

Mağaza ve teşhir ağırlıklı

Mobilya, ev tekstili

%3 – %6

Sezonluk yığılır

İnşaat, gayrimenkul

%2 – %4

Proje bazlı hesaplanır

B2B sanayi, makine, yan sanayi

%1 – %3

Fuar ve satış ekibi ağırlıklı

Hizmet (finans, sağlık, eğitim)

%3 – %8

İtibar ve referans ağırlıklı

E-ticaret, doğrudan tüketiciye satış

%8 – %20

Müşteri edinme maliyeti belirler

Yeni marka lansmanı (ilk 2 yıl)

%15 – %30

Zarar yazılır, yatırımdır

Not: Bu oranlar operasyonel bütçe içindir, iskonto hariçtir

 

Bu tabloyu kullanırken iki şeye dikkat edin.

·         Birincisi: Doğru payda ciro değil, brüt kârdır. Brüt kâr marjı %15 olan bir firma, cirosunun %10'unu pazarlamaya ayıramaz; ayırırsa batar. Pratik kural olarak pazarlama bütçenizi brüt kârınızın %10 ile %25'i arasında tutun. Marjınız yükseldikçe bu oranı yukarı çekebilirsiniz. Zaten kozmetikte oranın yüksek, sanayide düşük olmasının sebebi de budur; sektör farkı değil, marj farkıdır.

·         İkincisi: Yeni marka ile yerleşik marka aynı oranı kullanamaz. Yeni markanın ilk iki yılındaki pazarlama harcaması bir gider değil, bir kuruluş yatırımıdır. Onu makine yatırımı gibi düşünün ve amortismanını üç yıla yayın. Aksi halde ikinci yılın sonunda tabloya bakıp “bu marka tutmadı” dersiniz; halbuki daha yatırımınızı bitirmemişsinizdir.

 

4. Peki hiç param yoksa?

Yukarıdaki tabloyu görüp “bunlar bize göre değil” diyen okurlarımı duyar gibiyim. Türkiye'deki firmaların önemli bir kısmının pazarlamaya ayıracak kayda değer bir bütçesi yok. Onlara da bir sözüm olsun.

 

Bütçeniz sıfıra yakınsa, harcayacağınız her kuruşu şu öncelik sırasına göre harcayın:

·         Bir: Bulunurluk. Müşterinizin uzanabileceği yerde misiniz? Değilseniz reklamın hiçbir anlamı yok. Bulunurluk bedava değildir ama reklamdan ucuzdur ve etkisi anında görülür.

·         İki: Ürünün kendisi ve ambalajı. Rafta kendini anlatan bir ambalaj, sürekli çalışan ve bir daha para istemeyen bir reklamdır. Bir defa yapılır, yıllarca satar.

·         Üç: Mevcut müşteriye ikinci satış. Yeni müşteri bulmanın maliyeti, mevcut müşteriye ikinci kez satmanın kat kat üstündedir. Elinizdeki müşteri listesinden yılda kaç kez sipariş alıyorsunuz? Cevabınız “bir” ise, orada duran para var demektir.

·         Dört: Referans ve ağızdan ağıza. Memnun müşteriden referans istemek bedavadır ama istemeyi kimse akıl etmez. Her memnun müşteriye “tanıdığınız birine tavsiye eder misiniz” diye sormayı bir sürece bağlayın.

·         Beş: Halkla ilişkiler. Sektör dergisi, yerel basın, fuarda konuşmacı olmak, meslek odasında sunum yapmak. Bunların maliyeti zamandır, para değil.

·         Altı: Ve en son, reklam. Yukarıdaki beşini yapmadan reklama giren firma, delik kovaya su taşır.

 

Ama şunu da açıkça söyleyeyim: Sıfır bütçeyle yapılamayacak tek şey markalaşmadır. Marka zaman ve para ister; bunun kestirmesi yoktur. Yukarıdaki altı adım markalaşmanın yerine geçmez, sadece o günü hazırlar.

 

5. Asıl mesele: Bütçeyi 4P'ye dağıtmak

Operasyonel pazarlama bütçenizi belirlediniz diyelim. Şimdi onu dört P arasında bölüştüreceksiniz. Bu bölüşüm sektöre, kanal yapınıza ve markanızın olgunluğuna göre değişir. Danışmanlık yaptığım firmalarda gözlediğim tipik dağılımlar şöyle:

Bütçe
Kalemi

B2B Sanayi
Firması

Yerleşik
Tüketim
Markası

Perakende
Zinciri

İnternetten

Satan Yeni
Marka

Ürün

%30

%15

%10

%20

Fiyat

%25

%35

%30

%20

Dağıtım

%30

%30

%40

%25

Tanıtım

%15

%20

%20

%35

Toplam

%100

%100

%100

%100

 

Bu tabloda iskontoyu kasten dışarıda bıraktım. Çünkü içeri alsaydım Fiyat satırı diğer üç P'nin toplamını geçer, tablo okunamaz hale gelirdi. Zaten anlatmaya çalıştığım da tam olarak bu: Pazarlamanızın en büyük kalemi, hiçbir tabloda görünmeyen kalemdir.

 

Bir de şunu fark edin: Dört sütunun hiçbirinde Tanıtım en büyük kalem değil. En yüksek olduğu yerde bile üçte bir civarında. Ama Türkiye'deki firmaların neredeyse tamamı yalnızca o satıra “pazarlama bütçesi” diyor. Yani bütçenin dörtte üçü, bütçe olduğu bilinmeden harcanıyor.

 

Sütunlar arasındaki farkların mantığını da açıklayayım:

·         B2B sanayide Ürün payı yüksektir, çünkü orada rekabet ürünün kendisi üzerinden yürür. Numune, kalıp, test, sertifikasyon ve teknik doküman gerçek birer pazarlama harcamasıdır. Tanıtım payı ise düşüktür; müşteri sayısı az olduğu için kitlesel mecraya ihtiyaç yoktur.

·         Yerleşik tüketim markasında Fiyat payı şişer, çünkü zincir marketlerin raf, kampanya ve prim talebi bütçenin üçte birinden fazlasını yer. Bu payı kısmanın tek yolu markayı güçlendirmektir. (Bkz: Fiyat Savaşlarının Galibi Olmaz)

·         Perakende zincirinde Dağıtım hakimdir, çünkü orada mağazanın kendisi hem kanal hem mecradır. Vitrin, teşhir, mağaza içi malzeme ve konum kirası pazarlamanın ta kendisidir.

·         İnternetten satan yeni markada Tanıtım öne çıkar, çünkü bayi teşkilatı yoktur; markanın kendisi dağıtım kanalını ikame etmek zorundadır. Ama dikkat edin, orada bile Tanıtım bütçenin sadece üçte biridir.

 

6. Tanıtım bütçesini kendi içinde nasıl böleceksiniz?

Diyelim tanıtıma ayırdığınız payı belirlediniz. Şimdi onu da ikiye ayırmanız gerekiyor: marka inşası ve satış aktivasyonu.

 

İngiliz araştırmacılar Les Binet ve Peter Field, otuz yıllık kampanya verisini analiz edip meşhur 60/40 kuralını çıkardılar: Tanıtım bütçesinin yaklaşık %60'ı uzun vadeli marka inşasına, %40'ı kısa vadeli satış aktivasyonuna ayrılmalı. B2B'de bu oran yarı yarıya dengeleniyor.

 

Türkiye'deki gerçeğimiz ise bu orandan çok uzak. Benim gözlemim, bizde dağılımın 10/90 civarında olduğu yönünde. Yani tanıtım parasının neredeyse tamamı bugün satmaya çalışan işlere gidiyor: indirim günü, bayi kampanyası, sepet promosyonu, performans reklamı. Marka inşasına ayrılan pay pek çok firmada tam olarak sıfır.

 

Sonucu da her yıl aynıdır: Aynı cirodaki satışı yapabilmek için biraz daha fazla indirim vermek zorunda kalırsınız. Marka inşa etmeyen firma, her yıl kendi marjından borçlanarak satış yapar.

 

Kural iki: Tanıtım bütçenizin en az yarısını, bu ay satmayacak işlere ayırın.

 

7. ROAS, CAC ve LTV yalanları

Son yıllarda dijitalleşmeyle birlikte dilimize pelesenk olan üç tane havalı kısaltma var: CAC (Customer Acquisition Cost / Müşteri Edinme Maliyeti), LTV (Life Time Value / Müşteri Yaşam Boyu Değeri) ve ROAS (Return on Ad Spend / Reklam Harcaması Getirisi).

 

Ajanslar ve dijital pazarlamacılar bu harfleri yan yana getirip patronların önüne harika sunumlar koymayı çok severler. “Patron, ROAS oranımız 5x!” derler. Yani “Reklama 1 TL yatırdık, 5 TL ciro getirdik.” Kulağa muazzam geliyor, değil mi?

 

Gelmeyin bu oyuna.

 

Birincisi; ROAS bir pazarlama başarısı değildir, sadece bir kampanya metriğidir. ROAS size kasaya giren net parayı değil, brüt ciroyu gösterir. Marjı %20 olan bir iş yapıyorsanız ve ROAS’ınız 4 ise, reklam panosunda yeşil rakamlar görürsünüz ama arka tarafta her satışta cebinizden para çıkarırsınız.

Bunu bir kez hesaplayın, bir daha unutmazsınız. Formülü basit: Başabaş ROAS = 1 ÷ brüt kâr marjı

Brüt Kâr Marjınız

Başabaş ROAS

%20

5,0

%25

4,0

%33

3,0

%40

2,5

%50

2,0

 

Yani marjınız %20 ise, ROAS'ınız 5'in altındaki her kampanya size para kaybettiriyordur. Ajansınız 4'lük ROAS'ı başarı diye sunarken siz zarar ediyorsunuzdur. Bu yüzden ajansınıza ROAS hedefini siz verin; o size vermesin.

 

İkincisi; CAC hesaplarken ajanslar sadece medya harcamasını hesaba katar. “Bir müşteriyi 100 TL'ye kazandık” derler. Yalan. O müşteriyi kazanmak için çalışan ajansın faturası, yazılım lisansı, içerik üreten ekibin maaşı, verilen numuneler nereye gitti? Gerçek CAC, dijital panodaki “Harcanan Tutar / Müşteri Sayısı” değildir. Gerçek CAC; Tanıtım ve Dağıtım altına yazdığınız tüm operasyonel pazarlama bütçesinin, o dönem kazanılan toplam net müşteri sayısına bölünmesidir.

 

Üçüncüsü; LTV hesabı Türkiye gibi belirsizliği yüksek pazarlarda tehlikeli bir temennidir. “Biz bu müşteriyi ilk satışta zararına kazandık ama gelecekte 3 yıl boyunca bizden alışveriş yapacak, LTV/CAC oranımız 4 olacak” avuntusu, sermayesi kısıtlı firmaları batırır. Geleceğin belirsiz olduğu bir pazarda, bugünün nakdini gelecekte varsayımsal kazanılacak müşteri değerine gömemezsiniz.

 

Kural üç: Dijital metrikleri ajans ekranından değil, kendi gelir tablonuzdan okuyun. CAC hesaplarken toplam pazarlama bütçenizi, LTV hesaplarken de net nakit akışınızı baz alın. Ekrandaki ROAS'a bakan patron, kasadaki nakdin nereye buharlaştığını hiçbir zaman anlayamaz.

 

8. Örnek bir bütçe tablosu

Şimdi anlattıklarımı tek tabloda toplayalım. Birinci bölümdeki firmayı hatırlayın: Brüt cirosu 100 milyon TL, iskontosu %18, net cirosu 82 milyon TL, pazarlama harcaması 8,2 milyon TL. Bu firma yerleşik bir tüketim markası olsun ve brüt kâr marjı %40 olsun; yani net ciro üzerinden 32,8 milyon TL brüt kâr ediyor.

 

Operasyonel pazarlama bütçesi olan 8,2 milyon TL, brüt kârının tam %25'ine denk geliyor. Yani tavsiye ettiğim aralığın üst sınırında. Bu firmanın bütçesi cömerttir ama sınırdadır; bir kuruş daha artırırsa kârından yemeye başlar.

 

Bu bütçeyi 4P'ye dağıtalım. Yukarıdaki tabloda “Yerleşik Tüketim Markası” sütununu kullanıyorum:

Bütçe Kalemi

Tutar (TL)

Net Ciroya Oranı

Karşılığında Beklenen Sonuç

Ürün

1.230.000

%1,50

3 yeni ürün, 2 ambalaj yenileme

Fiyat yönetimi

2.870.000

%3,50

Ortalama tahsilat 75 güne inecek

Dağıtım

2.460.000

%3,00

Bayi sayısı 180'den 240'a çıkacak

Tanıtım

1.640.000

%2,00

Yardımsız bilinirlik %12'den %18'e

OPERASYONEL TOPLAM

8.200.000

%10,00

Brüt kârın %25'i

 

Tanıtım kalemindeki 1.640.000 TL de kendi içinde ikiye ayrılır: 984.000 TL marka inşasına, 656.000 TL satış aktivasyonuna.

 

Şimdi bu tabloyu iskonto bütçesiyle birlikte, iki kademeli olarak gösterelim:

Kalem

Tutar (TL)

Oran

Brüt ciro (liste fiyatlarıyla)

100.000.000

İskonto bütçesi

18.000.000

Brüt cironun %18'i

Net ciro

82.000.000

Operasyonel pazarlama bütçesi

8.200.000

Net cironun %10'u

TOPLAM PAZARLAMA BÜTÇESİ

26.200.000

Brüt cironun %26,2'si

 

Dikkat edin: Bu firma yılda 26,2 milyon TL pazarlama harcıyor. Bunun sadece 1,64 milyonu, yani %6'sı reklamdır. Ama patrona “pazarlama bütçeniz ne kadar” diye sorsanız size 1,64 milyonu söyleyecektir. Kalan 24,5 milyon TL, bütçe olduğu bilinmeden harcanmaktadır.

 

Bir de tabloların en önemli sütununu atlamayın: sonuncusunu. Her bütçe kaleminin karşısında ölçülebilir bir hedef var. Karşılığında hedef yazılmayan bir bütçe kalemi, bütçe değil harçlıktır. Yıl sonunda o kalemin işe yarayıp yaramadığını tartışamazsınız, çünkü neye yarayacağını baştan yazmamışsınızdır.

 

9. Bütçeyi aylara nasıl dağıtacaksınız?

Yıllık bütçeyi kurdunuz. Şimdi onu on iki aya yayacaksınız ve burada Türkiye'de neredeyse herkesin yaptığı bir hata var: Bütçeyi satış eğrisine göre dağıtmak.

 

Bütçe, satışın yapıldığı aya değil, satın alma kararının verildiği aya dağıtılır. Mobilyacı eylülde satar, ama tüketici o kararı ağustosta verir. Klima temmuzda satılır, ama insan ilk sıcakta, mayısta karar verir. Okul çantası eylül başında satılır, karar ağustosun ikinci yarısında verilir. Bütçesini satış eğrisine göre dağıtan firma, her yıl treni kaçırdıktan sonra para harcar.

 

İki kural daha:

·         Bütçenin tamamını yılın içine yaymayın. %10 ile %15 arasında bir payı kenarda tutun. Buna manevra payı diyorum. Rakip beklenmedik bir hamle yapar, bir fırsat çıkar, bir kriz patlar; o parayı o gün için saklarsınız. Manevra payı olmayan firma, yıl ortasında olan bitene sadece seyirci kalır.

·         Sezon dışı ayları tamamen boş bırakmayın. Marka inşası tam da o aylarda ucuzdur; çünkü rakipleriniz sahayı terk etmiştir. Sezonda herkes bağırırken sesinizi duyurmak pahalı, sessizlikte konuşmak ucuzdur.

 

Kural dört: Bütçenizi satışın olduğu aya değil, kararın verildiği aya koyun.

 

10. Bütçeyi yıl içinde nasıl izleyeceksiniz?

Bütçe yapmak işin kolay tarafı. Zor tarafı, yıl boyunca ona sadık kalmaktır.

 

Üç araç öneriyorum:

·         Aylık gerçekleşme tablosu. Dört sütun yeter: bütçe, gerçekleşen, aylık sapma, yılbaşından bugüne kümülatif sapma. Her ay bir sayfa. Bu tabloyu tutmayan firma, parayı harcadığını ancak yıl sonunda fark eder.

·         Çeyreklik revizyon. Yılda bir kez yapılan bütçe, mart ayında gerçeklikten kopmuş olur. Her çeyrek sonunda bütçeyi hedeflerle birlikte gözden geçirin. Hedef tutmuyorsa bütçeyi değil, önce hedefi tartışın.

·         Kalemler arası aktarım kuralı. Bu en önemlisi. Türkiye'de bütçe kalemleri arası para aktarımı hep aynı yöne akar: marka inşasından satış aktivasyonuna. Ay sonu geldi, hedef tutmuyor, satış müdürü bir kampanya istiyor; para nereden bulunur? Reklam kaleminden. Bu kuralı yazılı hale getirmeyen firma, yıl sonunda bütçesinin tamamını indirime harcamış olur. Benim önerdiğim kural nettir: Marka inşası kaleminden satış aktivasyonuna aktarım yapılamaz. Tersi serbesttir.

 

Bir de yıl sonunda bir bütçe kapanış toplantısı yapın. Her kalemin karşısına yazdığınız hedefi açın ve tek tek sorun: Ulaşıldı mı? Ulaşılmadıysa sebep bütçe miydi, uygulama mıydı, yoksa hedefin kendisi mi yanlıştı? Bu toplantıyı yapmayan firma, gelecek yılın bütçesini de aynı yanlışlarla yapar.

 

11. Bütçe yaparken düşülen yedi hata

·         İskontoyu bütçeye yazmamak. En büyük kalem gözden kaçıyor. Yılda bir kez gelir tablonuzdaki iskonto satırını pazarlama bütçenizin yanına koyup ikisini karşılaştırın.

·         Bütçeyi geçen yılın cirosuna bağlamak. Gelecek yılın hedefine bağlayın. Bütçe geçmişin sonucu değil, geleceğin aracıdır.

·         Bütçeyi tek satır yazmak. “Pazarlama: 8.200.000 TL” diye yazılan bir bütçe, ilk sıkışmada tamamen kesilir. Kalem kalem yazılan bir bütçenin ise ancak bazı kalemleri kesilebilir.

·         Yıl içinde ilk kesilen kalem yapmak. Nakit sıkıştığında ilk kesilen hep tanıtımdır, çünkü kesilince hiçbir şey durmaz. Fabrika çalışmaya, kamyon çıkmaya devam eder. Ama tanıtımın kesilmesinin faturası altı ay sonra gelir ve o zaman sebebini kimse hatırlamaz.

·         Bütçeyi TL olarak sabitlemek. Medya, dijital reklam, yurtdışı fuar ve yazılım kalemlerinin önemli bir kısmı dövizlidir. Kur hareket ettiğinde bütçeniz siz farkında olmadan küçülür. Bu kalemleri döviz olarak bütçeleyin veya adete bağlayın: “şu kadar TL” değil, “şu kadar fuar, şu kadar erişim, şu kadar bayi ziyareti”.

·         Bütçenin karşılığında hedef koymamak. Yukarıda anlattım. Hedefsiz bütçe savunulamaz, savunulamayan bütçe kesilir.

·         Bütçe yetkisini pazarlamaya vermemek. Bütçeyi patron yapıyor, harcamayı satış müdürü yönlendiriyor, sorumluluğu pazarlama müdürü taşıyorsa o firmada bütçe yoktur; niyet vardır. (Bkz: Satış mı, Pazarlama mı?)

 

12. Bütçenizi patrona nasıl kabul ettireceksiniz?

Pazarlama müdürlerinin en çok şikâyet ettiği konu budur: “Bütçemi onaylatamıyorum.”

 

Yıllardır gözlemliyorum, reddedilen bütçelerin çoğu rakamı büyük olduğu için değil, karşılığı belirsiz olduğu için reddediliyor. Patron 8 milyon TL'ye hayır demiyor; ne alacağını bilmediği 8 milyon TL'ye hayır diyor.

 

Bu yüzden masaya bütçe götürmeyin, teklif götürün. Teklifin üç sütunu olsun: harcayacağınız rakam, karşılığında taahhüt ettiğiniz ölçülebilir sonuç ve o sonucun cirodaki tahmini karşılığı. Üçüncü sütunu yazamıyorsanız o kalemi bütçeden çıkarın; zaten savunamayacaksınız.

 

Bir de bütçenizi tek parça sunmayın. Üç senaryo hazırlayın: asgari, hedef ve iddialı. Her senaryonun karşısına ulaşacağı sonucu yazın. Patronunuza rakam değil, seçenek sunmuş olursunuz. Seçenek sunulan insan reddetmez, seçer.

 

İşte size bir ödev

Gelir tablonuzu açın ve “satış iskontoları ve indirimler” satırını bulun. Yanına da bu yılki pazarlama bütçenizi yazın.

 

Büyük ihtimalle birincisi ikincisinin birkaç katıdır. Şimdi kendinize şu soruyu sorun: O büyük rakamın karşılığında ne aldığımı yazılı olarak biliyor muyum? Cevabınız hayırsa, pazarlama bütçenizi artırmanıza gerek yok; sadece zaten harcadığınız parayı bütçelemeye başlamanız yeterli.

 

İkinci ödev: Bu yıl tanıtıma harcadığınız her kalemi iki kutuya ayırın. Birinci kutu bu ay satmayı hedefleyen işler, ikinci kutu iki yıl sonra satmayı hedefleyen işler. İkinci kutu boşsa, gelecek yılın satışını bugünden kaybetmişsiniz demektir.

 

Üçüncü ödev: Geçen yılın pazarlama harcamalarını aylara dağıtın, yanına da satışlarınızın aylık dağılımını koyun. İki eğri üst üste biniyorsa, paranızı kararın verildiği ayda değil, satışın olduğu ayda harcıyorsunuz demektir.

 

Son söz

Pazarlama bütçesi, firmanın geleceğine ayırdığı paydır. Bu yüzden onu belirleme yöntemi, firmanın geleceğe ne kadar inandığının da ölçüsüdür.

 

“Ne kalırsa” diyen firma, geleceğe bugünün artığı kadar inanıyor demektir. Zaten o firmalarda pazarlama bütçesi tartışması her yıl aynı cümleyle biter: “Bu yıl idare edelim, seneye bakarız.” Seneye de aynı cümle kurulur.

 

Bütçesi olmayan pazarlama, planı olmayan yolculuktur. Nereye varacağınızı bilmiyorsanız, hangi yakıtla gideceğinizi tartışmanın da bir anlamı yoktur.

 

Bu yazıyla ilgili daha önce yazdığım makaleler:

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2013/01/sats-m-pazarlama-m.html

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2012/12/buyume-plan.html

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2011/02/fiyat-savaslarnn-galibi-olmaz.html

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2010/11/sirketiniz-neden-zararda.html

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2010/06/fiyat-belirlemek.html

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2009/08/olcemedigini-yonetemezsin.html

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2009/04/karllasmak-icin-markalas.html

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2008/05/neden-pazarlama-departman-kurmalsnz.html

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2006/11/pazar-arastrmasnn-onemi.html

·         https://muratsaylan.blogspot.com/2006/09/skysa-pazarlama.html



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder